Etiket arşivi: Kuvayı milliye

YAKIN TARİHİMİZİN 7 BÜYÜK TOPLUMSAL PATLAMASI


YAKIN TARİHİMİZİN 7 BÜYÜK TOPLUMSAL PATLAMASI

Zeki_Sarihan_portresi

 

Zeki Sarıhan

 

 

Yaklaşık 100 yıllık modern Türkiye tarihinde Türk siyasi hayatında ve kitle psikolojisinde büyük değişiklikler olmuştur. Bu süre içinde yerel olanları saymazsak 7 büyük halk hareketi gerçekleşmiştir. Aşağıda bu hareketlerin adı, aktif destekçileri, temel örgütleri, hedefleri, sloganı, temel hukuk belgesi, kaç yıl sürdüğü, ödediği bedel, başarıya ulaşıp ulaşmadığı, icraatı ve sonu ile ilgili saptamalar yapılmaktadır.

Birinci patlama                                :

Adı: 1908 HÜRRİYET HAREKETİ

Aktif destekçileri: Osmanlı Devletinde yaşayan Türk, Ermeni, Arap, Yahudi, Kürt, Çerkez, Arnavut gibi bütün milliyetler.

Temel örgütü: İttihat ve Terakki Fırkası,

Hedefi: İkinci Abdülhamit’in diktatörlüğü.

Sloganı: Hürriyet, müsavat (eşitlik), adalet.

Temel hukuksal belgesi: 1876 Anayasası.

Mücadelenin Kaç yıl sürdüğü: 1876-1908 (32 yıl)

Ödediği bedel: Sürgünler, hapislikler, sansür.

Başarıya ulaşıp ulaşmadığı: Başarıya ulaşmıştır.

Dönemin kaç yıl sürdüğü:  1908-1912 (4 yıl)

İcraatı: Modern Türkiye’nin temellerini atmış, özgürlük düşüncesini pekiştirmiştir..

Sonu: İttihat ve Terakki,  iktidara tam olarak yerleştikten sonra diktatörlük kurmuş,
ülkeyi tarihinin en kanlı savaşına sokmuş, memleketin mahvına, imparatorluğun dağılmasına sebep olmuştur.  Savaş sonunda kendi kendini feshetmek zorunda kalmıştır.

****************

İkinci patlama                                :

Adı: İSTİKLAL HARBİ

Aktif destekçileri: Türkiye’de yaşayan Türk, Kürt, Çerkez ve diğer unsurlar.

Temel Örgütü:  Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti ve
Kuvayı Milliye örgütleri

Hedefi:  Türkiye’yi işgal eden ve parçalamak isteyen istilacılar ve işbirlikçiler.

Sloganı: İstiklal-i tam.

Temel hukuki belgesi: Misakı Millî, 1921 Anayasası.

Dönemin kaç yıl sürdüğü: 1918-1922 (4 yıl)

İcraatı: Milli orduyu kurarak Misakı Milli sınırları içinde siyasi bağımsızlığı sağlamış, Padişahlığı ve halifeliği yıkmıştır.

Ödediği bedel: Binlerce şehit, yaralı, Yunanların işgal ettiği yerlerin yanıp yıkılması.

Başarıya ulaşıp ulaşmadığı: Lozan Antlaşmasıyla başarıya ulaşmıştır.

Sonu:  Siyasal bakımdan tam bağımsız bir cumhuriyetle sonuçlanmıştır.

Üçüncü patlama                                        :

Adı: “DEMOKRASİYE” GEÇİŞ

Aktif destekçileri: Büyük burjuvazi ve köylü yığınları.

Temel örgütü: Demokrat Parti.

Hedefi: Millî Şef yönetimi.

Sloganı: Yeter Söz Milletindir.

Temel Hukuk belgesi: 1924 Anayasası, Dörtlü Takrir.

Dönemin kaç yıl sürdüğü: 1946-1960 (14 yıl)

Ödediği bedel: 1946 seçimlerinin hileli yapılması, 1960’te Askeri bir darbeyle iktidardan düşürülmesi, üç liderinin idam edilmesi.

Başarıya Ulaşıp ulaşmadığı: Başarıya ulaşmıştır.

İcraatı: Türkiye’yi siyasi, askeri ve ekonomik olarak Batı’ya bağlamıştır.
Kore’ye asker göndermiştir. şehirleşme ve kapitalizmi geliştirmiştir.

Sonu: 27 Mayıs 1960 Devrimiyle iktidardan uzaklaştırılmış, DP parti kapatılmıştır.

Dördüncü patlama                                     :

Adı: 1960 SONRASİ DEVRİMCİ AYAKLANMA

Aktif Destekçileri: İşçiler, köylüler, gençler, memurlar ve devrimci aydınlar.

Temel  örgütleri: Türkiye İşçi Partisi, Dev-Genç, DİSK, TÖS ve diğer halk örgütleri.

Hedefi: Emperyalizm ve işbirlikçileri.

Sloganı: Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye.

Temel hukuk belgesi: 1961 Anayasası.

Dönemin kaç yıl sürdüğü: 1960-1971 (11 yıl)

Ödediği bedel: Binlerce devrimcinin tutuklanması, işkenceler, üç devrimci gencin idamı.

Başarıya ulaşıp ulaşmadığı: Emperyalizm ve faşizm tarafından bastırılmıştır,
ancak önemli bir direniş kültürü bırakmıştır.

İcraatı: Halk örgütlenmeleri, geniş çaplı gösteriler, öğrenci hareketleri,
antiemperyalist hareketler, sosyalizm bilincinin yaygınlaşması.

Sonu: Hareket 12 Mart 1971’de faşist bir askeri darbe ile bastırılmış,
1973’te Ecevit hareketiyle  yeniden canlanmış ve 12 Eylül 1980’de gene
faşist bir askeri darbe ile yeniden ve daha büyük bir şiddetle bastırılmıştır.

Beşinci patlama                                  :

Adı: İSLAMCI HAREKET

Aktif destekçileri: İslamcı ve muhafazakâr kesimler.

Temel örgütleri: Refah Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi.

Hedefi: Modern yaşam tarzı, laiklik, devletçilik, bürokrasinin devlete ortaklığı

Sloganı: Milli Görüş, Muhafazakâr demokrasi.

Temel hukuk belgeleri: Kur’an, hadis, Hanefi fıkhı.

Mücadelenin kaç yıl sürdüğü: 1923-2012 (yaklaşık 90 yıl)

Ödediği bedel: Kemalist Devrimlerle Şer’iye Vekâleti’nin, medreselerin, tekke ve zaviyelerin, İmam Hatip okullarının kapatılması, Anayasa’dan ‘devletin dini’ ibaresinin çıkarılması, medeni kanunun getirilmesi, kılık kıyafet devrimi, yazı devrimi,
İslamcı partilerin kapatılması, bazı tarikat şeyhlerinin hapisliği vb.

Başarıya ulaşıp ulaşmadığı: Başarıya ulaşmıştır. Siyaseti ve toplumu dönüştürme projesi devam etmektedir.

İcraatı: Ordu ve bürokrasi vesayetini alt etmiştir.  Yargı’yı iktidarına bağlamıştır.
ABD’nin Ortadoğu’da çıkarlarını temsil etmektedir. Eğitime dinci bir içerik kazandırmıştır. Kapitalizmi geliştirmektedir.

Sonu: Henüz iktidardadır. Sonunun ne olacağı bilinmemektedir.

Altınca patlama                                         :

Adı: KÜRT HAREKETİ

Aktif destekçileri: Kürt kitleleri.

Temel örgütü: Kürdistan İşçi Partisi.

Hedefi: Türk milliyetçiliği esasına göre biçimlenmiş anayasal rejim.

Sloganı:  Demokratik cumhuriyet.

Temel hukuk belgesi: ?

Mücadelenin kaç yıl sürdüğü: (Meşrutiyetten beri süregelen Kürt isyanları mirası üzerinde) 1983-2013 (30 yıl)

Ödediği bedel: 35 binden fazla ölü, binlerce yargılama ve hapislik, yakılan, boşaltılan köyler.

İcraatı: Kürt kimliğinin tanınmasına yönelik kitle gösterileri, silahlı isyan, seçim kazandığı yerel yönetimlerde Kürt kimliğine yönelik çalışmalar.

Başarıya ulaşıp ulaşmadığı: Kürk kimliğinin fiilen tanınması anlamında başarıya ulaşmıştır, süreç devam etmektedir.

Sonu: Henüz bilinmemektedir.

Yedinci Patlama                                    :

Adı: GEZİ PARKI ODAKLI ÖZGÜRLÜK HAREKETİ

Aktif destekçileri: Şehirli orta sınıf, eğitimli kitleler

Temel örgütü: Sosyal medya yoluyla kendiliğinden gelişen bir hareket

Hedefi: AKP iktidarı ve Başbakan R. Tayyip Erdoğan

Sloganı: Yaşam tarzıma karışma

Temel hukuk belgesi: —

Mücadele’nin kaç yıl sürdüğü: 31 Mayıs 2013’ten başlayarak sürüyor.

Ödediği bedel: 4 ölü, yüzlerce yaralı, gözaltılar, tutuklamalar

İcraatı: Pasif direnişler, yeni eylem biçimleri.

Başarıya ulaşıp ulaşmadığı:  Yarattığı yeni direniş kültürü ve zihinlerde yerleştirdiği özgürlük anlayışı açısından başarıya ulaşmıştır.

Sonu: Çeşitli eylem biçimleriyle sürmektedir. (21.6.2013)

19 MAYIS 1919 GÜNÜ NELER OLDU?


19 MAYIS 1919 GÜNÜ NELER OLDU?

Zeki Sarıhan

Zeki_Sarihan_portresi

19 Mayıs 1919 Pazartesi günü Türkiye’de ve Türkiye ile ilgili olarak dünyada olup bitenler şunlardı:

1.       9. Ordu Birlikleri bölgesinde asayişi sağlamak ve Mondros Ateşkes Antlaşması‘nın uygulanmasını denetlemek üzere 16 Mayıs günü İstanbul’dan
Bandırma Vapuru ile  ayrılmış olan 9. Ordu Birlikleri Müfettişi Mustafa Kemal Paşa
ve yanındakiler, sabah saat yedide Samsun’a ulaştılar. Mülki ve askeri ileri gelenler tarafından karşılandılar. Paşa, kendisi için ayrılmış bir Rum otelinde karargâhını kurdu. Teftiş bölgesinde bulunan idareci ve komutanların bölgelerindeki asayiş durumunu
bir telgrafla sordu.

2.       İstanbul’daki İngiliz karargâhı, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gönderilmesinden tedirgin olmaya başladı. Karadeniz Orduları Başkumandanı General Milne, Osmanlı Harbiye Nezareti’ne “Mustafa Kemal Heyeti’nin Samsun’a gönderilme nedeni nedir?” diye sordu.(Bu yazıya 24 Mayıs’ta “Ateşkes hükümlerini denetlemek üzere gönderildi.” yanıtı verilecektir.)

3.       Türkiyeli bütün Müslümanlar, 15 Mayıs günü Yunanların İzmir’i işgalini
protesto etmeye devam ediyor. Bugün Fatih’te işgali kınayan bir miting yapıldı. Konuşmacılardan Halide Edip Hanım “Her gecenin bir sabahı vardır” dedi.
Devletler Hukuku Profesörü Profesör Selahattin Bey “Milletler uyanıyor,
devlet oluyorlar, hakkını isteyen bir millet ortadan kaldırılamaz.” 
diye konuştu.
Gazeteci Hüseyin Ragıp Bey, “Hiçbir milletin bize efendi olmasını kabul edemeyiz” dedi. İstanbul’da dükkânlar beş gün süre ile kepenklerini kapattılar. İngilizler miting alanı üzerinden uçaklar uçurarak halkı korkutmak istediler. Üniversite’de ve Türkocağı’nda da gösteriler yapıldı. İngilizler, Sadrazam Damat Ferit Paşa’dan mitinglere karşı
önlem alınmasını istediler. Niksar’da yapılan mitingde de Wilson İlkelerinin uygulanmayışı protesto edildi. (ABD Başkanı Wilson, Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerin Türkiye’ye bırakılacağını barış programında açıklamıştı). Gece Alaşehir’in Ulucami’sinde yapılan kalabalık bir toplantıda Kuvayı Milliye kurulması kararlaştırıldı. Edirne’den çekilen telgrafta şöyle denildi:

“İzmir’in işgali Edirne’de duyulunca, bütün memleket yaslı bir ruh haleti içinde
gece gündüz baştan başa titredi. Bugün yapılan halk toplantısında bu açık haksızlığın büyük devletlerin kendi koydukları formüller içinde düzeltilmesini dileriz.”

Babaeski’den çekilen telgrafta da on bin kişinin miting halinde bulunduğu belirtilerek “İşgal operatif amaçla geçici ise İtilaf Devletlerince yapılsın..” denildi.

4.       İzmir’in işgali üzerine müşkül durumda kaldığı için 16 Mayıs’ta istifa eden ve Padişah tarafından yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Damat Ferit Paşa’nın
İkinci Hükümeti açıklandı. Kendisi Sadrazamlığın yanında Dışişleri Bakanlığını da üstlendi. Kamuoyunu yatıştırmak için, ünlü bazı devlet adamları da sandalyesiz bakan olarak yeni hükümete alındı. Mustafa Sabri Efendi yeniden Şeyh-ül İslamlığa,
Birinci Damat Ferit Paşa kabinesinde Eğitim bakanı olan gazeteci Ali Kemal
bu kez İçişleri Bakanlığı’na, Şevket Turgut Paşa Harbiye, Sait Bey Eğitim Bakanlıklarına getirildi. Şakir Paşa, Reşit Akif Paşa, Abdurrahman Şeref Efendi, Haydarizade İbrahim Efendi, Ahmet Abuk Paşa, Çürüksulu Mahmut Paşa, İsmail Hakkı Paşa, Rıza Paşa, Sadık Bey de bu “Büyük kabine”de sandalyesiz bakan oldular.

5.       Damat Ferit Paşa, İkinci hükümetini kurma vesilesiyle yayımladığı bildiride

“Bu felaketli devrede Padişah’ın kalbi, milletin kalbi ile beraber çarpıyor.
Ben tekrar sadrazam oldum. Fakat icap ederse yarın vatanın bir eri olarak
vazife yapmaya hazırım!” 
dedi.

6.       İtilaf devletleri arasında işgal yarışı devam ediyor. İtalyanlar 28 Mart’ta
işgal ettikleri Antalya’dan sonra Burdur ve Bucak’ı, Yunanlar Torbalı’yı işgal ettiler. İngilizler de İzmit’i işgal etti.

7.       Aydın-Denizli bölgesinde İzmir’in işgali üzerine yapılan moral kırıcı propaganda, askerlerde panik yaratmaya devam ediyor. Kaçışlara engel olmak için 57. Tümen komutanı Mehmet Şefik Bey, vur emri çıkardı.

8.       İzmir Jandarma Kumandanı Süreyya Bey, Jandarma Genel Komutanlığı’na gönderdiği raporda, İzmir’in işgali günü Yunanlar tarafından nasıl gözaltına alındıklarını ve uğradıkları hakaretleri anlattı. Dün harabe haline dönmüş dairedeki  görevlerine döndüklerini fakat kendisinin artık burada görev yapamayacağını bildirdi, başka bir yerde görevlendirilmesini istedi.  Urla’daki Türk subay ve er aileleri bir Yunan muhribiyle İzmir’e sevk edildi.

9.       Hindistan Müslümanları ileri gelenlerinin önceki gün Paris Barış Konferansı’nda Türkiye lehine yaptıkları uyarı üzerine Dört Büyükler (İngiltere, Fransa, İtalya, ABD), Türkiye ve Padişah’ın geleceğini yeniden tartıştılar. İngiliz Başbakanı yeni bir manda planı sundu. İtalyan temsilci, bütün Anadolu’nun İtalyan mandasına verilmesini istedi. Yunanistan’ın işgal edeceği bölge İzmir ve Ayvalık’la sınırlandı. Dört büyükler ayrıca Macaristan’da proletarya diktatörlüğünü nasıl yıkacaklarını tartıştılar.

10.   ABD, İngiltere ve Fransa, Paris Barış Konferansı’nın yeni İtalyan delegesi Sannino’dan Anadolu kıyılarına yaptıkları çıkarma konusunda bilgi istediler. Sannino, Londra ve St. Jean Anlaşmalarındaki İtalyan haklarının gözetilmediği ve sözü edilen yerlerde karışıklık olduğu için çıkarma yaptıklarını söyledi. ABD Başkanı Wilson,
İngiliz Başbakanı Lloyd George ve Fransa Başbakanı Clamenceau, İtalya’nın böyle bir hakkı olmadığını söylediler.

11.   Venizelos, İzmir’i işgal eden kuvvetlerin komutanı Zafiriu’ya düzenin sağlanması ve göçmenlerin dönüp yerleşebilmesi için memleket içine girilmesini emretti. Yunanistan’ın İzmir’e siyasal temsilci olarak atadığı Steryadis, Yanya’dan Atina’ya geldi. Bakanlar Kurulu’nun toplantısına katıldıktan sonra İzmir’e gitmek üzere Pire’ye
hareket etti.

12.   İstanbul’da 60’tan çok parti ve derneğin oluşturduğu
Millî Kongre, ABD Başkanı Wilson’a bir muhtıra gönderdi.

O’na adil bir barış için koyduğu ilkeleri ve sözlerini anımsattı. İzmir’in işgalinin bu ilkelere aykırı olduğunu bildirdi. 1500 yıllık varlığı olan Türk milletinin imha siyasetine
boyun eğmeyeceğini belirtti.

Muhtırada “Silahlarımızı, prensiplerinizin doğruluğuna güvenerek terk ettik.
Sesimiz galiplerin süngüleri altında boğuldu.
Ümitlerimiz boşa çıktı.
Son karar bizimdir ve o karar, şeref ve namusla ölmektir.”
 denildi.

13.   İstanbul’da Divan-ı Harpte, İttihat ve Terakki Fırkası bakanları ve
genel merkez yöneticilerinin yargılanmasına, İzmir’in işgali üzerine bir süre ara verildi.

14.   Mondros Ateşkes Antlaşması‘nın uygulanmasını denetlemek ve çıkacak pürüzleri gidermek amacıyla 13 Kasım’da Türkiye ve İtilaf Devletleri temsilcilerinden kurulmuş olan Ateşkes Karma Komisyonu Başkanı Galip Kemali Bey,
İzmir’in işgali üzerine “İtilaf devletlerinin aleti olamam” diyerek istifa etti.

15.   İngiliz Yüksek Komiserliği’nden Amiral Webb’in raporu:

“İzmir’in işgali bütün ülkede fırtına kopardı. Sükûnetle yapılan gösterilere izin veriliyor.”

Webb’in başka bir raporu:

“Ferit Divan-ı Harp yargılamalarından memnun değil. Tutukluların Malta’ya götürülmesini tavsiye ediyor!”

Webb’in Milne’e mektubu:

“Tutuklular, Türk Hükümeti’nin rızası olmaksızın Malta’ya götürülebilir. Liste eklidir.”

Yüksek Komiser Calthorpe’un İzmir’den raporu:

“İzmir tahkimatı Yunanlara teslim olundu. 21 Mayıs’ta İstanbul’a döneceğim.”  

16.   Kuzey Irak’taki Süleymaniye’de Kürt aşiret reislerinden Şeyh Mahmut,
Kürtlerin istiklalini isteyerek İngilizlere isyan etti. (İngilizler tarafından Hindistan’a sürgüne gönderilecektir.)

17.   Fransız Hükümeti’nin yarı resmî organı Le Temps’ın yazısı:

“İngiltere Ortadoğu’da Fransız etki alanını daraltıyor.
İmparatorluğun parçalanması Fransız çıkarlarına uymaz.” 

Marsilya gazetesi ise şöyle yazdı:

“Mademki Türkiye parçalanıyor, ziyafete geç kalanlardan olmayalım.”

18.   İzmir’de Yunanlar basını sansür koydu.

19.   Bugünkü İstanbul gazetelerinin manşetleri ve kimi köşe yazılarının özeti şöyle:

*Hadisat: “Ahalimizin millî dayanışması.”, “İşgal hakkında tafsilat.”, “Zafiriu’nun bildirisi.”   Süleyman Nazif: “İnsaf ve basiret.”

*Memleket: “İstanbul dün matem içindeydi. Bütün mektepler, müesseseler, ticarethaneler, mağazalar, dükkanlar kapalı, bütün yüzler hüznün ve kasvetin
timsali idi. Bütün gözler ağlıyor, fakat yaşlarını kalplerine gömüyorlardı.”, “ Darülfünun’un azmi.”

*İkdam: “Heyecan ve buhran devam ediyor.”, “İzmir olayının İstanbul ve illerdeki tesirleri.”

*Zaman: “Dünkü matem münasebetiyle.”,
“İzmir’in işgali ve milletin üzüntüleri, Anadolu’nun gözyaşları.”

*Sabah: “Dünkü millî matem.”, “ Taşradaki gösteriler.”

*İstiklal’de İzmir işgali karşısında halkın tepkisi ile ilgili haberler. Rauf Ahmet, Hükümetin kurulmasındaki gecikmeyi eleştiriyor: “Tehlikeli tereddütler: Yegâne selamet çaresi hilafet makamının, Osmanlı tahtının etrafında yekvücut olarak hükümetimize yardım etmek, dünya medeniyetine karşı millî varlığımızı sükûn ve azimle göstermektir.”

*İleri: “Hükümet buhranı.”,  “Dün bütün Anadolu’da olduğu gibi şehrimizde de
İzmir’in işgalinin doğurduğu üzüntüyle birçok millî gösteri olmuştur.”
“Türkler İzmir’i unutamaz.” “Türk milleti zindedir.”

*Vakit’te M. Asım: “Milletin matemi”, “Darülfünun’da heyecanlı bir toplantı.”,
”İzmir beşiğimiz, yatağımız ve mezarımızdır.”

*Tasviriefkâr’da Velit Ebüzziya: “Bütün bu gösteriler, memleketin gerçek evlatlarının vatanının devam ve varlığına ait meselelerde nasıl sağlam ve azimli olduğunu göstermektedir. Millî kitlenin gösterdiği birlik öyle bir kuvvettir ki, o kuvvet her halde ve her zaman tesir ve hükmünü icra edebilir.

*Alemdar’da, Hürriyet ve İtilaf’ın İzmir işgali üzerine tepkisini dile getiren millete teşekkürü.

(Toplu kaynak: Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C. I, Ankara 1993,
Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 255-9)

Yengilerinin Yıldönümünde İsmet İnönü’yü Anmak


Dostlar
,

Bilindiği gibi, 6-11 Ocak / 23 Mart-1 Nisan süreci; 92 yıl önce 1921’de, İnönü’de kazanılan 1. ve 2. İnönü savaşlarının kazanıldığı bir süreçtir.

Ya istiklal ya ölüm!” parolasıyla başlatılan “Bağımsızlık (İstiklal) Savaşı”mızın en zorlu döneminde, birleşik düşmanın Ankara’ya yürümesini önleyerek,
yakın tarihimize iki görkemli yenginin (zaferin) kaydedilmesini sağlayan
ulusal kahraman sevgin (aziz) İsmet İnönü’nün anısına unutmamalıyız..

Sayın Doç. Dr. Necati Ulunay Ucuzsatar, eksik olmasın bu görevi yaptı ve 22.1.13 günü Cumhuriyet’in 2. sayfasında aşağıdaki önemli makaleyi yazdı.

Büyük Atatürk ve can yoldaşi sevgin (aziz) İsmet İnönü‘ye,
ulusal kurtuluş savaşımıza emek veren, kan ve can veren tüm yurtseverleri, şehitlerimizi ölçsüz bir şükran ve saygı ile anıyoruz.

İnönü ile

Sevgi ve saygı ile.
27.1.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=======================================

Yengilerinin Yıldönümünde İsmet İnönü’yü Anmak

Cumhuriyet, 22.1.13

  • Böyle umutsuz, korkunç ve kritik bir zamanda sayı ve silahça çok üstün bir düşmanla girişilen savaşta, soyadının Atatürk tarafından İnönü konulmasını sağlayan iki zaferiyle Albay İsmet, Mustafa Kemal Paşa’nın söylemiyle
    “vatanın makus talihini (ters alınyazısını) yenen” ilk Türk komutanı oldu.

Doç. Dr. Necati Ulunay Ucuzsatar

Bilindiği gibi, içinde bulunduğumuz 6-11 Ocak / 23 Mart-1 Nisan süreci; 1921 yılında, İnönü’de kazanılan Birinci ve İkinci İnönü savaşlarının kazanıldığı bir süreçtir. Bu yazıyı, “Ya istiklal ya ölüm!” parolasıyla başlatılan “Bağımsızlık (İstiklal) Savaşı”mızın en kritik zamanında, düşmanın Ankara’ya yürümesini önleyerek, yakın tarihimize iki görkemli yenginin (zaferin) kaydedilmesini sağlayan ulusal kahramanımız ve atamız merhum İsmet İnönü’nün anısına ithaf ediyorum.

Şevket Süreyya Aydemir, İsmet İnönü’yü Ulusal Savaşım’ın (Milli Mücadele’nin-1918-1923) “İkinci Adam”ı olarak ölümsüzleştirdi. Bernard Shaw, “Birinci adam güneşi, ikinci adam gölgeyi sever.” demişti. Shaw’ın bu söylemi Atatürk ve İnönü için değildi. Ancak, dünya tarihinin adı geçen iki büyük adamı, Türk ulusunun
en dehşetengiz ve acılı dönemlerinden olan Balkan (1911-1913), Birinci Dünya
(1914-1918) ve Türk Bağımsızlık (İstiklal, 1919-1922) savaşlarını birlikte yaşadılar.

İsmet Paşa, ulusumuzun can çekiştiği böyle bir dönemde yurdun kurtarılması ve
tam bağımsızlığı yolunda gerçekten her zaman Mustafa Kemal’in yanında ve O’nun desteğinde, bizlere bugün de örnek olacak bir sadakat ve bağlılıkla hizmette bulundu.

H. Edip Adıvar’ın “Türk’ün Ateşle İmtihanı” adlı yapıtında ortaya koyduğu gibi, özellikle 1. Dünya ve Bağımsızlık savaşları sırasında, vatanın içinde bulunduğu tablo karanlık bir tabloydu. O günler kara günlerdi. Çökmek üzere olan en son Türk imparatorluğunda yüz binlerce Türk çocuğu; amacı akıl ve mantığa, bilim ve tekniğe dayandırılmamış sınırsız bir serüven için Kafkasya’da, Galiçya’da, Balkanlar’da Romanya’da, Makedonya’da, Batı Trakya’da, İran’da, Libya’da, Mısır’da, Hicaz’da, Asir’de, Yemen’de, Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de, Sarıkamış’ta ve Çanakkale’de çarpışarak kanını oluk oluk akıttı.

İnönü, 24 Eylül 1884’te, “Mustafa İsmet” adıyla yaşanan o acı ve kara günlerin başlamasından önce dünyaya geldi. 1877-1878 Türk-Rus (93) Savaşı’nda
Şıpka Geçidi’ni kahramanca savunan Hulusi Paşa’nın: “Büyüdüğün zaman ne olacaksın?” sorusuna “Asker” yanıtını verdi. Bu yanıtı, 32 yaka (apolet) numarasıyla Sivas Askeri Rüştiyesi’ne girince gerçekleşti. 1 Eylül 1903’te Topçu Harbiye Mektebi’nden Teğmen rütbesiyle mezun oldu. Yaşamı boyunca desteği ve gölgesinde kalacağı Atatürk’le, Pangaltı’ndaki Erkân-ı Harbiye’de (Harp Akademisi) tanıştı. Akademiyi 26 Eylül 1906’da kolağası (yüzbaşı) olarak bitirdi ve 2 Ekim 1906’da Edirne’de askerlik yaşamına atıldı. Orada 8. Sahra Topçu Alayı’nda bir bölük komutanı iken takdirlerini kazandığı Cevat Paşa tarafından ordu karargâhına alındı ve yüzbaşı rütbesiyle ordudaki paşalara ve yüksek rütbeli komutanlara, aylarca, tümen tabiyesi (taktiği), sevk-ul ceyş (strateji) ve topçuluk dersleri verdi.

Onaylamayıp Genelkurmay Başkanlığı’nı uyardığı halde, Balkan Savaşı’nın çıkacağı bir zamanda Yemen’e gönderildi. Beytuş-Şaban Muharebeleri başarısı sonrasında 26 Nisan 1912’de binbaşılığa yükseltildi.

1. Dünya Savaşı’nda, 14 Aralık 1915’te albaylığa terfi ettirildi ve Doğu’da 2. Ordu Komutanlığı’na atandı. Burada 1907 ve 1909 Selanik buluşmalarından sonra ilk kez 13-14 Mart 1916’da, Diyarbakır’da karşılaştığı Çanakkale zaferi kahramanı Mustafa Kemal Paşa’nın emrinde 2. Ordu Kurmay Başkanı oldu. Mustafa Kemal, Muş ve Bitlis’i Ruslardan kurtardıktan sonra 30 Aralık 1916’da Albay İsmet’i kendi ordusunun 4. Kolordu Komutanlığı’na atadı. İşte bu tarihten itibaren yakın tarihimizin iki büyük önderi birbirlerine derin bir sevgi ve saygıyla kalben bağlandılar ve düşüncede, yurdun kurtarılması için kararlılıkta ve sonrası devrimlerin gerçekleştirilmesinde bir ve beraber hareket ettiler.

Suriye ve Filistin’deki çarpışmalarından sonra Birinci Adam ve İkinci Adam, imparatorluğun çöküşünü ve acısını birlikte yaşadı. Osmanlı Devleti’nin teslim olup 30 Ekim 1918’de Mondros Silah Bırakışması’nı imzalamasından sonra, aralarındaki gizli paylaşım antlaşmalarını yürürlüğe koyan emperyal devletler, Atatürk’ün deyimiyle elde kalan en son “Türk atayurdu”nu istilaya giriştiler.

İngiltere, imparatorluğunun çıkarları için 15 Mayıs 1919’da Yunan ordusunu
İzmir’e çıkardı. Doğudan Ermeniler, güneydoğudan Fransızlar ve Ermeni komitacıları ve batıdan Yunanlılar talan, yağma ve vahşetle saldırılara koyuldular.

Albay İsmet 1920 yılında İstanbul’dan kaçtı ve Ankara’da yeniden Mustafa Kemal Paşa ile buluştu. O Ankara’ya vardığı zaman, Trakya ile Kocaeli-Bursa-Uşak-Denizli-Muğla hattına kadar olan Batı Anadolu toprakları ve Güneydoğu illerimiz düşmanın işgali ve zulmü altındaydı. Doğuda Ermeniler, 1917 Bolşevik ihtilali nedeniyle çekilen Rus ordularının yerini almış katliam yapıyordu. Yurdun iç cephesi de padişah fermanı ve şeyhülislam fetvasıyla çıkarılan ayaklanmalarla çöküyordu. Ordu, silah, cephane ve para yoktu. Kazım Karabekir Paşa’nın Ermenileri yenmesi ve 4 Aralık 1920’de Gümrü Antlaşması’yla Doğu topraklarımızın kurtarılmasından sonra Batı cephesinde, henüz Kuvayı Milliye adı verilen halk güçlerinden düzenli bir ordu kurulmaya başlanması sırasında Demirci Mehmet Efe, Çerkez Ethem ve kardeşlerinin ayaklanmasını fırsat bilen İngilizler, Yunan ordusunu kuzeyden Bursa’dan ve güneyden Uşak’tan Eskişehir-Ankara yönünde saldırıya geçirdiler.

Böyle umutsuz, korkunç ve kritik bir zamanda sayı ve silahça çok üstün bir düşmanla girişilen savaşta, soyadının Atatürk tarafından İnönü konulmasını sağlayan iki zaferiyle Albay İsmet, Mustafa Kemal Paşa’nın söylemiyle “vatanın makus talihini (ters alınyazısını) yenen” ilk Türk komutanı oldu.

İnönü Zaferi’nin değerini Atatürk 

  • “…Yeni Türkiye Devleti’nin küçük, fakat ulusal ülkülü (milli mefkûreli) genç ordusu, en dar bir hesapla üç kat üstün düşmanı İnönü Meydan Muharebesi’nde yendi… İç hatların kullanılmasında savaş tarihine parlak bir örnek yazdı… İnönü yengisi (zaferi) Türk yurdunun, Türk bağımsızlığının ilk zafer müjdecisi olmuştur. Bu nedenle bu yengiyi kazanan Türk ordusunun tüm mensupları, dünya tarihinde unutulmaz şanlı bir menkıbe sahibi olarak sonsuza değin  yaşayacaklardır… Bu münasebetle Türk ordusu gazilerini saygı ve minnetle yad ederim. Ve şehitlerimizin aziz ruhlarına kutsamalarımı (takdisatımı) takdim eylerim.” 

söylemiyle vurguladı.

Şiir : Kuvayı Milliye Şehitleri – Nazım Hikmet / Martyrs of National Forces (Kuvayı Milliye) by Nazim Hikmet

kuvvayi_milliye_sehitleri_nazim_hikmet

19 Mayıs Bayramını Kim Nasıl Kutluyor ?

19_mayis_bayramini_kim_nasil_kutluyor_ 19.5.12