IMF’den kritik Türkiye açıklaması

IMF’den kritik Türkiye açıklaması

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

IMF Başkanı Christina Lagarde Türkiye hakkında açıklamalarda bulundu.

cumhuriyet.com.tr25 Mayıs 2018

Lagarde ‘Türkiye hakkında endişeli misiniz?’ sorusuna,

  • “Gerekli önlemleri almayan bazı gelişmekte olan ekonomilerde düzen bozulacak”

diye konuştu. Lagarde Merkez Bankası‘na müdahale eleştirileriyle ilgili olarak, “Herkes iyi olduğu işi yapmalı” diye konuştu.

İşte IMF Başkanı Christina Lagarde’ın Türkiye hakkında Bloomberg’e söylediği o sözler…

Türkiye Arjantin’den farklı bir aşamada piyasada baskı var lira son birkaç ayda çok değer yitirdi. Politik liderler ile Merkez Bankası arasında uyumsuzluk var.

Politik liderler derken Erdoğan’ı mı kastediyorsunuz?

Para politikası anlamında bütün siyasi liderler Merkez Bankası‘nı yapmak zorunda olduklarını işlerini yapmaları anlamında serbest bırakmak zorunda olmalıdırlar. Merkez Bankası‘nın bağımsızlığı sağlanmalıdır.
Yapılan bazı yorumlar uluslararası kamuoyunu ve yatırımcıları alarm haline geçirdi. Merkez Bankası hakkında yapılan bazı yorumlar Bankanın talimat altında olduğu, yönlendirildiği veya etkilendiği hususunda uluslararası kamuoyunu uyardı. Bu durum belirsizlik ve güvensizlik yaratıyor.

Erdoğan’a mesajınız lütfen Merkez Bankası‘ndan uzak durun mu olur?

Bence herkes işini en iyi olduğu alanda yapmalı. Merkez Bankası başkanları genelde işlerinde iyidir. Para politikasının uzmanlar tarafından halledilmesi gerekir. Ellerinde iyi araçlar var. güçlü mentaliteye sahipler. İşi onlara bırakmak çok daha iyi olur.

IMF olarak Türkiye hakkında endişeli misiniz?

Dolar güçleniyor. ABD’de para politikası sıkılaşıyor. Gelişmekte olan ülkelerden para geri gidiyor. Gördüğümüz bu. Bu, gerekli önlemleri almayan bazı gelişmekte olan ekonomilerde düzeni bozacak. Bu bekleniyordu.
============================================
Dostlar,

AKP = ERDOĞAN’a DİZ ÇÖKTÜREN BORÇ ÇIKMAZI

Uluslararası finansman stratejileri, çağımızın en önemli uzmanlık alanlarındandır. Bu kritik alanda uzmanlaşmak için uygun bir temel dalda (tercihan çift anadalda)  4 yıllık lisans eğitimi üzerine önce mutlaka bir yüksek lisans çalışması yapılması, bürokraside ve uluslararası finansman kurumlarında yılarca deneyim kazanılması ve Doktora çalışması gereklidir.

Erdoğan‘ın böylesi bir donanımdan fersah fersah uzak olduğunu herkes biliyor. Ekonomi danışmanlarının bilimsel edinimlerini (formasyonlarını) ayrıntılı bilmiyoruz.. Ancak herkes Erdoğan’ın artık patolojik sınırları zorlayan kibirini – inadını – kendini beğenmişliğini – dediğim dedikçiliğini… çok iyi biliyor. Kimi dinci takıntılarını da.. Bunların hepsi birlikte çok özel (nev-i şahsına münhasır!) bir kişilik ortaya koyuyor ve ileri derecede narsisistik kişiliğin türevleri – ögeleri olarak kabul görüyor. Ne yazık ki faturayı 81 milyonluk koskoca Türkiye ve önemli ölçüde komşu coğrafya insanları ödüyor.

Öte yandan yaşamın somut ve yakıcı gerçekleri (real politics) önünde sonunda baskın çıkıyor ve direnenleri terbiye ediyor. Ne var ki, AKP = Erdoğan çaresizlikten pes edene dek olan oluyor  ve giderimi (telafisi) çooook güçleşiyor. Nitekim IMF Başkanı Lagard’ın diplomatik söylemi yeterince açık :

  • … gelişmeler, gerekli önlemleri almayan bazı gelişmekte olan ekonomilerde düzeni bozacak. Bu bekleniyordu.

Erdoğan’a para politikasına burnunu sokma, anlamadığın işe karışma… deniyor açıkça.
Sitemizin manşetinde yer verdik şu dizelere – uyarılara :

  • “AKP ekonomi idaresinin izlemekte olduğu bilim-dışı enflasyon politikası ve yürütmekte olduğu dışa bağımlı, inşaat betonuna dayalı büyüme stratejisi ulusal ekonomimizi istikrarsızlığa sürükleyerek tahrip etmektedir.” / Prof. E. Yeldan, devamı için tıklayın

Türkiye’yi yangından – bunalımdan – iflastan… kurtarmak için 12 temel ivedi adım :

  1. OHAL hemen kalkmalı
  2. Tüm yolsuzluklar yansız – bağımsız yargıya taşınmalı.
  3. Gereksiz – verimsiz – dış borç doğuran tüm projeler (başta şehir hastaneleri!) durdurulmalı
  4. Kamu öncülüğünde planlı karma ekonomi ile üretim ve tasarruf seferberliğine başlanmalı.
  5. Dış ticarette takas ve karşılıklı ulusal para kullanımı olabildiğince yaygınlaştırılmalı.
  6. Yersiz, gereksiz, akıl dışı ve aşırı yüksek nüfus artışı mutlaka frenlenmeli.
  7. Suriye – Esad ile doğrudan ilişki kurularak göçmenler hızla ülkelerine yollanmalı..
  8. Dış borçlar için bir “mola alınmalı”, konsolide edilmeli, yeniden yapılandırılmalı.
  9. İç ve dış barış iklimi yaratılmalı, halka gerçekler anlatılmalı ve desteği istenmeli. 
  10. Tüm bunları yapacak bir ULUSAL HÜKÜMET kurulmalı, bir süre “olağanüstü restorasyon dönemi” sürdürülmelidir…
  11. Türkiye ve AKP, Erdoğan’ın kibirli ve akıl-bilim dışı takıntılarından mutlaka kurtarılmalıdır.
  12. Yaşanan fiili bir devalüasyondur ve küresel sermaye – AKP ortaklığıylayürütülmektedir!

Türkiye AKP=RTE’den kurtulmadıkça bu yangına çare yok!.. Ölümcül hastayız ve nedeni
AKP=RTE’nin akıl ve bilim dışı, asla yerli ve milli olmayan güdümlü despotik politikalarıdır!

  • AKP = Erdoğan, sokaktaki insanı belki bir süre daha aldatabilir ve akıl – bilim dışı kibirli, dinci takıntılarıyla yarattıkları cehennemi kendilerine dönük operasyon gibi sunarak, yine mağdur edebiyatıyla 24 Haziran’da oylarını da artırabilir.. Ancak güneş balçıkla sıvanamaz! 16 yıldır sürdürülen har vurup harman savurma – yağma / talan bezirganlığının bedeli ödenecek, Türkiye’ye ödetilecektir. Elbette bu kaçınılmaz diyet ödemelerinden AKP = Erdoğan’a da 
    er ya da geç hak ettiği pay düşecektir, düşmelidir..
  •  Prof. Dr. Yalçın Karatepe (SBF önceki dekanı), iktidarın pasif tutumu nedeniyle şu anda Türkiye ekonomisinin sahipsiz kaldığını söyledi. Merkez Bankası’nın kurdaki yükseliş karşısında geçen hafta gereken önlemlerin alınacağını söyleyip bir haftadır sessiz kaldığını belirten Karatepe, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin de “Doların yükselişini kabul etmiyorum” demesinin ardından doların %10 değer kazandığını anımsattı… (24.5.18)

Erdoğan Londra’da, çökerttiği ekonomiyi kurtarmak için küresel patronlarla görüştü. Enflasyon yangına dönüştü. Olağanüstü bir aşamaya gelindi; zincirleme gelişmelerle akut ve çok ağır bir bunalıma girilebilir; ÖDEME GÜÇLÜĞÜİvedi ve epey (bu yıl en az 240 milyar $!), sıcak – nakit döviz gerek! Peki Batı’ya verilen bedel – ödün – söz.. ne karşılığında? Yine mi gizli anlaşmalar? Hem de gidici AKP=RTE ile!?

Örn. Kıbrıs’ta garantörlükten vazgeçme, askerin çekilmesi, Doğu Akdeniz MEB (münhasır ekonomik bölge) haklarımız, devalüasyonyeniden AÇILIM!

AKP=RTE bu konularda neden suskun ve eylemsiz!? 2002 ayarlarına dönüş mü oldu/oluyor!? 11.02.2018’de yazdık:
Erdoğan İçin Köprüden Önce Son Çıkış : Politik Plastron Patlamak Üzere!

  • Aklımızla, Ekonomiyle, halkla alay eden AKP=RTE; bunun sonu yok!? 26+ milyon nüfus (3 kişiden 1’i!) yoksul (TÜİK), asgari ücret açlık sınırının altında, enflasyon-işsizlik-faiz 2 haneli!? Çok ağır borçlar nasıl döndürülecek? 
  • AKP=RTE ile iflas eşiğindeyiz, Osmanlı Düyun-u Umumiyesi kapıda mı? Bu yıl 240 milyar $ sıcak para gerek, nerden bulunacak?
  • Kaldır OHAL’i, israfa son ver, yolsuzlukları yargıya taşı, sırtımızdan in; kamu öncülü-ğünde planlı karma ekonomiyle üretime hız ver, eğitimi bilimselleştir… döviz düşer!
  • Bu Dolar yangını “kurgu” mu yoksa!?

    2015 Haziran-Kasım arası halkı, birden azdı-rılan kan ve terörle korkutarak teslim alma gibi bu kez ekonomik terör ile diz çökertme planı mı!?

Lütfen tıklayınız : Turkiye’nin_iflasi_basladi

Bu arada : MB’nın faiz artırma kararı birkaç saat öncesinden bile sızdırılsa (insider trading ve insider trader!) milyarlarca TL sekülatif kazancın yerli – yabancı yandaşlara ikramı işten bile değildir.. Açalım; haber verildi size, MB Para Kurulu toplandı, 2-3 saate kalmaz, faiz artırımı kararı çıkacak.. Ne yaparsınız, 1 $ = 4.92 TL’den hemen ve booolca satarsınız değili mi!? Faiz artırımı kararı açıklandığında Dolar “küüt ” diye 4,52 TL’ye iner.. 40 kuruş ucuzlamıştır!

– 1 dolarda 40 kuruş
– 10 dolarda 400 kuruş (4 TL)
– 100 dolarda 40 TL
– 1000 dolarda 400 TL
– 10 bin dolarda 4000 TL
– 100 bin dolarda 40 bin TL
– 1 milyon dolarda 400 bin TL

– 1 milyar dolarda 400 milyon TL… servet sahibi olursunuz birkaç saat saat içinde!?

Dolayısıyla, 23 Mayıs 2018 gecesi, MB Para Kurulu toplantıda iken yoğun düzeyde Dolar’dan çıkan (TL’ye dönen) kişi ve kurumlar (bankalar, aracı kurumlar…) kimlerdir?? Bunlar MASAK, BDDK ve MİT tarafından rahatlıkla ortaya çıkarılabilir. Çıkarılır ve açıklanırsa büyük oyun da bozulur.. Ne var ki iktidarda AKP varken bu bağlamda beklenti deli saçmasıdır!

İşte dış borçlanma böylesi bir zincirdir; bağımsızlığınız – egemenliğiniz toz olur uçar!
AKP = Erdoğan, Kasım 2002’de 230 milyar $ toplam borcu olan Türkiye’yi devraldılar; 3 katına çıkardılar toplam borcu : 450 milyar $ kamunun + 245 milyar $ özel sektörün borcu. Toplam 700 milyar Dolara dayanan muazzam bir borç yükü ve çevirmede tıkanma!

Mustafa Kemal Paşa, 1923-38 arasında neden onca yokluklar içinde denk bütçe için vargücüyle titizlenmiş; yıkımlar arasından bir yıldız yükseltmiştir..  İlk belirleyici hücrelerine dek DÜRÜSTLÜK idi.. Tasarruf idi, verimlilik idi, çalışkanlık idi, yerli malı idi, ithal ikamesi idi, planlı kalkınma idi, kamu öncülüğünde karma ekonomi idi, özelleştirme değil tersine MİLLİLEŞTİRME – DEVLETLEŞTİRME idi.. Bu yüzden bir ekonomi mucizesi gerçekleştirildi ve 1929 Dünya Ekonomik bunalımı da yaşanırken, Merkez Bankası ancak 1930’da kurulabilen, bir yandan da Osmanlı’nın ağır borçları ödenirken.. 15 yılda yıllık ortalama %6,5 büyüme geçekleştirildi. Bu inanılmaz başarıya Batı yazını (literatürü) “Mustafa Kemal’in Ekonomi Mucizesi” dedi!

ÇARE                      : Yukarıda yazdık.. yinelemeye gerek var mı??

  • Kamu öncülüğünde planlı karma ekonomi!
  • Başka hiç – bir yolu yok efendiler, TAMAM MI!?

Sevgi ve saygı ile. 26 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

İsraf ekonomisiyle batmayalım

İsraf ekonomisiyle batmayalım

(AS : Bizim çok kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Forbes Dergisinin Türkiye’nin en zenginlerini açıkladığı gün, Adana’da 81 yaşındaki bir kadın ödeyemediği su borcu yüzünden kapatılan sayaçtaki mührü kırdığı için gözaltına alındı. İşte Türkiye’nin yürek yaralayan görünüşü.

Bütün Türkiye’nin “Hayır!” dediği Şeker Fabrikalarının satışı kararında iktidar inat ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şeker Fabrikaları zarar ettiği için satılacak sözlerine CHP’nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı A. Erdoğdu şöyle karşılık verdi: “Saray, harcamalarında 30’da bir oranında tasarruf etse şeker sanayimiz ve bu fabrikalardan geçinen 2,5 milyon insanımızın geleceği kurtulacak. Şeker fabrikalarının 2016 yılı zararı 76 milyon, aynı yıl sarayın harcaması 650 milyon TL ve örtülü ödenekten yapılan ilave 1 milyar 650 milyon TL’dir. Saray günde 1 milyon 600 bin TL harcamıştır.”

Moody’s kredi değerlendirme kuruluşunun Türkiye’nin notunu düşürmesi ve Türkiye’yi yatırım konusunda riskli ülke ilan etmesi iktidar tarafından tepkiyle karşılandı. Hamaset edebiyatı ile ekonomi kurtulamaz. Moody’s’in raporunu idrak edecek objektif düşünceye sahip olmalıyız. Uluslararası kuruluşların hepsi “Türkiye yatırım yapılamaz hale geldi” diyor. Moddy’s’in raporunda; “Küresel faiz oranları yükseliyor, Türkiye bu şartlarda ne yapabilir?” denilmektedir. Raporda siyasi ve sosyal değerlendirmeler de yapılmış. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı alt mahkemelerin tanımaması ciddi bir durum olarak ele alınarak  muhtemel sonuçları ifade edilmiş, OHAL uygulamalarına da endişeli bir üslupla yer verilmiştir.

Raporda yer aldığı gibi;

– temel yapı ile ilgili reformlardaki gecikme,
– yüksek cari açık,
– yüksek dış borç

önemli ikaz sebepleridir. Hükümetin, ciddi ve köklü reformları ele alması raporun çok haklı olarak önümüze getirdiği gerçeklerdir.

  • Dış borç stokumuz 438 milyar dolar.
  • Bunun 308 milyar doları özel sektörün döviz borçlarıdır.
  • Kamu dış borcu ise 129,5 milyar dolardır.

Öncelikle Türkiye israf ekonomisini bir tarafa bırakıp verim ekonomisine,
üretim ekonomisine geçmelidir.

Alışveriş merkezlerine dökülen milyarlar ekonomiye hiçbir fayda sağlamamaktadır. Markayla itibar sahibi olmak modası yaygınlaştırılmış ve ne yazık ki halkımız temel değerlerinde büyük bir yıpranma yaşanmaya başlamıştır. İnşaat sektörünün durmadan pompalanması şehirlerimizin tarihi kimliğini bozmuştur. İstanbul’umuz artık yedi tepe üstüne kurulmuş bir güzellik beldesi değil, gökdelenlerin mezar taşı olduğu bir çirkinlik meşheri (AS: teşhir yeri) olmuştur. Her şehrimiz, sağlayacağı rant ölçüsünde bu çirkinlikten nasip almaktadır. Ekonomiyi yönetenler bununla da yetinmemiş ülkenin kaynaklarını israf eden projelere ağırlık vermiştir. Gazetelerdeki haberlere göre İstanbul III. Havalimanı yıl sonundan önce işletmeye alınacakmış. Atatürk Havalimanı’nın yıkımına da o günlerde başlanacaktır. Üçüncü havalimanı olarak kullanıldığını bildiğimiz Tekirdağ Çorlu Havalimanı tevsi edilebilirdi. Sabiha Gökçen Havalimanı’nın ikinci pisti süratle bitirilip terminal kapasitesi önce yıllık 50 sonra 100 milyon yolcuya ulaşabilirdi. Şu anda bitmiş olan altyapı yatırımları Sabiha Gökçen ve Atatürk havalimanlarının geniş bir kapasiteyle çalışmasını sağlayabilirdi. Bütün bunlar bir kenara itilmiş, İstanbul Havalimanı bir israf abidesi olarak gündeme oturmuştur. Aynı israfı daha ağır, daha vahim bir biçimde Kanal İstanbul projesinde görüyoruz. Tabiatın vücut verdiği Karadeniz ve Marmara su akımları bu proje ile dinamitleniyor. Şu anda 65 milyar dolar olarak planlanan proje ile ülke, biraz önce ifade ettiğim dış borçlarının tamamen altından kalkılmaz hale getiriyor. Avrupa yakasını bu Kanalla bölmek coğrafya, askeri şartlar ve uluslararası hukuk açısından bizi altından kalkamayacağımız yanlışlıkların içine sokuyor.

65 milyar dolar ile ekonomide 15 yıldır AKP’nin yaptığı  yanlışlar düzeltilebilirdi. Kendi kendine yeten bir ülke şimdi bütün tarım ürünlerini ve samanı dışarıdan alıyor. İşsizliğin %15’lere vardığı, yurttaşlarımızın  çatılarda, meydanlarda, Meclisin önünde “açız!” diye bağırarak kendilerini yaktığı her 4 saatte 1 işçinin çalışırken kazada öldüğü bir ülkede sırf reklam olsun diye çılgınca projeler yapmak ülke ekonomisinin kaynaklarını yok etmektir.
======================================
Dostlar,

MOODY’S in SON TÜRKİYE RAPORU; SÜREGELEN KURUMSAL EROZYON ve 
ERDOĞAN’ın “BİZİM NOTUMUZU MİLLETİMİZ VERİR” HİKMETLİ GÜRLEMESİ

Sayın Güner’e ağırbaşlı ve önemli rakamlara dayalı yazısı için teşekkür ederiz. Kısa bir ekleme ile, Moody’s kredi derecelendirme kuruluşunun Türkiye’nin kredi notunu düşüren son raporunda temel gerekçelerden biri,

  • Türkiye’de kurumların süren erozyonu.. idi.

Bu durum, benzetmede sakınca görülmezse, kanserin bedene yayılması, üstüne üstlük yayılmanın sürüyor olmasıdır. Durumun ciddiyeti – ağırlığı – kritikliği – ürkünçlüğü (vahimliği) çıplak olarak ortadadır. Ne var ki AKP iktidarının bu tabloyu gereğince anladığına ilişkin hiç – bir veri ortada yoktur! Tam tersine, Erdoğan, toplumun sinir uçlarıyla oynamayı sürdürerek, “Bizim notumuzu milletimiz verir..” yönünde akıl dışı (irrasyonel) bir popülizme hala sarılmaktadır.

Moody’s raporundan bu yana son 1-2 haftada Döviz, başta Dolar olmak üzere yaklaşık %5 değer kazanmıştır.Yaklaşık 10 gün içinde % 5 dolayında YOKSULLAŞMAK demektir bu! Görüldüğü gibi, Erdoğan’ın halkı yanıltma sözlerinin tersine notumuzu halkımız değil yabancılar vermektedir; necipler necibi / AKP’ye 20 milyondan çok oy akıtan ahalimiz ise bedelini daha da yoksullaşarak ödemektedir.. Bu kitleler öte dünyada “abad” olacaklardır!?

AKP rejimi Dolar milyarderi üretmeye devam etmektedir. Sözü geçen The FORBES raporunda Türkiye’de dolar milyarderi sayısının 40’ı aştığı, pek çok gelişmiş- zengin ülkeyi geride bıraktığı aktarılmaktadır. Bu durum pratik olarak, 40 milyon yoksul yaratmak demektir!

2017 sonunda ulaşıldığı söylenen 860 milyar dolar ulusal gelir 2018’de % 5 büyüyecek idi ise, son 1 haftada yaklaşık 40 milyar dolar, paramızın değer yitirmesiyle uç(urul)muştur. 2018 büyüme hızına bu erime önemli ölçüde olumsuz yük getirecektir. İthal girdiler, başta akaryakıt olmak üzere birkaç gün içinde zamlanacaktır.. Gecikilmiştir bile! Halka ise zorunlu fiyat güncellemesi / ayarlaması masalı şırınga edilecektir bir kez daha.

  • Bu arada, “iyi koku alan” iktidara yakın”, “insider trading” ustaları birkaç milyar doları götürmüşlerdir ve kayıt dışı birkaç dolar milyarderi daha kazanmış olmamız kuvvetle olasıdır! Bu şehzadelerin dönüp kirli siyaseti finanse etmeleri, kendilerine sunulan muazzam rantın diyetini iktidar sahiplerine ödemeleri, kalleş tezgahın şanından sayılmalıdır!

Nereye dek, nereye dek; qou vadis, qou vadis AKP =RTE?

Tümceyi doğru kuralım; ateşi yükselen ya da değer kazanan Dolar değil; hastalıklı ekonomimiz yüzünden ateşlenip hastalanan bizim paramız TL’dir..

  • TL değer yitirmektedir israfçı – borçlu – yolsuzluklara batırılmış sömürülen ülkemizde!
    AKP iktidar olduğunda 1 Dolar = 1,6 TL idi.. Şimdi 4 TL’ye koşuyor.. %250 ya da 2,5 kat değerlenmiş Dolar.. ya da ulusal paramız, %100 yerli ve de milli politikalar güden (!?) AKP iktidarında pula dönmüştür.

Meteliğe kurşun atan iktidar, Şeker Fabrikalarını dasatışa çıkarmıştır.
Batan geminin son mallarıdır –şimdilik– 14 şeker fabrikası.
Müflis tüccarın iflas masasına atılan haraç – mezat son varlıklardır..

Bu hovarda, sorumsuz politikaların sürdürülebilirliği hiçbir bakımdan kal-ma-mış-tır!
Türkiye’nin HIZLA normalleştirilmesi, ivedilikle (acilen) ölümcül narkozdan çıkarılması zorunludur.
Ne var ki AKP = RTE, bildiğini okumayı inatla sürdürmektedir. Bu gözü kara inatta ısrar edilirse ülkemizin karaya vurmasına ramak kalmıştır. (Elde, perişan ekonomiye ilişkin çok miktarda sayısal veri var..) Karaya oturtulan bu gemi bir biçimde kendini kurtarıp tarihteki yolculuğunu sürdürmeyi bilecektir; ancak kaptan ve tayfalar doğallıkla tasfiye edilecektir.

Erdoğan‘ın “Bu yolda kefenimizi giydik…” sözleri bir bakıma engellenemez sonu umarsızlıkla algıladığı yönünde yorumlanabilir mi?? Erdoğan’giller kaçınılmaz bir fatura ödeyecektir ancak ya ülke ve masum insanlar?? Sorumlulukları olmadığı bir enkazın altında kalacaklardır akılarını hızla başlarına devşirmezler ise!

Saray’da yeni seçilen (atanan??) çoğu AKP’li yargıç – savcıların majestelerini ayakta ve her tümcesinin ardından koro halinde düzenli alkışları; ölümcül yaralı Titanik’in güvertesinde artistik tango ve valslerin büyüleyen ritminde, zifiri karanlıklara gömülen devasa geminin bir türlü duyulmayan hazin çığlıklarını bastıran uğursuz uğultuları çağrıştırıyor / çağrıştırmıyor mu?

Sevgi ve saygı ile. 21 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com