UĞUR MUMCU CİNAYETİNİN ÖNEMİNİ ANLAMAK İÇİN AŞAĞIDAKİ LİSTEYE BAKMALI

UĞUR MUMCU CİNAYETİNİN ÖNEMİNİ ANLAMAK İÇİN AŞAĞIDAKİ LİSTEYE BAKMALI

EMRE KONGAR
Emre Kongar – Resmi İnternet Sitesi

Sevgili Uğur Mumcu’nun öldürülmesi ne sıradan bir olaydı ne de münferit: Bu cinayet Türkiye’yi geri bıraktırarak sömürülmesini kolaylaştırmak isteyen emperyalistlerle kol kola girmiş olan dinci-faşistlerin derin devletle ittifak halinde planlı programlı uygulamalarının bir parçasıydı.

Ülkeyi bağımsızlık yolundan Demokratik Laik ve Sosyal Hukuk Devleti idealinden saptırmak isteyen Demokratları, Atatürkçüleri, Solcuları, Emekçileri ezerek sindirerek yok etmeye yönelik bir süreçti bu. Aydınları, yazarları, öğretim üyelerini, sendikacıları, gazetecileri, hukukçuları öldürerek sindirerek susturarak bugünleri hazırladılar. Aşağıdaki liste bugünlere hangi kanlı süreçten geçerek geldiğimizi anımsatacaktır.
* *
○ Erzurum Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Orhan Yavuz 15 haziran 1977.
○ Ankara Savcısı Doğan Öz 24 Mart 1978.
○ Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bedrettin Cömert 11 Temmuz 1978.
○ İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Ord. Prof. Dr. Bedri Karafakioğlu 20 Ekim 1978.
○ Ankara’nın Bahçelievler mahallesinde Türkiye İşçi Partisi üyesi Latif Can, Efraim Ezgin, Hürcan Gürses, Osman Nuri Uzunlar, Serdar Alten, Faruk Ersan ve Salih Gevence isimli gençlerin öldürülmesi 8 Ekim 1978.
Maraş Katliamı 19 Aralık-26 Aralık 1978.
○ Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi 1 Şubat 1979.
○ TİP Adana İl Başkanı avukat Ceyhun Can 10 Eylül 1979.
○ Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul 28 Eylül 1979.
○ İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ümit Yaşar Doğanay 20 Kasım 1979.
○ İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil 7 Aralık 1979.
○ Yurdakul ailesinin avukatı Halil Güllüoğlu 3 Şubat 1980.
○ Televizyoncu gazeteci Ümit Kaftancıoğlu 11 Nisan 1980.
○ CHP Adana İl Başkanı avukat Ahmet Albay 3 Mayıs 1980.
Çorum katliamı 28 Mayıs-4 Temmuz 1980.
○ CHP Kayseri İl Başkanı avukat Mustafa Kulkuloğlu 7 Mayıs 1980.
○ DİSK Başkanı Kemal Türkler 22 Temmuz 1980.
○ Prof. Dr. Muammer Aksoy Ankara 31 Ocak 1990.
○ Çetin Emeç İstanbul 7 Mart 1990.
○ Turan Dursun İstanbul 4 Eylül 1990.
○ Doç. Dr. Bahriye Üçok Ankara 6 Ekim 1990.
○ Politikacı şair ve yazar Musa Anter 20 Eylül 1992.
○ Uğur Mumcu Ankara 24 Ocak 1993.
○ Gümüşhane Baro Başkanı Ali Günday 25 Temmuz 1995.
○ Maden İş Genel Başkanı Şemsi Denizer 6 Ağustos 1999.
○ Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı Ankara 21 Ekim 1999.
○ Dr. Necip Hablemitoğlu Ankara 18 Aralık 2002.
○ Danıştay saldırısında yaralanan yargıç Mustafa Yücel Özbilgin 17 Mayıs 2006.
○ Agos Gazetesi Genel Yayın Müdürü Hrant Dink 9 Ocak 2007.
○ Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi 28 Kasım 2015.
 * *
Kendilerine “Bugünlere nasıl geldik” diye soranlar yukardaki bu listeye baksınlar…
Ve bu olayların sorumlularının nerelerde olduklarını düşünsünler!

2012 Aleviler ve Alevilik


Dostlar
,

Sayın Erdal Yıldırım kapsamlı bir muhasebe yapıyor.

Çok ama çoook can sıkıcı.

  • Bu tehlikeli tırmanışın mutlaka durudurulması gerek.

AKP’den mi bekleyeceğiz??

Tümüyle değil elbette ama tümüyle reddederek de değil..
İçlerinde “vicdanlı” olanların köküne kıran girmedi elbette bu 1.

İki : Safları sıkılaştırmak..

Daha iyi bir önerisi olan var mı??

AKP’ye bir çağrı daha                             :

  • Toplumu ayrıştırmaya son verin, ateşle oynuyorsunuz.. Siz de yanarsınız..

=============================================================

2012 Aleviler ve Alevilik

Erdal YILDIRIM

30.12.2012

2012 yılını Aleviler, Alevilik ve Alevi örgütlemesi açısından değerlendirirsek, 2012’nin de geçmiş yıllarla benzeşen, hatta kimi zaman daha olumsuz olduğunu; hem hükümet ve devlet kanadından, hem de toplumun çeşitli kesimleri tarafından Aleviler ve Aleviliğin sayısız saldırılar, baskılar, sindirme politikaları ve uygulamalarıyla karşı karşıya kaldıkları bir yıl olduğunu görmekteyiz.

Bu değerlendirmeyi de belli başlıklarda, yani Alevilerin ve Aleviliğin karşı karşıya kaldığı saldırı, haksızlık ve uygulamalar; Alevi toplumu ve örgütlenmesinin artıları, yaptıkları; son olarak da eksileri, yapamadıkları ve yapması gerekenler şeklinde ele almanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.

AKP hükümeti 2012 yılında ülkedeki çeşitli etnik ve inançsal kimlikler ve farklı topluluklara karşı genel gerici, faşist, inkârcı, baskıcı politikalarını, özellikle Aleviler ve Kürtler üzerinde sistematik ve programatik olarak uygulamaya çalıştığı bir yıl oldu.

AKP iktidarı ve onun Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bu uygulamalarını Alevileri ve Aleviliği, siyasal, sosyal ve kültürel açıdan, her türlü devlet aygıtını da kullanarak, kimi Hızır Paşaları da yanına yedekleyip kendi Alevi’sini (AK Aleviler) yaratmak, Aleviliği İslam’a yamamak; ya da İslam’ın içine alıp tamamen yok etmek için ve de yaşamın her alanında baskı altına almak, sindirmek suretiyle  hayata geçirmek istedi.

Başbakan Erdoğan ülkede yaşanan kimi toplumsal olaylarda da, “kindar ve dindar” gençliğe verdiği cesaretlendirici mesajlarla Alevilere karşı yurt genelinde saldırıların sistematikleştirilmesinin önünü açtı. Alevilerle ilgili birçok canalıcı konuda yürütüme, yasama ve yargının yapması gerekenleri DİB ve ulemaya havale etti.

Bu bağlamda 2012 yılında yaşanan fiziki, psikolojik, sosyolojik saldırılardan
bazı örnekleri sıralayalım. 2102 Ocak ayında Alevi bir mahkûmun Dede ile görüşme isteği, Diyanet’ten Alevilikle ilgili görüş alınarak reddedildi.

Yıl boyunca yurdun değişik bölgelerinde birçok kez Alevilerin evlerine belirsiz – anlaşılmaz, ancak daha önce Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da da şahit olduğumuz katliamları çağrıştıran işaretlenme olayları yaşandı.

  • 28 Şubat Adıyaman’da Yenimahalle ve Karapınar mah. 45 Alevinin evlerine işaretler kondu. Vali – içişleri bakanı “çocuklar yapmıştır.” dedi..

Ardından 19 Martta Gaziantep’te Alevi evlerine işaretler kondu;
“Gaziantep su kanalizasyon ekiplerinin işi” dendi, ama kısa zamanda yalan
meydana çıktı.

Sonra 28 Martta Erzincan Üzümlü ilçesinde Alevi evleri işaretlendi.
Bunlarla da bitmedi. Süreç Malatya ve Mersin Mezitli kasabasında da Alevilere ait çeşitli evlerin işaretlenmesiyle devam etti.

  • Temmuz ayı sonlarında Ramazan orucu tutmadıkları gerekçesiyle Malatya sürgü kasabasında 500 kişilik gerici faşist güruh, bir Alevi ailenin evine taşlı, sopalı, silah ve kasaturalı saldırıda bulundu. Aile linç edilmek istendi. Olaydan sonra Belediye başkanı ve kaymakam aileden güvenliklerini sağlayamadığı için kasabayı terk etmesini istedi. Mahkeme ve savcı ise nefsi müdafaa yapmaya çalışan aile bireylerine hapis cezası istedi. 

Yine yası matem ayı olan Muharremde Erzincan il merkezinde dergi, flama, yayın satmak üzere kurulan PSAKD çadırına saldırı yapıldı ve çadır yakılmak istendi. 

Ağustos İstanbul Kartal’daki PSAKD Cemevi de ateşe verilip yakılmak üzere saldırıya uğradı.

Aralık ayından meclise verilen bir önergeye cevap olarak TBMM Başkanlığı,
cemevi ibadethane değildir” dedi ve bu savunmasında ısrar etti.

En son da 2 gün önce İstanbul Okmeydanı’nda hem de Maraş katliamı anması yıldönümünde Alevilere ait çeşitli binaların kapı ve duvarlarına işaretler konması
dikkat çekiciydi.

Psikolojik olarak son derece önemli bir baskı mekanizmasının çalıştırılmasına yönelik bu saldırıların hiç birisinde suçlular bulunmadı, gerekli soruşturma ve tahkikatlar yapılmadı.  Saldırılar geçiştirildi. 

13 Mart 2012 Ankara’da Sivas madımak Katliamının son davası ve Mahkeme Patagonya cumhuriyetinde bile görülmeyecek bir anti-demokratik imza attı ve davanın zaman aşımına uğraması kararını verdi. Dava için Ankara adliyesi önünde toplanan binlerce alevi Kızılbaş ve Alevi dostları kimyasal silah / gaz ve tazyikli suyun hedefi oldu. (Madımak katillerinin bir kısmının sözde aranırken evlendiklerini, askere gidip geldiklerini, işyeri açtıklarını, belediye ve devlet dairelerinde çalıştıklarını, emekli maaşı aldıklarını biliyoruz – sözde kırmızı bültenle aranan Cafer Erçakmak Sivas’ta karakolun komşusu olarak yıllarca yaşadığını da gördük.)

Başka önemlice ve ibret verici bir bilgide demokrasi havariliğine soyunan Avrupa ülkelerinden – Almanya’dan geldi. Madımak hükümlülerinden 9 kişi alman hükümeti nezdinde vatandaşlık talebinde bulundular. Ve Almanya bu katillere vatandaşlık hakkı vererek yargılanıp cezalandırılmalarını engelledi.

Adıyaman, Erzincan, Aydın, Malatya ve Okmeydanı’nda yaşanan bu saldırıların dışında bir de hükümet kanadından Alevilere yönelik uygulamalar neticesi gerçekleşen saldırıları da burada anımsatmakta fayda var.

  • AİHM tarafından “zorunlu din derslerinin bir insanlık suçu olduğu” kararı halen uygulanmamakta ve ZDD uygulaması devam etmektedir.

Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması, Diyanet İşleri başkanlığının lağvedilmesi,  Alevi dergâhlarının gerçek sahiplerine verilmesi,  Madımak’ın Utanç Müzesi olması talepleri görülmezden gelinmeye devam etti.

Mecliste Alevi milletvekillerinin de olduğu savıyla TBMM cemevi açılması talebi dikkate alınmadı. Yürütme, yasama, yargı organları devleti yönetme ile ilgili konularda, özellikle de Alevilik konularında derhal DİB veya ulemaya danışır oldu ve asimilasyona devam etti.

***

Öte yandan yurtiçindeki ve yurtdışındaki demokratik Alevi hareketi ve örgütlülüğü, Alevilerin ve Alevi örgütleri yaşadığı sorunları, talepleri ülke ve dünya kamuoyu ile paylaşmak için bir dizi etkinlik ve eylemlilikte de bulundu.

Bu yıl da binlerce  kişinin katılımıyla  öncelikle, Sivas’ta ve de  yurtiçi – yurtdışında  birçok yerde 2 Temmuz Madımak Katliamı protesto anma eylemleri ve etkinlikleri gerçekleştirildi..

Sürgü kasabasındaki saldırılar sonrası yine birçok şehir ve belde de etkinlik ve protesto gösterileri, basın açıklamaları yapıldı.

Maraş katliamının 34. yıl anması için yurtiçinden ve yurtdışından Maraş’a giden topluluk, devletin – güvenlik güçlerinin tüm anti-demokratik faşizan saldırılarına rağmen protesto anması gerçekleştirdi. Bu arada topluluğa karşı kullanılan kimyasal gaz, tazyikli su ve fiziki saldırıları da şiddetle kınadığımı da belirtmek istiyorum.

2012 yılının Aleviler açısından olumlu yanlarından belki de en önemlisi, bugüne kadar olması gereken, ama bir türlü gerçekleşememiş olan Kürtlerle bir araya gelişin sergilenmiş olmasıdır. Bugüne kadar birçok bakımdan devletin ve sistemin faşizan, gerici saldırılarına karşı aynı acıları, aynı baskıları yaşayan Alevilerle Kürtlerin bir acıda da olsa yanyana gelmeleri son derece önemlidir. Alevi örgütleri belki de ilk kez olarak, 28 Aralık 2012’de Uludere–Roboski’de TSK’nın savaş uçakları tarafından bombalanan sivil, çoğu da çocuk yaşta Kürd’ün acısına ortak olmak için aileleri ve bölgeyi ziyaret etmişlerdir.

***

Çok doğal olarak Alevi örgütlerinin, dede ve kanaat önderlerinin olumlu faaliyet, uygulama ve söylemleri dışında bir de yapamadıkları ve eksileri de vardır.

Bu eksikliğin en önemli ayağı bana göre Aleviliğin tarifi ve bu tarife uygun şekilde her ortam ve platformda savunulması ile ilgili yaşanan kararsızlıktır. 

Oysa 2004 yılı Eylül ayında o günkü Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Doğan sözcülüğünde, yurtdışı Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Federasyonların başkanlarıyla yurtiçi Alevi örgüt yöneticileri yapılan açıklamayla, ‘Aleviliğin islamiyetle ilgisi olmayan, kendine özgü kural ve ritüelleri olan, sosyal sorunlarla ilgili konulara da cevap veren ayrı bir kültür, yaşam biçimi ve felsefe olduğunu tespit edip bunu kamuoyu ile paylaştılar.

Bu Alevilik, Aleviliğin tarifi ile ilgili olarak ‘Milat sayılabilecek tespitten’ ne yazık ki,
2008 yılından sonra hem Alevi kamuoyundan, hem de devlet ve sistem tarafından yönlendirilen saldırılardan sonra terk edilmeye başlandı. Bu saldırılara cesurca ve kararlılıkla karşı konulamamış olması tavrı, hem sistem ve devlet tarafından, hem de Aleviliği islama yamamaya çalışan çeşitli Alevi kökenliler tarafından istismar edildi ve beraberinde yeni saldırıları getirdi.

2012 yılında da kimi Alevi örgüt yöneticilileri ve bir kısım Alevi kökenli yazar, dernek ve kurum temsilcisi, iktidarın sistematik olarak uyguladığı asimilasyon politikalarına kimi zaman malzeme oldu, kimi zaman da tutarsız söylem ve tavır sergiledi.

26 Temmuz 2012’de Ramazan ayında AKP’nin kurduğu Anadolu Alevi Federasyonunca Cumhurbaşkanı Abdullah Gül onuruna verilen iftar yemeğine katılmayan, “Alevilikte iftar değil, mütevazı oruç açma vardır. Lüks otellerde, şatafatlı yerlerde, iftar olmaz. Baskılara rağmen yok edilemeyen Alevilik, sinsi oyunlarla asimile edilmek, özünden koparılmak istenmekte, Aleviliğin içine iftar geleneği sokulmak istenmektedir“ diyen ABF Genel Başkanı Selahattin Özel bu sözlerinden 4 ay sonra, 26 Kasım 2012 tarihinde  Alevi – Kızılbaşların yas-ı matem ayında, önemli asimilasyon temsilcilerinden ve Fethullah Gülen’e yakınlığı da bilinen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün tertiplediği Muharrem iftarı sofrasına itibar edip, daha  önce eleştirdiği şatafatlı masaya Çankaya’da katıldı…

Aynı iftar yemeğine Alevi toplumu adına yola çıktığını söyleyen, hatta bir dönem milletvekili yapılan, kullanılıp işi bitince de büzüştürülüp bir kenara atılan; kendilerine mikrofon uzatıldığında asimilasyoncu politikalara karşı olduklarını söyleyen, ama davet eden makam cumhurbaşkanlığı olunca söylediklerini unutan kimi vakıf, dernek ve kurum temsilcisinin ismini buraya yazmayı gerekli görmüyorum.

Bu süreçte önceleri türkücü, şimdilerde milletvekili Sebahat Akkiraz da, Yas-ı Muharrem vesilesi ile TBMM’de “iftar” verdi ve Aleviliğin asimilasyonu için özel çabalar içinde olanları dahi ‘Alevilik ritüelleri’ içinde olmayan bu uyduruktan iftara davet etti. Bir başka AKP destekçisi, sözde Alevi, ama gerçekte naylon olan bir kuruluş bakanlarla, diyanet yetkilileri ile “iftar” yapıyor ve tescilli Alevi düşmanlarını Meclis başkanı Cemil Çiçek’ten, Başbakan Erdoğan’a, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye kadar davet etti.

Adıyaman Kahta’da bir cem evinde “iftar” verilmesi ve arkasından ilahiler okunup, namaz kılınması da asimilasyona hizmet edenleri göstermesi açısından çarpıcı, bir o kadar da olumsuz bir örnektir.

Alevi Kızılbaşlığın en güçlü kalelerinden olan Tunceli’de önce İl Emniyet Müdürü, ardından da Dersim’de Fettullahçı olarak bilinen bir özel okul yönetiminin müftülük eşliğinde Tunceli Cemevinde ”Muharrem iftarı” vermesi sisteme yedeklenen kimi Alevilerin “Alevilikte iftar yoktur, oruç açma vardır. Alevilikte oruç açma gösterişle yapılmaz, Muharrem orucu yas orucudur” düstüruna da, Aleviliğe de açıkça ihanet ettiklerinin en önemli göstergesi ve ibret vericidir.

Gelinen noktada ve gelecekte Aleviliğin kendine özgü kural ve ritüelleri olan bağımsız bir kültür, felsefe ve yaşam biçimi olduğu ilkesi tartışmalara, polemiklere yer bırakılmayacak şekilde ödünsüzce savunulmalıdır.

Aleviler ve Kızılbaşlar Koçgiri, Zilan Dersim, Maraş, Çorum, Madımak, Gazi, Roboski gibi devlet katliamlarında hem kendileriyle, hem de sistemle, devletle yüzleşmek ve hesaplaşmak zorundadırlar. Bu yüzleşme ve hesaplaşma olmadıkça, özellikle Alevi Kızılbaşlar ve Kürtler katillerine aşık olmaya devam ettikçe bundan sonra da katliamlara uğramaları kaçınılmazdır.

Özellikle Aleviler ve Kürtler içlerindeki işbirlikçi düşkünlerden, ihanetçi Hızır Paşa ve Reyberlerden arınmak, bu asalaklardan kurtulmak ve günümüze gelinceye kadar yaşanan olumsuzluklardan gerekli dersleri çıkarmak,  diğer haksızlığa uğramış, ötelenmiş tüm kimlik ve topluluklarla birlikte demokrasi ve özgürlük mücadelesinde
yan yana omuz omuza olmak zorundadırlar ki, bu birliktelik gelen ve gelecek  yıllarda özgürlük ve güzellikler sunabilsin.

Erdal YILDIRIM
30.12.2012