IMF’NİN AYAK SESLERİ

IMF’NİN AYAK SESLERİ

Konuk yazar : Mustafa AYDINLI           
Eğitimci – Yazar

IMF (International Monetary Fund); Uluslararası Para Fonu anlamına geliyor ve uluslararası mali sistemin işleyişini düzenliyor. 1944’te ABD’nin Bretton-Woods kasabasında Dünya Bankası ile birlikte kurulmuş olan (İkiz Kızkardeşler – Tween Sisters, Bretton-Woods kurumları) ve 1947’de eylemli olarak çalışmaya başlayan uluslararası bir mali örgüt olarak tanıyoruz.

IMF’nin ülkelere doğrudan verdiği kredi (=borç!) çok fazla değildir. Ancak IMF kredi sağlarsa o ülkenin öbür ülkelerden kredi alma olanağı (kredibiletesi) yükselir. Bir tür o ülke için, kredi bulması konusunda yeşil ışık yakılması anlamına gelmektedir.

IMF kur politikalarını düzenler. Ülkelere kısa ve uzun erimli (vadeli) kredi verir. Ülkelerin çeşitli kurumlara borcunu ödeyememesi durumunda arabuluculuk yapar. Ülkeleri, liberal bir kambiyo ve dış ticaret rejimi uygulamaya özendirir. Ülkelere mali (monetary) konuklarda danışmanlık sağlar.

IMF’nin bir ülkeye borç vermesi için kimi koşulları, ilkeleri vardır. Bunlar genelde o ülkenin kamu giderlerini kısmak, vergileri artırıcı önlemler almak, serbest fiyat politikası ve para arzının kısılması,
dış ticaretin liberalleşmesi ve ulusal para değerinin düşürülmesi gibi klasik, acı reçetelerdir.

Bu yakıcı reçetelerden en çok etkilenen kesim işçi – köylü, emekli, ücretli çalışanlar, dar gelirliler, küçük esnaflar, küçük ve orta ölçekli işletmelerdir. IMF nerelere gelir? Ekonomisi dibe vuran ülkelere çağrılır. IMF akbabaya benzer. Kendi olanakları ile ayakları üzerinde yürüyene bir şey yapamaz. Ülkeler ekonomik anlamda el, ayak, kol gibi, bir tarafına felç- inme gelir yürüyemez duruma düşerse başını kaldırınca IMF’yi görürler. Kısaca gününü de görmüş olurlar. Sonrası Allah kolaylık versin. Elini kaptıran kolunu unutmak zorunda kalır. Kim IMF’ye karşı durur ve ülkesini o garabetten korursa o kahraman oluyor. Görevdeki iktidar, IMF adını kaldırarak bu kahramanlık unvanını toplumda yaymayı, hatta tepe tepe kullanmayı iyi becerdi.

Evet, IMF ile 68 yıllık dans ve 19 stand-by anlaşması sonlandırılırken, iktidar bir ara IMF’den borç almıyor, borç veriyoruz gibi ayakları yere basmayan balonlar uçurdu. IMF yerine öbür uluslararası kuruluşlara borçlandık. Borç sürekli büyüyor, alacaklı Ali idi, Veli oldu. İktidarın savunusu, “Borcun tamamı devletin değil özel sektörün” oldu. Peki, özel sektörün kefili kim? Devlet. Yani yoksul ve dar gelirli kesimler, ekonomik anlamda sopa yemeye devam ediyor. IMF gürgen sopayla döverken, öbür uluslararası kuruluşlar meşe sopasıyla dövdü. Yani yine ‘Varsılın kağnısı dağları aştı, yoksulun kağnısı düz yolda şaştı’

Biz IMF’ye yabancı değiliz. Her ne denli hükümet karşı olduğunu söylese de, son günlerde IMF adı çok duyulmaya ve ayak sesleri gelmeye başladı. İktidar öylesine zorda ki, seçim sonrasını bile bekleyemiyor. ABD Başkanı Trump’ın “Türkiye’yi ekonomik olarak mahvederiz” gibi haince tivitinin arkasında IMF gerçeği var ve o saatlerde IMF temsilcileri Ankara’da görüşme yapıyorlar…

Yeni Çağ Gazetesinden Ahmet Takan’ın emin olduğunu belirttiği kaynaklardan aktardığı bilgiye göre; “IMF heyeti, Türkiye’de temaslarını sürdürüyor. Türkiye’ye yardım göndermek için teknik çalışmalar yapılırken, IMF heyeti antlaşmayı seçimden sonra yapmakta kararlı. Seçim sonuçlarını görmeden IMF heyeti herhangi bir anlaşma yapmayacak.Eğer seçimlerden AKP istediği sonucu alırsa, o zaman 50 milyar Dolar kredi = borç serbest bırakılacak.Bunun için iç gelişmelere IMF özellikle dikkat ediyor. Öncelik seçim sonuçları, seçimlerde AKP’nin iyi sonuç alması.IMF bundan sonra anlaşma yapmaya yanaşıyor.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, ülkede ekonominin kötüye gittiğini öne sürerek, “…Bu ülkenin ekonomisi 1 Nisan’dan sonra Uluslararası Para Fonu’na emanet edilecektir. Ben daha önce de söylemiştim ‘bunlar, IMF ile görüşüyorlar.’ diye açıklama yaptı.

Seçim sonrasına kendimizi hazırlayalım, şok etki yaratmaması için açıklayalım : IMF kemer sıkma, ücretleri kısma, paramızın değeri düştü, stand by… gibi karabasan (kâbus) sözcükleri gene duymaya başlarsak şaşırmayalım. Başımızı kaldırınca IMF heyulasını göreceğiz, 1 Nisan şakası olmadığını, izleyen günlerde anlayacağız.

Peki, ya ülkemizi IMF’ye yeniden mahkum edenlere ne demeli, ne diyeceğiz??

 

 

2012 NOBEL EKONOMİ ÖDÜLÜ


Dostlar
;

ABD yine Nobel ödüllerini silip süpürdü deyim yerinde ise.

Bu arada 2012 Nobel Barış Ödülü’nün AB’ye verilmiş olmasını mutlaka kaydedelim. Böylelikle İsveç Karolinska Enstitüsü’nün poliiize oluşunun doruk bir örneğini daha gördük. Kestirimi zor olmayan birtakım ulusal lobilerin etkinliği tepelerde.
Yazık oluyor, bu ödül saygınlığını korumalı. “Rahmetli” Alfred Nobel‘in vasiyeti çiğnenmemeli. Orada konan ilkeler günün gerekleri ışığında güncellenerek korunmalı.

2012 NOBEL Ekonomi ödülüne gelince                   :

Lloyd S. Shapley ve Alvin E. Rothun çok değerli, nitelikli ve iyi niyetli olduklarından kuşkumuz yok. Kendileini içtenlikle kutlar ve emeklerini saygı ile selamlarız.

Ancak; bilim ve türevlerinden bu tür ödüller başlıbaşına bir soncul amaç / mit / fetiş değillerdir. Tüm insan çabaları gibi son çözümlemede araçtırlar..

İnsanın kişisel mutluluğunun, giderek barış içinde sağlıklı, üretken ve mutlu bir toplumsal yaşamın araçlarıdır. Başkaca bir yükümlemeye / işlevlendirmeye gerek yoktur. Bilimciler de kişisel doyumlarını insanları ve kollektif özne insan topluluklarını “sağlıklı, üretken ve mutlu” kılan katkıları üzerinden kendi profesyonel-bireysel doyumlarını sağlamalıdırlar.

Durum böyle olunca, bunca seçkin beyinin kuramsal düzlemde gerçekten çok değerli çalışmalarının somut yaşama yansımalarının sorgulanması kaçınılmaz oluyor.

Küreselleşen kapitalizm = Yeni emperyalizm neden içsel (doğasından kaynaklanan) dönemsel ve giderek sıklaşan-ağırlaşan bunalımlarından (krizlerinden) kurtul(a)mıyor?!

Küresel gelir dağılımı neden sınır (marjnal) düzeyde de olsa daha adil kılınamıyor?

Bu sorunsala koşut olarak yoksulluk (gerçekte YoksullaşTIRma!) neden hala 2 boyutta da yakıcılığını sürdürüyor? Dikey ve yatay düzlemde yayılan yoksullaşTIRma niçin denetim altına alınamıyor?

DB (Dünya Bankası) “yoksulluk sınırı” için

Mutlak (absolute) Yoksuluk < 1 $ / gün gelir

– Göreli (relative) Yoksuluk < 2 $ / gün gelir

lanetli denklemleri / tanımlarını sürdürecek mi?

Bu maskaralığa artık bir son vermek gerekmiyor mu?

IMF-DB İkilisi 1944’te Bretton-Woods Kurumları olarak yaratıldılar.
Dünyaya sunuş (Prömiyer) çok albenili idi : İkiz Kızkardeşler (Tween Sisters)..

2. Büyük Dünya Paylaşım Savaşı ardından acı dersler çıkarılmıştı ve uzun dönemli “istikrar” için sıkı yapılanmalara gidiliyordu. Ancak İkiz Kızkardeşler çok yaşlandı ve yıprandılar.. 68 yaşını bitiriyorlar bu yıl!

Dünya yangın yeri..  Üstelik seçkin IMF uzmanı Davidson Budhoo 30 yıl önce  haykırmıştı tüm dünyaya açık istifa mektubu ile..

Sonuç olarak; IMF-DB vb. türev kurum ve yapılanmalar güdümünde üretilenler büyük ölçüde pür / namuslu bilim olmayıp “postmodern bilim” karabasanıdır. Bu konuda yazdığımız kapsamlı makaleye  sitemizde aşağıdaki erişkeden (link) ulaşılabilir.

http://ahmetsaltik.net/postmodern-bilim-karabasani-nasil-basetmeli/

Çözüm   :  Büyük Atatürk‘ün gösterdiği hedeftir..

*    Sömürgecilik ve yayılmacılık (emperyalizm) yeryüzünden yok olacak ve yerlerine uluslararasında hiçbir renk, din ve ırk ayrıcalığı gözetmeyen yeni bir işbirliği ve uyum çağı egemen olacaktır.

“Bilgi  Asimetrisi” kuramı ile 2001 Nobel Ekonomi ödülü sahibi Prof. J. Stiglitz‘in Türkiye’de bir programda (NTV’de Mithat Bereket’e) kaydettikleri çok önemlidir :

Adam Smith’in Liberalizm kuramı doğrulanmamıştır..

Uğruna aklıcı ve örgütlü, uzun soluklu bir çaba gerekir. Prof. M. Chossudovsky ve
Prof. N. Chomsky’nin ortak söylemiyle,

DİRENİŞ KÜRESELLEŞTİRİLMELİDİR!

Sevgi ve saygı ile.
20.10.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net


2012 NOBEL EKONOMİ ÖDÜLÜ
Ödül, istikrarlı dağılım kuramına

Nobel Ekonomi Ödülü bu yıl istikrarlı dağılım kuramını geliştiren Lloyd Shapley ve piyasa tasarımı uygulamalarında verim artırıcı yöntemler geliştiren Alvin E. Roth arasında paylaşıldı.Lloyd S. Shapley: ABD vatandaşı. 1932’de ABD’de doğdu. Kaliforniya Üniversitesi’nde öğretim görevlisi.

 

Bu yılın (2012) Ekonomi Ödülü ekonominin şu temel sorularına yanıt veren çalışmalara verildi:

Farklı ögeleri birbirleriyle olabildiğince uyumlu bir duruma nasıl getirebilirsiniz? Örneğin öğrenciler nasıl bir dağılım ile giderecekleri okullara yerleştirilir?

Organ naklinde vericiler (donör), organa gereksinim duyan alıcılarla nasıl eşleşir?
Böyle bir eşleşme verimli bir hale nasıl getirilir? Hangi yöntemler hangi gruplar için yararlı olur? İşte Shapley ve Roth, istikrarlı dağılım konusunda soyut kuramdan
pratik tasarıma uzanan yolda bu sorulara yanıt oluşturdular.

Lloyd Shapley işbirliği ile ilgili oyun kuramından yararlanarak farklı uyum yöntemlerini inceledi ve karşılaştırdı. Uyumun istikrarlı olması için yeni yöntemler geliştiren Shapley ve ekibi Gale-Shapley algoritması adı verilen yöntemle ekonomiye yeni bir kavram kazandırdı. Shapley, belirli bir yöntem tasarımının, sistematik olarak piyasa kurumlarındaki taraflara nasıl yararlı olabileceğini ortaya koydu.

Alvin Roth, Shapley’in kuramsal sonuçlarının, önemli piyasaların işlerliğini etkileyebileceğini fark etti. Bir dizi deneysel çalışma sonucunda Roth ve ekibi, belirli bir piyasa kurumunun başarısının, istikrarlı olup olmamasına bağlı olduğunu kanıtladı. Roth daha sonra bu sonuçları sistematik laboratuvar deneyleriyle somut bir temele oturttu. Var olan kurumları yeniden tasarlayarak yeni doktorları hastaneleriyle, öğrencileri okullarıyla, organ bağışçılarını hastalarla buluşturdu. Bütün bu reformlar Gale-Shapley algoritması üzerine dayanıyordu.

 Alvin E. Roth: ABD vatandaşı. 1951’de ABD’de doğdu. Harvard Üniversitesi’nde öğretim görevlisi

Bu iki bilim insanı birbirlerinden bağımsız çalışmalarına karşın, Shapley’in temel kuramı ve Roth’un deneysel araştırmalarının bileşimi pek çok piyasada verimi arttırdı.

Özet olarak bu yıl ödül, ekonomi mühendisliğinin sıra dışı bir uygulamasına verilmiş oldu. (Cumhuriyet Bilim Teknik eki, 20.10.12)