CHP’li Koç’tan Demirtaş’a Eleştiri: Irk Temelli Politika Yapıyor

CHP’li Koç’tan Demirtaş’a Eleştiri:
Irk Temelli Politika Yapıyor

CHP'li Koç'tan Demirtaş'a Eleştiri: Irk Temelli Politika Yapıyor

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, “Bugün HDP‘nin ‘geniş kitlelere konuşuyorum ben’ sözünün altında maalesef ırk temelli politikalar vardır. Onun için 1 Kasım’da oy kullanacak, şu geçecek barajı bu geçecek, onlar zaten geçiyor. CHP’nin artık hiç kimseye ‘şu olsun, bu olsun’ diye verecek bir tane oyu yoktur.” dedi.

Koç, partisinin Kalecik olağan ilçe kongresine katıldı.

“3 AY TÜRKİYE‘Yİ GERDİ OYALADI”

Türkiye‘nin 7 Haziran’da bir seçimden çıktığını ve milletin, “ben bunu istiyorum” dediğini aktaran Koç, “Ama birileri ‘yok yok sen bir daha düşün iyi karar vermemişsin’ diye yaklaşık 3 ay Türkiye‘yi gerdi oyaladı ve sonuçta ‘1 Kasım’da bir daha sandığa git!’ dedi.” ifadesini kullandı.

Koç, seçimler sonucu bir koalisyon gereğinin ortaya çıktığını anımsatarak, koalisyon görüşmelerinde “muhalefet her şeye ‘hayır’ dedi.” eleştirileri yapıldığını söyledi.

“ONLARIN AMACI CHP’Yİ MASADAN KAÇIRTMAKTI”

CHP olarak ülkenin gittiği noktayı iyi gördüklerini ve “önce Türkiye dediklerini belirten Koç, “Onların amacı CHP’yi masadan kaçırtmaktı. Ondan sonra da dönüp millete ‘bak gördünüz mü en zor günde CHP sorumluluk almaktan kaçıyor.’ diyeceklerdi. Onlara bu fırsatı vermedik, oturduk, çalıştık. Türkiye‘nin ihtiyaçlarını ortaya koyduk.” diye konuştu.

Terör olaylarına da değinen Haluk Koç, PKK‘nın eli kanlı bir terör örgütü olduğunu dile getirdi.

PKK, SARAY SENARYOSU İŞLİYOR ŞU AN TÜRKİYE‘DE”

Koç, “Binlerce yurttaşımızı katletmiştir, bunda hiç şüphe yok. Ama yaşananlar, ‘seçim sonrasında bir koalisyon olmasın.’ Bir koalisyon olup da CHP’ye 9-10 bakanlık verilip, benim daha önce yaptıklarım kurcalanmasın, işin ucu bana, benim oğluma dokunmasın‘ korkusuyla bu son dönemde artan olaylarda hiç şüpheniz olmasın başka birilerinin de rolü var. Yani ortak bir senaryo var. PKK, saray senaryosu işliyor şu an Türkiye‘de, acı olan budur.” ifadesini kullandı.

“O MASA NİYE KURULDU, NİYE DEVRİLDİ BUNLARI SORMAYACAK MIYIZ?”

Koç, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Siz değil miydiniz, ‘ya bu Apo çok iyi adam Türkiye‘nin önünü açıyor’ diyen. Bunu söyleyenler senin başbakan yardımcıların değil miydi? Bir masa kurmuşlardı, o masada ne pazarlığı yaptınız siz, ne aldınız ne verdiniz. Bu milletin bu konularda bir bilgisi var mı? O masa niye kuruldu, niye devrildi, bunları sormayacak mıyız? Her gün asfaltın altında bir ton, iki ton bomba döşenirken siz ne yapıyordunuz, şarkılı türkülü miting yapıp güya terörü lanetleyenler, siz ne yapıyordunuz? Sormayacak mıyız? Adamlar yol kesip vergi toplarken, kendi mahkemelerini kurarken, cephane yığarken siz ne yapıyordunuz? ‘Bugün akan kanda, yaşanan acılarda sizlerin sorumluluğunuz var.’ derken niye kızıyorsunuz, yok mu? Kaç operasyon yetkisi istemiş asker ama yetki onda değil. Vali verecek. ‘Sizin istediğiniz emniyet müdürlerini, valileri atayacağız.’ Şimdi akan kan için hayıflanıyor, neredeydi aklın? Pazarlıkta şu vardı, ‘Kürt kardeşlerimiz sana başkan olmak için oy versinler, sen de PKK‘nın yollarını aç, öyle mi? Savunma, ‘çok saftık.’ Şimdi ‘istikrar lazım bize oy verin.’ Bunların yüzü aynı kasap süngeriyle silinmiş gibi. İstikrarsızlığın baş sorumlusu bu kadrolardır.”

“BUNLAR ZOR DURUMA DÜŞÜNCE BUNLARA SİMİT ATIYORSUNUZ”

“Terörü bitirmek istiyordunuz, niye CHP’nin önergesine destek vermediniz?” diyen Haluk Koç, MHP‘yi, AK Parti‘yi düştüğü zor durumlardan kurtarmakla suçladı.

Koç, “Bazen MHP‘yi de anlamakta zorluk çekiyorum. Siz niye ikide bir kuyruğa takılıyorsunuz, bunlar zor duruma düşünce bunlara simit atıyorsunuz. Bu kadrolar artık Türkiye‘yi yönetme gücünü yitirmiştir.” ifadesini kullandı.

“SAYIN DEMİRTAŞ SEN DEĞİL MİYDİN…”

“Bir çift sözünün de HDP‘ye olduğunu” belirten Koç, HDP‘nin 6 milyon oy alarak 80  milletvekili çıkardığını hatırlattı.

Haluk Koç, şöyle devam etti:

“Sayın Demirtaş şimdi konuşuyorsun, sen değil miydin, Gezi olaylarında ‘bu bir darbe girişimidir.‘ diyen. Meclis’te eğitim sistemi iyice çağdaşlıktan uzaklaştırılırken, AKP‘ye her türlü desteği veren sen değil miydin? Yolsuzlukları araştırma komisyonu kurulduğunda HDP‘li üyeyi çeken sen değil miydin?

Sana ne diye oy verildi? ‘Terörle aranı aç, meşru siyasi temsilci ol’ diye verildi. ‘Önce insan’ diyoruz, ırk temelinde yapılan siyasetler toplumu ayrıştırır, çürütür. Bugün HDP‘nin ‘geniş kitlelere konuşuyorum ben’ sözünün altında maalesef ırk temelli politikalar vardır. Onun için 1 Kasım’da oy kullanacak, şu geçecek barajı bu geçecek, onlar zaten geçiyor. CHP’nin artık hiç kimseye ‘şu olsun bu olsun’ diye verecek bir tane oyu yoktur. Biz namusumuzla mücadele ediyoruz, biz ‘önce millet’ dedik, ama onlar ‘önce Saray‘ dedi. 1 Kasım’da hepimize bir görev düşüyor, bu görevimizi yerine getirmek zorundayız, Türkiye‘de yaşayan her yurttaşımızı birinci sınıf yurttaş yapmak zorundayız.”

“DAVUTOĞLU’NUN ÜÇ ÇAĞRISINA KATILIYORUZ”

Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun dün siyasi partilere 4 konuda çağrı yaptığına işaret eden Koç, bunlardan üçüne CHP olarak katıldıklarını bildirdi.

Koç, şunları kaydetti:

“Çağrısının bir tanesi dışında, üçüne katılıyoruz. Önce katıldığımızı söyleyeyim. Görüntü kirliliği ve ses kirliliği. Evet burada anlaşalım, hem milli ekonomiyi koruyalım, bayrak, ses, gürültü… Bir tek seçim merkezlerinin önünde ve ilçe merkezlerinin önünde bayrak asılsın. Dağa, taşa, mezarlığa bile bayrak asılıyordu geçen seçimlerde. Bunu bir centilmenlik anlaşmasıyla halledelim, buna varız. Siyasette bazen hakarete varabilecek eleştiriler yapılıyor. Kimseye hakaret etmeyelim. Hiç kimsenin özelini karıştırmayalım. Eyvallah, o bizim düsturumuz zaten. Ama bunları söyleyen Sayın Başbakanın, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu‘nun ailesiyle ilgili havuz medyasında saçma sapan iftiralar sergilendiğinde de sesini çıkarması gerekiyor. Katılmadığımız bir yön var, ‘Sayın Cumhurbaşkanını bu işlerin dışında tutalım.’ Eyvallah. Sayın Cumhurbaşkanı seçilmiştir, meşrudur, çalışma koşullarını bağlayan anayasal maddeler var. Sayın Cumhurbaşkanı anayasal sınırları içinde kaldığı sürece eyvallah. Ama sen o yetkileri aşıp bir gün başbakan, bir gün AKP genel başkanı gibi meydanlara çıkıp, ağzına geleni söyler, önüne geleni yıkıp devirirsen, o zaman kusura bakma seni muhatap almasak da hakettiği cevabı, hakettiği zaman alnının ortasına yapıştırırız.”

Haluk Koç, Kurban Bayramı‘nı da kutlayarak, Türk milletinin yaşadığı acıların sona ermesi dileğinde bulundu.
(22.9.2015, http://www.haberler.com/chp-li-koc-tan-demirtas-a-elestiri-irk-7714148-haberi/)

===========================

Dostlar,

Eğriye eğri, doğruya doğru..
Meslektaşımız ve sevgili dostumuz – kardeşimiz Haluk Koç’un bu demecinde söyledikleri baştan sona doğru değil mi?

– HDP eşbaşkanı Demirtaş’a :
Irk temelinde yapılan siyasetler toplumu ayrıştırır,”
“Irk Temelli Politika Yapıyor”

  • PKK‘nın eli kanlı bir terör örgütü olduğunu..
  • Türkiye‘de yaşayan her yurttaşımızı birinci sınıf yurttaş yapmak zorundayız

Nasıl ki HDP’den terörle arasına net sınırlar koyması isteniyorsa CHP’den de gerçek Ulusalcı – Kemalist olmayanları Partide baştacı etmemesi.. bekleniyor..

Kemalist  – Ulusalcı tabana yönelmesi ve onunla bütünleşmesi bekleniyor..

Süheyl Batum, İsa Gök, Emine Ülker Tarhan, Türker Ertürk, Birgül Ayman Güler, Dilek Akagün Yılmaz…. gibi gerçek ulusalcı Kemalist değerleri neden dışlayıp – harcadığını anlayamıyor ve içimize sindiremiyoruz. Bu insanlara çağrı yapılmalı ve

  • “Biz hata ettik, daha sonra telefi edebiliriz, sizi CHP saflarında savaşıma (mücadeleye) açağırıyoruz..”  denmelidir.

Başta Vatan Partisi olmak üzere yurtsever – demokrat partiler ve kişilerle neden seçim işbirliği yapmadığını anlayamıyoruz. AKP ile koalisyon görüşmelerine hazırlanılıyor, gidiliyor da örn. DSP ile, Yurt Partisi ile, Vatan Partisi ile neden seçim işbirliği olmuyor?? Hoş AKP de CHP’yi koalisyon görüntüsüyle oyalayıp sonunda azınlık hükümeti için destek istemedi mi??

1 Kasım 2015 seçimleri kritiktir. AKP 7 Haziran da az buz değil, 9 puan oy yitirerek iktidardan bu halk tarafından meşru biçimde düşürülmüştür. 1 Kasım’da halktan 2. ve daha ağır bir tokat yemesi için koşullar elverişlidir.

CHP, bu mazlum halkın tüm kuşatılmışlığına ve baskılara karşın yarattığı bu “olumlu” koşulları çok ama çok iyi değerlendirerek Ülkemizi bu bataklıktan çıkarmak içi elinden geleni yapmalıdır. 1 numaralı stratejik öncelik budur. Büyün yığınak bu hedefe dönük yapılmalıdır.

Sevgi ve saygı ile.
22 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Onur ÖYMEN : MİT’in CHP’yi karıştırdığı iddiası hakkında düşünceler


MİT’in CHP’yi karıştırdığı iddiası hakkında düşünceler

Portresi_ATA_ile

 

Onur ÖYMEN

Ajans Haber’in MİT’in CHP içinde kimi operasyonlar yaptığı savıyla ilgili olarak yönelttiği sorulara verdiğim yanıtları içeren haberi aşağıdadır:

 

Kılıçdaroğlu dememiş miydi ‘Hepimiz ulusalcıyız’ diye”?

Kılıçdaroğlu’nun gündeme oturan ‘MİT’ açıklamaları ve CHP’de yaşanan
‘ulusalcı’ tartışmaları sorunların farklı noktalara taşınmasına neden oldu.

CHP içinde yaşanan ‘ulusalcı’ tartışmaları, partinin dönüşümü ile ilgili tartışmalara neden oluyor. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun son dönemde destekleyerek partiye davet ettiği isimlerin ulusalcı vekiller nezdinde rahatsızlık yaratması ile başlayan süreç, Muharrem İnce’nin genel başkanlığına adaylığını koyması ile seçime kadar uzadı.

YÜKSELEN ‘CHP’ GÜNDEMİ

Emine Ülker Tarhan’ın partiden istifa ederek yeni bir parti kurması ve ulusalcı olarak gösterilen milletvekili Süheyl Batum’un ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevki de partinin ve Türkiye siyasetinin en sıcak olayları arasında yer aldı.

Son gündem ise Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları ile tartışılan ‘MİT’.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun MİT’in CHP’yi parçalamak için bir faaliyetin içinde olduğunu ve bunun AK Parti’nin derin devleti ile işbirliği içinde yapıldığını belirten açıklamaları tartışılan ana konular arasında. Parti üyelerinin dinlenilmesi iddialarının da açıklamaların içinde yer alması geçmiş dönemde de dile getirilen iddiaları ve
yaşanan olayları (Deniz Baykal olayı) da tartışılır kılıyor.

Eski diplomat ve CHP Eski Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, bu gelişmeleri AjansHaber’e değerlendirdi.

“KILIÇDAROĞLU DEMEMİŞ MİYDİ, ‘HEPİMİZ ULUSALCIYIZ’ DİYE”

CHP içindeki bazı kişilere yönelik olarak kullanılan ‘ulusalcı’ sözü hakkında değerlendirmelerde bulunan Öymen, “Ulusalcı sözünü, gerçek Atatürkçülerin küçük bir grup olduğu izlenimini yaratmak için kullanıyorlar gibime geliyor. Halbuki Atatürkçüler, Atatürk milliyetçileri, Atatürk’ün görüşlerini ilkelerini savunanlar bir grup değil CHP’de partinin gövdesidir. Sayın Kılıçdaroğlu dememiş miydi, ‘hepimiz ulusalcıyız’ diye?” dedi.

“ULUSALCILIĞI, İKTİDAR PARTİSİ KÜÇÜK BİR FRAKSİYON GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR”

Ulusalcılığın CHP için önemini vurgulayan Öymen, “Ulusalcılığı aslında iktidar partisi ve başkaları, küçük bir fraksiyon gibi, bir grup gibi göstermeye çalışıyorlar. Oysa CHP’nin esası bu. Atatürkçü, Atatürk’ün ilkelerine sahip çıkan, ulusal çıkarlarına sahip çıkan insanlar.” diye konuştu.

“ESAS SÖYLENMESİ GEREKEN, BAYKAL’A YÖNELİK KOMPLOYU
KİMİN YAPTIĞIDIR”

MİT’le ilgili tartışmalar yaklaşık 4 yıl gecikerek yapılıyor’ diyen Öymen,

“Esas söylenmesi gereken Baykal’a yönelik komplo sırasında, bu komployu kimin yaptığıdır. Yurt dışında mı, yurt içinde mi yaptılar? Kimler yaptı, kimler sorumluydu, bunların o zaman tartışılması gerekliydi. Öbür bütün komplolar paralel devletin işidir falan, fakat o vesileyle gözaltına alınanlardan hiçbiri Baykal’a yönelik komplo ile ilgili olarak suçlanmadı. Demek ki başkalarıymış. Kim acaba? Bu unutturuldu.”
şeklinde konuştu.

MİT TARTIŞMALARI VE BAYKAL’A KOMPLO

MİT’in CHP’ye yönelik operasyonları iddialarının esas olarak Baykal üzerinden araştırılması gerektiğini ifade eden Öymen, “İç veya dış istihbarat örgütlerinin CHP’yle ilgili bir operasyondan bahsedilecekse ilk akla gelenin Baykal’a yönelik komplo olması gerek. Şu anda iktidar MİT üzerinden CHP’ye bir operasyon düzenliyor dediğiniz zaman bunun açıklaması o denli kolay olmuyor. Şöyle: Sanki CHP şu anda öyle bir hale gelmiştir ki, seçimi mutlaka kazanacaktır, fakat birtakım böyle tertiplerle seçimi kazanması engellenmek isteniyor. Bunu söylemek çok zor. Çünkü kamuoyu yoklamaları maalesef seçimlerde CHP’nin en güçlü parti olacağı izlenimini vermiyor. O bakımdan bunun bir gerekçesi olması lazım. Böyle bir şey yapılacaksa, niye CHP’yi parçalamak, yıpratmak, bölmek istesinler. Bunun bir nedeni olacak. Benim kanaatimce bunu
esas olarak Baykal’a yönelik komplo bağlamında değerlendirmek lazım” dedi.

“WIKILEAKS BELGELERİNİ OKUMALARINI TAVSİYE EDİYORUM”

CHP’nin Türkiye’nin en köklü partisi olduğunu söyleyen Öymen,

“Bu partinin yıpratılması, ancak Cumhuriyetten rahatsız olanların işine gelir.
O nedenle polemiklerle bu işleri çözmek uygun bir yöntem değil. CHP üzerinde
bir operasyon yapılmış mıdır? diye illa bir araştırma yapılması gerekiyorsa,
ben o söylemlere Wikileaks belgelerini okumalarını tavsiye ediyorum.”
açıklamalarında bulundu.

Saygılar, sevgiler.

Onur Öymen

Muharrem İnce niye aday oldu?


Dostlar,

Kıdemli usta gazeteci – yazar dostumuz Sn. Ahmet Mümtaz İDİL‘in
sarsıcı savlar içeren bir makalesi aşağıda.. Örneğin

– “..Erdoğan’ı Köşk hapsine mahkum ettiler”.

– “Haziran Direnişi sandıkta vücut buluyor.”

diyor.. Okunmalı ve üstünde düşünülmeli..

Sevgi ve saygıyla.
21.8.2014, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

============================================0

Muharrem İnce niye aday oldu?

portresi

 

Ahmet Mümtaz İdil
Sol, 20 Ağustos 2014

 

 

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin adaylığını açıklaması, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın önünü kesmek için bir yapılmış bir hamledir.

Muharrem İnce, içine sindiremediğini ima ettiği Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu için Kemal Kılıçdaroğlu’ndan sonra ikinci imzayı atan milletvekilidir
ve bunu “parti disiplini” adına yaptığını duyurmuştur.

Aynı parti disiplininin adaylık konusunda çalışmadığı da görülüyor.

Ne dendi Muharrem İnce’nin adaylığı için, anımsıyor musunuz?

İki eski düşman Önder Sav ve Deniz Baykal, Ekmeleddin İhsanoğlu hezimetinden sonra kerhen de olsa barıştılar.

Sanırsınız ki hem CHP’yi hem de ülkeyi kurtaracak, Kılıçdaroğlu’nu devirip, yerine halkta tabanı olan Muharrem İnce’yi getirecekler.

Çok değil, Muharrem İnce genel başkanlığa aday olduğunu açıklamadan birkaç gün önce CHP’nin genel başkanlığını yapmış isimleri sayarak, sonuna da Baykal’ı eklemiş ve beklemeye başlamıştı. Baykal ise ertesi gün yaptığı açıklamada, Muharrem İnce’nin kendi içinden geçenleri söylediğini belirterek kapıyı kapatmış, Emine Ülker Tarhan için ise kapıyı aralık bırakmıştı.

Baykal ve Sav’a yakın çevrelerden edindiğim bilgiye göre ise, her iki eski “kurt”, tabanda karşılığı olan iki isim olduğunu ve bunlardan birinin tercih edileceğini söylemişlerdi: Tarhan ve İnce.

Ne oldu, nasıl oldu da birtakım şeyler hızla değişti ve Muharrem İnce birdenbire
CHP genel başkanlığına aday olduğunu açıkladı?

Mesele, Kılıçdaroğlu’nun koltuğunda kalması meselesiydi.

  • Erdoğan kerhen Çankaya’ya çıkacak, bir çeşit oda hapsine girecek,
    aşağıda yeniden bir hükümet kurulup, ABD’nin isteklerine boyun eğecek.

Yapılan budur.

Tabanı milyonlarla ölçülen Baykal ve Sav’ın ortak adayı Muharrem İnce bilmiyor mu ki kazanma şansı sıfır bile değil.

O halde CHP’nin genel başkanlığı macerasına niye atıldı?

81 ilin 78’i Kılıçdaroğlu diyor, bunu bilmiyor muydu Muharrem İnce?

Türkiye üzerine oynanan oyunlar, öbür ülkelerden çok da farklı değil.

Bize dediler ki, adayımız Ekmeleddin.

Eşeğin yavrusu sıpanın annesinin arkasından gittiği gibi, biz de tıpış tıpış sandığa gidip oy verecektik. Olmadı.

Cumhuriyet tarihinin son kırk yıl içindeki en düşük katılım oranı diye yazdı gazeteler, ama şunu yazmadı:

Seçim sandığına gitmeyen insan sayısı 15,5 milyon,
bu ne son kırk yıl ne daha öncesi, ilk kez oluyor.

Bir anlamda Haziran Direnişi sandıkta vücut buluyor.

Sahilde olanlar, güneşi ve denizi bırakmayanlar diye istediği kadar yırtınsın Kılıçdaroğlu, asla ciddiye alınmaz.

Sahildeki insanlar koşa koşa geldiler ve Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy da verdiler.

Bunun için küçük bir istatistik yapmak bile yeterliydi.

Ama sorun o değildi, sorun son on iki yıldır, Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geldiği son 4 yıldır yaşanan hezimetlerdi.

Bunların Türkiye’nin sol seçmenine, aklı başında olan insanlarına yaptığı
ezeli düşmanlığın son perdesiydi yaşadığımız seçim.

Ekmeleddin İhsanoğlu “suni” yaratılmış bir adaydı, sorun Erdoğan’dan kurtulmak sorunuydu ABD ve ortakları için. Baktılar ki tabanda %40-45 oyu olan bir adamı silmek o kadar kolay değil, Köşk’e itiverdiler.

Daha önceleri olsa, küçük bir askeri darbe ile işlerini hallederlerdi, ama istikrarsız bir Türkiye de işlerine gelmediği için, Erdoğan’ı Köşk hapsine mahkum ettiler.

Üstelik de, “senin bütün müritlerinin toplamı %52 bile değil” diyerek.

New York Times’ta bundan üç-dört ay önce önemli bir makale yayınlanmıştı.

Bizim malum basın bunu hiç görmedi, doğal olarak günlük gazete alan ve televizyondaki saat başı haberleri izleyen insanlarımız da bu makaleden haberdar olmadı.

Dedi ki New York Times’da yazan yazar:

  • ABD Erdoğan’dan kurtulmak istiyor ve bunun planlarını yapıyor.
    Nasıl kurtulacağı konusunda bir karara varmış değil, ama kurtulacak.

Artık Erdoğan, Anayasa’yı değiştirecek güçte bir oy ve milletvekil potansiyeline ulaşamadığı sürece, Köşk’te oturmak zorunda ve her yaptığı müdahale Anayasa’yı ihlale yol açmakta.

Partili cumhurbaşkanı olamaz yürürlükteki Anayasa gereği, devlet başkanı da olamaz, Abdullah Gül’den farklı bir tablo çizemez.

Davutoğlu’nu Başbakan atayacak, telefonla her akşam hükümeti idare etmeye kalkışacak, ama telefonla bu iş olmaz.

Zor bir dönemece girdi Erdoğan ve Köşk’e hapsedildi.

İmralı’dan farklı değil artık.

Sonuçta Türkiye, yetersiz muhalefete karşın bir başka raya geçti,
makası değiştiren ise muhalefet ya da bizler değildik.

Haziran Direnişi de değildi.

Yeni bir okyanusa yelken açıyoruz, ama kaptan dümeninde yokuz.

Türker ERTÜRK : TAK TAK TAK


TAK TAK TAK

portresi_adiyla


 

Türker ERTÜRK


Ekmeleddin İhsanoğlu’nun “Çatı adayı” olarak tutmayacağı o kadar belliydi ki,
Akşehir Gölü’nü mayalayıp yoğurt olmasını beklemek daha akıl karı olabilirdi!

Ayrıca Ekmeleddin’in adaylığı çok tehlikeliydi ve korkulan da oldu. Çünkü Erdoğan’ın
12 yıldır ülkemizi felakete doğru sürükleyen tasarruflarına tepki duyan ve her geçen gün büyüyen ama birleşmeye çalışan muhalefeti, Atatürkçüleri, Ulusalcıları ve Milliyetçileri böldü.

Seçim bitmiş olmasına karşın suçlamalar hala sürüyor. Sandığa gitmeyenleri, gidip de kasten geçersiz oy kullananları Atatürkçü olmamakla ve hain olmakla suçluyorlar. Demek ki, Türkiye’yi işbirlikçileri eliyle dönüştürmeye, başkalaştırmaya ve bölmeye çalışan irade maksadına ulaşmış gözüküyor. Eski bir taktik olan “Böl ve yönet”
(AS: Divida et impera!) burada da taşeronlar eliyle sahneye konmuş gözüküyor.

Boykot değil isyan vardı!

Oy vermek gibi oy vermemek, kendisine sunulan seçeneksizliğe isyan edip yukardakilerden hiçbiri demek de bir demokratik tercihtir ve saygıyı hak eder.
Yaklaşık 15,5 milyon seçmen yani 4 seçmenden biri hatta daha fazlası sandık başına hiç gitmemiştir. Bunu duyarsızlıkla ve tatille açıklamak olanaklı değil. 10 Ağustos’ta yapılan son seçim dışında 2002’den bu yana yapılan seçimlerde katılım ortalaması %83, son seçimde ise %73’e düşmüş; bunun bir anlamı yok mu?

Seçimlerde örgütlü bir boykot kesinlikle yoktu. Zaten geniş halk kesimlerinde karşılığı olan hiçbir örgüt boykotu savunmadı. Medyamızın % 98’i sandığa gidilmesini istedi ve propagandasını yaptı. Yalnızca iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda yazar ve aydın aksini savundu. Seçime katılım oranının öncekilere göre fahiş bir şekilde düşük olmasının nedeni, halkın kendisine sunulan seçeneksizliğe ve anti-demokratik dayatmaya karşı içten gelen bir isyandı!

Yüzde kaçı yürekten!

10 Ağustos günü benim önümden oy vermek için kapalı bölüme giren kadının mührü tak tak tak şeklinde vurarak salonda yankılanması seçeneksizliğe ve dayatmaya itirazın açık bir belirtisiydi. Elinizi vicdanınıza koyun ve kendinize sorun; Ekmeleddin’e “evet” diyenlerin yüzde kaçı yürekten evet demiştir? O zaman niçin Ekmeleddin aday yapıldı?

Seçimlerden önce CHP’li bir okurum, “Bugüne dek Allah kahretsin diyerek oy veriyordum ama şimdi Allah belanızı versin diyerek oy vermeyeceğim.” dedi.
Bunun terbiye sınırlarını zorlayan bir haddini bilmezin ifadesi olarak görür ve değerlendirirseniz sorunu anlamamışsınız demektir.

Esas tepki duyulması gereken Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimidir.
Onlar bulundukları yere emperyal bir operasyonla gelmişlerdir. Operasyonun nedeni Türkiye’nin dönüştürülmesi çalışmalarında Erdoğan ve AKP’ye zorluk çıkarmamak, ülkemiz adım adım bölünüyor olmasına karşın sert muhalefet etmemek ve
halkı uyutmak misyonunu CHP’ye yüklemekti. Y-CHP ise bunun adıdır.

Riskin hesabını vermeli!

Ekmeleddin adı aracılar vasıtası ile Kılıçdaroğlu’nun kulağına okyanus ötesinden üflenmiştir. Ekmeleddin, değil geniş halk kesimlerini ve CHP ile MHP’yi birleştirmesini, CHP grubunda bile birleştirici olamamıştır. Parti kurullarına ve örgütüne danışmadan Kılıçdaroğlu kararı tek başına almış ve “risk aldım” demiştir.
Şimdi bu riskin ve oynadığı kumarın karşılığını vermeli, hesabını ödemeli ve
derhal istifa etmelidir.

Başka bir aday daha, mesela Emine Ülker Tarhan da aday olsa şimdi karşımızda başka bir tablo olacaktı. Ama Tarhan’ın adaylığı ceberutlukla, anti-demokratik yöntemlerle ve korku imparatorluğu ile engellenmiştir.

Halen ülkemiz için kötüye giden süreci tersine çevirebilmek için Cumhuriyetimizin kurucu kalesi CHP emin, enerjik, genç, kurucu ideolojimizle barışık, Atatürk sevgisini yüreğinde hisseden, hesap verebilir bir geçmişe sahip siyasetçilere
teslim edilmelidir. CHP örgütüne düşen görev bunun gereğini yapmaktır. Yoksa şu anda yaşanan hayal kırıklığı 2015 Genel Seçimlerinde yaşanacakların yanında çok hafif kalacaktır.

Saygılar sunarım.

========================================

Dostlar,

Türker beyin eleştirilerine genelde katılıyoruz.
Ancak ölçü kaçırılıyor galiba…
Kemal Kılıçdaroğlu ekibi için

– halkı uyutmak misyonunu CHP’ye yüklemek
– Kılıçdaroğlu’nun kulağına okyanus ötesinden üflenmiştir.

tümcelerini çok abartılı ve kanıtsız buluyoruz.

Ayrıca Türker bey, kendisinden 20 yaş kadar büyük olan birisini adıyla anmak yerine, “Ekmeleddin Bey” nitemini (sıfatını) kullanmalıydı. Her ne denli hoşlanmasa da,
enaz (asgari) terbiye ve nezaket kuralları bunu gerektirir.

Sevgi ve saygıyla.
13.8.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

BİR İHTİMAL DAHA VAR!


BİR İHTİMAL DAHA VAR!

İşçi Partisi, Aydınlık ve Ulusal Kanal çevresinin Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan, İhsanoğlu ve Demirtaş’ın dışında Cumhuriyetçi, laik ve demokrat güçlerin tercih edebileceği bir üçüncü aday çıkarmak için son dakikaya kadar mücadele ettiği biliniyor. Bu bağlamda CHP içinden bazı milletvekillerinin de desteğiyle Emine Ülker Tarhan’ın adaylığı gerçekleştirilmeye çalışıldı, ama aday olmak için gerekli olan 20 milletvekilinin desteği sağlanamadığından bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Dolayısıyla Ağustos ayında Cumhurbaşkanlığı yarışı bir “BOP eş başkanı”, bir “Osmanlı hayranı İslamcı” ve bir “bölücünün” arasında olacak ne yazık ki…

Peki, Cumhuriyetçi, laik, demokrat güçler ne yapacak? Her şey bitti mi artık?

Örneğin Cumhuriyetçi güçler de 4 Temmuz akşamı Can Ataklı’nın Ulusal Kanal ekranlarından yaptığı gibi, isim vermeden, ama diğer bütün seçeneklerin olmazlığını vurgulayarak sonunda Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vereceğini mi ilan etmeli?

Cumhuriyetçi güçlerin kendilerine dayatılan Ekmeleddin İhsanoğlu seçeneği karşısında Can Ataklı gibi boyun eğmek dışında başka bir seçenekleri yok mu gerçekten?

Bu soruya bir yanıt vermeden önce, bir an için seçime Cumhuriyetçi güçlerin de bir adayla katıldığını varsayalım. Örneğin bir an için, Emine Ülker Tarhan’ın aday olması için gerekli olan 20 milletvekilinin imzasının elde edildiğini ve Tarhan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimine 4. aday olarak katılma hakkını elde ettiğini düşünelim.

Peki, o zaman ne olacaktı?

10 Ağustos günü, sandık başına gidecek ve Emine Ülker Tarhan için oy kullanacaktık. Amaç, Emine Ülke Tarhan’ın Ekmeleddin İhsanoğlu’ndan daha fazla oy alarak ikinci tura kalmasını sağlamak ve böylece ikinci tur oylamada Erdoğan’a karşı Cumhuriyetçi oyların toplanacağı bir direniş cephesi yaratabilmekti. Emine Ülker Tarhan’ın adaylığının tartışıldığı günlerde, Erdoğan’ı durdurabilmenin tek formülü olarak, özelikle
Doğu Perinçek tarafından savunulan görüş bu değil miydi?

Bugün artık kesinleşti ki Cumhurbaşkanlığı seçimi sadece üç adayın katılımı ile yapılacak ve ne yazık ki bu stratejinin uygulanması mümkün değildir. Ama her şey yine de bitmiş değil.

Eğer Emin Ülker Tarhan seçime aday olarak katılsaydı, sandığa gidip onun birinci turda en çok oy alan iki adaydan biri olması için oy kullanacak olanlar, bence bugün de hâlâ bir şeyler yapabilirler. 10 Ağustos günü, yine sandığa gider ve BOŞ OY kullanırlar! Kısacası biz Cumhuriyetçi, laik demokrat güçlerin Cumhurbaşkanlığı seçiminde adayımız “BOŞ OY” olur!

Mesela bu şekilde davranılacak bir seçimde birinci tur sonunda şöyle bir sonuç ortaya çıkarsa bu nasıl yorumlanmalıdır?

ERDOĞAN: % 45

İHSANOĞLU: %22

DEMİRTAŞ: %7

BOŞ OY: %26

Bu durumda yasal olarak ikinci tur oylamaya Erdoğan ve İhsanoğlu katılma hakkını elde ederler. Ama birinci tur öncesinde Cumhuriyetçi, laik ve demokrat güçlerin birinci tur oylamada sandığa gidip BOŞ OY kullanacaklarının propagandası iyi yapılırsa,
şu açık bir şekilde görülecektir ki, yasal sonuç ne olursa olsun bu, toplumsal gerçeği yansıtmamaktadır.

Böyle bir davranış tarzının iki sakıncası vardır: 

Birincisi, açıktır ki hukuksal sonuç almak olanaklı olmayacaktır.
Yani en nihayetinde ikinci tur oylama yine Erdoğan ile İhsanoğlu arasında olacaktır.

İkincisi de bu biçimde BOŞ OY kullanmak amacıyla sandığa gidip bir anlamda gövde
gösterisi yapılsa bile, bu davranış en sonunda bu düzmece seçime, bu danışıklı dövüşe bir tür hukuksal geçerlilik, bir meşruiyet kazandıracaktır.

Ne var ki bu olumsuzlukların yanında elde edilecek bir kazanım vardır ki,
bence ilk iki sakıncayı dengeler.

Eğer Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turunda BOŞ OY’ların sayısı en azından sıralamada ilk iki arasında yer alırsa, başka bir anlatımla BOŞ OY’lar Ekmeleddin İhsanoğlu’na verilecek oylardan daha çok olursa,  o zaman bu ülkede Cumhuriyetçi, laik, demokrat güçlerin hâlâ var olduğu; bu tür düzmece seçimlerle, dayatmalarla Cumhuriyeti tasfiye etme girişimlerine kimsenin meşruiyet kazandıramayacağı bütün dünyaya gösterilmiş olur.

Böyle bir seçenek Can Ataklı gibi, en sonunda boyun eğip “ne yapalım başka yapacak bir şey yok ki?” demeye getirerek üstü kapalı bir şekilde Ekmeleddin İhsanoğlu için destek vereceğini açıklamaktan çok daha onurlu ve çok daha işlevseldir.

Bu önerdiğim seçeneğin daha radikal olanı, hiç sandığa gitmemek ve seçime katılım oranını en azından yüzde 70 altına düşürmektir. Bu ikinci seçeneğin daha az göze batıcı ve ses getirici olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, eğer kitlesel olarak yapılabilirse ve sonunda boş oylar en azından % 20’ler düzeyine çıkarılabilirse,
sandığa gidip BOŞ OY kullanmanın da aslında Cumhuriyetçi, laik, demokrat güçlerin sesini duyurması için etkin bir yol olduğu açıktır.

Ayrıca böyle bir seçenek, Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında gündeme gelecek CHP Olağanüstü Kurultay’ında Cumhuriyeti güçlerin elini güçlendirecek, Kılıçdaroğlu ve ekibinin tasfiyesini daha da kolaylaştıracaktır.

Kısacası, her şey bitmiş değil. Mücadele son dakikaya kadar sürmelidir. Hele ki sözkonusu olan Cumhuriyet, laiklik ve demokrasi mücadelesi ise umutsuzluğa kapılmak, teslim olmak asla düşünülmemelidir.

Ne güzel diyordu Nazım:

Mesele esir düşmekte değil,
Teslim olmamakta tüm mesele…

SERDAR ANT
5.7.2014