Etiket arşivi: kamuoyu vicdanı

Konuk yazar Işıl Özgentürk : İtinayla Tecavüzcü Aklanır

DOSTLAR,

Günaydın!

Bu sabah 2. alıntılama yazı bu..
Az önce Sn. Rifat Serdaroğlu’nun “DOĞAN GÖRÜNÜMLÜ ŞAHİN” başlıklı önemli yazısını sizinle sitemizde paylaştık.

Sn. Işıl Özgentürk’ün yazısı da içimi acıttı..

Bu tür yargılamalarda kimi kez hekim bilirkişi raporarının da pek dikkate alınmaması düşündürücü..

Tamam, yargıç(lar) adaleti gerçekleştirmede temel aktör..
Hukuku, mevzuatı yorumlayacak ve somut olaya uygulayacaklar.

Ancak her şey ama her şey, ADALETİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ için araç değil mi??

Bilirkişi raporlarını görmezden gelmek için yargıcın çok ama çok sağlam gerekçeleri olmalı değil mİ?
Bir rapordan tatmin olunmadı ise 2. bir bilirkişi raporı da istenebilir.
Ama hem yaptırıp (usulen??) hem de gerekçesiz olarak “bildiğini okumak”, yargıçlık kurumuna verilen yetkileri aşar..

Hiçbir yetki mutlak değildir. “Meşruti” dir.. “Şarta bağlı” dır; sınırlandırılmıştır.

Adalet duygusu doyurulmazsa kamu vicdanı tatmin olmaz ve adalete güven sarsılır..
O zaman da çok tehlikeli kimi girişimler gündeme gelebilir..

İHKAK-I HAK!

Yani kendi hakkını kendi almak.. Çok tehlikeli bir aşama..

Özellikle tecavüz davalarında, caydırıcı da olmak bakımından, ceza mevzuatı yaptırım normlarının etkinlikle uygulanmasının yerinde-gerekli olduğu kanısıdayız..

Hele hele Türkiye’de İNSEST maalesef çooook yaygın iken ve halı altına süpürülürken..

7 Haziran 2012 akşamı ULUSAL KANAL’da Dosya Programında İNSEST BEBEKLERİ – KÜRTAJ sorununa değinmiştik..

Sevgi ve saygı ile.
13.6.2012, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==============================================================================================

İtinayla Tecavüzcü Aklanır

Işıl Özgentürk
Cumhuriyet, 12.6.12

Yargıya akıl sır ermez oldu. Özel yetkili mahkemelerin “terörist yaratma operasyonları” ayyuka çıkarken,
özel yetkili olmayan mahkemeler de dört bir koldan tecavüzcü aklama operasyonuna girişmiş bulunuyorlar.

Örnekler o kadar çok ki, hangisinden söz etsem ama genel görünüm; tecavüz sanıkları, küçük kızlarla acımasızca, defalarca arkadan ilişkiye geçen iyi aile babaları, nedense çoğunluğu erkek olan hâkimler ve savcılar tarafından adeta himayeye alınmış izlenimi veriyor olması.

Sanıkların davaya çıkarken kravat takmaları, elleri önünde kuzu kuzu oturmaları hâkimler ve savcıların kadın çığlıklarını unutmalarına yetiyor. Ya da o kadın çığlıklarını mahkeme çalışanları, değerli hukuk mezunları,
farklı algılıyor; algılıyorlar ki, 14 yaşındaki kızların kendi rızalarıyla, arkadan ilişkiye girebileceklerini düşünüyorlar. Kendi rızalarıyla.

Bu konuda ne zaman yazsam, sinirlerim bozuluyor, bir anne, bir kadın olarak, yaşadığım ülkeden utanıyorum.
Tıpkı işkenceyi anlatmaya utanan işkence mağdurları gibi. Bilir misiniz, onlar neden işkenceyi anlatmazlar;
o anda insanlık adına öylesine büyük bir utanç duymuşlardır ki, bu duygu kendilerinde kalsın isterler,
başkalarının aynı utancı duymasını istemezler.

Ama artık yeter, hâkim ve savcı beyler, Yargıtay üyeleri artık yeter. İşte bir tecavüz kurbanının çığlıkları,
tecavüz kurbanı üniversite öğrencisi E.E, size ve kulakları balmumuyla tıkalı herkese sesleniyor; daha doğrusu bir çığlık atıyor, bu çığlık bütün evleri kuşatmalı, bütün işyerlerinden bir rüzgâr gibi geçmeli ve bizleri kendimize getirmeli! İkiyüzlü ahlakımızın kararttığı yaşamları, kendimizin ne kadar vurdumduymaz olduğunu
bu çığlıkla bir kez daha fark etmeliyiz.

İzmir’de E.E. adlı genç kıza köprü altında tecavüz eden Ali Yavaş ve Gökhan Muşmula’nın 24 yıl hapis cezası istemiyle yargılandığı mahkeme, suçları kanıtlanmış sanıklara 14’er yıl 2’şer ay hapis cezası verip ardından Yargıtay onayına kadar tahliye etti. Garip bir durum değil mi? Dedim ya, itinayla tecavüzcü aklanır.

Neymiş efendim, duruşmalar sırasında hiçbir pişmanlık belirtisi göstermeyen sanıkların, “duruşmalardaki iyi halleri” gerekçe gösterilerek hem cezaları indirilmiş hem de tahliye edilmişler. Şimdi E.E, Amerikan dizilerinde olduğu gibi adaleti kendi başına yerine getirmeye girişse ne olur? Su parasına satılan bir silah alıp tecavüzcülerini vursa,
ne olur? Aynı “duruşmalarda iyi hal” onun için de geçerliğini korur mu? Sanmıyorum,
kasıtlı cinayetten ömür boyu hapis alır.

Neyse ki, o sadece çığlığının duyulmasını istiyor. Çığlığın kanımızı donduran sözcüklerine kulak verelim:

“Yaşadığım şok ve psikolojik çöküntü tartışılamaz. Ben mutlu bir çocukluk geçirdim, mutlu ve birbirine çok saygıyla, sevgiyle bağlı bireylerin olduğu bir ailede büyüdüm. Yaşadığım bu felaketten sonraki süreçlerde de en büyük destekçi ailemdir. Ben bu olayla beraber büyük bir yüzleşme yaşadım, hayatla ve insanın acımasızlığıyla yaşadığım bu yüzleşme hayatımı altüst etti. Ruh sağlığım bozuldu. Her sabah korkuyla uyanmak, her gece ağlayarak kâbuslarla uyanmak hayatımda alışıldık bir hal aldı. Büyük bir travma benim yaşadığım. 1.5 ay hastanede tedavi gördüm. Okul ve sosyal hayatım altüst oldu. 21 Kasım 2010’dan bu yana hiçbir türlü önümü göremedim, gelecek planları yapamaz hale geldim. Suçu kanıtlanmış sanıkların serbest kalmasını mantığım almıyor.

Hâkim bu kararı verirken ruh sağlığı zaten tahribata uğramış ve tedavisi hâlâ devam eden beni hiç hesaba kattı mı? Benim geleceğimi, okul hayatımı hiç hesaba kattı mı? Çok merak ediyorum, tecavüzün ve tecavüzcünün iyi hali
nasıl oluyor?

Bana bu dehşeti yaşattıkları gün tüm yalvarmalarıma ve direnmelerime rağmen yaptıkları bu kötülük ile
tüm hayatımı ve geleceğimi bir çırpıda mahveden bu pisliklerde bırakın iyi hali, insanlık namına görülebilecek
zerre kadar bir değer ya da vicdan yoktu.

Tecavüzcüler kravat taktı diye iyi hal indirimi uygulayıp Yargıtay onayına kadar serbest bırakan hâkim,
onların kravatlarından evvel gelip benim vücudumdaki dikişlere ve iyileşmeyen darp izlerine baksın.

Bu karar en az yaşadığım tecavüz kadar canımı acıttı.”

Hey, kulaklarınızdaki balmumu tıkaçları çıkarın!

==========================================================================================================