Kimi dinci memleketin; kimi dinci çocukların ırzına geçiyor (ve çağrışımlarımız)

Murtaza Demir yazdı:

Kimi dinci memleketin; kimi dinci çocukların ırzına geçiyor

– Evet, kimi dinci memleketin ırzına geçerken, kimi dinci de çocukların ırzına geçiyor! Dincinin karakteri ve ahlakı bu…

Karşı cinsin bulunmadığı Osmanlı medreselerinde eğitim gören gençlerin birçoğunun
eşcinsel olduğunu tarihimiz kaydediyor. Günümüz devlet yöneticilerinin tarihi gerçeğimizi
bilip-bilmedikleri tartışma götürür olmakla birlikte; bilim, salt erkek çocuklarının
eğitim gördüğü tedrisat seçeneğini, cinsel sapkınlığın nedenlerinden biri olarak görüyor.

Soru 1- Bu gerçek ortadayken, yöneticiler neden Osmanlı’ya hayranlık besler ve
neden karşı cinsin olmadığı medrese biçimi eğitimi (erkek-erkeğe) tercih ederler?

Soru 2- Öğrencilerin, hocaları tarafından taciz, istismar ve seks aracı durumuna getirilmeleri karşısında, hükümet temsilcileri neden edilgen davranır, neden bu tür skandalları
örtmek-kapatmak isterler?

Soru 3- Çok sayıda yalan ve hayali habere, iftiraya, haysiyet cellâtlığına imza atarak
kıyametleri koparan yandaş medya, bu tür sapkınlıklar karşısında neden sus pus olur?

Bu sorulara adam gibi yanıt vereceklerini sanmıyorum, olsa olsa olaya ‘vakayı adiyeden’ diyerek kapatmaya çalışan hükümete değil, bana küfür ederler ama gerçekleri örtemezler.

İçten dindarları ayırıyor ve geriye kalanlar için diyorum ki; bunlar dindar değil, din taciridir. Siyasette ve ticarette örneklerini sıkça gördüğümüz bütün din tacirlerinin din ve Allah tasavvurları Muaviye damarından beslenir… Bu damar din taciridir, dincidir, sapkındır ve tamamı ahlaken dûn‘dur (!)

Din tacirinin en genel mesleği yalancılık, hırsızlık ve ahlaksızlıktır…

Kimisi din üzerinden siyaset yapar, çalar, Hazineyi yağmalar ki, bunların tamamı hırsız oğlu hırsızdır! Rakı, şarap içmezler… Bu doğrudur, çünkü bunların “yedikleri insan eti,
içtikleri kandır; kan içerler!

Muhalefet partileri “Yahu şu hırsızlık meselesini araştıralım, bir araştırma komisyonu kuralım, gerçeğin ne olduğunu anlayalım ve önlem alalım..” diyerek araştırma önergesi verir ancak bunlar, pisliğin kendilerinden kaynaklandığının açığa çıkmaması için bu önergeleri
her kezinde reddederler…

Kimisi din üzerinden ticaret yapar, dinci siyasetçiye dayanarak kamu hazinesini yağmalar… Rezalet öylesine açıktır ki, “Bakan” olarak atadıkları adamlar, hırsızın önüne yatacak ölçüde
alçaktır, karaktersizdir! Veren “ne isterse verir, alan da her istediğini alır…” Veren babasının malını değil, kamunun malını verir. Oğluna, kızına, damadına, yedi sülalesine verdiği gibi…

Ve tamamı yalancıdır; yeminlerine inanılmaz!

Özetle ülkenin her yanında vıcık vıcık şerefsizlik, hırsızlık, yağmacılık, kamu malını
peş keş çekme rezillikleri akmaktadır. Vicdanı olanın vicdanını sızlatmaktadır…
Bu hukuksuzluk ortamında, kanunun, yöneticinin, hukukun yerle yeksan edildiği ülkemde
kimisi de, ‘din öğretiyorum’ diyerek çoluk çocuğun ırzına geçmektedir.

Rezillik, yüzsüzlük öyle bir noktaya gelmiştir ki, daha dün Parlamento’da;
acaba öbür dinci kurumlarda da bu tür ahlaksızlıklar var mı, varsa ne ölçülerde,
sorumlu kim, sorunun kaynağı nedir, araştıralım..
” denilerek verilen önerge,
yine AKP hükümeti çoğunluğu tarafından reddedilmektedir…

  • Evet, kimi dinci memleketin ırzına geçerken,
    kimi dinci de çocukların ırzına geçiyor!

Dincinin karakteri ve ahlakı bu…
Bir de dinci şiddet var; mesela IŞİD ve türevleri… IŞİD’in din kabulü, dincinin sömürdüğü,
aç ve cahil bıraktığı, “hayrın ve şerrin Tanrı emri olduğuna” inandırdığı zavallı gençlerin sapkınlığıdır…

Dinci, (tekrar ediyorum dindar değil) karaktersiz olduğu kadar, tehlikelidir de…
Çünkü IŞİD de dincinin eseridir, Karaman’da ve ülkemin dört bir yanında yaşanan
ve sanıldığından çok daha yaygın olduğu bilinen cinsel sapkınlık da!

Utanıyoruz, başımız yerden kalkmıyor ama anlatamıyoruz. Yalnızca kahroluyoruz! (24.03.2016)

Murtaza Demir
Odatv.com

======================================

Dostlar,

Bu Karaman faciası üzerinde bir hekim olarak önemli ekleyeceklerimiz var :
İnsa0n 2 doğaya doğar.. İlki fiziksel – coğrafyasal doğal çevresidir. İkincisi ise içine doğduğu toplum – kültür ya da sosyal çevredir. İnsanı insan yapan bu 2. çevredir.

Epey zaman önce, Avustralya’nın derinliklerinde ormanlarda 18 yaşlarında olduğu kestirilen
bir “kadın” görülmüştü. 4 ayak üstünde yürüyor ve hayvansı sesler çıkarıyordu.. Her nasılsa bebekliğinden sonra yabanıl ormanlarda büyümüş ve ölmemişti. Tam bir “animal” (hayvansı) yaşam sürdürüyordu. Doğallıkla konuşmayı da öğrenememişti. Yani SOSYALLEŞEMEMİŞTİ!

Bu “İnsansı” (Quacy modo) uzmanlarca alındı ve yine uzman bir ailenin yanına yerleştirildi.
Ne görelim, depresyona girdi! Özel korumalı biçimde yeniden “yetiştiği” ortama zorunlu olarak iade edildi!

İşte insanın insanlaşması = Sosyalleşmesi böylesine bir olgudur.
Tersi durumda anti-sosyal kalırsınız.. Tıpta “Anti-sosyal kişilik bozukluğu” diye bir
hastalık / durum vardır. Kimi insanlar da, gerçekte toplum içinde yaşayıp yetişmekle birlikte,
toplumla kaynaşıp bütünleşme içinde kişiliğini geliştirme sürecini tamamlayamaz ve yine
belli ölçülerde anti-sosyal kalabilmektedir. Bu sorun önemli bir Sosyal Psikiyatri, Sosyoloji, Antropoloji, Kriminoloji, Siyaset Bilimi sorunsalıdır (problematiğidir).

Aşabilmenin başlıca yolu ise, doğal sosyal ilişkileri doyasıya yaşamaktır. Bu bağlamda da
ilk koşul, doğada olduğu gibi kadın – erkek 2 cinsiyetin ortak sosyal yaşantıları olmasıdır.
Bu öğrenme deneyimleri boyunca kadın ve erkek birlikte uygar toplumsal işbirliği ve
rol paylaşımını öğrenirler. Cinsellik tercihlerini doğallıkla oluşturur, ezici ağırlıkla
heteroseksüel (cinsel eğilimi karşı cinse yönelen) olurlar.

Dürtü denetimini de öğrenirler.. Öyle ki; plajda bile karşı cinsten insanlar uygar – sosyal ilişkiler ötesinde taşkınlık, dürtü denetimi sorunu yaşamazlar.. Ne harika olgudur..
Toplum, kurallarıyla insanları terbiye eder, olgunlaştırır ve uygarlaştırır. Ancak kadın – erkek yaşamı haremlik – selamlık olarak ayrıldığında, bu davranış insanın doğasına aykırı olduğundan, cinsel tercihlerde sapmalar için zemin sağlamaktadır. Cinsal sapmaların
psiko-patolojisi ve fizyopatolojik – endokrin denge bozuklukları karmaşık düzeneklere (mekanizmalara) dayansa da, her 2 cinsiyetin toplumsal yaşamı olağan akışında paylaş(a)mamaları çok ciddi bir sorun kaynağıdır..

Osmanlı döneminde sapık cinsel tercihlere ilişkin haremde, sarayda çok sayıda örnekler vardır. Yıllar önce (1999) çook kapsamlı yazmıştık, alıntılar sunalım :

  • Reşat Ekrem Koçu, Osmanlı Padişahları adlı yapıtında Hanedan’ın tüm pisliklerini sergilemektedir. İşte 2 örnek :
  • “.. 4. Murat’ın da böyle bir yaşamı olduğunu, (oğlancılık) tarihler yazarlar.
    Annesi Kösem Sultan, oğlunu sürekli güzel oğlanlarla ilişkiye yöneltmişti.
    İlk gözdesi Ermeni dönmesi Musa Melek Çelebi’ydi…” (Koçu, syf. 207-21)
  • “.. Fatih, Rahip Lukas Notaras’tan 14 yaşındaki yakışıklı oğlunu kendisine istemiş,
    vermeyince de rahibi öldürtmüştür. ” (syf. 207-21)
    Fatih’in sapık cinsel seçimini Osmanlı Tarihi adlı yapıtında Lord Kinross da
    dile getirmektedir :“… bir akşam, cinsel zevklerinin çok yönlü olduğu söylenen Padişah (Fatih) yemekte adeti üzerine bol şarap içtikten sonra Lukoş’un evine hizmetçilerinden birini gönderip 14 yaşındaki yakışıklı oğlunu kendisine yollamasını istedi. Red yanıtı alınca da derhal Lukoş’un başının uçurulmasını buyurdu. Oğlunun ve damadının da idamlarını emretti. Bir süre sonra 3 kelle şölen sofrasında önüne getirildi. Daha sonra öbür Rum ileri gelenleri de öldürttü…” (syf. 230)
  • Yine Fatih’in, Galata’da bir genç rahibe Avni takma adıyla yazdığı şiir son derece açıktır:“.. gittiği kiliseyi görenler mescide varmazlar
    Şansın iyi gitti, o sevgili bu gece yatağına geldi..”
    (Eş-Şekaikun Numaniye, Mecdi çevirisi, syf. 81)[1]
  • Haremde padişahın oğlancılığı konusunda Hans Dernschwams İstanbul ve Anadolu’da Seyahat Günlüğü adlı yapıtında son derece çarpıcı örnekler sunuyor. “Genç oğlanlar için Padişah İstanbul’da, Galata’da, Edirne’de ve Bursa’da hatta bizzat kendi sarayında
    özel köşkler yaptırırdı.” diyor (syf. 190). Bu kitapta yüz kızartıcı pek çok örneğe yer veriliyor.
  • Osmanlı Tarihi adlı yapıtında Alphonse de Lamartine, şunları yazıyor :
    “.. Saraylar yalnız savaş ganimeti olan güzel kızlarla değil, aynı zamanda bir bölümü
    hadım edilen ötekileri ise doğaya ters düşen cinsel ilişkiler için kullanılan güzel oğlan çocukları ile doluydu. Kadınca güzellikleriyle tanınan oğlanlardan bazıları harem güzellerinin en büyük rakipleri oluyorlardı…” (Cilt I, syf. 114).
  • Yavuz, “.. ‘altın, kadın ve oğlan’ tutkusuyla giriştiği İran savaşına giderken, yüzbinlerce Türk’ün can ve kan verdiği (1514) Çaldıran dolayında bir köyde gördüğü bir Acem oğlan karşısında
    uzun uzun durup tutkusunu şu 2 dize ile dile getirmekten kendini alamadı :”“ Şirler (aslanlar) pençe-i kahrımdan olurken lerzan
    Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek!

    (A.K. Meram, Padişah Anaları ve 600 yıl bizi yöneten devşirmeler, Toplumsal Dönüşüm yay.,
    5. Bs., İst. 1997, syf. 185-6)

[1] SHOW TV Ceviz Kabuğu Programı’nda Murat Bardakçı, 30/31 Temmuz 1999 gecesi telefonda bu şiirin tümünü okumuştur. Ahmet Akgündüz şiirde rumuz olduğunu ileri sürmüş fakat İlber Ortaylı “… şiirin anlamının çok açık olduğunu, rumuz olmadığını.” belirtmiştir.. Bardakçı ayrıca, Şeyhülislam Yahya Efendi’nin Divanı’nda daha da ileri giden şiirler olduğunu, RTÜK nedeniyle okumak istemediğini belirtmiştir. Yine Bardakçı, A. Cevdet Paşa Tarihi’nde “İstanbul’da delikanlı sevgililerimiz vardı. Tanzimat erkek yerine kadını koydu” dendiğini de aktarmıştır.

**********

Bu konuyu / sorunu oldukça ayrıntılı olarak yazmış (1999) ve web sitemizde yayımlamıştık (28.10.2015), bakılmasını ve ibret-i alem için okunmasını – okutulmasını dileriz..
31 sayfalık bu kapsamlı çalışmamızı indirmek için aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklayabilirsiniz..

  • YENİ OSMANLICILIK HASTALIĞI’nın Yeniden Servis Edilmesi Nedeniyle
    Osmanlı Devletinin Kuruluşunun Yılını Kutlamanın Abesliği ve
    ATATÜRK’ün Osmanlılar Hakkında Görüşleri
    (http://ahmetsaltik.net/arsiv/2012/05/Neo_Osmanliclilik_ve_Ataturkun_Gorusleri2.pdf)

    İşte AKP, işte yeni Osmanlı hayranlığı ve Halife – Sultanlığa baş koymuş bir RTE..
    Ve de Türkiye’nin bütün uygarlık tarihini utandıran, yerin dibine sokan utanç halleri..
    Utanç buzdağının yalnızca ucu!
  • Eyyyy yurdum insanı AKP’liler…Artık uyanın ve bu sefil anlayışlardan kendinizi ve ülkenizi kurtarın..
    Çoluk – çocuğunun yobaz dinci sapıklarca ırzına geçilmesini engelleyin..
    Dahası, kendinizi bu cinsel tercih sapmalarından koruyun ve normal adam olun..
    Bu olanaklı.. Kendinizi ağır, yüz kızartıcı suç ortaklığından sakının..

    Çare AKP’den kurtulmak… anl artık.. gör artık.. 

Öte yandan uluslararası toplumun da bu kahredici rezalete
asla sessiz kalmamasını istiyoruz.. Bu küresel bir sorundur..

UNICEF başta olmak üzere Dünya Sağlık Örgütü, BM ve Çocuk Hakları Bildirisi, İHEB… üzerinden Türkiye etkili biçimde uyarılmalı ve bu ceberut iktidarın artık dayanç (tahammül) kalmayan saldırısından tasallutundan), yaşamı cehenneme döndüren
insanlık düşmanı dinci ilkelliğinden Türk halkı bir an önce kurtarılmalıdır.

Sevgi ve saygı ile.
02 Nisan 2016, Ankara


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazımızın pdf biçimi : Karaman_faciası_uzerinde_bir_hekim_olarak_soyleyeceklerimiz..
Ayrıca bakınız : 

Uğur DÜNDAR : Reza severlerin uykularını kaçıracak gelişmeler var!

Reza severlerin uykularını kaçıracak gelişmeler var!..

 Uğur Dündar

Uğur Dündar
S
ÖZCÜ,
25 Mart 2016


AKP’nin Meclis’teki çoğunluğu, Reza Zarrab’ın ABD’de tutuklanmasının ardından, bir gece yarısı operasyonuyla “Gizlilik Yasası” çıkardı.
Dünkü Sözcü’nün manşetten duyurduğu yasaya göre; bundan böyle Türkiye’nin menfaatlerinin ciddi şekilde
zarar göreceği durumlarda, kişiler hakkında yabancı ülkelerin istediği veriler paylaşılmayacak.
Yangından mal kaçırırcasına çıkarılan yasa akıllara “Bu önlem Reza için mi alındı?” sorusunu getirdi.
Amaç bu olsa bile çok geç!..
Çünkü özgür sosyal medyada yazılıp çizilenlere bakarsak, Türkiye’nin gizleyebileceği bilgiler çoktan
New York’taki Savcı Preet Bharara’nın eline geçmiş durumda.
Hatta fazlasıyla!..
Gizli servislerin bilinen teknik takipleri bir yana, “Kozmik Oda”sını kendi elleriyle açan, ülke güvenliğiyle ilgili çok gizli kayıtları ortalığa saçan bir iktidarın sırları olabilir mi?..
*  *  *
Bir dostum anlattı:
17-25 Aralık operasyonlarından kısa bir süre sonra Amerika’daki bir kayak merkezine,
Ekvator kuşağı ülkelerinden birinin devlet başkanı gelmiş. Otel içinde korumasız dolaşan, lobidekilerle fotoğraf çektirip sohbetler eden başkan, bir ara lafı malum rüşvet ve yolsuzluk operasyonuna getirmiş. İnternete düşen konuşmaları şaşkınlıkla dinlediğini ve tapeleri arşivlediğini söylemiş.
O anda utançtan yüzü kıpkırmızı kesilen dostum hemen oradan uzaklaşmış!..
*  *  *
Önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan, Brüksel’deki IŞİD saldırısını gerçekleştiren teröristlerden birinin Türkiye’de yakalandıktan sonra sınır dışı edildiğini ve Belçika makamlarına da o kişinin terör şüphelisi olduğunun bildirildiğini açıkladı. Ama jet yalanlama gecikmedi!
Adalet Bakanı Koen Geens “Bize göndermediler, Hollanda’ya iade etmişler!” dedi.
Böylece AKP Türkiye’sinin inandırıcılığı ağır bir darbe daha yedi!..
*  *  *
Zarrab’a gelirsek; Şimdi sıkı durun!
İşin içinde sadece Halkbank yok,
Zarrab’ın karanlık para transferleri trafiğinde iktidar yandaşlarına ait başka bankalar da var!
ABD Ankara Büyükelçiliği’nin raporları, hatta Rus istihbaratının bilgi paylaşımları var!
Bazı önemli isimlerle ilgili yeni fezleke hazırlıkları var!
Çünkü dünyanın en ücra köşelerine kadar takip edilip belgelenen kirli izler, dudak uçuklatacak uluslararası suç kanıtları var!..
*  *  *
Reza hakkındaki bilgileri Gizlilik Yasası ile istedikleri kadar gizlesinler!
Yolsuzluk savaşçısı CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu bir Halk Arenası’nda ne demişti?

* “Türkiye’yi soyanlar Afganistan mağaralarına bile kaçsalar,
bulup yargının önüne getireceğiz!..”

Gelecek, bir gün mutlaka gelecek!..

Uğur DÜNDAR

************
Dostlar,

Olay ciddidir..
Daha önce web sitemizde yazdık..
FBI uzmanlarının Reza’yı “şakır şakır öttüreceklerini..” belirttik..
Ele geçecek ek ve çok önemli bilgiler, Türkiye’yi bu acınacak duruma düşüren ülkemiz yöneticileri aleyhine kullanılacaktır. AKP – RTE, dev istihbarat örgütlerinin (CIA, Mossad, MI6) 7/24 ayrıntılı görsel istihbaratına
ek olarak bu taptaze bilgileri de servis edecek ve ülkemizin dış – iç politikalarını yönlendirmede acımasızca kullanacaklardır.. Aslolan bu fahiş ve vahim açıklara ve uluslararası yolsuzluklara yol vermemek idi değil mi?

Görüldüğü gibi fatura gene ülkemize çıkıyor, bağımsızlıktan verilen ödünlerin telafisi olamıyor..
ödenen bedeller çoook ağır oluyor..
RTE – AKP karanlıkta / mezarlıkta ıslık çalanlar konumundadır ne yazık ki..
Ülkelerine çooook zarar veriyorlar ama vicdanlar hala uyanmıyor ve yıkım sürüyor..
Hep birlikte altında kalacağız korkarız
Necip – soylu milletimizin artık bu deriiiiin kan uykularından uyanmalı..
İlk seçimde AKP’den kendisini, çoluk çocuğunu (Karaman faciası!), geleceğini kurtarmalı!

Sevgi ve saygı ile.
26 Mart 2016, Ankara


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com