Türkiye’nin tarikat ve cemaat haritası

Türkiye’nin tarikat ve cemaat haritası !!!!
(AS: Bizim kapsamlı katkımızı yazının altındadır..)

İşte Türkiye’nin tarikat ve cemaat haritası !!!!

ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak 15 Temmuz 2016 hain FETÖ kalkışmasından sonra mercek altında olan tarikat ve cemaatlerin günümüzdeki son haritasını çıkardık. Türkiye’de hangi tarikatlar ve cemaatler vardır? İşte ayrıntıları.

  • Türkiye’de saymakta zorlanacak ölçüde çok tarikat ve cemaat vardır.

Bunlardan en etkili olan ve *içinden birçok cemaatin çıktığı Nakşibendi tarikatıdır.*

*Nakşibendilik* ismi ile anılan tarikatın asıl teorisyeni Abdulhalik-ıl Güjdevani’dir. Tarikata adını veren ve onu bir ekol durumuna getiren ise Muhammed Bahauddin Şah-ı Nakşibendi’dir. “Nakış yapan” anlamına farsça bir sözcüktür. Nakşibend ise, Nakşibendi mürşidlerinin, kalbi dünyadan ahirete bağladığı düşünüldüğü kuramına dayanır. Tarikatın isim babası ve kurucusu Muhammed Bahauddin 1319-1389 arasında Türkistan’da yaşamıştır.

*Tarikatları* sırayla yazacak olursak beli başlıları şunlar:

  1. Nakşibendi tarikatı
  2. Kadiri tarikatı
  3. Mevlevi tarikatı
  4. Halveti tarikatı
  5. Rufai tarikatı
  6. Melami veya Bayrami tarikatı
  7. Sühverdiye tarikatı
  8. Çeşti tarikatı
  9. Şazeliye tarikatı
  10. Hizb-ut Tahrir
  11. Galibiler (Kadiri-Rufai tarikatı ekolünden gelen bir cemaat olmalarına karşın kendilerini tarikat ilan eden tek cemaattir.)

Tarikatlar zaman içinde bölünerek içlerinden birçok cemaat çıkartmıştır. Kimi cemaatler büyüklüğü ve etkinliği ile tarikatların önüne geçmiş ayrı bir tarikat gibi algılanmaya başlanmıştır. Buna en önemli örnek Nurcular’dır. Nurcular aslında Nakşibendi tarikatındandır. Ancak sayıları ve etki alanları dikkate alındığında içlerinden başka cemaatlerin de çıktığı bir tarikat görümüne dönüşmüştür.

*NURCU TARİKATLARI*

*Nurcuların içinden çıkan* *cemaatler* *şunlardır:*

1-Fetullah Gülen cemaati (Daha sonra (FETÖ) Fetullahçı Terör Örgütü olduğu anlaşıldı)
2-İlim yayma cemiyeti.
3-Kırkıncı hocacılar cemaati
4-Yeni Asyacılar grubu
5-Yeni nesilciler grubu
6-Aczimendiler (Müslüm Gündüz)
7-Meşveretçiler
8-Medzehra gurubu
9-Zehra vakfı
10-Okuyucular (Kurtoğlu gurubu )
11-Yazıcılar
12-Sungurcular grubu
13-Medrese alimleri vakfı
14-Şalvarlı efe cemaati
15-Hayrat cemaati
16-Norşin dergahı (Şeyh Nurettin mutlu)

Bunların yanında ayrıca (Adnan Oktar) Adnan hocacılar, Mustazaflar, Furkancılar (Furkan Vakfı- Alparslan Kuytul) gibi cemaatler de var.

*Türkiye’de günümüzde faal olan tarikatlar ve onların içinde çıkan cemaatler şunlardır,*

*NAKŞİBENDİ TARİKATLARI*

Nakşibendi tarikatını 2 gruba ayırabiliriz. Birincisi Nakşibendi tarikatı ekolüne bağlı kalan cemaatler, öbürü de Nakşibendi ekolünden gelmesine karşın ayrı bir tarikat gibi ekol oluşturan Nurcular. (Nurcuların cemaatlerini yukarıda vermiştik.)

*1-Nakşibendi tarikatı*

1. Menzilciler, (Adıyamancılar, Gavsçılar ve Semerkand Vakfı)
2. İskenderpaşa cemaati
3. İsmailağa cemaati ( İhvancılar ve Cübbeli Ahmet Hoca)
4. Süleymancılar
5. Hazneviler ( Şeyh İzzetin grubu)
6. Yahyalı cemaati ( Kayseri grubu)
7. Erenköy cemaati
8. Tufancılar
9. Kıbrısiler ( Şeyh Nazım Kıbrisi )
10. Zilan cemaati
11. Reyhaniler
12. Hacegan cemaati
13. Işıkçılar (İhlas- Enver Ören grubu)
14. Arvasiler
15. Akfırat cemaati
16. Halidiye
17. Şeyh Muhammed Nayır Erzincani
18. Bilvanis grubu

*2-KADİRİ TARİKATI – KADİRİLER-*

Kadiriler Abdulkadir Geylani’nin öğretilerini benimseyen ve etkin olan bir tarikattır.

2-1- Galibiler.
2-2 -İcmalciler(Haydar Baş)
2-3-Tillocular
2-4-Muhammediye
2-5-Halisiye
2-6-Üveysler
2-7-Şeyh Osman cemaati
2-8-Zenbililer
2-9-Hüseyniler
2-10- Farukiler
2-11-Bilal-i Nadir.(Nadiriler)
2-12-Kesnizani
2-13-Şettariye

*3-HALVETİ TARİKATI*

Halvetilik, cehri zikir adı verilen ve ilahi isimlerin yüksek sesle tekrar edilmesi anlamına gelen zikir yöntemini kullanan bir tarîkattır. 14. yy’da kurulan tarikatın ülkemizde çok sayıda mensubu vardır ve tarikat birçok cemaate bölünmüştür

3-1-Cerrahiler
3-2-Uşşakiler
3-3-Şabaniye
3-4-Mısriyye
3-5-Ticaniler
3-6-Ruşeniye
3-7-İpek yolu gurubu
3-8-Sünbüliye
3-9-Nasuhiyye
3-10-İbrahimiye

*4-RUFAİ TARİKATI – RUFAİLER-*

İlk sufi tarikatlardan biri olan Rüfâiyye’nin kurucusu Ahmed er-Rüfâi’dir. Zikir sırasında vücutlarına şiş batırmakla bilinirler.

4-1-Kubbealtı cemaati
4-2-Çorum dergahı
4-3-Mehmet efendi cemaati
4-4-Maafiriler
4-5-Antakiler
4-6-Marufiler
4-7-Ayderussiyye
4-8-Sayyadiye
4-9-Zeyniyye
4-10-Sebsebiyye
4-11-Kantaniye

*5-MELAMİ TARİKATI – BAYRAMİLER-*

Hacı Bektaş Veli ve Hacı Bayram Veli’nin öğretilerini benimseyen tarikat, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Osmanlı’nın kuruluş döneminde çok etkili olduysa da, devlet politikalarını tasvip etmediğinden ve sisteme karşı duruşundan ötürü yerini nakşibendilik, halvetilik gibi daha sistem odaklı tarikatlara bırakıp önemsizleşmiş, sindirilmiştir. Bildiğimiz tarikat silsilesi ve kurucusu yoktur. Türkiye’de Bayramiye tarikatı (Hacı Bayramı Veli) içinde bir kol olarak gelişmiştir.

5-1-Maşukiler
5-2-Aksarayiler
5-3-Edirneviler
5-4-Yakubi
5-5-Kabayiler
5-6-Kemaliler

*6-SÜHVERDİYYE TARİKATI*

Türkiye’de çok etkin olmayan ve sayıları az olan Bağdat kökenli tarikat halvetiler ile yakın ilişkilidir.

6-1-Zeyniyye

*7-ÇEŞTİYYE TARİKATI*

Türkiye’de çok etkin olmayan tarikatın kurucusu Seyyid Giyaseddin El Çişti’dir. Hindistan’da kurulan tarikatın günümüzde Türkiye’de sayıları çok azdır.

7-1-Sabiriye.
7-2-Nizamiyye.

*8-ŞEZALİYE TARİKATI*

Osmanlı Devleti döneminde özellikle Avrupa ve Balkanlarda çok etkin olan tarikat günümüzde etkinliğini yitirmiştir.

8-1-Simaviler
8-2-Çizmeciler
8-3-Aleviyye
8-4-Derkaviyye

*9-MEVLEVİ TARİKATI –MEVLEVİLER-*

Bir Anadolu tarikatıdır. Mevlana Celalettin Rumi’nin öğretilerine bağlı olan tasavvuf tarikatıdır.
****
Türkiye‘de Siyasal İslam’ın ve buna bağlı olarak siyasi partilerin oy deposu haline gelen tarikat ve cemaatlerin topluma din ve ahlak öğretisi vermekten çok uzak olduğu gözlemlenmektedir. Tarikat ve cemaatler yalnızca dini tanıtmak ve öğretmek için çalışsaydı  ülkede ne yolsuzluk, fuhuş ve ahlaksızlık bu denli artardı ne de 15 Temmuz yaşanırdı. Bu denli çok tarikat ve cemaatin olması dini bir kazanç rekabeti haline getirmiş. Tarikat kelime anlamı itibariyle “Tarik” “yol “demektir. Allah’a giden yolda cennet vaadi ile para ve şöhret kazanmak isteyen tarikatlara karşı dikkatli olunması gerekir.

Son yapılan operasyonlarla Furkan vakfı, Adnan Hoca gibi cemaatler denetim altına alındı. Süleymancılar da kurban ve kermes müdahalesi ile uyarı yapıldı.

Bir 15 Temmuz daha yaşamadan tarikat ve cemaatlerin denetim altına alınması gerekir.
=============================================
Dostlar,

Anayasa md. 174/3 aynen şöyledir :

  • 30 Teşrinisani 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun

Buna göre “Tekke ve Zaviyelerle Türbeler” 3 Kasım 1923’te kapatılmıştır.  

Günümüzdeki verili durum ise, açıkça Anayasaya aykırıdır ve günümüze dek siyasal iktidarların göz yumması, yer yer de destek vermeleri ile gerçekleşmiştir.

  • AKP, açıkça bir tarikatlar koalisyonudur!
Prof. Dr. Esergül Balcı‘nın çalışması dehşet verici ve son derece uyarıdır..

Mustafa Kemal Atatürk’ün konuya ilişkin uyarılarından birkaçı aşağıda :
  • “Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil; bilakis bu tip yapılar, din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil, yüz yıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki; bazı kişiler, bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirine düşeceklerdir.”

  • “Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur (sürekli alkışlar). Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için yeterlidir. Tarikat reisleri bu dediğim gerçeği bütün açıklığıyla anlayacak ve kendiliklerinden hemen tekkelerini kapatacak, müritlerinin artık erginliğe ulaştıklarını elbette kabul edeceklerdir.”

Belli ki Türkiye’yi dinciliği kullanarak perişan eden böylesi güruhlar var… ve bitmemişler… artmışlar… Ancak hedef yine Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından konmuştur :

  • “Türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. en doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır..”
Türkiye’nin hızla bu bataklıktan kurtarılması gerekiyor..
Zavallı çocuklarımız, insanlarımız, “şeyh” denen kimi meczup – mensuplar tarafından cinsel tacize bile uğramaktadırlar!
BADELEMEK” adı altında sapık şeyhlerle oral seks (ağızdan cinsel ilişki) ile başlayan kutsama (!?), takdis etme (!?), kimi erkeklerin eşlerini şeyhe sunmalarına, bu arada kapıda bekleme ve bunu din gereği sanmaları gibi inanılmaz ölçüde insanlık onurunu kıran ve aşağılayan örneklere dek uzanabilmiştir.
21. yy’ın ilk çeyreğinde, Türkiye’de böylesine olaylar yaşanması olağanüstü utandırıcıdır.
Geçtiğimiz yy’ın başında şan ve şerefle kurulan ve AYDINLANMAYI – ÇAĞDAŞ UYGARLIK DÜZEYİNE ERİŞMEYİ – AŞMAYI hedefleyen Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün emperyalizmi dize getiren onurlu ve örnek ülkesi Türkiye, bu ağır sefilliği asla hak etmiyor..
İşte Mustafa Kemal ATATÜRK karşıtlığı – düşmanlığı ve ülkemizi Batı emperyalizminin yönlendirmesi ile sözde din adına ALLAH ve KUR’AN ile ALDATMA, ulusumuzu böylesine olağanüstü ilkel – onursuz – rezil bir duruma düşürmüştür.
AYDINLANMACI – ATATÜRKÇÜ – UYGAR- DEMOKRAT – LAİK – BİLİMSEL.. bir siyasal iktidarile çıkılabilir bu bataktan.
AKP’nin dinci – gerici -tarikatlar koalisyonu iktidarında her geçen gün, bu karşıdevrimi durdurmayı daha da güçleştirmektedir.

Sevgi ve saygı ile. 06 Ekim 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

TESUD BASIN BİLDİRİSİ : BALYOZ ve ERGENEKON’da YARGILAMA YENİLENMELİ!


Dostlar
,

Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) adına Genel Başkan Em. Korg.
Sayın Erdoğan Karkuş, 07.12.13 günü Ankara Sakarya Caddesi’nde saat 13:30 dolayında aşağıdaki basın açıklamasını okudu. SESSİZ ÇIĞLIK eyleminin 63 haftasında biz katılımcılar da dinledik.

Son derece sağlıklı bir düşünsel mantık kurgusuna dayanıyor açıklama..

Evet.. Balyoz – Ergenekon düzmece davalarında sözde yargılanan ve ağır cezalara çarptırılan TSK’nın önceki Genelkurmay Başkanı Sn. Org. İlker Başbuğ da içinde olmak üzere komutanlar; yıllardır yargıdan saklanan, mahkemeye istendiği halde verilmeyen, dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer gibi doğrudan tanık ve uygulamacılarının Mahkemede dinlenmesi istemlerinin inat ve ısrarla geri çevrildiği bir sözde yargılama süreci sonunda, MGK Kararının Hükümetin yazılı buyruğu ile gereğini yerine getirdiklerini net olarak kanıtlamışlardır.

Emir yasalara uygun, yazılı ve somut olarak ortadadır.

  • Balyoz – Ergenekon düzmece davaları bir kez daha çökertilmiştir.

Artık ülkeyi daha fazla germeden, geri adım atmak için tertipçiler açısından da dayanılabilecek bir gerekçe, yepyeni bir durum söz konusudur.

İlgili yargılama süreçlerini de, hükümeti de.. durumu serinkanlılıkla değerlendirerek YARGILAMANIN YENİLENMESİ kararı verilerek hızla duruşmalara geçilmeli,
“sanık” – “hükümlü” yapılanlar salıverilerek tutuksuz yargılanmalı ve kanıtsız kalan
bu davalarda hızla aklanma kararı verilmelidir.

İlgili Ceza Muhakemeleri Yasası maddesi aşağıdadır..:

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası madde 311 :

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: YARGILAMANIN YENİLENMESİ
HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ


(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde
hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:

a)Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.

b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.

c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.

d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.

e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.

f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.

(2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır.

******************************

a, b ve e fıkraları somut olaya hemen hemen doğrudan uymaktadır.

Türkiye hızla “normalleşme” sürecine sokulmalıdır.
Bu tutum, tüm taraflar için en yararlı “optimal” çözüm olarak görünmektedir.
f fıkrası ise, dava konu AİHM’ne gittiğinde kaçınılmaz gibi gözükmektedir..
Bu yolla tahliyeler birkaç yıl daha ötelenmiş olacaktır, o denli!

Lütfen ve hemen..
Artık yeter..  Bunca kin ve intikam ülke için de taraflar için de “hayırlı” değildir..

  • BALYOZ ve ERGENEKON’da YARGILAMA YENİLENMELİ!

Sevgi ve saygı ile.
9.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==========================================

TESUD_logosu

Türkiye Emekli Subaylar Derneği’nin (TESUD),
26 Ağustos 2004 tarihli Milli Güvenlik Kurulu Kararı ile Türk Silahlı Kuvvetleri personeline ilişkin değerlendirmelerine yönelik 07 Aralık 2013 tarihli basın duyurusu aşağıda bilginize sunulmuştur.

TESUD BASIN BİLDİRİSİ

Sayın Basın Mensupları,

Basın ve Yayın Kuruluşlarından öğrenildiğine göre, 26 Ağustos 2004 tarihli
Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında Fetullah GÜLEN Cemaati hakkında bir karar alınmış, bu kararda cemaat okullarının incelenmesi ve izleme alınması istenmiştir. Bu kararın altında dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER,
Başbakan R. Tayyip ERDOĞAN, Genelkurmay Başkanı Hilmi ÖZKÖK,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah GÜL, Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER, Bakanlar Cemil ÇİÇEK, Vecdi GÖNÜL, Abdülkadir AKSU ile Kuvvet Komutanları Aytaç YALMAN, Özden ÖRNEK,
İbrahim FIRTINA ve Jandarma Genel Komutanı Şener ERUYGUR’un
imzaları bulunmaktadır.

Karar özetle şöyledir                       :

  • Fetullah Gülen Grubunun yurt dışı ve yurt içi faaliyetleri İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları ile MİT tarafından yakından takip edilmelidir. Gülen Grubuna ait özel okulların faaliyetleri incelenmeli ve takibe alınmalıdır. Grubun öğrenci evleri kapsamında yandaş edinme gayretleri dikkatle takip edilmelidir. Dini alet ederek yandaş toplama sistemi olan öğrenci evlerine engel olunmalıdır. Bu konuda ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. Bunlara yapılan bağışlar Maliye Bakanlığı tarafından izlenmelidir.”

Bu kararın ortaya çıkması üzerine iktidar sözcüleri ve kimi ilgililer Ama biz bu MGK kararını yok saydık, hiçbir işlem yapmadık, yok hükmündedir. demişlerdir. Ancak, imzalanmış bir belgenin, yok hükmünde olduğunu söyleme hakkı imzalayan tarafa ait değildir. Çünkü, evrensel hukukta imza; imzalayanların irade, şeref ve
namusu kabul edilir.

Daha sonra başka işlem yaptıkları da ortaya çıkmıştır. Nitekim Başbakanlık Müsteşarı Ömer DİNÇER 28 Ekim 2004 tarihli yazısı ile bu eylem planının
devlet kurumlarınca uygulamaya konulmasını Başbakan adına emretmiştir.

Oysa, Cemaatin yayın organı 2009’da askerlerin hazırladığı İrticayla Mücadele
Eylem Planı
nı yayımlamış ve bunun bir Cemaati Bitirme Belgesi olduğunu
ileri sürmüştü. Bu belgeyi hazırladığı ve imzaladığı ileri sürülen Albay
Dursun ÇİÇEK
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

  • Adalet’te, Hukuk’ta hiçbir vatandaşa çifte standart uygulanamaz.

Böyle bir durumla mücadele, yalnızca hukukçuların, yargının değil, bütün vatandaşların vicdani, insani sorumluluğudur.

Konu ile ilgili olarak değerlendirmemiz şu şekildedir:

-Ortaya çıkan bu belge ile Ergenekon ve Balyoz davaları çökmüştür.
Bu davalarda benzer belgelerle askerler ceza almışlardır.

– Yargılama aşamasında bu belgeler avukatlar tarafından talep edilmiş,
ancak Başbakanlık ve/veya Mahkeme tarafından gizlenmiştir.
Talep edilmesine karşın ilgili makamlarca yok denilerek gönderilmemiştir.

  • Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanan emekli ve muvazzaf askerler, MGK kararları doğrultusunda hareket ettiklerini vurgulamışlardır.

Hatta zamanın Başbakanlık Müsteşarı Ömer DİNÇER’in tanık olarak dinlenmesini istemişlerdir. Bu bildirim ve istemlerin hiçbirine itibar edilmemiştir.

-Sonradan Ergenekon davası ile birleştirilen İnternet Andıcı davasında sanıklar andıcın yasal bir faaliyet olduğunu ve MGK kararlarına da uygun olarak hazırlandığını savunmuşlardır.

Bu savunmaların hiçbiri de dikkate alınmamıştır.

-Balyoz davasında 2004’te Eskişehir’de hazırlanan bir istihbarat raporuna ilişkin olarak ise Mevcut MGK kararları, yönetmelik ve yönergeler gereği yapılan kimi faaliyetler olduğu açıklaması yapılmış, ancak kimse bu açıklamanın üzerinde durmamıştır.

– Şu anda da 28 Şubat davasında çok sayıda subay, general, amiral

İrtica ile neden mücadele ettiniz, MGK’nın aldığı ve Başbakanlığın emrettiği kararları neden uyguladınız ?” diye hesap vermektedir.

Sonuç olarak     :

Ergenekon, Balyoz,28 Şubat, Askeri Casusluk ve benzeri öbür davalar, siyasal davalar olup bu davaların amacı; Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’ni sindirmek, halkın gözünde itibarsızlaştırmak ve Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin uygulanmasını, yani ülkenin bölünmesine yardımcı olmaktır.

Bunu başarmanın tek yolu da Atatürkçü, laik, ulusalcı, tam bağımsızlıkçı,
yurtsever TSK’ni etkisiz hale getirmektir.

Ancak; açığa çıkan bu yeni belge, bütün yargılamaların tekrar yapılmasının gerekçesidir. Bu yapılmadığı takdirde, bizim de hep söylediğimiz gibi, bu davaların siyasal olduğu, BOP’nin bir parçası olduğu, dış güçlerin Türk Hukukunu – Türk Ordusunu tutsak aldığı, bütün açıklığıyla ortaya çıkacaktır.

O nedenle, Türk Adaletini, Türk Hukukunu, Türk Ordusunu kurtarmanın yolu, yeni belge ve daha önce değerlendirilmeye alınmayan belge ve kanıtlarla, yargılamaların yeniden yapılarak, yeni belgenin değil, davaların yok sayılması, yok hükmünde olmasıdır.

Bir devlette devletin açıkça suç oluşturmayan emirlerini uygulamak değil,
uygulamamak suçtur.

Devletin resmi belgelerinde tehdit olarak kabul edilmiş irtica ile mücadele etmek değil, etmemek suç olmalıdır.

Halkımızın bir süre aldatılabileceğine, ancak hep aldatılamayacağına,
gerçeği fark edeceği günlerin uzakta olmadığına olan inancımızı
bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Kamuoyunun dikkatine saygıyla sunarız. 07.12..13, Ankara

TÜRKİYE EMEKLİ SUBAYLAR DERNEĞİ
http://www.tesud.org.tr/News/Announce.aspx