Parti Devleti’nde seçmen sorumluluğu

Parti Devleti’nde seçmen sorumluluğu

Cumhuriyet, 07 Haziran 2018

Parti Devleti’nde seçim, yalnızca ortada bir sandık durduğu için normal seçime benzer… Onun dışında, pek çok bakımdan farklıdır: 
1) Adayların bazıları, (hem de “Parti Devleti Hukukuna” göre bile yargılanıp mahkûm edilmeden) hapiste olabilir. 
2) İktidardaki parti ve aday, hiçbir seçim yasağına uymaz. 
3) Parti Başkanı, devletin bütün olanaklarını, uçaklarını, otomobillerini, otobüslerini, radyolarını, televizyonunu, hiçbir sınırlama ve kısıtlama olmadan kullanabilir. 
4) Parti Başkanı, kendisinin ve partisinin propagandasını, Devlet Başkanı sıfatıyla katılması gereken bütün etkinliklerde fütursuzca yapar. 
5) Başkanın “Benim bakanım, benim valim” dediği bakanlar, müsteşarlar, valiler ve elbette kaymakamlar, emniyet müdürleri, jandarma komutanları, seçmene, parti adına hizmet ve baskı yaparlar. 
6) Sivil ve asker bürokratlar, iktidardaki partinin propagandasını yapar, örneğin, generaller, üniformalarıyla Parti Devleti Başkanı’nın kampanyasına açık destek verirler; muhalefete yaklaşanlar ise derhal cezalandırılır. 
7) Seçmen listeleri Parti Devleti’nin memurları tarafından hazırlanır, sandıklar Parti Devleti tarafından istenilen yerlere taşınır ve kontrol edilir. 
8) Seçimleri denetleyen Yüksek Yargı Organları, oy verme sırasında işlerin kötüye gittiği anlaşılırsa, Parti’nin kazanması için, yasaların açık hükümlerine aykırı kararlar alır. 
9) Başta yüksek yargı organları olmak üzere, tüm yargı mekanizması, Parti’nin emrinde, seçimlerin parti ve partinin adayı tarafından kazanılması için yapılan her baskıyı onaylar. 
10) Sözde “Devlet”, yasama, yürütme ve yargı olarak bütün aygıtlarıyla, muhalefet partilerinin ve Cumhurbaşkanı adaylarının önüne her türlü baskıyı, tehdidi, engeli koymak için harekete geçer. 
11) Parti Devleti’nde yapılan seçimlerde, elbette, medya özgürlüğü, eşit ve adli propaganda koşulları gibi ilkeler de hayaldir.
***
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, İstiklâl Savaşı’nı kazanıp
“millet egemenliğine” 
dayalı olarak “Demokratik Cumhuriyet” modeline göre kurduğu “Devlet”, Erdoğan/AKP tarafından, bu hedefinden saptırılarak, “milletin”elinden alınıp bir “Parti Devleti”ne dönüştürülüyor. 
“Millet İttifakı” bu gidişe “Dur” demek, “Devleti” tekrar “millete” geri vermek için kurulmuştur. 
24 Haziran/8 Temmuz seçimleri “Demokratik Cumhuriyet”in önündeki son fırsattır! 
Ama, “Parti Devleti”nde seçim kazanmak için: Önce sandıklara sahip çıkmak gerekir. 
Sandıklara sahip çıkmak için de salt  adayların, liderlerin değil, asıl, seçmenlerin:

  • Demokrasi aşkının ateşiyle çifte su verilmiş çelik gibi esnek bir sağlamlığa… 
  • Ve Aydınlanma coşkusunun getirdiği bereket ve feyzden kaynaklanan
  • İNCE bir çevikliğe sahip olmaları gerekir!

PARTİ DEVLETİNE HAYIR: 
YAŞASIN DEMOKRASİ!

MISIR’ı Bir de bizden okuyun..

MISIR’ı Bir de bizden okuyun..

Sevgili Dostlar, !!!

Bizim siyasetçilerin büyük çoğunluğu -medyası dahil- İslam ülkesi Mısır’daki yönetim değişikliğini yerden yere vuruyor! İktidarın her sözü ve uygulamasına karşı isabetli sözler sarfedenler, konu Mısır’daki yönetim değişikliği konusunda aynen iktidar ağzını kullanıyor, destek çıkıyor! Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demezler mi adama?!
Mısır denen dünyanın en eski ülkesinin yeniden ortaçağ yönetimine doğru evrildiğini gören-yaşayan Mısır ordusu bu gidişe el koyduğu için ve bu değişimi sandıkla, oy ile yapmadığı ve elbiseleri de sivil olmadığı için “darbe” deniyor haliyle. Hem de bu sözcük o kadar sık kullanılıyor ki, insana gına geliyor adeta! Yani darbe, zamana yayarak ve sivil elbise ile yapılırsa “Demokratik,” bir günde ve askeri elbise ile yapılırsa “Darbe” oluyor öyle mi?!

Mısır’ın yaklaşık 7 bin yıllık köklü bir geçmişi olduğunu, bu dönem içinde birçok ülke, kavim ve kişilerin Mısır’ı yönettiğini, 1517-1805 arası dönemde -yaklaşık 300 yıl- Osmanlı yönetimi altında kaldığını biliyoruz. Mısır bir Arap ülkesi ancak, diğerlerinden çoğu konuda çok farklı olduğunu biliyoruz. Avrupa ülkelerinin okullarındaki tarih derslerinde Mısır’a ayrı bir önem verildiğini ve uzun uzun okutulduğunu biliyorum…

Yine biliyoruz ki, Mısır’da darbe yapan generali de devirdiği cumhurbaşkanı seçmişti. Demek ki, Mısır’ı nereye götürdüğünü bu kısa süre içinde gördüler ve daha kötüye gitmesine mani oldular. Öyle ya, her ülkenin ordusu aslında sadece dış düşmanlara karşı değil, dahili bedhahlara karşı da görevlidir…

Şimdi aşağıdaki makalede, Mısır’daki değişimin gerekçelerini-aslını okuyalım bir kez daha.

Saygılarımla.

Duran Aydoğmuş
17.08.2013
—–

BUNA USTA POLİTİKACILIK DENEMEZ : MISIR’DA ÇAĞ DIŞINDA KALAN AMERİKAN UŞAKLARINI CAMİ ÖNLERİNDE DESTEKLEMEK, SURİYE’NİN SEÇİLMİŞ BAŞKANINA SAVAŞ AÇMAK DIŞ BAŞARI İLE HALKINI KORKUTMAK DEMEKTİR (…..)

“YADEDECEKSİNİZ. HİNT’E, YEMEN’E VE MISIR’A GİDEN FİKİRLERİM, ORADA FİLİZLENEREK GELİP SİZİ BOĞACAKTIR.”
MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.
*****

Mısır’ın yaklaşık 7 bin yıllık köklü bir geçmişi olduğunu, bu dönem içinde birçok ülke, kavim ve kişilerin Mısır’ı yönettiğini, 1517-1805 arası dönemde -yaklaşık 300 yıl- Osmanlı yönetimi altında kaldığını biliyoruz.
——————-

Mısır’ı bir de bizden okuyun!

Bulent_Esinoglu_yurduma_can_feda

Bülent ESİNOĞLU

Mısır’da gerici bir kalkışma, ilerici bir halk tarafından bastırılmıştır.

Ordular, halk hareketlerinde, güçlü olan yerden yana tavır almak zorundadır. Çünkü ordular da halkın bir parçasıdır. Evet Mısır’da iki taraf vardır. Birisi uluslaşmayı, çağdaşlaşmayı temsil etmektedir. Öteki taraf ise; ümmetleşmeyi, ortaçağı ve dinci gericiliği temsil etmektedir. Bu ortaya koyduğumuz olgu, elbette mutlak manada değildir. Her ilericiliğin içinde, bir gericilik vardır. Dünyanın her yerinde, demokrasi ve laiklik gelirken, ezerek ve mahkum ederek gelmiştir. Gericilik ezilmezse, zaten ne laiklik gelir, ne de demokrasi…

Mısır’da, beş çocuğundan üçü Amerikan vatandaşı olan Mursi, Ümmetçiliği, gericiliği temsil etmektedir. Eğer gericilik, akla ve laikliğe karşı kalkışma halindeyse, buna demokrasi talebi denilmez. Gericiliğe özgürlük, demokrasinin ilkesi olamaz. Ümmetcilik, eşitliğin karşısındaki bir örgütlenme biçimidir. Gericilikte eşitlik yoktur. Zaten bu sıfatı kazanmasının nedeni eşitsiz ilkelere sahip oluşundandır. Çünkü ümmetçilikte hiyerarşiyi belirleyen, eşit olup olmamayı belirleyen, dinsel lidere yakın olup olmamadır.

Avrupa’daki Otuz Yıl Savaşları dinsel düzenden kurtulup, dünyevi düzene ulaşmak için yapılmıştır. Kilise ile halk arasındaki bir kavgadır. Kiliseden iktidarı almak o kadar kolay olmamıştır. Bu kavganın sonunda, Batıda önce laiklik sonra demokrasi gelmiştir. Din ve devlet işlerini ayırmaksızın ilerleme olmaz.

İslam ülkelerinde dini gericiliğin ve bölücülüğün arkasında hep emperyalizm olmuştur.

Laiklik ve demokrasi ile elde ettikleri ilerlemeyi İslam ülkelerinden esirgemiştir. Batının dinci gericiliğin arkasında olması, Mısır’da olduğu gibi hep bölünmeleri getirmiştir. Batının Mustafa Kemal düşmanlığının nedeni de budur. Bugün iktidara yalakalıkta yarışan medya, Mısır’daki olaylara nesnel yaklaşmamakta, ümmetçilik gözlüğü ile bakmaktadır. Mısır’daki kavga; ümmetçilik mi iktidar olacak, yoksa laik anlayışın taraftarları mı iktidar olacak kavgasıdır. Bu kavgada bazen ilericiler, bazen gericiler kazanacaktır. Sonunda, dünyasal olan uhrevi olana galip gelecektir.

Hiç kimse, bize, ümmetçiliği demokratikleşme gibi yutturmaya kalkmasın.

Mısır’da yaşanan millet – ordu birlikteliğidir.

Demokrasi, gericiliği mahkûm ederek varılan bir yönetimdir.
15.8.2013, bulentesinoğlu@gmail.com