Türkiye’nin tarikat ve cemaat haritası

Türkiye’nin tarikat ve cemaat haritası !!!!
(AS: Bizim kapsamlı katkımızı yazının altındadır..)

İşte Türkiye’nin tarikat ve cemaat haritası !!!!

ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak 15 Temmuz 2016 hain FETÖ kalkışmasından sonra mercek altında olan tarikat ve cemaatlerin günümüzdeki son haritasını çıkardık. Türkiye’de hangi tarikatlar ve cemaatler vardır? İşte ayrıntıları.

  • Türkiye’de saymakta zorlanacak ölçüde çok tarikat ve cemaat vardır.

Bunlardan en etkili olan ve *içinden birçok cemaatin çıktığı Nakşibendi tarikatıdır.*

*Nakşibendilik* ismi ile anılan tarikatın asıl teorisyeni Abdulhalik-ıl Güjdevani’dir. Tarikata adını veren ve onu bir ekol durumuna getiren ise Muhammed Bahauddin Şah-ı Nakşibendi’dir. “Nakış yapan” anlamına farsça bir sözcüktür. Nakşibend ise, Nakşibendi mürşidlerinin, kalbi dünyadan ahirete bağladığı düşünüldüğü kuramına dayanır. Tarikatın isim babası ve kurucusu Muhammed Bahauddin 1319-1389 arasında Türkistan’da yaşamıştır.

*Tarikatları* sırayla yazacak olursak beli başlıları şunlar:

  1. Nakşibendi tarikatı
  2. Kadiri tarikatı
  3. Mevlevi tarikatı
  4. Halveti tarikatı
  5. Rufai tarikatı
  6. Melami veya Bayrami tarikatı
  7. Sühverdiye tarikatı
  8. Çeşti tarikatı
  9. Şazeliye tarikatı
  10. Hizb-ut Tahrir
  11. Galibiler (Kadiri-Rufai tarikatı ekolünden gelen bir cemaat olmalarına karşın kendilerini tarikat ilan eden tek cemaattir.)

Tarikatlar zaman içinde bölünerek içlerinden birçok cemaat çıkartmıştır. Kimi cemaatler büyüklüğü ve etkinliği ile tarikatların önüne geçmiş ayrı bir tarikat gibi algılanmaya başlanmıştır. Buna en önemli örnek Nurcular’dır. Nurcular aslında Nakşibendi tarikatındandır. Ancak sayıları ve etki alanları dikkate alındığında içlerinden başka cemaatlerin de çıktığı bir tarikat görümüne dönüşmüştür.

*NURCU TARİKATLARI*

*Nurcuların içinden çıkan* *cemaatler* *şunlardır:*

1-Fetullah Gülen cemaati (Daha sonra (FETÖ) Fetullahçı Terör Örgütü olduğu anlaşıldı)
2-İlim yayma cemiyeti.
3-Kırkıncı hocacılar cemaati
4-Yeni Asyacılar grubu
5-Yeni nesilciler grubu
6-Aczimendiler (Müslüm Gündüz)
7-Meşveretçiler
8-Medzehra gurubu
9-Zehra vakfı
10-Okuyucular (Kurtoğlu gurubu )
11-Yazıcılar
12-Sungurcular grubu
13-Medrese alimleri vakfı
14-Şalvarlı efe cemaati
15-Hayrat cemaati
16-Norşin dergahı (Şeyh Nurettin mutlu)

Bunların yanında ayrıca (Adnan Oktar) Adnan hocacılar, Mustazaflar, Furkancılar (Furkan Vakfı- Alparslan Kuytul) gibi cemaatler de var.

*Türkiye’de günümüzde faal olan tarikatlar ve onların içinde çıkan cemaatler şunlardır,*

*NAKŞİBENDİ TARİKATLARI*

Nakşibendi tarikatını 2 gruba ayırabiliriz. Birincisi Nakşibendi tarikatı ekolüne bağlı kalan cemaatler, öbürü de Nakşibendi ekolünden gelmesine karşın ayrı bir tarikat gibi ekol oluşturan Nurcular. (Nurcuların cemaatlerini yukarıda vermiştik.)

*1-Nakşibendi tarikatı*

1. Menzilciler, (Adıyamancılar, Gavsçılar ve Semerkand Vakfı)
2. İskenderpaşa cemaati
3. İsmailağa cemaati ( İhvancılar ve Cübbeli Ahmet Hoca)
4. Süleymancılar
5. Hazneviler ( Şeyh İzzetin grubu)
6. Yahyalı cemaati ( Kayseri grubu)
7. Erenköy cemaati
8. Tufancılar
9. Kıbrısiler ( Şeyh Nazım Kıbrisi )
10. Zilan cemaati
11. Reyhaniler
12. Hacegan cemaati
13. Işıkçılar (İhlas- Enver Ören grubu)
14. Arvasiler
15. Akfırat cemaati
16. Halidiye
17. Şeyh Muhammed Nayır Erzincani
18. Bilvanis grubu

*2-KADİRİ TARİKATI – KADİRİLER-*

Kadiriler Abdulkadir Geylani’nin öğretilerini benimseyen ve etkin olan bir tarikattır.

2-1- Galibiler.
2-2 -İcmalciler(Haydar Baş)
2-3-Tillocular
2-4-Muhammediye
2-5-Halisiye
2-6-Üveysler
2-7-Şeyh Osman cemaati
2-8-Zenbililer
2-9-Hüseyniler
2-10- Farukiler
2-11-Bilal-i Nadir.(Nadiriler)
2-12-Kesnizani
2-13-Şettariye

*3-HALVETİ TARİKATI*

Halvetilik, cehri zikir adı verilen ve ilahi isimlerin yüksek sesle tekrar edilmesi anlamına gelen zikir yöntemini kullanan bir tarîkattır. 14. yy’da kurulan tarikatın ülkemizde çok sayıda mensubu vardır ve tarikat birçok cemaate bölünmüştür

3-1-Cerrahiler
3-2-Uşşakiler
3-3-Şabaniye
3-4-Mısriyye
3-5-Ticaniler
3-6-Ruşeniye
3-7-İpek yolu gurubu
3-8-Sünbüliye
3-9-Nasuhiyye
3-10-İbrahimiye

*4-RUFAİ TARİKATI – RUFAİLER-*

İlk sufi tarikatlardan biri olan Rüfâiyye’nin kurucusu Ahmed er-Rüfâi’dir. Zikir sırasında vücutlarına şiş batırmakla bilinirler.

4-1-Kubbealtı cemaati
4-2-Çorum dergahı
4-3-Mehmet efendi cemaati
4-4-Maafiriler
4-5-Antakiler
4-6-Marufiler
4-7-Ayderussiyye
4-8-Sayyadiye
4-9-Zeyniyye
4-10-Sebsebiyye
4-11-Kantaniye

*5-MELAMİ TARİKATI – BAYRAMİLER-*

Hacı Bektaş Veli ve Hacı Bayram Veli’nin öğretilerini benimseyen tarikat, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Osmanlı’nın kuruluş döneminde çok etkili olduysa da, devlet politikalarını tasvip etmediğinden ve sisteme karşı duruşundan ötürü yerini nakşibendilik, halvetilik gibi daha sistem odaklı tarikatlara bırakıp önemsizleşmiş, sindirilmiştir. Bildiğimiz tarikat silsilesi ve kurucusu yoktur. Türkiye’de Bayramiye tarikatı (Hacı Bayramı Veli) içinde bir kol olarak gelişmiştir.

5-1-Maşukiler
5-2-Aksarayiler
5-3-Edirneviler
5-4-Yakubi
5-5-Kabayiler
5-6-Kemaliler

*6-SÜHVERDİYYE TARİKATI*

Türkiye’de çok etkin olmayan ve sayıları az olan Bağdat kökenli tarikat halvetiler ile yakın ilişkilidir.

6-1-Zeyniyye

*7-ÇEŞTİYYE TARİKATI*

Türkiye’de çok etkin olmayan tarikatın kurucusu Seyyid Giyaseddin El Çişti’dir. Hindistan’da kurulan tarikatın günümüzde Türkiye’de sayıları çok azdır.

7-1-Sabiriye.
7-2-Nizamiyye.

*8-ŞEZALİYE TARİKATI*

Osmanlı Devleti döneminde özellikle Avrupa ve Balkanlarda çok etkin olan tarikat günümüzde etkinliğini yitirmiştir.

8-1-Simaviler
8-2-Çizmeciler
8-3-Aleviyye
8-4-Derkaviyye

*9-MEVLEVİ TARİKATI –MEVLEVİLER-*

Bir Anadolu tarikatıdır. Mevlana Celalettin Rumi’nin öğretilerine bağlı olan tasavvuf tarikatıdır.
****
Türkiye‘de Siyasal İslam’ın ve buna bağlı olarak siyasi partilerin oy deposu haline gelen tarikat ve cemaatlerin topluma din ve ahlak öğretisi vermekten çok uzak olduğu gözlemlenmektedir. Tarikat ve cemaatler yalnızca dini tanıtmak ve öğretmek için çalışsaydı  ülkede ne yolsuzluk, fuhuş ve ahlaksızlık bu denli artardı ne de 15 Temmuz yaşanırdı. Bu denli çok tarikat ve cemaatin olması dini bir kazanç rekabeti haline getirmiş. Tarikat kelime anlamı itibariyle “Tarik” “yol “demektir. Allah’a giden yolda cennet vaadi ile para ve şöhret kazanmak isteyen tarikatlara karşı dikkatli olunması gerekir.

Son yapılan operasyonlarla Furkan vakfı, Adnan Hoca gibi cemaatler denetim altına alındı. Süleymancılar da kurban ve kermes müdahalesi ile uyarı yapıldı.

Bir 15 Temmuz daha yaşamadan tarikat ve cemaatlerin denetim altına alınması gerekir.
=============================================
Dostlar,

Anayasa md. 174/3 aynen şöyledir :

  • 30 Teşrinisani 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun

Buna göre “Tekke ve Zaviyelerle Türbeler” 3 Kasım 1923’te kapatılmıştır.  

Günümüzdeki verili durum ise, açıkça Anayasaya aykırıdır ve günümüze dek siyasal iktidarların göz yumması, yer yer de destek vermeleri ile gerçekleşmiştir.

  • AKP, açıkça bir tarikatlar koalisyonudur!
Prof. Dr. Esergül Balcı‘nın çalışması dehşet verici ve son derece uyarıdır..

Mustafa Kemal Atatürk’ün konuya ilişkin uyarılarından birkaçı aşağıda :
  • “Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil; bilakis bu tip yapılar, din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil, yüz yıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki; bazı kişiler, bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirine düşeceklerdir.”

  • “Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur (sürekli alkışlar). Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için yeterlidir. Tarikat reisleri bu dediğim gerçeği bütün açıklığıyla anlayacak ve kendiliklerinden hemen tekkelerini kapatacak, müritlerinin artık erginliğe ulaştıklarını elbette kabul edeceklerdir.”

Belli ki Türkiye’yi dinciliği kullanarak perişan eden böylesi güruhlar var… ve bitmemişler… artmışlar… Ancak hedef yine Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından konmuştur :

  • “Türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. en doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır..”
Türkiye’nin hızla bu bataklıktan kurtarılması gerekiyor..
Zavallı çocuklarımız, insanlarımız, “şeyh” denen kimi meczup – mensuplar tarafından cinsel tacize bile uğramaktadırlar!
BADELEMEK” adı altında sapık şeyhlerle oral seks (ağızdan cinsel ilişki) ile başlayan kutsama (!?), takdis etme (!?), kimi erkeklerin eşlerini şeyhe sunmalarına, bu arada kapıda bekleme ve bunu din gereği sanmaları gibi inanılmaz ölçüde insanlık onurunu kıran ve aşağılayan örneklere dek uzanabilmiştir.
21. yy’ın ilk çeyreğinde, Türkiye’de böylesine olaylar yaşanması olağanüstü utandırıcıdır.
Geçtiğimiz yy’ın başında şan ve şerefle kurulan ve AYDINLANMAYI – ÇAĞDAŞ UYGARLIK DÜZEYİNE ERİŞMEYİ – AŞMAYI hedefleyen Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün emperyalizmi dize getiren onurlu ve örnek ülkesi Türkiye, bu ağır sefilliği asla hak etmiyor..
İşte Mustafa Kemal ATATÜRK karşıtlığı – düşmanlığı ve ülkemizi Batı emperyalizminin yönlendirmesi ile sözde din adına ALLAH ve KUR’AN ile ALDATMA, ulusumuzu böylesine olağanüstü ilkel – onursuz – rezil bir duruma düşürmüştür.
AYDINLANMACI – ATATÜRKÇÜ – UYGAR- DEMOKRAT – LAİK – BİLİMSEL.. bir siyasal iktidarile çıkılabilir bu bataktan.
AKP’nin dinci – gerici -tarikatlar koalisyonu iktidarında her geçen gün, bu karşıdevrimi durdurmayı daha da güçleştirmektedir.

Sevgi ve saygı ile. 06 Ekim 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

MEDRESE DÖNEMİ

MEDRESE DÖNEMİ

Prof. Dr. OĞUZ OYAN
SOL PORTAL 2019-29, 23.7.19

İki gün önce Cumhuriyet Gazetesi (21 Temmuz 2019) muhabir Ozan Cepni’nin haberini manşetten girmişti. Diyanet şemsiyesi altında ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) göz yummasıyla “medrese” adı verilen eğitim “kurumları” serbestçe faaliyetteydi. Nakşibendi tarikatının hâkim güç olduğu anlaşılan bu yapılar yalnızca Cumhuriyet’in temel yasalarından olan Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) yasasını çiğnememekte, aynı zamanda anayasaya da açıkça aykırılık oluşturmaktaydılar.

Üstelik bu Ortaçağ’a dönüş hamlesi salt Öğretim Birliğini zedelemekle kalmamaktaydı. Eğer göz yummalar sürerse, şimdilik dar bölgesel nitelikte olan bu yapılar giderek yayılabilir, var olan eğitim sisteminin içinde kendine bir yasal zemin oluşturmaya yönelebilirdi. Bunu kolaylaştırabilecek bir olgu da, bu illegal yapılardan geçenlerin, beklenebileceği gibi, kamuda kimi istihdam kanallarının tercihli elemanları durumuna gelmeleriydi. Medreselerin yürürlükteki kamu hukuku bakımından geçerli bir diploma veremiyor olmalarının telafisi de Açık İmam Hatip Liseleri ile İlahiyat Fakülteleri Lisans Tamamlama Programları (İLİTAM) üzerinden sağlanabilmekteydi.

Bu haberin kaynakları esas olarak iki yüksek lisans tezine dayanmaktaydı. Biri, Erciyes Üniversitesi’nde Mehmet Halit Akdemir’in hazırladığı “Siirt ilinde medrese olgusuna sosyolojik bir yaklaşım”; öbürü Atatürk Üniversitesinde Uğur Erman’ın hazırladığı “Siirt medreselerinde Arapça dil eğitimi” başlıklı tezlerdi. Akdemir’in tezinde, medreselerde bir tür mahkeme görevi gören “divanlar” oluşturulduğu ve bunların anlaşmazlıkları İslami hükümlere göre çözdükleri de inceleme konusu yapılmaktaydı.
***
Bu kadarı yeterince uyarıcı olmalı. Bu bize “devr-i AKP”nin nasıl bir karşı-devrim odağı olduğunu göstermekte. AKP’ye 2008 yılında ‘laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak” suçlamasıyla Anayasa Mahkemesi tarafından (kapatılmak yerine) para cezası (Hazine yardımının kesilmesi cezası) verildiğinde, aslında laiklik karşıtı eylemleri bugünkü kadar birikmiş değildi. 2008’den bu yana, 2003-2008 dönemini misliyle aşan laiklik karşıtı eylemlerin siyasal odağı olmasına karşın, bunları soruşturabilecek bir yargı sistemi ayakta kalmamıştır.

2010 Anayasa değişiklikleri, 2008 kazasının yinelenmesini güvenceye almanın yanı sıra, yargıyı yürütmenin (o zaman başbakanın) buyruğuna almanın da önemli bir aşamasıydı. 2010 eşiğini Fethullahçı hareketle birlikte aşmanın iktidar açısından hiçbir sakıncası bulunmuyordu. Her dönemin kendi öncelikleri bulunmaktaydı. Nitekim eski ortaklarının 2013 ve 2016 saldırıları, FETO’cu yargı mensuplarını ayıklamanın, yargı üzerinde yeni tahakkümler kurmanın vasıtası olmakta gecikmeyecekti. Her durumda, eğitimi adım adım yobazlaştıracak laiklik karşıtı eylemler cemaatin desteği olsun olmasın sürdürülecekti.

İktidara “dur” diyebilecek bir yargı freni kalmamıştı. Cumhuriyet savcılarının önceliği, cumhuriyeti korumaktan ziyade cumhurbaşkanını korumaya yönelmişti. Cumhuriyete saldırılar değil ama Cumhurbaşkanına “hakaret” sayılan siyasi eleştiriler kovuşturulmaktaydı.
***
İktidar en iyi bildiği şeyi yaparken, siyasal muhalefet ne yapıyordu? Yargının sindirilmesi veya iktidarın görüşlerinin yanına çekilmesi süreci, siyasal partiler açısından da mı çalışmaktaydı? Özellikle de yürürlükteki açık yobazlaşma eğilimini kanıksayacak en son parti konumundaki Cumhuriyet Halk Partisi niçin yeterince güçlü tepkiler vermiyordu? “Laiklik tehlikede değildir” kelamının edildiği 2010 yılından bugüne iyice azgınlaşan laiklik karşıtı eylemlere karşın bu yanlış (veya kasıtlı olarak çarpık) saptamayı düzeltme girişiminin görülmemesi, iktidarın işini kolaylaştırmamakta mıydı?

Yeniden altını çizmek gerekebilir: İktidara karşı yalnızca laiklik üzerinden muhalefet yapmak yetersiz ve hatta yanlış bir strateji olabilir; ama laiklik mevzisini korumaktan vazgeçmek, telafisi olmayan bir vebaldir.

  • Laiklik mücadelesini içermeyen bir demokratik cumhuriyet hedefi olamaz.

***
Üniversitelerden solcu, demokrat akademisyenlerin tasfiyesi sürerken, üniversite yönetimleri iktidarın emir erlerine, kolluk güçleri üniversitelerin asli elemanlarına dönüştürülürken, öğrencilerin mizah dergileri bile toplatılırken, devletin kollaması altında “medrese” adı verilen gericilik yuvalarının filizlenmesi olağan bir sonuç bile sayılabilir! Peki ama nereye dek?

İktidar, kendi çevresinde dinbaz olduğu ölçüde sadık bir koruyucu koza örerek kendini güvenceye alacağını sanıyorsa, yanılıyor.

Bu koza, dış etkiler bir yana, kendi içinden rekabetlerle çözülmeye mahkûmdur. Yakın geçmiş de zaten bunun dersleriyle doludur.