Etiket arşivi: Fazıl Say

MİNİK SERÇE ve ÖKSE

portresiLütfü Kırayoğlu
Elektrik Müh. (İTÜ)
ADD Gn. Bşk. Başdanışmanı

Türkiye günlerdir ekonomik krizi, enerji zamlarını, artan gıda fiyatlarını unuttu, siyasal iktidarın ortaya attığı Sezan Aksu tartışmasına takıldı. Sezen Aksu bir dönem buğulu sesi, ilginç şarkıları ve yaşam biçimiyle her yaştan yurttaşımızı etkiledi. Bu etkiden yararlanarak, geniş halk kitlelerini siyasal iktidarın yanına çekme çabalarına girdi. Ülkemize ikinci 12 Eylül darbesini indiren 12 Eylül 2010 halk oylaması sırasında “HAYIR” diyenler için ağır sözler söyledi. Kumpas davalarında yargılananları açık şekilde hedef aldı. Bu sırada siyasal iktidar, şarkıcıyı şöhretinin zirvesine çıkardı. Bu yıllarda siyasal iktidar FETÖ ile ortaktı ve balayı yaşıyorlardı. FETÖ ile siyasal iktidarın büyük çatışması başlayınca da Sezen Aksu’nun cemaat ilişkileri ortaya döküldü. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası Aksu, adeta mezara gömüldü.

Ülkemizdeki derin aşağılık kompleksi nedeniyle biraz yıldızı parlayanlara hemen Batı’dan bir ad yakıştırılır. Futbol kadar, müzik ve sinema dünyasında da bu böyledir. Şifo Mehmetler, Afrodit Ahular, Minik Serçeler yaşamımıza bu aşağılık duygusu ile sokuldu. Sezen Aksu için ünlü Fransız sanatçı Edith Piaf’dan esinlenerek “Minik Serçe” adı takıldı. Minik Serçe sıfatı aklıma, hep ökse otundan yapılma tuzakları getirdi.

ÖKSE OTU

Ökse otu, halk arasında gövelek ya da düvelek olarak tanınan, kimi hastalıklara da iyi geldiği söylenen, ağaçlar üzerinde asalak olarak yaşayan bir bitki türüdür. Ancak ökse otu esas olarak, minik ötücü kuşları yakalamak için hazırlanan bir tuzak olarak bilinir. Ökse otunun çiçeklerinden elde edilen bir zamk ile hazırlanmış tuzak, küçük ötücü kuşların yoğun olarak bulunduğu ağaçlık bölgelerde yerleştirilir. Tuzağın yakınlarına da daha önceden ehlileştirilmiş çığırtkan ötücü kuşlar konur. Çığırtkan kuşun ötüşünü duyan öbür kuşlar tuzağın olduğu bölgeyi güvenli olarak değerlendirilir ve kondukları yapışkan çubuğa yapışıp yakalanarak avcıların eline düşer. Çığırtkanın görevi, kendi cinsini avcının kucağına çekmektir.

İşte Sezen Aksu, “Minik Serçe” adıyla, sükseli sesi ile yıllarca magazin kültürü ile yetişen yüz binlerce insanı FETÖ tuzağına çekti. FETÖ siyasal iktidarın en büyük koalisyon ortağı iken iktidardan yana, sonraları da FETÖ’den yana insanları etkileyip tuzağa çekti. Aksu’nu babası da FETÖ’nün ilk karargâhı olan İzmir Yamanlar Kolejinde öğrenim gören minik yavruları aynı tuzağa çekiyordu. Muhafazakar çevrelerde Aksu’nun babası gibiler, futbol seven çevrelerde, Hakan Şükürler, şarkı seven çevrelerde Minik Serçe vb. kişiler… FETÖ görünürde muhafazakar bir yaşam biçimini benimsiyor, Minik Serçe de özel yaşamında bırakın muhafazakar çevreleri daha hoşgörülü çevrelerin bile kabul edemeyeceği her türlü aşırılığı pervasızca sergileyebiliyordu. Olsun… O da böyle çevreleri etkileyecekti.

  • 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında FETÖ’nün gerçek yüzü bütün çıplaklığı ile ortaya çıktıktan sonra

Minik Serçe’nin sesine hayran olanlar büyük bir düş kırıklığı yaşadılar. İktidar çevreleri de Minik Serçe ile tepedekilerin el ele, diz dize şarkı söylediği günleri belleklerinden sildiler. Taa ki Sezen Aksu’nun 2017 yılında yazıp bestelediği “Şahane Bir Şey Yaşamak” adlı şarkısındaki

Binmişiz bir alamete
Gidiyoruz kıyamete
Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e

sözlerini aradan 5 yıl geçtikten sonra iktidar ile ortağı duyuncaya dek…

Sezen Aksu birdenbire yeniden gündem oldu. Tosuncuklar Aksu’nu evine dek yürüyüp gözdağı verdiler. Açıklamalar, basın toplantıları, karşı açıklamalar birbirini kovaladı. Bu durumda Sezen Aksu’ya sahip çıkabilecek bir tek kesim vardı. Ama onlar, zamanında Aksu tarafından incitilmiş henüz bu travmayı (AS: zedelenmeyi) aşamıyorlardı. Yine de Aksu’ya yapılan saldırının nedenine ve geldiği yere bakarak bağırlarına taş bastılar ve Aksu’yu biraz çekingen biçimde olsa da savunmaya başladılar.

  • Bu olay Sezen Aksu benzeri bütün şöhretten başı dönmüşlere ders olmalı.

İbrahim Tatlısesler, Hülya Avşarlar, Hülya Koçyiğitler, Acun Ilıcalılar, Rıdvan Dilmenler, Tanju Çolaklar, Arda Turanlar akıllarını başlarına devşirmeli.

Gerçek sanatçı, alnında ışığı ilk hisseden insandır” diyen büyük Atatürk’ün bu sözünü en iyi gerçek sanatçılar değerlendiriyor ve halka umut saçıyor.

Onlar Fazıl Saylar, Tarık Akanlar, Edip Akbayramlar, Genco Erkallar gibi binlercesi gönüllerde taht kurmayı sürdürecek.

ORMANLARI KİM YAKIYOR?

ORMANLARI KİM YAKIYOR?

Dr. Ceyhun Balcı
29.08.2019

Kaz Dağları’nda yerin altındaki bir avuç altın için yerin üstündeki paha biçilmez yeşilden vazgeçiliyor. Tepkiler elbette haklı ve yerinde. “Su ve Vicdan Nöbeti” tutanlar da eksik değil. Fazıl Say’ın piyanosuyla verdiği konser ve bestelediği marş belki de en anlamlı ve etkili karşı çıkış oldu.

Öte yanda kesilerek değil ama yakılarak dağlanan ciğerlerimiz.

On dört makam uçağı, 140 bin her türden motorlu taşıtı olan ve itibardan tasarrufu ayıp sayan yöneticilerimizin yönettiği devletimizin THK ve Hava Kuvvetleri’ni akıllarına getirmek şöyle dursun karalama girişimleri de enine boyuna yazıldı, konuşuldu. Biraz onur ve ahlâk sahibi olanın utancından insan içine çıkamayacağı duruma düşenlerin ses vermeyi sürdürmesi akla ve vicdana sığacak gibi değil.

Her şeyin gündemde olduğu bu ortamda bir şeyin görmezden gelinişi, olabildiğince yok sayılışı da bir o kadar ibretlik olmalı!

Türkiye’de ne zaman orman yansa aklıma getirmeden edemem!

Bölücülüğü rehber edinen, kana doymayan terör örgütünün on yıllardır başvurduğu sözde eylemlerden birisidir orman yakmak. Gündemde kalmak, korku ve dehşet salmak fırsatı doğar böylelikle.

Bilmem kimin çocukları namlı birilerinin sanal ortamda yaydıkları bildirgeler ve yangınları üstlenmeleri farklı tepkilere yol açıyor.

Bana sorarsanız eğer!

Bebeğe kurşun sıkan, savunmasız öğretmeni kurşuna dizen vicdansızlığın orman yakması bugüne dek yaptıklarının yanında sıradan bir durumdur. Başka deyişle

  • orman yakmak PKK’den beklenebilecek bir eylemdir.

Öte yandan!

Bu olasılık karşısında verilen tepkiler de irdelenmeyi hak ediyor. Buna tepkisizlikler  demek çok daha doğru olur.

İşin ucunun PKK üzerinden HDP’ye dokunacağı durumlar pek çok aydın yaftalımızın edilgen davranışında aslan payına sahiptir. Kışkırtma olmasın, durun bakalım iyice anlayalım, kavrayalım yaklaşımının öne çıkması bundandır.

Örneğin, İzmir’deki orman yangınında zanlıların ormancı giysili olması kamu görevlilerini hedefe koymaya yeterken, terör örgütünün bu olaylardaki yerinin bırakın tartışmayı, akla bile getirilmeye değer bulunmayışı anlamlı ve önemli olsa gerektir.

Üşenmedim!

Neredeyse her toplumsal olayda aynı safta duran, benzer ses çıkartan dörtlünün internet sitelerini taradım.

TTB (Türk Tabipleri Birliği), DİSK, KESK ve TMMOB.

Buralarda ne ararsanız var! Ama, orman yangınları üzerine tek sözcük yok!

Bilindiği gibi bu dörtlü ayrılıkçı PKK terörüne karşı tepki vermede çekincelidir. Olabildiğince görmezden gelir bu önemli gerçeği. Hatta, ÇATIŞMASIZLIK ve BARIŞ gibi yaldızlı sözcüklerin arkasına gizlenerek terör seviciliği yapmakta da sakınca görmez.

Oysa, orman yangınları üzerine iki satır yazmak, olası sorumlu ve failler hakkında bir çift kınayıcı söz söylemek bu kadar zor mudur? Zor değildir elbette! Ama, bu dörtlüye egemen olan anlayış için bu konu başlığı bile tabuya eşdeğerdir.

Adli yıl açılışına katılım üzerinden parsa toplamaya çalışan İzmir Barosu da ve hatta Türkiye Barolar Birliği de konuya ilgisiz kalmayı tercih etmiş.

Sol mahallenin bu konudaki suskunluğu ve edilgenliği ibretliktir.

Ormanları kimin yaktığı kadar bu konudaki anlamsız sessizlik de önemlidir.

Yaşıyor olsa Cüneyt Cebenoyan ses verirdi kuşkusuz.

Bir de Ahmet Şık’ın vicdanlı tepkisi anılmaya değer bir nazarlık gibi duruyor bu mahallenin üzerinde.

Özetlemek gerekirse; devletin bununla ilgili ayrıntıları ve kasıt varsa ilgili kişi ve bağlantılarını bir an önce ortaya çıkartması, ulusal güvenliğimiz açısından son derece önemlidir.

Yine de, kurumların orman yangınları üzerine ve olası failleriyle ilgili kamu vicdanını rahatlatıcı açıklamada bulunmaları önünde herhangi bir engel olmadığını vurgulamak gerekiyor.

Kaz Dağları’ndaki ağaç ağaç da İzmir’deki, Göcek’teki başka bir şey mi?

Nedir bu iki yüzlülük, çifte standart?

‘Türkiye Türklerindir’ tüm kökenleri kapsar

‘Türkiye Türklerindir’
tüm kökenleri kapsar

portresi


Yalçın BAYER

Hürriyet
, 23.08.2015

 

 “TÜRKİYE Türklerindir” mottosu her sabah Hürriyet’in logosundan bize özgürlüğün değerini (ve bedelini) anımsatıyor. Sözün asıl sahibi, Mustafa Kemal Atatürk
Associated Press ajansı muhabirine söylediği şu:

Savaş yıllarca sürse de Yunanlıları Anadolu’dan çıkarmaya kesin olarak karar verdik.
Türkiye, Türklerindir… İşte milletseverlerin ilkesi budur.

Çok açık; Atatürk, bu sözle emperyalizme net bir mesaj veriyor: Anadolu bizim, bu topraklarda yaşayan yurttaşların; sen avucunu yala!

Ve işte hassas nokta: Burada ‘Türk’ kavramı, asla soyu sopu işaret etmiyor… Ortak vatanda yaşayan her kökenden tüm yurttaşları kapsıyor. Nereden biliyoruz? Atatürk’ün şu tanımından:

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına
Türk Milleti denir… Ne mutlu Türk’üm diyene!

Uzay teleskopuyla da baksanız ‘ırk(çılık)’ bu sözün neresinde?

Dillere pelesenk edilen söylemiyle ‘Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Boşnak…’ kökenli de olsak mademki bu ülkede yaşıyoruz, bu Cumhuriyet’in temelinde harcımız var ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız; o halde bu bağlamda hepimiz Türk’üz… Şu veya bu kökenli Türk…

Kürt kökenli yurttaşlar dahil diye eklemenin gereği var mı?

Günümüzde bir ‘malum’ zümre, ‘Türkiye Türklerindir’ sözünden rahatsızlık belirtiyor,
tarihsel bağlamından koparıp özdeyişe türlü zorlamalarla ‘ırkçı, faşizan’ içerik yüklemeye yelteniyor. Böylece abanıp o sözü Hürriyet’in logosundan indirebilir mi, çok önemli bir kaleyi daha acaba düşürebilir mi; bu ham hayalin zaferini zorluyor.

Oysa ‘Türkiye Türklerindir’ yazısı, köken gözetmeksizin tüm yurttaşları kapsayan anti-emperyalist mesajıyla her sabah Hürriyet’in logosundan bizlere umut aşılıyor,
mutluluk veriyor, onur katıyor.

Hürriyet, Cumhuriyetimizin temel niteliklerinin, çağdaş Atatürk değerlerinin ‘amiral gemisi’ değil mi?.. İşte bu erdemlerin temelini oluşturan ‘Türkiye Türklerindir’ sözüyle bütünleşerek de ‘Hürriyet’ logosu, eşsiz değerdeki tarihsel anlamını/derinliğini kazanıyor.

O söz, o logoya pırlanta gibi yakışıyor… Yadırganacak hiçbir yanı yok.
Yarası olan, ne yapalım, varsın gocunsun.
*****
Ertuğ KARAKULLUKÇU
ŞAPKA VE KIYAFETTE DEVRİMİN 90. YILI

HER kentin toplumsal yaşamda, kendini öne çıkarma adına ortaya koyduğu değer arayışları vardır. Şehrin geçmişi, doğası, kültürel dinamikleri o şehrin kimliğini oluşturur;
farkını ortaya koyar. Bu ülke düzeyinde de benimsenince birtakım sıfatları hak ederler.

KAHRAMANMaraş, ŞANLIUrfa, GAZİAntep gibi…
Bu kentlerin ülkemizin yakın tarihine yaptıkları katkı yadsınamaz.

Kastamonu da Kurtuluş Savaşı sürecinde yaptığı hizmet, verdiği şehit sayısıyla her türlü takdirin üzerindedir. Bu fedakâr şehir, mütevazılığını hiç bozmadan ülke tarihinde saygın yerini hak ederek almıştır. Bu saygınlığını daha da pekiştiren olgulardan biri de Anadolu’da yapılan tek devrim olan Şapka ve Kıyafet İnkılabı’na (Kanun No: 671 /25.11.1925) ev sahipliği yapmış olmasıdır.

Bu yıl bu tarihsel olayın 90. yılını idrak ediyoruz. İnkılap 23 Ağustos’ta başlayacak etkinliklerle 90. kez kutlanacak.

Tarihsel anlamda inkılabın nedenlerini gözden geçirmek günü ve dünü anlamak açısından yararlı olacaktır. Ulu Önder 23 Ağustos 1925’te beraberindekilerle Kastamonu’yu ziyaret etmiş ve sekiz gün süren bir gezi gerçekleştirmiştir. Bu gezi sırasında bu devrim için Kastamonu’yu niçin seçtiğini şöyle anlatıyor:

  • “Bütün vilayetler beni tanırlar. Ya üniformayla, ya fesli kalpaklı sivil elbiseyle görmüşlerdir; yalnız Kastamonu’ya gidemedim. İlk önce nasıl görürlerse öyle alışırlar, Türkiye beni görür, yadırgamazlar. Bu vilayetin hemen hepsi asker ocağından geçmişlerdir; itaatlidirler. Munistirler. Bunun için şapkayı orada giyeceğim.” (TBMM tutanak dergisi, 30/07/2003)

Bu inkılabın Cumhuriyet döneminin ilklerinden biri olması, kurulmakta olan yeni devletin sembolik anlamda öncü hamlelerinden biri sayılmasına neden olmuştur. Uygar dünyaya katılma, kafaları geçmişin eskimiş ve hayatiyetini yitirmiş düşüncelerden kurtarma, bilimsel düşünceyi etkili kılma çabasının da önemli simgelerinden biridir. En yalın tanımıyla eşit yurttaşların sokaktaki görünümlerinin de eşitlenmesi anlamını taşır.

Anadolu’nun işgal yıllarında, bu şehir Karadeniz’den gelen mühimmatın İnebolu limanından ve Kastamonu üzerinden Ankara’ya aktarılması, Mustafa Kemal Paşa‘ya “Gözüm Sakarya’da, kulağım İnebolu’da” sözünü söyletecek denli önem ve değer taşımaktadır.

İstiklal yolu olarak da anılan bu yol, kurtuluş mücadelemizin atardamarı olmuştur. Şehit Şerife Bacılarıyla, Halime Çavuşlarıyla ve binlerce isimsiz kahramanıyla Kastamonulular tarihleriyle ne kadar övünseler azdır.

Mirati MADAK-KASTAMONU
*****

CHP’nin “6 Ok” unun yolu  Beştepe değil Çankaya’dır.
CUMHURBAŞKANI, muhalefetin Beştepe boykotunu değerlendirirken duygusal davranıyor.
CHP, Mustafa Kemal’in vasiyeti yok sayılarak meydana getirilen yapılaşmaya tarihi nedenlerle itirazda bulunabilir. Burada yadırganacak bir durum yok, Kılıçdaroğlu, hin-i hacette ne yapar bilinmez ama “6 Ok” un yolu, Beştepe ile değil ancak Çankaya ile kesişir.

(Prof. Dr. Abdurrahman Eren’in Kanun-u Esasi adlı sitesinde, tekrar seçim ile ilgili kapsamlı bir değerlendirilmesine ulaşılabilir. )S.Ö.

*****

MESAJ PANOSU

” DURDUK yerde sanatçılara ‘Sanatını yapma, şehitler var’ deniliyor. Bu ne bilinçsizliktir. Elbette ki bu ülkenin çok zor günleridir. Hatta daha da zor günler gelebilir. Bu zorluklara sebebiyet veren kimdir, kimlerdir, hepimiz biliyoruz. Barış için haykırmanın en evrensel yolu müziktir. Müzik ile haykırmaya devam ederim ben. İptal etmiyorum konserlerimi.” 
Fazıl SAY

*****

HER ŞEYİMİZ olan şu 3 kelimenin uyumuna bakın:

  • Toprak, yaprak ve bayram.
    Nihat GÖKYİĞİT

    ======================================

    Dostlar,

    Uzun zamandır, Hürriyet’in değerli yazarlarından sevgili arkadaşımız Sayın Yalçın Bayer‘in yazılarından alıntı yap(a)mamıştık. Bu yazı ile bir de

  • ŞAPKA VE KIYAFETTE DEVRİMİN 90. YILI

temasını kısa da olsa işlemiş olduk.. Bayer, köşesinde hep okurlarını konuk eder..
Bu bağlamda Ertuğ KARAKULLUKÇU’nun dizlerine yer vermiş Yalçın bey..

Önemli bir başka tema da Büyük Atatürk’ün “Türk milleti” tanımı..
Bu sitede belki yüz kez yazdık.. Mustafa Kemal Paşa gibi bütün Anadolu halkını
Kurtuluş Savaşı için seferber eden bir insanın “ırkçı” olması olanaklı mıdır??
Kendi el yazısıyla notlarında 3 yerde “Türk Milleti” tanımı yapmıştır :

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına / ahalisine
Türk Milleti denir… Ne mutlu Türk’üm diyene!

Bu bir sosyolojik – tarihsel çağrıdır Anadolu halkına.
Sıcak savaştan sonra da varolabilmek, kurulan devleti sürdürebilmek için
ULUSLAŞMAK gereklidir. Dünyada ULUS DEVLETLER ayaktadır, tutunabilmektedir.
Bu olgu günümüzde de geçerlidir ve Ulusun etnisitelerini görmezden gelmez, assimile etmeyi içermez. O, örneğin Hitleri’in yaptığı ırkçı faşizmdir..

Kültürel farklılıkları ile bir çiçek tarlası gibi bir arada olmak ama aynı zamanda ortak özelliklere dayalı bir kaynaşma – bütünlük (integrasyon) sağlamak. Örneğin tek 1 resmi dil edinmek..
Tek vatan, tek bayrak edinmek.. Bunca farklılıklara karşın yine de “Devlet” olarak birarada kalmanın başka formülü yok! O zaman Türkiye’de her etnisiteye bir devletçik mi kurduracağız? ABD’yi 50 develete mi böleceğiz? İngiltere, Fransa, Almanya…. hepsi hepsi parçalanacak ve yeryüzü bir ŞEHİR DEVLETLER topluluğuna mı dönüşecek??

Türkiye’de herhangi bir etnisiteye ya da inanç temeline dayalı ayrımcılık, çok açık biçimde YENİ SEVR özlemidir, bilerek ya da bilmeyerek maşalığıdır!

Bu halk / millet, Sevr’i Osmanlı Sarayı imzaladığı halde ilk Meclis’i eliyle tanımamış
ve benzersiz bir Kurtuluş Savaşı ile yırtarak yerine Lozan’ı koymuştur. Günümüzde de izin vermeyecektir etnik ya da inanç temelinde bölünüp kardeş kavgasına, iç savaşa..

Sevgi ve saygı ile.
23 Ağustos 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

SANAT ÇIĞLIĞI


SANAT ÇIĞLIĞI

Serdar KIZIK
 
Cumhuriyet, 7.2.15

Sanat aydınlanmadır kuşkusuz.

Sanata ve sanatçıya konulan engellerin amacı gölgedir, karartmadır.
Ülkemiz kültür ve sanatı, iktidarın cenderesinde güç bir dönem yaşıyor.
Bu durum doğal olarak topluma da olumsuz biçimde yansıyor.

Opera, bale, senfoni ve tiyatroya yönelik iktidarın baskıcı, dayatmacı
yer yer sansüre varan uygulamaları
bu alanda da mağduriyet yaratıyor.

İktidarın dünya ölçeğinde sanatçımız Fazıl Say‘a, tiyatro ve oyunculara, devlet bünyesindeki sanat kurumu ve yöneticilerine yönelik tutumu ortada.

AKP, TÜSAK adlı yapılanmayla sanat kurumlarını dönüştürmeye çabalıyor.

Buna karşın sanat ve sanatçı, doğası gereği direniyor.
Sanatçılar, çeşitli sanat kurumları, boyun eğmiyor
İzmir’de  15 yıldır sanata destek veren TOBAV‘ın İzmir Şube Başkanı Hale Gökalpsezer’in, Uğur Mumcu’yu anma etkinliğindeki konuşması durumu özetliyor.
Sanatın ve sanatçının çığlığı olarak sizlerle paylaşıyorum;

Uğur Mumcu ve O’nun kişiliğindeki demokrasi şehitlerini, Gezi ruhu yaratıcıları olan, sokak direnişlerinde kaybettiğimiz insanları hatırlamak öyle kolay bir iş değil.
Gözyaşlarını silip mücadele etmek, çözüm yaratmak, projeler üretmek, karşı duruş göstermek, ilkeli ve ahlaklı olabilmek, ülkemizin üniter (AS: Tekil) yapısını, bayrağını, halkını koruyabilmek için gereken direnişi gösterebilmektir…

Bu yıl sevgili Uğur Mumcu’nun nezdindeki hukuk, demokrasi ve sanatı masaya yatırırken, Türkiye’nin sanat camiasındaki çatlak sesleri, içimize sokulan Truva Atı’nın ne çok
işe yaradığını üzüntüyle seyrediyoruz.

Biz dik durduk. Korkmadan, yılmadan TÜSAK’a hayır dedik.
Bu gün TÜSAK’a hayır dediği için görevden alınan pek kişiliğin şahsiyetin kahraman
ilan edilmesi bile büyük yanılgıdır. Çünkü pek çoğu ördükleri TÜSAK duvarının
altında kalmıştır.

Bunun en büyük kanıtı da, şu anda daha da çok savaşmaları gerekirken,
büyük bir sessizliğe gömülmeleridir.

Bu süreçte kanaat lideri sayılan kimilerinin yapmaları gereken, Anadolu nun herhangi bir yerindeki festivali kurtarmak ya da yalnızca orkestra kurmak, yani kişisel etkinliklerde bulunmak değil, topyekun yok edilmek istenen kurumlarına, sanatçılarına ve emekçilerine siper olmaktır.
Hepsi bu kurumlar sayesinde bir yere gelen bu isimlerin, T.C.’nin kaleleri olan kurumlarına vefa borcu vardır.

  • Şu bilinmelidir ki; Yeni Türkiye planının içinde nasıl ki T.C. yoksa, sanat kurumları için yapılan düzenlemelerin içinde de sanatın var olabilmesi olanaksızdır.

TÜSAK‘la vatandaşın sanat etkinliklerinden yararlanabilme hakkı elinden alınacak, Türkiye’de sanat ve sanat seyircisi, Zorlu Center’in koltuk ve gişeleriyle sınırlı kalacak, Cumhuriyetten sonra halka arz edilen tüm faaliyetler tekrar sultanların emrinde olacaktır.”

========================================

Dostlar,

TÜSAK kısaltmasıyla geçen “Türkiye Sanat Kurumu” kurularak Türk sanat – kültür yaşamının iğdişleştirilmesi, AKP iktidarınca teslim alınması girişimini
AKP ısrarla sürdürmekte.

Mehtet takımı taktikleriyle.
Biliyorlar ki, Ülkemizin – Türk Ulusu’nun kökten gerici – dinci dönüştürülmesi
sanat – kültür yaşamına el koymadan olanaksız..
Dolayısıyla Türkiye’de dinci – gerici darbe yapmaya kilitlendiği artık saklanmayan,
itiraf edilen hatta gözdağı verircesine açıklanan planlar bağlamında AKP dayatmasını sürdürüyor.

Bu bağlamda sitemizde epey yazı yayımladık daha önceleri..
Başta, Kültür Bakanlığı eski müsteşar yardımcısı Devlet Sanatçısı (Keman)
Sayın H. Hüseyin Akbulut‘un bir uzman olarak yazılarını paylaşmıştık..

http://ahmetsaltik.net/?s=AKBULUT+%2B+T%C3%9CSAK
http://ahmetsaltik.net/2014/04/01/tusak-yasa-taslagi-sanat-ve-sanatcilar-icin-bir-tehdittir/ 

AKP bu demokrasi dışı – sanat/kültür düşmanı dayatmasını geri çekmelidir.

Artık yeter!..
Toplumu bunaltan, özgürlükleri budayan…. ülkeyi koyu bir dinci – faşist rejime sürükleyen tehlikeli gidişini frenlemek zorundadır..
Anayasa’yı askıya alan bir Devlet Başkanı ile karşı karşıyayız.
Fiilen partili davranışlar içinde ve meydanlarda eski (?!) partisine apaçık oy istiyor..
YSK (Yüksek Seçim Kurulu) itirazları görmezden geliyor..
Fiili biçimde anayasa askıda, ihlal edilmekte..
Açıkça ve meydan okurcasına ANAYASA SUÇU işleniyor..
Bu vahim ve gözü kara bir gidiştir.
Der-hal, AKP’nin frene basarak normalleşmesi gerekmektedir.

Sevgi ve saygı ile,
08.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Prof. Dr. D. Ali ERCAN : Laikliğin grafiği..


Dostlar,

Değerli bilim insanı Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan önemli bir çalışmasını paylaştı bizimle..

Laikliğin grafiği..

Az önce uzun uzun “Türkiye’de laikliğin grafiği” ni konuştuk.
Eğimleri (slope) ampirik öngördüğünü düşünmüştük.
Sorduk doğrulamak üzere ama çok şaşırdık; Ali hoca her dönemde eğrinin (trend) eğimini (slope) hesaplamak üzere 2 sayısal ölçüt kullanmıştı!

Hayranlıkla dinlerken bu parametreleri sorduk, yanıtladı :

1. O dönemde açılan İHL sayısı
2. O dönemde çıkarılan laiklik karşıtı yasal düzenlemelerin sayısı..

Gerçekten çok şaşırmıştık.. İlki neyse de 2. ölçüt çok ama çok zaman alacak bir mevzuat kronolojisi ve içerik taraması gerektiriyordu. Uzun sağlıklı – onurlu – üretken ömürler olsun, 74 yaşında, sekretersiz – asistansız bir kıdemli hoca bu çok emekli işi nasıl başardı ki?

Yanıt daha da çarpıcı idi.

Saltık, 1 yansı için gerekli veri toplamak kimi kez birkaç ay alıyor..

O’nu çok iyi anlıyorduk, çünkü biz de benzer durumda idik. Bir yansı hazırlamak,
2 satırlık bir not kimi kez birkaç yüz sayfa (Türkçe – İngilizce) okumayı, internette,
basılı kaynaklar arasında  saatler geçirmeyi gerektiriyordu. Birkaç gün önce
SAĞLIK DÜZEYİ ÖLÇÜTLERİ konulu dersimizin salt güncellemesi 9 saatimizi almıştı (sitemizde yayımladık..)

İleri matematik bilenler hemen değerlendirecektir, Sn. Ercan eğriyi en iyi uyan
(best fitting) kılmak üzere bir de “yumuşatma” (smoothing) işlemi uygulamıştı.
Biz de Hacettepe Tıp ilk sınıfta (İngilizce bağışıklığı sonrası 1971-72) 2 yarıyıl yüksek matematik eğitimi almış olmanın ve sonraki yıllarda Biyoistatistik ile epey uğraşmamızın (Hacettepe’de master programı derslerini tamamlamış olmanın) avantajı ile bu emeğin matematiksel ardalanını (background) değerlendirebiliyorduk..

******
Üzerinde birkaç saat konuşulabilecek bir eğri..
Bir Nükleer Fizik hocasının siyaset bilimine paha biçilmez katkısı..

  • Evet dostlar, 2015 Türkiye için gerçek bir milat!

Eğri henüz x eksenine değmiyor.. Hala umut var..
Biz de Ali hocaya takılarak,

– Uğursuz eğri asimptotik olarak gidecek ve ancak sonsuzda değecek galiba…
diye takıldık. “Bunca az laklik” ortamında yaşanabilir miydi??

Evet, Türkiye halkı 2015 seçimlerinde ya bu dinci kadroları tasfiye edecek, en azından tek başına iktidar yapmayacak ya da tersi durumda

  • 2023’te tam tekmil ANADOOLU FEDERE İSLAM CUMHURİYETİ KAÇINILMAZ..

Ufukta görünen kayda eğer başkaca bir nesne – olgu -süreç – devinim… vb. yok!

Türkiye’nin 1 numaralı 2015 Nisan – Haziran arasındaki (daha öne alınmazsa) genel seçimlerdir. Her-kes ama her-kes bu kritik tarihsel gündeme kilitlenmek zorundadır.

“Laikliğe karşı eylemlerin odağı” olan iktidar partisi AKP (Anayasa Mahkemesi kakarı!) ilk genel seçimde iktidardan nasıl indirilecektir??

Başta anamuhalefet CHP olmak üzere sırasıyla MHp belki – hatta HDP, sayıları 60’ı geçen siyasal particikler, dernekler, barolar, meslek kuruluşları, medya, sermaye, üniversiteler, vakıflar, cemaatler, sadaka kültürünün müritleri milyonlar….

Yaşmsal önemdeki bu seçimde ne yapacaklarını hatasız kararlaştırma ve uygulamak zorundadır.

Görünen odur ki, merkez sağda ulusalcı -vatansever – halkı ATATÜRK’te birleştirecek yeni bir siyasal parti, en büyük parti durumuna gelen kararsızların oylarını toplayarak AKP’yi tek başına iktidar olmaktan alıkoyabilecektir.

Bu arada CHP – MHP akıllarını başlarına almazlarsa baraj sorunu bile yaşayabilirler.

Sevgi ve saygı ile.
2.11.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================

Değerli arkadaşlar,

Portresi_gulumseyen

 

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

 

 

Yakınlarda yaptığım bir söyleşide kullandığım bir yansıyı da ekliyorum aşağıdaki iletiye.

Laikligin_grafigi_Ali_Ercan_2.11.14

 

 

 

 

 

 

 

 

Köhne orta çağ toplum yapısından çıkıp, çağdaş Medeniyet ufkunda bir yıldız gibi yükselen Türkiye Cumhuriyetinde, bilimin rehberliğinde olması ve bilimin rehberliğinde işlemesi gereken (Laik!) Devlet yapısının inişli çıkışlı serüvenini anlattığım bölümde kullandığım bu grafik yansı, Cumhuriyetimizin Mustafa Kemal Atatürk zamanında
doruk yapan Laiklik özelliğinin, kuruluşundan doksan yıl sonra, yeniden çıkış noktasına nasıl inişe geçtiğini gösteriyor.

Soru; Laiklik uygulaması bakımından şimdilerde dibe vurmuş olan Türkiye’de
bir mucize gerçekleşecek ve yeniden bir yükseliş yaşanacak mı,
yoksa Mısır gibi, İran, Afganistan, Pakistan gibi, Arap Ülkeleri gibi
şeriat karanlığına dalacak mı? æ

*****

HAL VE GİDİŞ SIFIR

BASINDAN

1 “…  Anayasa gereği Türbanlı öğrenciyi derse almayan Prof. Esat Rennan Pekünlü‘ye ‘eğitim hakkından yoksun bırakmak’ suçundan dolayı mahkemenin kararlaştırdığı 4 yıllık hapis cezası Yargıtay tarafından onaylandı…”

2 “…Fazıl Say’ın eserleri Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının repertuvarından çıkartıldı…” 

Değerli arkadaşlar,

Elhamdülillah Şeriata doğru dört nala koşturan “görüntüde laik” bir devletimiz var artık…

Yargısıyla, Yürütmesiyle, Bürokrasisiyle, Yerel yönetimleriyle Şeriat sempatizanı bir sosyal yapıyla, karanlık ve kargaşa dönemine gidişin işaretleri ortada…

Ortaçağ’da takılı kalmış beyinlerin çağdaş bilime ve Çağdaş Sanata düşmanlığını sanatçılara ve bilim adamlarına karşı kindar davranışlarında görüyoruz.

Avrupa’daki Hristiyan şeriatının meydanlarda bilim insanlarını yakışından 4 yüzyıl sonra tarihten ders almayan ve benzer ilkellikleri sürdürenlerin ibretlik halini üzüntü ve kaygıyla seyrediyoruz.

Sevgilerimle. æ

Fazil_Say_portresi

 

 

Piyanist Fazıl Say

 

 

Rennan_Pekunlu'ye_destek

 

 

 

 

 

portresi

 

Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü

 

 

Fazıl Say’ın piyanosunun 1 ayağını kırmak


Musa Kart
çizimi..

Cumhuriyet, 22.9.13

Musa_Kart_cizimi_22.9.13

 

 

 

 

 

 

 

Uluslararası ünlü Piyanist – Besteci Fazıl Say‘ın kendisine gelen bir twitter iletisini (Hayyam’dan bir 4’lük) paylaşması nedeniyle cezalandırılması üzerine..

Ömer Hayyam‘ın 4+lükleri, günümüzden bin yıl önce, yaşamında (1048 – 1131) bile O’na bu denli pahalıya mal olmamıştı.. 10 ay hapis..

Musa Kart’ın çizimine göre AKP iktidarı Fazıl’ın piyanosunun bir ayağını kırarak
(sanal anlamda) topluma korku salmak zere sopa olarak kullanıyor..

Yazıklar olsun…

Sevgi ve saygı ile.
22.9.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

İSLAMIN ÖZÜ

Dostlar,

Bilge insan, 91 yaşındaki Dr. Mühendis Sayın Ali Nejat Ölçen, bir hazine değerindeki asırlık birikimini bizlerle paylaşmayı -üstelik sanal ortamda- sürdürüyor!

O’nun birikimini, vardığı sentezin yönünden bağımsız olarak çok değerli kılan, kullandığı bilimsel diyalektik yöntemdir.

Sorunlara

    akıl ve bilim yoluyla eleştirel ve sorgulayıcı yaklaşım

dışında insanlığın kurtuluşu yoktur.

Bir Cumhuriyet çınarıdır O.. Cumhuriyet’in okullarında yetişmiştir, Mustafa Kemal’in evladı dır.. Laikliği, Cumhuriyeti, demokrasiyi, insan haklarını, erdemi, ahlaklı ve çalışkan-üretken olmayı sindirmiştir.

Şimdilerde de İslam kaynaklarının arınması için çaba harcamakta, sorgulamaktadır.

Unutulmasın : Çocuklar 3-5 yaşlarında ne çok soru sorarlar! Yaşamı böylelikle tanır ve kavrarlar.
İnsanın doğasında bu sorgulayıcılık vardır. Sonraları sönümlenir / sönümlendirilir bu doymayan merak..

Oysa insanı insanlaştıran “neden-niçin-nasıl-nerede-ne zaman” (5N) sorularıdır.
Bu özellik yaşam boyu sürdürülmeli, alışkanlık edinilmelidir.

Sormayan insan teslim alınır, köleleştirilir.. Uygarlık ve bilim orada gelişmez..

Bu bakımdan,

    Kur’an da asla ezberlettirilmemeli anlayarak öğrenilmelidir

.

Hafızlık yasaklanmalıdır, insanlığa ve dine bir yararı yoktur, zararlıdır;
ezber zihinsel bir soykırımdır!

“Fanatik İslamcılar”, dikkat buyurun, “Mütedeyyin Müslümanlar” demiyoruz;
bu tür yaklaşımlar karşısında havaya fırlamaktadırlar. Onların bam telidir, oyuncaklarının elinden alınacağı psikolojisi ile bir çocuk gibi saldırganlaşmaktadırlar. Çocuk saldırganlığı masumdur ama.. Bu öyle değil.. fanatik islamcı yobazdır, cana bile kıyar, hiç gözünü kırpmaz.. Toplu kıyım ve vahşetten geri durmaz..
Tarihte yakıcı örnekleri dolu.

Bu bakımdan İslamın dünden günümüze “güncel” (şimdilik) sorunu bu yobaz takımının elinden kurtarılmasıdır.

Prof. İlhan Arsel, “Diyanet hurafe üretiyor..” demişti.
Bu tür sorgulamalara girişmişti. Ülkesinde barındırmadılar.. ABD’ye göç etmek zorunda bırakıldı.

Turan Dursun “Din Bu” başta olmak üzere sorgulayan yapıtları yüzünden öldürüldü.

Aziz Nesin öyle.. Yargıtay Başkanı Ümran Öktem öyle.. (Cenaze namazı engellenmek istendi!)

“Şeytan Ayetleri” kitabı yazarı Salman Rüşdi öyle.. İslamda aforoz kurumu olmamakla birlikte daha beter edildi. İnfaz emri çıkarıldı hakkında..

Doç. Dr. Bahriye ÜÇOK, evine yollanan bombalo paketle alçakça öldürüldü..

    Fanatik dinci – dini geçim kaynağı eden kesim

hemen “din elden gidiyor -dine hakaret” vaveylası basıyor. Türk Ceza yasasında da dince kutsal sayılan değerlere hakaret diye Anayasanın düşünce özgürlüğü hükümlerine (başlıca md. 25 ve 26, md. 24) aykırı bir madde var..
Fazıl Say bu maddeden hüküm giydi! (TCK md. 125 b ve c, önceki Ceza Yasası md. 175)

Laiklik karşıtı eylem serbest, Hilafet istemek de!

Dahası, böyle bir siyasal parti kurup Anayasa Mahkemesinde oybirliğiyle hüküm giymek
ve ülkeyi yönetmeye devam etmek de!

Ama “dince kutsal sayılan” belirsiz bir içerik yasal korumada!
Dinsel eleştirilerin başında Demokles kılıcı.. Kırk katır mı kırk satır mı, kırk fırın mı??
(Yobaz insan da yakıyor!)

Böyle demokrasi olmaz!

*****************

İslama yapılan kötülükler bununla kalmadı..

Son çeyrek yüzyıldır da “ILIMLI İSLAM” adı altında

    Batı Emperyalizmi İslam dinini buyruğuna alarak adeta terbiye etti

, ehlileştirdi kendince.

    İslam dinini Kapitalist sömürüye “gık diyemez” duruma getirdi

bilinen Cemaat ve başındaki kişi
F. Gülen eliyle..

Bu Cemaatın üssünün Pensilvanya olması her şeyi açıklamıyor mu?
5 kıtada milyarlarca dolarlık yüzlerce okul, Pensilvanya’da çiftlikte korumalı saltanat..
Hangi parasal kaynakla?? Emekli vaiz aylığıyla mı??

Prof. İlhan Arsel henüz KüreseleşTİRme = Yeni emperyalist atak başlamadan ABD’de idi ve İslami yobazlığı sorguladı. Emekli Vaiz İlkokul mezunu F. Gülen gerçekte İslamı koruyacaksa vaaz yeri bu dinin doğduğu S. Arabistan, Mekke-Medine olmalı değil mi?? Peki ya din bilgisi birikimi?

Bu sorgulanmayacak mı? Geçerli hangi belge – diplomaya dayalıdır, ehil midir bunu yapmaya?? Ya değilse??!

*****************

Zaman akıyor.. Dünya nüfusunun 1/3’ü Hıristiyan.. Müslüman oranı % 23 gibi..

Budizm, Hinduizm, Şintoizm ve Ateizm öbür ana dinler ve akımlar..

“Son din İslamiyet”, İsa’nın dinini aşamadı.. Niçin acaba??

Ateistler % 16-17’yi buldu.. Her 6 kişiden biri ve genellikle de çok iyi eğitimliler.. Neden acaba??

Bu gidişle, akıl ve bilim dışı olan her şey dışlandığından, adına “din” de deseniz, insanlar soğuyor ve reddediyor.. Yani yobaz – çıkarcı hatta yer yer uçkur düşkünü dinciler insanları dinden ediyorlar!..

Avrupa’da çoooook uzun onyıllar süren kanlı mezhep (=Dinin farklı yorumu! Niye oluştu acaba??
Hak mezhep ne demek sahi? İslam’da 4 tane hak mezhep?? İslamı 4 farklı yolla anlamak?? Tanrının dini tek değil mi?? Bu farklı yorumlar niye ki??) savaşlarının ardından devlet ve toplum yaşamı ayrılarak dönüşümsüz biçimde SEKÜLARİTE (laik düzen) kabul edilmedi mi?

Dolayısıyla, Hıristiyanlığın 16. yy. ve sonrasında yaşadığı “Dinde Reform” sürecini
İslam dünyası da er ya da geç mutlaka yaşayacak ve İslamiyet bu hurafelerden arındırılacaktır.

İnsanları dinsel sömürü de dahil tüm kötülüklerden koruyacak şaşmaz pusula BİLİMSEL AKICILIKTIR!

Bu sitenin de ana pusulası aynı yöntemdir.

Büyüüüük ATATÜRK de öyle buyurmuşlardı :

*

    “Dünyada her şey için, maddiyat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir;
    bilim ve fennin dışında kılavuz aramak aymazlıktır, bilgisizliktir, doğru yoldan sapmaktır.

(22.09.1924, Samsun Öğretmenleriyle Konuşma, 1925, Atatürk’ün M.A.D. s. 19)

Sonuç olarak;

Sayın Ölçen’in çabasını çoooook değerli buluyor, katılıyor ve destekliyoruz.

Aklı başında Müslümanların da benzer davranışları insanlığın ve İslamiyetin yararına olacaktır.

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 23.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================================


İSLAMIN ÖZÜ

portresi

Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN

Sn. Çetiner Çalış’a ilgileri nedeniyle teşekkür ediyorum. Çünkü, 0.8.2013 günlü iletisinde haklı olarak aşağıdaki soruya yer vermişti:

    Dünya “Hıristiyan-Emperyalizm” koalisyonuna teslim edilmemeli.

demişsiniz. Nasıl olacak bu iş kavga etmeden? Müslüman dünyasının bir araya gelebilmesini ben ihtimal dahilinde görmüyo­rum.

Şimdilerde yanıtı olmayan ve fakat haklı bir soru. Bir gerçek apaçık ortda:

Petrol tükendiğinde ve Ortadoğudaki Islam dünyası kalım dirim sorunsalıyla karşı karşıya kalabilir. O coğrafya (Türkiye’miz dahil) emper­yalizmin eline geçtiğinde bu soru tüm hızıyla güncelleşecektir. Umarım zamanın akıp gitmesiyle soru yanıtsız ve çözümsüz kalmaz!

Islam’ı kendi siyasal ve parasal çıkarı için (alçakça) kullanan Islamcılar’ın elinden kurtarmak konusunu gündeme taşıyan bir başka yazar var mı bilemiyorum.

Tüm kızgınlıkları göğüslemeye hazır­lıklı olarak yazıyor ve söylüyorum ki; Dünyada barış bir gün sağla­nacaksa bu, ancak Islam’ın hümanist ve adaleti öngören ilkelerinin var oluşuyla gerçekleşebilir. Bu gerçeği bugün göremeyen yalnız Islam Dünyası değil, doğayı yok et­mekte olduğunu umursamayan emperyalizm bile
o ilkelere gereksinim olduğunun farkına varacaktır.

Islam’ın kuralları dışında kalan ve fakat özünü oluşturan Ayetlerin hiçbirine Islam Dünyasının sahip çıkmadığı artık kabul edilmelidir. Hatta ne yazıktır ki, cemaat çıkarları, Islam’ın özü olan o Ayetlere sahip çıkmaya engeldir. Kanımca aşağıda belirttiğim ayetleri odak noktasına getirecek yeni bir Islam Öğretisi’ne
gereksinim var. Ben bunu yapmaya çalışyorum.

İki nedenle:

1. Azgınlaşan emperyalizm yerküreyi yokoluşa sürük­lemektedir.

Çünkü emperyalizmin Tanrısı “para” dır.

Onun bu niteliğini en belirgin biçimde bir Alman özdeyişi özetlemektedir:

“Hast du was, bist du das”.(Neyin varsa sen osun).

Bu deyim, yerküreyi yok edecek olan emperyalizmin özlü bir açıklanışıdır.

2. O nedenle doğayı ve insanı korumanın temel ilkelerini Islam’ın kutsal kitabından çıkarıp,
“öğreti” ye dönüştürmek gerekiyor.

Bu gerçekleşebilir mi? Sn. Çetiner Çalış’ın sorusunun özdeki anlamı budur.

Emperyalizm karşıtı yeni bir Islam öğretisi kendisinin de tarihsel güvencesi olacaktır.

O nedenle emperyalizme karşıtlığı Batı dünyasında görmek, bulmak, düşün ve eylem birliği sağlamak ge­rekecek.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiyesi bunu başarabilir.

Bunu sağlamak için kişinin dindar olması, dinin kurallarını titizlikle uygula­ması da gerekmez.
Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) Islamın kurallarına uymasa bile, özünü oluşturan ilkelerine
sahip çıkmayı amaçlamaktadır. Neden? Çünkü: Islam Dünyası, henüz o dinin kültür düzeyini kavrayabilmiş değil. Islam’ın felsefesi ve kendine özgü kültü­rüne yerküre ve yerküredeki tüm canlıların gereksinimi olduğunun farkında bile değil.

İşte o gereksimin çözümünü sağlayacak Ayetler:

1. Necm Suresinin 39. Ayeti. Karl Marx’tan 1200 yıl önce: “Say’inden (emeğinden) gayrisi senin değildir.”

2. Maide Suresi’nin 42.Ayeti: “Adaletle hükmediniz. Tanrı, adalet ya­panları sever.”

3. Nisa Suresi’nin 112. ayeti: Bir suçsuzun üzerine kim suç atarsa bu büyük bir iftiradır ve
açık bir gü­nah yüklenmiş olur

4. Hücurat Süresi’nin 12. ayeti: Zan’dan sakınmalarını bildirmekte­dir: Zan’ın bir kısmı zira günahtır.

5. Hücurat Suresinin 11. Ayeti: Birbirinizde kö­tülük aramayın, birbiri­nizi kötü lakaplarla çağırmayın.

6. Saf Suresinin 3. Ayeti: “Yapamayacağınız şeyi söyleme­yin.”

7. Araf Suresinin 43. Ayeti: “Göğüslerinizde kinden ne varsa atmışızdır.”

8. Nahl Suresi’nin 30. Ayeti: “Dünyada güzel iş yapanlara güzellikler vardır.”

9. Maide Suresi’nin 8.Ayeti: “Bir kavme duyulan kininiz sizi adaletsiz­liğe yö­neltmesin.”

10. Asr Suresi: “İnsanlar hüsran içindedir, sabır ve iyilik öğütle­yenler ha­riç.”
İlginç olanı “sabırlı” iyi kişi” olun demiyor. Sabrı ve iyiliği bireysel nitelik olmaktan çıkarıyor, toplumsallaşmasını öngörüyor. Olağanüstü doğru olan bu.

11. Adiyat Suresi’nin 5. Ayeti: “Vay bütün hümeze ümeze güruhuna, mal top­lamış, onu saymaktadır.
Mal kendisini ebedî kılacakmış sanır.”

Bu ayetler yabancı dillere çevrilmeli Batı dünyasına anlatılmalı aynı zamanda Islam’ın öğretisi olarak yaygınlaştırılmalı ve “ahlak” ilkesine dönüştürülmeli.

Çünkü yukarıya aktardığım ayetlerin tümü emperya­lizme, soyguna, israfa, gösterişe, haksızlığa, nefrete ve ahlaksızlığa karşıdır, evren­seldir ve yerkürenin kurtuluşunun çözümüdür.

Birbirinden ayrılmayan bir bütündür bu Ayetler ve Islam’ın özünü betimler. Tümü Islam’ın kurallarından çok daha önemlidir ve ne yazık ki Islam Dünyası, hala bu Ayetleri özümseyecek kültür düzeyine ulaşabilmiş değildir.

Böylesi bir uğraş ilkin ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın görevi olabilmelidir.
Ve bu kuruluş devletten ayrı, özgür ve özerk niteliğe kavuşabilmelidir.
Devletin içinde değil, devletin dışında, devlete karşın Dinin korucusu olabilmelidir.

Kanımca Islamın özü olan bu Ayetler, dünya barışının da yaratıcısı olabilir. Bu satırları yazan kişi,
Islam’ı yalnızca bir din olarak değil aynı zamanda bir yaşam felse­fesi olarak da betimlemektedir.
Bunun savaşımını vermektedir ve bugün kimsenin umursamadığı bu Ayetlere petrol tükendiğinde Islam Dünyası
50 yıl sonra belki sarılacaktır. Şimdiden böylesi ortamı yaratmanın çabasını görev olarak üstlendim.

Çünkü yerkürede tek egemen güç ve tek din, azgınlığın ve felaketin kaynağı olacaktır.

Böyle biline.

Saygılarımla.
21.8.2013

Dr. Müh. Ali Nejat Ölçen

TIMES Dergisinde Başbakan RT Erdoğan’a Açık Mektup

Dostlar,

TIMES’ta yayımlanan, deyim yerinde ise Başbakan RT Erdoğan’a tam bir tokat gibi olan açık mektup aşağıda..

Alanlarında kendilerini kanıtlamış, uluslararası üne sahip 30 seçkin aydın imza koymuş..

Türkiye’den de Fazıl SAY (Besteci-piyanist) ve Fuad KAVUR (Film yapımcısı)
mektuba imza koymuşlar..

Her 2 aydın sanatçıyı da gönülden kutlarız.
Özellikle Sayın Fazıl Say’ı, çünkü hakkında bir mahkumiyet kararı var..

  • Türkiye aydınlanmasına destek veren Dünyalı 28+2 dostumuza
    şükranlarımızı sunuyoruz.

Ancak az önce (26 Temmuz 2013, 16:00 dolayı, NTV) Başbakan RT Erdoğan,
TIMES için hukuksal yollara başvurulacağını söylüyordu gazetecilere..!

“% 50 oyla başa gelmiş bir başbakana nasıl diktatör dersiniz?” diye gocunuyordu.
Anlaşılan bu “diktatör” lafı dokunuyor Erdoğan’a ya da mağduru oynaması için iyi malzeme.. Oradan giriyor..

Ama gene saptırıyor.. Seçim sistemimizin ne denli adaletsiz olduğunu dünya bilmiyor mu? Erdoğan, 2011 Temmuz seçimlerinde toplam kayıtlı oyların yaklaşık %40’ını aldı,
% 50’sini değil! Buna karşın TBMM’de 327/550, yaklaşık %60 temsil olanağı yakaladı.

Salt bu tür yöntemleri sürdürmek ve meşruiyet dayanağı yapmak da DİKTATÖR ünvanı kazanmaya tek başına yeter de artar da!

  • Ayrıca kamuoyu yoklamalarında oyları %14 dolayında azalan Erdoğan neye dayanarak meydan okuyor (!) ??
  • Elektronik – fiziksel her tür seçim hilelerine mi?
    Kayıtsız yüzbinlerce sığınmacıya mı (mülteci)?
  • Seçmen kütükleri – MERNİS oyunlarına mı??
  • Neye neye???

Bunlar daha önce oldu ama artık çoook geç..

  • Bütün yollar iktidardan düşmeye ve yasal hesap vermeye çıkıyor Bay Erdoğan!

Acemice örtmeye çabaladığınız derin paniğiniz öyle belirgin ki!
Bunu bile fark edemiyorsunuz.

Çevrenizdekiler de (hepsi dostlarınız mı sahi??) sizi ya “yeterince – gereği gibi” uyarmıyorlar ya da daha tehlikelisi, hiç kimseyi dinlemiyorsunuz!

Her 2 durum da sizi, ülkemizle birlikte bir felakete sürüklüyor..

Neron da giderayak Roma’yı yakmış, intihar etmişti, 2000 yıldır lanetleniyor..

Yakınlarda da epey örneği var..
O kadarını –okuyup okumadığınızı bilemeyiz ama– siz de duymuşsunuzdur.

**************
Acı ve düşündürücü olan, Başbakan’ın frene basmamakta direnişidir.

Başbakan, demokratik terbiyeye uygun biçimde açık mektubu değerlendireceklerini, uyarılardan yararlanabileceklerini söylemek ve çooook puan / oy kazanmak yerine;
kör kör parmağım gözüne yöntemini seçiyor ve TIME için hukuksal yoldan söz ediyor!?

T.C. vatandaşları Fazıl Say ve Fuad Kavur’u kurban mı seçecektir?!

Erdoğan, Kasımpaşa kültürünün kör inadını sürdürüyor..
Anlaşılan, “vuruşarak” çekilecek..
Kendisine de, ülkemizin masum insanlarına da çoook yazık ediyor.

  • Erdoğan’ın yapıp ettiklerinin ayrıca İslamiyete zerrece uyar yanı da yok..
  • Erdoğan Çoook büyük risk ve vebal alıyor..

Var güçleriyle O’nu uyarmayanlar da suç ortağı..
Örneğin RTE’nin anlayacağı bir dil olan “istifa etmeyi” bile anımsamayanlar..

Sevgi ve saygı ile.
26.7.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=======================================

Ünlülerden Erdoğan’a çok sert mektup

Bay Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Başbakanı
Ankara, Türkiye. Temmuz 2013

Sayın Bay Erdoğan,Aşağıda imzası olanlar, bu mektubu sizin polis güçlerinizin İstanbul’da Taksim Meydanı ve Gezi Parkı ile Türkiye’nin diğer büyük şehirlerindeki barışçı gösterileri,
Türk Tabipler Birliği’nin verilerine göre beş kişinin ölmesi 11 kişinin ayrım göstermeksizin biber gazı kullanımı nedeniyle gözünü kaybetmesi ve 8 binden fazla kişinin yaralanmasına neden olacak biçimde, zalimce bastırmasını

en güçlü şekilde kınamak amacıyla yazıyoruz. Ancak, Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nın benzersiz bir şiddet kullanımıyla boşaltılmasından sadece günler sonra, tek suçları sizin diktatoryal yönetiminize karşı çıkmak olan bu beş ölüye aldırmadan, İstanbul’da Nuremberg Toplanması’nı hatırlatan bir miting düzenlediniz.

Sizin hapishanelerinizde Çin ve İran hapishanelerindeki sayının toplamından
daha fazla gazeteci var.

Buna ek olarak, göstericileri çapulcu, yağmacı, holigan olarak nitelendirdiniz,
hatta bu göstericilerin yabancıların yönlendirdiği teröristler olduğunu söylediniz.

Oysa gerçekte, bu göstericiler sadece Türkiye’nin kurucusu Kemal Atatürk’ün öngördüğü şekilde laik bir cumhuriyet olarak kalmasını isteyen gençlerdi.

Sonuç olarak, bir yandan ülkenizi AB üyesi yapmaya çalışırken, bir yandan Türkiye’nin bir Egemen Devlet olduğunu söyleyerek, AB liderleri tarafından size yönelik tüm eleştirileri reddediyorsunuz.

Size
– 9 Ağustos 1949’da imzalanmış Konvansiyon uyarınca Türkiye’nin
Avrupa Konseyi’nin bir üyesi olduğunu,
– 18 Mayıs 1954’te
Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonunu imzaladığını ve
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yetkisini tanıdığını saygıyla hatırlatıyoruz.

Bunların sonucunda, beş masum gencin ölümüne neden olan emirleriniz, Strasbourg’da bir davaya dayanak teşkil edebilir.

Saygılarımızla..

Türkiye’den Fazıl Say’ın da yer aldığı, “Başbakan Erdoğan’a açık mektup”un imzacıları şöyle:

  1. ANDREW MANGO, Atatürk’ün biyografisinin yazarı
  2. HUGO PAGE, Avukat
  3. RONALD THWAITES, Avukat
  4. DAVID LYNCH, Yönetmen “Mulholland Drive” filmiyle Altın Palmiye ödülü sahibi
  5. SEAN PENN, Aktör/Yönetmen, “Milk” ve “Mystic River” filmleriyle Oscar sahibi
  6. SUSAN SARANDON Aktris, “Dead Man Walking” filmiyle Oscar ödülü sahibi
  7. SIR BEN KINGSLEY, Aktör, “Gandhi” filmiyle Oscar ödülü sahibi
  8. JAMES FOX, Aktör
  9. FREDERIC RAPHAEL, Yazar, “Darling” ile Oscar ödülü sahibi
  10. SIR TOM STOPPARD, Senaryo yazarı, “Shakespeare in Love” filmiyle Oscar ödülü sahibi
  11. CHRISTOPHER HAMPTON, Senaryo yazarı, “Dangerous Liaisons” filmiyle Oscar ödülü sahibi
  12. LORD JULIAN FELLOWES, Senaryo yazarı “Gosford Park” ile Oscar ödülü sahibi
  13. VILMOS ZSIGMOND, Sinematograf, “Close Encounters of the Third Kind” ile Oscar sahibi
  14. BRANKO LUSTIG, Yapımcı, “Schindler’s List” ve”Gladiator” ile Oscar ödülü sahibi
  15. RACHEL JOHNSON, Yazar
  16. EDNA O’BRIEN, Yazar
  17. CHRISTOPHER SHINN, Senaryo yazarı
  18. DAVID STARKEY, Anayasa tarihçisi
  19. FAZIL SAY, Besteci-piyanist 
  20. LADY CHOLMONDELY, Chopin Society Başkanı
  21. LORD MONSON, Yazar
  22. LORD STRACHCARRON, Belgesel yapımcısı
  23. DOWNSHIRE MARKİSİ, Toprak sahibi
  24. JEREMY CORBYN MP, İşçi Partisi Milletvekili
  25. EDMUND KINGSLEY, Aktör
  26. IGOR USTINOV, Heykeltraş
  27. MAURICE FARHI MBE, Yazar
  28. JACK FOX, Aktör
  29. CLAIRE BERLINSKI, Yazar
  30. FUAD KAVUR, Film yapımcısı 

TIMES'ta_acik_mektup

100 sanatçıdan ilan : KAYGILIYIZ!

Dostlar,

100 sanatçı bir basın ilanı verdi..

  • KAYGILIYIZ!..
  • Nefret söylemi ve baskılar  sona ermeli..
  • Toplum kutuplaşıyor…….

Çok sevindirici bir gelişme..

Destekliyoruz..

Metin aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
30.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=================================

100 aydından ilan: Kaygılıyız!

Yazarlar Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk, oyuncular Halit Ergenç, Ruktay Aziz ve Çetin Tekindor, şarkıcılar Zülfü Livaneli, Leman Sam ve Harun Tekin’in de

aralarında bulunduğu 100 sanatçı gazetelere ilan verdi.

ntvmsnbc,

29 Haziran 2013

Aralarında çok sayıda edebiyatçı, oyuncu ve şarkıcının bulunduğu sanatçılar gazetelere ilan verdi.

Kaygılıyız” başlıklı ilanda, toplumda yaşanan kutuplaşmaya dikkat çekildi.

İlanda şu ifadelere yer verildi                         :

“Sanat, hayatımızı diri tutan, bizi acılarımızdan arındıran, soluk almamızı sağlayan nefes borumuzdur. Bu ülkenin toplumsal değerlerine, acılarına
her zaman yakın durmuş, sorunlarını gözlemlemiş, bu uğurda acılar çekmiş sanatçılar olarak diyoruz ki;

Ortada yine bir öfke ve nefret kokusu var. Sanatçı ve sanatçıyı değersizleştirme, hedef gösterme, itibarsızlaştırma, suçlama, baskı altına alma girişimleri olanca hızıyla sürüp gidiyor. “Ayaklar baş oldu”
sözünü sakınmadan söylenen dil, topluma nefret tohumları ekiyor.
“Siz ve biz” söylemi toplumsal kutuplaşmayı keskinleştiriyor.

Aşağıda imzası bulunan sanatçılar olarak, toplumda yeni mağduriyetler yaşanmaması için nefret dilinin sona ermesini,
sanatçıların ve sanat eserlerinin hedef gösterilmemesini ve
toplum üzerindeki baskıların kaldırılmasını istiyoruz.”

İlanda imzası bulunan sanatçılar şöyle:

Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Ara Güler, Orhan Pamuk, Nuri Bilge Ceylan, Fazıl Say, Ferzan Özpetek, Murathan Mungan, Ayşe Kulin, Sırrı Süreyya Önder, Halit Kıvanç, Tarık Akan, Elif Şafak, Emrah Serbes, Haldun Dormen, Filiz-Fikret Otyam, Ahmet Ümit, Halit Ergenç, Rutkay Aziz, Çetin Tekindor, Okan Bayülgen, Serra Yılmaz, Volkan Konak, Ayfer Tunç, Nebil Özgentürk, Yavuz Bingöl, Sunay Akın, Haluk Bilginer, Can Dündar, Erdal Beşikçioğlu, Ataol Behramoğlu, Cahit Berkay, Levent Üzümcü, Devrim Erbil, Selçuk Yöntem, Vedat Sakman, Erol Demiröz, Mustafa Alabora, Zeynep Oral, Gürer Aykal, Latife Tekin, Halil Ergün, Ece Temelkuran, Derya Köroğlu, Müge İplikçi, Edip Akbayram, Cihan Ünal, Müjde Ar, Ferhan Şensoy, Leyla Erbil, Onur Akın, Ahmet Telli, Bejan Matur, Metin Üstündağ, Yılmaz Odabaşı, Zeki Alasya, Mehmet Aksoy, Ahmet Say, Müjdat Gezen, Demet Akbağ, Yüksel Aksu, Ferhan-Ferzan Önder, Gülsin Onay, Leman Sam, Musa Kart, Kürşat Başar, Ahmet Güneştekin, Menderes Samancılar, Sermiyan Midyat, Ercan Kesal, Bulutsuzluk Özlemi, Ömer Faruk Sorak, Musa Eroğlu, Osman Şahin, Harun Tekin, Kardeş Türküler (BGST), Kudsi Ergüner, Duman,
Bedri Koraman, Nejat İşler, İdil Biret.

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Yönetim Kurulu Sonuç Bildirisi : 25-26 Mayıs 2013


Dostlar,

ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Genel Yönetim Kurulu,
geçtiğimiz hafta sonunda aylık toplantısını yaptı ve aşağıdaki açıklamayı
web siteleri aracılığıyla paylaştılar..
(http://add.org.tr/ataturkcu-dusunce-dernegi-genel-yonetim-kurulu-sonuc-bildirgesi-25-26-mayis-2013.html)

Birlikte okuyalım, okutalım, dağıtalım, ADD’ye destek olalım, üye olalım..

Metin aşağıda..

İçinde bulunduğumuz koşullar, bir köşede olup biteni izlemeye elvermiyor..

Sevgi ve saygı ile.
29.5.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==========================================

Atatürkçü Düşünce Derneği 
Genel Yönetim Kurulu Sonuç Bildirgesi, 25-26 Mayıs 2013

ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Genel Yönetim Kurulu, 25-26 Mayıs 2013 tarihinde toplanmış ve aşağıdaki konularda görüş birliğine varmıştır:

Ne yazık ki, emperyalizmin hararetli desteği sayesinde Ortaçağ karanlığı gitgide yoğunlaşmaktadır.

Bilindiği üzere Ortaçağ cehalet üzerine kurulur ve cehaletten beslenir.

Eğitim sisteminde yapılan 4+4+4 uygulamaları da bu cehaleti beslemeye yöneliktir.

Ortaçağ aynı zamanda sanat ve kültür düşmanıdır.

– İstanbul’da operanın uzun zamandır kapalı olması,
Emek Sineması’nın yıkılması,
– Dostlar Tiyatrosu’nun kapatılması,
– Ankara’da AKÜN ve Şinasi sahnelerinin satışa çıkarılmasıyla birlikte
– Devlet Opera Balesi’nin ve Devlet Tiyatroları’nın yok edilmesi hazırlıkları

bir rastlantı değildir, Ortaçağın gereğidir.

Dünyaca ünlü piyanist ve bestecimiz Fazıl Say‘ın
engizisyon tipi bir yargılamaya maruz bırakılması da bu tablonun bir parçasıdır.

İçki yasakları da aynı biçimde
şeriat diktatörlüğüne doğru yol almakta olduğumuzu göstermektedir.

İktidar, IMF borçlarını ödemiş olmakla övünmekle birlikte,
Türkiye’nin borçları durmadan katlanmaktadır.

  • Türkiye borçsuz yaşayamayan ‘borçkolik’ bir ülke haline gelmiştir.
  • Bu yüzden de bağımsızlığını yitirmiştir.

Suriye politikası ve Reyhanlı patlamaları bu bağımlılığın bir sonucudur.

Yine bu bağımlılığın başka bir sonucu da, emperyalizmin Sevr’den beri kafasına koyduğu ‘Bağımsız Kürdistan’ amacının iktidar eliyle yürütülmek istenmesidir.

Bölünme anayasası, tasarlanmakta olan bölgesel planın bir aracıdır.

Ancak ne mutlu Türkiye’ye ki;
bu korkunç tablonun karşısına dikilen güçler her şeye karşın ayaktadır.

Bunların başında da kuşkusuz ADD bulunmaktadır.

ADD, Reyhanlı patlamalarının gerçekleştiği gün, Genel Başkanı, bölge şubeleri ve gençlik örgütüyle olay yerine giderek, yaralananlara insansal yardım çalışmalarını yönlendirmiş ve yakınlarını yitirmiş ailelere şefkat elini uzatmıştır.

Aynı zamanda ADD, bu korkunç gidişe “hayır” demek için
aynı anda birçok yerde kitlesel toplanmaların öncüsü olmuştur.

Öyle ki; ADD 19 Mayıs günü gençlik örgütüyle birlikte Samsun’da,
Vatan Cumhuriyet ve Emek Birlikteliğiyle Ankara’da,
Antalya’da ve daha pek çok yerde aydınlık halkıyla kucaklaşmıştır.

Aynı biçimde Silivri’deki yargı komedisine karşı da yine halkla birlikte
tutsak aydınlarıyla kucaklamıştır.

Ulusumuzun Ortaçağ karanlığına karşı kesin zafer kazanacağı günler uzak değildir.

ADD, bu uğurdaki bütün başkaldırıların yanında olacaktır.

Bu da bütün ADD’lilerin andıdır.

Yaşasın Atatürk devrimi, yaşasın Atatürkçü Düşünce Derneği !