Etiket arşivi: IMF-Dünya Bankası

Pahalılığın sebebi çarpık kapitalist düzendir…

Pahalılığın sebebi çarpık kapitalist düzendir…

Dr. Alev Coşkun
Cumhuriyet
, 22.02.2019
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Hani devlet bakkallık, manavlık yapmazdı!.. 

Yapılacak iş, temelde Atatürk’ün planlı-karma ekonomisine dönmektir.

Et- Balık Kurumu, yeniden güçlendirilmeli, tarım üretici kooperatifleri her yönden desteklenmelidir. Artık sona gelindi, çıkış yolu ciddi bir mali disiplin, tarım ve sanayi üretimine destek vermekten, karma ekonomiden geçiyor.

AKP iktidarı seçimlere giderken, temel gıda maddelerindeki pahalılığı önlemek için tanzim satış mağazaları açmaya başladı. Üretici ile tüketici arasında oluşan komisyoncuları ortadan kaldırmak ve halka daha ucuz temel gıda maddeleri sağlamak güzel… Ama yetersizdir. 
AKP, Özal’dan devir aldığı küreselci ekonomi politikalarını yıllardır sürdürüyor. Özal ve onu izleyen küreselci hükümetler ne diyordu? “Devlet sanayicilik yapmaz. / Devlet ticaretle uğraşmaz. / Devlet bakkal, manav işletmez. / Devlet çiftçilik yapmaz. / Devlet ayakkabı, basma üretmez…” Dahası, anımsayalım, AKP iktidara geldiği zaman, Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) için ne diyordu: “Babalar gibi satarız”. (AS: Maliye Bakanı Kemal Unakıtan!)
Sonunda ne oldu? IMF, Dünya Bankası ve emperyalist devletlerin istediği yapıldı.

  • Sümerbank, Etibank, Et-Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, SEKA, çimento fabrikaları, şeker fabrikaları, barajlar, köprüler.. teker teker satıldı.

Belediyelerin piyasada fiyatları dengeleyen tanzim satış mağazaları kapatıldı. KİT’ler yandaşlara peş keş çekildi. Fabrikaları alan yandaşlar, makineleri hurda olarak sattılar, fabrika arazilerini yapıya dönüştürerek rant sağladılar. Bunlar tarihin kayıtlarına geçmiş bulunuyor…

Üretici desteklenmeli 
AKP seçimlere giderken, halkın pahalılıktan yakınmalarına karşı acele tanzim satış mağazalarına yöneldi. Bu önlemler geçicidir, yüzeyseldir, aldatıcıdır. Yalnızca üretici ile tüketici arsındaki komisyonu azaltır. Bunlar üretimin gelişmesini sağlamaz.

  • Üretici doğrudan desteklenmedikçe fiyatların yükselişi önlenemez.

AKP iktidarında tarıma, çiftçiye destek verilmedi. 2000’li yıllarda tarımın milli gelirdeki payı % 10’un üzerindeyken, bugün %3.7’ye geriledi. 2000 yılında, o günkü nüfusun %10’undan çoğu doğrudan tarımla uğraşıyordu. Bugün nüfusun artmasına karşın toplam nüfusun ancak % 5’i tarımla uğraşıyor. Tarımla uğraşana, köylüye, çiftçiye destek verilmiyor.

  • Tarımda küreselleşmenin getirdiği dayatmalarla ithal pahalı gübre, pahalı mazot, tohum kullanılıyor.

Sorunun kökü ideolojiktir! Öncelikle, konunun temel dinamiklerine bakmak gerekir.

  • Konunun kökeninde vahşi kapitalist sistemin kuralları yatmaktadır.

Kapitalist sistemi savunan, liberal ekonomistlerin Tanrı buyruğu gibi kabul ettikleri bir kural vardır. Adam Smith tarafından formüle edilen bu kurala göre “Piyasa serbest bırakılmalıdır. Devlet, piyasaya ve ekonomiye müdahale etmemelidir. Piyasanın sorunlarını, kapitalist sistem kendisi çözer. Çünkü piyasanın görünmez eli piyasayı düzenler”. Bu kural son yüzyılda birkaç kez ters yüz oldu. İlk tersine dönüş, 1929’da ABD’de başlayan ekonomik krizdir. Bu kriz ABD borsalarında başladı ve 24 Ekim 1929’da dünya ekonomi tarihine “Kara Perşembe” adıyla geçti. Çünkü New-York Borsası çökmüştü. Geleneksel kapitalist önlemler bu büyük krizin onarılmasına yetmedi, enflasyon ve giderek yükselen işsizlik sorununa yeterli olmadı.

Devletin görünen eli
Bu noktada, “piyasanın görünmez eli yerine, devletin görünen eli”nin devreye girmesi, devlet yatırımlarının ve ekonomiye müdahale politikalarının öne çıkma yaklaşımı güç kazandı. Bu politikaları öneren ve sistemleştiren ekonomist John M. Keynes olduğu için, bu yaklaşıma “Keynesci Ekonomik Yaklaşım” adı verilmişti. Açıkçası, 1929 ekonomik krizinin çözümünü kapitalist piyasa ekonomisi başaramadı. Bu başarısızlık, devletin ekonomideki rolünü ve önemini artırdı. Keynesci görüş egemen oldu. 1929 ekonomik krizinin en önemli sonuçlarından birisi, “bırakınız yapsınlar…” sloganı ile temelleşmiş olan ve devletin ekonomiye karışmasının çok kötü olduğunu kabul eden düşüncenin kenara itilmesi ve devletin ekonomiye karışmasının kabul edilmesidir.

Karma ekonomi 
1929 dünya ekonomik ve mali krizi, Karma Ekonomik Model’i ön plana çıkardı. Bütün dünyada özellikle Amerika ve Avrupa’da Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nin (KİT) kuruluşu yaygınlaştı. 
Türkiye,1930’larda Atatürk’ün liderliğinde planlı ve KIT’lere öncelik veren bir ekonomi politikası uygulamaya başladı. Devletin kurduğu fabrikalar Anadolu’da yayıldı. Ekonomi düzlüğe çıktı, işsizlik azaldı.

Görünmeyen el kuramı çöktü
Adam Smith’e göre “görünmeyen el” piyasayı düzenleyecekti. Ama ne var ki, “görünmeyen el” bir türlü gelemiyor, gelse bile piyasayı düzenleyemiyor, ancak kimi büyük kapitalistlerin işine yarıyordu. Marx’ın kapitalist sistemle ilgili “periyodik” kriz öngörüsü önemlidir. Marx, “kendi işleyiş mantığından ve yapısından doğan nedenlerle kapitalist ekonominin dönemsel (periyodik) olarak krizlere sürükleneceğini” belirtmiştir.  Klasik ve liberal ekonomistlerin çok bağlandıkları kapitalist ekonominin kendi kendisini düzenleyen “piyasanın görünmeyen eli” kavramının ve “bırakınız yapsınlar” temeline dayanan ekonomi politikalarının, krizlerle baş edemediği, işsizliği yenemediği açıkça ortaya çıktı.

Küreselleşme 
1990’lı yılların başında Sovyetler Birliği’nin yıkılışı küreselleşme olgusunu öne çıkardı. Friedman’ın Şikago (Chicago) Okulu’nun, “parasal ekonomi” tezi bütün dünyada kabul görüyordu. ABD’de Reagan, İngiltere’de Thatcher hükümetlerinin başlattıkları harekete bütün dünya katıldı ve özellikle gelişmiş ülkelerde KİT’ler teker teker satıldı.

  • Küreselleşme aslında, piyasaların serbestçe işleyişini sağlamak için, her türlü engeli sermaye yararına ortadan kaldırma projesiydi.
  • Yeni dünya düzeni, küreselleşme ve özelleştirme sloganı ile yürüyordu.

AKP ders almadı… 
1990’dan 2008’e 18 yıl geçti ve Marx’ın öngördüğü kapitalist sistemin “dönemsel kriz”i yeniden ortaya çıktı. ABD’de 2007- 2008’de başlayan kriz bütün dünyaya yayıldı. Türkiye 2008 Krizi’ni atlattı ama bundan ders almadı. AKP iktidarı, yılların birikimi olan KİT’leri birer birer sattı. Ekonomi politikaları üretime değil, finansal hareketlere öncelik tanıyordu. Birkaç gün önce Binali Yıldırım’ın söyledikleri çok ilginçtir. Ne diyordu Binali Yıldırım:

  • “Para yağmur gibi yağarken sanki hiç ödemeyecekmişiz gibi bol bol almışız. Geri ödeme zamanı gelince, ‘Yahu nereden çıktı bu!’ demeye başlamışız.”

Bu sözler, AKP’nin ülkeyi neden bu hale getirdiğinin açık itirafıdır. Sayın Yıldırım şunu demek istiyor: Gelen paraları üretici yatırımlara yöneltmedik. İş sahaları açamadık. Dışarıdan gelen dövizleri çarçur ettik. Paraları inşaata ve betona gömdük. İşte bugün içine düşülen krizin temel sebebi budur. Vahşi kapitalizmin ranta dayalı politikalarıdır. Bu nedenle işsizlik en üst düzeye yükseldi, iflaslar arttı. Üretim durdu. AKP iktidarının gözbebeği inşaat sektörü de sıkıntı içinde.

  • Bugün Türkiye büyük cari açık, üretim düşüklüğü ve enflasyon sarmalındadır.

Ne Yapmalı?

Ekonomi, yüzeysel önlemlerle düzelmez. Çok değil, 20-25 yıl öncesine kadar Türkiye gıda yönünden kendi kendisine yeten bir ülkeydi. Bugün buğdaydan kuru fasulyeye tüm gıda maddelerini, kurbanlık koyunu ve yemeklik sığır etini ithal eden bir ülke haline geldik.

Yapılacak iş, temelde Atatürk’ün planlı- karma ekonomisine dönmektir. Et-Balık Kurumu, yeniden güçlendirilmeli, tarım üretici kooperatifleri her yönden desteklenmelidir. 2007 dünya krizinden ders alan ABD, Rusya, Çin, Almanya, İngiltere, Fransa, Adam Smith tarafından ortaya konulan “devlet ekonomiye müdahale etmesin” düşüncesini terk ettiler. Derece derece ekonomi ve mali alana müdahale ediyorlar, düzenlemeden geçiriyorlar. AKP iktidarı, 2000’li yıllardan bugüne, dünya borsalarında oluşan sıcak para tuzağına girmiş, büyük faizler ödeyerek, kazanılan artık değerin yurt dışına gitmesine vesile olmuştur.

Artık sona gelindi. Tekrar ediyoruz, çıkış yolu ciddi bir mali disiplin, tarım ve sanayi üretimine destek vermekten, karma ekonomiden geçiyor.
========================================

Dostlar,

AKP’ye “nafile” öneriler..
Dr. Alev COŞKUN’un “Pahalılığın sebebi çarpık kapitalist düzendir…” makalesi nedeniyle

Gerçekten nefis bir makale. Ancak bu denli etkili ve başarılı, “olgunluk ve sorumluluk” içinde yazılabilirdi. Cumhuriyet‘in saygın yazarı-yöneticisi, eski Turizm ve Tanıtma Bakanı (1978-79) Sn. Dr. Alev COŞKUN’u gönülden kutluyor, makalesine bütünüyle katılarak paylaşıyoruz.. Dr. Alev Coşkun, İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında New-York Üniversitesi’nde master ve doktora dereceleri almış seçkin bir bilim insanıdır parlak siyaset kariyerinin yanı sıra..

AKP iktidarının, başta Erdoğan olmak üzere; tüm sağduyularını yok eden ve kendileriyle birlikte ülkemizi ağır yıkıma sürükleyen ölçüsüz kibirlerini, çok bilmişliklerini, kör inat ve dinci – gerici ve de narsisistik takıntılarını artık bir yana bırakmaları ve sağduyulu davranarak yılların biriken hatalarından dönmeleri zo-run-lu-dur.

Türkiye saatini Greenwich meridyenine göre ayarlamak yerine Suudi Arabistan’a bağlamak ve sabahın karanlığında on milyonlarca insanı – çocuğu yollara düşürmek, üstüne üstlük bir de namaz saatlerini gün ışığına çekerek din kurallarını da ayaklar altına almak, Anayasayı açıkça çiğnemeyi pervasızca sürdürmek sağlıklı – olağan – normal bir ruh hali ile bağdaştırılabilir mi?

Bu sitede hep yazdık, iyiniyetle uyardık, güzelim atasözlerine gönderme yaptık..

  • Hatadan dönmenin erdem olduğunu… anımsattık..
  • Artık AKP = Erdoğan‘ın başka hiçbir seçenekleri kalmamıştır. Bu ülkenin iyi niyetli gerçek aydınları ve uzmanları hala, AKP = Erdoğan‘ın ne yazık ki tüm dışlama hatta utanılası – gerçekte yapanı utandırası AŞAĞILAMALARINA karşın, bilimsel akılcılığa dayalı gerçekçi çözümleme ve önerilerini hala ve sabırla sunmaktalar.

Oysa başta dincilik ve iflah olmaz Cumhuriyet düşmanlığı olmak üzere, iktidar nimetlerine kölelik düzeyinde bağlılık ve çooook kabaran suç dosyaları yüzünden AKP = Erdoğan yalın – çıplak gerçekleri bile algılayabilmekten uzak düşmüşler, ülkenin yakıcı gerçeklerine yabancılaşmışlardır. Bu algı küntleşmesi,belagat bağlanması!- bir yandan ülkemizi ağır biçimde yaralarken, AKP = Erdoğan’ı da inanılmaz bir hızla tüketmekte, hatta bir karadelik gibi yutmaktadır, yutacaktır..

Akla hayale gelmeyen tüm anormal araçlar kullanılarak, geleceğin olanakları tüketilerek.. çok yönlü ekonomik bunalım ve çöküşün yakıcı – çökertici faturasının halka yansıması sınırlanmaya çalışılmaktadır. 31 Mart 2019 gününe dek.. Ekonomideki bu sıkıyönetim ya da OHAL önlemlerinin, yüz kızartıcı “beka masallarının” sürdürülebilirliği yoktur. Hatta 31 Mart’a dek bile! Sonrası, ne yazık ve ne acı ki bir “tufan” tüm verilere göre.. Bu AKP = Erdoğan faturası kaçınılmaz olarak ödenecek. Ama asla tek yanlı değil..

Türkiye, bu dinci – gerici karşıdevrim saldırısını hiç kuşku yok altedecektir. Ancak tarih ve Ulusumuz, AKP = Erdoğan‘ı hak ettikleri yere koyacak ve asla hayırla anmayacaktır. Koşullar elverdiğinde elbette yasal düzlemde hesabı da sorulacaktır, sorulmalıdır mutlaka.

SONUÇ :

Bir an önce “rasyonaliteye dönmek” dışında AKP = Erdoğan iktidarının ömrünü uzatabilecek hiçbir mucize ufukta görünmüyor..

Sevgi ve saygı ile. 24 Şubat 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Durgunluk Biçim Değiştirerek Sürüyor


Durgunluk Biçim Değiştirerek Sürüyor

Prof. Erinç Yeldan
Cumhuriyet
, 8.4.15

TÜİK tarafından geçen hafta yayımlanan milli gelir istatistikleri, ekonomide durgunluk sürecinin biçim değiştirerek sürmekte olduğunu belgeliyor. Verilere göre 2014’ün bütününde milli gelir büyümesi yüzde 2.9 düzeyinde kaldı. Nüfus artışını göz önüne alırsanız, bu rakam kişi başına yaklaşık yüzde 1.1’lik artış anlamına geliyor. Hele bir de döviz cinsinden ifade ederseniz, 10400 dolarlık düzeyi ile Türkiye’de kişi başına gelirin 2008’in gerisine düşmüş olduğu belgeleniyor. Anlaşılan, AKP ekonomi idaresinin dövizin ucuzluğuna dayandırılarak elde edilen hormonlu büyüme süreci şimdi tersine dönmüş, döviz kurundaki artışlar bu sahte cennetin ardındaki gerçekleri açığa çıkarmıştır.

Ulusal gelirde 2014’te gözlenen %2.9’luk büyümenin ardında iki etken öne çıkıyor: Devletin tüketim harcamalarındaki artış (%4.6) ve ihracattaki artış (%6.8). Devlet harcamaları 2013’te de %6.5 artmış; ihracat ise geçen yıl daralma göstermiş idi. 2014’te ihracat artışını çoğunlukla döviz kurundaki aşınmaya ve yurtiçinde daralan tüketim talebine bağlamak yerinde olabilir. Öte yandan sabit sermaye yatırımlarında dört çeyrek dönem boyunca üst üste küçülme var ve yıl ortalaması %1.3’lük daralmaya işaret ediyor. Özel tüketim harcamalarındaki % 1.3’lük durgunlukla birlikte Türkiye’nin özel sektör iç talebinde sert bir durgunluk olduğunu, büyümenin de iç talebin baskılandığı klasik ihracata yönelik büyüme ile açıklanabildiğini söyleyebiliriz.

Kısaca özetlemek gerekirse, iç tüketimin baskılanmasıyla elde edilen iktisadi artık, pahalılaşan dövizin verdiği uyarıcı etkiyle birlikte ihracat pazarlarına yöneltilmiş gözüküyor. Bu biçimiyle 2014 Türkiyesi, 12 Eylül darbesi sonrasında ücretlerin baskılanmasıyla elde edilen iktisadi artığın olağandışı ihracat teşvikleriyle birlikte dış pazarlara aktarılmasına dayanan 1980’ler konjonktürünü andırıyor. Sonucunu biliyoruz: 1988 krizi ve ANAP’ın tasfiyesi.

***

Sektörler arasında ise geçen yıl ekonominin büyümesinin ivmelendirildiği sektör olan inşaat sektörünün 2014’te durgunluğa girdiğini, 4. çeyrekte de %2 daralma gösterdiğini görüyoruz. Bu da hükümetin dayandığı en önemli sektörel kaynağın gücünü kaybetmekte olduğunu dile getiriyor. 2013’te inşaat sektörü % 6.5 büyüyerek ulusal gelirin sürükleyicisi konumunda idi. 2014’te inşaat sektöründeki çöküşü, ihracat karşılamış gözükmekte. Ancak 2015’in ilk çeyreğine TİM tarafından yapılan değerlendirmeler ihracatın 2015’te ivmesini yitirdiğini ve %15’lik bir küçülme gösterdiğini belgeliyor. Sanayi sektörlerindeki durgunluk ve daralma ile birlikte 2015’te artık ne inşaat ne de ihracatın itici olamayacağı; geriye tek bir çare kaldığı gözleniyor: Devlet harcamaları. Yeni teşvik sistemini biraz da bu gözle değerlendirmek gerekli.

2014 verileri bir yandan da “Türkiye’nin potansiyel büyüme hızı %5’tir” saptamasının artık tarihe karıştığını gösteriyor. 2003-14 AKP döneminin ortalama büyüme hızının %4.4 ile tüm Cumhuriyet dönemi ortalama büyüme hızı olan %4.9’un gerisine düşmüş olduğu görülmekte. AKP döneminin söz konusu büyüme performansı, aslında IMF ile Yakın İzleme Anlaşması’nın imzalandığı yıl olan 1998 sonrası spekülatif-yönlü neoliberal büyüme döneminin ortalamasına giderek yaklaşıyor (% 4). Bütün bunlar AKP ekonomi idaresinin sıkça başvurduğu “büyüme mucizesi” masalının da sonuna gelindiğini bir kez daha anımsatıyor.

***

1998 sonrasında genel hatları IMF-Dünya Bankası tarafından çizilen ve uluslararası finans sermayesinin gereksinimlerine göre biçimlendirilen spekülatif yönlü büyüme modelinin sürdürülemez nitelikte olduğunu ve gerek para, gerek maliye politikalarını aşırı biçimde daraltıcı uygulamalara mahkûm ettiğini birçok kez vurgulamış idik. Şimdi geldiğimiz nokta, 2003’ün hemen ardından tüm dünyada yaşanan sıcak para-ucuz döviz coşkusunun sona erdiğini ve finans ve imar rantlarına dayalı spekülasyon balonunun sönmüş olduğunu belgelemektedir.

=======================

Dostlar,

Sayın Prof. Yeldan’dan gene not düşecek bir irdeleme…
Yazık oluyor ülkeye ve halkımıza..
Bu tablo AKP’yi eritir bitirir (siyasal fatura) ama her zamanki gibi ekonomik fatura orta – alt toplumsal kesimlere yüklenir.. Bu olgunun da çok boyutlu zincirleme olumsuz yansımaları olur toplumda.. Ne yazık ki yalnızca sıradan insanımız değil, peeeek çok eğitimlimiz (?) de deneme – yanılma ile öğrenebiliyor!? Yani en ilkel öğrenme biçimi ile.. Bağışlansın lütfen, hayvanlar böyle öğreniyor. Oysa İngilizcedeki şu 2 kavrama bir bakar mısınız (hoşgörü dileyerek) :

Forecasting technics
– Quantitative decision making procedures

İnsanımıza hiç olmazsa Temel düzeyde Matematik öğretmek, onu da yaşamda Matematiksel akıl yürütme / matematiksel düşünme biçiminde kullanma becerisi – alışkanlığı kazandırmak gerekiyor.. Yaşamın dili – yasası – kurgusu Matematik! Oysa AKP bilerek ve isteyerek; kasten, insanımızı entellektüel regresyona (gerilemeye) itecek biçimde eğitimden Mantık, Felsefe, Metematik .. derslerini azaltarak SORGULAMAYI unutturmaya çalışıyor; giderek artırılan dinci öğretim ile ezberci eğitimi dayatıyor.. Üstelik AİHM’nin yinelenen kararlarını çiğneyerek!
Bunun adı eğitimbilimde zihinsel soykırımdır! İngiltere’nin sömürgesi Hindistan’da çocuklara logaritma cetveli ezberletmesinden farksızdır!

Okulöncesi sözde “Değerler Eğitimi” ise iyice akıllara sezadır.. O yaşta çocukların doğası gereği soyut olan, soyut süşünmeyi, soyutlamayı gerektiren süreçleri – olguları – değerleri kavraması kesinlikle beklenemez. Bilişsel ve duyuşsal olarak terörize olur, alt-üst oluş yaşar. Bu ise zihinsel soykırımın katmerlisidir. Korkak, soru sor(a)mayan, ezberleyip anlamadan kabullenen bir itaat – biat sürü toplumu üretir. “SAPERE AUDE!” (Aklını kullan!) diye haykıran Immanuel Kant‘ın mezarında kemikleri sızlar..

Ve siz “böylesine” krguladığınız bir toplumda, gerçekte fecaat olan ekonomi politikalarınızın çıktılarını, hiç utanıp sıkılmadan, “parlak başarılar” biçiminde “bu halka – şizofreneleştirilmiş gerçeklik algısı nerdeyse yok edilmiş kitlelere” servis edersiniz. Kurgunuz tam da budur görülen. Ancak yaşamın somut acı gerçekleri; işsizlik, yoksullaşTIRılma başta olmak üzere halk yığınlarını şiddetle terbiye edecek ve büyü bozularak idrakler tutsaklıktan kurtulacaktır. AKP de geçmişte bir yığın benzeri olduğu gibi, siyasal partiler mezarlığına def(n)edilecektir.

Bir yazıya yorumlarımızla katkı verelim derken, asıl yazıdan daha uzun yazdık, afedesiniz.

Sevgi, saygı ve acı ile ile.
09 Nisan 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com