DİN TOPLUM İÇİN BİR “AFYON – UYUŞTURUCU” MUDUR

Konuk yazar : Güzide Filiz TUZCU

DİN TOPLUM İÇİN BİR
“AFYON – UYUŞTURUCU” MUDUR?

Evet, Karl Marks din için “toplumu uyuşturup – uyutmak için kullanılan bir afyondur” ifadesini dile getirmiştir! Ancak diğer yanda din, her çağda ve dünyanın her yerinde insanların hayatında merkezi bir rol oynamıştır…

İnsan dünyada var olduğundan bu yana “din mefhumu“,  olmazsa olmaz bir unsur olarak insanların hayatında yerini almıştır. Aslında insanın doğasında,  “kendisinden çok üstün, olağanüstü güçlere sahip olan yaratıcı – yüksek bir varlığa – bir tanrıya” inanma – ondan korkma – ona sığınma duygusu hep var olmuştur…

Dinler ve din inancı önemini ve etkisini hiç yitirmeden günümüze kadar gelmiştir…
Bu bağlamda “bir milleti sımsıkı bağlarla birbirine bağlayan – birleştiren en önemli iki harcın dil ve din olduğu” vurgusu hep yapılmıştır. (“Aklın yolu biridir“; Elbette ki bu vurguyu Büyük Atatürk de yapmıştır)

O halde yaşadığı ülkede, vatanını ve milletini seven,  ve de  milletine gerçekten faydalı olmak isteyen  bilim insanları için  “dini doğru anlamak ve doğru anlatmak” asli bir görev olmalıdır kanaatindeyiz.

Ancak 1938 sonrası Türkiye’sine baktığımızda görülen odur ki, genel olarak bilim insanları üzerlerine düşen bu asli görevi maalesef yerine getirmemişlerdir!  Hatta bırakın bu görevi yerine getirmeyi, ekseriyeti “dine ve dindarlığa” burun kıvırmışlar ve dini sadece avamla – cehaletle ilişkilendirerek, “okumuş – meslek sahibi, cumhuriyetçi, hatta Atatürkçü, aydın  ve  çağdaş birinin dindar olamayacağı” gibi son derece yanlış, zararlı ve yıkıcı bir intiba yaratmaya çalışmışlardır!   (Kanaatimize göre bunu bazıları planlı ve programlı olarak, gayet bilinçli yapmışlardır; bazıları da bilmeyerek yapmışlardır…)

Ancak sonuç değişmemiştir; genel olarak bilim insanları, yazarlar, gazeteciler, araştırmacılar vs… kısacası genel olarak ülkenin aydınları “dine, toplumdaki değeri nispetinde  – yani hak ettiği derecede önem vermemişler ve  din hususunda halkı maalesef ki aydınlatıp, bilinçlendirmemişlerdir.”

O zaman halka din konusunda rehberliği kimler yapmıştır:

-Dini,  siyasetine ve siyasi partisine alet edenler; 

-Dini kendisine paravan yapan örgütler – dernekler;

-Bir takım tarikat şeyhleri – şıhları;  

-Doğru dürüst eğitim almamış – Kuran Âyetlerini dahi bilmeyen sözde hacılar, hocalar ve imamlar;

-Ya da dış güçlerin güdümünde faaliyet gösteren,” İslâm’ı özünden, yani yegane kaynağı Kuran’dan uzaklaştırmak” için elinden gelen her şeyi yapan “Türk ve Müslüman ” görünümlü ajan hocalar.

SÖZ KONUSU BU ZARARLI UNSURLAR ELBİRLİĞİYLE,  TÜRK MİLLETİNİ KURAN’I ANLAMAKTAN  – DİNEN BİLİNÇLENMEKTEN UZAK TUTMUŞLARDIR… BUNU DA AYNI OSMANLI DA OLDUĞU GİBİ,  “İSLÂM DİNİ DİYE, EMEVİ ARAP DİLİNİ, ARAP ADET VE GELENEKLERİNİ – ARAPÇA EZBERİ” TÜRKLERE DAYATARAK YAPMIŞLARDIR. 

BUNLAR, İSLAM DİNİNİ ÖĞRETİYORUZ DİYE  “KÖRPE BEYİNLERİ, ANLAYAMADIKLARI YABANCI BİR DİLLE – ARAPÇA EZBERLE” KÖRELTMİŞLER VE  ÖZ TÜRK DEĞERLERİNE YABANCILAŞTIRARAK, ADETA DÜŞMAN ETMİŞLERDİR.  BÖYELECE TÜRK ÇOCUK VE GENÇLERİNİN YÜCE ALLAH’IN EMİR VE UYARILARINI ÖĞRENMELERİNE, BU EMİRLERİ HAYATLARINA UYGULAMALARINA  ENGEL OLMUŞLARDIR…

FELÂKET BUNUNLA DA BİTMEMİŞTİR; TÜRK MİLLETİNİ “AŞAĞILANMAKTAN, TECAVÜZLERDEN, ESARETTTEN, HATTA MUTLAK BİR YOK OLUŞTAN KURTARAN VE İSLÂM DİNİNİ DOĞRU TANITMAK VE ÖĞRETMEK İSTEYEN” BÜYÜK ATATÜRK’E DE KORKUNÇ İFTİRALAR BAŞLATILMIŞTIR; “MUSTAFA KEMAL DİNSİZDİR, ÜLKEYE DE DİNSİZLİĞ GETİRDİ, LAİKLİK DİNSİZİKTİR, KARILAMIZIN – KIZLARIMIZIN BAŞLARINI AÇTI, HACILARIMIZI – HOCALARIMIZI ASTI – KESTİ, KENDİSİ İÇKİ İÇİYOR, SEFAHAT ALEMLERİ YAPIYOR VS…”

(OSMANLI TARİHİNİ ON BEŞ YILDIR YERLİ VE YABANCI KAYNAKLARDAN KAPSAMLI OLARAK ARAŞTIRDIM, KIYASLAMA VE ANALİZLER YAPTIM;   ASLINDA ONLARIN BÜYÜK ATATÜRK’E MÂL ETMEK İSTEDİKLERİNİ ,  “ECDATIMIZ DİYEREK KUTSALLAŞTIRDIKLARI  VE YERE GÖĞE SIĞDIRAMADIKLARI OSMANLI PADİŞAHLARI” FAZLASIYLA, HEM DE İFRAT DERECESİNDE  YAPMIŞTIR… EKSERİYE OSMANLI PADİŞAHLARI,  KURAN ÂYETLERİNİN PEK ÇOĞUNU UMURSAMAMIŞ, HATTA AÇIKÇA ÇİĞNEMİŞLERDİR. ONLAR DAHA DA İLERİ GİDEREK,TÜRK MİLLETİNİ KENDİLERİNE KUL – KÖLE YAPARAK, ONLARA ARAPÇA DAYATARAK,  BASKI UYGULAYARAK, KURAN’IN IŞIĞIYLA AYDINLANMALARINA” YÜZYILLARCA ENGEL OLMUŞLARDIR. PADİŞAHLAR,  TÜRKÇE KURAN VEYA DİN KİTABI BASIMINI DA YİNE YÜZLERCE YIL YASAKLAMIŞLARDIR. ) 

 OSMANLI DÖNEMİNDE TÜRK MİLLETİ , “ALLAHIN YERYÜZÜNDE GÖLGESİ – KUTSAL  – MÜBAREK PADİŞAHLAR ” TELKİNLERİYLE, AYRICA BASKI VE ŞİDDETLE PADİŞAHLARA ZORLA KUL  EDİLMİŞLER,  BÖYLECE İSLAM’IN EN BÜYÜK  VE EN AFFEDİLMEZ BÜYÜK GÜNAHI OLAN “ŞİRK BATAĞINA” İTİLMİŞLERDİR.

İşte  1938’den günümüze dek Türk Milletine “din hususunda  rehberlik yapanlar” da genellikle bu Osmanlı zihniyetli kişilerdir!   Böylece “din” ne yazık ki her zaman siyasete ve seçimlerde “oy kapmaya, saltanata ve güce” alet edilmiştir. Sonuç gayet açık ve net olarak ortadır...

Kanaatimize göre 21. yüzyılda dahi Türk Milletinin önemli bir yüzdesi, Kuran’ın tanıttığı “İslâm Dinini” maalesef ki halâ bilmemektedir!

(Bu noktada İslâm Dinini Kuran’ın tanıttığı şekilde anlayan ve anlatan ve halkın dinen bilinçlenmesi için çalışan – hizmet eden,  gerçek din alimi, gerçek Atatürkçü,  gerçek bir vatansever olan Sayın Yaşar Nuri Öztürk hocamızı da minnetle ve teşekkürle anmadan geçmek,  kanaatimizce kul hakkı ihlâline girer.)

Türk Milleti, “din hususunda bilinçli olmama”  gibi hayati bir eksikliğinin son derece ağır ve yıkıcı faturasını Osmanlı döneminde ödemiş, hatta her şeyini kaybederek, yok olmanın eşiğine gelmiştir:  Ancak bundan yeterli dersi çıkarmayan Türk Milleti,  1938 sonrası, kurtarıcıları ve yol göstericileri  Büyük Atatürk’ün izinden ayrılarak bir kez daha yanlışlara batmıştır ve bunun acı faturasını da ödemektedir…

Oysaki dine, bizden çok daha fazla önem veren, hatta dini “milli kimlik ve kültürlerinin ayrılmaz bir parçası yapan”  Batılı Milletler, din ile bilimi uzlaştırarak, her ikisini de insan hayatında yapıcı ve aydınlatıcı kılmışlardır. Bunu nasıl başarmışlardır? Bu husus hayati derecede önemlidir.

Batılı aydınlar – cesur toplum liderleri orta çağlardan  itibaren, “kilise, kral, soylu sınıf” üçgeninin dini “siyaset ve saltanatlarına nasıl alet ettiklerini ve böylece geniş halk kitlelerini nasıl baskı altına alarak, özgürlüklerini ve emeklerini  sömürdüklerini” idrak etmişlerdir. Böylece onlar, bu yönde halklarını aydınlatarak, organize ederek, bilinçlendirerek,  zalim ve zorbalara karşı amansız savaşlar başlatmışlardır…

Bunlardan yalnızca bir tanesine örnek vermek istiyoruz; Ünlü Reformcu – Alman Papaz Martin Luther.

Reformist Alman Aydını Martin Luther (1522)  , “Her bireyin, kendi ANA DİLİNDE YAZILMIŞ OLAN İNCİLİ’İ OKUMASININ GEREKLİLİĞİNİ vurgulamış ve her Hıristiyan’ın buna hakkı olduğunu” savunmuştur…  Böylece Marthin Luther, 1516 yılında Grek bilgin Erasmus tarafından yazılmış “Grekçe İncil’i1522 yılında ana dili Almancaya çevirmiş ve böylece dinini,  yabancı bir dilin ve kültürün boyunduruğundan kurtarmış ve Alman halkının İncil’i anlamasını  ve dinen bilinçlenmesini, böylece bir daha din kisvesiyle sömürülmemesini  sağlamıştır.

Ünlü Alman felsefeci Nietzche ve Alman dilinin babası addedilen dil uzmanı Jacob Grimm, “Luther’ın bu cesur hareketinin ve yazdığı Almanca İncil’in, Alman dil ve edebiyatının vücuda gelmesi ve gelişmesinde bir dönüm noktası yarattığını” vurgulamışlardır.” 

(Kaynak: Erik H. Erikson, Young Man Luther, W.W. Norton & Company İnc. New York, 1962, s. 225 – 233.)

Almanlar, ve onlarla gibi “ileri medeniyet seviyesine ulaşmış” olan milliyetçi – güçlü milletler (İngilizler, Fransızlar, Japonlar, Ruslar, Grekler vs…), o gün bugündür dillerine ve kültürlerine büyük bir azim, hassasiyet ve hırsla  sahip çıkmaktadırlar…  

O HALDE ASLINDA DİN, BİR “AFYON YA DA UYUŞTURUCU”  değildir;
şayet dini doğru anlar ve doğru anlatırsak
… YANİ SUÇLU OLAN DİN DEĞİLDİR.

Ancak din doğru anlaşılıp, doğru anlatılmadığı zaman, gerçekten “afyon – uyuşturucu” etkisi yapar… İşte felâketler de o zaman başlar… 

SUÇLU OLAN MİLLETİNİN TEMEL DEĞERİ OLAN DİNİ KÜÇÜMSEYEN, ETKİSİNİ YOK FARZ EDEN, KENDİNİ HALKINDAN ÜSTÜN GÖREN, HALKINI AYDINLATMAYI GÖREV EDİNMEYEN SÖZDE BİLİM İNSANLARI, SÖZDE AYDINLAR, ENTEL VE DANTELLERDİR…

Sloganımız “Din ve Bilim El – Ele, insanlığın güzel ahlâk kazanması, huzuru, mutluluğu ve ilerlemesi hizmetinde” olmalıdır…

G. Filiz Tuzcu

SONER YALÇIN : Güçlüysen haklısındır

SONER YALÇIN

Güçlüysen haklısındır

​İstanbul sokaklarının aydınlatılması amacıyla II. Abdülhamit döneminde havagazı fabrikası kuruldu. Oysa. Havagazı dönemi bitiyor, elektrik dönemi başlıyordu. Ama vesveseli padişah elektrikten çekiniyordu! Fransız, İngiliz ve Alman elektrik şirketleri II. Abdülhamit’ten imtiyaz koparmaya çalışırken, Hollanda’nın Royal Dutch şirketi Sumatra Adası’nda 1890’da petrol buldu. Ve bu şirket, birkaç yıl sonra dünyanın en büyük petrol-gaz devi oldu:
Shell… Bugün yıllık geliri; 234 milyar dolar.

Aynı yıl… Karl Marks’ın Yahudi olan anne tarafından kuzeni olan Gerard Philips, Hollanda’nın Eindhoven şehrinde ampuller ve bazı elektrikli aletler üreten bir şirket kurdu. Bu şirketin adı bugün 60 ülkede faaliyet gösteren Philips… Yıllık geliri, 30 milyar Euro. 

Bugün AKP iktidarı Hollanda’ya ağır sözler sarf ederken, İstanbul’un en değerli caddelerinden Nispetiye’de ING Bank yeni şubesini açmaya hazırlanıyordu. II. Abdülhamit elektrikten korkarken, ING Group, Hollanda’da yangın sigorta şirketini,1845’te kurmuştu! Bugün yıllık 150 milyar dolar gelirle dünyanın en büyük bankalarından biri olan ING Bank, AKP döneminde OYK Bankası’nı satın alarak Türkiye’ye girdi. Diğer Hollanda şirketleri; (yıllık geliri 54 milyar Euro) Unilever ya da (yıllık geliri 8.5 milyar dolar) C&A‘yı vb. yazmama gerek var mı?
Daha geçen hafta… Shell’in Afrika’da faaliyet gösteren Vivo Energy şirketi, Türkiye’nin
en büyük yakıt deposu Petrol Ofisi’ni 1.4 milyar dolara satın aldı. Şunu demek istiyorum…

İŞİN ÖZÜ ŞU :

Öyle sık sık… “Ulu Hakan” denilerek maalesef büyük padişah olunmuyor! Hollanda Kraliçesi Wilhelmina adını duydunuz mu? Sanmam. 58 yıl ülkeyi yönetti. Shell‘den Philips‘e Hollanda’nın dünya devi endüstriyel şirketleri O’nun döneminde faaliyete geçti.
Peki… II. Abdülhamit’ten bize ne kaldı? Aslında ekonomiyle yakından ilgiliydi; şehzadeliği döneminde “çorbacı” dediği Rum banker Zarifi sayesinde borsadan epey para kazandı.
Kişisel servetini hep büyütürken Osmanlı maliyesini bir türlü geliştiremedi. Bunun temel sebebi; kişisel kuruntuları-kuşkuları iktisadi gelişmenin önündeki en büyük engeldi. Dönemindeki kapitalist gelişme potansiyellerine soğuk baktı. Öyle ki… Anonim şirketleri, ülke gelişmesinin değil, padişaha karşı menfi düşüncelerin geliştirileceği yerler olarak gördü! Evet. Özgürlüğün, olmadığı yerde iktisadi gelişme olmaz. Gel de anlat! Kuşkusuz… II. Abdülhamit, Tanzimat Batıcılığı ile gelen dayatmalara karşı koyamadı. Okullar açmak zorunda kaldı. Çünkü, Batı sermayesi Osmanlı’da işlerini yaptıracağı/hizmetler için okuma-yazma bilen “kalifiye” elemana muhtaçtı. (Tanzimat’tan önce 2 milyon olan memur sayısı, II. Abdülhamit’in son döneminde
3,5 milyona kadar ulaştı!) 

Keza yine pek övülen demiryolları da bu sömürge politikalarının bir sonucuydu. Avrupa’dan gelen ithal ürünler ve Avrupa’ya gidecek hammadde kaynakları deve sırtında taşınamazdı. “Avrupa basını neden II. Abdülhamit’e tepki gösterdi” deniyor. Çünkü, Osmanlı ticaretini İngiliz ve Fransızlardan alıp Almanlara verdi! Hepsi bu. Kimilerinin pek övündüğü II. Abdülhamit’in “Pan-İslamizm” politikası da İngilizleri ve Fransızları sömürgelerinde sıkıştırmayı amaçlayan Alman stratejisinin ürünüydü! Konuyu dağıttık. Sadede geleyim…

ATARLANMAN KİME?

Esip gürlemen kime arkadaş?… Gücün ne arkadaş?… 17 milyon nüfuslu Hollanda‘nın yıllık ihracatı 477 milyar dolar. 80 milyonluk Türkiye’nin ihracatı 143 milyar dolar! Üçte biri bile değilsin! Almanya’yı hiç yazmayayım, moralin bozulur… Yani arkadaş! 1 Euro 4 TL’yi geçmişken senin kafa tutmanı kim umursar? 1 dolar 4 TL’ye yaklaşmış iken; yok Rakka imiş, yok Musul imiş seni kim dikkate alır?

Borç batağına saplanmışsın hala dikleniyorsun! 
Elinizdeki tek koz, Mehmetçik! Başka ne var arkadaş?
Hamaset edebiyatı dışında ne var? Bu toprakların kaderi hiç mi değişmez?
Örneğin… Yıl, 1897. Osmanlı bir ay sonunda Yunan Ordusu’nu perişan etti. Sadrazam Halil Rıfat Paşa, Atina’ya yürünmesi için II. Abdülhamit’ten izin istedi. Devreye Avrupa girdi.
II. Abdülhamit orduyu geri çekti. Ve masada kaybedilen Girit’e özerklik veren sulh anlaşmasını imza attırdı! Abdülhamit’e geri adım attıran neydi?
Ne demişti Napolyon; “para… para… para…” Yani… Güçlü isen haklısındır!
Türkiye cari açığı bu derece vahim halde iken, bağırıp çağırmanı/artistlik yapmanı
kim takar arkadaş?

Bütün meselenizin “evet” oylarını artırmak olduğunu bilmeyen var mı?

AKP’li arkadaş! Bu krizden beslenen siyaset anlayışından hala yorulmadın mı?
Bu topraklarda sürekli laf üretilmesinden bıkmadın mı? Yazık değil mi ülkemize??
(SÖZCÜ, 15.03.2017)
============================
Kalemine sağlık araştırmacı – gazeteci Sn. Soner Polat’ın..

Sevgi ve saygı ile. 17 Mart 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com