15 TEMMUZ’un AKP – ERDOĞAN AÇISINDAN SOSYO-POLİTİK PSİKOLOJİK ARDALANI

15 TEMMUZ’un AKP – ERDOĞAN AÇISINDAN SOSYO-POLİTİK PSİKOLOJİK ARDALANI

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com

Yetkin İktisatçı sayın Mustafa Pamukoğlu, sitemizde yayınladığımız (16.7.17) “FETÖ’nün mali örgütlenmesi” başlıklı makalesinde önemli bir irdeleme yapıyor, belirlemeleri ve önerileri var (lütfen tıklayınız : http://ahmetsaltik.net/2017/07/16/fetonun-mali-orgutlenmesi/). Genel bir çözümleme (analiz) yaptığı. FETÖ‘ye ilişkin ayrıntılı akçalı (mali) bilgileri FG’in (Fetullah Gülen) 35 yıl 1. yardımcısı olan Nurettin Veren’den öğreniyoruz. Habertürk TV’de 2006’da Merdan Yanardağ 2 gece saatler boyunca bu kişi ile derinlemesine söyleşi yapmıştı. Sayın Yanardağ bu çok önemli söyleşiyi yazıya dökerek kitaplaştırdı ve yayınladı:

Kuşatılan Türkiye

  • Kuşatılan Türkiye : Gülen Hareketinin Perde Arkası

Bugünlerde bir kez daha dikkatle okumanın ya da video kayıtlarını dikkatle izlemenin zamanı.

Ayrıca değerli yazar Serdar Akinan’ın “BUZDAĞI”
adlı yapıtı.. Kitap kapağındaki çizime dikkat:

Buzdağı’nın üstünde Türkiye; altında ise
AKP – FETÖ – CIA var!

 

Buzdağı  Serdar Akinan

15 Temmuz adına AKP = RTE tarafından yaptırılan törenlerin – ritüellerin, bunca abartılı, duygu sömürüsü yüklü, dinci istismar odaklı olması; Kuran’ın – Caminin – Selaların – Şehit – Gazilerin, maneviyat ve mistisizmin… katılması, gözyaşlarıyla ıslatılmış algı operasyonu, vıcık vıcık popülizm (halk yardakçılığı) ve ağır toplumsal hipnotizmanın.. ardalanında ne yatıyor acaba?
Ankara ve İstanbul’da 2 dev anıt hangi alternatif tarih yaratma çabasının figürü?

Çok net sosyopolitik-psikolojik gerçektir :

  • Sabahlara dek minarelerden yüksek sesli selalar korku bastırma ritüelidir.

Farklı düşünen insanların Anayasal hakları ayaklar altındadır. Herkesin bu selaları sabahlara dek dinleme  zorunluğu  olmadığı gibi, hiç kimsede böyle bir yetki de yoktur.

Açıkça suç işlenmiştir.

Böyle bir şey ancak dinci – şeriatçı ilkel ülkelerde olabilir.

Bilinç altına itilmesi gereken / zorunlu olan yoğun korkular vardır?
Suç ortaklığının gün ışığına çıkması / çıkarılması paniği ciddi olarak yaşanmaktadır? 

Kendilerince de itiraf edilerek Kandırıldık söyleminin yetmeyebileceği,
atakların üstlerine üstlerine geleceği hezeyanıyla

  • Saf ve masum halktan / müritlerden savunma hattı / canlı kalkan oluşturma mıdır kurgulanan??

    15-16 Temmuz 2016 gecesinde olduğu gibi.. 250 ölüm, iki bini aşkın yaralı kurban yetmemiş midir!

  • Ne denli trajiktir ki, sorumlular en önde “anma” yapmaktadır!?
    Bu açık günah çıkarma, neyin ve ne ölçüde diyeti olabilir ki??
  • “Bakın, bana bir şey yapacak olursanız milyonlar sokağa dökülür
    ve bedelini feci ödetir size..”

gözdağı / retoriği midir; binler / onbinlerce olduğu savlanan kişisel para-militer birliklere ek??

Bu dehşet dengesi nereye dek sürdürülebilir ki Türkiye’de?

2. Büyük Dünya Paylaşım Savaşı sonrası NATO – Varşova (Warsaw) Paktı ekseninde yaşanan soğuk savaş yılları – dehşet dengesine uluslararası toplum bile dayanamadı ve “Détant” (Yumuşama) politikaları ile zorunlu olarak karşılıklı uzlaşmaya gidildi..

Türk halkı da acı gerçekleri er ya da geç, yavaş da olsa öğrenecektir, öğrenmektedir.

16 Nisan deli saçması halk oylaması
nda AKP + MHP bloku gene de salt çoğunluğu sağlayamamışYSK hileye alet edilerek tam hukuksuz – gayrımeşru bir fiili durum
(Anayasa değişikliği ile gerçekte rejim değişikliği!) ülkemize dayatılmıştır.

  • Asıl darbe Saray’ın 20 Temmuz darbesidir! Bu durum kabul edilemez, sürdürülemez!

    Kitleler bu hazin oyunların ayrımındadır. Ne yazık ki her geçen gün ek – yeni ve daha ciddi hatalar sürdürülmektedir.

    Klasik diktatoryal tırmanış, “bir süre” tepede kalış (plato dönemi)ve ka-çı-nı-la-maz çöküş!

    Tarihsel eytişimin (diyalektiğin) şaşmaz yasası budur. AKP = RTE de aynı yasaya bağlıdır
    ve ne yazık ki uzlaşma – normalleşme zamanları, seçenekleri hoyratça tepilmektedir.

    Tüm iyiniyetli uyarı çabaları adeta kayalara çarpıp sönümlenmektedir!?

  • Büyük ADALET YÜRÜYÜŞÜ – MALTEPE MİTİNGİ’nde yapılan 10 maddelik çağrıya uzlaşmacı yanıt vermeye en çok gereksinimi olanlar artık bu kitleler değil, AKP = RTE‘dir!

Sevgi, saygı ve kagı ile. 17 Temmuz 2017, Ankara

FETÖ’nün mali örgütlenmesi

FETÖ’nün mali örgütlenmesi

Mustafa PamukoğluMustafa Pamukoğlu

 Aydınlık Gazetesi, 16.7.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

FETÖ ve benzeri örgütlerin temel gücü mali yapısıdır. Mali güce ulaşmak bu tür örgütlenmeler için temel gerekliliktir.

Bir örgüt kurmak ve bunu geliştirmek için paraya ihtiyaç vardır. Bu para 3 temel yoldan
temin edilir. FETÖ bu üç kaynağı en iyi organize eden örgüt olarak yıllardır faaliyet gösteriyor.

1-Yurt içi ve yurt dışı bağış ve yardımlar
2-Ticari faaliyet gelirleri
3-Devlet teşvik ve destekleri

BAĞIŞLAR VE YARDIMLAR

Bağış ve yardımları temin etmek için örgütün ikna edici veya aldatıcı bir misyonunu ve amacını ortaya koymak gerekiyor. FETÖ burada “Ilımlı İslam” teorisi ile din için eğitim amacı ile faaliyetini sürdürdü. Dini anlamak için eğitim şarttır, iddiası ile hareket edildi. Eğitim için de okullar açmak ve bu okullarda eğitilecek donanımlı kişilerle misyonun geniş halk yığınlarına ulaşmasını sağlamak öncelik olmuştur.

Bu misyon ve vizyonla hareket eden FETÖ öncelikle bağış ve yardımları her türlü amaç ve faaliyette bulunan çeşitli dernekler ve vakıflar kurarak sağlamıştır. Çünkü dernekler ve vakıflar vergi avantajları nedeniyle bağış ve yardımları en kolay biçimde temin eden kurumlardır. Bunun yanında aidatlar, giriş ödentileri, sponsorluk gibi destekler de dernek ve vakıflar bünyesinde kolaylıkla organize edilebilmektedir.

TİCARİ FAALİYETLER

Vakıf ve dernekte toplanan kaynakların büyümesi ve kazanç sağlaması için gelir getirici alanlara aktarılması gerekir. Bunun için de iktisadi faaliyetlere girmek ve şirketler kurmak gerekir. FETÖ bunu eğitim kurumları şirketleri ile başarılı biçimde yapmıştır. Önce dershaneler sonra ilköğretim, lise sonrasında da üniversiteler kurarak temel amacı eğitim olan ama kazanç da sağlayan iktisadi faaliyetlere girişmişlerdir. Eğitim kurumları yanında medya şirketleri ve örgütlenmesi de sağlanınca ticari hayatın en önemli kazanç getiren etkili alana girilmiştir.

BÜYÜK ŞİRKETLEŞMELER

Ticari faaliyetler FETÖ güç kazandıkça farklı bir anlayışla da yapılmaya başlamıştır.
Bu misyona inanan tüccar, iş adamı, esnaf ya kendi şirketine ya da kurulacak başka şirketlere yine aynı inançta olan kişileri ortak almaya başlamıştır. Ortaklık ya isme ya da hamiline (yani kimin ortak olduğunun belli olmadığı ve onu mutemet bir kişinin temsil ettiği) olmak üzere dev şirketler kurulmaya başlamıştır. Öte yandan sermayeler birleştirilerek yeni işler ve projelere girilmeye başlanılmış ve dev şirketler ve finans kurumları ortaya çıkmıştır.

DEVLET TEŞVİKLERİ

Bu ticari faaliyetleri kolaylaştıran ve kazançları artıran birçok teşvik ve destek vardır. Biz burada vergi teşviklerinden en önemlilerini sayalım. FETÖ kurumları bundan fazlasıyla yararlanmıştır.

*Dernekler ve vakıflar vergi mükellefi değildir. İktisadi faaliyet gösterirlerse bu faaliyetleri vergiye tabidir.
*Kamu yararına çalışan dernekler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti (AS: bağışıklığı) tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin %5’ini (kalkınmada öncelikli yöreler için %10’unu) aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar vergiye tabi kardan indirilir.
*Öğrenci yurtları, camiler, din eğitim verilen yerlere yapılan bağışlar ve harcamalar vergiye tabi gelirden indirilebilmektedir.
*Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamamı vergiye tabi kardan indirilir.
*Okul öncesi eğitim, ilköğretim, özel eğitim ve orta öğretim özel okulları, özel kreş ve gündüz bakımevleri ile Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti (AS: bağışıklığı) tanınan vakıflara veya kamu yararına çalışan derneklere bağlı rehabilitasyon merkezlerinin işletilmesinden, beş hesap dönemi itibarıyla (AS: boyunca) elde edilen kazançlar vergiden istisnadır.
*Vakıf üniversitelerine yapılan bağışlar gider olarak indirilebilmektedir.

HAVUZ SİSTEMİ

FETÖ mali örgütlenmesinde en önemli lokomotif yukarıda saydığımız şekilde elde edilen kazançların ve kaynakların havuza alınarak imamlar (mutemetler-eminler) tarafından bir finans kurumu gibi yönetilmesidir. Bu sistemin motivasyonu güçlü dayanışma ve harekete olan sabit inançtır. Unutmayalım ki, bu havuzun en büyük destekçisi de FETÖ’yü kullanan ABD derin devleti ve diğer uluslararası işbirlikçileridir.

  • 15 Temmuz darbe girişimin önlenmesi ile bu dev mali örgütlenme de çökertildi.

Yeniden dirilmeleri bu mücadelenin kararlılık ve samimi biçimde devam etmesi halinde zor gözüküyor. Ama uyanık olmak da şart!
=========================================
Dostlar,

Yetkin İktisatçı sayın Mustafa Pamukoğlu önemli bir irdeleme yapıyor, belirlemeleri ve önerileri var. Genel bir çözümleme (analiz) yaptığı. FETÖ‘ye ilişkin ayrıntılı akçalı (mali) bilgileri FG’in (Fetullah Gülen) 35 yıl 1. yardımcısı olan Nurettin Veren‘den öğreniyoruz. Habertürk TV’de 2006’da Merdan Yanardağ 2 gece saatler boyunca bu kişi ile derinlemesine söyleşi yapmıştı. Sayın Yanardağ bu çok önemli söyleşiyi yazıya dökerek kitaplaştırdı ve yayınladı:

  • Kuşatılan Türkiye : Gülen Hareketinin Perde Arkası

Kuşatılan Türkiye

Bugünlerde bir kez daha dikkatle okumanın ya da video kayıtlarını dikkatle izlemenin zamanı.

Ayrıca değerli yazar Serdar Akinan’ın “BUZDAĞI” adlı yapıtı..

 

 

 

 

Buzdağı Serdar Akinan

Kitap kapağındaki çizime dikkat:
Buzdağı’nın üstünde Türkiye; altında ise
AKP – FETÖ – CIA var!

15 Temmuz adına AKP = RTE tarafından yaptırılan törenlerin – ritüellerin, bunca abartılı, duygu sömürüsü yüklü, dinci istismar odaklı olması; Kuran’ın – Caminin – Selaların – Şehit – Gazilerin, maneviyat ve mistisizmin… katılması, gözyaşlarıyla ıslatılmış algı operasyonu, vıcık vıcık popülizm (halk yardakçılığı) ve ağır toplumsal hipnotizmanın.. ardalanında ne yatıyor acaba? Ankara ve İstanbul’da 2 dev anıt hangi alternatif tarih yaratma çabasının figürü?

Çok net sosyopolitik-psikolojik gerçektir : Sabahlara dek minarelerden yüksek sesli selalar korku bastırma ritüelidir. Farklı düşünen insanların Anayasal hakları ayaklar altındadır. Herkesin bu selaları sabahlara dek dinleme zorunluğu olmadığı gibi, hiç kimsede böyle bir yetki de yoktur. Açıkça suç işlenmiştir. Böyle bir şey ancak dinci – şeriatçı ilkel ülkelerde olabilir.

Bilinç altına itilmesi gereken / zorunlu olan yoğun korkular vardır?
Suç ortaklığının gün ışığına çıkması / çıkarılması paniği ciddi olarak yaşanmaktadır?
Kendilerince de itiraf edilerek “Kandırıldık” söyleminin yetmeyebileceği, atakların üstlerine üstlerine geleceği hezeyanıyla saf ve masum halktan / müritlerden savunma hattı / canlı kalkan oluşturma mıdır kurgulanan?? 15-16 Temmuz 2016 gecesinde olduğu gibi.. 250 ölüm,
iki bini aşkın yaralı kurban yetmemiş midir! Ne denli trajiktir ki, sorumlular en önde “anma” yapmaktadır!? Bu açık günah çıkarma, neyin ve ne ölçüde diyeti olabilir ki??

  • “Bakın, bana bir şey yapacak olursanız milyonlar sokağa dökülür ve bedelini feci ödetir size..”

gözdağı / retoriği midir; binler / onbinlerce olduğu savlanan kişisel para-militer birliklere ek??

Bu dehşet dengesi nereye dek sürdürülebilir ki Türkiye’de?
2. Büyük Dünya Paylaşım Savaşı sonrası NATO – Varşova (Warsaw) Paktı ekseninde yaşanan soğuk savaş yılları – dehşet dengesine uluslararası toplum bile dayanamadı ve “Détant” (Yumuşama) politikaları ile zorunlu olarak karşılıklı uzlaşmaya gidildi..

Türk halkı da acı gerçekleri er ya da geç, yavaş da olsa öğrenecektir, öğrenmektedir. 16 Nisan deli saçması halk oylamasında AKP + MHP bloku gene de salt çoğunluğu sağlayamamış, YSK hileye alet edilerek tam hukuksuz – gayrımeşru bir fiili durum (Anayasa değişikliği ile gerçekte rejim değişikliği!) ülkemize dayatılmıştır.

  • Asıl darbe Saray’ın 20 Temmuz darbesidir! Bu durum kabul edilemez, sürdürülemez!

    Kitleler bu hazin oyunların ayrımındadır. Ne yazık ki her geçen gün ek – yeni ve daha ciddi hatalar sürdürülmektedir. Klasik diktatoryal tırmanış, “bir süre” tepede kalış (plato dönemi) ve ka-çı-nı-la-maz çöküş! Tarihsel eytişimin (diyalektiğin) şaşmaz yasası budur. AKP = RTE de aynı yasaya bağlıdır ve ne yazık ki uzlaşma – normalleşme zamanları, seçenekleri hoyratça tepilmektedir. Tüm iyiniyetli uyarı çabaları kayalara çarpıp sönümlenmektedir!?
  • Büyük ADALET YÜRÜYÜŞÜ – MALTEPE MİTİNGİ’nde yapılan 10 maddelik çağrıya uzlaşmacı yanıt vermeye en çok gereksinimi olanlar artık bu kitleler değil, AKP = RTE‘dir!

Sevgi ve saygı ile. 16 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Berberin doları yetmez!

Berberin doları yetmez!

Vatandaş müdahalesi doları ancak kısa süre frenleyebilir. Uzmanlar bu müdahaleyi “Merkez Bankası yaparsa güven tesis edilir.” diyor.

Sayime BAŞÇI
SÖZCÜ, 06 Aralık 2016

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Berberin doları yetmez

Dolarını sat kampanyasına toplumun her kesiminden destek geliyor. Şirketler hesaplarını TL’ye çevirirken, berberden, manava küçük esnaf da kampanyaya destek veriyor. Ancak, ekonomistler kampanyaya kuşkuyla bakıyor.

Dünya FX piyasalarının 5 trilyon dolarlık bir işlem hacmine sahip olduğunu hatırlatan analistler, vatandaşın yastık altında tuttuğu dövizin böyle bir piyasada dolardaki dalgalanmayı durdurmaya yetmeyeceğini belirtiyor. Kurdaki yükseliş devam ederken, küçük yatırmcının yaklaşık 25 milyar dolarlık satış yaptığı dikkate alındığında, bu kez vatandaşın müdahalesinin kurdaki yükselişe tampon olması zor görünüyor.

06szt09a_ist_izm_ant_trb_ank_adn_yeni_siyah

Kurdaki dalgalanmayı durdurması beklenen vatandaşın 93 milyar doları bankalarda, 200 milyar doları ise yastık altında toplam 293 milyar doları var. Bu miktar, toplam rezervleri 100 milyar dolar olan Merkez Bankası‘nın kaynakları ile kıyaslandığında oldukça büyük bir rakam. Çünkü, Merkez Bankası’nın kasasında nakit 23 milyar doları bulunuyor. Siyasi riskler dolayısıyla tırmanan gerilimin baskısı ile kurdaki yükseliş devam ederse vatandaşın 293 milyar dolarının da kısa sürede tükenmesine karşın, dalgalanma devam edebilir. Ekonomistler, güven ortamının yeniden tesis edilmesi durumunda vatandaşın zaten TL’ye dönmeyi tercih ettiğini belirtiyor.

25 MİLYAR DOLARLIK SATIŞ YETERSİZ KALDI

Kapital FX Araştırma Uzmanı Enver Erkan, vatandaşın şu ana kadar kademeli olarak 25 milyar dolar tutarında döviz satışı yaptığını açıkladı. Bu satışa rağmen doların tarihi zirveleri test etmeye devam ettiğine vurgu yapan Erkan, şöyle devam etti:

  • “Türkiye’de vatandaşın yastık altındaki dövizini altına çevirmesinin
    dolar kurunda bir etkisi olmayacaktır.”

FX piyasasında günlük işlem hacminin 5 trilyon dolar tutarında olduğunu açıklayan Erkan, “Vatandaş elindeki doların %20’sini bozdurması durumunda yaklaşık 50 milyar dolar tutarında olacak.” dedi. Erkan, asıl önemli kısmın opsiyon piyasası olduğuna dikkat çekerek, opsiyon sözleşmelerinin nominal büyüklüğünün 20.1 milyar dolar olduğunu kaydetti.

Vatandaşın dövizi 11 gün dayanır !

  1. AHL Forex Kaldıraçlı Alım Satım Müdürü Veli Kocatürk, “Uluslararası döviz piyasasının büyüklüğünün yaklaşık 6 trilyon dolar olduğu düşünülüyor. Bu rakamın binde 3’ünün TL varlıklar üzerinden gerçekleştiği düşünülürse, 18 milyar dolarlık bir işlem hacmi TL’ye yön veriyor diyebiliriz. Bu rakam günlük olarak piyasa koşullarına göre 2 kat artabiliyor. Böyle bir durumda 11 günlük hacme denk geliyor.” dedi. Dolar talebinin önemli olduğunu vurgulayan Kocatürk, “Darbe girişimi sonrası satılan 10 milyar dolar çok kısa sürede fazlasıyla yerine konuldu. 200 milyar doların yerine konulması kurda rekorların tazelenmesine de sebep olabilir.” diye konuştu.
    ===================================
    Dostlar,

    Erdoğan, acı çaresizliğini itiraf ederek

  • “Tulumbada su yok, tulumbada su kalmadı, tulumbaya su gerek..”
    demek zorunda kaldı..

    AKP – RTE, ekonomiyi tükettiklerini ve elde (Hazine’de) döviz kalmadığını dünya kamuouyu önünde ilan etmek zorunda kaldı.. Her ne denli yabancı kaynaklar mali tablomuzun perişanlığını bizlerden daha iyi biliyorlarsa da, Erdoğan’ın bu davranışı ayrı ve yeni riskler doğurabilir. Nitekim Dolar 3,5 TL’de bir miktar kararlı gözüküyor.. Yılların düzeltmesini yapıyor bir bakıma.

AKP – RTE uzun yıllar Türkiye’yi “düşük kur – yüksek faiz” politikası ile yönetti. 2003-2007/8 arasında ülkeyi kanatıcı ve ulusal serveti dışarıya aktarıcı bu politikanın sonuna gelindi. Dış borç 426 milyar Doları buldu. Toplam borç, AKP’nin görev aldığı Kasım 2002’den günümüze, 80 yılın toplam borcu 221 milyar dolardan 3 katına erişti..

Herhalde “birileri” AKP-RTE’yi “tuzak ekonomi politikaları” (!) izlemesi için gene “kandırdı”!?
Şimdi sıra sadık müritlerin kara gün güvencesi yastık altı dövizlerine el koymaya geldi.. Maşallah yalaka – yılışıklar da az değil, AKP-RTE’nin kamuoyu oluşturma – toplum mühendisliği yaratıcılığına (!) şapka çıkarmalı. Ne var ki, sıradan halkın yoksullaştırma yüzünden portföyünde ciddi döviz birikimi yok.. Avuç içinde kar gibi erimeye ve krizin yarattığı açlığın homurtusunda hızla yutulmaya mahkum.. Merkez Bankası’nın da en çok 30-40 milyar dolar dolayında serbestçe kullanabileceği aktifi var. Haliyle gıdım gıdım kullanabiliyor..

Derken Tunus’tan 2. el 78 milyon Dolara aşırı (ultra) lüks, 13. devlet uçağı alınıyor!? Niçin??!!
Yazıklar olsun!
Elde avuçta varolan dövizi de gayya kuyusuna atalım, sonra olağandışı bir durumda ne yapacağız?? Ambargo uygulanırsa zorunlu dışalımaı (ithalata) nereden akreditif açabileceğiz?? Karnımızı doyuracak yeterli tarım ürünü bile üretemiyoruz!

Bu arada, birkaç milyar dolarlık kamu ihalelerini Hazine garantili konsorsiyum kredileri ile yürüten ve

  • “Tayyip bey idolüm, tapıyorum… “
  • Milletin a….sına koyacağız..” diyen AKP karunları ne yapıyor, yapacak acaba??

İvedilikle yapılması gerekenlein başında her türlü israfı en üst düzeyde kısmak geliyor.
Örneğin Tayyip beyin ultra lüks kaçak sarayının harcamaları..
Bu binanın en az yarısı kapatılmalı, kalan yarıya sıkışarak tasarruf yapılmalıdır.

Kamu – Özel Ortaklığı masalıyla başlatılan ve ülkenin geleceğini ipotek altına sokan
milyar dolar mali portreli “yatırımlar” (!) askıya alınmalıdır.
Akkuyu ve Sinop, maazalah İğneada nükleer güç santralleri de..
ÜRETİM VE DIŞSATIM seferberliği ile dış ticaret açığı, cari açık azaltılmaya çabalanmalıdır.
Bu amaçla Irak ve Suriye ile ilişkiler doğrudan görüşme ile hızla normalleştirilmeli ve bu komşu ülkelerle ticaret ve turizm canlandırılmalıdır. Normalleştirilen ilişkilerle askeri harcamalar düşecek, 3+ milyon Suriye – Irak yurttaşı ülkelerine döncek ve bize çok yönlü yük çok ciddi düzeyde düşecektir.
Yapılacak epey şey var…
Usta ekonomi yazarı Sayın Mustafa Pamukoğlu‘nun sitemizde yer verdiğimiz önemli yazısı birkaç kez okunmalı ve çok yerinde önerileri hızla uygulanmalıdır..

Sevgi ve saygı ile.
07 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Ekonomik krize çözüm önerileri

Ekonomik krize çözüm önerileri

Mustafa Pamukoğlu

Mustafa Pamukoğlu
Aydınlık 04.12.2016

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Dolar almış başını giderken, reel sektör bunalıma girmişken, ülke olarak döviz açığımız 200 milyar dolarda ciddi bir tehlike yaratırken ve dış borçların çevrilemez hale gelmesi ihtimali artarken hâlâ kurlarda dalgalanma var, dolardaki köpük gibi ifadelerle mevcut sıkıntıyı önemsiz göstermek ve gerçekçi olmamak sorunları ağırlaştıran ve güven bunalımını körükleyen bir durum yaratmakta. Bugünleri arayacağımız bir 2017 yılı kaygısı taşıyoruz. Bunun temel sebeplerinden biri dolardaki artışın ve yurtdışına para çıkışının yarattığı maliyet ve sorunların 2017’de net biçimde sırıtacak olmasıdır. Peki, çözüm seçenekleri ne?

SİYASİ ÇÖZÜMLER

Siyasi çözümlerin anahtarı hükümet ve Cumhurbaşkanı’nda. Bizim önerilerimiz şöyle:
*Cumhurbaşkanı ekonomi danışmanlarını değiştirmeli. Danışmanlar sürekli yanıldılar. Bu nedenle daha gerçekçi danışmanlara ihtiyacı var.
*Cumhurbaşkanı düşük faiz ısrarından ve bu yolla Merkez Bankası’nı etki altına almaktan vazgeçmeli.
*Merkez Bankası Başkanı Külliye’ye giden-gelen değil, dünya merkez bankalarını, yatırımcı ve mali kuruluşları sık sık ziyaret eden bir başkan kimliğine bürünmelidir.
*Ekonomi Bakanı mutlaka değişmelidir. Ekonomik gelişmelere bu kadar ihtiyatsız kalan ve alay edercesine sözler sarf ederek ve bunu da piyasaya güven vermek olarak sunan bir ekonomi bakanının ekonomide güveni tesis edemeyeceği kanaatindeyiz. Mehmet Şimşek donanımında birkaç kişinin kabinede görev yapması sağlanmalı.
*TOBB-TÜSİAD-Ekonomik Birimler ve Hükümet topluma ve dünyaya birlik mesajı vermelidir.
*Cumhurbaşkanı ve tüm konuşan aktörlerin siyasi dillerini yapıcı ve iddiada sert ama ifadede nazik biçimde kullanmaları gerekmektedir. Bu önerimiz aslında gerçekçi bir öneri değil ama biz yine de söylemiş olalım. Çünkü bu üslupla halkı etkilediğini ve seçimleri her defasında bu dille kazandığını gören ve buna inanan bir Cumhurbaşkanımız var.
*İktidar, AB ile Avrasya karşılaştırmalarını daha dengeli ve fayda-maliyet analizleri bazında yaparak korku ve kaygı yaratmamalı.
*Dış politikada başka ülkelerin iç işlerine müdahale olarak algılanacak söylem ve iddialardan vazgeçilmeli. Saygın ve tutarlı bir dış politika izlenmeli.
*Başkanlık talebinden ve anayasa değişikliğinden vazgeçilmelidir. En azından rafa kaldırılmalıdır.
*OHAL artık uzatılmamalı ve bu durum şimdiden ilan edilmeli.
*İdam cezası ile ilgili dünyaya güven verici bir taahhütte bulunulmalıdır. Kesinlikle idam cezası gündemden kalkmalıdır.

PARA POLİTİKASI ÇÖZÜMLERİ

*Tüm topluma döviz varlıklarının devlet tarafından TL’ye dönüştürülmeyeceği ve el konulmayacağı veya tedbir uygulanmayacağı garantisi verilmelidir.
*Merkez Bankası mutlaka gram gram değil, doların ateşini düşürücü bir faiz artırımına gitmelidir.
*Döviz bazlı kamu taahhütlerinin ve sözleşmelerinin TL’ye dönüştürülmesinde açık pozisyon yaratacak bir dengesizliğe de yol açılmamalı. (Döviz yükümlülükleri-TL varlıklar) farkının hedge edilmesi de sağlanmalıdır.
*Merkez Bankası rezervlerimiz var, korkmayın laflarından vazgeçilmeli. Çünkü serbest kullanılabilir rezervlerimiz 100 milyar dolarlar değil 30 milyar dolar düzeyindedir.

MALİYE POLİTİKASI ÇÖZÜMLERİ
*Vergi oranlarını ve dolaysız vergilerin yükünü artırıcı uygulamalardan vazgeçilmeli.
*Vergi borçlarının yapılandırılması ciddi bir ödeme baskısı yaratacak. Bu nedenle taksitlerin ödenmemesi ihlalinin 2 kez olarak bırakılması ama hak ihlali için cari dönem borçlarının ödenme şartının kaldırılması.
*Geçici vergi kaldırılmalıdır.
*Varlık Barışı 31.12.2017 tarihine kadar uzatılmalı.
*Katma değer yaratmayan kamu yatırımlarına sırf iç talebi artırsın diye girilmemeli.
*Kamuda lale devrine son verilmelidir.
EKONOMİK POLİTİKA ÇÖZÜMLERİ
*Geniş katılımlı ortak akıl tarafından “Kısa ve Orta Vadeli Ekonomik Politikalar Planı” hazırlanmalı.
*Turizmin canlandırılması için acil önlemler alınmalıdır.
*Reel sektöre bankaların ihtiyat fonu olarak kullanacakları kefalet karşılığı kredi limitleri tahsisi sağlanmalıdır.
*Reel sektörün teşvik belgelerinden kaynaklanan yükümlülüklerinde önümüzdeki 1 yıl içinde zorlanmayacakları bazı önlemler alınmalıdır.

REEL SEKTÖRE TAVSİYELER
*Maliyetlerde ciddi tasarruflara gidin.
*Her gün bütçe ve nakit akış matematiği yapın.
*Atıl varlıklarınızı satıp nakde dönün.
*Satışlarınızı artırmak için müşterilerinizin ofislerine ve yurt dışına çadırlarınızı kurun. Satmaktan başka çareniz yok.
*Terörden yorulan Doğu ve Güneydoğu halkına ve bölgesine işsizlik ve finansman konusunda kısa vadede büyük destekler açıklanmalıdır.
===================================
Teşekkürler Sayın Mustafa Pamukoğlu..
AKP iktidara geldiğinde (3 Kasım 2002 seçimi) 1 dolar 1.64 TL dolayındaydı. 14 yıl sonra 2016 Kasım sonunda dolar 3.42 TL’ye tırmandı. Aralık ayının ilk günlerinde, Tayyip bey konuştukça, Dış politikada ülkemizi küçük düşürücü – güveni sasıcı ağır gaflar yaptıkça TL’de değer yitiği hızlanıp 1 dolar 3.52’yi geçti. Bu kez “dış mihraklar-iç hainler” savunması – yalanı öne sürüldü ve AKP – RTE’yi mağdur gösterme oyunu, AKP tabanına dönük duygu sömürüsü başlatıldı.

Dolar hafif hafif yükselirken bizimkiler evel Allah bitirimlerdi, ekonomi çoooook sağlamdı.. ekonomiyi emin ellerdeydi …vs. Dolar hızla tırmanmaya başlayınca:

  • Dış mihraklar – iç hainler Tayyip’i devirmek istiyor propagandasına sarıldılar..

“Dolar artışının hızlanması; dış mihraklar – iç hainlerin ihaneti ile değil sizin “800 milyar $ büyüklüğe çıkmış Türkiye ekonomisinde 610 milyar dolarlık döviz yükümlülüğü olan bir ekonomik model” yaratmış olmanızdan doğuyor.”
Her yıl: 40 milyar dolar açık. Borç bulup, yiyorsun. Kriz bu yüzden geldi.
(Necati Doğru, SÖZCÜ, 04.12.16)

Sayın Doğru 800 milyar dolara erişen ulusal gelirden (GSMH) söz ediyor. İyimser rakam.. 2015 sonunda 723 milyar $ oldu GSMH. Bu yıl (2016) sonunda ekonomi iyimser %3 büyüyecek AKP’nin öngörüsüne göre. Bu öngörüyle 21-22 milyar $ dolayında bir GSMH artışı beklenebilirdi ancak 2016 yılortası Dolar kurunu çooook açan bir Dolar değerlenmesi ile karşı kaşıyayız (Başbakan Yard. M. Şimşek’in açıkladığı Orta Vadeli Program’da -OVP- doların 2016’da ortalama 3 TL olmasının beklendiği belirtilmişti.. 2017’de 3,13 TL; 2018’de 3,24 TL kestirimleri yapıldı.. vah halimize, vah AKP ekonomi yönetimine..). Ayrıca 2015’te 1 045 000 olan nüfus artışı, AKP – RTEnin kışkırtması ve yasal değişikliklerle teşviki sonucu daha da büyük bir rakam olarak Ocak 2017 sonunda TÜİK tarafından açıklanacak. Haliyle, büyüme %3 gibi komik derecede düşük düzeyde kalsa bile, % 1,35 gibi bir nüfus artış hızı düşüldüğünde geriye %1,65 dolayında bir çerez büyüme hızı kalabilirdi.. Bu durumda

  • eksi büyüme hızı = küçülme = yoksullaşTIRma = devalüasyon ve kesin olarak 2 basamaklı enflasyon bekliyor ulusumuzu. İşsizlik,  iflaslar… yaşanacak ve bu vahim tabloda Tayyip bey
    ve oyuncağı AKP ile yamağı Bahçeli ile Başkanlık rejimi = faşizm ve parçalanma dayatacaklar ülkemize!
    Efendiler, Mustafa Pamukoğlu gibi yurtsever ve yetkin, ulusalcı uzmanlara kulak verin..

Bu terazi bu sıkleti çekmez efendiler.. 
– DER – HAL, Başkanlık = Sultanlık dayatmasını geri çekiniz…
– OHAL’i 3. kez asla uazatmayınız ve ülkeyi normalleştiriniz
– Vargücünüzle ekonomik bunalımı nasıl aşacağımıza odaklanınız..
– TBMM’de muhalefetle içtenlikle görüşerek hızlı, etkin önlemler almaya bakınız..
– Derhal Suriye – Irak ile doğrudan görüşmelerle bölgesel barışı sağlayınız ve askeri operasyonlara, bu çok hatalı dış politikanın doğrudan – dolaylı ağır maliyetine son veriniz..

Bu yangın sizi yutar ve hiçbir akiliniz çare üretmez..- 

Sevgi ve saygı ile.
04 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Terörle mücadelenin ekonomik boyutu

Terörle mücadelenin ekonomik boyutu

Açılım sürecinin sona erdirilmesinden ve iki terör örgütüne karşı hem askeri hem de adli operasyonlar düzenlenmesinden büyük çoğunluk çok memnun. Bir Kürt dostumun söylediği gibi “Devlet şaha kalktı. Bize huzur gelecek” cümlesinde de ifadesini bulan bir beklentiyi de karşıladığı anlaşılıyor. Öbür yandan, atılan bombaların hedefe ulaşıp ulaşmadığını,
ne denli caydırıcı olduğunu askerlerin değerlendirmesine bırakılım; ama Ferit İlsever’in dediği gibi aslında atılan bombaların emperyalizme bir tokat ve mesaj olduğunu da unutmayalım.
Bu askeri operasyonun ABD ile anlaşmalı da olsa en azından uyuyan devletin uykudan uyandığını göstermesi bakımından da olumlu kabul etmek gerekir.

Bu kararın arkasında Erdoğan’ın olması ve O’nun seçim yatırımı hesabına dayandığı
bir gerçek de olsa, sonuçlarından yararlanmaya bakmak gerekiyor.
Yanlış hesapla da yapılsa doğru şeylerin doğru sonuçlar da doğurduğunu tarih yazmıştır.
Ama burada sonucun gerçekten devletin şaha kalkması ve emperyalizme karşı bir duruş sergileme olduğunu zaman gösterecek. Operasyondaki kararlılık, 2008’de ABD’nin Kandil’e kara operasyonu düzenleyen Türk Ordusu’na “hemen çıkın” komutu vererek bir gecede çıkılması gibi durumların olup olmayacağı, çok büyük tehlike olan IŞİD’in de üzerine
aynı kararlılıkla gidilip gidilmeyeceği, seçim yatırımı için yapılıyorsa ve seçim de istenen sonucun alınması halinde açılım süreçlerine yeniden dönülüp dönülmeyeceği gibi hususlar
nihai (AS: sonal) faydanın düzeyini belirleyecek. Öte yandan geniş halk kesimince paylaşılan
bir düşünce de şu:
Tayyip Erdoğan başta kendisine olmak üzere, AKP’ye yönelik tehditlere karşı
ülkenin ekonomik krize girmesini ve belirsiz bir süreç içinde yaşamasını umursamayacak.
Tehdit ortadan kalkınca da aslına rücu edecek.
Bütün bu tür değerlendirmelerde ve yapılan hesaplarda unutulan bir durum var:
– Ülkemizin yabancı paraya bağımlı ve ekonomik anlamda dünyanın en kırılgan
beş ülkesinden biri olması.
– Reel sektör krizde.
– Dolardaki oynaklık ekonomimize ciddi bir hasar vermiş durumda.
– Siyasal belirsizlik nedeniyle yabancı artık gelmiyor.
– Yabancı yatırımcı bu belirsizliğe göre pozisyon almış, bekliyor.
– Yani gelinen noktada ciddi bir ekonomik sarsıntı kapıda.
Bütün ekonomik krizlerde o dönemdeki mevcut partilerin ciddi oy kaybına uğradığını biliyoruz. Hatta iktidar partiler dahil birçok partinin silindiklerine tanığız. Bu nedenle erken seçim veya koalisyon hesaplarında ülke ekonomisinin içinde bulunduğu durum ve geleceğinin
ihmal edilmesi halinde ne AKP kalır ne HDP, ne CHP, ne Bahçeli.
Yitirilen zaman ve kişisel hesapların ekonomik maliyeti telafisi güç bir düzeyde olur.
TERÖRÜN EKONOMİK MALİYETİ
Terörle mücadelenin askeri ve öbür doğrudan maliyetleri yanında dolaylı maliyetleri de vardır.
– Bu mücadeleden vazgeçilmesini sağlamak için uygulanan ekonomik ve silah ambargoları,
– Uluslararası finans kuruluşlarının peş peşe ülkeyi ‘yatırım yapılamaz’ durumda göstermeleri,
– Yabancı sermayenin gelmemesi ve ülkede olanın da gitmesi…
gibi birçok olaylar ülkeyi ekonomik bakımından bir girdaba sokmaya yetmektedir.
Bu da emperyalizme karşı mücadelede bağımlı ekonomi olmanızın faturasıdır.
TERÖRÜN FİNANSMANI
Terörle mücadelede terör örgütlerinin suç örgütü olmaları nedeniyle ciddi mali kaynakları vardır. Dünyaya yayılan mal varlıkları yanında her yıl yarattıkları gelir de dudak uçuklatıcıdır. IŞİD’in yıllık gelirinin 2 milyar dolar, PKK’nın ise 500 milyon dolar üstünde olduğu
iddia edilmektedir.
Bu denli büyük mali kaynaklara sahip olan terör örgütlerinin arkasında Batı ülkeleri olmazsa, mali kaynaklarını hiçbir yerde park edemezler.
Terörle mücadelede bu gerçeği de ihmal etmemek gerek.
Ülkemizi bölmeye çalışan Batı, kullandıkları terör örgütleri piyon; ama silah ve mali güce sahip, ülkemiz ekonomik anlamda yabancıya bağımlı, üretmeyen ve her an boğazının sıkılmasına olanak veren bir ekonomik yapı ve ülkesini sevmeyen ve ihanet içinde olan bir sürü insan. Bütün bunlara karşı ülkenin birliği ve geleceği için yapılan ve yapılacak mücadelenin başarısı için ulusal refleks ise olmazsa olmazımız…