Etiket arşivi: Kıbrıs Cumhuriyeti

BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ KIBRIS TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ
KIBRIS TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

Sayın İsmail Bozkurt’un kavramsallaştırdığı Kıbrıs Türklerinin “Var Olma Mücadelesi”, 20’nci yüzyıla damgasını vuran bir olgudur. İngiliz yönetimi altında başlayan Var Olma Mücadelesi, Kıbrıs Cumhuriyeti sırasında ve sonrasında da sürmüş, günümüzde çözüm bekleyen sorunların başında yerini almıştır.

Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından 20’nci yüzyılın ilk yarısında Anadolu’da başlatılan Milli Mücadele’nin bir benzerini de Kıbrıs Türkleri vermektedir. Ancak bir farkla; Anadolu’daki Milli Mücadele kısa bir süre sonra Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne dönüşmüş olmasına karşın, Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık istenci (iradesi) ne yazık ki uluslararası kuruluşlar ve bağımsız devletler tarafından, Türkiye dışında, tanınmamıştır. Bu durum Kıbrıs Türk halkının on yıllar süren yalnızlığına yol açmıştır.

Kıbrıs Türklerinin vermiş olduğu ve dinamik yapısını hâlâ koruyan bu mücadelenin hem KKTC’de hem de Türkiye başta olmak üzere çeşitli düzlemlerde anlatılması ve kamuoyu ile akademik dünyada farkındalık oluşturulması büyük önem taşımaktadır.

Peki, bu konuda KKTC’nin devlet politikası var mıdır? Buna “evet” diyebilmeyi çok isterim, ancak Kıbrıs Türklerinin Var Olma Mücadelesinin kitlesel olarak anlatıldığı, yükseköğretim kurumlarının programları arasında olduğunu söyleyebilmek olanaklı değildir. Kıbrıs Türklerinin Var Olma Mücadelesi ile Kıbrıs Türk halkına on yıllardır dayatılan insanlık ve hukuk dışı uygulamaların yeterince anlatılmadığı gerçeği kamuoyunun da uzlaştığı bir sorundur.

KKTC’de halen etkin 22 üniversiteden yalnızca ikisinde (Yakın Doğu Üniversitesi ve Lefke Avrupa Üniversitesi) Tarih Bölümü vardır. Bu durum bile Kıbrıs Türklerinin savaşımının (mücadelesinin) kamuoyuna anlatılması ve yeni kuşaklarda tarih bilincinin oluşturulması konusundaki politika eksikliğinin somut göstergesidir.

Şöyle ki: Halen KKTC üniversitelerinde 110 bine yakın öğrenci lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini yürütmektedir. Bu öğrencilerin %90’nı aşan bölümünü Türkiye ve 3. ülke vatandaşları oluşturmaktadır. Kısaca 90 binin üzerindeki üniversite öğrencisi mezun olduktan sonra uzun yıllar kaldığı KKTC’den ayrılırken, Kıbrıs Türklerinin Var Olma Savaşımından habersiz olarak ülkelerine dönmektedir. Uzun yıllardır süren bu durumun doğal sonucu olarak, KKTC’de yükseköğrenimlerini tamamlayan yaklaşık 400 bine yakın kişi, Kıbrıs Türklerine uygulanan insanlık ve hukuk dışı politikalar konusunda bilgi sahibi olmadan ülkelerine dönmüşlerdir.

  • Kıbrıs Türk halkının Var Olma Savaşımını anlatabilmek yolunda çok büyük bir fırsatın kaçırılmış olduğunu söylemek abartı olmayacaktır.

Bu eksikliğin yaratmış olduğu sakıncalar her düzeyde dile getirilmiş olmasına karşın, önemli bir adımın atılmamış olması düşündürücüdür.
***
Kıbrıs Türklerinin Var Olma Mücadelesini Anavatan Türkiye’de anlatmak, hem kamuoyunda hem de akademik alanda farkındalık yaratmak amacıyla önemli bir girişimde bulunulmuştur.

Nitelikli bilimsel ve ulusal öğretim ile araştırmaları önceleyen, içinde bulunduğu coğrafyayı ve Türkiye’yi okumaya çalışan bir vizyonla çalışmalar yapan Başkent Üniversitesi kurucusu ve Yönetim Üst Kurul Başkanı Sayın Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın bu konudaki eksikliği gidermek amacıyla vermiş olduğu buyrum (direktif) doğrultusunda

  • Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi KITAMER kurulmuştur.

Türkiye ve KKTC’de benzeri olmayan bu Merkezin misyonları arasında:

  • Türkiye’de Ulusal Dava olarak kabul edilen Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve bağımsızlık savaşımını geniş kitlelere duyurmak ve farkındalık düzeyini artırmak,
  • Akademik çalışmalar yaparak sorun alanlarını bilimsel yöntemlerle inceleyip elde ettiği sonuçları ve çözüm önerilerini ilgili kurumlarla paylaşmak,
  • Gereksinim duyulması durumunda Kıbrıs’taki gelişmeler konusunda danışmanlık yapmak yer almaktadır.

KITAMER’in yakın bir gelecekte Kıbrıs Türk Tarihi Enstitüsü’ne dönüşmesi ile ilgili stratejik hedef ise, on yıllardır dile getirilen ancak bugüne dek somut adım atılmamış önemli bir tasarımdır..
===========================
Dostlar,

Bu önemli ve coşku veren Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin kurucu müdürlüğüne, dostumuz E. Albay Doç. Dr. Mehmet BALYEMEZ atanmıştır.

Mehmet Balyemez - Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi - Başkent Üniversitesi | LinkedIn

Sayın Balyemez Cumhuriyet Tarihi doktorudur. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde Sn. Prof. Dr. Bige Sükan danışmanlığında yürüttüğü doktora tezi, Kıbrıs Türk tarihinde son derece kapsamlı ve değerli, beş yüz sayfayı aşkın bir bilimsel araştırma ürünüdür. İngiliz arşivlerinden geniş ölçekte yararlanılmıştır ve Türk Tarih Kurumu‘nca basılmaya değer bulunmuştur.

Dr. Balyemez’in kişisel arşivinde oldukça varsıl (zengin) belgeler bulunmaktadır. Bunların araştırmacılara açılması ve ulusal – uluslararası kamuoyuna doğru bilgiler verilmesi gereklidir. Haklı Kıbrıs Ulusal Davamızı savunmada elimiz gerçekte çok güçlüdür.

Ingiliz Yönetimi Döneminde Kıbrıs Türklerinin Siyasi Kitabı

Dr. Balyemez, KKTC üniversitelerinde öğretim üyesi olarak çalıştığı yıllarda “KKTC Tarih Kurumu”  (Türk Tarih Kurumu benzeri) kurulması için çok çaba göstermiştir. Bu adım atılmalıdır. KKTC halkına ve özellikle gençlerine ulusal tarih bilinci kazandırılması yaşamsaldır.

Başkent Üniversitesi kurucu rektörü, yurtsever bilim insanı hocamız Sayın Prof. Dr. Mehmet Haberal‘ın, kendisine götürdüğümüz böylesi bir öneriye hızla ve yürekten destek vermesi alkışlanacak bir durumdur. Zamanla bu Araştırma ve Uygulama Merkezinin ulusal – uluslararası ölçekte lisansüstü tezlerin üretildiği bir Enstitü’ye evrilmesi çok yerinde olacaktır.

Devletin ilgili birimlerinin, başta Türkiye ve KKTC Dışişleri Bakanlığı olmak üzere, bu girişme destek vermeleri çok olağandır. Türkiye’de ve İngiltere’de, dünyanın başka yörelerinde yaşayan Kıbrıs Türklerinin de bu Merkezle yakından ilgilenmeleri gerekmektedir:

Merkez, web sitesini de açmıştır ve önemli bilgi, belgeleri paylaşmaya başlamıştır :

https://kitamer.baskent.edu.tr/kw/index.php

Başarılar diliyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 06 Ekim 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, Mülkiyeli
www.ahmetsaltik.net       profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter : @profsaltik

KKTC, bizlere torunlarımızın emaneti

KKTC, bizlere torunlarımızın emaneti

Ahmet GÖKSAN
Cumhuriyet
, 17.11.19

“Hükümetten, dünya sulhu ve insanlığın emniyeti bakımından köklü tedbirlerin alınmasını birçok defalar rica ettik. Fakat ne yazık ki beklediğimiz ve özlediğimiz garantilerden çok uzak bulunuyoruz.” 1958 Dr. Fazıl KÜÇÜK

Kıbrıs Adası’nın Osmanlı yönetimi tarafından İngiltere’ye 1878 yılında kiralanmasından sonra olayların saman alevi gibi parlamasına karşın için için yanmaya devam ediyor. Adada iki ulusun uzantıları olan Türklerle Rumların yaşadıkları biliniyor. Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan en küçük bir olumsuzluktan Kıbrıs’ta yaşayan Türklerle Rumların etkilendiği biliniyor. Bir de buna İngiliz yönetiminin yanlı tutumunun eklenmesi ile Türk’ler için adada zorluklar yaşanmasının nedeni oluyor.

İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında başlayan Soğuk Savaş, İngiltere’nin sömürgelerini terk ederek kendi kabuğuna sığınması ile sonuçlanıyordu. Yaşanan ayrılıktan sonra terk edilen ülkelerde iç çatışmaların yaşanmasına da zemin hazırlamış oluyordu. Kıbrıs’ın da bundan etkilenmesi sonrasında Ortodoks Kilisesinin destekleri ile EOKA terör örgütünün kurulmasına karşın Türklerin de en azından savunma örgütü kurmaları kaçınılmazdı.

EMPERYALİZMİN KORKUSU 

Kıbrıs Türkleri de 1 Ağustos 1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) kurdular. Bir başka gerginlik ise adada kurulmuş olan komünist AKEL Partisi’nin varlığı idi. Emperyal güçler için Doğu Akdeniz’de ikinci bir KÜBA’nın kurulması endişeleri vardı. Bu nedenle EOKA’yı bu amaçla kullanmaya başladılar.

Türkler sürekli olarak saldıran taraf değil, savunmada olan taraf idi. Yaşanan saldırılar sonrasında çok sayıda Türk yaşamını yitirirken, öbürleri de yaşamakta oldukları bölgeleri terk etmek durumunda kaldılar. Bu konuya ilişkin olarak BM görevlisi diplomat Mr. A. Ortega’nın, Mayıs ve Haziran 1964 döneminde hazırladığı ve adı ile anılan raporda, Rumların saldırıları ayrıntıları ile yer alıyor. Buna karşın rapora ilişkin herhangi bir işlemin yapılmadığını kaydetmek istiyoruz.

Yunanistan’daki Albaylar Cuntası Makarios ile uyuşmazlık yaşıyordu. Bunun sonucu olarak 15 Temmuz 1974’te darbe sonrasında adı geçen kişi BM Güvenlik Konseyi’nde 19 Temmuz 1974’te konuşurken, “Kıbrıs’ın Yunan ordusu tarafından işgal edildiğini, Türk’lerin can güvenliklerinin olmadığını, bu nedenle garantici ülkelerin müdahale etmelerini” istiyordu. Aynı kişi, kısa süre sonra Türk ordusunu işgalci olarak suçlamaktan da geri durmuyordu.

Son dönemde sıklıkla gündeme taşınan garantilerle tek yanlı müdahale hakkına ilişkin tartışmalarına da değinmek istiyoruz. 19 Şubat 1959’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığının sağlıklı bir yapı içinde sürmesini sağlamak için Türkiye, İngiltere ve Yunanistan garantici ülkeler oluyorlardı. Ada’da konuşlu bulunan ve adanın %13 toprağına sahip olan iki adet İngiliz üssü de Garanti ve İttifak antlaşması içinde yer alıyor.

ATATÜRK’ÜN UYARISI

Garantici ülkelerin adada bozulan düzenin yeniden kurulmasından yana tavır almaları adı geçen antlaşmada yer alıyor. Bu nedenle, adı geçen antlaşmanın değiştirilmesi konusunda son dönemde sıklıkla yapılan tartışmalar, taraf olan İngiltere’nin de onay vermesini gerektiriyor.

Komünist AKEL Partisi sıklıkla bu üslerin kapatılması veya kira ödenmesi konusunu gündeme taşıyor. Böyle bir isteğe adadaki İngiliz Yüksek Komiseri Bay Stephan Lillie, “kuruluş antlaşmasını okuması gereken insanlar var” diye yanıtlıyordu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kuruluşunun 36. yılına geldiğimiz bugünlerde Berlin’de yeni bir müzakere süreci başlatılmak isteniyor. Bugüne değin konuşulmayan hiçbir şeyi kalmamış olan uyuşmazlığın “neyini tartışacağız”, gerçekten meraka değer doğrusu. Görüşülecek yeni diye sunulan Referans Belgesi, 50 yılı aşkın süredir konuşulan konulardır. Bunların yeni diye sunuluyor olması anlaşılır olmanın da ötesindedir. Yapılacak müzakerelerden sonuç beklenmesi, Godot’yu beklemeye koşut bir davranıştan öteye geçemeyecektir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 36. yılına ulaşmış bulunuyoruz. Torunlarımızdan emanet aldığımız Cumhuriyetimizle Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek yaşatarak torunlarımızdan kendi torunlarına teslim etmelerini isteyeceğiz. Bu nedenle yapmakta olduğumuz mücadelemize kararlılıkla devam edeceğimizin de bilinmesini istiyoruz.

Yüce Atatürk’ün “Bu adaya dikkat ediniz” söylemine sıkı sıkıya bağlı olarak yolumuza devam etmemiz gerekiyor mu ne…
==========================================
Dostlar,

15 Kasım, KKTC’nin 36 ncı kuruluş yıl dönümü.

Devletin tepesi ve basınımızın kalemşörlerinin KKTC’yi Rum’a satmak için harcadıkları çaba hedefine ulaşmışken, Rum’un ANNAN Planı’na “hayır” demesi sayesinde yarım kaldı.

KKTC’nın kuruluşu uğruna şehit olan TMT, Silahlı Kuvvetler mensupları ile Mücahitlerin ruhları şad olsun.

Yaşamlarını bu mücadeleye adayan Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş başta olmak üzere, emeği geçen herkesi rahmetle anıyor, yaşamda olanları şükranla selamlıyoruz…

Selam olsun o yurtsever yiğitlere, şehit ve gazilere..

Sevgi ve saygı ile. 18 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Kıbrıs hatalar zinciri mi?

Kıbrıs hatalar zinciri mi?

İLKER BAŞBUĞ
26. Genelkurmay Başkanı
Cumhuriyet, 20.7.19

“Kıbrıs’ın Türkiye’nin güvenliğiyle ilişkisi, Türkiye’ye olan mesafesiyle açıklanacak ölçüde yüzeysel değil, daha çok Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlarının korunmasıyla ilişkilidir.”

[Haber görseli]

KKTC, 22 Eylül 2011’de TPAO’ya arama lisansı verdi.
Bloklar: A, B, C ve D (kuzeyde); ve F, G güney. F ve G bloklarında, GKRY ile (onların 1, 2, 3, 8, 9, 12, 13 numaralı blokları) çakışma var.

Bu ifade Nisan 2016’da yayımlanan “Unutulan Ada Kıbrıs” adlı kitaba yazdığım “Sunuş”un son cümlesidir. Kıbrıs’ın bu açıdan taşıdığı stratejik önemi 1. Dünya Savaşı’nda İngiltere Savaş Kabinesi Bakanı olan Lord Kitchener bir asır önce görmüştür.
1. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra Kasım 1918’de İngiltere, uluslararası hukuku bir kenara bırakarak, Lord Kitchener’in emriyle İskenderun’u işgal etmiştir. Kitchener, kuzeyde İskenderun ve Hatay’ı güneyde ise Kıbrıs’ı kontrol eden gücün Doğu Akdeniz’e hâkim olacağını anlamıştır.

Geç fark edilen önem
Herkesten, bir asır önce yaşamış Lord Kitchener gibi vizyon sahibi olması beklenemez.
Osmanlı İmparatorluğu bile Kıbrıs’ın önemini 1517’de Mısır’ı ele geçirmesinden neredeyse yarım asır sonra görebilmiştir. Kıbrıs 1571’de Venediklilerin elinden alınmıştır. 1571’de başlayan ve 343 yıl süren Osmanlı İmparatorluğu’nun Kıbrıs üzerindeki yönetimi, İngiltere’nin 5 Kasım 1914’te Kıbrıs’ı tek taraflı olarak ilhak ettiğini açıklamasıyla sona ermiştir.

Hataların ilk halkası 
Aslında 1877 Osmanlı- Rus Savaşı’nda Rus ordusu Yeşilköy’e kadar gelince, Sultan II. Abdülhamid, Kraliçe Victoria’dan yardım istemişti. İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu’na yardım etmeyi şu şartla kabul etmiştir:
Ada Osmanlı Devleti’ne ait olmaya devam edecek, yalnız askeri açıdan İngiltere tarafından kullanılacaktır.
1 Temmuz 1878’de bu çerçevede bir ek antlaşma imzalanmış ve bir hafta sonra da İngiliz askeri adaya çıkmıştır.
İngiltere ile yapılan ek antlaşmanın tutarsızlığı, netlikten uzak oluşu, Kıbrıs konusunda yapılan büyük hataların ilk zincirini oluşturdu.
Durum netlikten o kadar uzakta ki, bazı kişiler “92 bin altın karşılığı” Ada’nın İngiltere’ye kiralandığını bile ileri sürmüşlerdi.

Gayri resmi oylama
15 Ocak 1950 günü, Kıbrıs Ortodoks Kilisesi, Yunanistan’la birleşmek için gayri resmi bir halkoylaması yaptırdı. Oy kullananlar birleşme yönünde oylarını kullandı.
Türkiye’de hükümetler pek Kıbrıs konusuyla ilgili değildiler. Onlara göre, “Kıbrıs Meselesi” diye bir şey yoktu.
On yıl sonra 16 Ağustos 1960’ta “Kıbrıs Cumhuriyeti” kuruldu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu elbette, Türk dış politikasının bir başarı abidesidir.

Kanlı olaylar
Ancak, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ömrü uzun sürmedi. Aralık 1963’te Kıbrıs’ta kanlı olaylar başladı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) Kıbrıs’taki durumu görüşmek üzere 18 Şubat 1964’te toplandı. 4 Mart 1964 günü de BMGK “186 sayılı kararı” aldı.
Bu kararın 4. maddesi Kıbrıs’ta BM Barış Gücü’nün kurulmasını tavsiye ederken, bunu “Kıbrıs Hükümeti”nin rızasının alınmasına bağladı. 1959-1960 antlaşmalarıyla kurulan “Kıbrıs Cumhuriyeti” ortada yoktu. Kıbrıs Devleti ve hükümeti içinde, Kıbrıslı Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bakanları ve Temsilciler Meclisi’nde milletvekilleri ve hatta kamu hizmetinde Kıbrıslı Türk görevliler bulunmuyordu. Kıbrıs’ta, Kıbrıslı Rumlardan oluşan bir hükümet ve yönetim vardı. Bu hükümet Kıbrıs Anayasası’na göre “yasal hükümet” değildi.

Önemli kırılma
Ancak 4 Mart 1964 günü, Türkiye, BMGK kararındaki “hükümet” sözcüğünü iki cemaati de temsil eden bir hükümet olarak kabul etmek zorunda kaldı.
Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklerin, soydaşlarımızın akan kanına son verilmesi gerekiyordu. O günkü koşullarda da Ada’ya BM Barış Gücü’nün gelmesinden başka çare bulunamamıştı.

En büyük hata

  • Çıkarma gemilerine sahip olamayan Türk ordusunun Ada’ya çıkarma yapma imkân ve kabiliyeti yoktu.

İşte, çaresizlik içinde kalan Türkiye o gün belki de Kıbrıs konusunda hatalar zincirindeki en büyük halkayı oluşturdu. 4 Mart 1964 günü alınan BMGK’nin 186 sayılı kararı maalesef bugün de karşımızda en büyük engel olarak duruyor. 

[Haber görseli]Geçmişte yaşanan hatalardan ders alan Türkiye, 20 Temmuz 1974’te “Garanti Antlaşması”nın ona tanıdığı haklardan yararlanarak, “Kıbrıs Barış Harekâtı”nı üstün bir başarı ile icra ederek gerçekten Kıbrıs’a “barış” ve “huzur”u getirdi.
15 Kasım 1983’te de “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin kurulduğu ilan edildi.
Kıbrıslı Rumlar bundan sonra, Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliğini hedefleyen bir strateji uygulanmasına karar verdiler.
Kıbrıs Rum Yönetimi, 4 Temmuz 1990’da AB’ye tek yanlı olarak tam üyelik başvurusunda bulundu.
Tam beş yıl sonra bu başvuruları kabul edildi.
Peki, bu beş yıl içinde Türk hükümetleri ne yaptı? Ellerinde çok güçlü Garanti Antlaşması’nın 1. madde 2. fıkrası vardı:

  • “Kıbrıs Cumhuriyeti, herhangi bir devletle tamamen veya kısmen herhangi bir siyasi ve ekonomik birliğe girmeyeceğini taahhüt eder.”

AB, Türkiye’ye karşı AB – Türkiye Gümrük Birliği Antlaşması’nı kullandı.
12 Temmuz 1995’te Avrupa Parlamentosu, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB’ye tam üyelik teklifini, 13 Aralık 1995’te de AB-Türkiye Gümrük Birliği Anlaşması’nı kabul etti.

Sessiz kalınan süreç
Türkiye böylece Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB’ye tam üyelik sürecinin başlatılmasına sessiz kaldı.
– 3 Kasım 2002’de Türkiye’de yapılan genel seçimi AKP kazandı. Sekiz gün sonra da BM Genel Sekreteri, “Annan Planı”nı taraflara sundu. Türkiye büyük bir risk alarak Annan Planı’nı destekledi. Kıbrıslı Rumların, Annan Planı’na hayır demesiyle, Annan Planı reddedildi.
Türkiye aldığı bu riskin karşılığını alabildi mi? En azından, AB’nin KKTC’ye uyguladığı ambargoların kaldırılmasında bir başarı sağlayabildi mi? Hayır.
Türkiye’ye verilen, sadece AB-Türkiye müzakerelerinin 3 Ekim 2005’te başlaması oldu.

Kıta sahanlığı ve MEB
Bugün Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de karşı karşıya kaldığı önemli sorun, Kıta Sahanlığı (KS) ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ile ilgilidir.
Kıta sahanlığı ülkelerin kara parçasının deniz altındaki uzantısıdır. Uluslararası hukukta, kıyı çizgisinden 200 metre su derinliğine gittiği yere kadar uzanmaktadır. (AS: Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi ve 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesinde; 200 m derinlik sınırlamasına dayanmayan daha geniş kapsamlı tanımlar da vardır..)
Uluslararası hukuk MEB’nin ise karasuları dış sınırından itibaren açık denizlere doğru en fazla 200 deniz mili içinde olabileceğine amirdir. Bu düzenleme mutlak egemenlik hakkı olmayıp kıyı devletine sadece doğal kaynaklar üzerinde münhasır hak ve yetkiler tanımaktadır.
Kıta sahanlığı ile MEB’nin karşılıklı çatıştığı, örtüştüğü alanlarda olabilir. Doğu Akdeniz’de karşılıklı kıyılar 400 deniz milinden az olduğundan MEB’nin karşılıklı müzakereler ile çözülmesi esastır.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de 1566 kilometre kıyı uzunluğu bulunmaktadır.
Doğu Akdeniz’de 8 milyar varil petrol ile 3.5 trilyon metreküp doğalgaz rezervi bulunduğu ileri sürülmektedir.
Türkiye, Doğu Akdeniz’in gerek coğrafi özellikleri gerekse bölgenin siyasi durumu gereği, MEB ilan etmemiştir.
2004 tarihinde yayımladığı nota ile MEB konusundaki haklarını saklı tuttuğunu, kıta sahanlığı üzerinden ilan etmiştir.
KKTC ile 21 Eylül 2011’de “Akdeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırması Hakkındaki Antlaşma”yı imzalamıştır.

Gerilimin temeli
Rum tarafının hukuken tek taraflı olarak, 2003’te Mısır, 2007’de Lübnan ve 2011’de İsrail ile imzaladığı MEB sınırlama anlaşmaları Doğu Akdeniz’deki gerilimin temelini oluşturmaktadır.
Bu anlaşmaların geçerliliği yoktur:
BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre ada devletlerinin kendi istedikleri şekilde ve diğer sahildar (AS: kıyıdaş) devletlerin hak ve çıkarlarını dikkate almadan MEB sınırlandırmasına gitmesi uluslararası hukuka aykırıdır.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) yaptığı anlaşmalar Türkiye ve KKTC’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatlarına aykırıdır.
GKRY’nin bütün Kıbrıs Adası’nı hukuken temsil ettiğinin kabul edilmesi de düşünülemez.
GKRY’nin Kıbrıs’ın güneybatısında ilan ettiği 1, 4, 5, 6, 7 numaralı parseller ile Türkiye’nin kıta sahanlığı, güneydoğusundaki 1, 2, 3, 8, 9, 12 ve 13 numaralı parseller ise KKTC’nin deniz sınır alanlarıyla örtüşmektedir, çatışmaktadır.

Sonuç:
1- Türkiye maalesef bugüne kadar, BMGK’nin 4 Mart 1964 günü aldığı 186 sayılı kararı yürürlükten kaldırmasını sağlayamamıştır.
2- Türkiye GKRY’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olmasına yönelik teklifin, 12 Temmuz 1995’te Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilmesini önleyememiştir.
3- Türkiye’nin GKRY’nin Mısır, Lübnan ve İsrail ile MEB sınırlama anlaşmalarının yapılmasını da engelleyemediği ileri sürülebilir.
4- Bütün bunlara rağmen: Türkiye’nin ve KKTC’nin uluslararası hukuktan doğan haklarının korunması için Türkiye, haklarının olduğu bölgelerde sondaj ve arama faaliyetlerine devam etmelidir.
Türk donanması Doğu Akdeniz’de güçlü varlığını her zaman göstermelidir.
GKRY’nin bütün Kıbrıs Adası’nı temsil yetkisine sahip olmadığı, her fırsattan istifade edilerek, bıkmadan, her uluslararası platformda etkin ve ikna edici şekilde anlatılmalıdır.
Türkiye, milli menfaatlerini her şeyin önüne alarak, Doğu Akdeniz’de kıyısı olan devletlerle ilişkilerini düzeltmek ve geliştirmek zorundadır.
Türkiye, Suriye, Mısır, Lübnan, İsrail ve Libya ile MEB anlaşmaları yapabilecek duruma gelmeye çalışmalıdır.
5- Suriye’de, özellikle Suriye’nin kuzeyinde yaşananlar da dikkate alınırsa, Doğu Akdeniz’in Türkiye’nin milli menfaatları açısından ne kadar hayati önemi haiz olduğu ortadadır.
6- Bugün, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 45. yıldönümünü kutluyoruz. Şehitlerimizi rahmetle anarken, gazilerimize sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz.
Doğu Akdeniz’deki, Türkiye’nin ve KKTC’nin hak ve menfaatlarını savunmak ve korumak her şeyden önce Kıbrıs Barış Harekâtı’ndaki verilen şehitlerimize karşı bir görevdir ve borçtur.

Kıbrıs’ta “Kanlı Noel”

Kıbrıs’ta “Kanlı Noel”

Konuk yazar :
Yrd. Doç. Dr. Mehmet BALYEMEZ
Kıbrıs İlim Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Md.
KHO Harp Tarihi Öğretim Üyesi

Kıbrıs tarihine “Kanlı Noel” olarak geçen 21-24 Aralık 1963 saldırıları, bugün hâlâ çözüm bekleyen Kıbrıs Sorununun geçmişindeki önemli köşe taşlarından biridir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 16 Ağustos 1960’ta bağımsızlığını ilan etmesinden sonra, Cumhurbaşkanı Makarios, Kıbrıs Anayasasının temelini oluşturan Zürih ve Londra Antlaşmalarını baskı altında imzaladığını ileri sürmüş ve anayasa hükümlerinin yürürlüğünü zorlaştırmış ve 21 Aralık 1963 saldırıları öncesinde Adada toplumlararası gerginliğin tırmanmasını sağlamış ve bu yolla Kanlı Noel saldırılarının temelini oluşturmuştur. Kanlı Noel saldırılarından sonra Kıbrıs Cumhuriyeti‘nin işlerliği, anayasal düzeni ortadan kalkmış, bir bakıma meşru olmayan Kıbrıs Rum Devletinin kuruluşunu sağlamıştır.

Konferans yansıları için lütfen tıklayınız..

KIBRIS’ta_Kanli_NOEL_KHO_Konferans_20.12.2018