Türk Toraks Derneği Olarak Bir Kez Daha Uyarıyoruz

Türk Toraks Derneği Olarak
Bir Kez Daha Uyarıyoruz

Resmi Twitter'da görüntüle

Değerli Üyelerimiz,

COVID-19 Pandemisi‘nin 8. ayı dolmuşken Türk Toraks Derneği olarak öneri ve uyarımızı kamuoyu ile paylaşıyoruz. Açıklamamızın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Sevgi ve saygılarımızla, 10.11.2020

Türk Toraks Derneği Merkez Yönetim Kurulu

TTD Basın Açıklaması
https://www.toraks.org.tr/site/news/10095

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır…)
****

Kamuoyuna duyurumuzdur   :

COVID-19 Pandemisi tüm hızıyla sürmekte, yaşamlarımızı Mart-Nisan aylarından çok daha fazla tehdit etmektedir. Salgının ülkemize ulaşmasının üzerinden 8 ay geçti. Bu süre içinde ilan edilen rakamlara göre 390.000 kişi hastalığa yakalandı, 10.000’den çok yurttaşımızı da yitirdik.

  • Salgın şu anda İstanbul başta olmak üzere bütün Türkiye’ye yayılmış ve denetimden çıkmıştır.

Bu ifade birçok kurum tarafından kullanılmakta, sahada çalışan hekimler bizzat yaşamaktadır.
Öte yandan günlük yaşam olağan akışında seyretmekte, insanlar sokaklarda, toplu yerlerde, arkadaş-aile buluşmalarında, alışveriş merkezlerinde, çoğu zaman maskesiz ya da uygunsuz takılmış maskelerle dolaşmaktadır. İşyerleri açık, sanatsal gösteriler yapılmakta, toplu taşımalar (özellikle işe gidiş dönüş saatlerinde yoğun sıkışıklıklarla) ve şehirlerarası dolaşım hiçbir denetim olmadan sürmektedir.

Okullar açıldı, açılmayan sınıfların da açılması düşünülmektedir. Özellikle 5-14 yaş diliminde
vaka sayısı artmakta olup, bütün yaş dilimlerinde ağır vakaların ağırlığı ve ölümlerin görüldüğü bilinmektedir.

  • Ayrıca çocukların bulaştırıcı olduğu da unutulmamalıdır.
  • Avrupa’da ülkeler, vaka ve ölüm artışları nedeniyle sıkı önlemler almaktadır.
    Yeniden toplumsal hareket kısıtlamaları uygulamaya başlamışlardır.
    Yurttaşları için ülkemize seyahat kısıtlamaları getiren ülkelerin olduğu da bilinmektedir.

Ülkemizde bu denli hızlı bir tırmanış varken, alarm işaretleri belirginken, toplumda ve sağlık çalışanlarında ağır hasta ve ölüm sayısı hızla artarken, yoğun bakımların doluluk oranları salgın başından beri hiç olmadığınca kritik düzeye gelmişken artık önlemlerin alınmasında
daha çok gecikilmemelidir.

1. COVID-19 ile mücadele bireylerin sorumluluğuna bırakılmamalıdır.
2. Toplumsal hareketlilik kısıtlanmalıdır.
3. En az 2 hafta, hatta koşullar zorlanarak 1 ay tam kapanma gereklidir.
4. Okulların açılması ertelenmeli, yüz yüze sınavlar kesinlikle başlamamalıdır.
5. Sağlık ekonomik kaygıların üstündedir. Hasta olan kişiler zaten iş kaybına uğramaktadır. Toplumsal hareketlilik kısıtlaması, iş ve gelir kaybını önleyecek sosyal devlet uygulamaları ile bütünleştirilmelidir.
6. Sahanın gözlemlerinden hareketle toplam olgu sayılarının büyüklüğünden endişe etmekteyiz. Sağlık Bakanlığı’nın toplam olgu sayılarını şeffaflık içinde açıklamasının,
birçok açıdan önemi yanında toplumun önlemlere uymaya teşviki açısından da zorunlu olduğu düşüncesindeyiz.
7. COVID-19 sonrası hastaların izlenmesi, gereken tedavi ve rehabilitasyonları açısından planlamalar yapılarak sağlık kuruluşlarında birimler oluşturulmalıdır.
8.
Mevsimsel grip ve COVID-19 birlikteliği ölümcül sonuçlara yol açabilir. Bir an önce
sağlık çalışanları ve öncelikli gruplar aşılanmalı, tüm toplumun aşılanması için yeterli dozda aşı sağlanmalıdır.
9. Salgında 8 aydır sağlık çalışanları gece gündüz canla başla çalışmaktadır. Her gün
birkaç arkadaşımızı yitiriyoruz. Baştan beri talep ettiğimiz, COVID-19 sağlık çalışanları için meslek hastalığı olarak kabulünün yaşama geçirilmesi artık acil bir zorunluluk durumuna gelmiştir.

TÜRK TORAKS DERNEĞİ OLARAK BİR KEZ DAHA UYARIYORUZ.

ÇIĞLIĞIMIZIN ÇOK GEÇ OLMADAN DUYULMASINI İSTİYOR, YETKİLİLERİ TOPLUMDA VE SAĞLIK ÇALIŞANLARI ARASINDA DAHA FAZLA KAYIP YAŞANMADAN ACİL ÖNLEMLER ALMAYA DAVET EDİYORUZ.
=============================
Dostlar,

TTD üyesi meslektaşlarımızla büyük ölçüde görüşbirliği içindeyiz.
29 Ekim 2020 günü, TTD’nce düzenlenen Halka yönelik çok kapsamlı eğitim etkinliklerinde
biz de çağrılı konuşmacı idik ve Sn. Prof. Dr. Fuat Kalyoncu’nun yönettiği oturumda

DÜNYA PANDEMİYİ NASIL YENEBİLİR?

başlıklı konuşmamızı yapmıştık. O konuşmada kullandığımız 10 yansıyı bir kez daha paylaşmak istiyoruz.

Sn. Prof. Kalyoncu’ya şöyle bir kurgu (mizansen) sunmuştum :

  • Ben DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) Başkanı olsaydım, siz de BM (Birleşmiş Milletler) Genel Sekreteri; sizi ziyaret eder, ne yapar yapar ikna eder, BM Gelen Kurulu ya da Güvenlik Konseyini toplantıya çağırmanızı sağlardım. Orada bir konuşma yapar ve bilimsel gerekçeleri ile

    Tüm dünyada eş zamanlı 14 günlük bir KÜRESEL KAPATMA çağrısı yapıyorum..

    derdim..
    ***

Benzer sözlerimizi 24 Ekim 2020 günü, BM’nin 75. kuruluş yıldönümünde Karantina TV konuşmamızda da seslendirmiştik ve geniş yankı almıştı.. Türkçe ve İngilizce bu çağrıyı yaydık.

AKP iktidarını bir kez daha uyarıyor ve ÇIĞLIKLARIMIZI / HAYKIRIŞLARIMIZI duymasını istiyoruz..

Salgın, KRİTİK BİR AŞAMAYA ULAŞMIŞTIR..

Aylar öncesinden sürekli uyardık, böyle giderse Eylül – Ekim ve sonrasında

Türkiye 14 GÜNLÜK TAM KAPATMAYA ZORUNLU KALABİLİR…

Bunun tüm hazırlıkları yapılmalı.. demiştik TV konuşmalarımızda ve web sitesi yazılarımızda, sosyal medya hesaplarımızda..

İstanbul Tabip Odası da bu gün çok benzer içerikli bir çağrı yaptı basın toplantısında.

Sanırız hatta korkarız ki zamanı geldi..

Sevgi ve saygı ile. 11 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

 

 

 

 

 

 

KOVİT-19 SALGINI, MEVSİMSEL GRİP ve AŞI SORUNU

KOVİT-19 SALGINI,
MEVSİMSEL GRİP ve AŞI SORUNU

BİRGÜN‘de yayınlanan makalemiz…

Küresel salgın şiddetlenerek sürüyor. Salgın yönetiminde ciddi hatalar yapıldı ve ilk dalgası 2019 Aralık sonunda başlayan KOVİT-19 tüm dünyaya yayıldı. Örn. ABD – Trump sorunu ciddiye almadı ve ekonominin çarklarının dönmesini = kapitalizmin tunç yasasının işlemesini yeğledi : Her durumda en çok kâr! Avrupa’da da benzer tablo yaşandı. İtalya, yanıp kavrulana dek ekonomiyi kapatmadı, sonunda %95 oranında kapatma uyguladı ama geç kalmıştı. İngiltere ve İsveç, hastalığın hızla yayılmasını, toplumda bağışıklık gelişmesini ve salgını birkaç haftada söndürmeyi hedeflediler; yanıldılar ve çok ağır bedel ödediler, ödemekteler. Gerçekte bedeli emekçiler ödedi; canlarıyla, genç yaşlarda yaşamdan kopartılarak, işsiz bırakılarak.. NewYork sokaklarında, otoparklarda cenazeleri yerlere saçıldı.

Türkiye de benzer yolu seçti, yeter hazırlığı yap(a)madı, hastalığı gecikerek kabul etti, 2 ay sonra kapitalizmin tapınakları AVM’leri açtı. Türkiye’yi bir A.Ş. gibi yönetmek istediğini kezlerce belirten ve CEO rolüne soyunan Erdoğan’ın da yeğlemesi “önce insan”dan yana değildi. Kabak çiçeği gibi açıldık, “yeni normal” oldu “açılım – saçılım” ve şimdilerde, salgının Türkiye’de tepe yaptığı Nisan’dan daha beteriz. Günlük olgu sayılarımızın, bize yakın nüfuslu Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya’dan çok eksik olması için hiçbir somut neden yok ama tersi için çok.. Dolayısıyla son birkaç gündür 2 binin üstünde duyurulan günlük yeni hasta sayısının önüne, “Fahrettin katsayısı” gereği bir “sıfır” eklemek gerekiyor..

Salgınının 10. ayı bitmek üzere ancak ufukta ne aşı var ne de etkili bir ilaç.
Ancak sonbahar – kışa giriyoruz, mevsimsel üst ve alt solunum yolları bulaşları (enfeksiyonları) kapıda. Grip her yıl milyonlarca insanı etkiliyor ve 600 bin dolayında insanı yitiriyoruz Dünyada. Özellikle yaşlıları, kap – akciğer sorunu olanları. Grip aşısı yaklaşık %65 koruyucu. Aşı yaptıran her 3 insandan 1’i gene de gribe (influenzaya) yakalanıyor ama daha hafif geçiriyor. KOVİT-19 ve gribe aynı anda yakalanmak olası çünkü etken virüsler farklı ve bulaşma yolları aynı gibi. Birini geçirmek öbürüne direnç – bağışıklık sağlamıyor. Üstelik salt fiziksel muayene ile biz hekimlerin klinik ayrım yapması olanağı yok. Halkın da ayırdetmesi olanaksız. Dolayısıyla yüksek ateş, yaygın ağrılar, öksürük, genel durumda bozulma.. gibi bir tabloda yapılacak iş, gecikmeden hekime gitmek. Bizler ise ancak laboratuvar testleri ile ayrım yapabileceğiz. Dolayısıyla başvurular çok artarsa sağlık sistemi aşırı yüklenecek ve yetersizlik, gecikme.. doğabilecek. Bu arada sağlık giderleri de büyüyecek. Oysa SGK çok ağır bir akçalı (mali) bunalımda. Hastanelere geriödemeleri nasıl yapacak?

Bütün bunları öngörerek bizler Sağlık Bakanlığını özellikle grip/influenza ve zatürre aşıları için uyardık, zamanında dışalım bağlantılarının yapılması için. Gerçekte dünyada bu aşının üretimi yeterli düzeyde.

DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü), 10 yıl kadar önce ülkelerin nüfuslarının en az %75’inin girip aşısı olmasını sağlamasını istemişti. Bu rakam Türkiye için, KOVİT-19’un yarattığı ek riskler bir yana, 60+ milyondur (84 m Türkiye + 6 m Suriye – Irak ve kaçaklar..). Oysa Sağlık Bakanlığının açıklamasına göre yalnızca 1,3 m doz grip aşısı dışalımı (ithalatı) yapılabilmiştir. Arkasının gelebileceğine ilişkin netlik yoktur. Bakanlık, kendince ne zaman gerek duysa / SIKIŞSA, “görünür – görünmez ulusal çıkarları” anımsamakta (!) ya da “ticari sır” kalkanına sarılmaktadır. Her 2 gerekçe de akıl ve bilim dışıdır, tiraji – komiktir ve Şark kurnazlığı, dinci takiyye kokmaktadır.

ABD 2020-21 dönemi için 194-198 milyon doz influenza aşısı siparişi verdi ve şu ana dek gelen  139,4 milyon dozu dağıttı. ABD nüfusu 330 milyon. AB ülkelerinin verdiği siparişler nüfuslarına oranla % 20-40 arasında. Dünya genelinde dağıtım ise 11 Eylülden başlayarak en son 9 Ekim’de 523 milyon dozu aştı. Dağıtım haftalık olarak sürmekte ve daha da artacak. 1+ milyar doz sunum beklenir. Türkiye ise 523 milyon doz grip aşısından salt 1,3 milyon doz ile binde 2,5’ini alabilmiştir. Oysa nüfusumuz Dünya toplamının %1,15’idir. Sağlanan aşı son derece yetersiz olup mutlaka ve gecikmeden ek dışalım yapılmalıdır. Adil dağıtım – paylaşım kotasını aşmış değiliz. Bakanlık, 65+ yaş herkesin aşılanacağını açıkladı ancak TÜİK verisiyle bu ya diliminde 7,5 dolayında insanımız var. Kaldı ki, Grip aşısının 6 ay ya da 5 yaş üstü çocuklardan başlayarak, gebeliğin ilk 3 ayı dışında herkese yapılması gerekmektedir. Bu aşı çok ucuzdur, Bakanlık 73 TL fiyat koymuştur ki, dışalım bedeli bunun yarısı dolayında olabilir. 5 Dolar kabul edilse, ödenen bedel 6,5 milyon Dolardır ve ciddi bir tutar değildir. Aşılar kural olarak her yönüyle çok ekonomik, etkili ve güvenilir biyolojik ürünlerdir.

65+ yaş, değişik süreğen hastalığı olan.. uluslararası yazına (literatüre) göre grip aşısı yapılması öncelikle gereken insanlar bile, S. Bakanlığının akıl almaz ölçütleriyle dışlanmışlardır.

  • Aşılar yandaşlara, Saray’a mı ayrılacaktır? El altından karaborsası mı oluşturulacaktır?

AKP iktidarı tek 1 şeyi bile bu ülkede düzgün – akla/bilime uygun yap(a)mayacak mıdır?

Bu kışa, öncekilerden farklı olarak çoook ağır / zor koşullarda giriyoruz.
Ekonomi olağanüstü ağır hastadır. Fiilen %30’u aşan enflasyon sürmektedir.
İşsizlik hayal ötesi düzeylere ulaşmıştır.

“Askıda ekmek” uygulaması yüz karasıdır.
Aileler topluca intihar etmekte, iflas eden insanlar kendilerini yakmaktadır sokak ortasında.

ŞAHSIM” ise, aylığını, 3 asgari ücret zamla 88 bin TL’ye çıkarabilmektedir; bir yandan yoklukta Müslümana “sabır – dayanç” vaazları ile masal anlatılır ve damardan “Din” şırıngalanırken. Tıpkı Marx’ın uyardığı gibi : “Kapitalizm Dini bir afyon olarak kullanmaktadır.” Dinci kapitalist daha beterini yapmakta ama utanmadan “Marx, dinimize afyon dedi..” yalanını uydurabilmektedir.

Ne yapmalı???

KOVİT-19 aşısı için “1-2 ay içinde hazır” demişti Bakan Koca, 15 gün önce.. Halkı aldatmayalım, 2021 ilkbahar – yazında umut var ancak dağıtım ve üretim sorunları nedeniyle uzayacak. Hele döviz darlığı yüzünden Grip aşısında olduğu gibi bir skandal yaşanırsa ülkemizde, çok yazık olur. Mutlaka ek grip aşısı dışalımı yapılmalı ve riskli kümelere yaygın uygulanmalıdır.

Bu kış, ekonomik talan ve salgın yüzünden yaşanan çifte yoksullaşma nedeniyle Devlet, sosyal yardımları mutlaka ve sistemli olarak artırmak zorundadır.

  • Kamusal sağlık hizmetleri güçlendirilmeli, 1. Basamak ve
    KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ KESİN BİR ÖNCELİK ALMALIDIR.

Sağlık çalışanlarının meslek hastalığı kabul edilmeli ve özlük hakları verilmelidir. En az yüz bin yeni sağlık çalışanı atanmalıdır. Şehir hastaneleri kamulaştırılmalı ve SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM adı altında emperyalist dayatma durdurulmalıdır.

Dr. Refik Saydam Ulusal Koruyucu Sağlık Kurumu özerk olarak açılmalı ve salgın yönetimi bu Kuruma devredilmelidir.

Salgın verileri ulusal – uluslararası bağımsız uzmanlara açılmalı ve dürüstlükle halka, DSÖ’ne bildirilmelidir.

  • Türkiye 14 günlük bir kapatmaya zorunlu kalabilir, hazırlık yapılmalıdır.

Salgın yönetiminde öncelik sermayenin kârı değil, insan yaşamı olmalı ve
Epidemiyolojik ilkelere tam bağlı kalınmalıdır.

Sevgi ve saygı ile. 24 Ekim 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com