Karşıtından Değil Kendinden Kork


Karşıtından Değil Kendinden Kork

portresi_resmi

 

Emre KONGAR
Cumhuriyet,
11.11.14

 

Hiç kimse bir insana kendisi kadar kötülük yapamaz…

Çünkü hiç kimse, kimsenin sağlığını, işini, yaşamını, imajını kendisi kadar bozamaz!
Bu söz politikacılar, özellikle de otoriter eğilimli politikacılar için evleviyetle geçerlidir:
Tarihe ve günümüze baktığımızda, Sezar’dan Napolyon’a, Saddam’dan Mursi’ye kadar bunun pek çok örneğini görüyoruz.

***

Önyargılarla, yanlış hedeflerle yola çıkan bir politikacı,
genellikle kimseyi dinlemez…

Eleştirilere kulaklarını tıkar…
Zaman içinde, kendini eleştirenleri çevresinden uzaklaştırır…
Muhaliflerini zaten hainlikle suçlamaktadır…
Gittikçe yalnızlaşır…
Yalnızlaştıkça hataları artar…
Yalnızlığını gidermek için yanına yeni isimler, özellikle de eski muhaliflerini alır…
Böylece kendini aldatır…
Çünkü yanına gelen muhalifler, kişiliklerinden soyundukları için ona güç katmaz,
tam tersine, baskının, yozlaşmanın arttığını, daha da yalnızlaştığını gösterir.

***

Türkiye’nin ağır aksak işletmeye çalıştığı demokratik düzeni,
kendini bir türlü sağ iktidarların otoriter eğilimlerinden kurtaramamıştır:

Sağ eğilimli partiler, demokrasinin bir temel hak ve özgürlükler rejimi olduğunu genellikle bilmezden gelirler…
İktidara oturduklarında her şeyi yapabileceklerini, aldıkları oyun her eylemlerini meşrulaştıracağını düşünürler…
Demokrasiden çok demagojiye (halkın duygularını istismar etmeye) yönelirler…
Din gibi, mezhep gibi, ırk gibi, milliyet gibi, kimlik değerlerini ve kutsal değerleri, gerekirse bağlamlarından da koparıp yozlaştırarak kullanırlar.

***

  • AKP’nin “İleri Demokrasi” diye halkın ve özellikle eski solcularla
    liberal geçinenlerin gözünü boyadığı rejimin artık otoriter bir mezhepçiliğe yöneldiği iyice açığa çıkmıştır.

Üstelik bütün otoriter rejimlerde olduğu gibi bu yönetim de büyük bir
legal ve illegal sömürüye ve talana dayanmaktadır…

Hukuk kuralları geçerliliklerini yitirmiş görünmektedir…
Cepler doldurulur, yandaşlara büyük paralar ödenirken, geniş kitleler yoksulluk içinde, sadaka ekonomisine mahkûm edilmiştir…

Tam bu ortamda, bütün yargı kararlarına karşı, “Güçleri yetiyorsa gelsinler yıksınlar”  denilerek, yeşil katliamına dayalı,

Atatürk’ün anısını tahrip eden 1000 odalı bir sarayın,

bütün debdebesi ve ihtişamıyla gündeme gelmesi,
ancak “basiret bağlanması” ile izah edilebilir…

Üstelik şimdi bu debdebe, bu ihtişam, insanların iyice gözüne sokulacak biçimde
halka da açılacakmış…

Rahmetli annem, böyle durumlar için “Allah şaşırtmasın” derdi!

=========================================

Teşekkürler üstad Emre Kongar,

Zavallılaşan birilerine ancak bu denli yardımcı olunabilir..

Doğallıkla tümüyle kör – sağır olunmadı ise..

Eski deyimle “encamları hayrola..” diyelim ama ne deni dilesek de hiç öyle olacağa benzemiyor.. Ülkeye çok ağır zarar veriyorlar, diyeti de o ölçüde ağır olacak..

Bir kez daha biz de yazmış olalım..

Sevgi ve saygıyla.
11.11.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Emre Kongar : IŞİD; Kobani ve Savaş


IŞİD; Kobani ve Savaş

portresi


Emre Kongar
Cumhuriyet, 4.1.14

 

IŞİD, bölgeyi kana bulayan, halifeliği, şeriatı ilan eden, kafa kesen, ciğer yiyen
Sünni bir terör örgütü.

Kobani, Suriye’nin hemen Türkiye sınırında, Kürtlerin özerk yönetim kurdukları
Rojava bölgesinde yer alan bir kent.

IŞİD, Kobani’yi kuşatmış, saldırıyor…
Türkiye şaşırmış durumda, savaş tezkeresi çıkarıyor;
ama ne yapacağı, hedefi belli değil!

***

Bütün diktatörler savaştan medet umar:

Böylece, hem “eski güzel günler”, “büyük ülke” hayallerini gerçekleştireceklerini ya da en azından halkı böyle kandıracaklarını umut eder…
Hem de “savaş hali” uygulamalarıyla, baskılarını artırır ve “ihanet” suçlamalarıyla her türlü muhalefeti saf dışı bırakmaya çalışırlar.

***

AKP iktidarının sürdürdüğü, hak, hukuk, adalet, anayasa, demokrasi tanımaz, tutarsız, iç ve dış politikaları, en sonunda geldi, savaşa dayandı!
Güya bölgeyi kana bulayan IŞİD’e karşı olarak gündeme getirildiği söylenen savaş tezkeresi, bir yandan Kürtleri (ve dolayısıyla Türkiye’nin içinde bulunduğu öne sürülen “Barış sürecini”) öte yandan Suriye ve Irak gibi komşu ülkeleri hedef alıyor.
Bunun, “restorasyon” diyerek Osmanlı özlemini açıkça dile getiren bir iktidar
tarafından yapıldığını da bilelim.

***

Kılıçdaroğlu, tezkerenin IŞİD dışı hedeflere yöneldiğini,
Türkiye’yi sonu belirsiz maceralara sürüklediğini belirterek karşı çıktı…

CHP milletvekilleri Refik Eryılmaz ve Akif Hamzaçebi, iktidarın yıllardır Irak ve Suriye’nin içişlerine karıştığını, bölgedeki örgütlere mezhep dayanışması ile
yardım ettiğini, Tezkerenin Suriye ve Irak ile Kürtleri hedef aldığını açıkladılar.

***

İktidar sözcüsü medya, olayı tam anlamıyla çarpıtarak, bu tezkerenin Türkiye’nin Kürt sorununu çözmek için başlattığı “Barış sürecini” de güvenceye aldığını belirtti.

Bu iddianın nasıl boş ve temelsiz olduğunu, Kürtleri temsil eden HDP grubu adına Ertuğrul Kürkçü’nün, Meclis’te yaptığı konuşmadan anlayabilirsiniz:

“Restorasyonun siyasi tarihteki karşılığı bir devrimden önceki duruma iade olmaktır. Yani Osmanlı Devleti’nin eski hinterlandına Türkiye’yi iade etmek…
Buraya asker sokmak…
Bunu aslında dar, gerçekle ilgisi olmayan, toplumun milletin çıkarıyla ilgisi olmayan bir genişleme hedefiyle yapmak…
Türkiye böyle bir maceraya girmemelidir… IŞİD sadece bunun vesilesidir.
Kobani’ye destek bunun ufkunda bile yoktur, Kobani savunmasını düşman ilan ettikten, terörist ilan ettikten sonra.”

***

Bu savaş Türkiye’nin savaşı değildir…

Üstelik tezkere, gerek yabancı askerler, gerekse sınır ötesi harekât konularında önemli belirsizlikler taşımakta, ülkeyi sonu görülemeyen tehlikeli maceralara atmaktadır!

Hamza SAYKAN : Kuzuların sessizliği!


Kuzuların sessizliği!

portresi

 

Hamza SAYKAN
04.09.2014, Yenimahalle Gazetesi

Emre Kongar 22 Ağustos’ta Cumhuriyet’teki köşesinde “Üniversitede kuzuların sessizliği” başlıklı bir yazı yayımladı.
Yazısında “İlk, orta ve lise eğitimi gibi üniversiteler de darbelerin, diktatörlerin
ilk hedeflerinden biri olmuştur..” diyor Emre Kongar.
Devamla toplumun çeşitli kesimlerindeki olumsuzluklar karşısında üniversitelerin sessizliğini anlamadığını belirterek, “Bilim adına, üniversite adına utanıyorum..” diye bitiriyor yazısını.
Üniversitelerin yol gösterici olması gerektiğini biliyoruz. Gerçekten de gerek üniversite yöneticilerinin, gerekse öğretim üyelerinin sessizliği kabullenebilir nitelikte değildir.
Peki, sessiz olanlar yalnız onlar mı?
Askerler sindirilmiş durumda.
Polis kuvveti, hükümet kuvveti olarak her kesime korku salmaya devam ediyor.
Yargı derseniz yaşanan onca hukuksuzluk karşısında suskun…
Sivil toplum kuruluşları sıranın kendine geleceğini öngöremiyor ve bölük pörçük…
İş adamları ve onların örgütleri tümüyle sinmiş durumdalar.
Medya mı dediniz?
Medyanın çok büyük bir bölümü zaten yandaş. 
Basının amiral gemisi diye bilinenler ise “amiral battıyı” oynuyor!
Siyasal partiler ise pusulasını şaşırmış durumdalar.
Halk şaşkın! Kimin peşinden gideceğini bilemez durumda.
Yeni dönemde başbakanlık da Cumhurbaşkanlığından yönetileceğine göre,
daha diktatöryal bir yönetim Türkiye’yi bekliyor demektir.
Kısacası dostlar, herkes kafasını kuma sokmuş, devekuşu rolü yapıyor.
Peki, halkımız bunu hak ediyor mu?
Yolsuzlukları ve yoksulluğu dile getirme görevi yalnızca muhalefet partilerine mi ait?
Sanırım Emre Kongar’ın söylemek istediği de bu.
Velhasıl suskun bir toplum olduk çıktık.
“Ne gelirse kabulümüzdür” anlayışındayız.
“Aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın” düşüncesi yaşam felsefemiz oldu

HAKKA YÜRÜYÜŞÜNÜN 4. YILINDA İLHAN SELÇUK


HAKKA YÜRÜYÜŞÜNÜN 4. YILINDA İLHAN SELÇUK

AYDINLANMANIN ÇELEBİ BİLGESİNE BU DÜNYADAN SELAM OLSUN!

Dostlar,

4 yıl önce bu gün, 21 Haziran 2010’da, ülkemizin yetiştirdiği seçkin aydınlardan
Sayın İlhan SELÇUK‘u yitirmiştik.

Bu gün O’nu, bize bıraktığı çok değerli düşünsel kalıtı üzerinden bir konferansla anacağız. Bu konferansın duyurusu sitemizin girişinde (manşette) ve günün
ilk dosyasında görülebilir.

Ulusal Eğitim Derneği düzenliyor ve saat 15:00’te biz sunmaya çalışacağız.
(Necatibey Cd. 13/13, Sıhhiye – Ankara)

2 yıl önce bu gün, Sayın Selçuk ile ilgili olarak yazdıklarımızı sizinle paylaşmak isteriz.
(Sn. Emre Kongar‘ın yazısından esinlenerek..)

pdf olarak aşağıda, lütfen tıklar mısınız ??

Olumunun_2._yilinda_Ilhan_Selcuk

Sevgi ve saygı ile.
21.06.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
p
rofsaltk@gmail.com

AKP’nin Kampanya Stratejileri


AKP’nin Kampanya Stratejileri

portresi_resmiEmre Kongar
ekongar@cumhuriyet.com.tr, 16.3.14

Seçimlere iki hafta kaldı…

AKP, daha doğrusu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son derece yoğun bir seçim kampanyası sürdürüyor:
Neredeyse her an her yerde konuşuyor…

Bu konuşmaları bütün televizyon kanalları canlı veriyor…
Gazeteler her gün bu konuşmaları manşetten duyuruyor…
Bu yetmiyor, televizyonlarda karşısına dizilen ve çanak sorular soran
yandaş gazetecilerle mülakatlar yapıyor…
Günlük yaşam artık O’nun öfkeli, azarlayan, suçlayan, bağıran sesiyle bütünleşti neredeyse.

Peki, bütün bu yoğun kampanyada verdiği mesajlar ne?
Hangi stratejik konuları işliyor sürekli olarak?
Bunlar seçmeni ne denli etkiliyor acaba?

***

Birinci olarak, bütünüyle Erdoğan’ın kimliği üzerinde yoğunlaşan bu kampanya,
yerel belediye başkan adaylarını kişiliksizleştiriyor…
Böylece, zaten AKP’nin oy alacağı yerlere ek olarak, adayın kimliğinden gelecek olan artı destek önemli ölçüde yıpranıyor.

İkinci olarak
Menderes ve İsmet İnönü üzerinden verilmeye çalışılan mesajlar, özellikle genç seçmen açısından fazla bir anlam ifade etmiyor…
Ayrıca burada bir başka yanlış daha ortaya çıkıyor:
Bilindiği gibi seçmenler ileriye dönük beklenti ve umutlara göre oy kullanır,
geçmişin çok fazla bir değeri yoktur.

Üçüncü olarak
, çeşitli gruplara yönelik “nefret söylemleri”, sürekli “biz ve onlar” ayrımcılığı, düşmanlaştırıcı ifadeler, belki AKP’li seçmenlerin saflarını sıkılaştırıyor ama yüzen ve gezen oylar, kararsızlar, yalnızca hizmete oy veren partisizler açısından olumsuz bir rol oynuyor, onları yabancılaştırıyor ve uzaklaştırıyor.

Dördüncü olarak, rüşvet ve yolsuzluk iddiaları için komplo demek, somut görüntüler, kutular, istifalar, konuşmalar, zabıtlar ortadayken, inandırıcı olmaktan uzak kalıyor.

Beşinci olarak
, seçim sonrası vaatlere baktığımızda, korkutucu önlemlerle karşılaşıyoruz:

İnternetin sınırlanması,
– Facebook’un kapatılması,
– MİT’i anayasanın bile üzerine çıkaracak olan yasa tasarısı,
– Cemaat’e karşı çete operasyonunun ve kitlesel tutuklamaların yapılacağı gibi.

***

Ne yazık ki bütün bu etkisiz ve yanlış kampanya stratejilerinin
tek bir ciddi sonucu oluyor:

  • Erdoğan toplumdaki ayrışma ve düşmanlaşmayı artırıyor!