Piyasa ekonomisi ilerlemenin temeli mi?

Piyasa ekonomisi ilerlemenin temeli mi?

Mustafa Pamukoğlu

Mustafa Pamukoğlu
Aydınlık Gazetesi, 18.5.2018

Ekonomide yaşanan dalgalanmaların, tüm sorunların ve krizlerin kural temelli piyasa ekonomisinde çözülmesinin mümkün olduğu liberal ekonomi anlayışının temel felsefesidir.

Türkiye, 1980’den sonra küreselleşme dalgasına kapılıp kuralı, kuralsızlık olan, kamunun düzenleyici ve yönlendiriciliğini ortadan kaldıran bir piyasa ekonomisi – paracı ekonomiyle yönetildi. AKP de serbest piyasada yaşanan krizin sonucunda daha serbest pazar ekonomisi uygulasın diye iktidara getirildi.

SICAK PARACI EKONOMİ

Yüksek faiz-düşük kur modeli ile ülkemiz sıcak para cennetine çevrildi. 2008’e kadar oluk oluk gelen sıcak para hepimizin aklını başından aldı. Yabancılar yatırım ve ticaret için ülkemize çokça gelir oldular. Bundan nemalanan herkes ve herkesim AKP’yi liberal piyasasının en iyi uygulayıcısı kabul edip çok destekledi.

2008 küresel krizi gelişmekte olan ülkelere giden likiditeyi azalttı. Ancak bu kriz bankacılık sisteminin güçlü olması nedeniyle bizi çok sarsmad “uluslararası faiz lobisi” olduğuna inanıldı ve toplum böyle ikna edildi.

Ülke ekonomisi yabancıların vereceği borca ve sıcak paraya mahkum edilince dünyadaki tüm olumsuz gelişmelerden çok çabuk etkilenir olduk. Trump’ın başkan seçilmesi, Ortadoğu’da yaşananlar, dünya ekonomisinin küçülmesi, küresel likiditenin kaynağına dönmeye başlaması gibi çok önemli gelişmelere karşı kırılganlığı artan bir ekonomi ile bugünlere geldik.

DIŞ BORCA BOĞULMUŞ EKONOMİ

500 milyar dolara yakın döviz açığı bulunan, 1 yılda 250 milyar dolar dolayında dövize ihtiyaç duyan, tüketen ve katma değer yaratamayan, her yıl ortalama 50 milyar dolar cari açık veren, enerjide dışa bağımlı, işsiz ve yoksulu bol bir ekonomi.

Ama tüketim ve borçlanma ile bir yere gidilemeyeceğini konusunda da uyandırmadı .Borç al bunu yatırımda-üretimde kullanma, verimsiz bir şekilde harca, modelinden vazgeçirmedi. Öbür yandan tüm stratejik varlıklar elden çıkartıldı. İmalat sanayinin GSYİH’deki payı giderek azalmaya ve % 20’lerin altına düşmeye başladı.

FAİZİN FOBİ OLMASI

Cumhurbaşkanı liderliğindeki AKP, yüksek faiz-düşük kur sayesinde palazlandığını unutarak son döneminde faize savaş açtı. Özellikle dış politikadaki başarısızlıkların ve yanlış ekonomik politikaların yarattığı sorunların temel sebebinin milyonları bulan, üstüne üstlük dolara boyun eğmiş bir ekonomi ile parlamenter sistemi zayıflatan ve başkanlık sistemini getiren bir seçime gidiyoruz.

IMF’Lİ GÜNLER GELİYOR!

Bu seçimden Tayyip Erdoğan galip çıkarsa 25 Haziran büyük sıkıntıların yaşanacağı bir dönemin ilk günü olacak. Pazar ekonomisini savunan başka birisi başkan olursa yabancıların, IMF ve uluslararası mali kuruluşların etkisinin artacağı bir döneme gireceğiz.

Sıkıntılı ve derin hasarlar açabilecek gelişmelerin yaşandığı bu dönemi, karma ekonomi modeli ve güçlü parlamenter sistemi ile aşabileceğimize inanıyoruz.

Seçim anketlerine ve gelişmelere baktığımızda ise tünelin ışığını göremiyoruz. Belki ışık yakında ama bize uzak geliyor… Bu mübarek ramazanda dualarımız ülkemiz için olsun diyelim ve umudumuzu koruyalım…

Bu ekonomi seçim erteletir!

Bu ekonomi seçim erteletir!

Mustafa Pamukoğlu

Mustafa Pamukoğlu
Aydınlık Gazetesi, 6.5.2018

Giderek kötüleşen bu ekonomik ortamda yapılacak baskın seçim ve uygulanacak seçim ekonomisi, krizi daha da derinleştirecek gibi. Gemi batıyor, kimsenin umurunda değil. Balo salonunda herkes vur patlasın çal oynasın eğleniyor. 24 Haziran’a kadar günlerimizi şenlik havasında geçireceğiz. Hiçbir kurum ciddi reform yapamayacak ve önlem alamayacak. Uluslararası kuruluşlar seçime endeksli bekleyişlerini sürdürecekler ve bu dönemde ekonomimizin kötü durumunu vurgulayıp duracaklar.

Seçim ekonomisi uygulandığı için acı reçete ve köklü önlemler uygulanamayacak. Bu da krizin daha da derinleşmesi demek. 25 Haziran’da iş başı yapacak Cumhurbaşkanı ve kabinesinin işi çok çok zorlaşacak. Hele bir de Meclis’te partilerin oy dağılımı dengesiz olursa başlayan orman yangını daha da büyüyecek.

Bu nedenle orman yangınını başlatan Cumhurbaşkanı ve AKP iktidarı bu yangını söndürmek için seçimi yapmaktan vazgeçer mi? Biz olsak vazgeçeriz. Gerekçemiz de şu: ülkenin ekonomisi bu halde iken seçime gitmek bu yangını körükleyeceği için normal zamanında yapılmasının daha da uygun olacağı ve bu süre içinde köklü tedbirler alınarak yangının söndürülmesinin en azından denetim altına alınmasının sağlanması.

ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER

Önerdiğimiz bazı önlemler şöyle:

1-Uluslararası mali kuruluşların ve ülkelerin bakış açılarını değiştirmek ve güveni sağlamak için OHAL’in kaldırılması. Bu dövizin ateşini söndürür. Yabancılara güven gelir. Yabancı yatırımcının gelmesi hareketlenir. Borç çevirmede zorlanan ülkemize sıcak para akışı hızlanır.
2-Merkez Bankası’nın faizde sadeleşmeye gitmesi ve faizleri yükseltmesi
Bu döviz kurlarının aşağıya inmesine olumlu etki yapar. Dövize yatırım durur. Ama şu da yapılmalı: Merkez Bankası kararlarına hiçbir kurum müdahale etmemeli. Bankanın bağımsız adımlar attığı güvencesi verilmeli.
3-Vergi afları gibi afların son kez yapıldığının ilan edilmesi
Mükelleflerin güvenini yeniden kazanmak, vergi adaletini ve maliye idaresinin etkinliğini yeniden tesis etmek için af sisteminin anayasaya konulacak hükümle ortadan kaldırılması büyük bir güven yaratır. Vergi afları yerine ekonomik konjonktür ve tasarruf açığı nedeniyle vergi mükelleflerinin zorlanmaları halinde borç ertelemeleri ve faiz indirimi gibi rahatlatıcı sistemler getirilmesi daha uygun olacaktır.
4-Doğu ve Güneydoğu’da vergi ve sigorta prim ödemelerinin ertelenmesi
Terör olaylarından etkilenen bu bölgenin esnafı, çiftçisi, tüccarı ve bireyler banka kredilerine boğulmuş durumda. Bu durumda işletme sermayesi yaratmada sıkıntı yaşanıyor. Bu nedenle kamu yükümlülüklerinin ertelenmesinin sağlanması bölge iş dünyasının rahatlamasına olanak verecektir.
5-Katma değer yaratacak üretim modelinin uygulamaya konulması
*Ülkemizde üretilebilir ürünleri ithal etmemek. Yerli üretimi teşvik etmek.
*Lüks ve gereksiz tüketimi kısmak.
*Sanayi ve teşvik envanterine başlamak.
*Kadim Anadolu topraklarına uygun bir devlet turizm politikası oluşturmak. 5 yılda 100 milyar dolar turizm hedefi ile turizmde seferberlik ilan etmek.
*Avrasya ülkeleri ile dış ticaret hadlerini lehimize çevirecek adımları hemen atmak.
*Avrasya ülkeleri ile dış borç anlaşmaları yapmak.
*Katma değer yaratacak doğrudan yabancı yatırımcıya vergisel teşvikler vermek.
*Bereketli topraklara uygun devlet tarımsal sanayi politikasını uygulamaya sokmak. Tarım ürünleri ithalatına son vermek.
6-Konut stoku erimeden yeni toplu konut üretimine ara verilmesi
Ciddi bir sayıda konut ve AVM stoku var. Bu konutlar erimeden, AVM’ler verimli hale gelmeden yeni toplu konut ve AVM üretimine ara vermek.
İmar rantı ve arsa spekülasyonunu önlemek için rant vergisini hemen uygulamaya koymak.
7-İç ve dış politikada gergin dil kullanımının sona erdirilmesi
Tüm siyasetçilerin keskin ve geri dönülmez sonuçlar yaratacak dil kullanmaları devrine son vermek ülkenin hayrına olacak.
Dış politikada da güven verici iyi ilişkileri için adımlar atılmaya başlanmalı.
8-Demokrasi için tüm partilere destek verilmesi
Seçimde %3 oy alma şartının kaldırılarak 81 ilde örgütlenmesini tamamlamış, siyasi faaliyetlerini aksatmadan sürdüren partilere de Hazine yardımı yapılması demokrasinin gereği olacaktır.

Bütün bu önlemlerin “Ülkemizin Birliği İçin Alınan Önlemler Sözleşmesi” çevrilerek Mecliste olan ve olmayan partiler tarafından imzalanması sağlanmalıdır.

Biraz romantik mi davrandık? Bizce ülkemizin siyaseten parçalanmış, düşman kardeşlere dönüşmüş yapısının değiştirilmesi ülkemizin bekası için şart… Bizden söylemesi…
=======================================
Dostlar,

Ekonomik önlemlere eyvallah da Sayın Pamukoğlu, ok yaydan çıktı bir kez..

Bu seçim ertelen(e)mez, ertelenmemeli..
Ne yazık ki çok ağır sonuçlarına katlanacağız.
Kriz vurguncuları gene semirecek, orta – alt katmanlar –korkarız– çıra gibi yanacak..
Halktan yana bir iktidar gelirse, “ekonomideki yangını söndürürken” elbette fakir  -fukarayı gözeterek gelir dağılımını daha da bozacak girişimlerden kaçınmalı. Tersine, yükü alt ve orta katmanlara yüklememeli..

Böylesi politikalar gütmek olanaklıdır ve gerçekte bir politik tercihe bağlıdır..
Yoksulluk – sömürülmek ne yaşamın “fıtratında” vardır ne de kader -kısmettir..
Bozuk toplumsal düzenin – vahşi kapitalizmin insanlığa iğrenç dayatmasıdır; o kadar!

Sevgi ve saygı ile. 10 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Büyümede elma ile armut karşılaştırılıyor

Büyümede elma ile armut karşılaştırılıyor

Mustafa Pamukoğlu

Mustafa Pamukoğlu
Aydınlık Gazetesi, 1.4.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

2017 yılı ekonomik büyümesi % 7,4 açıklanır açıklanmaz yorumlara baktığımızda elma ile armudun karşılaştırıldığını ve pembe tablolar çizildiğini görüyoruz.

Tespite bakın: “AB ülkelerinde büyüme ortalaması %2,1.Biz ise %7,4 büyümüşüz. Buna muhteşem ekonomi denir!” Şaka gibi.AB ülkelerinin büyüme oranları ile karşılaştırma yapın ama refah ölçüsü olan kişi başına milli gelir (KBMG) ile de karşılaştırın bir de o farkı görün.

AB REFAH İÇİNDE

2017 yılı KBMG dolar olarak kalkınmış zengin ülkelerde şöyle:

Türkiye refah bakımından ilk yüz ülkede sonlarda. Ama ekonomimiz %7,4 büyümüş. Kalkınmış ülkeler, zavallılar %2,1 büyümüşler. Kıskandırıcı bir durum!

AB GSYİH AÇIK ARA ÖNDE

Büyüme oranı yanında ülkelerin GSYİH yani cirolarını da karşılaştırmak lazım. Türkiye yıllardan beri GSYİH’nı artıramıyor ve 800 milyar dolar dolayında geziniyor.

BÜYÜDÜK AMA BORCUMUZ ÇOK

Dış borç rakamlarına baktığımızda her zaman olduğu gibi biz büyümeyi yani zenginleşmeyi dış borçlarla finanse etmişiz. Yani zenginliğimizin sahibi yabancılar.

KAMU BORCU DA ARTMIŞ! ZENGİNLEŞMİŞ OLDUK MU?

Yani biz 2017’de %7,4 büyümüş olmakla zenginleşmiş olduk mu?

  • Hayat ateş pahası,
  • liramız giderek değersizleşiyor,
  • dış ticaret açığı artıyor,
  • cari açık artıyor,
  • bütçe açık veriyor,
  • işsizlik almış başını gidiyor,
  • merkez bankası rezervleri azalmış,
  • dış borçlar artık çevrilemiyor,
  • reel sektör nakit darboğazında ve ancak borcunu borçla ödeyerek ayakta kalıyor. Ama büyüdük ne muhteşem ekonomi?

Ziya Paşa’nın dediği gibi

En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun
Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?

Galiba öyleyiz…
================================================
Evet dostlar,

EKONOMİ DE ZAMAN DA TÜKENDİ!

Acı tablo böyle..  Türkiye’nin dış borcunun seyir defteri aşağıda. 2002 sonunda AKP 118,3 milyar $ toplam dış borç ile devraldı ülkemizi ve son verilerle 430 milyar $ borca dayanmış bulunuyoruz 15 yılda. Tam 3,63 kat büyüdü dış borç. Ulusal gelir 230 milyar $ idi, 2017 sonunda 800 milyar doları ancak aşıyor.. 800/230 = 3,48 kat büyüme var.. Borç büyümesinin gerisinde. “Büyüme” borçla sağlanmış.. Öz kaynaklara dayalı reel bir büyüme yok ortada. Ulusal gelir 2016 sonuna göre $ olarak geriledi. Kişi başına yıllık gelir de $ olarak geriledi. Gelir dağılım daha adaletsiz. İşsizlik ve enflasyon 2 haneli ve demirledi.

Dünyada ilk 10 ekonomi içine girme hayalleri 2023’te artık hayal ötesi.. 10. sıradaki ülke, bizim en az 2 katımız ulusal gelire sahip.

Country 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2017 2018
Turkey 104 109 118.3 118.3 147.3 16.9 170.1 193.6 247.1 277.1 268.3 270.7 306.6 336.9 359.5 410.4 429.6

https://www.indexmundi.com/g/g.aspx?c=tu&v=94, 06.4.2018

Ayrıca, kişi başına yıllık geliri 50 bin $ düzeyinde olan ülkeler bu muazzam rakamı her yıl hala %7’ler düzeyinde büyütebilir mi? İktisaden olanaksız. Ancak 10 bin $ dolayındaki KBMG “hızla” büyütülebilir belki.. Ama Türkiye’de o da olmuyor gerçekte.. TL döviz karşısında erirken, TL cinsinden ulusal gelir enflasyonun da katkısı ile, dış ticaret açığı ile, borçlanma ile, cari açık ile büyüyor!? Bu arada ülkede dolar milyarderleri sayısı AKP politikaları ile artırılarak 40’ı aşıyor. Devasa yolsuzluklar soruşturulamıyor.

Bütçe perişan, SGK onlarca milyar TL açık veriyor, sürekli yükümlülüklerini sınırlıyor aktüaryal dengesi için; salt moneter araçlarla!

Artık dışalım (thalat) daha pahalı, dışsatım (ihracat) daha ucuz.. 1 $ 4 TL, 1 € 5 TL ve 1 & 6 TL’ ye koşuyor 1 Lt benzin ile birlikte.. 1 TL’ye hemen hemen hiçbir şey satın alınamıyor. İcra dos-yaları milyonları aşıyor..

Kamu – Özel Ortaklığı (PPP) yöntemi ile dayatılan projeler onlarca milyar doları aşıyor ve gelecek onyılları ipotek altına alıyor. Yandaşların gününü ve torunlarını refah güvencesine alırken, bu hizmetlerden hiç yararlanmayanlar ve çocukları – torunları borçlandırılarak gelecekleri çalınıyor!

  • Örn. ŞEHİR HASTANELERİ tam kapitülasyon değilse bile “yarı kapitülasyon, kapitülasyon eşdeğeri” (semi capitulation, quacy capitulation) niteliğinde ve Lozan Anlaşmasına aykırı!
  • Geçelim “eksik imtiyaz” sınırını, “saf (pure) imtiyaz” hatta
  • Açıkça kapitülasyon bu KÖO tuzağı! Bağımsızlık savaşımızı boşa çıkaran, kabul edilemez ve yıkım getirecek olan kapitülasyon!
    Osmanlı devletini çökertip tükettiği gibi!

Bu arada 70 milyar dolara varan özelleştirme yaptı AKP; haraç mezat sattı her şeyi. Artık deniz bitti. “Olağandışı” zorlamalarla ekonomi yoğun bakımda tutuluyor. Ekonomiden sorumlu Başbakan Yrd. Ekonomist Dr. Mr. M. Simsek gerekli uyarıyı yaptı. Ancak RTE köpürdü. O’ndan iyi kim bilebilir ki!

  • Korkarız Erdoğan, sanal dünyasında acı gerçeklerle yüzleşmekten kaçınarak hayalleriyle yaşıyor.. Bu doğruysa çok feci bir durum ülkemiz için. Ama bulgular bu yönde ne yazık ki.
  • Ve bu durum sürdürülemez, Türkiye iç barışı başta, pek çok şeyini yitirebilir.
  • OHAL dayatması ve FETÖ ile savaşım yanılsaması sürdürülüyor, açıkça istismar ediliyor.
  • Adalet, geçelim “sopa” yı, neredeyse “çivili sopa” konumuna sürüklendi.
  • Hukuk devleti bitti!
  • Dış askeri harekatlar iç siyasette pervasızca ranta kurban edilmekte.

Yakıcı ve yıkıcı gerçeklerle bir an önce yüzleşmek ve gereğini ACİLEN yapmak zorundayız. Gerçekte beka sorunu tam da budur.

Üstelik bu kez zaman da tükendi..!

Sevgi ve saygı ile. 06 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Borcu borçla ödemek!

Borcu borçla ödemek!

Mustafa Pamukoğlu

 

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Peki, bu durumda ne yapılmalı, hangi önlemler alınmalı?

TASARRUF YAPMAK

Önlemlerden öncelikli olan gereksiz harcamaları kısmak ve tasarruf etmek.
Kişiler, aile ve sosyal harcamalarında kısıntıya gitmeli. Musluk her zaman aynı miktarda su akıtmaz. Bu nedenle aktığı zaman kovaları doldurmak ve bir kenara koymak zamanı.
Lüks ve zorunlu olmayan harcama yapılmamalı.

Şirketler hantallaşmış yapılarında hemen verimli bir sisteme geçmeli. Çalışanların verimlilikleri artırılmalı. Gereksiz personelden vazgeçilmeli. Bir kişinin işini üç kişi yapıyorsa iki kişinin işine son verilmeli veya daha başarılı olacakları işte çalıştırılmalı. Gereksiz harcamalar derhal kısılmalı. Araç saltanatına son verilmeli. Temsil ve ağırlama giderleri azaltılmalı.

Kamu kurumları da lale devrine son vermeli. Örtülü ödenek harcamalarında dikkatli ve ölçülü davranılmalı. Katma değer yaratmayan kamu yatırımları ertelenmeli.

BÜTÇE DENKLİĞİ

Aileler, gelirlerine uygun bir gider bütçesi yapmalı ve ona sadık olmalı. Kredi kartının gelir olarak değil gelecek gelirlerinin harcanması olduğu unutulmamalı. Kredi kartı o ayki gelirle ödenecek tutarda kullanılmalı. Eğitim, sağlık gibi zorunlu harcama dışında kredi kartları keyfe keder kullanılmamalı. Atalarımız boşa söylememiş: “Ayağınızı yorganınıza göre uzatın”…

Şirketler mutlaka nakit akışlarını kontrol altında tutarak ve sürekli bütçe projeksiyonlarını gözden geçirerek finans yönetimini yapmalıdırlar. Şirketlerin yaşam sebebi mal ve hizmet satmak ve kar etmektir. Mutlaka zarar etmeden satışları artırmak şirketlerin her an düşünecekleri ve eylemde olacakları bir hedeftir. Bazen satışlardan zarar da edilir. Bu zarar pazar payını artırmak, müşteri yitirmemek veya reklam gideri olarak göze alınabilir. Ama unutulmamalıdır ki işletmeler sürekli zarar ederek ayakta kalamazlar.

DÜŞMANIMIZ FAİZ

Öte yandan şirketler genellikle finansman yükü ve kur zararları nedeniyle ciddi biçimde zarar etmektedirler. Faaliyetlerinden kar elde etseler bile bu karı faizler alıp götürmektedir. Bunun sebebi işletme sermayesi yetersizliği ve yoğun kredi kullanımıdır. Finansman yükünü yaratan diğer önemli neden de fon yönetimine egemen olunmaması ve elemanların patronları yönlendirmeye başlamalarıdır. Bu tür işletmelerde en fazla duyulan söz “Efendim ödememiz var; mutlaka bugün halletmemiz lazım. Bu nedenle A bankasındaki kredimizi kullanalım.” Bu sözler en tehlikeli sözlerdir. Bu yönetim biçimi normal hale gelince ipin ucu kaçar ve bir bakarsınız ki kredi borçlarına batmışsınız.

VERGİLERİ FİNANSMAN OLARAK KULLANMAK

Bireyler ve işletmeler vergi ve diğer kamu yükümlüklerini teminatsız alınan kredi olarak görüp ödememeyi bir hüner sayarlar. Banka kredisine tercih ederler. Yıllarca bu borç birikir ve dağ gibi olur. Sonra aflar gelir, bu aflarda taksitlendirilir ve faiz yükü aşağıya iner ama yine de ödenmez veya ödenemez. Haydi! Tekrar başa dönülür. Bu nedenle işletme faaliyetleri hep kamunun icra baskısında kalır. Faaliyetler serbest biçimde yapılamaz. Bu çok yanlış bir tercihtir. Özellikle işletmeler vergi ve sigorta primlerini mutlaka öncelikli ödeme kabul edip bu borçlarını ödemek için ciddi çaba harcamalıdırlar.

Aslında, beyan edilen vergi ödenmeli. Eğer beyan edilen ödenemeyecekse vergi planlaması yapmak dağ gibi vergi borcu yaratmaktan daha ehvendir. Bu aslında gizli bir finansmandır ve adı da vergi planlamasıdır. Öte yandan vergi borcunu tefeciden borç alarak ödemek kadar korkunç bir yöntem olamaz. Ama işletmeler maalesef bu noktaya getirilmiştir.

GELECEK GELİRİNİ HARCAMA!

İster birey ister aileler, ister işletmeler, isterse devlet gelecek gelirlerini rehin edecek borçlanmadan kaçınmalı ve kar-katma değer yaratacak şekilde kaynaklarını kullanmalıdır. Hiçbir birey, hiçbir aile, hiçbir işletme sonsuza kadar borcunu borçla ödeyerek ayakta kalamaz. Harcanacak para alınan borç değil, kazanılan gelir olmalıdır.
===============================
Dostlar,

Sn. Pamukoğlu daha ne desin, ne yazsın, nasıl yazsın??
Bundan önceki yazılarına bakıldığında;

  • 2017 ekonomisi de umut vermiyor! (24.09.2017)
  • İflas etmiş ekonomi! (29.09.2017)
  • Zamlara gülen Maliye Bakanı (01.10.2017)

başlıklarını görüyoruz.. Ülkemizin sorumlu ve yetkin ekonomistleri benzer görüşleri paylaşıyor. Bir tek AKP = RTE popülist söylemleri topluma şırınga ediyor. Siyaset gereği kendisini buna zorunlu duyumsuyor. Ne var ki mızrağın çuvala sığar durumu kalmadı

2018 için vatandaşa anormal düzeyde yüklenme, 30 milyar TL’ye varan doğrudan – dolaylı vergi  salma çaresizliği ve başkaca kaynak yaratılamadığını göstermiyor mu?

Artık Katar da çare değil, özelleştirme talanı da, TÜİK’in makyajı ve Erdoğan’ın masalları da! Hatta ülkemizin son varlıklarını ipotek eden ve Sayıştay denetimi dışına çıkaran Varlık Fonu dahil! Bir de duygu sömürüsü ile gerekçe olarak artan savunma giderlerini gösteriyorlar. Saray’ın korkunç ve açıklanmayan savurganlıkları, Marmaris’te 350 odalı yazlık saray, Beştepe’de 250 odalı bir saray yavrusu, uçaklar, helikopterleri, lüks makam arabaları ve odalar, sayısı ve aylığı bol danışmanlar ve uyduruk bakan yardımcılığı postları, Diyanet harcamaları..

Merkezi ve yerel yönetimlerde hesabı veril(e)meyen yolsuzluklar.. Yandaş dinci vakıflara çekilen peş keşler.. Korkunç bilançolu gereksiz dev projeler.. 3. havaalanı, 3. köprü, Avrasya Tuneli, körfez geçişi, şehir hastaneleri.. Hep yazdık, yazıldı, uyardık, uyarıldı.. Böyle giden ülkeler battı, siz de Türkiye’yi batırırsınız.. dendi. Bilerek ya da bilmeyerek kulak tıkandı.

Hovarda müflis politikalarınızın bedelini mazlum halka mı ödeteceksiniz?
Bu nasıl  vicdandır?

Saymakla bitmez.. Hele Başbakanlık ve özellikle Cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğinde çığ gibi büyüyen harcamalar..  Bunlardan hangilerinde nasıl somut tasarruf yapılacağı ve ne düzeyde girdi sağlanacağı kamuoyuna açıklanmalıdır. CB dahil tarifeli uçaklarla yolculuk etmelidirler. Çok abartılı korunma hizmetleri kısılmalıdır. Gene de tasarruf açığı kalıyorsa, bunları üst gelir dilimlerine, kurumlara (şirketlere) yansıtmalıdır. Ücretliler ulusal gelirin 1/4’ünü alıyor ama vergi gelirlerinin yarısını ödüyorlar. Gelir dağılımını daha da bozacak, yoksulluğu ve işsizliği artıracak mali yüklerden kaçınılmalıdır.

Lüks yaşam ve tüketim hizmetleri, ürünleri, örn. zümrüt, pırlanta, yat vergileri.. düzenlenmelidir.

Hele hele Maliye Bakanının bu adaletsiz, ölçüsüz, acımasız, hatta zalim vergi yükünü açıklarken empatisiz biçimde gülmesi utanç vericidir ve AKP’nin gerçekte halka nasıl baktığının da şaşmaz göstergesidir. Her şeyden önce “adam olmak” gelmektedir. Bir de neciiiiiip mi necip milletimiz ümmetleşmek yerine uyanıp acı gerçekleri görebilse; celladına aşık olma marazından kurtulabilecek!

Sevgi ve saygı ile. 07 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

15 TEMMUZ’un AKP – ERDOĞAN AÇISINDAN SOSYO-POLİTİK PSİKOLOJİK ARDALANI

15 TEMMUZ’un AKP – ERDOĞAN AÇISINDAN SOSYO-POLİTİK PSİKOLOJİK ARDALANI

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

Yetkin İktisatçı sayın Mustafa Pamukoğlu, sitemizde yayınladığımız (16.7.17) “FETÖ’nün mali örgütlenmesi” başlıklı makalesinde önemli bir irdeleme yapıyor, belirlemeleri ve önerileri var (lütfen tıklayınız : http://ahmetsaltik.net/2017/07/16/fetonun-mali-orgutlenmesi/). Genel bir çözümleme (analiz) yaptığı. FETÖ‘ye ilişkin ayrıntılı akçalı (mali) bilgileri FG’in (Fetullah Gülen) 35 yıl 1. yardımcısı olan Nurettin Veren’den öğreniyoruz. Habertürk TV’de 2006’da Merdan Yanardağ 2 gece saatler boyunca bu kişi ile derinlemesine söyleşi yapmıştı. Sayın Yanardağ bu çok önemli söyleşiyi yazıya dökerek kitaplaştırdı ve yayınladı:

Kuşatılan Türkiye

  • Kuşatılan Türkiye : Gülen Hareketinin Perde Arkası

Bugünlerde bir kez daha dikkatle okumanın ya da video kayıtlarını dikkatle izlemenin zamanı.

Ayrıca değerli yazar Serdar Akinan’ın “BUZDAĞI”
adlı yapıtı.. Kitap kapağındaki çizime dikkat:

Buzdağı’nın üstünde Türkiye; altında ise
AKP – FETÖ – CIA var!

 

Buzdağı  Serdar Akinan

15 Temmuz adına AKP = RTE tarafından yaptırılan törenlerin – ritüellerin, bunca abartılı, duygu sömürüsü yüklü, dinci istismar odaklı olması; Kuran’ın – Caminin – Selaların – Şehit – Gazilerin, maneviyat ve mistisizmin… katılması, gözyaşlarıyla ıslatılmış algı operasyonu, vıcık vıcık popülizm (halk yardakçılığı) ve ağır toplumsal hipnotizmanın.. ardalanında ne yatıyor acaba?
Ankara ve İstanbul’da 2 dev anıt hangi alternatif tarih yaratma çabasının figürü?

Çok net sosyopolitik-psikolojik gerçektir :

  • Sabahlara dek minarelerden yüksek sesli selalar korku bastırma ritüelidir.

Farklı düşünen insanların Anayasal hakları ayaklar altındadır. Herkesin bu selaları sabahlara dek dinleme  zorunluğu  olmadığı gibi, hiç kimsede böyle bir yetki de yoktur.

Açıkça suç işlenmiştir.

Böyle bir şey ancak dinci – şeriatçı ilkel ülkelerde olabilir.

Bilinç altına itilmesi gereken / zorunlu olan yoğun korkular vardır?
Suç ortaklığının gün ışığına çıkması / çıkarılması paniği ciddi olarak yaşanmaktadır? 

Kendilerince de itiraf edilerek Kandırıldık söyleminin yetmeyebileceği,
atakların üstlerine üstlerine geleceği hezeyanıyla

  • Saf ve masum halktan / müritlerden savunma hattı / canlı kalkan oluşturma mıdır kurgulanan??

    15-16 Temmuz 2016 gecesinde olduğu gibi.. 250 ölüm, iki bini aşkın yaralı kurban yetmemiş midir!

  • Ne denli trajiktir ki, sorumlular en önde “anma” yapmaktadır!?
    Bu açık günah çıkarma, neyin ve ne ölçüde diyeti olabilir ki??
  • “Bakın, bana bir şey yapacak olursanız milyonlar sokağa dökülür
    ve bedelini feci ödetir size..”

gözdağı / retoriği midir; binler / onbinlerce olduğu savlanan kişisel para-militer birliklere ek??

Bu dehşet dengesi nereye dek sürdürülebilir ki Türkiye’de?

2. Büyük Dünya Paylaşım Savaşı sonrası NATO – Varşova (Warsaw) Paktı ekseninde yaşanan soğuk savaş yılları – dehşet dengesine uluslararası toplum bile dayanamadı ve “Détant” (Yumuşama) politikaları ile zorunlu olarak karşılıklı uzlaşmaya gidildi..

Türk halkı da acı gerçekleri er ya da geç, yavaş da olsa öğrenecektir, öğrenmektedir.

16 Nisan deli saçması halk oylaması
nda AKP + MHP bloku gene de salt çoğunluğu sağlayamamışYSK hileye alet edilerek tam hukuksuz – gayrımeşru bir fiili durum
(Anayasa değişikliği ile gerçekte rejim değişikliği!) ülkemize dayatılmıştır.

  • Asıl darbe Saray’ın 20 Temmuz darbesidir! Bu durum kabul edilemez, sürdürülemez!

    Kitleler bu hazin oyunların ayrımındadır. Ne yazık ki her geçen gün ek – yeni ve daha ciddi hatalar sürdürülmektedir.

    Klasik diktatoryal tırmanış, “bir süre” tepede kalış (plato dönemi)ve ka-çı-nı-la-maz çöküş!

    Tarihsel eytişimin (diyalektiğin) şaşmaz yasası budur. AKP = RTE de aynı yasaya bağlıdır
    ve ne yazık ki uzlaşma – normalleşme zamanları, seçenekleri hoyratça tepilmektedir.

    Tüm iyiniyetli uyarı çabaları adeta kayalara çarpıp sönümlenmektedir!?

  • Büyük ADALET YÜRÜYÜŞÜ – MALTEPE MİTİNGİ’nde yapılan 10 maddelik çağrıya uzlaşmacı yanıt vermeye en çok gereksinimi olanlar artık bu kitleler değil, AKP = RTE‘dir!

Sevgi, saygı ve kagı ile. 17 Temmuz 2017, Ankara