Kaynağımız var ama toplumsal dayanışma olmadan başaramayız

Kaynağımız var ama toplumsal dayanışma olmadan başaramayız

20 Mart 2020 tarihinde TUİK tarafından yayınlanan “İşgücünün Genel Profiline” göre 28 milyonu istihdamda, 4.5 milyonu işsiz olmak üzere toplam işgücü 32.5 milyon. İş aramayıp, çalışmaya hazır olanları, mevsimlik çalışanları katarsak doğru  toplam işgücü sayısının 35 milyondan daha az olmadığını, işsiz sayısının en az 7 milyon olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Yani en iyi ihtimalle işsizlik oranımız %20,

  • Koronavirüs salgınının neden olduğu  ekonomik daralma sonucu 3 milyon kişinin daha işsiz kalmasıyla bu sayı 10 milyona, işsizlik oranın %30’a ulaşması muhtemel.

Sorun, bu 10 milyon gelirden yoksun, işsiz  insana en az ay dört ay boyunca yaşamlarını kolaylaştıracak bir asgari gelir ve gıda güvenliğini sağlamak olmalıdır. Bunun yanında, zor durumda olan sektörlere, başta sağlık olmak üzere, onları ayakta tutacak asgari kaynakların aktarılması önem taşımaktadır. Bu geliri sağlayacak kaynaklar fazlasıyla mevcuttur, ancak bu kaynak seçeneklerini değerlendirmeden önce, ne kadar kaynağa ihtiyaç olduğu belirlenmelidir.

KORONAVİRÜS SALGINININ EKONOMİK ETKİLERİNİ EN AZA İNDİRMEK İÇİN GEREKLİ KAYNAK MİKTARI

Salgından dolayı bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de
– ekonomi daralacak,
– işsizlik artacak,
– şirketler zor durumda kalacak, 
– vergi gelirleri azalacak,
– bütçe açıkları büyüyecek,
– tarımın ve gıda güvenliğinin önemi artacaktır.

Bu alanlara acil müdahale desteği gerekecektir:

1) İşşizlik  Ödeneğinin Yaygınlaştırılması

İşsizlik ödeneğinin, İşsizlik Fonundan mevcut yararlanma koşullarını yerine getirmeyenleri de kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması sosyal devlet olmanın gereğidir. Yukarda belirtildiği gibi yedi milyon işsizin hiçbir geliri yoktur, bu insanlara temel ihtiyaçlarının karşılanması için kaynak aktarılmalıdır. Yedi milyon işsize ayda 1500 TL’lik bir ödeme yapılması, onların su, elektrik, doğalgaz, yiyecek gibi zorunlu giderlerinin bir kısmının karşılanmasına yardımcı olacaktır.

Yedi milyon kişiye ayda 1500 TL verilmesinin aylık toplam tutarı 10.5 milyar TL, dört aylık toplam tutarı ise 42 milyar TL’dır.

2) Kısa çalışma ödeneği uygulamasının genişletilmesi

Kısa çalışma ödeneği; genel ekonomik, sektörel, bölgesel kriz veya zorlayıcı nedenlerle işverenin haftalık çalışma sürelerinin en az üçte bir oranında azaltması, faaliyetini tümüyle ya da en az dört hafta süreyle durdurması hallerinde devreye alınıyor. Salgın hastalık da kısa çalışma ödeneğine giren zorlayıcı sebep arasında sayılıyor. Uygulama ile işverene, çalıştırdığı sigortalılar için gelir desteği veriliyor. Bugün için destek süresi üç ay ancak Cumhurbaşkanı kararı ile bu süre 6 aya kadar uzatılabiliyor.

Koronavirüse karşı önlem olarak açıklanan Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi kapsamında ekonomik sorun yaşayan işverenler kısa çalışma ödeneğinden yararlanabilecekler. Kısa çalışma ödeneği ile işçilere çalışma ödeneği ödeniyor hem de genel sağlık sigortası primleri karşılanıyor. Bunun için  işsizlik fonu devreye giriyor. İşyerinin bu ödenekten yararlanması için İŞKUR’a başvurması gerekiyor. Kısa çalışma ödeneğinden faydalanmak için gereken süreçlerin kolaylaştırılıp, hızlandırılması gerekiyor. Böylece faaliyetine ara veren işyerlerindeki işçilere geçici gelir desteği sağlanırken, işverenlerin de maliyeti azaltılacak. Bu aşamada aranan şartların başında, çalışanın kısa çalışma ödeneğinden yararlanmadan önce 120 gün çalışıyor olması ve son üç yıl içinde de 600 gün süreyle işsizlik sigortası primi ödemiş olması geliyor. Bu koşullar 60 gün ve 450 güne indirildi. Kısa çalışma ödeneği kapsamında çalışana, aylık prime esas kazancının günlük brüt tutarının %60’ı ödeniyor. Kısa çalışma ödeneği miktarı aylık asgari ücretin brüt tutarının %150’sini geçemiyor ki, bu rakam 4,414 lira. Yani çalışan ne kadar maaş alırsa alsın ödenecek en yüksek kısa çalışma ödeneği 4,414 lirayı geçmeyecek. Asgari ücretli bir çalışan 1752 lira ödenek alabilecek. Eğer üç milyon çalışana ayda ortalama 3000 TL ödeme yapılacağı varsayılırsa, aylık maliyet 9 milyar TL, dört aylık maliyet 36  milyar TL’ye ulaşacaktır

3) Tarımsal Üretimin Desteklenmesi

Koronavirüs salgını gıda güvenliğinin önemini ortaya çıkarmıştır. Dünya Bankasının doğrudan gelir desteği gibi programlarından vazgeçerek, üretmeyen değil üreten desteklenmelidir. Tohumundan, gübresine, ilacına kadar yerli üretime geçilmelidir. Özellikle işsiz üniversite mezunlarına faizsiz kredi sağlanarak, kooperatifler yoluyla örgütlenmeyi teşvik ederek akıllı tarım teşvik edilmelidir. İlk aşamada 50 milyar TL’lik bir destek ile başlanmalıdır.

4) Salgından Doğrudan Etkilenen Sektör ve Kuruluşlara Destek

Başta sağlık olmak üzere ulaşım ve turizm gibi faaliyetler salgından doğrudan etkilenecek sektörlerin başında gelmektedir. Özellikle havayolları, konaklama, ağırlama, yiyecek, içecek sektörlerinin ayakta kalması için minimum nakdi destek hemen verilmelidir. Bu sektörler hem emek-yoğun olmaları dolayısıyla istihdam hem de döviz kazandırmaları dolayısıyla ekonomide önemleri olan sektörlerdir. Bu miktar 20 milyar TL’sı  hemen sağlık sektörüne, 20 milyar TL’si diğer sektörlere olmak üzere toplam 40 milyar TL olarak düşünülmektedir.

5) Kamu-Özel İşbirliği  Projelerinin Kamulaştırılması,
Şehir Hastanelerinden Vazgeçilmesi

Geçiş garantili otoyol ve köprüler mahsuplaşılarak kamulaştırılmalı,

  • Şehir hastanelerinden vazgeçilmelidir.

Bu sene için zaten 20 milyar TL’ye yakın bir miktar bütçeye konulmuştur. Mahsuplaşmanın ilk adımı olarak 20 milyar TL daha koyulabilir. Örneğin, Osmangazi Köprüsünün maliyeti 1 Milyar $ dolayındadır, Dolar üzerinden %20 bir kâr marjı konursa devlet için maliyet 1.2 milyar dolara gelir. Şirketin köprü geçişlerinden bugüne kadar aldığı miktar + devletin garanti ücret olarak ödedikleri 1.2 milyar dolardan az ise bir takvim içinde şirkete ödenir, eğer fazla ise şirketten tahsil edilir.

İş adamlığı, siyasiler ile işbirliği yaparak halkı soymak değil, dünya standartlarında makul bir kazanç karşılığında hizmet yapmak veya üretmektir.

Bu alanlar için öngörülen miktar toplamı 188 milyar TL’ye gelmektedir, bu miktar burada öngörülmeyen durumlar, (örneğin sürenin uzaması, işsiz sayısının ve sektörlerin artması gibi) göz önüne alınarak 250-300 milyar TL’ye kadar çıkabilir. Bunun yanında devletin vatandaşların geçimlerini kolaylaştırmak için elektrik, doğalgaz faturalarını ertelemek gibi anlamlı olmayan öneriler yerine, petrol fiyatlarındaki çöküşü de göz önüne alarak, fiyatlarda ciddi indirime gitmesi, bu yıl eğitimi tamamlamayan özel okulların, vakıf  üniversitelerinin gelecek yıl ücretlerini %20 düşürmeleri, bu yıl mezun olacaklara %20 geri ödeme yapmalarının sağlanması gibi önlemler de alınmalıdır.

DEVLETİN KULLANABİLECEĞİ GELİR KAYNAKLARI

  • Bugünler için düşünülmüş İşsizlik Fonunun hareket geçirilmesi, İşsizlik Fonunda Şubat 2020 sonunda 131, 5 milyar TL olduğu görünmektedir.
  • Bütçede israf niteliği taşıyan gereksiz cari ve yatırım harcamalarından, yurt dışına yardım ve hibelerden vazgeçilmeli, Suriye ile zaman geçirmeden anlaşılarak savaşa son verilmeli yerlerinden edilen Suriyelilerin vatanlarına dönmesi sağlanmalıdır. Buradan 50 milyar TL’lik kaynak sağlamak mümkündür.
  • Kamuyu bir hizmet alanı olmaktan ziyade zenginleşme aracı olarak gören hem merkezi hem yerel kimi kamu görevlilerinin 1’den çok aylık almasının önüne yasal olarak geçilmeli, şatafat ve makam saltanatına son verilerek elde edilecek kaynaklar kamuya kazandırılmalıdır.
  • TOBB, Odalar, Birlikler, Sendikalar gibi üyelerinden yasayla topladıkları aidatlarla oluşmuş fonları üyelerine ihtiyaçları doğrultusunda dağıtmaları. Örneğin Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) ilk aşamada üyeleri ve çalışanları için 500 milyon TL’lik bir destek paketi açıklamıştır. TOBB’un elinde birikmiş 100 milyar TL’den fazla kaynak olduğu söylenmektedir, TOBB’un bu konuya açıklık getirmesi gerekmektedir.
  • IMF kredisi. IMF koronavirüs salgının olumsuz ekonomik etkilerini azaltmak için üyelerine bir trilyon dolarlık kredi kullandıracağını açıkladı. Bu kredinin koşullarının IMF’nin klasik daraltıcı politikalar yerine genişletici politikaları desteklemesi beklenir. Türkiye’nin 20 milyar dolarlık bir kredi dilimi kullanması hem döviz kuru üzerindeki baskıyı azaltacak, bunun enflasyon üzerinde düşürücü etkisi olacak hem de kamunun kullanabileceği kaynakları 125-130 milyar gibi artıracaktır. Böyle bir kredi kullanımı aynı zamanda Türkiye’nin güvenilirliği artırarak sermaye çıkışını azaltarak, ülke risk priminin düşmesine ve döviz kurunda istikrar sağlanmasına yardımcı olacaktır.

Bu yıl Türkiye’nin milli gelir büyüklüğünün yaklaşık 4.5 trilyon TL olacağını varsayarsak, kamunun elinde kullanabileceği miktarın milli gelirin % 8’ne (360-380 milyar TL) kolaylıkla yaklaşabileceğini tahmin edebiliriz. Hesaplamalarımız milli gelirin %5 lik bölümüne denk gelen bir tutarın destek olarak verilmesinin yeterli olabileceğini göstermektedir. İşsizliğin %30’a ulaşacağı, bütçe açığının en az %6 (AS: ulsal gelirin!) olacağı bir ortamda hemen hareket geçmek ekonomik daralmanın etkilerini en aza indirmek için yaşamsal bir nitelik taşımaktadır.

Burada sorun kamudaki ve özel sektörde alışkanlıkların değişmesi gereğidir. Bu alışkanlıklar değişmeden hiçbir sonuç almak mümkün değildir.

  • İsraf, savaş, verimsiz yatırımlar, şatafat, rant ve yolsuzluklardan kurtulmadan, hukuk olmadan çıkış yolumuz olmadığının anlaşılması en önemli noktadır.

PARA BASMA FANTEZİLERİ

Devletin kullanabileceği kaynaklar olduğu halde para basılması gibi fanteziler ortaya atılmıştır.

  • Para basmak ise düşünülmemesi gereken, hiç faydası olmayacak çok tehlikeli bir tercihtir.

Türkiye gibi çift paranın kullanıldığı ve üretimi ithalata bağımlı ülkelerde para basılırsa, dövize kaçış başlar, döviz girişi olmadığı için de döviz fiyatları spekülatif olarak yükselir. Döviz borçlu kişi ve şirketler iflas eder. Ücretliler, emeklililer gibi sabit gelirliler ve TL’deki tasarruf sahipleri kaybederler. Daha da fazla para basmak zorunda kalınır. Hiperenflasyon süreci başlar, TL’ye olan güvensizlik daha da artar, ekonomi yönetilemez duruma gelir. Üretim kapasitesi de çökertildiği için ekonomiyi tekrar ayağa kaldırmak çok zorlaşır.

PARA BASMAYI ÖNERENLER YAKIN GEÇMİŞTE EKONOMİYİ KRİZE SOKANLAR

Türkiye’yi 2001 krizine sokanlar, şimdi para basalım diyorlar.  Halbuki 1999 sonrasında izlenen IMF politikalarıyla ekonomi ithalata ve borca bağımlı hale getirilmiştir. Biz açık olarak, 15 Aralık 1999 IMF programının ekonomiyi bir yıl içinde çökerteceğin söylerken, şimdi para basma fantezisini seslendirenler, Hazine ve Merkez Bankasında görevdeydiler. 2000 Kasım’ında o dönemki hükümetin politikalarına güvenerek devlet borçlanma kağıdı alan Demirbank’ın 150 milyon dolarlık nakit ihtiyacını Merkez Bankası ve Hazine karşılamayarak krizi tetiklediği halde, şimdi yapısal olarak çok daha kötü durumda olan bir ekonomide para basmayı neden öneriyorlar? O dönem yalnızca krizi tetiklemekle kalmadılar, küresel finans sermayesinin Türkiye komiseri Kemal Derviş başkanlığında sözde “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” ile  ekonominin ve siyasetin yapısal olarak çökertilmesinde rol aldılar;

  • 2001 krizinden sonra izlenen “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” kısa dönemli faizleri kullanarak enflasyonu düşürme politikası (enflasyon hedeflemesi) ile 2014 yılına kadar TL’nin aşırı değerli kalmasına:
  • Ara malları üreten yerli sanayinin çökertilmesine, sanayinin ara mal ithalatı bağımlılığının artmasına;
  • Finansal olmayan şirketlerin döviz borçlarının artmasına;
  • Tüketimin aşırı artmasına, tasarruf açığının ciddi boyutta düşmesine göz yumdular.
  • Dünya Bankasının doğrudan gelir politikalarıyla tarımın çökertilmesine, tohum, gübre, ilaç dahil her şeyi ile ithalata bağımlı duruma getirilmesine ses çıkarmadılar.
  • Çift paralı sistem yapısallaştı, mevduatın yarısı dövizde tutulmaya başlandı.
  • “15 günde 15 yasa” sloganı ile  verimli kamu işletmelerinin peş keş çekilmesinin önü açıldı.

20 MART HAFTASINDA DÖVİZ MEVDUATINDAN ÇIKIŞA DİKKAT

20 Mart 2020 ile biten haftada MB verilerine göre, döviz mevduatından 2,5 milyar dolarlık (6,5 TL’den 16.25 milyar TL) bir çıkış oldu. TL mevduat ise yalnızca 2 milyar TL arttı. Bunun anlamı, çıkan döviz yastık altına ve/veya altına gitti. Bu, ülkeyi yönetenlere ve ekonomi politikalarına güvensizliğin işareti gibi görünüyor. Bu rakamları önümüzdeki haftalarda dikkatle izlemekte yarar var.

Yeniden vurgulamak gerekirse;

  • Kaynağımız Fazlasıyla Var,
  • Ama Alışkanlıklarımızı Değiştirmezsek,
  • Fedakârlık Yapmazsak,
  • Toplumsal Dayanışma İçinde Olmazsak Başaramayız.

Prof. Öztrak: Ekonomimiz ağır hasta

Prof. Öztrak: Ekonomimiz ağır hasta

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak,
– “İşsiz sayısı son 7 aydır her ay 900 binin üzerinde artıyor. İşsizlik milletin canını gerçekten çok yakıyor.” dedi.
[Haber görseli]
Öztrak, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısına, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli sanatçılardan Tarık Akan‘ı ölümünün 3. yılında anarak başladı. Bu sabah haziran ayı işsizlik rakamlarının açıklandığını anımsatan Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü :
“Ekonomi sağlıklı mı, yurttaşlarımız mutlu mu, milletimizin karnı tok, sırtı pek mi bunu en iyi işsizlik rakamlarından anlarız. Eğer bir ülkede milletin işi varsa, gençler üniversiteden mezun olduğunda hemen iş bulabiliyorlarsa o ülkede işler yolundadır, ekonomide çarklar dönüyordur ama bugün açıklanan işsizlik rakamları bir kez daha şunu gösterdi; ekonomimiz ağır hastadır. İşsizlik haziranda % 13’e yükselmiş. Geçen yıldan bu yana artış 3 puan olmuş.
– İşsiz sayısı 938 bin kişi artmış, 4 milyon 253 bine çıkmış.
– Gerçek işsiz sayımız ise son bir yılda 1 milyon 120 bin kişi artarak 7 milyon 724 bine ulaşmış.”
Son bir yılda çalışma çağındaki nüfusun 800 bin kişi artmasına karşın bunlardan salt  137 bininin iş gücüne katıldığına dikkati çeken Öztrak, bugüne dek böyle düşük düzeyde iş gücüne katılım olmadığını söyledi.
Öztrak, TÜİK‘in açıkladığı rakamları eleştirerek, “Anlaşılan TÜİK’in başında oturan damadın arkadaşı yine kalemi eline almış kimi düzeltmeler yapmış. Verilerle oynayarak gerçekleri gizleyemezsiniz. Artık mızrak çuvala sığmıyor.
İnsanlar işsizlikten inim inim inliyor. İşsizlik milletin canını gerçekten çok yakıyor.” ifadesini kullandı.
“GENÇ İŞSİZLİK ARTIYOR”
Bütün düzeltmelere karşın genç işsizliğinin son bir yılda 5,4 puan arttığının altını çizen Öztrak, iş arayan her 4 gençten birinin iş bulamadığına değindi.

Son bir yılda işini yitiren vatandaşların sayısının 802 bin kişi olduğuna dikkat çeken Öztrak, “Çalışanların sayısındaki azalma 8 aydır sürüyor. Bu denli yapışkan bir işsizliği ekonominin %4,7 daraldığı 2009 krizinde bile görmedik.” diye konuştu.

Öztrak, 802 bin kişi işini kaybetmesine karşın, İşsizlik Sigortasından yararlananların sayısının 657 binde kaldığını belirterek, İşsizlik Fonu‘nun başka amaçlar için kullanıldığını ileri sürdü.

“Hatırlayın, bu ülkede bir yazar kasa atıldı diye iktidar düşmüştü ama bugün insanlar Ankara’nın göbeğinde kendini yakıyor.” ifadesini kullanan Faik Öztrak, “borçlarını ödeyemediği gerekçesiyle kendini yakan” emekli Recep Peker’in fotoğrafını gösterdi.

“Bu vatandaşımızın gözlerindeki çaresizliğe sarayın bakmasını istiyorum. Aslında bu fotoğraf 17 yıl sonunda bu iktidarın bu ülkeyi nereye getirdiğini açık seçik gösteriyor.” değerlendirmesini yapan Öztrak, borcun milletin kemiğine dayandığını söyledi.

“ÜLKE YÖNETİLMİYOR”

Protestoya düşen senet tutarının, karşılıksız çeklerin, bankaların tahsil edemediği borçların arttığını, milletin yuvasının yıkıldığını anlatan Öztrak, şöyle konuştu:

“Milletin sesini ne saray sosyetesi ne de havuz medyası işitiyor. Onların işi tıkırında. Kanatlı, kanatsız, tekerlekli, tekerleksiz, yüzen, yüzmeyen her cins sarayları var, oralarda oturup milleti unuttular. Daha yeni Almanya’dan her biri 20 milyon liralık 4 tane lüks araç almışlar. Niye almışlar? ‘Millet bu kadar sıkıntı içinde niye tasarruf yapmıyorsunuz?’ dediğinizde yanıt hazır, ‘Sarayın itibarından tasarruf olmaz.’ Biz, boşuna söylemiyoruz, ülke yönetilmiyor, ülke savruluyor. Bunlar israfın, debdebenin, şatafatın doruklarında gezerken milletten iyice koptular.”

Faik Öztrak, esnafın, çiftçinin perişan olduğunu, ayçiçeği üreticisinin malını nereye satacağını bilemediğini belirterek, elektrikten doğalgaza, sigaradan çaya zam yağmuru altında milletin sırılsıklam olduğunu dile getirdi.

İktidarın, “yandaş borçlarını” yapılandırmaya öncelik verdiğini, çiftçinin, esnafın, memurun, işçinin, sanayicinin derdine çare aramadığın söyleyen Öztrak, “Damat bir yandan gidiyor yabancı haber ajanslarına ‘Türkiye’nin güçlü mali tabloları güven veriyor‘ diye dil döküyor, öbür yandan kendine bağlı Borçlanma Genel Müdürlüğü kuruyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demezler mi adama? Mali dengeler bu denli güçlüyse, Borçlanma Genel Müdürlüğü’ne neden ihtiyaç duydunuz?” dedi.

“HER GÜN 77 MİLYON DOLAR FAİZ ÖDENDİ”

AKP iktidarlarında, Türkiye’nin dış borcunun 3,5 kat artarak 453 milyar dolara yükseldiğini, iç borcunun ise 700 milyar lirayı aştığını savunan Öztrak, “Milletin kesesinden tek kuruş çıkmayacak deyip yaptıkları kamu özel iş birliği projeleri bugün tam bir kara delik olmuş. Milletin yatmadığı hastane, geçmediği köprü ve yollar için dolar ve avro ile milyarlık garantiler vermişler.” değerlendirmesinde bulundu.

Öztrak, 50 milyon $ için Türkiye’nin en stratejik fabrikalarından Tank Palet Fabrikası’nın Katar’a satılmak istendiğini belirterek, “Dün Genel Başkanımız, ‘Tank Palet Fabrikası’nın Katar ordusuna peş keş çekilmesine zemin hazırlayan 1105 sayılı karar neden Resmi Gazete’de yayımlanmadı?’ diye sordu. Saraydan ‘çıt’ yok. Madem saraydan ‘çıt’ yok, milletimizin stratejik savunma sanayini Katar ordusuna peş keş çeken bu kararnameyi açıklamak sarayın ortağı Sayın (Devlet) Bahçeli’ye düşer.” diye konuştu.

Bu yıl ilk 7 ayda bütçeden yapılan faiz ödemesinin yaklaşık 11 milyar dolar olduğuna işaret eden Öztrak,

  • 2003’ün ilk günlerinden 31 Temmuz 2019’a kadar bütçeden faiz için ödenen tutarın 467 milyar dolar olduğunu anlattı.
  • CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztrak, AKP’nin iktidarda olduğu 16,5 yılda her gün faize 77 milyon dolar ödendiğini söyledi.

“AKILLARA DURGUNLUK VEREN LAFLAR”

Harcamalar artarken, bütçenin zamlarla ve 1 kezlik gelirlerle toparlanmaya çalışıldığına değinen Öztrak, bunun sürdürülebilir bir durum olmadığının altını çizdi.

  • “Ekonomi tel tel dökülüyor ama saray aspirinle, milletin kefen parasına el koyarak, TÜİK Başkanına verileri makyajlatarak, bir de gündem değiştirerek durumu idare etmeye çalışıyor.” diyen Öztrak, iktidarın, milletin boşalan tenceresini, cüzdanını biran önce doldurması gerektiğini söyledi.

Öztrak, açıklamasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

“AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan ‘Halkımız, bize Erdoğan ile olun diye oy verdi. Erdoğansız Bülent Turan, Çanakkale’de bir hiçtir. Erdoğan ile yürürsek kıymetimiz var.’ dedi. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Öztrak, şu yanıtı verdi:

“Şaşkınlık içindeyim. Bunu söyleyen Meclis Grup Başkanvekili. Kuvvetler ayrılığı, şu, bu bir sürü laflar söylemişlerdi. Bu iş artık Osmanlı dönemindeki biat siyasetini geçti, Hitler dönemi siyasetini de geçti, bugün gördüğümüz Putin’in dönemindeki siyaseti de geçti, bu açıkçası Kuzey Kore siyasetinin aynısı. Kuzey Kore’de yöneticiler, milletvekillerinin Kuzey Kore diktatörüne nasıl yapmadıkları kalmıyorsa, bu laflar Türkiye’de de işin o noktalara doğru gittiğini gösteriyor. Bunların hiçbiri doğru değildir. Bu laflar son derece tehlikeli ve akıllara durgunluk veren laflardır. Siz, millet yoksa hiçsiniz, o veya bu kişi değil. Tek bir sorumluluğunuz var, millete hesap vermek.”

“HER ŞEYDEN BİR ŞEY ÇIKARMAYA ÇALIŞIYORLAR”

“AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, ‘Biz, FETÖ‘cü olan 15-20 milletvekilini partiden gönderdik.’ diyor. Bu milletvekilleriyle ilgili bir şey yapılmış mı, soruşturma var mı? Değerlendirmeniz nedir?” sorusu üzerine Öztrak, şunları söyledi:

“Bir, FETÖ’cü milletvekilleri hakkında ne yaptınız? İki, o FETÖ’cü milletvekillerini, milletvekili olmak için atayanlara ne yaptınız? Yazıktır, günahtır. Bu memlekette cebinde dolarları olan, zengin olan FETÖ’cüler protokollerde geziyor. Eski milletvekiliysen hakkında hiçbir şey yapılmıyor ama mahkemelerde beraat etmiş, suçsuzluğunu kanıtlamış insanlar hala daha devlete geri dönemiyorlar.” (AS : AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlantılarını kendi ses ve görüntüleri ile izleyin : https://youtu.be/KKxkccTS1DI)

“İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “anahtar partiyiz” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Akşener’in bu çıkışı bir rota değişikliği mi?” sorusuna Öztrak, “Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Akşener’in oluşturduğu Millet İttifakı geçtiğimiz yerel yönetimler seçimlerinde çok büyük başarı elde etmiş ve Türkiye’nin otoriter bir rejime doğru kayışını durdurmuşlardır. Ciddi bir demokrasi mücadelesi verilmiştir. Bunun dışında ben, Sayın Genel Başkan hakkında yorumda bulunma konusunda kendimi yetkili görmüyorum.” karşılığını verdi.

“Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen ‘Biz tatile çıkmadık, çalıştık’ şeklinde ilçesinde afişler astırdı. Bu mesajın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik olduğu iddia edildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunu Öztrak, “Türkiye’de havuz medyasına dönüp baktığınız zaman öküzün altında buzağı arama konusunda son derece mahirler. Dolayısıyla her şeyden bir şey çıkarmaya çalışıyorlar. İki belediye başkanımız da ihlas ile çalışıyorlar, gerekenler yapıyorlar.” biçiminde yanıtladı.

“CHP’den ihraç edilen eski Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka‘nın Parti Meclisi (PM) toplantısında affedilmesinin” sorulduğu Öztrak, bu konuda herhangi bir tartışmanın yaşanmadığını, PM’nin gizli oylamayla takdirini ortaya koyduğunu sözlerine ekledi.

KAĞITTA OYNANAN OYUN

KAĞITTA  OYNANAN OYUN

Konuk yazar :
Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Son günlerde kâğıt fiyatlarında inanılmaz artışlar oluyor. Fiyatlar adeta çıldırmış durumda. Bu durum pek çok Anadolu basınını vurdu. Kimi gazeteler bir süre çıkamaz oldu. Basından okuduğumuza göre, çok sayıda yerel gazete – dergi.. kapanmak zorunda kalacak. Zaten az okuyan bir toplumuz, kitap fiyatlarına gelen – gelecek zamlarla kitap, gazete, dergi almak ve okumak giderek lüks olacak.

Bu sorunun temelindeki yakıcı gerçekleri ne derece araştırıyoruz ve dikkat ediyoruz acaba? Yargı kararları hiçe sayılarak yaşanan skandal boyutunda bir soruna dikkat çekmek istiyorum. 28 Nisan 2012’de Milliyet Gazetesinin “Gece yarısı geçen kritik karar” başlığı ile verdiği haberi aynen aktarmak istiyorum. Aslında Milliyet, malum yandaş gruplara geçti özel imtiyazlarla. Bugün olsa bu skandal haberi zaten okuyamayacaktık, o gün kısmen de olsa basın etiği sorumluluğu ile verilen haberi okuyalım.

“AKP dün gece yarısı çok kritik bir yasayı Meclis’ten geçirdi. Bazı üst kurul başkanlarının görev sürelerini düzenleyen yasa görüşülürken, son dakika verdiği önergeyle tartışılacak bir düzenlemeyi yasalaştırdı. Ekonomiservisi.com‘un haberine göre, yasaya eklenen maddenin özeti şöyle: Özelleştirme ihaleleri konusunda yargının verdiği kararlar bundan böyle yok sayılacak, son sözü Bakanlar Kurulu söyleyecek. Bu yasa bir medya grubunu çok yakından ilgilendiriyor:

13 Mayıs 2003’te yaklaşık 1800 dönümlük arazisi, 185 lojmanı, sosyal tesisleri ve diğer varlıkları ile Balıkesir SEKA Kağıt Fabrikası 1.1 milyon dolara satıldı.Özelleştirme ihalesi öncesinde 51 milyon $ değer biçilen Balıkesir SEKA, ihalede tek teklifi veren Yeni Şafak gazetesinin sahibi Albayraklar’a Özelleştirme Yüksek Kurulunun onayıyla 24 Haziran 2003’te devredildi.”

“Bursa 2. İdare Mahkemesi 28 Temmuz 2003´te, satılmasında kamu yararı ve özelleştirmenin amacına uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararı ve sonra da iptal kararı verdi. Karar temyiz edildi ve başka yargı organları Balıkesir SEKA’nın iadesi için 5 karar daha aldı. Ancak o tarihten bu yana yani tam 9 yıldır Balıkesir SEKA, Albayraklar’dan geri alınamıyor.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın Balıkesir SEKA’yı geri alamamasının nedeni ise Albayraklar’ın açtığı 700 bin liralık tazminat davası. Bu dava nedeniyle SEKA’nın kapısına kilit vurulmuş durumda. Kısacası, Devlet kendi malını 9 yıldır çalıştıramıyor. Albayrak Turizm Seyahat İnşaat Ticaret A.Ş., kendisine devredilen tüm taşınır – taşınmaz mallar ile irtifak ve kullanım hakları üzerine ihtiyati tedbir koydurmuştu.

Gece yarısı Meclis’ten geçen yasaya göre özelleştirme uygulamalarına yönelik açılan davalarda, ihaleyi kazanan yatırımcıya devrin ardından iptal kararı verilmesi nedeniyle oluşacak fiili imkânsızlık karşısında geri dönülemeyecek bir yapının ortaya çıkması halinde Bakanlar Kurulu, yargı kararını uygulamayabilecek. “

Sayın muhalefet milletvekilleri Mecliste şekerleme yaparken gece yarısı kararları ile ve yargı kararları hiçe sayılarak devletin malı kimlere peş keş çekiliyor, ibret için görelim.

“Yeni yasayla birlikte 9 yıldır kapısı kilitli bulunan ve Danıştay’ın iptal kararına karşın 9 yıldır devlete iade edilmeyen Balıkesir SEKA, Bakanlar Kurulu kararıyla Albayraklar’a devredilebilecek.

AKP Grup Başkan Vekili Nurettin Canikli’nin dün Meclis’te “Özelleştirilen yere yatırım yapıldıktan sonra onun devlet tarafından geri alınması mümkün değil.” sözleri, Balıkesir SEKA konusunda hükümetin Albayraklar lehine karar vereceği beklentisini güçlendirdi. Böylece Albayraklar 51 milyon $ değer biçilen ancak 1,1 milyon dolara aldıkları kâğıt fabrikası sayesinde rakipleri karşısında büyük bir avantaj elde etmiş olacak.

Kâğıt fiyatları neredeyse %300 artarak 3’e katlanırken önce bu durumu sorgulamayan toplumun hiçbir şey söyleme hakkı olmadığını sanıyorum.
=============================================
Dostlar,

Değerli dostumuz eğitimci – yazar Sayın. Mustafa AYDINLI, son derece yakıcı bir konuyu işliyor yukarıdaki yazısında. Geçtiğimiz günlerde bu soruna ilişkin yazılar yayınladık sitemizde.

Sn. Prof. Erinç Yeldan’ın makalesinin altında biz de kapsamlı katkılar koyduk.. Bu yazımızın okunmasını, yayılmasını dileriz..

Hatta manşette hala tuttuğumuz bir çığlığımız var :

Anayasa md. 138/son :

“Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

Yapılanlar son derece net ve açık bir ANAYASAYI İHLAL SUÇUDUR.

Bu suç işlenerek TÜRKİYE YAĞMA VE TALAN EDİLMEKTEDİR!

  • Bugün 2/3’ü özel sektöre ve bankalara ait 467 milyar $ dış borç, AKP politikaları sayesinde küpünü dolduran küçük bir azınlığın borcudur.

– Sendikal örgütlenmenin engellendiği, 
– onbinlerce kamu emekçisinin ihraç edildiği, 
– grevlerin yasaklandığı, 
– kamu emekçilerinin yandaş konfederasyonla birlikte yoksulluğa ve yoksunluğa mahkum edildiği, 
– hak aramanın bastırıldığı…

bir ortamda elde edilen yüksek kâr oranlarını halkla paylaşmayanlar, bugün zararlarını ve borçlarını halkın sırtına yıkmakta. “Nimete” kimseyi ortak etmeyen %1’lik bir kesim, külfeti nüfusun %99’unun üzerine yıkmaya çalışmakta. Krizi yaratanlar fırsattan istifade İşsizlik Fonunu yağmalamanın, kıdem tazminatına el uzatmanın ve zorunlu BES adı altında emekçinin cebinden finans tekellerini beslemenin yolunu aramaktalar.

…….
Bunlar son derece ağır suçlardır ve gün olur bu mazlum halk uyanır, ayağa kalkar ve beka refleksi ile kadim tokadını atarak, sorumlularından hesabını meşru direnme – savunma – isyan etme hakkı bağlamında hukuk katında sorar..

Kalmaz kimsenin yanına.. Tüm haramilere bir kez daha duyurulur!

Sevgi ve saygı ile. 27 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com