AKP’ye EĞİK, CUMHURİYET’E DİKBAŞ’LAR

AKP’ye EĞİK, CUMHURİYET’E DİKBAŞ’LAR

Dr. Ali Nejat Ölçen

1. Faşizm’de devlet baltadır.

Faşizmin kendine özgü hukuku vardır ve devleti korumanın hu¬kuku¬dur bu. Devleti ele geçirenlerin dışında hiç kimsenin devleti koru¬makla yetkili olması düşünülemez.
O yetki sadece belirli görevliler eliyle kullanılır. İtalya’da 1930’lu yıllarda
“kara gömlekli”ler, Al¬manya’da SS ‘lerce kullanılırdı.

Faşizm, devleti ciddiye alır çünkü devletin kendisidir ve onu soy¬maya, küçük düşürmeye, özelleştirme adı altında satışa çıkarmaya hiç kimsenin gücü yetmez. Faşizmin devletinde elinde büyük baltayı tutan kişi yabancı devlet adamıyla iki sayfalık 9 madde gizli sözleşme imzalayamaz.

Orta boy baltayı elinde tutan kişinin BOP Eşbaşkanı olması olanak dışıdır. Elinde balta olanların yabancı devlet adamlarından armağanlar alması dü-şünülemez, çünkü dev¬letin baltası önce o kişinin elini keser.

Devlet hainleri için faşizmin hoşgörüsü yoktur.
Faşizm kendisini cid¬diye alır; çünkü devletin kendisidir,
devleti soymak olanak dı¬şıdır, gerekirse devlet soyar.

Faşizmin devletinde yandaş ya da yalaka olamazsınız, ancak görevlisi olabilirsiniz.

2. Faşizm bile yozlaştırıldı

Ülkemizde faşizm bile yozlaştırıldı. Elinde faşizmin baltası olanlara kişisel rant, kişisel servet sağlama aracına dönüştürüldü.

Ülkemiz faşizminde “ulus için devlet” tersine dönmüş, kişisel çıkar için devlet ilkesi yürürlüğe girmiştir. Devlet sadece dinle değil kinle de yönetilir olmuştur.

AKP iktidarını faşizm olarak yermek, faşizmi küçümsemek olur.
Faşizmin kendine özgü ahlak anlayışı vardır devleti simgeleyen balta’ya boyun eğmektir. O balta ile kiminse ne ağaç ne de devlet çıkarını kesebilir. O balta ile hiç kimse cebini akçelerle dolduramaz. Baltayı elinde tutanın dış bankalarda gizli hesabına rastlayamazsınız.

Ülkemizdeki faşizm, yalakalığı uzmanlık alanına dönüştürmüş ve bunu uygulayan kadrolar yetiştirmiştir. O kadrolar, eski defterleri tersine çevirerek ya da tersinden okuyarak bugüne benzerlerini bulup açıklayarak güncelin karanlığını aklamaya çalışırlar.
Onlar “AKPye eğik, cumhuriyete dikbaş”tırlar.

Bugünün zulmüne hukuk dışılığına, soygununa, özelleştirme adı altında ulusal varlığın yağmalanmasına karşı bir tek satırla olsun eleştiri yönelttiklerini göremezsiniz.

İsmet İnönü mü, O Albay İsmet’tir ve Amerika emperyaliz¬mine ülkeyi teslim eden adamdır O. Tek başına bunu nasıl yaptığı ya da TBMM kararı olup olmadığı hiç kimseyi ilgilendirmez.

Madımak’ta 33 seçkin insanımız mı yakıldı, CHP zihniyetinin ürünüdür, suçu Müslümanların üzerine yıkmışlardır! Bu akıl almaz saçmalıklar onların uzmanlık alanına dönüşmüş ve bugünü mazur göstermenin yöntemi oluvermiştir.

Yıllarca tutuklu kalıp ne ile suçlandığı bilinmeyen seçkinlere reva görülen zulüm, haksızlık, AKP’ye eğik başları ilgilendirmez.

Mustafa Kemal’in kimsesizlerin kimsesi olan ulusalcı Cumhuriyetini ılımlı İslam devleti federasyonuna dönüştürmeyi amaçlayan BOP projesine ilişkin bir tek satır eleştiriye tanık olamazsınız. Habur’da kurulan çadır mahkemesiyle başlayan sürecin bugün Suriye’de nasıl sonuçlandığına ilişkin bir tek satır eleştiri yazısına rastlayamazsınız. Sınavlara kadar giren sahtecilik karşısında bile suskundurlar.

3. Bugünün faşizmi soyguna cin, Cumhuriyete kin’dir.

Yozlaşan faşizmde devlet iki kıskaç arasına sıkışıp kalmıştır. “Dış ticaret açığı ile bütçe açığı”. Soygunun, savurganlığın mirasyedi ekonomisinin ürünüdür bu.
Yozlaşan faşizmde, devletin toprağı, üretim araçları, makineleri, onuru, bütünlüğü, piyasa ekonomisinin ve ABD’nin vesayeti altına girmiştir. AKP’ye eğik, Cumhuriyete dikbaş’lardan tek eleştiri sözcüğü duyamazsınız.

“Din-cin-kin” üçgeni içinde sıkışıp kalmıştır ülkemiz. İçerden değil dışardan yönetilen ülkelerin yazgısıdır bu. Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulamakla görevli olmanın doğal sonucu bölünmedir, Cumhuriyet’ten uzaklaşmadır, Anadolu’da ufalmak, ufalanmaktır.

Giderek “Kurtuluş Savaşı”nı kazanmanın suça dönüşümü de geleceğin gündemine sokulacaktır elbet.

İnternette İsmet İnönü’ ye saldırıyla başlatılan ile¬tiler,
siyasal depremin öncüsüdürler.

4. İnternette dolaşıma sokulan iki çarpık ileti.

İnternette dolaşıma sokulan iki çarpık ileti geleceğin programına ilişkin uyarı olarak nitelenmelidir. O nedenledir ki o iki iletiye gereken tepkiyi göstermeyi görev saymaktayım.

Bunlardan biri, Sayın Ahmet Saltık’ın “Web Sitesine” yapıştırılmak istenen iletidir.

Yurtsever Kemalist çizgisinden ödün vermeyen bu bilim adamının sitesine yapıştırılmak istenen o iletide bakınız İnönü nasıl niteleniyor:

1964 yılında AP ile Koalisyon Hükümetini kurduğu dönemde İnönü’nün, “Kıbrıs’a çıkartma tasarımı”na karşı ABD Başkanı Johnson‘un “NATO silahlarını kullanılamayacağını,
bunu engelleyeceğini açıklayan mektubuna karşı meğer İnönü,

Yeni bir dünya kurulur, Türkiye o dünyada yerini bulur.. biçiminde yanıt vermemiş ve de ABD önünde onurlu bir duruş sergilememiş (miş!)

Ne denli yanlış, gerçek dışı. İnönü’nün o ünlü yanıtı üzerine ABD’ye davet edildiği unutuluyor. Ve de “29 Kasım 1965 günü AP’nin yeni genel başkanı olan Süleyman Demirel tarafından koalisyon hükü¬metinin iktidardan uzaklaştırıldığını ve İnönü’nün başbakan olmadığını” ne yazık ki ABD’de Başkan Johnson’dan öğrenmiştir İnönü.

Burada ABD karşısında dik duramayan kim? O’nu Amerika’dayken görüşmeye başladığında Türkiye’yi temsil etmekten yoksun bırakan zihniyet neden eleştirilmez?

İnönü, başbakanlıktan düşürüldüğünü ABD’de Baş¬kan Johnson’dan öğrenirken O’nun karşısında na¬sıl dik duracaktı?

Yeryüzünde devleti küçük düşüren böyle bir ola¬yın benzeri görülmüş müdür?

Şimdi soruyorum, yurt içinde kükreyen BOP Eşbaşkanı ABD karşısında dik mi duruyor?

ABD’nin yeni başkanı Obama’nın parmağıyla çağırdığı bakan Davutoğlu ABD başkanına doğru “dimdik” mi koşuyor?

AKP’ye eğik Cumhuriyet’e dikbaş’lar görmezden geleceklerdir elbet.

İnternette dolaşıma sokulan ikinci ileti şu:

Madımak Cinayeti Sil-baştan. O iletide:

“Murat Alan’ın Madımak oteli içinde silahla öldürülen aydınlar olduğu haberi ortalığı biraz daha karıştırdı.” deniyor. “Cena¬zelere müdahale edilmiş vücuttaki mermiler çıkarıldıktan sonra dikilerek yandı raporu düzenlenmiş”(miş!). Bu talimatı da Erdal İnönü vermiş (miş!)

Bu sapkın haberi izleyen tümce de şöyle:

Dersim katliamıyla yüzleşemeyen CHP, kanlı ve karanlık tarihi içinde Sivas’ta hak ettiği yeri bulmuştur. İmza: E.Dede

E.Dede kimdir bilemiyoruz. Hiç kimse alçak ve müfteri olmadıkça CHP’nin “kanlı ve karanlık tarihi” gibi bir saldırıya girişemez.

Eğer Dersim’de soykırım uygulansaydı, orada CHP’nin oyları artmaz 1930’da 93 117 olan nüfusu 1935’te 107 732’ye çıkmazdı. Tunceli’nin 1970’te 157 293 olan nüfusu
2000 yılında neden 93 584’e indi?

Oradaki insanlarımız neden topraklarını terk etmek zorunda kaldılar? Neden Güneydoğu Anadolumuz terörün kucağına itildi? AKP’ye eğik Cumhuriyete dikbaş’lar bu sorulara neden yanıt veremezler.

Gelelim olayın çarpıtılan ikinci yönüne . Madımak oteli yakılırken Tansu Çiller başbakan ve Prof. Erdal İnönü de başbakan yardımcısıydı. CHP iktidar dışında kalmış
bir partiydi. İktidarda olmayan CHP’nin “Sivas’ta hak ettiği yeri nasıl bulduğunu o E.Dede adındaki kişi kanıtlamalıdır. E.Dede adındaki kişinin bir benzeri de Madımak cinayetini CHP zihniyetindekilerin işleyip Müslümanların üzerine at¬tığını ileri süren “dindar ve kindar” birisi.

Madımak Otelinde 33 seçkin yazar ve 2 görevli diri diri yakılırken, bunu seyreden yobazlar kitlesi “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” diye bağırıyordu.
2 Temmuz 1993’ten bir gün önce camilerden çıkan kalabalık Kültür Merkezinin önünde toplanır, oradan topluca hükümet binasına giderek taşlarla camlarını kırarlar ve
“Şerefsiz Vali” diye bağırırlar. Devlete başkaldırıya dönüşmüştür gösteri. O kargaşada kimin silahla öldüğünü kim kanıtlayacak ve nasıl kanıtlayacak?

Madımak otelinde yanarken mi birbirine silah çekenler oldu?
Haberin böylesi kanıtlanmalıdır ki, çamurdan arınabilsin.

5. Madımak Cinayeti sil baştan olacaksa:

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen), belgelerle internete ulaşan tüm video filmleriyle davaya müdahil olarak katılarak bunun hesa¬bını, karısı İngiliz olan
o dönemin Madımak canilerini “gazanız mübarek olsun” diyerek cinayete azmettiren Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’ ndan soracaktır. Yine o yıl Belediye Meclis üyesi olup da Fransa’ya kaçan Cafer Erçakmak’ın ülkemize dönüşünü ve yeni¬den yargılanmasını sağlamaya çalışacaktır.

Ali Nejat Ölçen’in bununla yetineceğini sanmayınız. Madımak oteli yangınında yaşamını yitiren seçkinlerimizin tüm sağ kalan üyelerini örgütleyerek davaya müdahil olmalarını sağlayacaktır.

O’nu size tanıtmalıyım:

Gücünü Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinden almaktadır.

Bu ileti seçkin bireylerimize ulaşarak değerli zamanlarını kötüye kullanmış olmuşsam beni bağışlamalarını rica ediyorum.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetini koruma azminde olan
tüm seçkin yurttaşlarıma saygılarımla.

Dr. A. Nejat Ölçen
28.7.12

====================================================
Çoook teşekkürler gerçek Cumhuriyet aydını, 90’lık bilge Dr. Ali Nejat Ölçen !

Sevgi ve saygı ile.
28.7.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

22 Haziran 1919 Amasya Genelgesi-Tamimi’nin 93. Yılı.. / Amasya Circular by Mustafa Kemal Pasha; 93rd Year

Amasya_Genelgesi_93_Yil_Sonra_Geriye_Donuk_Tarih_Irdelemesi.22.6.12docx

Ne yazmıştık ? “AKTÜTÜN Sınır Karakolu Tarih Laboratuvarı”

AKTUTUN_Sinir_Karakolu_Tarih_Laboratuvari_4.10.08

Konuk yazar Prof. Dr. Özer OZANKAYA : TANIMI BİLE YAPILMAYAN BİR “SORUN” ÇÖZÜLEBİLİR Mİ? / A Problem Having no Definition Could Be Solved ?

Tanimi_bile_yapilmayan_bir_sorun_cozulebilir_mi

27 Mayıs 1961 İhtilali / Devrimi 51 Yaşında!


27 Mayıs 1961 İhtilali / Devrimi 51 Yaşında!

  • “Ulusun geleceğine yalnız ve ancak ulus egemen olacaktır. Ulusu temsil eden ulusal irade ulus adına sınırlı ve belirli bir zaman için manevi kişiliğini de belirten Millet Meclisi de en sonunda ulusça yenilenmekle karşı karşıyadır. Özde olan ulustur. Egemenlik onun olduğu gibi, yönetim hakkı da onundur.”
    (1923, Eskişehir – İzmit konuşması)

         Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK


Dostlar
,

27 Mayıs Devrimi‘nin ülkemize en büyük armağanı, öncelikle insanlarımızın
Vatan / Millet cephesi diye acımasızca yapay düşman kamplara ayrılmasının durdurulmasıdır. Radyolardan saatler boyunca DP’nin kurduğu bu “Cephe”ye katılan yurttaşların adları sayılmıştır.

Ayrıca ekonomik olarak DP iktidarının bir enkaz bıraktığı da belgelidir. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 14 Mayıs 1950 seçimini DP’nin kazanması üzerine Cumhurbaşkanlığı’nı DP Milletvekili M. Celal Bayar’a devrederken bıraktığı yaklaşık ikiyüz ton altın, Hazine eliyle teslim alınmıştır. Menderes, kötü ekonomi yönetimi ile ülkemizi tarihinin en ağır ve en yüz kızartıcı akçal (mali) bunalımına sürüklemiştir.

Temmuz 1958’de dış borç taksitini ödeyemeyince, beş yüz milyon doları aşan yeni “destek” (borç!) için Hazine’deki altın rezervleri Londra Merkez Bankası’na götürülerek rehin verilmiştir. Bu altın kolilerini, Türk Hava Kuvvetleri subayları, yüklerinin ne olduğunu bilmeden taşımışlardır. Halen yaşamda olan 90 yaşlarına yakın Em. Hv. Plt. Kr. Alb. Hüseyin Avni Güler’in anlatımlarının ses kayıtları arşivimizdedir.

Bunlara ek, IMF, DP’nin 500 milyon dolara yaklaşan borçlarının konsolidasyonu
(bir süre ötelenerek yeniden yapılandırılması, taksitlendirilmesi) için çok yüksek oranlı devalüasyon dayatmıştır. 2.80 TL olan 1 $, 9.025 TL’ye yükseltilerek paramız % 322 oranında değersizleştirilmiştir. DP İktidarı bu politikaları ile her mahallede
1 yandaş milyoner yaratma saçmalığı içinde olmuş, akıl dışı sömürgen ekonomi politikaları ile ülkemizi iflasa sürükleyerek ulusal onurumuzu ayaklar altına düşürmüştür. Mali faturayı gene yoksul halk kitleleri daha da yoksullaşarak ödemiştir. Gelir dağılımı iyice adaletsizleşmiştir.

27 Mayıs Devrimi’nin insanımıza en güzel armağanı ise 1961 Anayasasıdır.

Bu Anayasa, dünya genelinde en ilerici ve demokrat anayasalardan biridir.

Ülkemiz hızlı bir özgürleşme sürecine bu anayasal iklimle girmiştir.
Nitekim 12 Mart 1971 darbesinin gerekçelerinden biri, Muhtıra’ya imza koyan
dönemin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç‘a göre,

  • “..bu anayasanın ülkemize bol gediği..
    sosyal ve politik uyanışın ekonomik gelişmeyi aştığı..” yönündedir. 

Bu anayasa Türk siyasal sistemine çok ciddi kurumlar ve araçlar kazandırmıştır :

– Anayasa Mahkemesi,
– Cumhuriyet Senatosu (Çift Meclis),
– Devlet Planlama Teşkilatı (DPT),
– Yüksek Hakimler Kurulu,
– Kredi ve Yurtlar Kurumu,
– Devlet Personel Dairesi,
– Basın İlan Kurumu,
– Türk Standartları Enstitüsü (TSE),
– Milli Güvenlik Kurulu (MGK),
– Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK)..

gibi yeni kurumlar ülkeye kazandırılmıştır.

Bunların dışında;

– sosyal devlet,
– sendikal haklar, grev ve toplu sözleşme hakkı,
– yargı bağımsızlığı,
– sosyal güvenlik hakkı,
– üniversite özerkliği
(1750 sayılı yasa ile 1945’lerin 4936 sayılı yasası daha da ileri taşınarak),
– radyo ve televizyon bağımsızlığı,
– basın-fikir işçileri yasası,
– idarenin tüm işlemlerine yargı denetimi yolunun açılması,
– seçimlerin temel hükümleri ve seçmen kütükleri yasası,
– seçimlerde yargıç güvencesi,
– ilköğretim ve eğitim yasası,
– ortaöğretimde bilim insanı yetiştirmek için fen liselerinin açılması,
sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi,
– gelir vergisi yasası,
ulusal artık (milli bakiye) seçim sistemi..

gibi birçok yasa çıkartılarak demokratik yaşam sosyal ve hukuk devleti ilkeleriyle bütünleştirilmiştir.

Bu adil temsile dayalı seçim sistemi sayesindedir ki Türkiye İşçi Partisi 15 milletvekili ile TBMM’de temsil edilme olanağı bulmuştur (1965). Daha sonra bu seçim sistemi ile büyük partiler lehine oynanarak temsilde adalet ilkesi çiğnenmiştir. İzleyen seçimlerde TİP, yakın sayıda oy almasına karşılık ancak 3 üyeyi TBMM’ye taşıyabilmiştir (1968).

  • 1961 Anayasası, hukuk dışına çıkan bir iktidara karşı Türk halkının
    meşru direnme hakkını kullanarak hükümeti görevden aldığını vurgulayarak başlamaktadır.

İlk 2 maddesini 1924 Anayasasından aynen almıştır. Cumhuriyetimizin 6 temel niteliğini 3. maddesinde saymaktadır. Bunlardan ilki “İnsan haklarına DAYALI” olmaktır.
Öbür 5 nitem (sıfat) 82 Anayasasında aynen yinelenmiş, ilk özellikte ise “dayalı” yerine “saygılı” sözcüğü almıştır.

Ulusal Kahraman Yüce Atatürk‘ün en yakın dava ve silah arkadaşı, önceki Cumhurbaşkanı, çok partili yaşama geçerek iktidarını altın tepsi içinde DP’ye sunan İsmet İnönü‘ye yapılan fiziksel saldırılarda DP’nin açık tahrikleri, çanak tutuşu ile
Aziz İnönü‘nün ölümden dönmesi, kafasının taşla kırılması (Kayseri, İstanbul Topkapı ve Uşak saldırıları) adı “Demokrat” olan bir partiye yaraşır mı? İnönü’nün,
TBMM’deki CHP grubu için savcı-yargıç yetkisiyle donatılmış 15 DP Milletvekilinden
Tahkikat Komisyonu kurarak CHP’yi kapatmaya yeltenmesi nasıl açıklanabilir?
İşte bardağı taşıran Nisan 1960’taki bu aymazlık üzerine aziz İnönü;

– Artık sizi ben bile kurtaramam.. uyarısını yapmış fakat ne yazık ki
gene bir işe yaramamıştır..

1932’den beri Türkçe okunan Ezan’ın, iktidar oluşu (14 Mayıs 1950) izleyen
Haziran 1950’de yeniden Arapça’ya döndürülmesi de DP iktidarının karnesinde yazılı ne yazık ki…

İstanbul Üniversitesi’nde, DP’nin açıkça despotlaşan tutumunu protesto eden gençlerden Turan Emeksiz‘in polis kurşunu ile öldürülmesi,
İstanbul Üniversitesi Rektörü, engin hukuk bilgini Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar’ın yerlerde sürüklenmesinin bağışlanacak yanı var mıdır?

Nihayet, Menderes hükümeti, 6-7 Eylül 1955 olaylarında Rum kökenli yurttaşlarımıza yönelik vahşetin de sorumlusudur ve biz tüm bunlardan,
hâlâ çok utanmaktayız.

Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı
Fatin Rüştü Zorlu’nun her şeye karşın idam edilmemesi yerinde olurdu.

MBK’da (Milli Birlik Komitesi) idamı engelleyecek çoğunluk, ne yazık ki 3 oyla kaçırılmıştır. Yassıada Mahkemesi’nin başkanının belirttiği, yargılamanın
idamla sonlanmasının istendiği itirafı ve adil yargılama yapılmayışı,
infazın kendisi ve biçimi bakımından da acı duyuyor, hala utanıyoruz.

Keşke Alb .Talat Aydemir, Bnb. Fethi Gürcan da asılmasalardı.. (1962-3)

Keşke, 12 Mart 1972 darbecileri marifetiyle TBMM’de “3’e 3 intikam!” naraları ile
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin Aslan da 1 tek kişinin canına kıymamış fidanlarımız olarak yaşamlarının baharında darağacına yollanmasalardı!

Ve de keşke 12 Eylül yönetimi 17 yaşındaki Erdal Eren’in yaşını büyüterek
idam cezasını infaz etmese idi..

Uğur Mumcu konuya ilişkin bir yazısını şöyle bağlıyor:

 “Biz sapına kadar Kemalist ve sapına kadar 27 Mayısçıyız.
Atatürk’ü ve 27 Mayıs Devrimi’ni savunmak, devrimci aydının namus borcudur. Atatürkçü ve 27 Mayısçı olmayan bir devrimciyle alışverişimiz yoktur.”

Görüldüğü gibi tarih hiçbir şeyi unutmamaktadır. Her şey kaydedilmektedir.
Onu çarpıtarak tek yanlı mağdur edebiyatı ile bir yerlere varma olanağı yoktur. İnsanların ülke yönetiminde kişisel hırslarını mutlaka dizginlemesi ve
emeğin hukukunun (egemenlerin değil!) üstünlüğüne mutlak bağlı kalmaları beklenir.

Başta “Cemal Aga” nam Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel olmak üzere;
27 Mayıs 1961 Devrimi’ni ve kazanımlarını Ulusumuza armağan eden
Türk Ordusu’nun genç Harbiyelilerini şükranla selamlıyoruz.

Büyük ATATÜRK gene yolumuzu aydınlatıyor :

* “Özgür olmayan bir ülkede ölüm ve yok olma vardır.
Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür.”

12 Eylül 1980 yönetiminin kutlanmasını kaldırdığı

HÜRRİYET ve ANAYASA BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!

Sevgi ve saygı ile.
27.5.12, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD
ADD Bilim-Danışma Kurulu Yazmanı
www.ahmetsaltik.net