Yılmaz Özdil : NOBEL

NOBEL

Yılmaz Özdil

SÖZCÜ, 9 Ekim 2015

 

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi embriyoloji bölümü öğretim üyesi profesör, trenlere mescit yapılmasını istedi, Devlet Demiryolları inceledi, virajlarda kıble denk getirilemeyeceği için yapılamadı.

*
İstanbul Teknik Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin mühendislik fakültelerinde öğretim üyeliği yapan profesör, rüyasında tarikat şeyhi gördü, tarikat şeyhi “YÖK yanlış yapıyor” dedi, şeyhin rüyadaki sözlerini dilekçeye döktü, “kader dostum” diye hitap ettiği Tayyip Erdoğan’a gönderdi, Başbakanlık dilekçeyi inceledi, gereğinin yapılması için
Milli Eğitim Bakanlığı’na havale etti, Milli Eğitim Bakanlığı dilekçeyi inceledi,
gereğinin yapılması için YÖK’e havale etti.
*
Dumlupınar Üniversitesi Fen Fakültesi botanik bölümü öğretim üyesi doçent,
evini dergaha çevirdi, eşi kendisini peygamber ilan etti.
*
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Başkanı profesör, dekolte giyen kadınların tecavüzü göze alması gerektiğini söyledi, “kadının evden çıkması caiz değildir,
parfüm haramdır, kadının topuklu ayakkabı giymesi ayete aykırıdır, saç boyama caiz değildir, kadının fazla laf etmeden konuşmasında sakınca yoktur..” dedi.
*
Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü profesör,
teknoloji panelinde konuştu, İslami bisiklet üretilebileceğini izah etti.
*
Lise mezunu dolandırıcı, sahte üniversite diplomasıyla, Kastamonu Üniversitesi’nde
bilgisayar teknolojileri bölüm başkanı oldu, kimse uyanmadı, mis gibi Dekan olmak varken, profesör olarak Mustafa Kemal Üniversitesi’ne transfer olmaya kalktı, tesadüfen enselendi.
*
Yıldız Teknik Üniversitesi Tasarım Fakültesi sanat bölümü başkanı profesör,
Yahudi, Ermeni veya Rum’sanız Gezi eylemlerinde aktif rol almanızı anlayışla karşılıyorum, soyunuzu araştırın..” dedi.
*
Asrın lideri; 

“Ha nükleer santral kurmuşsun, ha evine mutfak tüpü bağlatmışsın, riski aynı..” dedi…

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), genetik laboratuvarlarında nükleer mutasyon tekniklerini kullanarak, akşamdan ıslatılmadan 37 dakikada pişen nohut icat etti.
*
TBMM’de dağıtılan imam hatip mezunlarının dergisinde… Plajlarımızdaki boğulma vakalarını önlemek için “bilimsel” öneri getirildi;

“Herhangi bir kişi denizde boğulmak üzereyken, samimi şekilde dua ederse, kurtulur..”
denildi.
*
TRT’de “bilimsel” bir program yayınlandı, CIA ve Mossad’ın cinlerle istihbarat topladığı, KGB’nin cinler sayesinde düşman denizaltılarını takip ettiği anlatıldı… NASA yetkililerinin, uzayda bozulan uyduların cinler tarafından tamir edilmesi için Türkiye’ye geldiği,
Turgut Özal aracılığıyla, Sakarya’daki bir Hoca’dan yardım istediği anlatıldı.
*
GATA Yüksek Bilim Komisyonu üyesi profesör, şizofreninin cin çarpması neticesinde meydana geldiğini, insan beynine yerleşen cinlerin şizofreniye yolaçtığını, tedavi için dini şifacılarla üfürükçülerin faydalı olabileceğini söyledi.
*
TÜBİTAK başkan yardımcılığı da yapan YÖK başkanı profesör, akademik yıl açılış konuşmasında, “domatesin içine öyle bir mekanizma yerleştirirler ki, milletimiz yok olabilir” dedi.
*
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi ortopedi bölümü öğretim üyesi profesör,
kalçaya takılan platinleri, sanayi sitesinde tornacıya yaptırdı.
*
Profesör Sağlık Bakanımız, Türkiye’deki sağlık sisteminin ABD’den daha iyi olduğunu söyledi, keneden korunmak için pantolon paçalarını çoraba sokmamızı önerdi.
*
Ve…
Fahri profesör unvanı bulunan Tayyip Erdoğan, neden zorunlu matematik dersi, zorunlu fizik dersi, zorunlu “kimya” dersi tartışılmıyor da, din dersi tartışılıyor derken…
Araştırmalarını ABD’de sürdüren Türk profesör “kimya” dalında Nobel kazandı!
*
Netice itibariyle…  (AS: Sonuç olarak)
1 Kasım, seçim değildir;
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” vizyonuyla, “ulemaya soralım” arasındaki tercihin referandumudur.

===============================

Dostlar,

Anadolu toprakları ne denli “bitek” (münbit) değil mi??
İnsanın Yılmaz Özdil‘in yazılarını her gün web sitesine koyası geliyor..

Ama Yılmaz Özdil’in de Türke yazım kurallarına uyması gerek..
Pek çok sözcüğün baş harfleri büyük yazılmak gerekirken Özdil bunu bilerek atlıyor,
kendince “tarz” ediniyor.. “yök” değil “YÖK” yazıması gerektiğini de iyi biliyor örneğin..
Dili de oldukça eski.. daha arı bir Türkçe ve Atatürk’ün DİLDEVRİMİ’ne sahip çıkın lütfen.

Örn. Netice itibariyle… (AS: Sonuç olarak).
Dayanamayarak kendi yazısı içinde geçtiği yerde ayraca (paranteze) alarak verdik…

Lütfen Sevgili Özdil..

Sevgi ve saygı ile.
09 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

‘Tevhidi Tedrisat’ Tamam!

Prof. Dr. Yakup Kepenek
yakup@metu.edu.tr
17 Eylül 2012 – Cumhuriyet

‘Tevhidi Tedrisat’ Tamam!

Yeni bir ders yılı başlıyor. Son bir yıl boyunca ülkenin eğitim düzeni çok büyük bir evrim geçirdi; Tevhidi Tedrisat, yani öğretimin birliği gerçekleşti. Eğitim, hem yatay hem de dikey olarak aynı biçimde birleşti.

***
Bilindiği gibi Tevhidi Tedrisat uygulamasına, Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra 3 Mart 1924’te çıkarılan bir yasa ile geçilmişti. Yenileşme sürecinde Osmanlı, çağdaş eğitim veren okullar (mektepler) açmış, ancak dinsel eğitim kurumları olan medreselere dokunmamıştı. Ayrıca çok sayıda yabancı misyon ve azınlık okulları vardı.
Cumhuriyet, Osmanlı’dan kalan bu çok başlı eğitim düzenini yeniden yapılandırarak, çağdaş bilimin ışığında ve yol göstericiliğinde çalışacak ve tüm halkı kapsayacak bir eğitim sistemini yaşama geçirmeyi amaçlıyordu.

***
Başbakan’ın “dindar nesiller yetiştireceğiz” özlü sözüyle başlayan süreç, önce, ünlü 4+4+4 uygulamasını getirdi. Bugünlerde, sevinçten mi, üzüntüden mi olduğu pek anlaşılamayan gözyaşları ile 66 aylık çocuklarla başlayan eğitim uygulaması, ilk ve ortaöğretimi tümüyle dinsel eğitimde birleştirdi; imam hatip ekseninde tektipleştirdi. Böylece II. Dünya Savaşı sonrasında başlayan anlayış, 4+4+4 ile niteliksel bir gelişmeyi gerçekleştirdi.

Ancak öğretimde birlik henüz tamamlanamamıştı. Bir büyük eksik vardı. Geçtiğimiz günlerde Başbakan kim gücenirse gücensin vurgusu yaparak, bu eksiği giderdi, gelecek ders yılı başında özel dershanelerin kapatılacağını açıkladı!
Aynı gün şu çok büyük soru ülke gündemine bomba gibi düştü: Dershanelerin kapatılması konusunda acaba cemaat ne diyor?

Bereket, Hürriyet yazarı Taha Akyol “Cemaat ya da camia çevresine sordum, bir gerilim, bir alınganlık görmedim. Bizim için sorun yok dediler” müjdesini, kaynağı belirsiz uzun bir alıntıyla verdi (Hürriyet, 10 Eylül).

“Bizim dershanelerimiz yıllar içinde kazandığı tecrübe ve başarı ile buna çoktan hazırdır. Özel okullara gidecek öğrencilerin ücretini de devlet ödeyecek. Talep artışı bile olabilir. Lise düzeyindeki okullarımızda öğrencilerimizi üniversite sınavlarına hazırlayacak birikimimiz de var üstelik. Bu karar konusunda tek eleştiri, özel hocalarla varlıklı ailelerin çocuklarını sınava hazırlamaya devam etmesi, bunun dışında ise ‘kayıt dışı’ kursların ortaya çıkması ihtimali olabilir.”

Cemaat, bu açıklamasıyla, Başbakan’ın aynı konuşmasında sözünü ettiği, dershaneler yerine okullar kurun, bedelini biz verelim isteğine de olumlu yanıt vermiş oluyordu.
Böylelikle bir taşla birkaç kuş vuruluyor, hükümet ile cemaat arasında var olduğu uydurulan bir kavganın ya da gerilimin en azından bu konuda yaşanmayacağı anlaşılıyordu. Büyük bir gerilim aşılmıştı; toplum derin bir nefes aldı!

Aslında Cumhuriyetin 1924’te öngördüğü öğretimin birliği, yalnızca ilk ve ortaöğretimi kapsıyordu. Yeni biçimiyle gerçekleşen eğitimde birlik ise YÖK uygulamaları;
TÜBİTAK, TÜBA ve ÖSYM’de yaşanan yıkımlar ve Cumhurbaşkanı’nın son beş yıl boyunca yaptığı rektör atamalarıyla günümüzde yüksek öğretimi de içeriyor.

Bu gidişin bir ilk meyvesi olarak, baksanıza, üniversitelerimizin anlı şanlı (b)ilim insanları, “teknoloji, medeniyet ve değerler” konulu uluslararası bir toplantıda, İslami bisiklet konusunu konuşmuşlar!

Yıllar önce İran’da kadınlara özel İslami bisiklet üretilmesi gündeme gelmişmiş. Bizimkiler, hiç olmazsa eşitlikçi bir tutum sergiliyor; İslami bisiklette henüz kadın-erkek ayırımı yapmıyor!

***
Yeni ders yılına, elhamdülillah, Başbakan’ın büyük reform dediği türden öğretimin birliğiyle giriliyor. İktidarıyla, muhalefetiyle tüm siyaset ve cemaatin elbirliği; basın-yayın dünyasının akıl almaz aymazlığı ve inanılmaz bir toplumsal duyarsızlıkla bu büyük başarıya ulaşıldı!