Bakan Veysel Eroğlu : Gördes Barajı’nda 2017 yılında suyu tuttum…

İzmir, parasını ödüyor suyunu alamıyor

Baraj, tabanındaki delik nedeniyle kapasitesinin 9’da 1’i kadar su tutabiliyor.
İzmir, parasını ödemesine karşın su alamıyor. (Cumhuriyet, 01 Haziran 2018)
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

[Haber görseli]

448 milyon m3 kapasiteli Gördes Barajı, tabanındaki delik nedeniyle 45 milyon m3’ten fazla su tutamıyor. DSİ’nin 2009’da tamamlanan barajdaki deliğin 2016’da kapandığı yönündeki söylemlerine karşın, İzmir’e tek damla su verilemedi. Gördes’ten İzmir’e gelmesi planlanan su için 2010 yılından bu yana düzenli ödeme yaptıklarını belirten İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, “Öyleyse sen de bana suyu ver. Ama veremiyorlar. Çünkü ortada delik var!” dedi.

Arap kızı bakıyor

Bir grup gazeteciyle bir araya gelen Kocaoğlu, Gördes’ten İzmir’e suyu taşımak için DSİ’nin yaptırdığı 115 kilometrelik isale hattının da “eksik ve hatalarla” teslim alındığını ileri sürdü. Barajdaki soruna karşın Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun yerel yönetimi suçlamaya çalıştığını kaydeden Kocaoğlu, şunları söyledi:

“DSİ’nin yaptığı hat yalnızca kâğıt üzerinde. Öyle hatalar var ki, devralmamız mümkün değil. Bize su veremedikleri için Belkahve’de yaptığımız arıtma tesisini 1.5 yıldır deneyemedik bile. Tarıma veriyorum diye bir laf var. Tarıma yazın su verilir; yağmur yağarken, seller akarken, Arap kızı camdan bakarken değil!.”

KAÇARSA KAÇSIN!

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, İzmir’de partisinin İl Başkanlığını ziyaret etti. Burada açıklama yapan Eroğlu, Gördes Barajı’yla ilgili şunları söyledi :

  • “Gördes Barajı’nda 2017 yılında suyu tuttum.

  • Bir miktar su kaçarsa kaçsın dedik.

  • Öyle bir fedakârlık yaptım.

  • Barajda sorun yok.” 

============================================
Dostlar,

BAKAN EROĞLU ”SUÇ İŞLEME ÖZGÜRLÜĞÜ” NÜ MÜ KULLANIYOR?!

AKP’nin Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, inanınız ya da inanmayınız, yukarıdaki tümceleri kurmuş!

Anladığımızı yineleyelim; Bakan Prof. Dr. V. Eroğlu şunları yapmış :

  • Gördes barajında 2017 yılında suyu tutmuş!
  • Bir miktar su kaçarsa kaçsın..  demiş. Ama kaçan su baraj kapasitesinin %90’ı imiş!
  • Öyle bir fedakarlık yapmış Bakan Eroğlu… Belediyeden parası alındığı halde 11 yıldır İzmir’e su verilemiyor olmasına karşın AKP’li Bakan Eroğlu ”öyle bir fedakarlık yapmış”!
  • Ve bu Bakana göre Gördes barajında sorun yokmuş..

*****
Bunlar normal bir insanın söyleyebileceği sözler midir?
Bunları bir Bakan söyleyebilir mi?
Bunları bir Profesör söyleyebilir mi?
Baraj, öngörülen kapasitenin %90’ını tutsa da %10 kaçak olsa haydi sineye çekelim..
Ama tersi! Bu yüzden İzmir’e, belediyeden parası alındığı halde su verilemiyor.
Belediyenin bu su için yaptığı arıtma tesisi de atıl kalıyor, çürümeye terk edilmiş..
Gerekçe de tarımsal sulamaya su verilmesiymiş.. Oysa bu baraj İzmir’e içme suyu için yapılmadı mı?

Neresinden tutsanız elinizde kalıyor…
Herhalde AKP = Erdoğan bu sayın kişiyi çoooooooooooooook aramış olmalılar ardışık olarak Bakan yapmak için! Eroğlu, 2007’den bu yana AKP kabinelerinde Bakan..

Bu kişi, geçtiğimiz kurak yazlarda İstanbul barajlarında ciddi su eksilmesi olduğu zamanlarda basına demeç vererek A, B, C planlarının olduğunu belirtmişti. Bereket Doğa bize acıyıp yağmur verince, Sn. Bakan’ın A, B, C planlarını öğrenme olanağımız olamadı!..

Gelişmiş bir ülkede, bir hukuk devletinde böylesi bir skandal yaşanabilir mi?
Bu kişi dakikalar, bilemediniz 1-2 saat içinde görevden alınmaz mı?
Hakkında yasal işlem yapılmaz mı?
AKP = Erdoğan bir adım atabilir mi; yoksa dere geçilirken at değiştirilmez mi? Eh artık ”Başusta” olduğuna göre Erdoğan’dan daha iyisini kim bilebilir?

Ya Cumhuriyetin savcıları?? Apaçık bir suç itirafı var ortada.. Kim el koyacak?
Bakan bey ”öyle bir fedakarlık yapmış’‘! Kimin kesesinden ve hangi hak ve yetki ile?

Efendiler, Bakan bey villasına yüzme havuzu yaptırmıyor!. Yandaşlara verilen ihalelerdeki yolsuzluklar böylesine katmerli ve zincirleme sürüyor ve vergilerimiz talan ediliyor..

Eroğlu derhal istifa etmeli, ya da görevden alınmalı ve hakkında yasal işlem yapılmalıdır.

Bakanın davranışı ettiği yemine sığmayacağı gibi, barajı yapan firmaların usulsüzlüklerini -haydi suç ortaklığı demeyelim ama- açıkça örtbas etme eylemidir ve suçüstü yakalanmıştır.

Acaba yüce TBMM siyasal denetim işlevini yerine getirebilir mi? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını kim koruyacak??

Ve de neciiiiiiiiiiiiiiip milletimiz / AKP’li kardeşlerimiz ”Reis” e tapınmayı sürdürerek gene ”oy” verecekler mi 24 Haziran’da?? Vereceklerse suça ortak olmayacaklar mı? Bir de dilimiz varmıyor söylemeye ama yaratılan talana ortaklar mı bu gözü kara AKP müritleri?? Bizim pek aklımız ermiyor da böylesi işlere! Kutsal kitabın neresinde bir ayet, bir sûre bulunabilir kılıf yapmak üzere?? Yoksa ulemadan muhterem bir din kardeşimizin köşesinde yazdığı gibi ”bu bir suç işleme özgürlüğü” müdür?

Ayrıca hukuk devletinde ”suç işleme özgürlüğü” diye bir özgürlük kategorisi yoktur. Suç; hukukun tanımladığı, yasakladığı ve işlenmesi durumunda yaptırıma bağladığı işlem ve eylemdir. Dolayısıyla ‘’..ben bu suçu işlerim, suç işleme özgürlüğüm var…’’ diye saçmalarsanız, karşınızda Hukuk Devletinin gücünü bulur ve yaptırım görürsünüz; bulmalı ve bedelini de ödemelisiniz kaçınılmaz biçimde!

Burası Dar-ül harp değil efendiler!

Herkes aklını başına toplamalıdır..

Eğer öyle ise, meydan okunuyorsa, hesabı önce bu dünyada, sonra ”öbür tarafta” verilmelidir. Pekiii, Majestelerinin yargısı mı hesap soracak? Kim, kim, kim hesabını soracak bu sefilliğin??

Görüldüğü üzere 15,5 yıllık tek başına AKP iktidarının bu ülkeye ve halka en büyük zararı ”değerlerimizde yozlaşma” olmuştur belki de.. Çirkin ve dünyada örneği olayan siyaset; etiği de, ahlakı da, hukuku da, dini de… her şeyi ama her şeyi yutmuştur. Gördes barajının kara deliği (!) gibi!

Sahi, tüm dinlerin temel hedefi İYİ AHLAK değil miydi??

Onu da mı Bakan Eroğlu’nun %90 su kaçıran Gördes barajcığı yuttu?

Sevgi ve saygı ile. 03 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Can Dündar ve Erdem Gül’den Brüksel’e dört dilde mektup


Can Dündar ve Erdem Gül’den
Brüksel’e 4 dilde mektup

Can Dündar ve Erdem Gül, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yarın Avrupa Birliği ile yapacağı zirve öncesinde Avrupalı liderlere bir mektup yazdı.

Can_Dundar_ve_Erdem_Gul_28Kasim2015

İki gazetecinin Silivri’den kaleme aldığı mektupta
“Mülteci krizindeki çözüm arzunuzun, Batı dünyasının da temel değerlerinden olan
insan hakları, basın ve ifade özgürlüğü hassasiyetinize engel olmayacağını ummak istiyoruz. Ortak değerlerimizin ancak ortak tavırlar ve dayanışma ile korunabileceğini hatırlatıyor, bu dayanışmanın önemli ve acil olduğunu belirtmek istiyoruz.”
ifadeleri kullanıldı.
İşte tutuklu gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’ün “tutuklu gazeteciler adına”
AB liderlerine yaptığı çağrı:
*****

“Türkiye’nin Avrupa ailesinin bir parçası olduğuna ve tam üyelik hedefine inanan gazeteciler olarak, size Silivri Cezaevi’nden yazıyoruz.
Düşünce ve ifade özgürlüğü, mensubu olduğumuz uygarlığın vazgeçilmez değeridir.
Bu özgürlüğü kullandığımız ve halkın haber alma hakkını savunduğumuz için
tutuklu yargılanıyoruz.
Bu hafta sonu buluşacağınız Türkiye Başbakanı ve onun temsil ettiği rejim,
insan hakları ve basın özgürlüğünü hiçe sayan politikası ve uygulamalarıyla tanınıyor.
Hükümetleriniz hepimizin yüreğini yakan mülteci krizi nedeniyle Ankara hükümetiyle müzakere halinde…
Toplantınızda bu soruna kalıcı bir çözüm bulunmasını samimiyetle arzu ediyoruz.
Bu konudaki çözüm arzunuzun, Batı dünyasının da temel değerlerinden olan insan hakları, basın ve ifade özgürlüğü hassasiyetinize engel olmayacağını ummak istiyoruz.
Ortak değerlerimizin ancak ortak tavırlar ve dayanışma ile korunabileceğini hatırlatıyor,
bu dayanışmanın önemli ve acil olduğunu belirtmek istiyoruz.
Tutuklu gazeteciler adına
Can Dündar ve Erdem Gül
******
Mektubun İngilizcesi
To the leaders of the European Union,

We as journalists who believe that Turkey is part of the European family and should be
a full member of the Union, write you this letter from Silivri Prison.

Freedom of thought and expression are the indispensable values of our civilization.
We have been arrested and held in custody pending our trial for exercising these freedoms
and defending the public’s right for information.

The Prime Minister of Turkey, whom you will meet this weekend, and the regime
he represents are well known for policies and practices that have flouted human rights
and freedom of the press.

Your governments are negotiating with Ankara in connection with the refugee crisis,
a crisis that has concerned and touched all our hearts.

We sincerely hope that the meeting produces a lasting solution to this problem.

We would also hope that your desire to end the crisis will not stand in the way of your sensitivity towards human rights, freedom of press and expression as fundamental values of the Western world.

We would respectfully remind you that our common values can only be protected by a common stance and solidarity, and this solidarity is now both more vital and urgent than ever.

On behalf of imprisoned journalists
Can Dündar and Erdem Gül

*****

Mektubun Fransızcası
Monsieur le Président de la République française,

En tant que journalistes qui croient en l’objectif d’une adhésion complète à l’Union européenne et qui croient que la Turquie fait partie de la famille européenne, nous vous écrivons de la prison de Silivri.
La liberté de pensée et la liberté d’expression sont des valeurs indispensables
de la civilisation à laquelle nous appartenons.

Nous sommes jugés et détenus pour avoir usé de ces libertés et pour avoir défendu le
droit du public à l’information
.
Le premier ministre turc, que vous rencontrerez ce week-end, et le régime qu’il représente sont connus pour leur politique et leurs pratiques qui ignorent complètement
la liberté de la presse et les droits de l’Homme.
Vos gouvernements sont en train de négocier avec le gouvernement d’Ankara afin de trouver une solution à la crise des réfugiés, qui brise nos coeurs à tous.
Nous espérons sincèrement que vous trouverez une solution durable à ce problème au cours de ce sommet.
Nous espérons que votre volonté de trouver une solution n’entamera pas votre attachement aux droits de l’Homme, de la presse et d’expression, qui sont les valeurs fondamentales du monde occidental.
Nous rappelons que nos valeurs communes ne peuvent être préservées que par la solidarité et par une position commune. Nous insistons sur le fait que cettesolidarité est très importante et urgente.
Au nom des journalistes détenus,
Can Dündar
Erdem Gül
*****

Mektubun Almancası
Sehr geehrte Frau Bundeskanzlerin Dr. Angela Merkel,

Wir sind Journalisten, die der festen Überzeugung sind, dass die Türkei ein Teil der europäischen Familie ist und deshalb eines nicht mehr fernen Tages den Status der EU Vollmitgliedschaft erlangen wird.

Wir schreiben Ihnen diese Zeilen aus dem Silivri-Gefängnis in der Türkei.
Die Meinungs- und Redefreiheit sind ein unverzichtbarer Wert unserer gemeinsamen Zivilisationsgeschichte.

Wir sind verhaftet worden, weil wir unser Recht auf Meinungsfreiheit in Anspruch genommen haben und weil wir die Informationsfreiheit der Öffentlichkeit verteidigen. Deshalb wurden wir bereits während unseres laufenden Gerichtsverfahrens in Haft genommen.
Am Wochenende treffen Sie mit dem türkischen Ministerpräsidenten zusammen.
Der Ministerpräsident und die Regierung, dessen Politik und alltägliche Praxis bekannt sind, lassen leider jede Achtung und jeden Respekt für die Meinungs- und Pressefreiheit vermissen.
Sie jedoch verhandeln mit der Türkei um eine Lösung für die Flüchtlingskrise,
die herzzerreißende Ausmaße erreicht hat.
Auch wir hoffen auf die bestmögliche Lösung für alle Beteiligten.
Wir hoffen aber auch, dass die bestmögliche Lösung für die Flüchtlingskrise Sie nicht daran hindern wird, weiterhin die westlichen Werte wie Bürgerrechte, Meinungs- und Pressefreiheit hoch zu halten und sie zu verteidigen.
Unsere gemeinsamen Werte sind jedoch nur zu verteidigen, wenn wir alle zusammenstehen und solidarisch handeln.
In diesem Sinne bitten wir Sie gerade jetzt sehr eindringlich um Ihre Solidarität.
Im Namen aller in der Türkei verhafteten Journalisten

Can Dündar

Erdem Gül

===================================

Dostlar,

Türkiye’nin IŞİD’e ve Suriye’de Esat rejimi karşıtlarına silah ve mühimmat dahil
her türlü lojistik desteği verdiğini Rus Devlet Başkanı Putin ve Başbakan Medvedev’in ağzından da net suçlamalar olarak duyuyoruz.

Putin ayrıca RTE’nin Türkiye’yi İslamlaştırma girişimlerine de dikkat çekiyor.

Bizim “içeride” söyleyemediklerimizi, söylersek Erdoğan’ın ertesi gün dava açtığı / açtırdığı gerekleri bir süpergücün Devler ve Hükümet Başkanları  söylüyorlar.. Türkiye öylesine bir açıkhava hapishanesine dönüştürüldü ki, majestelerinin yargısına döndü nerdeyse yargı organı! Majesteleri konuşuyor, hedef gösteriyor, dahası “Ben bu davanın savcısıyım”
dahi buyurabiliyor ve.. sonra gelsin öbek öbek davalar ve yıllar süren tutuklu yargılamalar..

Böylesi bir rejimin siyasal literatürde karşılığı açıkça FAŞİZMDİR!
Faşist rejimleri sürdürenler de diktatörlerdir.
Türkiye bu kritik eşiğe maalesef sürüklenmiştir.
Sorun salt Türkiye yurttaşlarının sorunu olmaktan çıkmıştır.
Majesteleri nasıl “Suriye’ye demokrasi götürmek” (!?) için harekete geçtilerse,
Batı Dünyasının pek çok kurumuna üye olan Türkiye’nin “sorunlu demokrasisi” de
Batı gündeminin sorunsalıdır, öyle olmak gerekir..

Yalın bir soru : AKP, 1 Kasım 2015’te raki yinelettiği seçimde iktidar olmasaydı,
yüce yargı gene de Dündar – Gül davasında tutuklu yargılama kararı verecek miydi?

Türk yargısı dik ve onurlu kalabilmeli, hatta AKP – RTE kuşatmasına hukuk devleti adına direnerek halkın savaşımına (mücadelesine) destek vermelidir.
“Majestelerinin yargısı” Türk hukuk tarihi adına çok ağır bir sıfat olacaktır.

Dündar – Gül davası, Batı – AB sistemi için de bir turnusol kağıdıdır, sınavdır.

Tutuklamaya itirazı değerlendirecek üst yargı makamının bu açık hukuksuzluğa /
insan hakkı ihlaline derhal son vermesini diliyoruz.. Dava adil ve açık olarak görülmeli
ve asıl AKP – RTE bu davada aklanmalıdır. Bacayı saran ateş tam da burasıdır!

Sevgi ve saygı ile.
29.11.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com