Etiket arşivi: “IMF giderse kriz gelir” şantajı

SEKA gerçeği, yıllar eskitemeden

SEKA gerçeği, yıllar eskitemeden

Erinç Yeldan
Cumhuriyet, 05.09.2018
(AS: Bizim çok kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Cumhuriyet Türkiye’sinin öncü sanayi kuruluşlarından biri olan SEKA İzmit İşletmesi’nin, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 8 Kasım 2004 tarihli kararı ile bir oldu-bittiye getirilerek ve gerekçesiz olarak kapatılmasına, fabrikanın arazisinin ise belediyeye tahsis edilmesine karar verildi. Ülkemizde ilk modern kâğıt üretimini gerçekleştiren ve bir yandan geniş bir kâğıt ürünleri deseni ile katma değer üreten, diğer yandan da bünyesinde eğittiği ustabaşı, teknisyen ve çıraklar ile bir beşeri sermaye eğitim merkezi konumunda olan bu teknoloji devinin kapatılması ulusal kâğıt sanayiine (AS: sanayisine) vurulan ağır bir darbeydi. 
2005’te SEKA Kocaeli fabrikasının da kapatılmasıyla birlikte Türkiye, gazete ve kitap kâğıdının % 100’üne yakınını ithal eder duruma geldi. Dolayısıyla, şu anda yaşanan dövizdeki artışın ilk vurduğu sektörlerden biri de basın yayın sektörü oldu.
***

Türkiye 2001 yılına, IMF’nin seminer odalarında hazırladığı ve “ödemeler dengesine parasalcı yaklaşım” fantezilerine dayalı bir istikrar programı ile girmişti. Söz konusu programın 2001 Şubat’ında başarısızlığa uğramasının ardından, önce “hizmet veremeyecek” konumuna sürüklenmiş olan batık bankaların devlet iç borçlanma senetleriyle kurtarılması, daha sonra da aynı yılın temmuz ayında “takas operasyonu” ile bankaların tuttuğu iç borçlanma senetlerinin dövize çevrilmesi sayesinde bilançolarındaki döviz açıklarının devlet eliyle düzeltilmesi yoluna gidilmişti. 
Söz konusu politikalar, “finansal sistemin sağlığı açısından gerekli” diye ilan edilerek, her türlü alternatif arayışı yasaklandı ve “IMF giderse kriz gelir” şantajı ile karşılandı.

  • Türkiye’nin sanayisizleştirilmesini ve sosyal devletin tasfiyesini“finansal sistemin sağlığı” açısından gerekli gören bu program doğrultusunda hazırlanan kamu bütçesi ve yatırım programlarının önceliği sadece ve sadece borç faizi ödenmesine indirgendi. 

SEKA’nın kapatılması kararı, Türkiye’yi uluslararası işbölümü içinde düşük katma değerli, emek yoğun teknolojiler üretmekle görevli bir ucuz işgücü deposuna dönüştürmeyi hedefleyen ve ülkemizi bir ucuz ithalat ve finansal spekülasyon cenneti olarak gören neo-liberal projenin bir uzantısıdır.

Daha somut bir ifadeyle, bu karar

– Türkiye’nin sanayisizleştirilmesini;
– sosyal devletin etkinsizleştirilerek tasfiyesini ve
– temel kamu hizmetlerini özel sermayenin kâr güdüsü altında ticari bir metaya dönüştürerek,
– ülkemizi ulusal ve uluslararası sermayenin sömürüsüne açmayı hedefleyen

neo-liberal projenin açık bir uygulamasıdır.

***
SEKA kâğıt fabrikasının kapatılması sürecini değerlendirirken 26 Ocak 2005 tarihli “SEKA Gerçeği” başlıklı yazımda şu satırları yazmışım:

“Ülkemizde özel sektör işletmeleri ile SEKA’nın yatırımları ve ürün niteliklerifarklıdır. Kâğıdın hammaddesi olan selüloz entegre olarak sadece SEKA tesislerinde üretilmektedir. Selüloz, büyük sermaye yatırımları gerektiren ve dünya piyasalarında yoğun bir rekabetin hüküm sürdüğü bir ürün olduğu için özel sektör tarafından bu alana yatırım yapılmamaktadır. Oysa SEKA geniş bir hammadde çeşitlemesi yapmış durumdadır.” 
“Dolayısıyla, uluslararası kâğıt tekellerinin fiyatlama politikalarına karşı ulusal bir savunma (AS: işlevi) gören SEKA’nın kapatılması ile oluşacak olan açıklar özel sektör tarafından kapatılamayacak ve sektörün dış hammadde bağımlılığı artacaktır. Bu koşullarda ithal kâğıt ürünleri ile baş edemeyecek olan özel sektör üreticileri de ya üretimden çekilecekler ya da yabancı tekellerin taşeronluğuna soyunacaklardır.” 

Dolayısıyla 2018’de ulaştığımız bu durum yalnızca yerel sermayenin el değiştirmesiyle ilgili değil; aynı zamanda basın yayın özgürlüğünün de susturulması, kısıtlanması, çok sesli demokrasinin, katılımcı demokrasinin maddi olanaklarının çökertilmesi anlamına gelmekteydi. 
Bu ibret verici öykünün devamını yakından yaşıyoruz: yerli ve milli sanayilerin korunması, dış mihraklar, ekonomik saldırı, vs. vs…
===================================

Dostlar,

SEKA’yı özelleştirenler, bu kurumu sattıkları yandaş yerli – yabancı sermaye sahiplerinin sektörden çekileceğini ve kağıt ve ürünlerinin üretiminin Türkiye’de duracağını, dışalıma (ithalata) bağımlılaşacağımızı, paramız değer yitirdikçe kağıt kullanımına dayalı kitap – dergi.. gibi ürünlerin fiyatının, alım gücünü aşacak biçimde yükseleceğini.. kültür yaşamının böylelikle kısırlaştırılacağını… öngörememiş olabilirler mi ? Bunun için zeka fukarası olmak gerekir. Yerli – yabacı Danışmanlar / yönlendiriciler de dahil.. Bu olası gözükmediğine göre, tersi geçerlidir. Birtakım sonraki aşamalar öngörülmüş ve kurgulanmıştır. Bu durumda da bu eylemin adı VATANA İHANETTİR!

Günümüzde büyük sermayenin güdümündeki basın ile finansman kaynağı karışık, CIA’e ve örtülü ödeneğe dek uzanan medya bu kurgulu baskıdan etkilenmemektedir. Tersine, yurtsever – karşıt (muhalif) basının beli kırılmaktadır. Oyun büyüktür, çoook büyüktür.
*****
Sn. Prof. Yeldan İzmit SEKA’nın özelleştirilmesini = talanını yazmış kısaca..
Biz bir de Balıkesir SEKA’nın vahşi, haramice peş keşini aktaralım da bunları yapanları halkımız bir iyice tanısın oy vermeden önce; ölümcül gaflet uykusundan uyansın!
==========================

Gazete kağıdı üretecek kuvvet hazır!

AYDINLIK, 30.08.2018, FÜSUN İKİKARDEŞ

Eski SEKA çalışanı: Altyapımız, suyumuz, elektriğimiz, insan gücümüz hâlâ var. Yeni makineler gelsin, üç aylık eğitim yeter, üretim başlar

SEKA’nın 1800 dönüm arazi üzerine kurulu Balıkesir tesisleri, haraç mezat satılıp kapısına
kilit vurulduğu 23 Haziran 2003 tarihinde, İrfan Barış fabrikanın kumanda odasında çalışıyordu. Fabrikaya 21 yıl 7 ay emek vermişti, gazete kağıdı bobinlerinin mamul halde matbaalara gönderme işini yapanlardandı. Barış, dev tesisi marifetlerinden ekonomiye katkısını, üç paraya satılışından 15 yıldır üretim dışında kalmasına kadar her yönüyle bilen bir SEKA’lı olarak dedi ki;

“Makinelerimiz eski, ama yeni makineler gelsin, üç aylık bir eğitim verilsin gazete kağıdı üretimi başlar…” Basının şu an yaşadığı krize üç ay vade tanıyan İrfan Barış’ın çarpıcı anlatımları, üretim ekonomisinin ne kadar yakıcı bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha açığa çıkardı.

ÜLKEYE DÖVİZ KAZANDIRIYORDU

İrfan Barış’tan öncelikle fabrikayı anlatmasını rica ettik…

Balıkesir Kağıt Fabrikasında yalnızca gazete kağıdı üretiyorduk, bir de Giresun Aksu vardı.
‘Zarar ediyor’ bahanesi, bizde de geçerliydi, bu gerekçeyle satıldık. Türkiye’nin gazete kağıdı ihtiyacı yıllık 450-500 bin ton dolayındaydı, biz %25’ini karşılıyorduk. Biz 48 gram kağıt üretiyorduk, rekabet koşulları içinde 43 gram kağıt kullanılıyordu, İngiltere’de kağıt 40-41 grama kadar iniyordu. Yeni fabrika, eski teknoloji! Yeni makineler, yeni teknoloji için ne yazık ki yatırım yapılmadı. Selüloz da Dalaman’dan geliyordu, ama bizi besleyecek miktarda değildi, eksiği Kanada’dan geliyordu. Bizim yüzde yüz kerestemiz, insanımız, suyumuz, elektriğimiz vardı. Ne olursa olsun, Mustafa Kemal’in, Mehmet Ali Kağıtçı’nın yaptığı bir devrimdi. Öyle veya böyle 1936’da kurulmuş bir fabrika. SEKA Kağıt fabrikası Balıkesir, gerçekten iyi bir fabrikaydı, yaklaşık işçi-memur 1300 kişi çalışıyordu. En son kapatıldığında 500 – 600 kişi kalmıştı. 2000’li yıllarda, Türkiye’ye ekonomik katkısı 56 milyon dolardı. Dışardan kağıt ithali için bu kadar dövizi kurtarmış oluyordu. Yılda 170 bin ton gazete kağıdı üretiyorduk. Türk işçisi, mühendisi, esnafı kazanıyordu. Salt fabrikanın çalışanı değil, yan kolları da var. Nakliyecisi, esnafı, ticaret yapan çevreler var. Gerçekten büyük ve güzel bir fabrikaydı.”

SATIŞIN HAZİN ÖYKÜSÜ

Söz, SEKA’nın satış günlerine gelince o anlattı, biz içten içe ağladık

“Fabrika binaları dışında 200’ün üstünde lojmanı vardı. Okulu, kreşi, yemekhaneleri,
sosyal tesisleri, depoların içindeki mamüller, her şey gitti. Devasa fabrikaydı.
Her siyasal görüşten insan vardı, sağcısı da solcusu da fabrikasına sahip çıkıyordu.

51 milyon $ paha biçilen tesis, 1 milyon 100 bin dolara Albayrak’lara satıldı...

İstanbul’da dört lüks daire fiyatına denkti. Düşünün, ylnızca lojmanların her biri 10 bin liradan içerdeki çalışan vatandaşa satılsaydı, 2 milyon 50 bin lira devletin kasasına girecekti. Satılırdı da. Çünkü işçilere 30 biner lira kıdem tazminatı ödendi, hepsi alabilirdi. Balıkesir’in Avrupasıydı SEKA.

  • Mahkeme kararlarıyla satışlar iptal edildi (AS: Bursa İdare Mahkemesi satışı ital etti),
    ancak özel bir yasayla Özelleştirme İdaresi tekrar onlara teslim etti.”

FABRİKA BİNALARI YERİNDE

Gazete kağıdı üretimi için o gün eskimiş olan teknoloji, bugün daha da geri kaldı.
Ancak, satış koşullarına göre 2 yıl içinde üretime geçmesi gereken alıcı firma, bugüne dek
ne yeni makine aldı, ne de kağıt üretimine geçti
.

İrfan Barış, son 15 yılda iki kez ad değiştiren alıcı firmanın faaliyetlerine ilişkin de şu bilgileri paylaştı:

“Yeni bir fabrika inşaatı yapıldığını görüyoruz, her yıl ‘bu yıl üretime geçti geçecek’ diyorlar,
ama üretim başlamadı. Kağıt üretimi için 2019 yılı planlanıyor, ama gazete kağıdı değil.
Oluklu mukavva veya karton üretimi yapılacağı söyleniyor. Eski fabrikaların binaları duruyor,
ama işlevini yitirdi. Bugün gazete kağıdı üretim kararı çıksa, o gün bıraktığımız makinelerle olmaz. 15 yıl önceki işçileri toparlasınlar, yeni makinelerle 3-5 aylık bir eğitim versinler, bittiği yerden devam eder. Bazı arkadaşlar dede oldu, ama yine de yaparlar. Fabrikanın % 20 enerjisini sağlayan elektrik tribünümüz vardı, kullanılır durumdaydı ve bakım yapılarak teslim ettik.
O gün 170 bin ton üretiyorduk, bugünkü teknolojiyle 250 bin tona çıkar.”

CHP Milletvekili Kazım Arslan, kağıt sıkıntısına ilişkin dün yazılı açıklama yaptı.
Kağıt sorununun eğitimden basına her alanı etkilediğine dikkat çeken Arslan şunları söyledi:

“Hesapsızca ve plansız bir şekilde SEKA’yı özelleştirenler, bugün ülkeyi kağıtsız bıraktı, basını da zora soktu. Olmazsa olmazı kağıdı bulamayan, bulsa da fahiş fiyatla maliyeti katlanan yayıncımız, üstelik ağır vergi yükleri altında ezilmektedir. Kağıt fiyatı fırlarken seyre dalanlar, kitaptaki yüksek vergiyi peşin peşin toplamaktadır. Çok acı ama bayramda maliyetler yükseldiği için basılamayan gazeteyi gördü Türkiye… Şimdi Eylül ayında, hazır kitabını matbaaya veremeyen binlerce yayıncıyla, yazarla karşı karşıyayız. Okul ve okuma sezonu açılıyor ama kitap yok. Okul ve okur var ama kağıt yok. Dersler başlayacak ama kağıt karaborsalık olmuş,
gerçekleri yazan gazetecilik ise hapis ile kağıt tehdidi arasına sıkıştırılmış.”

‘KUR FARKINI DEVLET KARŞILAMALI’

Önlem alınmaması halinde darboğazın aşılamayacağını belirten Arslan şu görüşleri paylaştı:

“Dövizin kağıt fiyatlarını fırlattığı bu dönemde Bakanlık seyirci kalamaz. Acilen tüm yayınlarda istisnasız olarak KDV %8’den 1’e indirilmeli, ithal kağıt yerine yeniden yerli kağıt üretimi için
Devlet öncü olmalı, bu çileye ve pahalılığa çözüm bulmalıdır. Benzindeki zamları pompa fiyatına yansıtmamak için uygulanan ÖTV modeli, bir süreliğine farklı vergileri düşürerek ve kur farkının bir bölümünü devletin karşılaması sağlanarak kağıtta da derhal uygulamaya sokulmalıdır.“

Türkiye’nin SEKA ile yaşadığı büyük tecrübe yeniden hatırlanmalı, hatalı özelleştirmenin sonucu olan bu kağıt bağımlığı yerine yerli kağıt üretimi devlet – özel sektör eliyle birlikte sağlanmalıdır.

“Matbaa gider kalemindeki tüm işlemlerde vergiler en çok % 8 olarak sabitlenmelidir.
Günümüzde pek çok üniversite ve kurum kütüphanesi artık bütçelerinin büyük bölümünü
kitap – dergi veritabanlarına harcamaktadır. e-kitapta verginin %8 olacağı açıktır fakat veritabanlarının durumu belirsizdir. Bunlar da e-kitap gibi % 1-8 arasında vergilendirilmelidir.
Ülke genelindeki kitap – gazete dağıtımının tekelleşmesinin önüne geçilerek yerel dağıtımcı ve yayıncı korunmalı, mali nedenlerle kimsenin basmaya cesaret edemediği butik yayıncıların
önemli yayın hizmetleri özel teşvik kapsamına alınmalı, kitap dağıtımında uluslararası tekellerin egemenlik kurma girişimine karşı yerli internet dağıtım firmalarının markalaşmasına dönük teşvikler sağlanmalıdır.”
=========================================

İşte neo-liberalizm, serbest piyasa denen sefil talan düzeninin içyüzüne ilişkin 2 örnek..
Halkçı – devrimci bir siyasal iktidar tüm bu hatalı satışların iptal edileceğini, yeniden devletleştirme – millileştirme yapılacağını halka gümbür gümbür duyurmalıdır..

Bu 2 örnek dışında ülkemizin 80 yıllık birikimini AKP iktidarı yaklaşık 60-68 milyar $ haraç – mezat bedelle yerli – yabancı yandaşlara sattı.. Bu politika ve bu AKP yerli ve milli olabilir mi?

Zerrece düşünen ve sorgulayan AKP’ye oy veren kardeşlerimiz ne düşünür acaba??

Sevgi ve saygı ile. 10 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

6  ? * “