ULUSAL EGEMENLİK GERÇEĞİ

ULUSAL EGEMENLİK GERÇEĞİ

Konuk yazar : Mustafa AYDINLI
E. Eğitimci – Yazar

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Ulusal Kurtuluş Savaşı diyoruz, Ulusal Egemenlik diyoruz. Bunların olağanüstü zor koşullarda gerçekleştirilerek Cumhuriyetin kuruluşu eylemine Mustafa Kemal mucizesi, ideolojisine ise Kemalizm diyoruz. Bu tanımlamalar asla hamaset değildir. Peki, neden Kemalizm bir mucizedir?

Hep deriz, yedi düvele karşı savaştık.. Kimler var yedi düvelde bakalım: Arap’tan, İngiliz’e, Yunan’dan, Bulgar’a, Fransız’dan Ruslara.. büyüklü küçüklü tüm Emperyalist güçler. Ülke talan edilmiş, her yer yakılıp yıkılmış, İzmir’den, İstanbul’a ülkenin tüm güzide kentleri işgal edilmiş. Yalnızca dış Emperyalist güçler ve uşakları mı? Biga’dan kalkıp yürüyen Anzavur isyanı, Bolu – Düzce’ye dek geliyor. Geçtiği yerlerde çığ gibi büyüyor. Arkasında İngilizler var, şeriatçı söylemlerle adeta ülkenin yüreğini ağzına getiriyor. Unutmayalım o zamanın en büyük tehlikelerindendi. Sonrasında Konya’da Delibaş, Yozgat’ta Çapanoğlu isyanı, daha adını sayamadığımız irili, ufaklı isyanların arasından sıyrılıp Cumhuriyeti kurmak tansıktan (mucizeden) başka nasıl tanımlanabilir? Şimdilerde ise FETÖ’nün, yine dinsel söylemleri kullanarak, arkasına da ABD’yi alarak, günümüzde ülkemize yaptıkları düşünülürse, geçmişle bağlanarak güncel çok daha iyi anlaşılabilir.

Ülkenin on milyon dolayında nüfusu var (1927’de yapılan ilk sayımda 13,6 milyon). En çok %7’si okuma-yazma biliyor; çoğu salt okuyabiliyor. Kadınlarda okuma %1’in altında. 1 erkeğin 4 kadınla evlenebildiği bir dönemde, gelişmiş bir demokrasiyi nasıl kuracağız? Sağda solda Mustafa Kemal’in ne denli demokrat olduğunun tartışıldığını ve bu gevezeliklerin ‘dayanılmaz hafifliğini’ görüyoruz. Demokrasiye doğru yürümek, egemenliği tek kişiden (Padişahtan!) alıp Ulusa vermek değil midir? Tersine, egemenliği Ulus’tan, alıp tek kişiye vermek midir? Bugün yaşadığımız gerçek hangisidir?

Sonunda Yunanı denize dökmüşüz (9 Eylül 1922), İngiliz’i İstanbul’dan kovalamışız. Lozan’da emperyalistlerle eşit koşullarda masaya oturmuşuz. Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte işsizliği, yoksulluğu, yiyecek ekmeğe, içecek suya muhtaç savaş artığı bir ülkeyi kucağımızda bulmuşuz. Salt bunlar mı? İşçi yok, işveren yok, sermaye yok, banka yok, mühendis, doktor, hemşire yok, yoklar diyarından koskoca bir ülke yaratmışız. Şimdi ise o yarattıklarımızı satmakla ve yok etmekle meşgulüz. Bu ne ‘yaman çelişki’ dir!? Yoktan var etmeyi adeta tersine çevirmişiz ve varı, Ulusun emeğini – alınterini yok etmeye dolu, dizgin gidiyoruz.

Egemenlik, bir ülkeyi ve ulusunu yönetme, yasa koyma ve bu yasaları uygula(t)ma yetkisidir. Ulusal (Milli) egemenlik ise tüm bu yetkilerin Ulusun kendisinde olması; devleti yönetme, yönetecek kişi ve organları seçme yetkisinin (erkinin) Ulusa (Millete) ait olması demektir.

Atatürk‘ün devlet anlayışının temellerini oluşturan ana ilkelerden en önemlisi, Ulus egemenliğidir. Ulusal egemenlik, devlet içinde en üstün yönetme yetkisidir. Bu nedenlerledir ki; “Egemenlik bağsız – koşulsuz Ulusundur!” demiştir.

Ulusal Egemenlik bayramımız kutlu ve mutlu olsun!

===========================================
Dostlar,

ATATÜRK’ün KOLTUĞUNDA VEFA DOLU (!) MECLİS BAŞKANI ve TBMM’yi TERK EDEN CUMHURBAŞKANI : 23 NİSAN 2018 – TÜRKİYE..

Sitemizin konuk yazarlarından dostumuz Sn. Mustafa AYDINLI‘nın özlü bir yazısını yukarıda sunduk. Teşekkür ederiz emeği ve paylaşımı için. Öte yandan, 23 Nisan 1920‘de 1. Büyük Millet Meclisi’nin toplandığı günden 98 yıl sonraki TBMM’deli özel oturumu içimiz acıyarak izledik. Büyük ATATÜRK‘ün TBMM Başkanlığı koltuğunda oturan zat, açış konuşmasında pek çok ayrıntıya değindi, sayılar verdi; kafasını bir sola bir sağa yatırarak önündeki camdan konuşmasını okudu ancak inat ve ısrarla o Meclisi toplayan, ilk Başkanlığını yapan ve ölüm kalım savaşında tüm kararların orada alınmasını sağlayan Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün adını anmadı! O’na şükranını dile getirmedi, saygısını sunmadı. Bu davranış en hafifinden VEFASIZLIKTIR ve uygar – erdemli insanlara yakışmaz. O zatın dinine de sığmaz ayrıca.. Başımıza ağrılar girdi..

Derken Anamuhalefet Partisi – Devletin kurucusu CHP’nin genel başkanı Sn. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasına demokratik olgunluk göster(e)meyerek sataşan AKP’li vekiller.. Herhalde locadan kendilerini izleyen zata gösterme gereği duymuş olmalılar seçime 5 kala.. Veee Reis’in eleştirileri hazmedemeyerek TBMM’deki locasını terk etmesi.. Başımızın  ağrısına mide bulantısı da eklendi… Toplumu bunca ayrıştırmanın – kutuplaştırmanın – birbirine düşman etmenin ne yararı oluyor AKP’ye hala anlamış değiliz.. Üstelik böylesine özel bir günde..

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında “ulus egemenliğinden” eser kalmamıştır. Padişahın kulları, dün olduğu gibi bu gün de Hilafet – kulluk istemektedir. TBMM artık göstermeliktir, TEK ADAM giderek kadir-i mutlak “aşkın post-modern sultan”a dönüşmekte – terfi etmektedir (!). Son perde, 24 Haziran 2018 baskın – tuzak seçimini AKP = RTE kazanırsa indirilecektir!

Elde kalan göstermelik bir “çocuk bayramı“dır ki orada da Cumhuriyetin aydınlık kız çocuklarını, daha bacak kadarken “başı bohçalanmış” çağdışı figürler sözde temsil etmektedir. Hayır, hayır, hayır, milyon kez hayır!
Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün çağdaş uygarlık düzeyini aşmış Türkiye’si bu değil!
Bu, olsa olsa, Batı emperyalizmi destekli gerici şürekanın biat – ümmet kültürünün / takıntısının yoz ve mutlaka, gecikmeden, aşılması gereken sefil, cahil… tezahürü olmalı..

Bakar mısınız rahatlığa!? Seçim öne alınınca, 24 Haziran günü yapılacak üniversite  giriş sınavı da, YÖK hazrete bağlı olduğundan, hemen uyum sağlanmak suretiyle, hızla, 1 hafta ötelenerek sorun çözülmüş ve etkin yönetim sergilenmiş miş miş…

Yahu; hukuk devletinde istikrar, hukuksal öngörülebilirlik… gibi temel kavramlar vardır.
Bu sınava 2,7 milyon dolayında genç – insan girecek. İlgilendirmediği aile yok gibi. Dev boyutlu bir toplumsal olay. Bağlantıları var insanların, olağanüstü birşey olmazsa, sınav sonrası planları var. Turizm bağlantıları, iş bağlantıları… Demokratik hukuk devletinden sorumlu yöneticiler böylesi önemli olaylara saygılı davranır, keyfi değişiklik yap(a)mazlar.. Halka saygılıdırlar.

Yine demokratik bir devlette Üniversiteler ve varsa eşgüdümcü üst organları, siyasal iktidara bağlı değildir; özerktirler bilimsel – akçal ve de yönetsel bakımdan..
Hemen uyum sağlamak suretiyleeee.” övünülecek bir durum değil; mutlak otoriter yönetimin yansımasıdır. Sözün sahibinin iç dünyasına ve demokratik olgunluk düzeyine aynadır. (Bkz. ERDOĞAN 2019 SONRASINI DAVUL ÇALARAK İLAN EDİYOR!)

Perşembenin gelişi Çarşamba’dan bellidir. 24 Haziran 2018 baskın – tuzak seçimini de AKP = RTE bir kez daha kazanırsa; Türkiye’de demokrasinin – hukuk devletinin – çağdaşlığın son kırıntıları da hızla yok edilecek ve Suudi Arabistan, veliaht Prens Salman’ın itiraf ettiği üzere; ABD emriyle din diye halka dayattıkları Vahhabi islam şeriatını terk ederken, ondan boşalan yeri herhalde Türkiye dolduracaktır!?
Üniversitede Cuma namazı izni emir buyuran aleleacele YÖK genelgesi öncü ferman olmalı! (Başta Anayasa md. 24 olmak üzere md 2, md. 137, 657 s. yasa, pek çok uluslararası antlaşma?!

Vah ki vah…
Türk halkı, hızla çökmekte olan bu zifiri karanlığa izin vermeyecektir, ver-me-me-li-dir!

Sevgi ve saygı ile. 24 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ANADOLU’DA BİR HALK OZANI : HASAN KORKMAZ

Konuk yazar Sayın Mustafa AYDINLI’dan…

ANADOLU’DA BİR HALK OZANI :
HASAN KORKMAZ

Anadolu halk ozanları geleneğinin temsilcilerinden biri Hasan KORKMAZ, halk ozanlarında gelenekselleşen mahlas (Korkmazi) kullanıyor.  1956’da Çorum’un Karagöz köyünde doğan ozan, zor ve çetin bir öğretim sürecinin arkasından Cumhuriyetin aydınlık ışığını yakalayabilmiştir. İlkokulu köyünde okuyan ozanın, Ortaokul, Lise ve Eğitim Enstitüsü yılları Çorum’da geçmiştir.

Öğretmen olarak göreve başlayan ozan, 12 Eylül’ün hukuksuz ve adaletsiz baskıcı uygulamalarından fazlasıyla nasibini almıştır. En verimli olacağı yıllar 12 Eylül mahkeme ve  mahpushanelerinde geçmiş; kendi ülkesinde sürgün olmanın acı yazgısını paylaşmıştır.

Hasan KORKMAZ’IN (Korkmazi) şiirlerindeki duygu ve düşüncelerin mayasını ozan hiç kuşku yok ki yaşadığı acılı yılların çetin koşullarından almıştır. Tüm halk ozanları gibi O da kendisini Halkına ve yaşadığı çevreye karşı sorumlu hissetmektedir.  Şiirlerinin çoğunda toplumsal sorumluluğu etinde kemiğinde duyduğunu görüyoruz. Görevden alınma ve sürgün yıllarına karşın geleceğe umudunu yitirmemiş; birikimlerini şiirleştirerek geleceğe taşıma isteği kimi yazın çalışmalarının elinden alınması, kimilerinin de bu gelgitli yıllarda yitmesi nedeniyle elde kalan ve anımsayabildiği şiirlerini KAYIP ŞİİRLER adı altında bir kitapta toplayabilmiştir. Korkmazi, İdare Mahkemesine açtığı davayı kazanarak 3. kez öğretmenlik görevine atanmış, haklı çıkmış ancak haklılık O’na 3 kez görevden alma, bir yıl hapis ve Amasya’da altı ay sürgün yaşamaya… onca çile ve ıstıraba mal olmuştur. Ya haklı çıkmasaydı, ötesini düşünün… 12 Eylül adaletinin adilliği (!) anlaşılıyor sanırım.

Halen Çorum’da bir ilköğretim okulunda görevini sürdüren ozan Korkmazi, konularını ağırlıklı olarak ayrılık, yoksulluk, gurbet, ağıt ve çeşitli güzellemeler olarak işlemiştir. Sade bir dil, duru bir Türkçe kullanmıştır şiirlerinde. Bu niteliğiyle pek çok Köy Enstitüsü çıkışlı ozanlarımızın duygu – düşünce ve yazın tekniğini anımsatmaktadır bize. Bilineceği üzere Köy Enstitüsü çıkışlı şair ve yazarlarımız toplumsal sorumluluğu konu alan yüzlerce yapıt kazandırdılar ülkemize. Hasan Korkmaz’da da aynı ruh ve coşkunun kesintisiz sürdüğünü görüyoruz. Ozan Korkmazi salt şiir yazmaktan öte araştırmaları ile de tanınmaktadır. Yazımızın ilerleyen bölümünde yazarın Öyküleri ile Çorum Yöresi Ağıtları adlı yapıtına da yer vereceğiz.

Kitap’da (KAYIP ŞİİRLER) yine değerli halk ozanlarımızdan şair ve yazar İbrahim GÖSTERİR’in nefis özsözü ve değerlendirmesi yer alıyor.  GÖSTERİR, yazdığı  önsözde şöyle diyor haklı olarak; “Pek çok şiirinden anlıyoruz ki, çalanlarla çalışanların savaşımında emeğin, emekçilerin safını tutuyor. Yalancılara, talancılara, fırsat düşkünlerine yüz vermiyor. On dokuzuncu yüzyılın ünlü ozanı Seyrani gibi ozanların haksıza karşı haklının yanında yer alma geleneğini sürdürüyor. Dadaloğlu gibi, Köroğlu gibi kafa tutuyor korkusuzca.”  ve şu dörtlüklere yer veriyor :

Uzun çöpten hakkın ister kısası.
Bu dünyanın bize kalır tasası
Diyeceğim izin vermez yasası.
Diyenler yiyene hor oldu şimdi.

Korkmazi’yem duman oldum tüterim.
Yıllar yılı bu toprakta biterim.
Sizin gibi çok baykuşa yeterim.
Yedirmem hakkımı sormak istiyom.

Yazar serbest vezinli şiirlerinin yanında, ağırlıklı olarak halk şiiri tekniğine uygun hece vezinli şiirler de yazmakta. Seksen dört şiirin yer aldığı Kayıp Şiirler adlı yapıtı bunun güzel bir örneğidir.  Yanı sıra, Ozanı özellikle sosyal medyada paylaştığı şiirleri incelediğimizde,  genellikle toplumsal içerikli 11 ve 8 heceli halk şiiri örneklerinin en güzellerini görüyoruz. Kimi şiirlerinde Pir Sultan usulü başkaldırırken, sevgi dolu şiirlerinde ise Karacaoğlan örneği doğaya ve insana olan yüreğindeki aşk çırpınışlarını görmek olasıdır. Ozan Korkmazi, doğadaki akışı ve çaresizliği şu güzel dizelerle ne çok etkili anlatıyor :

Akıl ermez şu dünyanın işine
Kızıp kaşlarını yıkma boşuna
Geriye dönüp de geçmiş yaşına
Üzülüp dişini sıkma boşuna.

Dünya denen bir kocaman yalana
İhtiyaç kalmadı artık selama
Ömür bahçesinde olan talana
Görmesin gözlerin bakma boşuna

Toplumun bir kesimine varlıklar, olanaklar, zenginlik yetmezken, doymazken, bir kesiminin de boş sözlerle kandırılıp sürgün ve  zindanlara mahküm edilişini anlatan dizelerinde ise, ezilen ve altta kalan kesimlerin tüm olumsuzlukları birlikte yaşadığını işliyor. Bu sarmaldan çıkış için geleceğe dönük umutlar beslediğini anlatan dizeleri ise şöyle :

Her türlü zenginlik yetmedi size.
Zindanlar sürgünler ne varsa bize.
Tarih olanların tümünü yaza.
Uyutma sözlerle yaş geldi geçti.

Umutlar ekmiştik engine düze.
Sorulmaz halimiz bakılmaz yüze.
Bedeni taşıyan baş ile dize.
Çiçekler istedim taş geldi geçti.

Şairin sosyal medyada yayınlanan bir şiiri ise bize toplumsal nitelikli halk şiirinin doruklarında gezindiğini gösteriyor :

YORULDUK BİZ

Sülük gibi emdi kanı
Sonra çıktı hain yanı
Kara yere her gün canı
Koya koya yorulduk biz

İşler yürür yalan hile
Hainlikler dilden dile
Dağda kurdu kuzu ile
Yaya yaya yorulduk biz

Bell’oldu asıl niyeti
Bizler öderiz diyeti
Bu vatana ihaneti
Saya saya yorulduk biz

Kime ayaz kime dulda
Anla biraz insan ol da
Yıllar yılı çamur yolda
Kaya kaya yorulduk biz

Şeytanca bakar gözleri
Karda görünmez izleri
Kurşundan ağır sözleri
Duya duya yorulduk biz

Söyleyim hangi birini
Koktu yaranın irini
Kirli işlerin kirini
Yuya yuya yorulduk biz

Kapı açar oldu akçe
Rüşvetten kirlendi akça
Gel bölelim eşit hakça
Diye diye yorulduk biz

Korkmazî sözlerim ayan
Çığlıkları yoktur duyan
Yediğimiz kuru yavan
Doya doya yorulduk biz

Kültür ajans yayınlarından çıkan Korkmazi’nin bu şiir kitabını kitabını okurken, Pir Sultan örneği kimi kez inancı ve korkusuzluğu yüce idealler uğruna her zorluğa severek katlanabilmeyi, kimi kez de Karacaoğlan örneği doğaya ve insana aşkın, sevginin enginliklerinde dolaşacaksınız. Eline yüreğine sağlık Korkmazi! “Sol memenin altındaki cevahiri” kıpırdatmayı başarmışsın. (26 Ocak 2018, Çorlu)

”SOLCULAR VATANSEVER DEĞİLDİR” DİYOR REİS

Konuk yazar…

 

Mustafa AYDINLI

”SOLCULAR VATANSEVER DEĞİLDİR” DİYOR REİS;
VATANSEVER OLMAK İÇİN BUNLARI MI
YAPMAK GEREKİYOR
??

1-Kendi Ordusuna kumpas kurup, yurtsever subayları zindanlara doldurmak.

2-Hatta Genelkurmay Başkanını terörist ilan etmek.

3-Kumpas kurarak KOZMİK ODAYA girip ülkenin yaşamsal sırlarını deşifre etmek.

4-Bu ülkenin ormanlarını yakıp, sonra yerlerine otel ve villa vb. yapmak.

5-Hayvanları ve doğayı katletmek, çocuklara tecavüz etmek, hiç utanmadan, Bakan düzeyinde ‘Bir defadan bir şey olmaz’’ demek.

6-Yunanların Ege’de yirmiye yakın ada ve kayalığı işgaline göz yummak.

7-Ülkenin tapusu Lozan’a saldırıp emperyalizmin Sevr ideallerini meşru kılmak.

8-Kuran kursu adı altında, yoksul kız çocuklarının sağlıksız, güvensiz, ruhsatsız binalarda vahşice yanmasına neden olmak. Milli eğitimi bu gibi yobaz vakıflara teslim etmek.

9-İşgüvenliği ve iş sağlığı önlemlerini almayıp, yüzlerce işçiye – emekçiye maden ocaklarını ve işyerlerini mezar etmek.
İşçi cinayetlerini işin fıtratına bağlamak.

10-Laik Cumhuriyeti lağvedip ülkeyi molla takımı ile yönetmeye kalkışmak. Tüm okulları imam – hatibe dönüştürmek. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi değil Zorunlu din derslerini = Sünni İslam öğretisini AİHM kararlarına karşın sürdürmek.

12-Cumhuriyetin tüm yatırımlarını özelleştirme talanı ile yandaş yerli ve yabancılara satmak.

13-FETÖ örgütünün Devleti ele geçirmesini sağlamak, darbe girişimini OHAL rejimi için gerekçe kılıp tüm karşıtlarını tasfiye etmek.

14- FETÖ kalkışması olan 15 Temmuz’u, büyük densizlikle, Çanakkale destanı ile karşılaştırmak.

15- Küçük yaştaki kız çocuklarını babaları – dedeleri yaşındaki tecavüzcüleri ile evlendirmek için yasa çıkarmaya çalışmak. Tecavüzcüleri affetmek için Meclise yasa tasarısı sunmak.

16-Eğitimde Atatürkçülüğü kaldırıp, şeriat esasına dayalı dinci programlar yapmak. ÖSYM ve başta TSK olmak üzere kurumların sınav sorularını çalmak, satmak, yüzbinlerce masum gencin hakkını yemek.

17-Eli kanlı terör örgütü İŞİD’i öfkeli gençler olarak süslemek.

18-Bütün büyük ihaleleri ”Bu milletin a…a koyacağız..’’ diyen yandaş şirkete peş keş çekmek.

20-Yargıyı iktidar partisinin emir kulu haline getirmek.

21-ATATÜRK’ün ‘‘Yurtta barış dünya da barış’’ idealini bırakıp dünyaya düşman olmak.
Cumhuriyet kurucuları Mustafa Kemal Paşa ve İsmet İnönü’ye ”2 ayyaş” diyebilmek!

22-Ülkeyi bilimde, sağlıkta, eğitimde, sanayide… iç ve dış politikada ayağa düşürmek.

23-Aynı menzile koştuğu FETÖ ile mücadele adı altında asıl Atatürk’e saldırmak, heykellerini kırmak, Anıtkabir’i sinsice yok etme projeleri yapmak, AOÇ’ni bitirmek.

24-”Bir Türk öldürmek 70 gâvur öldürmekten daha sevaptır..’’ diyen Şey Sait’i övmek ve İngilizlerin, Yunanların uzantısı, asker kaçaklarını özendiren İskilipli Atıf Hoca’ya anıt mezar yaptırmak.

25-Tututcu tabanına yaranmak için Amerikan vatandaşı ve tıp doktoru türbanlı Kavakçı’yı liyakatı atıp, ile büyükelçi atamak.

26-Ekonomiyi çökertip vatandaşına dünyanın en pahalı petrol, elektrik, gübre ve doğal gazını satmak. Yoksulluk çemberinde dar gelirli milyonları inim inim inletmek.
………………………………….

  • Bunlar ve benzeri pek çok eylem – işlem vatanseverlikse,
    solcular hiçbir zaman vatansever olmayacaklardır. (
    23.08.2017)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Aydınlı’nın “GÜÇ EDER” Şiiri Bestelendi

Mustafa Aydınlı’nın “GÜÇ EDER” Şiiri Bestelendi..


Dostlar
,

Değerli Dostumuz Sayın Mustafa AYDINLI‘ya söz yazarlığı için teşekkür ederiz.
O’nun bu güzelim şiirini besteleyen ve seslendiren 2 kadın sanatçımızı
(EZGİLİ KEVSER – OZAN ÇİÇEK AYYILDIZ) da kutluyor saygı ile selamlıyoruz..


GÜÇ EDER

portresi
Söz: MUSTAFA AYDINLI
Müzik. EZGİLİ KEVSER
Okuyan. EZGİLİ KEVSER – OZAN ÇİÇEK AYYILDIZ
25/9/2015. EV KAYDI.

Görüntülü – sesli amatör (evde) kaydı izlemek için lütfen tıklayınız..

https://www.facebook.com/157350020959009/videos/1124165727610762/?__mref=message_bubble

Biz bu güzelim şiiri daha önce web sitemizden yayımlamıştık.. (15.12 2012)
Lütfen tıklar mısınız??

http://ahmetsaltik.net/2012/12/15/siir-kosesi-guc-eder/

Sayın Aydınlı’nın da, Ezgili Kevser Sanatçı Dostları nın da başarılarının sürmesini dileriz..

Sayın Aydınlı’nın KEŞİŞ DAĞI adlı kitapta topladığı doyumsuz şiirlerinin
okunmasını içtenlikle öneririz..

Önsözünü bizim yazdığımız bu kitabın tanıtımın ve kitaba adını veren şiiri sitemizde 23.11.2012’de yayımlamıştık :

http://ahmetsaltik.net/tag/kesis-dagi/

Sevgi ve saygı ile.

27 Eylül 2015, Ankara
 
Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

UMUT VE UYANIŞIN ŞAİRİ; CAN YOKSUL


UMUT VE UYANIŞIN ŞAİRİ; CAN YOKSUL

Can YOKSUL

 

 

 

 

portresi

 

Mustafa AYDINLI

 

 

Can Yoksul  1949 yılında Çorum Tolamehmet Köyü’nde doğdu. İlköğrenimini
Çorum Cumhuriyet İlkokulu’nda okudu. Hasanoğlan’da Atatürk İlköğretmen Okulu’nu ve Ergani’de Dicle İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. Çocukluğu ve gençliği bütün köy çocukları gibi çobanlık, çiftçilik ve inşaat işçiliği yaparak geçti. On yıl öğretmenlik yaptıktan sonra ayrılarak KÖY-KOOP’ta yönetici olarak çalışmaya başladı. Sonrasında uzun yıllar yurt dışında kaldı. Avrupa’da yaşadı. Türkiye ve Avrupa’da pek çok ülkede şiirleri ve yazıları yayımlandı. Avrupa’da kaldığı sırada ALLITURNA adında bir dergi çıkardı.

– Bozkırların Çocuğu,
– Deli, Gündönümü,
– Zulada Kalan Türküler,
– Seni Unutur muyum Seni,
– Panzerler Postallar Darağaçları,
– İnsanlığın Türküleri,

şiir kitaplarının yanında Ozani ve Şiirleri üzerine inceleme kitabı ile Çorum Sözlü Kültürü üzerine geniş bir araştırması bulunmakta.

Can Yoksul, Çorum’un yetiştirdiği az sayıda kültür adamlarından biridir.

Ömrünü halkın duygusuna, coşkusuna ve kültürel gelişimine vermiştir.. dersek yeridir.

Çorum Yöresi Sözlü Kültürü” kitabı ise başlı başına bir kültür hazinesidir.
Gençlik yıllarında duygulu ve coşkulu şiirleri, Bozkırların Çocuğu, Deli, Gündönümü gibi
şiir kitaplarına yansımıştır. Yapıtlarında her fırsatta umudu ve uyanışı akıcı bir dille anlatmıştır. Onun şiirlerinde umutsuzluğa ve yılgınlığa yer yoktur. Mutlak her gecenin sonu aydınlık,  savaşın sonu kazanmak ve barış, derin kış uykusundan nasıl uyanırsa doğa;

  • İnsanlık da sömürüye, zulme ve emperyalizme karşı öyle uyanacak, direnecek,
    örgütlenerek kazanacaktır.

Bu felsefe onun temel rotasını oluşturmaktadır.
Can Yoksul doğal olarak 68 kuşağından gelmektedir. Gençlik yıllarının şiirlerinde
bu etkileşimden esinlenmemesi düşünülemez. Ancak geçen yıllar ve olgunluk evresi, uzun yıllar yurt dışında, yurt özlemiyle yanıp tutuşması yanında kültürel gelişmişliği ve birikimleri
ona bilge bir kişilik ve nitelik kazandırıyor. Bunu, değerli Ozan Ozani’nin
Yarın Üstüne” başlıklı şiirine yazdığı bilimsel bir değerlendirmede hiçbir yoruma
yer bırakmayacak biçimde net olarak görüyoruz.

Günümüz koşulları ve zamanın akışı, bizim de içtenlikle katıldığımız bu değerlendirmeyi
haklı kılmaktadır.

Şöyle diyor Sayın Yoksul :

“Bu tür eğilimlerin temel kaynaklarından birini 1968 Hareketinin gerillacı Mahir Çayan’ın “Öncü Savaş Stratejisi” anlayışında görmekteyiz. Oysa günümüzde savaş stratejileri ve savaşan güçler arasında oldukça büyük değişiklikler vardır. Geçmişin hantal orduları yerine teknolojik savaşlar ön plana çıkmıştır. Yüzlerce, binlerce kilometre öteden atılan bir füzeyle herhangi bir hedef gecenin karanlığında bile yok edilebilmektedir.

İşte bu konu düşündürücü ve yanlış bir konudur. O günün koşullarında bu konu tartışılmış idi. Che Guevera’dan kaynaklanan bu görüş günümüz dünya koşulların da tümden yersizdir. Bu duygusal gençliği serüvene sürükleme yoludur. Ozani bu tür şiirlerin içeriğini bir kez, bin kez yeniden düşünmelidir.” (Ozani ve Şiirleri Üzerine syf. 21-22)

Elbette sayın Yoksul’un bu değerlendirmesi temelsiz değildir. Yıllar önce yazdığı bir şiirde
bu çekirdeğin zaten var olduğunu görmekteyiz.

Yürümek güzel şey Anadolu’da
Mustafa Kemal yolunda korkusuz
Yürümek devrime adım adım
Bazen aç bazen susuz
Güzel şey direnmek evrende
İnsanlık için dostluk için mutluluk için
Yürümek halkımla ve halklarla
Savaşa ve barışa kardeşçe
(Deli; syf. 41)

*****                                                                                       

Sayın ozan Yoksul, daha pek çok konuya değinmektedir şiirlerinde.
Örneğin kadınlarımız konusunda;

Siz bilemezsiniz Anadolu kadınlarını
Onüç, on dördünde yeşermeyi
Parayla girmeyi altmışlık moruğun yatağına
Onbeşinde gebe kalmayı
Yirmi beşinde beş çocuklu olmayı
Siz bilemezsiniz..
(Deli; syf. 8) 

Günümüzde altı yaşındaki kız çocuklarının, otuz yaşındaki kişiyle evlenebileceği
dalga dalga yayılıyorsa, Cumhuriyetin getirdiği Aydınlanma tam olarak amacına ulaşamamış demektir.

Sanatçı topluma yön veren onun önünde giden kişidir.
Sanatıyla davranışları ile tüm evrene, tüm insanlığa bir gözle bakabilmek, hümanist düşüncelerle yaklaşabilmek elbette halkın sanatçılarının işidir. Barışı, kardeşliği sevgiyi, din dil ırk ayrımı yapmadan, Can Yoksul’un bu engin duygu ve dizelerinde görüyoruz.

Adım Eskimo
adım Zenci
adım Çinli
adım Arap
ben insanoğlu insanım
ben barışın kardeşi
her yerinde halkım dünyanın..
(Deli; syf. 55)

Ülkemizde Aydınlanma ve uyanışın simgesi Köy Enstitülerine de değinmeden edemiyor :

Benim Köylerime
Tonguç geldi Yücel geldi….
Ben
Yeşeren yirmi iki tomurcuk
Yirmi iki çiçek oldum ülkemde
Yirmi iki el
Yirmi iki yürek
Yirmi iki kafa oldum.

(Deli; syf. 80)

dizeleriyle anlatmakta.

Emperyalizmin gözü doymazlığını, savaşın acımasızlığını anlattığı dizeler de oldukça anlamlı :

Atom ışıklarında açtım gözlerimi
Bir yanımda yanmış et kokuları
Bir yanımda ağıtlar vardı
Hiroşima da
Nagazaki de…
Engin denizlerden kaçtım barış şarkılarımla
(Deli; syf. 53)

Umut ve uyanış“ın Can Yoksul’un şiirlerinde temel ögeleri oluşturduğunu belirtmiştik.
Bu düşüncemizi anlamlandıran dizeleri ise;

Karakışın sonundaki baharı biliyorum
Bir düş görür gibiyim gecenin sonunda
Bir başlıyor ki, büyümesi çiğdemlerin
Bir sabah yeniden duruyorum dimdik
Günaydın ağaçlar günaydın kuşlar diyorum
Bir coşuyorum bir yiğitleşiyorum ozanca..
(Deli; syf. 73)

Biz de aynı duygu ve düşüncelerle,

“Karakışın ardından, baharın” geleceğine umudumuzu korurken, halkımızın umut ve uygarlığı yiğitçe karşılayacağına inanıyoruz.

Eline, yüreğine sağlık Can Yoksul!
Umudu ve coşkuyu yeşerten yeni şiirler dileğimizle.      

===============================================

Dostlar,

Değerli arkadaşımız, kendisi de çok yetenekli Anadolu ozanlarından
Sayın Mustafa Aydınlı‘ya, bu aydınlık Çorum’lu şair Can Yoksul’u bize
aydınlık iletileriyle tanıttığı için teşekkür borçluyuz..

Bu site okurları, Sayın Mustafa Aydınlı’nın KEŞİŞ DAĞI adlı enfes şiir kitabı
başta olmak üzere zaman zaman yolladığı şiirlerine yer verdiğimizi anımsayacaklardır. Kendisinin adı – soyadıyla sitemizde yapılacak bir aramada şiirlerine ve yazılarına erişmek olanaklıdır.

Sevgi ve saygıyla.
23.3.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com