Paylaşılamayan Atatürk!

Paylaşılamayan Atatürk!

Güngör Mengi
VATAN Gazetesi, 11 Kasım 2017
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Dün, 10 Kasım 2017’de vatanımızın kurtarıcısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, dahi asker ve devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ü aramızdan ayrılışının 79’uncu yıldönümünde büyük bir özlemle andık.
Saat 9’u beş geçe Türkiye’de çocuk- genç-yaşlı milyonlarca vatandaş saygı duruşundaydı. Yollarda, Boğaz köprülerinde araçlar durdu, insanlar dışarı çıktı, uçaklarda yolcular ayağa kalkarak saygı duruşunda bulundu.
O’na olan özlem giderek öyle arttı ki; ellerini açıp dua edenler arasında ağlayanlar vardı. Uluslararası haber ajansları “Türk milleti modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e saygısını gösterdi” şeklinde dünyaya yansıttılar bu görüntüleri…
Atatürk kendi döneminin tüm ünlü liderleri, komutanları arasında 21’inci yüzyıla geçen ve “ölümsüzlüğe uğurlanışının 79’uncu yıldönümünde” hala aynı sevgiyle, takdirle anılan tek liderdir.
Partilerin değil milletin!
UNESCO’nun “Eşsiz, benzersiz lider” olarak tanımladığı, birçok yabancı ülkede heykelleri, büstleri yapılan, liderlerinin bugün bile saygı duruşunda bulunduğu bu büyük devlet adamının bizim önderimiz olması ne büyük gururdur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmada
* “Birileri çıkmış biz Atatürk’e Atatürk dedik diye senaryolar yazıyor… Ülkemizin, milletimizin bu önemli değerini darbecilerin, vesayetçilerin, ruhu faşist, söylemi Marksist ve marjinal çevrelerin tekeline mi bırakacağız? CHP gibi bir partinin Atatürk’ü milletimizden kaçırmasına rıza göstermeyiz.” dedi.
* CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ise hemen “Atatürk’e ilk kez Atatürk demenizin nedeni 16 Nisan’dır… Yapılacak ilk seçim, dikta heveslileri ile Cumhuriyet sevdalıları arasındaki bir referandum olacaktır.” cevabını verdi.
Burada siyasetçilerin ve hepimizin unutmaması gereken nokta,
* “Atatürk’ün daha çok kime ait olduğunun” tartışılamayacağı, tartışılmaması gerektiğidir.
* Atatürk kimsenin ve hiçbir siyasi partinin tekelinde değildir,
bundan sonraki yüzyıllarda da olmayacaktır. 
Kürtçe ağıt
O, siyasi görüşü veya inancı ne olursa olsun bütün bir milletin Ata’sıdır, büyük önderidir.
Atatürk’ün izinden giden, O’nun ilke ve devrimlerine, inşa ettiği demokratik ülkeye sahip çıkanlar “bir parti” değil, “bir millet”tir, O’nun büyük bir mücadeleyle, askeri dehayla kurtardığı ve kurduğu ülkenin “takdir edebilen tüm vatandaşları”dır.
Bunu anlamak için her 10 Kasım’da, 9’u 5 geçe nerede bulunursa bulunsun derin bir saygıyla -O’nu anan milyonlara bakmak,
* Batman’da diz çökerek “Atatürk için Kürtçe ağıt yakan” lise öğrencisi genç kıza veya
* ABD’den gelerek Anıtkabir’i ziyaret eden, mozolesine çiçek bırakıp hayranlığını bildiren Amerikalı milyardere bakmak yeterli değil mi?
Bundan sonra Atatürk’ün adını siyasi tartışmalarla birlikte anmamaya özen göstermemiz gerekiyor.
O’nu hatırlamadığımız, takdir etmediğimiz bir gün bile yok;
* “laik, demokratik, çağdaş hukuk devletini korumak” bu takdirin en önemli ifadesi olacaktır.
==================================
Dostlar,
Teşekkürler değerli ve kıdemli yazar Sayın Güngör Mengi..
Sayın Mengi hep dengeli, ağırbaşlı, tutarlı bir çizgide kaldı..
Adının çevresinde bir saygınlık çerçevesi (halesi) oluştu böylelikle..UNESCO‘nun, 156 ülkenin oybirliği ile Atatürk’ümüzün 100. doğum yılına armağan olarak benimsediği metin örnek ve gurur vericidir :

O’na = kutsal emanetlerine sahip çıkmak ve Türkiye’mizi çağdaş uygarlık düzeyinin de ötesine taşımak, borcumuzu ödeyebilmek için tek yol! Türkiye gereğini yapacaktır. Nankör, takiyyeci, vefasız, maskeli Atatürk düşmanı, dinci – kinci… sefil yarasalara karşın..
10 Kasım 2017’de Anıtkabir’de gerçek anlamda bir izdiham yaşandı.. Ekim ayı boyunca ziyaretçi sayısı 985 bin olmuştu, biz Mozole’ye giremeyen onbinlerden biri idik. Salt 10 Kasım’da 1 milyon rakamının aşılmış olması çok olasıdır. Anıtkabir Derneği henüz son sayıyı yayınlamadı.

Sevgi ve saygı ile. 13 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Esrarengiz olaylar listesi

Güngör Mengi

Esrarengiz olay listesi (VATAN, 7.9.12)

Böyle olaylara “kader” demek, sabır göstermeyi kolaylaştırıyor olabilir.

Ama boşuna, kendimizi kandırıyoruz.

Dün TV’lere uzman görüşünü açıklayan bir emekli general (Haldun Solmaztürk) Afyonkarahisar’da yaşanan facianın kötü şans değil kötü seçim olduğuna birçoğumuzu
ikna etti.

O sırada olay yerinde bulunduğu için “nöbetçi bakan” işlevi ile konuşan Orman Bakanı Veysel Eroğlu olayın kesinlikle kaza olduğunu iddia etti.

Açıklamasının sonunda askeri ve sivil makamların soruşturma yaptıklarını eklediğine göre mühimmat deposunda 25 askerimizi şehit eden patlamanın “kesinlikle kaza” olduğuna
acaba neye ve kime dayanarak hükmetti, cevabı yok!

Oysa askeri uzmanlar, kaza ihtimali ne kadarsa sabotaj ihtimalinin de o kadar geçerli olabileceğini söylüyorlar.

Çünkü el bombaları depoda patlamaya hazır durmuyor.

Fünyeler takılı olmadığı için patlama riski yok.

Nitekim patlamamış bir el bombasını yerden alıp canlı yayında gösteren NTV muhabiri aşırıya kaçsa da akılda kalacak bir şovla bu gerçeği anlattı.

Can alıcı bir başka soru da cephanelikte yapılan çalışmanın niçin geceye sarkıtıldığı, günün yorgunluğu üstüne acemi erlerin niçin böylesine dikkat isteyen bir işe koşulduğudur?

Olayın sabotaj olup olmaması ancak ölümlerin sebebini değiştirir.

25 Mehmetçiğin teröre değil kazaya kurban gitmesi, sorumluları teselli mi edecek?

Maalesef öyle bir noktaya geldik.
Uludere faciası ve Suriye açıklarında F-4 uçağımızın düşürülmesi olaylarını örten karanlığın aydınlanmasını beklerken listeye yeni bir esrarengiz olay eklendi.

Açıklanamayan olayların artması ülkenin iyi yönetilemediğine işaret eder.

Demokrasilerde bunun bedelini sorumlusu öder.

Kimsenin korkudan eleştiremediği iktidarların hüküm sürdüğü ülkelerde ise kanıyla, canıyla halk öder!

Demokrasi bizde de işlesin artık!

Yargı namus borcunu ödesin…

ÖSYM gıdım gıdım üretilen itibarın birkaç yıl içinde nasıl yok edilebileceğine
ibretli bir örnektir!

İki yıl öncesine kadar itibarın ve güvenin kalesi olan ÖSYM bugün hilenin,
istismarın ve hak gasbının panayırı olarak anılır hâle gelmiştir.

Kurum son olarak avukatların girdiği Hâkim ve Savcılığa Geçiş Sınavı yaptı.

Soruların çalındığı veya sunulduğu o kadar pis bir biçimde sırıtıyordu ki,
sınav iptal edildi.

Sınavın tekrarlanması, haksızlığı giderip kurumun sıfırlanan itibarını geri getirecek mi? Elbette hayır.

Çünkü artık Ali Demir’in yönetimine çürüyen güvenin geriye kazanılması mümkün değildir.

Üstelik bu kötü şöhret sadece ÖSYM’yi değil, adına sınav yapılan kurumları da lekeliyor.

Sınavı iptal etmek yeterli değildir. Yargıç ve savcıların böyle hileli seçildiği yerde kim adalet umabilir?

Hileli sınavın suçlularını bulup cezalandırmak, yargının namus borcudur.
(VATAN, 7.9.12)