SİYASETE GİRMEYEN GNKUR!


SİYASETE GİRMEYEN GNKUR!

portresi_kucuk

Naci BEŞTEPE
Em. Tümg.
AYDINLIK, 2.4.14

Suriye savaş uçağının Türk uçakları tarafından düşürülmesi sağduyu sahibi çevreleri rahatsız etti.

 

Yapılan işin;

Suriye’nin terör grupları ile mücadelesini zorlaştırdığı ve güney sınırımızda
Kürtlerin Akdeniz’e açılmasını sağlayacak bir koridor oluşturulmasına
hizmet ettiği değerlendirildi.

Komşu ülke ile yoktan yere savaşa girilmesi istenmediğinden;

  • TSK’nın, AKP’nin ve özellikle RTE’nin siyasal çıkar hesaplarına alet olmaması gerektiği yorumları yapıldı.

Gnkur Bşk. hemen açıklamayı patlattı;
TSK siyasal konuların içine çekilmek isteniyormuş,
Siyasal tartışmaların ve konuşmaların dışında kalmasının gerektiği düşünülüyormuş…

ŞİMDİ NE OLDİ ?

Hani siyasetin dışında kalıyordu TSK?
Sözünde duruyor mu  Gnkur.Bşk.lığı?
Tersine, tam siyasetin göbeğine oturmuş durumda.
Ülkenin çıkar siyasetinin yanında olacağı yerde RTE-AKP çıkarının göbeğine.
Bu ne lahana turşusu?
Temel’in dediği,”Şimdi ne oldi?”

İPLER KİMDE?

Türkiye’yi kim idare ediyor?
TSK kime hizmet ediyor?
Türkiye bağımsız bir ülke mi, sömürge mi?
İpler kimin elinde?
Ulus devletin düşürüldüğü duruma bakın…

SEÇİM

Genel durum değişmedi.
%45 soygunu, vurgunu, ekonominin kötüye gidişini, yasakları, baskıyı, ölümleri,
hatta ülkenin bölünüşünü görmüyor, duymuyor veya umursamıyor.
Söylenene inanmak kolayına geliyor.
Kıllar kökleşiyor, kemikleşiyor.

  • “Çalıyor ama başı secdeye varıyor” veya, “Çalıyor ama çalışıyor, bize de veriyor” söylemlerinin geçerliliğini sürdürdüğü görülüyor.

Ne çalışıp üretti ise? Kime ne verdi ise?
Demokrasi susuz kalmış ülkemde.
Eğitim-kültür öz suyu eksik demokrasimizin. Onun için hastalıklı bir bünye gibi.
Değer yargıları alt-üst bir olmuş.
Ulus bilinci sürünüyor.
Güçbirliğine yanaşmayan, kimliklerini yadsıyan CHP ve MHP yitirdi ama
bahaneleri hazırdır mutlaka.
Bu  kaybın hesabını seçmenleri, üyeleri sormalıdır.

FEADAİLER

İP, halkın beğenisini kazandı ama oylarını alamadı.
Vatanımız ve milletimiz sağ olsun.
Fedailerin, yurtseverlerin derdi oy değildir.
Halkı aydınlatmaya, uyarmaya, haklarını aramak ve haksızlığa karşı koymak için
ayağa kaldırmaya devam edecektir.
Günü geldiğinde oy da olur.
Bu daha başlangıç, mücadeleye devam.

EŞEĞİMİZİ BULDUK MU?


EŞEĞİMİZİ BULDUK MU?

Naci_Bestepe_portresi
Naci BEŞTEPE

Silivri’ye onlarca kez gittim.
İlk kez sevinç içindeyim, herkes gibi.
Neye seviniyoruz?
Kaybettiğimiz eşeğimizi bulduk.

Türkiye’yi  yönetemeyenler Türk halkına eşeğini kaybettirdi.

Hırsızın yolunu açtı. Yabancı değildi, aynı kaba ettiklerindendi.

Şimdi, “Bak işte hırsız, işte eşeğin” diyerek kenara çekilmeye çalışıyor.

“Savcı bulun delillendirin” , “Ben bu davanın savcısıyım”,
“Türkiye bağırsakların temizliyor” diyenler hem de.

Biz de seviniyoruz.

“Eşeğimizi bulduk!” diye.

Yani “yurtseverler serbest bırakıldı, adalet yerini buldu” diye.

ÇALINAN HUKUK VE HAYATLAR

Yok canım. Ne adaleti. Ne yerini bulması.

Hakları, hayatları çalınmış.

Danıştay’ın, Zirve’nin katillerini, Cumhuriyet Gazetesi bombacılarını, birkaç mafyayı çıkarın geriye yüzlerce tertemiz, suçsuz, milliyetçi, Atatürkçü, cumhuriyet ilkelerinin, ülke bağımsızlığını savunucusu, gericiliğe-bölücülüğe-komşularla savaşa karşı olan aydın yurtsever kalır.

Bunlar serbest kaldı diye seviniyoruz.

NEDEN ESİR ALINMIŞLARDI?

Bir de ülke açısından bakalım.

Cezaevinin kapısından dışarı çıkmadan İP Genel Başkanı Sayın Doğu PERİNÇEK özetledi nedeni.

“Biz içeri alındıktan sonra neler olduğuna bakın..” dedi.

Bakalım;

–         Mısır’la, Libya ile, Suriye ile düşman olduk. İçişlerine karıştık.
Emperyalistlerin yanında, ulusal güçlere karşı cephede yer aldık.

–         Irak’ın parçalanması için çabamız sürüyor.

–         Azeri soydaşlarımızI öteledik. Ermeni soykırımını kabul etmeye hazır hale geldik. (Neyse ki Talat Paşa Komitesi zaferi yetişti)

–         Kıbrıs’ı Rumlara vermeye ramak kaldı.

–         Ege’de, Akdeniz’de çıkarlarımızı savunamadık.16 tane adacığı kaptırdık. Kıyılarımıza hapsolmak üzereyiz.

–         Karadeniz’de MONTRÖ gibi bir silahı bile kullanmaktan korkar hale geldik.

–         İçeride parçalanmanın eşiğine geldik. Bölücülerin dili bir karış oldu.
Özerklik-federasyon tehditleri gırla.

Başka sebep arayalım mı?

Bu insanlar esir alınmasaydı bunlar olur muydu?

LİDER VE DEVLET ADAMI

Serbest kalan yurtseverlerin açıklamaları dikkat çekiciydi.

Org. BAŞBUĞ, “Kin ve nefret duymuyorum…İçeridekiler de benim kadar suçsuz…
Son arkadaşım çıkana kadar mücadele edeceğim” dedi.

26 ayını çalanlara kin ve nefret duymuyor.

İntikam düşünmüyor.

İşte devlet adamlığı ve sorumluluk bilinci.

Her gün mağduru oynayan, her konuşmasında Cumhuriyeti kuranlara, devrimleri yapanlara ve onları koruyanlara saldıranlara bakın bir de.

İP Genel Başkanı PERİNÇEK :

  • “Kınından çekilmiş kılıç gibiyiz. Göreve hazırız…Cemaatleri tarikatların kökünü kazıyacağız…Türkiye’yi böldürmeyeceğiz. Cumhuriyeti yıktırmayacağız.  “ dedi.

İşte devlet adamlığı, dava adamlığı, yurtseverlik bilinci.

Bir de AB-ABD maşalarına bakın.

NE OLACAK?

Yurtseverlerin tamamı serbest kalacak.

Silivri kapıları açıldı. Kapatılamaz.

Kumpası kurduranlar da kuranlar da bağımsız yargıya hesap verecek.

Bataklık kurutulacak.

Ülkeyi bu bataktan kurtaracak güç ülke halkıdır. Kapıları açan güçtür.

Milli hükümeti kuracakların yolunu açacaktır.

Bu yol sandıktan geçer.

AB-ABD’den medet umanlardan medet olmaz ülkeye.

Ulusa dayananlara, millicilere, bağımsızlıkçılara güvenilmeli, görev verilmelidir.

Gecikmeden. 30 Mart’tan başlayarak.

Adres bellidir. İsimler bellidir.

BERKİN ELVAN

15 yaşındaki yavruyu vurdular.

Katili kim?

Başbakandan aşağı doğru inin.

Halkını vuranlara  madalya verenler, alanlar.

Hesap günü yakındır.
(AYDINLIK, 12.3.14; AS: Yayınlamada gecikme için özür dileyerek..)

Tutuklu ve Hükümlülerin Ulusal – Uluslararası Hukukta Sağlık Hakları..


Dostlar
,

Aşağıdaki programı belirtilen zamanda gerçekleştirdik..

Ulusal Kanal‘ın program arşivinden izlenebilir..

Ayrıca önümüzdeki günlerde youtube‘a da yüklemiş olacağız..

Ordu’ya kurulan kumpasın kurbanlarından bir genç kız, bir genç erkek evladımız,
bir eş (rahmetli Kuddusi Okkır‘ın eşi), bir ağabey ve avukat (Fatih Hilmioğlu‘nun ağabeyi Av. Hayati Hilmioğlu), bir kardeş ve Uzman olarak biz..
Ek olarak telefonla katılanlar oldu..

Programı özveri ve başarı ile götüren E. Tümg. Naci Beştepe ve eşi Derya Beştepe.
Katılımcıların sayıca bize göre “epey” fazla oluşu yüzünden konuşma süresinin
epey kısalması dışında bu program bize göre tarihe geçecek nitelik ve içerikte oldu..

Bu gece dahil, önümüzdeki kısa sürede program yinelenebilir.

İzlenmesini, izletilmesini ve arşivlenmesini dileriz..

Ulusal Kanal’a, Sayın Beştepe’ye ve katılımcılara teşekkür ederiz.

Sevgi ve saygıyla
09.02.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===================================

Tutuklu ve Hükümlülerin Ulusal – Uluslararası Hukukta Sağlık Hakları..

Dostlar,

Ergenekon tertibi 12 Haziran 2007’de başlatıldı (!)..

7. yılını bitirmeye 4 ay kaldı..

İnsanlık tarihinin en büyük ve iğrenç politik hesaplaşmalarından
hatta boğazlaşmalarından biri, belki de birincisi..

Siyasal iktidar ve sözde bir cemaat ülkemizi ele geçirme savaşı verirken (!?),
ortaya çooook büyük ve kaldırılması gerçekten son derece ağır faturalar çıktı.

Ölçüsüz insan hakları çiğnemine (ihlaline) tanık oluyoruz 7 uzuuuun yıldır..

İşleyeni aydınlatılamayan çok sayıda cinayete ek olarak bu hesaplaşmada ayakbağı olacağı düşünülen, emekli 26. genelkurmay başkanı dahil ülkemizin yüz akı komutanları, rektörleri, bilim – sanat – kültür insanları, gazeteci – yazarlar… bir “Holokast” * örneği,
adeta tutsak kamplarına kapatıldılar ve yavaş yavaş ölüme – özekıyıma -ruh ve beden sağlığını yitirerek tasfiye olmaya ve dışlanmaya tabi tutuldular..

İleri sürülen sözde kanıtların sahte – düzmece olduğu apaçık biçimde yinelenen bilirkişi raporlarıyla kezlerce kanıtlandığı halde yargı heyetleri (?!) inanılmaz bir 3 maymun tavrı ile bu canhıraş savunmaları görmezden geldiler… Koca Yargıtay bile bu kervana katıldı. Yargıtay’da oturur Cumhuriyetin Başsavcısı bile vicdanları isyan ettiren suskunluğa girdi.

Beşyüzü aşkın insanımız ve aileleri – yakınları giderimi (telafisi) olanaksız bedeller ödediler, ödemekteler. Bir bölümü canına kıydı, onur özekıyımları (intiharı) gördük.
Bir bölümü zindanlarda kanser oldu öldü, bir bölümü ruh ve beden sağlığını ağır biçimde yitirdi ama sağaltımları için yasaları buyruğu yerine getirilmeyerek (en başta 5275 sayılı
CMK 116/2) tutsak tutuldular.. TSK komuta kademesi istifa etti, yapı altüst edildi..

Tüm bu vahşet sürecinde bu sitede onlarca yazı yazıldı, çağrı yapıldı,
imza kampanyaları yapıldı.. Sokak eylemleri, cezaevleri önündeki eylemler,
71 haftadır süren SESSİZ ÇIĞLIK eylemleri adeta kayalara çarparak un ufak oldu,
sonuç doğurmadı. Biz de elimizden geleni yaptık bu süre içinde..
Sizler bu sitede izlediniz yapılanları, yazılıp çizilenleri, SESSİZ ÇIĞLIK eylemlerinde söylediklerimizi..

UYARDIK               :

  • Katil oluyorsunuz.. dedik..
  • Yavaş yavaş idam uyguluyor ve bunu bilerek – tasarlayarak yapıyorsunuz..
  • Sizi katil olmaktan alıkoymaya çabalıyoruz, duyuyor ve görüyor musunuz??

diye haykırdık..

Bir başka çabayı, 8 Şubat 2014 Cumartesi günü sabah saat 11:00’de,
ULUSAL KANAL’da Sayın Naci Beştepe‘nin programına konuk olarak göstereceğiz..

Duyuru aşağıda..
İlgi ve bilgiye sunarız..

Ulusal_Kanal_Tutuklu_Hukumlulerin_Saglik_Haklari_8.2.14

 

Sevgi ve saygı ile.
03 Şubat 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

* Holokast   : Antik Yunan’dan bu yana iyi bilinen bu gelenek, Tanrılara kurban adama töreni ve yeridir. Hayvanlara ek olarak yer yer insanların, genç kız ve erkeklerin de Tanrılara kurban (rüşvet!) verildiğine tanık olunmaktadır.
Yöntem, başını kesmek olduğu gibi ateşte yakmak biçiminde de izlenebilmiştir..

KADIN OLMADAN ASLA

 

KADIN OLMADAN ASLA

portresi_kucuk

 

Naci BEŞTEPE

 

 
Toplumumuzun yarısını oluşturan kadınlarımızın durumu hiç iç açıcı değil.
Hatta yürekler acısı demek daha doğru.
2013 Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre

kadın erkek eşitliği bakımından 135 ülke arasında 120.yiz.

Siyasal yetkilendirme açısından 103.yüz.

3225 belediye başkanından yalnızca 18’i kadın.
Kadının genel durumunda 124. sıradayız.
Kadınlarımızın %18-20’si okuma yazma bilmiyor.
Her gün ortalama dört kadın öldürülüyor,
töre cinayetleri dinmek bilmiyor.

Son dört yıldaki çocuk gelinlerin sayısı 181 bin.
Bunlar kayıtlı olanlar. Kayıt dışı olanlarla nerelere varılır bilinmez.
20 bin çocuğun gelin edilmesi için mahkemede sıra bekleniyor.
KADERLER biter mi bu koşullarda.
Çocuk gelinlerin % 81’i okuma yazma bilmiyor.
Ne biliyor ki garipler?

NEDEN?

Çünkü feodal, gerici yapıda kadın erkeğe hizmet için vardır.

Bırakın eşitliği birey bile değildir.
Peygamber 9 yaşındaki Ayşe ile gerdeğe girdiğine göre doğru olan budur.
1400 yıl öncenin doğrusu değişmemelidir.
Yobaz kafa bunu ister.
İtaat ister. Koşulsuz biat ister.
Ülkeyi yönetenlerin vatandaşa bas bas bağırması da bundandır.
Muhalefeti, tenkit edilmeyi, karşı gelinmeyi, yalanının- yolsuzluğunun ortaya çıkarılmasını kabul edemez.

YA ŞİDDET GÖRENLER??

Rakam vermek zor.
Gazetelerin ikinci, üçüncü sayfalarına bir bakın yeter.
Neler yaşıyor kadınlarımız anlamaya yeter.
Gazetelere yansımayan daha neler var kim bilir? Tahmin etmek bile kolay değil.
İşin ilginç yanı bu konuda tahsilli olmak da yetmiyor.
Şiddet erkeğin hakkı!

GERİCİ FIRSATÇILIK


Şiddete karşı kadını korumak için alınan tedbirlerden biri Diyanet İşleri Başkanlığı’nca açılan AİLE İRŞAT ve REHBERLİK BÜROLARI.

69 il ve 141 ilçede açılmış.
Ne mi yaparlar?
Adından anlaşılmıyor mu?
Gerici siyasetlere hizmet ederler.
Laik, çağdaş,eşitlikçi aile yerine İslami aile yapısını özendirirler.
Şiddet gören kadına; kapanmasını, kocasına itaat etmesini telkin ederek evine döndürürler.

DÜNYADA KADIN

Dünyada da rakamlar çok iyi değil.

Okur yazar olmayan 800 milyonun 2/3’ü kadın.
Gıda üretiminin %80’ini gerçekleştiren kadın tarımsal kredinin ancak %10’unu alıyor.
Toprakların %15’ine sahip.
Parlamentoda temsil oranı%17
Yerel meclislerde oran%21
Ancak bu oranlarda geri kalmış ülkelerin etkisini unutmamak gerekir.

KADINSIZ OLMAZ!


Kadınlarımızın tamamı eğitilmedikçe, eşitlenmedikçe, üretime katılmadıkça, yönetimde olmadıkça, siyaseti etkilemedikçe; çağdaş, ekonomik düzeyi ve yaşam ölçütleri yüksek, mutlu ve huzurlu bir toplum olmamız olanaksızdır.

Yazı başlığında “KIZIM OLMADAN ASLA” filminden esinlendim.
İranlı bir erkekle evlenip yobazlığın pençesine düşen bir Amerikalı kadının kaçışını anlatıyordu.

Kurtuluş için çırpınırken kızını asla bırakmama kararlığı da öne çıkıyordu.
Kadınlarımızı yüceltmeden yücelmemiz olanaksız.
Kafalara bunu soktuğumuz gün başarılı olacağız.
Son on yılda bu açıdan kaybımız azımsanmayacak derecededir.
Milli hükümetimizin el atacağı konulardan biri, hem de önceliklisi kadınlarımızın aydınlanması olacaktır.
Dayan Türk kadını, az kaldı…

DİDİM’DEN SESSİZ, ŞİRİNYER’DEN SESLİ ÇIĞLIK


Dostlar,

Sayın Naci Beştepe, bu site okurlarının bildiği gibi E. Tümgeneraldir.
Kendilerini ADD Bilim Kurulunda tanıdık. Son derece çalışkan, düzenli, temiz, özenli, saygılı ve alçakgönüllü bir kişlik olarak dikkatimizi çekmişti ve dostluk kurduk..

Birçok toplantıda, etkinlik ve eylemde birlikte olduk.. Özellikle Sessiz Çığlık’larda..

Kısa bir süre sonra İşçi Partisi’ne üye oldular ve Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildiler.. Dahs sonra da USMER (Ulusal Strateji Merkezi) Başkanı oldular.
Her Cumartesi 11:00 – 13:00 arası UlusalKanal‘da programlar yapmaya başladılar..

Her Çarşamba yazdıkları yüksek zekalarının ürünü ince mizah – hiciv içeren ÇARŞAMBA İĞNELERİ bütün Türkiye’de keyifle okunuyor ve biz de sitemizde yayımlıyoruz. Ayrıca Çarşamba günleri AYDINLIK’taki köşesinde de yazıyor..

Naci Paşa, Tümgeneral rütbesinden emekli..Türkiye koşullarında fena sayılmayacak
bir emekli aylığı vardır.. Orduevlerinde de pek çok mal ve hizmet çok makul fiyatlı..
Ayağını uzatır, gününü gün ederdi.. Ancak O bu yolu seçmedi.. Gece gündüz çalışıyor.. Kendi cebinden harcıyor.. Didim – İzmir çalışması da eminim böyle olmuştur..

Haksızlıklara karşı ruhu, vicdanı, kişiliği isyanda.. İçeride tutsak alınan silah arkadaşları ve aydınların haklarının sesi olmaya çabalıyor. Bu yüzden bir ödül de aldı !

Orduevlerine girişi 6 aylığına yasaklandı.. Dava etti.. Hakkını arıyor..

TSK‘da görevi sırasında hiç NATO‘da çalışmamış..

Türkiye’nin Sayın E. Tümg. Naci BEŞTEPE gibi insanlara öyle çok gereksinimi var ki..

Kendisini ülkemize verdiği değerli hizmetlerden dolayı şükranla selamlıyoruz..

Aşağıdaki yazısı da pek çok bakımdan öğretici ve düşündürücü..

Sevgi ve saygı ile.
16 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

========================================

DİDİM’DEN SESSİZ, ŞİRİNYER’DEN SESLİ ÇIĞLIK

portresi_kucuk

Naci BEŞTEPE

 

 

Vardiya Bizde Platformu, BALYOZ İftirası davasının sonlandığı
21 Eylül 2012’de, İstanbul’da, SESSİZ ÇIĞLIK’ı başlattı.

Eylem zamanla Washington dahil 11 merkeze yayıldı ve katılım sürekli arttı.

Geçtiğimiz hafta sonu, 68. Hafta eylemine, 12. Merkez olarak Aydın’ın şirin ve aydınlık insanlar ilçesi DİDİM de eklendi.

İlk eylemi başlatmak için ADD ve İP İlçe Şubeleri beni de davet ettiler.

Tekrar teşekkür ederim.

ÖRNEK BİRLİK

Didim’de, MİLLİ MERKEZ’in önerdiği GÜÇ BİRLİĞİ‘nin örnek düzeyde oluştuğuna
tanık oldum.

Başta ADD olmak üzere CHP, İP, DSP tek yumruk olmuşlar.

AKP’yi yıkma hedefini ve seçimde güç birliği yolunu tespit etmişler.

Görevdeki CHP’li Belediye Başkanı’nın eşit ve olumlu yaklaşımı da
birlikteliği perçinlemiş.

Hepsi ayrı ayrı kutlanmayı hak etmiş durumda.

İZMİR GERİ KALIR MI?

Ankara’da ilk çığlığı başlattığımızda 8-10 kişi idik.

Didim 200’e yakın bir kitle ile başladı.

Ne mutlu onlara.

Takdire değer bir yan da İZMİR’den Vardiyacıların ve Latife Hanım Grubu’nun
bir otobüsle gelmeleri idi.

Bir tebrik de onlara.

UZUN TUTUKLULUĞA SON

Didim’lilere;

VARDİYA BİZDE’yi ve SESSİZ ÇIĞLIK’ı kısaca açıkladım.

TALAT PAŞA Komitesi’ne şükranlarımı ve Komite çalışmalarının
yeniden genişletilerek canlandırılacağını ifade ettim.

TBB Başkanı Metin FEYZİOĞLU’nun başlattığı girişimi desteklediğimi,

Kumpas sonucu haksızlığa uğramış yurtseverlerin en kısa sürede özgürlüklerine kavuşmasının öncelikli olduğunu,

Girişimin yolsuzlukla mücadeleyi örtmesinin söz konusu olamayacağını,
iki konuda da kamuoyunun baskısını sürdürmesi gerektiğini,

CHP ve MHP liderlerinin bu konuda dikkatli ve duyarlı olmalarını,

AKP’yi yıkmanın yolunun Didim’deki gibi birliktelikten geçtiğini vurguladım.

KUMPAS İZİ ve İLGİ FARKI

13 Ocak günü, İzmir Gizli Belge Davasına ve Güç Birliği Platformu’nun
protesto etkinliğine katıldım.

20 aydır tutuklu olan silah arkadaşlarımın sesli çığlığı özetle şöyle;

–  Bu davada tutuklanmamıza esas olan belgelere göre İçişleri Bakanı E. ALA ile Artvin Valisi Kemal CİRİT’in durumları bizimle tıpa tıp aynıdır.
Biz tutukluyuz onlarsa terfi ettiriliyor.

–  Milli Eğitim Bakanlığı, sanık personelinin suçlandığı belgelerle ilgili olarak mahkemenin sorularına verdiği yanıtta, 539 belgeden yalnızca 150’sinin belge niteliğinde, onların da 334/1(hafif ceza gerektiren) kapsamında olduğunu bildirmiştir.

Milli Eğitim Müdürlükleri bu belgelerle ilgili yasal işlemi kendilerinin yapması gerektiğini yazmıştır.

Buna karşılık Gnkur. Bşk.lığı mahkemenin sorduğu 600’üzerindeki belgenin ilgili-ilgisiz tamamının (telefon rehberi dahil), gizli ve 327 ile 334. maddeler kapsamında olduğunu bildirmiştir.

–  Cumhuriyet savcısının, 4 Ekim 2012’de (16 ay önce) MİT’e, sanıkların casusluk faaliyetine ilişkin tespitlerinin olup olmadığı sorusuna yanıt verilip verilmediği bilinmemektedir.

Bilgi verilmediğine göre sanıklar lehine bir yanıt alındığı ve dosyaya konmadığı değerlendirilmektedir.

KINIYORUM

Protesto eyleminde;

Bu davanın, KUMPAS Davalarının en aşağılığı olduğunu belirttim.

Gnkur. Bşk.lığını, davaya  ve personeline ilgisizliği nedeniyle kınadığımı açıkladım.

300’ün üzerinde personelinin casuslukla suçlamasını nasıl kabullendiğini

sordum.

Savcılık başvurusu ile başlayan yeni süreçte ilgisizliğin son bulacağını umuyorum.