Türkiye’nin İdlib açmazı

Türkiye’nin İdlib açmazı

Ali Er

E. Tuğgeneral
Cumhuriyet
, 26 Şubat 2020

Türkiye’nin Suriye’de “Esat gitsin” takıntısına kilitlenmiş politikaları Rusya ve ABD duvarına çarpmak üzere. Türkiye, Esat’ın gideceğine öylesine inandı ki; geçici de olsa “cihadi” örgütlere en hafifinden hoşgörü gösterdi. Tamam, Esat gitsin de sonrası hiç hesaplanmadı mı? Anlaşılan hayır.”

Suriye’de rejim güç kaybettikçe IŞİD hortladı, PKK/YPG palazlandı, Türkiye hem ateş sarmalının parçası oldu hem de Rusya’ya “sıcak denizlere inme” hedefini altın tepside sundu. ABD’yi ise Ortadoğu’da bağımsız Kürt devleti kurma hedefine yaklaştırdı.

Türkiye’nin stratejik hatası ABD, Rusya ve İran’ı yeterince denkleme dâhil etmemesidir. Hesaba katmış olsa Rusya’nın dibimizde Doğu Akdeniz’de kalıcı olarak yerleşmesini ister miydi? Eninde (AS: önünde) sonunda İran ile karşı karşıya kalma riskini görmemesi mümkün mü? Rejim zayıfladıkça Irak’ın kuzeyinde güçlenen PKK’nin Akdeniz’e doğru terör koridoru için fırsat kolladığını görmemek içinse kör olmak gerek.

Bu süreçte Putin, Suriye’de başından beri Türkiye’ye karşı “anlayışlı!” bir tutum izledi. Bunun karşılığında Suriye’de Mehmetçik şehit oldu, Rusya stratejik hedeflerini kazandı, Rejim güçlendi, ABD hamiliğindeki PKK/YPG palazlandı.

Basitçe hafızamızı tazeleyelim. Türkiye’nin siyasi hedefi özetle neydi? Bölgeden göçü önlemek, istikrar ve güvenliği sağlamak, sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek ve sonunda barış ve huzuru getirmek…

Bu amaçla Fırat Kalkanı Harekâtı başladı, Rusya hava sahasını açtı. Kara kaşımıza kara gözümüze mi? Tabii ki Hayır.

Fırat Kalkanında, Cerablus’tan giren Türkiye’nin askeri hedefi Afrin, Telafar ve Münbiç bölgesi olması gerekirken El-Bab›a yöneldi. IŞİD’in yenilmezlik efsanesi yıkıldı. İyi de kazanan kim oldu? Rusya elini kolunu sallayarak Afrin’e yerleşti, hem de PYD’yi kanatları altına aldı. Esat da El-Bab güneyinden hiç çatışmadan Fırat kıyısına ulaştı, umutlandı ve toparlanma fırsatı buldu. Buna karşılık El-Bab’da 71 şehit verdik, onlarca tankımız imha edildi. Rusya ise sadece anlayışlı bir tutum sergiledi! Üstelik Münbiç varoşlarında Rusya, merkezinde ise ABD bayrakları gölgesinde PKK/YPG güçlendi. Türkiye’nin adeta eli kolu bağlandı.

Zeytin Dalı Harekâtı’nda baktılar ki IŞİD’in başına El-Bab’da ne geldiyse Afrin’de de PKK’nin başına gelecek. Afrin’den PKK/YPG apar topar Fırat doğusuna çekilerek tahkimata ağırlık verdi. TSK, Zeytin Dalı Harekâtı’nda elde ettiği göz kamaştırıcı askeri zaferden sonra Münbiç’e yönelik başarıdan faydalanma harekâtıyla; hiç olmazsa Cerablus, Afrin, Elbab ve Menbiç’i içine olan operatif bir bütünlük sağlamalıydı. Böylece Türkiye’nin siyasi hedefleri çerçevesinde insanlara güvenli bölge sunulsun ve barış ve istikrar umutları yeşersin.

Elde var sıfır

Bu arada ABD’nin PKK/PYD’ye binlerce TIR’lık silah teçhizat desteğine Rusya’dan ciddi bir ses çıkmadı. Ne oldu? Afrin’den sonra Türkiye’nin başına İdlib belası sarıldı. Türkiye İdlib’de aylarca on iki gözlem noktası tesis ederken, Rusya Lazkiye, Tartus deniz ve Hımeymin hava üslerine hiç çatışmaya girmeden en az maliyetle yerleşti ve güçlendi.

İdlib’de cihatçı artıklarının Türkiye’nin başına sarılması yetmemiş gibi Türkiye’nin olası yeni göç dalgasına tedbir alması gerekirken Barış Pınarı, Rusya ve ABD’nin cesaretlendirmesi ile başladı. Sonuç mu? Telafar’da Rusya’nın korumasına bırakılan PKK, Fırat’ın doğusunda da sınırımıza yakın bölgede de Rusya korumasına girdi, güneyde ise hamisi ABD ile kök salıyor. İyi de ABD’nin gözetim ve desteğinde PKK/YPG’nin Fırat’ın doğusunda tahkimat yapmasına, yeniden teşkilatlanmasına en modern silah ve teçhizatla donatılmasına neden fırsat verildi ve hâlâ sürüyor, Soran yok.

Sonuç olarak; bugün Türkiye’nin siyasi hedeflerinden gerçekleşen var mı? Yok. Üstelik 4 milyon Suriyeli içimizde bir o kadarı da sınıra dayanmış. İki yüzü aşan şehidimizin ardından hâlâ şehit haberleri ile diken üstündeyiz; 40 milyar doları bulan maddi kayıplarla ekonomide “elde var sıfır”…

Neden? Çünkü Rusya ve ABD’nin stratejik hedefleri doğrultusunda TSK taktik hedeflere yönlendirildi. Şimdi dananın kuyruğu İdlib’de kopacak gibi görünüyor. Artık Türkiye istenmeyen misafir ve sırtına yüklenen radikal terör örgütleri de işin cabası… Bu süreçte ABD’nin bayram değil seyran değil Sam Amca beni neden öptü dedirtecek adımlarının ardında BM’nin denkleme dahil edilerek Türkiye’nin dünya kamuoyu ile karşı karşıya bırakılabileceği dikkate alınmalıdır.

Rusya’nın mesajı ise net! İdlib’de TSK’yi hedef alan hava saldırıları ile “Teşekkürler Türkiye buraya kadar Suriye’de işin bitti” diyor. S-400’ler ve enerji ortaklığı üzerinden Rusya’nın ileri gidemeyeceği üzerine kurulan hesaplar, Türkiye’yi hiç hesaba katmadığı uzun soluklu ateş çemberine sokabilir.

  • Çünkü Türkiye kâh Rusya kâh ABD’nin cesaretlendirmesi ile adım adım stratejik bir tuzağa çekilmiştir.

Artık Rusya ve ABD’nin Türkiye’ye karşı adı konmamış fiili işbirliğiyle TSK’nin bölgedeki çatışma sarmalı içinde eritilmesine ve Türkiye’nin politik olarak zayıflatılmasına ve yalnızlaştırılmasına dayanan bu oyun planı görülmelidir.

  • Bu tuzaktan çıkış yolu “Esat gitsin” takıntısından kurtulmaktan geçiyor.
  • Hâlâ bunu görmemek, başlı başına milli güvenlik ve beka sorunudur.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek : Patlayan bombalara cevap vereceğiz

Doğu Perinçek:
Patlayan bombalara cevap vereceğiz!

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ankara’da gerçekleşen Öncü Gençlik 10. Olağan Kurultayı’nda konuştu

Doğu Perinçek: Patlayan bombalara cevap vereceğiz
17 Aralık 2016 Cumartesi 11:05
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Kayseri’de komandolarımızı hedef alan
terör saldırısı
nı lanetledi “Türk milleti bu saldırılara devrimle cevap verecektir” dedi.

Türkiye’den Amerikan emperyalizminin temizleneceğini belirten Perinçek
“Atatürk devrimini tamamlayacağız; Türkiye bu sürece girmiştir.” ifadelerini kullandı.

Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek, teröre karşı devrimi işaret etti.
Vatan Partisi Öncü Gençlik Kurultayı’nda konuşan Perinçek, Kayseri saldırısını değerlendirdi.
Amerikan emperyalizminin Türkiye’den temizleneceğini belirten Perinçek,
kararlı mesajlar verdi.

Türkiye’nin geleceğinin aydınlık olduğunu kaydeden Perinçek,
Vatan Savaşı’nın tüm insanlık için verildiğini söyledi.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ayrıca, Türk Ordusu’nun Suriye’nin kuzeyinde
terör koridorunu deldiğini, Fırat Kalkanı Harekatı’nın devrimin işareti olduğunu söyledi.
===============================
Dostlar,

Yüreğimiz gene yangın yeri..
Kayseri komando tugayı askerlerine yapılan kalleş saldırıda 14 vatan evladı Mehmetçiğimizi şehit verdik. 55 yaralı var ayrıca..

Birtakım odaklar” Türkiye’deki “çoooook olumsuz” iç konjonktürü zemin alarak saldırılarını pervasızca sürdürüyor. Kendileirince “birşeyleri biriktiriyorlar” elbette.. Nedir o “biriktirilen birşeyler??” diye sorulursa aslında yanıt klasiktir :

  • Toplumumuzda kin ve nefreti, ayrışma ve bölünmeyi, etnik ve inanç hatta mezhep temelinde kutuplaştırmayı büyütmektir ara hedef..
  • Yaratılacak bu zeminde de daha sonra iç çatışmaları kışkırtmak, becerebilirlerse bunu da tırmandırarak iç kargaşa hatta iç savaş çıkarmaktır.
  • Son çözümlemede ise iç kargaşalarla olabildiğince zayıflatılan Türkiye’ye BOP kapsamında federasyon ve bölünmeyi dayatmaktır.
  • Kürdistan, Ege’den çekilme, Kıbrıs’ı verme, post-modern Yeni Sevr iklimi ve arzuladıkları güdümlü siyasal kadrolar eliyle ülkemizin yönetimine perde ardından el koymaktır.

Bu senaryonun perdeleri artık açık olmuştur ancak yaygın kitleler ne yazık ki
bu hazin gerçekliğin ve ciddiyetinin ayırdında değil..

Biz de Sayın Perinçek gibi iyimseriz son çözümlemede fakat taktik – strateji ekseninde neler yapılması gerektiği konusunda ise Türkiye hızla netleşmek ve örgütlü bir ULUSAL BİRLİK potasına girmek – sokulmak zorunda. Bunun yol ve yöntemlerini hızla belirlemeli ve
asgari hedeflerde ortaklaşarak karşı atağa geçmek zorundayız.

Bu acı ve ağır sorunları başımıza AKP iktidarları getirdi..
Sorunları doğuranlardan çözümü de beklenebilir mi??

Sevgi, saygı ve acı ile.
17 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

DAEŞ Suriye’de Kimyasal Silah Kullandı

Türk Silahlı Kuvvetleri :
“Haliliye bölgesinde DEAŞ’ın attığı roket sonucunda 22 muhalif unsurun vücutlarında kimyasal gaz belirtileri gözlemlenmiştir.”

(AS: Bizim kapsamlı katkımız haberin altındadır..)

TSK‘dan yapılan açıklamada “Haliliye bölgesinde DEAŞ (AS: doğrusu DAEŞ) tarafından atılan roket sonucunda 22 muhalif unsurun göz ve vücutlarında kimyasal gaza maruz kalma belirtileri gözlemlenmiştir.” denildi.

Genelkurmay Başkanlığınca, Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında Suriye’nin Haliliye bölgesinde terör örgütü DEAŞ tarafından atılan roket sonucu 22 muhalifin göz ve vücutlarında kimyasal gaza maruz kalma belirtilerinin gözlemlendiği açıklandı.

TSK‘dan yapılan bilgilendirmeye göre, DEAŞ başta olmak üzere terör örgütlerinin yarattığı tehdidi bertaraf ederek hudut güvenliğini artırmak ve koalisyon güçlerine destek vermek için Suriye’nin kuzeyine yönelik 24 Ağustos’ta başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı’nda 96. güne gelindi. (AS: Şehit sayısı 18 oldu!)

Harekatta, terör örgütü mensuplarıyla çıkan çatışmalarda bir muhalif şehit oldu, 14 muhalif yaralandı. Haliliye bölgesinde DEAŞ tarafından atılan roket sonucunda 22 muhalifin göz ve vücutlarında kimyasal gaza maruz kalma belirtileri gözlendi. Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait uçaklarca, Anifah bölgesindeki 4 DEAŞ hedefi imha edildi.

NE OLMUŞTU?

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurlarının karadan ve havadan hedef aldığı DEAŞ’ın El Bab’da kimyasal silah kullandığı şüphesi Ankara’yı alarma geçirmişti. Hürriyet‘ten Uğur Ergan’ın haberine göre askeri kaynaklar, kimyasal zehirlenme şüphesiyle Kilis’e getirilen ÖSO güçlerinin KBRN bölümünde (Kimyasal Biyolojik Radyasyon ve Nükleer tehlikeli maddeler) tedavi altına alındığını doğrulamıştı.

ÖSO mensuplarında sürekli mide bulantısı ve şiddetli baş ağrısı görülmesi nedeniyle DEAŞ’ın kimyasal silah kullandığı kuşkusu rtmıştı. DEAŞ’ın top mermilerinin içine klorür gazı koyarak bunları kimyasal silah haline dönüştürdüğü değerlendiriliyordu. Bir yetkili, “İlk ibareler kimyasal olabileceğini gösteriyor..” demişti.

TÜRK Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurlarının karadan ve havadan hedef aldığı DEAŞ’ın El Bab’da kimyasal silah kullandığı kuşkusu Ankara’yı alarma geçirdi!

Askeri kaynaklar, TSK’nın destek verdiği Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçlerinden 17 kişinin kimyasal zehirlenme şüphesiyle Kilis’e getirilip KBRN bölümünde (Kimyasal Biyolojik Radyasyon ve Nükleer tehlikeli maddeler) tedavi altına alındığını doğruladı.

ÖSO mensuplarında sürekli mide bulantısı ve şiddetli baş ağrısı görülmesi nedeniyle DEAŞ’ın kimyasal silah kullandığı kuşkusu arttı. DEAŞ’ın top mermilerinin içine klorür gazı koyarak bunları kimyasal silah haline dönüştürdüğü değerlendiriliyor. Bir yetkili, “İlk ibareler kimyasal olabileceğini gösteriyor” dedi.
(http://www.hurriyet.com.tr/son-dakika-tskdan-flas-aciklama-40289536?utm_source=wpush&utm_medium=breaking#webPushId=NDk4, 27.11.16)
========================================
Dostlar,

Ortadoğu cehennemi giderek kızışıyor.
Denebilir ki zaten cehennem.. Daha nesi kızışacak??
Batı, kendi elleriyle var edip besleyip büyüttüğü İslami terör örgütü DAEŞ‘e (Davala al İslamiye fil Irak  eş Şam) kimyasal silah da sızdırmış anlaşılan.. Bölgedeki vesayet ya da vekalet savaşı giderek tırmanıyor. Türkiye ise AKP – RTE’nin olağanüstü yanlış mezhepçi (Alevi – Şii düşmanı!) dış politikaları yüzünden Nisan 2011’den bu yana giderek batağa saplanıyor.. 4,5 yıldır en yüksek bedeli ödeyen ülkeler içinde emperyalizmin BOP kapsamında bölme amacıyla çıkarttığı iç savaş yaşanan Suriye
ve Irak’tan sonra Türkiye ödemekte! AKP – RTE’nin baştan sona fiyasko,
mezhep ayrımcılığına dayalı Alevi – Şii düşmanı takıntılı ve düşmanca Suriye – Irak politikaları
sonucu zorunlu duruma gelen, mecburiyetten yürütmek zorunda kalınan Fırat Kalkanı operasyonu 96. gününe ulaşmıştır ve 18 vatan evladı bu yanlış politikalara şehit (kurban) verilmiştir 96 günde.. (24 Temmuz 2015’te PKK’ya karşı başlatılan savaşımda 500’e varan vatan evladı feda edilmiştir!) Suriye’nin seçilmiş meşru iktidarına karşı Batı kışkırtmalı ve destekli isyancılar, ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) çatısı altında Türkiye tarafından akıl dışı biçimde ve kör inatla kullanılmaktadır hala!

Vahim olan, bizi Suriye – Irak batağına iten – çeken emperyalist ülkeler bizimle doğrudan sayılabilecek biçimde taşeron güçleriyle orta yoğunlukta sıcak çatışmaya girmişlerdir!

TSK Ergenekon, Balyoz…… ve son olarak FETO süreçlerinde çok ciddi darbe hatta yaralar almışken cepheden cepheye sürülmektedir.. İçeride FETÖ ve PKK, dışarıda PYD ve türevleri aracılığıyla doğrudan emperyalist Batı bloku ile sıcak çatışmaya girilmiştir.. Karşımızda ne denli hazindir ki “stratejik müttefik” (!) ülke ABD vardır!

Kritik bir aşamaya gelinmiştir ve Başbakan Yıldırım ülkemizin “beka sorunu” ile yüzyüze olduğunu söylemektedir. Bu söylem içe dönük olarak kamuoyu desteği alma ve sayısı sürekli artan şehitlerin toplumsal travmasını hafifletme amacını bir ölçüde gütse de, gerçekte durum oldukça ağırlaşmıştır. Sabahın 04:00’ünde Dışişleri bakanı “kritik” kodu ile acilen İran’a uçmaktadır MİT Müsteşarı ile.. Erdoğan 26 saat içinde 2 kez
Putin ile görüşmektedir.. AB ile köprüler içiboş ve düzeysiz şantajlarla sözde atılmakta, yine sözde ŞİÖ’ye (Şangay İşbirliği Örgütü) göz kırpılmaktadır!?

  • İHEB askıdadır, ülke OHAL KHK’leri ile Anayasa,
    hukuk ayaklara altına alınarak inletilmektedir!

Böylesine kapsamlı bir kuşatmada yapılacak ilk işlerden biri içeride ULUSAL CEPHEYİ güçlendirip birleştirmektir. Oysa AKP – RTE, kör kör gözüm parmağına Ulusu kutuplaştırıcı akıl dışı dayatmaları sürdürmekte. OHAL KHK’leri artık açıkça amacının dışına çıkmıştır. Başkanlık dayatması açıkça Ulusu bölmektedir. Ekonomide yıkım belimizi bükmekte iken Başbakan hala “Ekonomi güçlü” masallarıyla kendini avutmakta, karanlıkta ıslık çalmaktadır. AB ile deyim yerinde ise “it dalaşı”
yürümekte!

Yapılacak girişimler hala vardır                :

  • Suriye ve Irak yönetimleriyle İran ve Rusya ile olduğu gibi “doğrudan” görüşülmeli ve bu 2 ülkenin içişlerine karışılmayacağı, sınırların değişmeyeceği güvencesi verilmeli, buna karşılık tüm terör örgütlerine bu 2 ülkenin hiçbir ödün vermeden etkisizleştirme güvencesi istenmelidir.
  • Tayyip bey, ülkemizi iyice açmaza iten biçim (Kasımpaşa söylemi) ve içerikte  ikide bir kritik dış politika sorunlarında konuşmayı bırakmalı, Dışişleri yapmalıdır açıklamaları. Normaleşme için Tayyip bey handikapından kurtulma zorunluğu vardır.
  • Erdoğan, yürürlükteki Anayasaya göre siyaseten sorumsuz Cumhurbaşkanıdır
    (AY md. 105/1), suç işlemeyi bırakarak sınırlarına çekilmelidir.
  • Göçmenlere kapıyı açmanın hiçbir eylemli (fiili) etkisi olmadığını Batı çok iyi biliyor. Sınırlarını iyice güçlendirecekler ve hiçbir göçmeni topraklarına sokmayacaklardır.
    Sınır kapılarında yaşanacak insani dramlar hatta trajediler (ölümler!) ülkemizi ve
    sorunu daha da içinden çıkılmaz bunalıma itecektir.
  • Çare, gene aynıdır; Irak ve Suriye yönetimleri doğrudan görüşerek bu 2 ülkede
    bir an önce iç barışın sağlanması ve göçmenlerin de çok büyük ölçüde ülkelerine
    geri dönmeleridir..

Son olarak;

  • Saydamlık son derece önemlidir. Demokrasilerde yurttaşların bilme hakkı vardır.
    Kritik devlet sırları ile sınırlama dışında kamuoyu doğrudan ve açıklıkla bilgilendirilmeldir.
  • TBMM’de mutlaka açık – gizli oturumlar yapılmalı ve
  • 80 milyonluk ülkemizin yazgıs asla ve asla TEK ADAMA bırakılmamalıdır..
    Bu nokta yaşamsal derecede önemlidir..

Sevgi, saygı ve derin kaygı ile.
27 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL HULUSİ AKAR’IN CUMHURİYET BAYRAMI MESAJI

SAYIN GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL HULUSİ AKAR’IN CUMHURİYET BAYRAMI MESAJI (29 EKİM 2016)

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Bugün, asil Türk milletinin, 93 yıl önce, Ebedî Başkomutan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde, “Ya istiklal ya ölüm!” parolasıyla başlattığı “Kurtuluş Savaşı”nın, destansı fedakârlık ve kahramanlıklar sergilenerek, emsali görülmemiş bir zaferle sonuçlandığı ve bu şanlı zafer neticesinde de milletin karakterine en uygun yönetim biçimi olan Cumhuriyet’e ulaştığımız günün yıl dönümüdür.

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

Asil Türk milletinin kendine olan özgüvenini ve güçlü yarınlara ulaşma iradesini yansıtan Cumhuriyet; uygarlık yolunda ilerlemenin kaynağını teşkil etmiştir. Çatısı altında toplananları, her türlü tehditten koruyan Cumhuriyet, ulusal birlik ve beraberliğin en büyük güvencesi ve Aziz Türk milletini, muasır medeniyet seviyesine ulaştıracak adımların en önemlisi olmuştur.

Kendisine esaret gömleği biçenlere rağmen milletimizin dünya milletleri arasında hak ettiği saygın yeri alması, gerek iç gerek dış düşmanlarımız için tarihi bir ders olmuştur. Hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, önünde uzanan aydınlık yolda emin adımlarla ilerleyerek ve benimsediği evrensel ilkeleri muhafaza ederek, yüksek değerleri ve hedefleri doğrultusunda uygar dünyanın onurlu ve seçkin bir üyesi olmayı dün ve bugün olduğu gibi yarın da sürdürecektir.

Milletin hayatı, ülkenin istiklali ve vatanın bölünmezliği tehlikeye düştüğünde; TSK, milletimizin çelikleşmiş iradesinin bir göstergesi olmuş ve bütün halkımızla birlikte, ordu-millet gerçeğini tüm dünyaya göstermiştir. Ordumuz, her türlü dış etkiden uzak “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesine ve yasalara sımsıkı sarılarak, hain emellerin karşına aşılmaz bir kale olup dikilmiştir. Bu dik duruşun en canlı örneği, 15 Temmuz’da görülmüştür. Milletine ihanet etmekle kalmayıp birtakım odaklara uşaklık etmeyi planlayan hainler; tarihte görülmemiş bir alçaklıkla tüm kutsallarımıza saldırmaya kalkışmışlar ancak TSK’nın kahir ekseriyeti ile milletimizin fedakâr ve onurlu duruşu karşısında hüsrana uğratılmışlardır.

Köklü tarihimizin her döneminde görüldüğü üzere, Samsun’da ateşlenen özgürlük meşalesinin, adım adım Cumhuriyet güneşine dönüşmesinde Millî Ordumuz vazifesini layıkıyla yerine getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve onun temel değerlerinin korunması ve yaşatılması uğrunda Ordumuzun her mensubu, birer cumhuriyet muhafızı olarak devletimizin ve sinesinden çıktığı milletimizin emrinde ve daima görevinin başında olmaya devam edecektir. Ülkenin huzur ve güvenliğini hedef alan her türlü terör ve tehditle ortak amaç uğrunda; sivil-asker demeden jandarma, polis ve korucularımızla omuz omuza; büyük bir uyum ve koordinasyon içinde mücadele ediyoruz.

Yurt içinde ve yurt dışında yürüttüğümüz Terörle Mücadele, Fırat Kalkanı Harekâtı ve diğer faaliyetlerimiz icra ve destek şeklinde, son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar devam edecektir. Bu harekâtlar, bir tek masum insanın kılına dahi zarar vermeden ve hiçbir fedakârlıktan kaçınmadan sürdürülmektedir. Ülkemizin güvenliği ve millî namusumuz olan sınırlarımızın korunması için uluslararası hukuktan aldığımız meşru müdafaa hakkımıza dayalı olarak, tehdit ve tehlike sınır ötesinde bertaraf edilmektedir.

Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle; milletimizin özgür, müreffeh ve onurlu bir toplum olarak birlik ve bütünlük içinde yaşayıp her alanda ilerlemesinin teminatı olan Cumhuriyeti, büyük zorluk ve fedakârlıklara katlanarak kuran ve bizlere emanet eden Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve İstiklal Savaşı’nın kahraman komutanlarını; özveri ve kararlılıkla sürdürmekte olduğumuz Terörle Mücadele Harekâtı’nda, 15 Temmuzda ve sınır ötesi faaliyetlerde şehitlik mertebesine ulaşan silah arkadaşlarımız, Jandarma mensuplarımız, polislerimiz ve korucularımız başta olmak üzere kanlarını, canlarını bayraklaşan vatan topraklarına feda eden bütün aziz şehitlerimizi rahmet ve saygıyla, kahraman gazilerimizi minnet ve şükranla anıyorum.

Aynı zamanda şehit ve gazilerimizin kıymetli aile bireylerinin, hayatta olan kahraman gazilerimizin, Silahlı Kuvvetlerimizin fedakâr mensuplarının ve değerli aile bireylerinin, emekli mensuplarımızın, köy korucularımızın ve yüce milletimizin Cumhuriyet Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor; kendilerine sağlık, mutluluk, huzur ve başarı dolu günler diliyorum.

  Hulusi AKAR
  Orgeneral
  Genelkurmay Başkanı

Şu son Yönetmelik değişikliği ile Garnizon Komutanlarının resmi törenlerde devlet protokol listesinden çıkarılması sabırları zorlayan, adeta tahrik eden bir idari düzenlemedir. Derhal geri alınmalıdır. Dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde resmi bayramlarda Ordu – Halk ve ülke yöneticileri 3’lüsü birliktelik ve güç görünümü verirler iç ve dış kamuoyuna.. AKP’nin bu korkusu, akıldışılığı, kompleksi… niyedir??

Kimler yönlendiriyor AKP iktidarını??

El insaf artık! Efendiler bu saçmalığa hemen son veriniz ve yarın, 29 Ekim 2016 günü Atatürk anıtlarına çelenk sunumu ve saygı duruşunda Garnizon komutanlarımız hak ettikleri yerde, Vali – Kaymakamın hemen sağında yerlerini alsınlar.. Halkın temsilcisi Belediye başkanı da öbür yanda.

Devlet, Yurttaş ve Ordu birlikteliği.. ne güzel.. Bundan yararlanalım ve koruyalım..

Tüm uygar – gelişmiş ülkelerde ulusal bayramlarda törenler bu 3’lü ile olur.. Google’de küçük bir görsel araştırması yeterli olacaktır. Bunu da AKP yetkililerine anımsatmak isteriz.

En büyük bayramımız bir kez daha kutlu ve mutlu olsun!

Büyük ATATÜRK‘e, kahraman dava ve silah arkadaşlarına, tüm şehit ve gazilerimize ödenemez borcumuzun ilk adımı, CUMHURİYETİMİZİ SONSUZA DEK YAŞATMAKTIR!

Başı dik ve onurlu olarak, tam bağımsız ve 1. sınıf bir demokrasi olarak, halkını erinç (huzur) ve gönence (refaha) eriştirerek, temel insan hak ve özgürlüklerini tam olarak yaşama geçiren, dünya bilim-sanat-kültürüne özgün katkılar veren, anti-emperyalist, mazlum bir örnek ülke ve halk olarak.

Her şeye ve tüm iç – dış engellere karşın biz Mustafa Kemal’in çocukları başaracağız!

En büyük bayramımız kutlu ve mutlu olsun! 
YAŞASIN ATATÜRK – TÜRKİYE CUMHURİYETİMİZ!

Sevgi ve saygı ile.
28 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com