Enflasyonla topyekûn mücadele aldatmacası

Enflasyonla topyekûn mücadele aldatmacası

17/10/2018, www.sol.org.tr 

Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programının patronlar dışında kimseye yararı yok. Dahası; böyle saçma yöntemlerle enflasyon düşmez.

Devlet erkanı ile anlı şanlı sanayicilerimizin yaymaya çalıştığı olumlu havanın cazibesine kapılmayalım.

Soyguna yeni bir ad buldular sadece!…

Berat Albayrak’ın 9 Ekim günü Programı tanıtırken söylediklerini anımsayalım:

YEP ile piyasaların beklentilerini büyük ölçüde karşıladık, şimdi bir adım ötesine geçiyoruz; …yatırımcının güvenini sağlayacağız… piyasaları rahatlatıyoruz… girdi maliyetlerini düşürüyoruz… fiyat hareketlerinin firmaları zora sokmaması için, işsizliğin artmaması için neler yapabileceğimizi çalıştık… KDV iadesi sürecini hızlandırıyoruz… stopajları, bankaların zorunlu karşılık oranlarını düşürdük… teminat yöntemine esneklik, fonlama ihtiyacına ek ihale olanağı getirdik…

Zaten yıllardır bu işleri yapıyorlar. Ama Albayrak öyle bir anlatıyor ki sanırsınız seferberlik ilan edildi, kutsal bir amaç uğruna cihada gidiliyor:

“… bu öyle bir mücadele ki sonunda tüm Türkiye kazanacak… Türkiye’nin en güçlü, en yaygın markaları ve ürünleri, bankalarımız… cesur müteşebbislerimiz, ben de varım diyerek bu duruşu gösterdi… 81 milyon omuz verecek…”

Programı, holdinglerin patronları, odaları, dernekleri de heyecanla karşıladı. Hepsi sorumluluklarının bilincinde olduklarını; üzerlerine düşeni eksiksiz, azimle yerine getirmeye devam edeceklerini; ellerini taşın altına koymaktan çekinmeyeceklerini söyledi.

Mesaj yarışında birincilik açık arayla MÜSİAD’ın olmalı: “… hedefimiz büyük ve meselemiz Türkiye’dir… bizlere şüheda kanıyla emanet edilmiş bu topraklar memleketimizdir… ama azimli ama inatçı girişelim bu seferberliğe.”

Bu kadar gürültü, ürünlerimizi satarken %10 indirim yapacağız dedikleri için koparılıyor.

Fiyatı ya da hesaplama yöntemi kamu otoritelerince belirlenen elektrik, doğalgaz, petrol ve benzerleri dışında kalan; her mağazada, her mahallede farklı fiyatlarla görmeyi kanıksadığımız ürünlerin üzerine “enflasyonla topyekûn mücadele kampanyasını destekliyorum” yazılı bir kağıt yapıştırdınız mı kampanyaya katılmış oluyorsunuz. Bu kadar kolay; tek eksiği, içerikten yoksun oluşu.

Belirli bir fiyatı olmayan üründe istediğiniz kadar indirim yaptım deyin. AVM’lerin vitrinleri, %90’lara varan indirim reklamlarıyla dolu.

Konutta da böyle bir kampanyaya girişmişlerdi; sonu hüsran oldu. TÜİK’in Ağustos ayı satış istatistiklerine göre konut satışları bir önceki yılın aynı ayına oranla %12,5 daraldı; kredili satışlar %67 oranında geriledi. Oysa bankalara faiz oranlarında indirim yapmaları için direktifler vermişlerdi.

Benzer bir sonuç alacakları konusunda hiç kuşkunuz olmasın.

Soyguna yeni bir ad buldular demiştik. Albayrak’ın söylediklerini yukarıdaki sırayla gözden geçirip işaretlerini arayalım:

YEP, patronlara sağlanacak çıkarların listesi gibi bir belge. Çok konuşuldu, onu geçelim.

Girdi maliyetlerinin düşürülmesi denildiğinde aklımıza hep ücretlerin baskılanması gelir. Sermaye sınıfının gözünde emek, katlanmak zorunda oldukları yük anlamı taşır. Bu nedenle de olabildiğince azaltmaya çalışırlar.

Albayrak, işsizlikle mücadele etmek için neler yapabileceklerini çalıştıklarını söyledi. Boşuna çalışmışlar, geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz: Palazlanıp daha çok işçi çalıştırsınlar diye işsizlik fonunun milyarlarca lirasını daha patronlara dağıttınız mı işsizlikle mücadele etmiş oluyorsunuz.

Patronlar, yıllardır KDV iadelerinin geç ödenmesinden yakınıyor. Devletten milyarlarca lira alacakları varken borç almak zorunda kaldıklarını söylüyorlar. Bu dertlerini çözmek amacıyla Nisan ayında Meclise sunulan bir torba yasa tasarısına bir madde konulmuştu. Yaklaşık 80 milyar lira nakit ödenmesi gerektiği dikkate alınarak Genel Kurulda çıkarıldı.

Ellerini taşın altına sokmalarının mükafatı olarak 80 milyar liralarına kavuşacaklar.

Şu KDV iadesi konusuna biraz yakından baksak iyi olacak. Durum kabaca şöyle: Patronlar yatırım yaptıklarında, ticaret amacıyla mal aldıklarında, eğer teşviklerden yararlandırılmamışlarsa, herkes gibi KDV ödüyorlar. Ama aynı zamanda sattıkları mal ve hizmetler karşılığında KDV tahsil ediyorlar. Belirli dönemlerde düzenledikleri beyannamelerine aldıkları ve ödedikleri tutarları yazıp mahsup ediyorlar. Eğer ödedikleri daha çok ise, devlette alacakları kalıyor. Yakındıkları konunun özeti bu.

Bankalar konusuna gelelim. Kredi faizlerini ucuzlatmaları için bankalara çok baskı yaptılar. Devlet bankaları mecburen boyun eğdi ama bilançoları bozuldu. İşsizlik Fonundan gizlice 11 milyar lira aktarıp sorunu şimdilik ötelediler.

Özel bankalara, zorunlu karşılık oranlarını düşürerek, teminat oranlarını esneterek, yeni olanaklar tanısalar da onlara sözleri pek geçmedi. Piyasada işler fermanlarla yürümüyor. Üstelik onların da derdi çok: Bilançoları bozuk, derecelendirme kuruluşları güvensiz buluyor ve derecelerini düşürüyor.

  • Ellerinde ekonomiye diledikleri gibi müdahale edebilecek araçları kalmadı, her şeyi sattılar.

Bu yüzden gözlerini İş Bankası’na diktiler. Her şeyi özelleştiren bir anlayış, birdenbire İş Bankası’nı kamulaştırma sevdasına düştü.

Onu da yok edecekler.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin nimetleri

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin nimetleri

sol.org.tr

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

AKP kadroları, patronlar ve iktidara bir biçimde yapışmış asalaklar, elbette yeni anayasayı savunurlar. Hepsinin çok sayıda nedeni var; “ülke otoban hızında yönetilecek…teşvikler hemen uygulamaya konulabilecek…patronların üzerindeki istihdam ve vergi yükleri kaldırılacak…ülkenin her karış toprağının ekonomiye kazandırılmasının önündeki engeller iyice temizlenecek…

Bu gerekçelere daha niceleri eklenebilir.

Ne yazık ki yağmaya “hukuk” statüsü ve gücü kazandıran Anayasa, geçtiğimiz yıl kabul edildi ve ne yazık ki hazırlayanlar, yeniden iktidar oldu.

Çok da üzülmeyelim. “Kazanırsak bu duruma son vereceğiz” diye bizlerden oy isteyenler Cumhuriyetin bütün birikimleri, değerleri, varlıkları, haraç mezat satılırken, ülke imam hatip okullarıyla, kuran kurslarıyla donatılırken, meclisteki güçlerinin azlığına sığınıp, olanı biteni seyretmekle yetiniyorlardı.

Umut tacirlerine kapılıp oyalamalarına izin vermeyelim.

Anayasanın değiştirilen kuralları, cumhurbaşkanının andiçtiği gün yürürlüğe girmiş olacak. Ama yürürlüğe girmesini sağlayacak düzenlemeler henüz çıkarılmadı. (AS: 6-7 Temmuz’da 699 ve 700 s. OHAL KHK’ları çıkarıldı..)

Bugün (4 Temmuz 2018) Resmi Gazete’de yeni anayasaya uyum sağlamak amacıyla yetki yasasına dayanarak çıkarılan 698 sayılı KHK yayımlandı. Çeşitli yasalardaki başbakan; heyet-i vekile; bakanlar kurulu, sözcüklerinin yeni anayasaya uyumlu sözcüklerle değiştirilmesi dışında düzenlemeye rastlanmıyor. Yetki yasasında tanımlanan yetki de tam olarak kullanılmamış. Bütün bunlar, yeni KHK’ların hazırlanmakta olduğunu gösteriyor.

Yeni düzenin nasıl bir şey olacağını sır gibi saklıyorlar. Ortalıkta bir örgüt şeması dolaşıyor yalnızca. Anlaşılan o ki, birkaç gün daha sızan bilgilerle yetinmek zorunda kalacağız.

Devleti nasıl yapılandıracaklarını heyecanla beklerken, isterseniz Anayasanın değiştirilen kurallarını yeniden gözden geçirelim. Belki gelecekte bir yararı olur.

TBMM’nin yasama yetkisi kısıtlandı. 

AKP kadroları, Anayasa değişikliklerini savunurken Meclisin yasama yetkisinin süreceğini ısrarla söyleyip durdular. Hatta “asli görevine dönüyor” yorumları yapanlarına bile rastlandı.

Oysa bu anayasayla Meclisin elinden devletin örgüt yapısını düzenleyici yasa çıkarma yetkisi alındı, Cumhurbaşkanına verildi.

Anayasanın 106’ncı maddesinde; “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir” denilmektedir.

Bu madde, devletin örgüt yapısının düzenlendiği konuların Meclise yasaklanması anlamına gelmektedir. Çünkü “CB kararnameleriyle düzenlenebilir” değil; “düzenlenir” sözcüğü kullanılmıştır. Başka bir organ, yani konunun asıl sahibi Meclis kullanırsa anayasaya aykırı sayılacaktır.

Anayasanın 104’ncü maddesiyle cumhurbaşkanına tanınan yetki 106’ncı maddede olduğu gibi Meclisi dışlamamaktadır ama yasama yetkisinin kısıtlanmasına ortam hazırlamaktadır.

104’ncü maddenin 16’ncı fıkrasında Cumhurbaşkanının isterse kullanabileceği CB kararnamesi çıkarma yetkisine ilişkin kurallar düzenlenmiştir.

Anılan fıkrada; “Cumhurbaşkanı yürütme yetkisine ilişkin konularda CB kararnamesi çıkarabilir”denilmektedir.

Devlet yönetiminde, her etkinliğin yürütmeyle ilişkisi vardır. Ve yeni anayasayla, yürütme yetkileri cumhurbaşkanında toplanmıştır. Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisiyle ilişkisi olduğunu öne sürüp her konuda düzenleme yapabilir. Verilen yetkinin ilkesi, ölçütü, sınırları belirsiz olduğu için kimsenin sesi çıkamaz.

Fıkrada CB kararnameleriyle düzenlenemeyecek konular sıralanmıştır. Buna göre temel haklar, kişi hakları, siyasal hak ve ödevleri; Anayasada özellikle yasa ile düzenlenmesi öngörülen konular ile yasalarda açıkça düzenlenen konularda CB kararnameleri çıkarılamayacaktır. Daha sonra aynı konuyu düzenleyen bir yasa çıkarılmışsa CB kararnamesi hükümsüz kalacaktır. Yasa ile CB uyumsuzluğunda yasa kuralına uyulacaktır.

Bu kurallar yasaya üstünlük verildiği algısı uyandırmaktadır. Oysa bir gariplik dikkat çekmektedir. Ortaya ölçüsüz, sınırsız kural koyma yetkisi konulmuştur ve kime verildiği belirlenmediği için isteyen kullanmaktadır.

Cumhurbaşkanının yetkisini kötüye kullanması karşısında yapılabilecekler sınırlıdır. Meclisin her ne kadar yasa çıkarıp CB kararnamelerini hükümsüz bırakabilme yetkisi bulunmakta ise de bu olanağın kullanılması kolay değildir.

Cumhurbaşkanı yasaları geri gönderdiğinde yeniden kabul edilebilmesi için nitelikli çoğunluk (AS: 301 vekil) aranmaktadır. Bulunsa bile aradan çok süre geçeceği için belki de iş işten geçmiş olacaktır.

CB kararnameleri cumhurbaşkanına KHK’lara oranla daha çok yetki tanımaktadır.

Adının kararname olması yanıltmasın, Cumhurbaşkanı kararnameleri, yasa gücündedir. Cumhurbaşkanına yetki yasasına gerek olmaksızın dilediği anda ve çok geniş bir çerçevede yasa gücünde düzenleme yapma olanağı sunulmuştur. Üstelik önceki dönem KHK’larından ayrı olarak Meclise denetim için gönderilmesi de gerekmemektedir.

TBMM’nin yürütme organını denetleme yetkisi kaldırılmıştır.

Yürütme erkini elinde tutan cumhurbaşkanı için siyasi sorumluluk öngörülmemiştir. Meclise hesap verecek kimse yoktur. Anayasada cumhurbaşkanı için yalnızca ceza sorumluluğuna ilişkin kurallara yer verilmiştir. Üstelik öngörülen kurallar öylesine zorludur ki; yargılatabilmek neredeyse olanaksızdır. (AS: 301 ile önerge, 360 ile Komisyona havale, 401 ile Yüce Divan’a..) Cumhurbaşkanlığı yardımcıları ile bakanlar da yargıya gönderilme olasılıklarına karşı anayasanın koruması altına alınmıştır.

Bugüne değin etkili olarak kullanılmamış olsa da yetkinin varlığı bile AKP kadrolarını ürkütmüş gensoru kaldırılmıştır.

Meclisin Bütçe hakkını kullanabilmesi olanağı kalmamıştır:

Parlamentonun, yürütme organına verdiği gelir elde etmek ve harcamak yetkilerini nasıl kullandığını denetlemesi, bütçe hakkı olarak adlandırılır.

Yürütme organı bütçeyi Meclise sunarken, beklenen gelirlerin tutarlarını ve yasal dayanaklarını; ödeneklerin hangi hizmet kalemlerine ne tür öncelikler gözetilerek dağıtıldığını açıklamak ve gelen soruları karşılamakla yükümlüdür.

Kesin hesap yasaları görüşülürken yetkinin doğru kullanılıp kullanılmadığı sorgulanır. Bu süreçte önemli ölçüde Sayıştay raporları esas alınır.

Yeni anayasayla bütçe hakkının kullanılabilmesi olanağı ortadan kaldırılmıştır. Çünkü Bütçe Meclise sunulmamakta; gönderilmektedir. Gönderen ise meclise karşı sorumlu değildir.

  • Bütçe, sanki Kafka’nın Şato adlı romanında betimlenen, diktatör eğilimler içindeki esrarengiz bir kontun şatosunda, sayısı belirsiz bürokratlarca hazırlanmış ve gereği yapılmak üzere Meclise gönderilmiş gibidir. Gönderilmiş olması yeterlidir. Kabul edilip edilmemesi önemli değildir. Reddedilse bile Anayasaya göre tutarlar yeniden değerleme oranlarıyla güncellenip harcanabilmektedir.

Kesin Hesap Yasası reddedilmiş olan İktidarların aklanmamış olduğu varsayılır. Ancak bu da önemsizdir. Çünkü Cumhuriyet tarihinde bu nedenle başı derde girmiş bir örnek bulabilmek olanaksızdır.

Bütçe denetlenemeyeceği için Parlamento adına denetim yapan Sayıştay da boşta kalmıştır.

Son sözümüzü söyleyelim:

  • Devlet kuralsızlaştırıldıkça Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemininin nimetleri artıyor. (04.07.2018)

=================================
Dostlar,

Doğrusu biz de çok kaygılıyız çooook..
Biz de bu ağır sorunu kezlerce yazdık..
Bunca geniş yetki denge – denetleme sistemi oluşturmadan tek 1 insana neden verilir?
600 MV neredeyse “süs” konumuna indirgenmiştir. Siyasal denetim yok gibidir.
Tarihin akışına ters bir ucube model Türkiye’ye dayatılmıştır.
Oysa tek insan yönetiminden meclisli meşrutiyete geçileli 150 yılı buluyoruz 1876’dan bu yana.

Üstelik Mecliste vekiller eliyle temsile dayalı demokrasi de ömrünü tamamlar ve doğrudan demokrasiye geçilirken Türkiye neden terine zorlanmaktadır??

Dileyelim ülkemizin çok fazla gözü – kafası kırılmadan bu dönemden dersler çıkarır ve olağan demokrasiye dönebiliriz.. Bunun için çok uğraşmamız gerekecek çoooook..

Yazık oluyor ülkeye.. Kaynaklar çarçur ediliyor, ülke deneme tahtası yapıldı; çağdaşlaşma ve kalkınma yarışından kopuyor, kopartılıyoruz.. Kamu yönetiminin, 1923’ten bu yana 95 yıllık birikimi çöpe atılıyor.. Sistem DNA’sına hatta DNA’nın moleküllerine dek değiştiriliyor ve tüm bunları 1 tek insan yapıyor..

Bunun adına post-modern mutlakiyet denmez de ne denebilir??
Üstelik şaibeli bir seçimle..

Her şey keşke bir karabasan (kâbus) olsa ve uyanıp kurtulsak..

Ne yazık ki gerçek ve kurtuluş gaflet uykusundan uyanıp savaşımla (mücadele ile) olacak..

Sevgi ve saygı ile. 08 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com