Uğur Dündar : Kayınpeder-enişte rüşvet var bu işte!


Kayınpeder-enişte rüşvet var bu işte!

portresi

Uğur DÜNDAR
SÖZCÜ, 13.12.14
Oktay Ferşat, alacaklı müteahhitlerle buluştu ve gündemi sarsacak bir iddiayı ortaya attı:

Sağlık Bakanlığı’nın 2 numarasına 100 bin lira verdim. Anlatırsam, hükümet düşer

Sevgili okurlarım,

SÖZCÜ’nün “KAYINPEDER ENİŞTE ÇOK PARA VAR BU İŞTE” manşetiyle gündeme getirdiği 112 Acil Servis İstasyonları skandalı, hükümeti sarsacak düzeye ulaştı.

Bilindiği gibi AKP Milletvekili ve aynı zamanda Başbakan Erdoğan’ın siyasal başdanışmanı olan Yalçın Akdoğan’ın eniştesi Oktay Ferşat’la (Muhammet Zahid Ferşatefendioğlu) Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın kayınpederi olan Ali Yüksel yurt çapında 4 bin adet Acil Servis İstasyonu inşa etmek için kolları sıvamışlardı. Oktay Ferşat’a ait Ferşat Group işi üstlenmiş, Ali Yüksel de
bu büyük projenin Genel Koordinatörü olmuştu.

Bakanlığın tavsiyesi!

Ancak müteahhitlere yapmaları gereken ödemeler gerçekleşmeyince
mağdurlar bize başvurmuşlar ve dolandırıldıklarını iddia etmişlerdi.

Ferşat Group’la bir protokol imzalamadıklarını ve bu nedenle inşaatı biten istasyonların kabulünü yapmayacaklarını açıklayan Sağlık Bakanlığı da mağdurların savcılıklara suç duyurusunda bulunmalarını önermişti.
Bakanlık ayrıca Ferşat Group’a ön olurun nasıl verildiğini belirlemek için soruşturma başlatmıştı.

Müteahhitlerin iddiasına göre 112 Acil servis işinde dönen para 60 milyon lira dolayındaydı.

Mağdur müteahhitlerden bazıları suç duyurusunda bulunmaya hazırlanırken, Oktay Ferşat ve Ali Yüksel’in çağrısı üzerine son kez buluşup görüştüler.
İşte yılın rüşvet skandalı da bu toplantıda ortaya çıktı.
Elimizdeki görüntü ve kayıtlara göre toplantı sırasında Oktay Ferşat dinleyenleri şoke eden rüşvet itirafında bulundu.
İşte Oktay Ferşat’ın “hükümeti deviririm” diyerek yaptığı yılın rüşvet itirafları:

* * *

Üçüncü kişi: Şimdi bakan dese ki…
Kayınpeder: Teslim alıyorum dese, mesele bitti.
?: (Kim olduğu anlaşılamıyor) Toplayın bütün müteahhitleri, ben sizin üstünüzün altınızın… Ben bu konuda böyle düşünüyorum. Gidelim beraber basın açıklaması yapalım. Ne istiyorsunuz gidip söyleyeyim. Açıklayayım.
Ne diyorsanız yapayım, benim teklifim şu…

Sponsorlarım hazır

Dördüncü kişi: Bak 10 bin lira borcum var diyorum bir adama. Şimdi adam şuradan geliyor. Sen çıkarsan da bu adama 2 bin lira versen… (Burada ne dediği anlaşılmıyor) Anladın mı? Abi sen bunu yap önce…
?: (Kim olduğu anlaşılamıyor) Bak bir dakika Ahmet. Ahmet bak, sana bir şey söyleyeyim mi?
Enişte: (…) Benim şu anda müteahhitten aldığım teminat da bu işin içindeyken, param da bu işin içinde. Bütün hesaplarım açık. Bunları sen istediğin gibi topladın, bir araya gelin şey yapalım. Şikayet ettiler zaten. Onlar da bakıyorlar, ediyorlar. Benim şu anda yapmam gereken sponsorum hazır.
Hala hazır, ben şu anda bir işbirliği yaparsak bir anlatabilirsek. Ufak tefek de bir iki dosya gönderirsek deriz ki; ‘bak kardeşim böyle değil.’ Zaten şu anda Uğur Dündar soruyor. Diyor ki o ki öyledir, niye senin valin açtı. O ki öyledir, niye sen buna cevap vermiyorsun? Binanın içinde senin personelin oturmuyor mu?
Ali Yüksel ile Oktay Ferşat’ın ekibi var onun içinde, diye soruyor. Bu bizim için bir avantaj, biz bir haksızlığa uğradık.
Kayınpeder: Sözcü dünkü veya evvelsi günkü gazetesinde ‘sahte’ diye verdi. Şimdi diyor ki ‘bu şeyler bu belgeye dayanıyor.’
Enişte: Dolayısıyla Ahmet abi şu anda kızmak bize bir şey getirmez.
Bizim yapmamız gereken, ben zaten gece gündüz çalışıyorum koşturuyorum. Yukarılara haber gönderdim. Kayınpeder Ankara’da yatıyor kalkıyor. Enteresan stratejiler yapıyorum. Gazetecinin bir tanesine ‘Bakanla alakalı açıklama yapacağım, bak yeter canımı sıktı’ diye her türlü nazik nazik yapıyorum.
Ali hocamız hepimiz bir yerlere yapalım. Açıklama… Açıklama bir şey değil.
Ben Ali hoca ile giderim bugün bir yerlere kardeşim var ya Başbakan’a gönderdim şu adamla da şu dosyayı gönderdim… Ama derler ki… Başbakan sana söylemediler mi… Şu dosyanın içinde senin şu adamın. Bakanın benden rüşvet alıyor, niye buna müdahale etmedin… İki aydır dosyası senin elinde… Herkesi sıkıntıya sokarım. Ben kendimi aklarım. Ali hocayı da çıkarırım. Rezil kepaze ederim hükümeti, düşürürüm. Ama bunların hiçbir tanesiyle bize para gelmez. Hiçbir lira gelmez.

‘TAMAM BU İŞİ İMZALAYACAĞIM’

Kayınpeder: Çünkü Sağlık Bakanlığı da bir hükümet. Aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık.
Enişte:

  • Sağlık Bakanlığı benden 100 bin lira rüşvetin parasını aldı. Aldı…

Ben bayrama 300 TL ile girdim.

  • Sağlık Bakanlığı’na ben arabamı, altın bozarak
    Sağlık Bakanlığı’na ben 100 bin lira rüşvet verdim.

Ve bana bakanın sponsoru seçim bölgesinde. Edirne bölgesinde 40 trilyonluk (eski parayla) bütçeyi bana yükledirler, benden taahhüt aldılar. Bunu sen ödeyeceksin tamam mı? Taahhüt ettim.

  • 100 bin lirayı benden alan Sağlık Bakanı’ndan sonra ikinci adam M.M. (Adı bizde saklı. U.D.)

Üçüncü kişi: M.M… ‘Tamam bu işi imzalayacağım’ dedi mi?
Enişte: Dedi… Bak abi onu diyorum sana işte. Başbakan’a sunduğum dosyayı bir okur musun? Başbakan’a bunları gönderdim. Yazıyor orada. Rüşvet aldığı, her şey yazıyor. Bakın gittik, Çarşamba günü bu işin şeyini almaya. İmza almaya gittik. Efendim Yalçın şöyle dedi, Yalçın böyle dedi…

  • Burada iki tane büyük oyun var. Bunlardan bir tanesi Cemaat
    Şu anda Sağlık Bakanlığı da Cemaatle yönetilen bir kurum.

Cemaate karşı en önemli koz, şu anda biziz. Cemaatin hükümette yaptırım kozu biziz. Biz niye üç kağıtçı olduk abi? Yaptığımız binaların imzalarını vermediler diye. İmzaları verselerdi bizim Sağlık Bakanı ile bir problemimiz olur muydu? Benim Ahmet’e borcum olur muydu? Olmazdı. Şimdi sponsorum hazır, alacağım vereceğim. Onlar da bende. Sponsor hangi tarihte, ne ödeyeceğini taahhüt etmiş bana. O da bende. 200 tane 25 gün içinde…. 25 gün dün doldu. 200 tanenin parasını ödeyecek bize adam… 40 küsur trilyon para ödeyecek bize adam. Dolayısıyla, şimdi ne biliyor musun burada… Ali Yüksel kim? Suat Kılıç’ın kayınpederi. O’nu kullanıyorlar. Ben Yalçın Akdoğan’ın eniştesiyim diye bu adamlar bize imza atmadı. Niye rüşvet vermedik onlara… İki, Sağlık Bakanlığı’nın arkasında kesinlikle cemaat, Yalçın’ı kullanmak bitirmek için beni şey yapıyorlar. Bak şimdi Sağlık Bakanı’nın ikinci adamı bana teklif etti. Dedi ki ‘Oktay sana haksızlık yapıldı, bunların hepsi bende şahitli belgeli’ dedi. ‘Sana bu yanlışı N.T. (Adı bizde saklı U.D.) yaptı. Git N. T’yi tokatla,
ben sana Sağlık Bakanlığı’nda bu işi hemen çözeceğim. Sana şeref sözü veriyorum, istediğin kadar iş vereceğim.’ Ben bunları açıkladım televizyonda. Niye tokatlatacaklar biliyor musun? ‘Yalçın Akdoğan’ın eniştesi N.T.’yi tokatladı.’ Bir sürü oyunun içindeyiz. Bizi kullanıyorlar şu anda.
Bizim en büyük kozumuz ne biliyor musun sen ve ben. Millet…

‘BİZİ KİMSE ARAMADI’

Kayınpeder: Serinkanlı olarak bu işlerin üzerini çizeceğiz.
Üçüncü kişi: Peki Başbakan’a sundun bu rüşveti falan…
Enişte: Bizi kimse aramadı, görmedi…
Kayınpeder: Başbakan şu anda İsrail ile savaşıyor; Amerika ile savaşıyor; Cemaatle savaşıyor. Bütün işleri bırakacak da…
Yalçın ne diyecek?
Enişte: Eline geçmemiştir bile… Ben Yalçın’a 15 gündür bizatihi babayı görevlendirdim, Başbakan 21 ili mi ne açıkladıydı ya Cuma günü müydü ne… Yalçın o yazıyı okudu, daha dosyayı inceleyemedi. Anla yani… 20 gündür
o baba hasta adam oğlum ne yaptın okumadın mı diye… Bekliyorum bakalım, Yalçın bize ne diyecek.. Yalçın bize bir şey desin, biz ondan sonra ne yapacağımıza bakalım. Bana diyecek ki,‘Ne haliniz varsa görün…’ Öyle mi… Hükümetin yıpranmasını umursamıyor musun? Ben diyeceğim ki Başbakan’a, ‘Ben dedim kaynıma… Bu dosyayı da eline verdim. Okudu bunları. Babam verdi eline ve bunları takmadı.’ Karadeniz bölgesinde kimse seçimler için bizimle ters düşemez… Benim babam orada ciddi bir alimdir… ‘Yok’ desin, kimse oy vermez. Onun için de önemli bir kitlenin önünde benim babam. Üç gün sonra bizi Tayyip çağıracak… Diyecek ki ‘Bu işler niye bu duruma geldi?’ Diyeceğim ki , ben bakanla uğraştım, şuna rüşvet verdim buna verdim. Benim anamı ağlattılar. Ben bütün süreçlerden geçtim. Başbakan’ın bütün arkadaşlarına gittim. Dediler ki bana ‘Senin kayınbirader oradayken. yanlış olur bizim Başbakan’a gitmemiz…’ Ben de cuma günü kayınbiraderin eline dosyayı verdim. Verdi baba yani. Bitti. Şimdi iki gün bekleyelim, bu arada müteahhitlerle buluşalım. Müteahhitler de doğruyu bilmeli. En büyük kozumuz bu Ahmet abi, beni sevmeleri benim onları sevip sevmemem önemli değil. Ben bu adamlara teklif ettim: Müteahhitlere parasını verin ben başka bir şey istemiyorum. Alın bu işi başka birisine verin. Beni bu işten azad edin gideyim… Yapmadığım teklif kalmadı. Bu konuda bir canım kaldı yani vermediğim.

Engel oluyorlar

Hiçbir konuda suçum yok. 59 tane müteahhit bir araya geldiğimizde hakkımızı arayacağız. Yalan, iftira, yanlış yapmaya gerek yok. Sen yapmadın mı Adana’yı? Seninki belediye, seninki beş taneden bir tanesi. Ama bunların %99.5’i her gün sağlık il müdürleriyle yemek yiyen müteahhit… Onun için biz birlikte
hareket edersek, hükümet bizi şey yapar. Niye sana diyor ki ‘Sen Oktay’ı ver mahkemeye.’ Niye biliyor musun abi? Bakanlığı para ödemekten kurtarmak için. Şimdi sen benim sponsorum engel oluyorsun. Müteahhidi üzerime çekiyorsun, yaptığım binada da oturuyorsun. Oktay üçkağıtçı, atın bunu içeri. Atsınlar. Ben bu kağıtlarla ifade verir, üç gün sonra çıkarım. Ama ne olacak biliyor musun, bakanlık para ödemekten kurtarmak için. Olan yine senin parana olacak. Yani senin paran gidiyor şu anda. Şu anda 40 trilyon param var.
Şu anda toplam müteahhitlere 6-7 trilyon borcum var veya yok.
Yaptığım inşaatlara bugün fatura kessem, 70 trilyon alacağım var hakedişlerim var. Onda biri yetiyor, Ahmet abi gibi 50 adamı kapatıyor.

* * *

Sevgili okurlarım,

Dediğim gibi bu konuşmaların görüntü ve kayıtları elimizde mevcut.
Bunları savcılığa teslim etmeye hazır olduğumuzu belirtiyor ve Ferşat’la Yüksel’e bir kez daha “hodri meydan” diyoruz.


Kurdeleyi Vali’ye kestirdiler

Spor Ba­ka­nı Su­at Kı­lı­ç’­ın ka­yın­pe­de­ri Ali Yük­sel ile Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­ın Baş­da­nış­ma­nı Yal­çın Ak­do­ğa­n’­ın eniş­te­si Ok­tay Fer­şa­t’­ın or­tak ol­du­ğu Fer­şat Gro­up ta­ra­fın­dan yap­tı­rı­lan 112 acil ser­vis is­tas­yon­la­rın­dan 5’i An­tal­ya­’da hiz­me­te gir­miş­ti. İs­tas­yon­la­rın kur­de­le­le­ri­ni dö­ne­min Va­li­si Ah­met Al­tı­par­mak kes­miş­ti.

ALLAH CEZANI VERECEK ESMA

Dostlar,

Rifat Serdaroğlu’ndan gene nefis bir yazı…

Sevgi ve saygı ile.

Ahmet Saltık, www.ahmetsaltik.net

================================================================

ALLAH CEZANI VERECEK ESMA

RİFAT SERDAROĞLU

rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu

Kız Esma kurşunlara gelesin, yataklara düşesin, sütün kesilsin, tez zamanda
menopoza giresin, sürüm sürüm sürünesin inşallah…

Sen kim, Siirt’in Tillo geleneğinden Sahabeden Seyyide Hatun’u üzmek kim?
Kendine gelsene sen bakayım!…

Ablan sana kalbini açtı, seni yüreğinin içine koydu, nasıl unutursun bunları?
Sana, “kısır”, “humus” yapmayı, küçük parmak kalınlığında yaprak sarması sarmayı,
kırlent işlemeyi kim öğretti kız gözü kör olasıca, söyle bakayım kim öğretti ?…
“O İngiliz Anacığın, babacığın, kardeşin, gelinin, çocukların Türkiye’ye geldiler de,
onları kim ağırladı? Ellerini soğuk sudan- sıcak suya mı soktular? Yedikleri önlerinde,
yemedikleri arkalarında değil miydi? Senin hatırına onları Eyüp Sultan Hazretlerinin Türbesine,
oradan Kiliselere ve bizim Fettah’ın otellerine götürmedik mi? Beş kuruş harcattık mı onlara?
Bikinilerle, mayolarla denize girdiler de ses mi çıkardık a gagalak!

Türkiye’nin gururu, “Sivil Toplum Örgütleri ve Kalkınma” (Deniz Feneri gibi) konusunda mastır yapan biricik kerimemiz Sümümüyyemizi, arkadaşlarıyla birlikte Şam’da sen ağırlamadın mı?

Kız, sen ne hayırsızmışsın be!…

Kocan olacak o diktatör bozuntusuna; “Esma beni arasın” demiştim.

“Döncem ben O’na” dediğin halde dönmedin.

Ben de mahalleliye, ‘Esma kızım beni mutlaka arar’ demiştim, rezil oldum yani.
Halbuki sana zor bir şey mi teklif edecektim? ‘Al çocuklarını gel. Vatanını, kocanı,
sevdiklerini terk et, burada bizimle ve benim korumamda yaşa’ diyecektim.

Gerçi çok zengin değilim amma, hatırlı dostlarım var. Benim çocuklarımı da zaten
onlar okuttu, biz beş kuruş harcamadık. Seninkileri de okuturdu Remzi abi, ne olurdu sanki
ha bir eksik, ha üç fazla ne fark ederdi ki?

Zaten, İstanbul’da 6 tane havuzlu villa var, çocuklarda artık bizimle oturmak istemiyorlar.

Hamdolsun işleri gayet iyi. Tayyip, pardon, Allah; “Yürü ya kulum” dedi,
bizimkiler koşturuyorlar maşallah. Beraberce geçinip giderdik işte..

Vatan ne ki, cep dolu olunca her yer vatan değil mi?
Esed’ın (kusura kalma Esad deyince, benimki kızıyor) sonu belli.
Obama, benimkine söylemiş. Sonu aynen Kaddafi gibi olacakmış!…
Aradan biraz zaman geçsin seni, ben kendi ellerimle başgöz ederdim kız Esma.
Neleri kaçırdın bir bilsen..”

===================================
Alman Basınından;

Almanya Şansölyesi Merkel, tatile güvenlik sebebiyle, kendisine tahsis edilen devletin uçağıyla gitti. Kocası, (kişisel işleri için, eşinin yanında bile devlet uçağını kullanamayacağı için) özel havayollarından en ucuz bileti seçip sonradan karısının yanına gitti !..
(Manyak mı bunlar abicim?…)

==========================

ÇOK ASİL BAKAN

İki Türk Kızı, olimpiyatlarda tüm ülkelerin yarışmacılarını kendi güçleriyle
geride bırakıp, birinci ve ikinci oldular.

Milletçe bayram ediyoruz.

Kızlar daha sevinçlerini yaşayamamışlar. O sırada kalabalığın arasından
biri elinde telefonla kızlarımızın arkasından koşturuyor;

“Başbakanımız telefonda, Başbakanımız Telefonda..” diye bağırıp duruyor.

Kim bu diye bakarken, bu kişinin T.C. Devleti’nin bir Bakanı olduğunu üzülerek görüyorum.

Hani, biri kendini “Şeyhülislam” ilan edip, aynı evde ve aynı anda üç kadınla yaşıyordu ya,
sonradan T.C. Başbakan’ının danışmanı olmuştu.

İşte bu kişinin damadı Bakan Suat Kılıç idi koşuşturan.

Hani Ankara’da garibanın evini ucuza kapatıp villa yapan uyanık vardı ya, hah işte O…

Aklı sıra Başbakan’ına yaranacak ya!..
Bu arada T.C. Bakanı sıfatı, devletin gelenekleri,
kişinin onuru yerlere düşmüş, kimin umurunda…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 13 Ağustos 2012

AKP’den Düşük Profilli 20 Temmuz Kutlaması / Low profile celebration for July the 20th by AKP-JDP

20 Temmuz 1974.. 28. yıl.. AKP, MUTLU BARIŞ HARKATI kutlamalarına salt 1 TBMM Katip üyesi gönderdi.. Ulusal davalara sahip çıkma anlayışı bu düzeyde.. Çok yazık..
Orhan Birgit
obirgit@e-kolay.net
20 Temmuz 2012 – Cumhuriyet

Düşük Profilli 20 Temmuz Kutlaması

Dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ü, Başbakanı Bülent Ecevit’i, Başbakan Yardımcıları Necmettin Erbakan’ı, Orhan Eyüpoğlu’nu, Dışişleri Bakanı Turan Güneş’i, Milli Savunma Bakanı Hasan Esat Işık’ı, Genelkurmay Başkanı Org. Semih Sancar’ı, Kara Kuvvetler Komutanı Nurettin Ersin’i,
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan’ı ve Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Emin Alpkaya’yı kaybedeli yıllar olmuş. Kıbrıs Türklerinin efsane lideri Denktaş’ı da geçen yıl sonsuzluğa uğurladık. Soykırıma uğrayan Türkleri kurtarmak için 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs’a çıkan
Silahlı Kuvvetlerimizde görev yapan kaç subay, astsubay ve Mehmetçik hayattadır?

Bilen var mı?

68 general ve amirali Silivri yargılaması gerekçesiyle, üstelik ucu açık bir şekilde tutuklanmış olan Ordumuzun Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki ilk denizaşırı görevi için, oybirliği ile karar alan Türkiye Büyük Millet Meclisi, kendisini 20 Temmuz Kurtuluş Bayramı’nda bir tek kâtip üye ile temsil ettiriyor!

Dün KKTC internet sitelerinde AKP Milletvekili Mustafa Hamarat’ı KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun konutunda gösteren fotoğraf karesini izlerken burnumun direğinin sızladığını fark ettim.

Anavatan Türkiye, “Mutlu Barış Harekâtı”nın 37. yıldönümü kutlamalarına böyle düşük profilli
bir temsil ile mi katılacaktı?

37 yıl önce, 19 Temmuz’u 20 Temmuz Cuma’ya bağlayan gece yarısında Silahlı Kuvvetlerimizin Girne’den yapacağı çıkarmada rahmetli Rauf Denktaş’ın çektiği heyecanlı bekleyişi, London Daily News’in Ortadoğu muhabiri Harry Scok Gibson “Kıbrıs’ta Soykırım” adlı kitabında nasıl anlattığına bir iki ay içinde yayımlamayı umduğum “Kalbur Saman İçinde” adlı kitabımda şöyle değiniyorum:

… Ama büyükelçimiz ve Denktaş, yerel saate göre hareket etmişler ve 06.30 olarak hesap edilen çıkarmanın başlangıç saatinden bir saat önce alarma geçilmiş. Kulağı Ankara radyosunda olan
Rauf Bey, beklediği haberi alamayınca da haklı olarak telaşlanmış, “anavatan bu kez de caydı” diye düşünmüş.

O sırada da ada üstünde gecenin sessizliğini delen uçaklarımızın sesi duyulmuş Denktaş’ın 19 Temmuz 1974’te yaşadığı o saatleri, Kıbrıs Türk toplum yönetiminin dışilişkilerinden sorumlu Nail Atalay, şöyle anlatır:*

“O gece saat 22.30 sularında ofise gelen Türkiye Büyükelçisi (Asaf İnan) ve eşi, Denktaş’la
kahve içtiler ve sonra ayrıldılar. Daha sonra, evime giderken, Denktaş’ın BM Genel Sekreteri’ne gönderilmek üzere hazırladığı bir mektubu teleksle iletmesi ricasıyla büyükelçinin evine götürdüm. Büyükelçi robdöşambrını giymiş, elinde purosu kapıda belirdi.

‘Bu nedir?’ diye sordu. BM’ye yeni atanan Kıbrıs Rum temsilcisinin Türkleri temsil etmediğini bildiren bir yazı olduğunu söyledim. Sonra hemen yanındaki kapıdan bürosuna geçti.
Kısa bir süre sonra tekrar geldi.

‘Oku bana’ dedi. Okuduğumda titrediğini fark ettim. Mektubu elimden aldı.
Buruşturdu. ‘Şimdi buna gerek yok’ dedi.
Türk Ordusunu kastederek ‘Niçin, geliyorlar mı?’ diye sordum. Cevap vermedi.
Bunun yerine bana bir soru sordu:
‘Denktaş nerede?’
‘Uyuyor.’
‘Ona kendisini görmeye gelebileceğimi söyle’ dedi.
……….
Denktaş’ın ikametgâhına döndüm ve hizmetçiye O’nu uyandırmasını söyledim.
Aşağıya mayo giymiş olarak geldi. Büyükelçinin söylediklerini kendisine aktardım.
Sırrın bana da açıklanacağını umarak ‘Şifreli bir mesaj olabilir’ dedim.
Ama Denktaş, yanımdan ayrıldı ve yandaki kapıdan bürosuna geçti.
Kısa bir süre sonra, büyükelçi telefonla Denktaş Bey’i aradı ve bir görüşme gerçekleşti.

Konuşulanlara kulak misafiri olmak için ölüp bitiyordum, fakat dinleyebilmem imkânsızdı.

Sonra Denktaş, yüzünde büyük bir gülümseme ile parmaklarını şaklatarak ve dans ederek
bürosundan çıktı. Çok neşeliydi.

‘Neler oluyor?’ diye patladım.

‘Lütfen yolumdan çekil. Çok sıkıştım!’ Bu, ondan alabildiğim tek şeydi.
Sonra, bana ‘Türk Büyükelçiliği’ne gidiyorum. Ben dönene kadar burada kal.’ dedi.
15 dakika sonra elinde bir viski şişesi ile döndü. Bekleme odasında, benimle beraber,
yürütme kurulundan üç üye vardı. Bizleri, bürosuna davet etti. Şişeyi, masasına koydu,
o zamanlarda yanında taşıdığı tabancasını çıkardı ve viskinin yanına sürdü.
Saat gece yarısını geçmişti ve tarih 20 Temmuz’du.”
***
Ne yazık ki birçoğumuz için günümüzde bir şey ifade etmeyen; hatta Ertuğrul Kürkçü gibi
kimi BDP milletvekillerinin “Türkiye Kıbrıs’ta ne arıyor?” diye sormasına
yol açan 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı’ndan küçük bir anı demeti…
Ne yazık ki, bugünkü AKP iktidarı, Kıbrıs Türk’ü ile ilişkisini her bakımdan gevşetmektedir.

2012’de Londra’da yapılacak olimpiyatlarda, KKTC’nin değilse, Kıbrıslı Türk sporcuların olsun katılmalarını sağlamak üzere, Britanya Kıbrıslı Türkler Derneği Başkanı Çetin Ramadan,
Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı Jacques Rogg’e bir mektup yazarak

“Bize yardımcı olunuz..” çağrısını yapmış.

Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç ile Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı
Prof. Uğur Erdener, gecikerek de olsa üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeliler.