Din adına yapılan katliamlar

Din adına yapılan katliamlar

Örsan K. Öymen
Cumhuriyet, 25.3.19
  • Ahlak dinin tekelinde değildir.
  • Ahlaklı olmak için dine gereksinim yoktur.

Ahlakın tarihi dinin tarihinden daha eskidir. Ancak dinlerin de bir ahlak anlayışı vardır. Dinler de insanlara merhametli olmayı, vicdanlı olmayı, adil olmayı öğütlerler. Ancak nasıl oluyorsa, din adına hareket ettiğini iddia eden bazı odaklar, ahlakı yerle bir ediyorlar, her türlü merhametsizliği, vicdansızlığı ve zulmü gerçekleştiriyorlar, insanları katlediyorlar.

Ortaçağda haçlı seferlerinde yaklaşık 2 milyon insan katledildi.

Yine aynı çağda Avrupa’da, yaklaşık 35 bin kadın, cadı ve büyücü olduğu iddiasıyla yakıldı.

Avrupa’da 1618- 1648 yılları arasında gerçekleşen 30 yıl savaşlarında, yaklaşık 7 milyon insan öldürüldü. Ortaçağdan sonra Fransa’daki mezhep savaşlarında yaklaşık 3 milyon insan katledildi.
1960’lı yıllarda Nijerya iç savaşında yaklaşık 2 milyon insan, 1980’lerde ve 1990’larda Sudan iç savaşında yaklaşık 1.5 milyon insan, 1970’li ve 1980’li yıllarda Lübnan iç savaşında yaklaşık 200 bin insan öldürüldü. 1980’li yıllarda İran’da yaklaşık 8 bin kişi idam edildi. 2000’li ve 2010’lu yıllarda El Kaide, Taliban, El Nusra, IŞİD gibi terör örgütleri 10 bini aşkın insanı katletti.

Türkiye’de 1970’li yıllarda Çorum ve Maraş olaylarında, 1990’lı yıllarda Sivas olaylarında yüzü aşkın insan katledildi. Yine Türkiye’de 1990’lı yıllarda,
– Turan Dursun,
– Muammer Aksoy,
– Bahriye Üçok,
– Ahmet Taner Kışlalı ve
– Uğur Mumcu..

gibi gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, siyasetçiler öldürüldü.

Geçen hafta Yeni Zelanda’da yaşanan katliam da bu büyük tablonun bir parçasıdır.

  • İnsanlar yüzlerce yıldır, Hıristiyanlık adına, Müslümanlık adına, Musevilik adına, Katoliklik adına, Ortodoksluk adına, Protestanlık adına, Sünnilik adına, Şiilik adına birbirlerini katlediyorlar. Oysa Tevrat’ta, İncil’de ve Kuran’da insanların canını almanın, bir insanı öldürmenin büyük bir günah olduğu, bunun Tanrı’nın buyruklarına aykırı olduğu, bunu yapanların Tanrı tarafından öte dünyada sonsuz bir acıyla, yani cehennem azabıyla cezalandırılacağı belirtiliyor.

Yaşananlar karşısında sorulması gereken sorular şunlardır:

Din adına bu kadar çok vahşet neden gerçekleştirilmektedir?

Dindar olduğunu iddia eden bazı insanlar, neden din adına dine aykırı hareketler içinde yer almaktadırlar? Dindar olduğunu iddia eden bazı insanlar neden

merhamet,
vicdan,
sevgi ve
adalet

duygusundan yoksun bir biçimde yaşamaktadırlar? Dindar olduğunu iddia eden bazı insanlar neden ahlaklı olmayı bir türlü becerememektedirler?

Bu vahşetlerin sorumlusu dinler midir, yoksa dini kullanan siyasetçiler midir?

Din üzerinden öfke, kin ve nefret duygularını teşvik eden siyasetçilerin ve yöneticilerin bu vahşetlerin ve katliamların yaşanmasındaki rolü nedir? Din adına şiddet ve terör eylemi yapanlar bu cesareti nereden almaktadırlar? Bu eylemleri yapanların esin kaynağı nedir?

Laiklik ilkesinin bireysel, toplumsal ve siyasal bağlamda içselleştirilmediği ve özümsenmediği bir ortamda din ve mezhep adına yapılan katliamlar önlenebilir mi?

Din ve mezhep üzerinden siyaset yapmak, insanların bütünleşmesi yerine, farklı dinlerden, mezheplerden ve dünya görüşlerinden olan insanların kutuplaşmasına ve önünde sonunda bir çatışma kültürünün içinde yer almasına yol açmaz mı?

Bu soruların sorulmadığı ve bu sorulara yanıtların aranmadığı bir ortamda söylenen tüm sözler boş laftan ibarettir. Yöneticiler, siyasetçiler, akademisyenler, gazeteciler, televizyoncular boş işlerle uğraşacaklarına, biraz da bunlarla uğraşsalar, insanlığa büyük bir katkı yapmış olurlar.
Ama bunu yapabilmek için de akılla birlikte, bir ahlak ve erdem anlayışına, bir vicdan, merhamet ve adalet duygusuna, bir insan sevgisine gereksinim vardır.

2005 ANAYASASI

E. Amiral Türker Ertürk

portresi_sade

2005 Anayasası

Irak 10 yıl önce işgal edildi, işgalden önce otori­ter rejime son verileceği demokrasinin getirilece­ği söylendi. Fakat işgal ve sonrası dahil bugüne dek Irak’ta öldürülen Müslüman sayısı 1.455.599′dur. Yani yaklaşık olarak 1,5 milyon­dur.

Bir Allah’ın günü olsun ki, Irak’ta insanlar öl­dürülmesin, bombalar patlamasın ve ağıtlar yakıl­masın. Yalnızca 2012’de bu ülkede öldürülen Müslüman sayısı 5 bindir.
Bugün itibarıyla Irak’ta 1 milyon dul kadın ve 4 milyon yetim çocuk var.

Eğer bu demokrasi ise, batsın böyle demokrasi!

Irak ve Afganistan savaşları için harcanan pa­ra 1,5 trilyon dolar. Bu paralarla neler yapılmaz ki? Ama emperyalizmin kanla beslendiğini bilirseniz bu normaldir.

Irak adım adım iç savaşa sürükleniyor. Bunu en­gellemenin yolu uzlaşma ve diyalog. Fakat ufukta bunun belirtileri yok. ABD ve İsrail, AKP yönetiminde Türkiye ve Körfez ülkeleri mezhepsel iç savaşı az­dırmaya, bu ortamdan faydalanarak Barzanistan’ı Irak’tan koparmaya ve kalanını da Sünni-Şii ekseninde bölmeye çalışıyorlar.

Irak ta huzursuzluğun, çatışmanın, akan kanın ve iç savaşa doğru gidişin önemli bir nedeni ABD işgal gücünün zorlaması ile hazırlanmış olan
2005 Irak Anayasası
’dır. Çünkü bu Anayasa, Irak toplumunu etnik ve mezhepsel kompartımanlara bölm­üştür. Irak Anayasası’nı hazırlatan iradenin ama­cı,
Irak ı 3 parçaya bölmenin hukuki alt yapısını ha­zırlamaktı.


Nikaragua tecrübesi Irak’ta

Irak işgali süresince de bu ülkede etnik ve özel­likle mezhepsel kavganın, kin ve nefretin tohum­ları atıldı. ABD 2004′te işgale karşı direnişi kırmak ve bu ülkede beraber yaşamanın ortak paydasını ortadan kaldırmak için John Negroponte‘yi Bağ­dat’a Büyükelçi olarak atadı. Negroponte dene­yimliydi çünkü 1980’li yıllarda ABD’nin Honduras Büyükelçisi olarak komşu ülke Nikaragua da sol­cu Sandinista yönetimini devirebilmek için iç savaş operasyonunu yönetmiş ve toplam 50 bin insan yaşamını kaybetmişti.

Irak’ta kan davası haline gelen çatışmalar, acı­masız mezhep savaşları, bombalı intihar eylemle­ri, karşılıklı olarak Sünni-Şii suikastları, kutsal yer­leri hedef alan saldırılar,
toplu infazlar, işkence edi­lip yol kenarına atılan cesetler, Negroponte ope­rasyonlarının bir parçası olarak sahneye kondu ve işgale karşı oluşan kuvvetli direniş,
büyük ölçüde kı­rıldı.

Bugün ise, işgale karşı oluşan direnişi kırmak ve Irak’ın bir bütün olarak beraber yaşamasının ko­şullarını ortadan kaldırmak için 2004 sonrası viz­yona konan operasyona yeniden hız verildi.

Suriye’deki durumun da Irak’tan farkı yoktur. Amaç bu ülkeleri etnik ve mezhepsel olarak böl­mektir. Dış destekli iç savaşlarla bunun koşulları
ya­ratılmaya çalışılmaktadır.

2004′te Irak taki iç savaş operasyonunu yö­neten John Negroponte’nin yardımcısı Robert Stephan Ford‘dur. Bu operasyonda tecrübe ka­zanan Ford, Ocak 2011‘de Şam Büyükelçisi ola­rak göreve başlar ve 3 ay sonra Suriye’de iç savaş başlar. Sizce bu tesadüf mü?

  • Başbakan Erdoğan’ın Irak’ın birliğini sağlamaya çalışan Maliki’ye düşmanlığının. Irak merkezi hü­kümetini devre dışı bırakarak Barzanistan ile çok samimi ilişkiler kurmasının, Suriye’ye düşmanlığı­nın ve bu ülkeye yaptığı terör ihracatının ve
    terör suçlusu Tarık Haşimi’yi korumasının altında bölgeye dönük
    emperyalist planların taşeronluğu yatmak­tadır.

ABD, Türkiye de dahil olmak üzere, bölgede bu­lunan ulusal devletlere
son vermek, potansiyel ola­rak bölge gücü olabilme olanağına sahip devletle­ri bölerek küçültmek, tüm bölgeyi etnik ve mez­hepsel olarak yeniden dizayn etmek istemektedir
.

Çözülmenin hukuksal alt yapısı olacak

  • Türkiye’ye dayatılan ve hazırlanmak istenen ye­ni anayasa; 
    emperyalizmin bölge ihtiyaçları için ge­reklidir.
  • Yeni anayasadan beklenen; Türkiye’nin et­nik ve mezhepsel olarak çözülmesinin hukuksal alt yapısını oluşturmaktır.

Tabii ki, bunu yaparken ele geçirilen medyayı da kullanarak geniş halk kesimlerine demokrasi, in­san hakları, özgürlükler ve sivil anayasa gibi kav­ramlarla
algı operasyonu yapılmaya çalışılmaktadır.

Ülkemizde hazırlanmak istenen yeni anayasa­nın Irak için hazırlanan
2005 anayasasından far­kı yoktur.
İkisinin de arkasında olan ve dayatan, böl­ge için planı olan emperyalizmdir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisini, ta­pusu olan Lozan’ı,
Türk devrimlerini ve içeriğin­de Kürdü, Lazı, Boşnağı, Arabı, Arnavutu, Çerkezi, Abazayı, Pomağı, Makedonu, Azeriyi, Tatarı, Türkmeni ve daha nice etnik yapıyı barındıran Türk kimliğini kıyısından veya köşesinden çıkarmaya ve yok etmeye çalışan yeni anayasa benim için yok hükmündedir.

  • Meclisin yeni bir anayasa yapma yetkisi yoktur.
  • Ülkemiz işgal altındadır.

Bu nedenle Türkiye’ye 2005 Irak Anayasası gibi bir anayasa dayatılmaktadır.
Bi­linmelidir ki, bu anayasa ülkemize Irak’ta olduğu gi­bi kan, kin, gözyaşı, nefret, iç savaş ve bölünme­den başka bir şey getirmeyecektir.

Saygılar sunarım. 24.2.13
(İLK KURŞUN)