Etiket arşivi: Ekrem İmamoğlu

‘Millet İttifakı’nın adayı

Örsan K. Öymen
Örsan K. Öymen
Cumhuriyet, 15 Kasım 2021

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun veya Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayı olmasını doğru bulmadığını açıklaması, hem CHP tabanında hem de “Millet İttifakı” tabanında büyük rahatsızlık yarattı.

Kamuoyu araştırmalarına göre “Cumhur İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayı AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı sandıkta yenebilen iki olası aday olan Ekrem İmamoğlu’nun ve Mansur Yavaş’ın bertaraf edilmeye çalışılmaları, 2023 seçimlerini “Millet İttifakı”nın kazanmasını tehlikeye atmıştır. Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasına en çok sevinen siyasi partiler AKP ve MHP olmuştur.
***
“Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayının Kemal Kılıçdaroğlu olması durumunda, yeni seçim sistemine göre, “Millet İttifakı”nın seçimi kazanması zorlaşır. Çünkü yeni sisteme ve Türkiye’deki sağ ve sol oy oranlarına göre, cumhurbaşkanı olacak kişinin merkez sağ seçmenden de oy alabilmesi gerekmektedir.

Kılıçdaroğlu’nun dürüstlüğü, çalışkanlığı ve siyasi tespitlerinin birçoğundaki haklılığı, O’nun 2023 seçimlerini kazanacağı anlamına gelmez.

Kılıçdaroğlu’nun merkez sağ seçmende oy tabanı bulunmamaktadır. Nitekim CHP, Kılıçdaroğlu’ nun liderliğinde %23-28 aralığını aşamamıştır. Karadeniz, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu ve Marmara CHP’nin en zayıf olduğu bölgelerdir. CHP sadece Ege’nin ve Akdeniz’in kıyı kentlerinde, Trakya’da, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerde yüksek oranda oy alabilmektedir.

Kılıçdaroğlu, aday olması durumunda, bu bölgelerdeki CHP oylarını korur, HDP’nin desteğiyle Güneydoğu Anadolu’dan da oy alabilir, ancak Karadeniz, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Marmara bölgelerindeki ve Ege’nin, Akdeniz’in iç kesimlerindeki muhafazakâr seçmenden yeterli oyu alması oldukça zordur.
***
Türkiye’de din, mezhep ve etnik kimlik temelli önyargıların ne yazık ki hâlâ etkili olması, Anadolu’daki muhafazakâr çevrelerde Alevi adaya oy vermeyiz biçimindeki ayrımcı anlayışın hâlâ yaygın olması, Kılıçdaroğlu’nun önündeki en büyük engellerden birisidir. CHP tabanı bu ölçütlere göre oy vermese de muhafazakâr partilerin tabanlarında birçok kişi hâlâ bu ilkel anlayışlar üzerinden oy kullanmaktadır.

Türkiye’nin sosyolojik acı gerçekleri dikkate alınmadan Ankara’da masa başında yapılacak hesaplar, “Millet İttifakı”nın hezimetiyle sonuçlanabilecektir. Kılıçdaroğlu’nun İYİ Parti, SP, GP, DEVA tabanlarından fire verebileceği dikkate alınmalıdır.

CHP’nin belediye seçimlerini kazandığı İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, Antalya gibi kentlerin demografik ve sosyolojik yapısı üzerinden 81 il ve 922 ilçe konusunda bir genelleme yapılamaz.

Kaldı ki CHP’nin belediye seçimlerini kazandığı bu kentlerde de seçmen, belediye başkan adaylarına oy vermiştir, Kılıçdaroğlu’na oy vermemiştir. Kılıçdaroğlu’nun bu seçimlerdeki etkisi, sadece doğru adayları göstermiş olmasıdır.
***
Bugüne kadar, “Seçimlerin ikinci turuna Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun kalması durumunda kime oy verirsiniz” sorusunun sorulduğu yeterli sayıda kamuoyu araştırması yapılmamıştır. Böyle bir bilimsel araştırma yapılmadan Kılıçdaroğlu’nun “Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayı olarak hazırlanması acaba nasıl açıklanabilir?!

Seçimden sonra tahsis (AS: tashih, düzeltme) edilecek olan parlamenter sistemde “Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı, Akşener Başbakan” formülünün gerçekleşebilmesi için de önce Kılıçdaroğlu’ nun seçilebilmesi gerekir.

Öte yanda İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in seçimden önce ilan edilen başbakan adaylığına HDP tabanının nasıl yaklaşacağı da ayrı bir tartışma konusudur. Kılıçdaroğlu bundan dolayı HDP tabanından da fire verebilir.

Özetle, ortak aklın devre dışı kaldığı bir ortamda ortak aday bulmak olanaksızdır! CHP yönetimi halka sahte umutlar vereceğine, ortak aklı devreye sokmalıdır!

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı

Örsan K. ÖymenÖrsan K. Öymen
Cumhuriyet, 12 Temmuz 2021

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki genel seçimlerde “Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayı olacağına dair CHP’nin içinden gelen bazı açıklamalar, doğal olarak tepkiyle karşılandı.

Birincisi, “Millet İttifakı”nın adayının kim olacağına CHP tek başına karar veremez. Bu karar “Millet İttifakı”nın diğer unsurlarıyla birlikte karara bağlanır.

İkincisi, CHP, “Millet İttifakı”na bir aday adayını önerse de bu aday adayının kim olacağına CHP Genel Başkanı ve onun yakın çevresinde kendi siyasi kariyerinin derdine düşen birkaç kişi karar veremez. Bu karar partinin tabanının, seçmeninin, üyelerinin beklentileri dikkate alınarak verilebilir. Aksi halde CHP’lilerin tamamı böyle bir aday adayına sahip çıkmaz.

Üçüncüsü, “Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayının, cumhurbaşkanı seçilebilecek birisi olması gerekir. Söz konusu adayın cumhurbaşkanı seçilebilmesi için de geçerli olan sisteme ve mevcut siyasi koşullara göre, her siyasi partiden oy alabilecek birisinin olması gerekir.
***
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in de “Cumhur İttifakı”nın adayı olan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında seçilme olasılıkları son derece zayıftır.

Akşener’in, HDP tabanından ve CHP tabanının bir kesiminden oy alması çok güçtür. Kılıçdaroğlu ise 11 yıl önce genel başkan seçildiğinden beri girdiği tüm genel ve yerel seçimleri kaybetmiş bir liderdir.

CHP’nin son yerel seçimde bazı illeri AKP’nin elinden almış olması, tüm Türkiye için bir genelleme yapılmasına olanak tanımaz. Bu genellemeyi yapanlar, Türkiye’nin sosyolojik gerçeklerinden tamamıyla kopuk bir biçimde, çok ciddi hesaplama hatası yapmaktadırlar.

Kılıçdaroğlu, CHP ve HDP tabanının çoğunluğunun oyunu alsa da İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım Partisi, Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti tabanından, yani muhafazakâr merkez sağ seçmenden çok ciddi fireler ve kayıplar verir.

Söz konusu siyasi partilerin yapılan kamuoyu araştırmalarına göre ortaya çıkan oy oranlarını toplayarak bir karar vermek de büyük bir hatadır. Bu hesabı yapanlar çok ciddi bir yanılgı içindedirler. Çünkü bu kamuoyu araştırmalarında seçmene hangi siyasi partiye oy vereceği sorulmaktadır, hangi cumhurbaşkanı adayına oy verileceği sorulmamaktadır. Hangi olası cumhurbaşkanı adayına oy verileceğinin sorulduğu araştırmaların hiçbirisinde, Kılıçdaroğlu ve Akşener, Erdoğan’dan fazla oy almamaktadır.
***
Kamuoyu araştırmalarına göre, Erdoğan’dan fazla oy alan olası aday adayları, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tır. Ancak bu iki adayın içinde de farklı araştırmaların ortalaması alındığında, İmamoğlu önde görünmektedir. İmamoğlu her siyasi partiden oy alabilen bir olası adayken, Yavaş’ın HDP tabanından oy alabilmesi konusunda sıkıntı yaşanmaktadır.

İmamoğlu’nun aday olmasıyla ilgili en büyük zorluk ise İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde çoğunluğun AKP’de olması, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olmak için istifa etmesi durumunda, İstanbul Belediyesi’nin, bir veya iki yıl için AKP’ye geçeceği gerçeğidir.

Ancak bu durumda da “Türkiye’nin geleceği, İstanbul’daki yerel yönetimden daha önemlidir” düşüncesiyle, İstanbul bir süre için, bir sonraki seçimde yeniden geri alınmak üzere, AKP’ye teslim edilebilir, kötülerin iyisi yönünde bir tercih yapılabilir.

İmamoğlu ve Yavaş, ideal adaylar olmasa da geçerli olan siyasi sistem ve mevcut sosyolojik gerçekler dikkate alındığında, onların adaylığı konusunda da yine kötülerin iyisi yönünde bir tercih yapılabilir. Sonuçta onların yöneteceği bir hükümetin, AKP iktidarından daha kötü olamayacağı kesindir.

Bu arada zaman içinde, İmamoğlu ve Yavaş dışında başka olası adaylar da elbette ortaya çıkabilir ve onlar da kamuoyu araştırma kurumları tarafından araştırmalara dahil edilebilirler.

AKP’yi yenmek için önce egoları yenmek gerekir!

23-24 Haziran olayları

Zafer ArapkirliZafer Arapkirli
25 Haziran 2021, Cumhuriyet

 

Siyasi ve sosyal tarihimizde bu tür birkaç “ardışık sayılı” mühim gün veya dönüm noktaları vardır. Mesela 6-7 Eylül olayları. 1955 senesinde, utanç verici bir ırkçı-kafatasçı-ultra milliyetçi-faşist pogromun yaşandığı iki gündür. Mesela, 15-16 Haziran 1970 işçi direnişi. Emekçilerin sendikal haklarına sahip çıkmak için yaptıkları ve Cumhuriyet tarihimizde işçi sınıfının bir iftihar madalyası gibi göğsünde taşıdığı bir başkaldırı destanıdır.

Bunlara 23-24 Haziran tarihlerini de eklemek isterim. Her ne kadar bir yıl ara ile yaşanmış iki önemli olayın yıldönümleri ise de 2018 ve 2019 yıllarının 23 ve 24 Haziran günleri, tarihi “virajlar” olarak anılmayı hak ederler.

23 HAZİRAN YEREL SEÇİMİ

Bundan iki yıl önce 23 Haziran’da, sayıca ve “sosyolojik, sosyoekonomik, kültürel, etnik, siyasi kompozisyon itibarı ile” Türkiye’nin geneline teşmil edilebilecek önemli bir “temsil kabiliyeti” taşıyan İstanbul halkı, ülke demokrasisi açısından tarihi bir ders niteliğinde bir karar vermiştir.

İstanbul halkı, yerel yönetimde tam çeyrek asır hâkimiyet süren (1994-2019) “Akape zihniyeti” ni yer ile yeksan ederek “yetti artık” demesini becermiştir. Hem de 31 Mart’ta aynı yönde verdiği kararın utanç verici biçimde “yok hükmünde” sayılmasını elinin tersi ile iterek sağladığı 800 binin üzerinde oy farkıyla.

O gün İstanbullular, millet iradesini küçümseyen, yok sayan ve “biz kimi istersek seçtiririz, onu bile” kibri ve küstahlığı ile aday gösterilen Binali Bey’in ertesi sabah hâlâ (hezimetin şaşkınlığı ile) pişkin pişkin “durun bakalım, yine de biz kazanmış olabiliriz” tavrı ile ortalıkta dolaşmasını sağlayacak sıkı bir tokat aşk etmiştir muktedirlerin suratına.

Seçim öncesinde kibrin ve antidemokrasinin zirve yaptığı bir anlayışla “zaten seçilseler bile çalıştırmam. Yedirmem İstanbul’u” yollu beyanlara ağır bir ceza kesmiş, “Yok artık öyle yağma. Eski günleri unutun. Bundan böyle maymunun gözü açıldı” anlayışıyla, ilçelerde bile 31 Mart oylarının üzerine çıkılmış, 31 Mart’ta 16 ilçede önde iken, 23 Haziran’da 28 ilçede öne geçmiştir. Yani Meclis seçimleri de tekrarlansa, İstanbul’da “İBB Meclisi’nde de çoğunlukla” iktidar olacak oyu ulaşmıştır.

Bu seçmen “dirilişi ve şahlanışı”, Ekrem İmamoğlu’nun ya da Millet İttifakı’nın başarısı olmanın ötesinde, “İktidarın gidişini hazırlayan ve hatta müjdeleyen” bir büyük meşalenin yakılması anlamını taşımayı hak eder.

23 Haziran 2019’da “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi de kaybeder” veciz sözünün bir sağlamasının yapılmasına ilk adım atılmıştır.

24 HAZİRAN GENEL SEÇİMİ

Bundan üç yıl önce de genel seçimde birlikte yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde onaylanan “Şahsım Rejimi”, Türkiye’yi içinden çıkılamaz yeni sorunlara boğmanın tescili anlamına gelmiştir. Türkiye’nin, o güne kadar ciddi arızaları ile de olsa bir tür kuvvetler ayrılığı sistemi ile sürdürmeye gayret ettiği siyasal sistemini onarılamaz yeni bir dertler yumağına dolamak anlamına gelen bu yeni rejim, Cumhuriyetin temellerine konulan ve devleti berhava eden (mecazi anlamda) patlayıcılara, yenilerini eklemiştir.

Sadece sistemi tek bir şahsa bağlayıp, yargıyı, yasamayı yürütmeyi ve dolaylı yoldan “dördüncü kuvvet” medyayı mefluç (felç) hale getirmekle kalmamış, buna bağlı bir şekilde ekonomiden sağlığa, savunmadan dış siyasete, hukuktan eğitime kadar binlerce konu başlığında her şeyin duvara dayanmasını da beraberinde getirmiştir.

Doğrunun ve yanlışın, hukukun ve zorbalığın, cehaletin ve aydınlanmanın, barışın ve kavganın her zaman ayrı kutuplarda olduğundan hareketle, bu anlamda “kutuplaşmanın sanıldığı gibi kötü bir şey olmadığını” savunsam da insanların birbirine düşman edilmesi anlamında “kutuplaşmanın ve kamplaşmanın, nefretin ve husumetin” doruğa ulaştırıldığı bir iklimin de esiri olmamızı sağlamıştır, “Şahsım Rejimi”

Türkiye’nin bir an önce bu rejimi değiştirmesi bu kibrin, bu tepeden bakmacılığın, bu halkı ve istişareyi, müzakereyi, münazarayı yok sayan yönetim anlayışının, neredeyse resmi – özel her kuruma “kayyum ataması ile çökertmeyi amaçlayan” zihniyetin son bulması en acil görevdir.

Son “mafyacı videoları” vesilesi ile ortaya dökülen pisliklerin kokusu da bu “çökme, çöküntü ve çöküş” devrinin sonunu muştulamaktadır. Bir tür “müsilaj”ın kaldırılması ve bir çökeltinin temizlenmesi gereğinden söz ediyorum.

Çare, bir an önce sandığın ortaya konulması ve halkın iradesi ile bu kâbustan kurtuluşun ilk kilometre taşının döşenmesidir. O gün geldiğinde, tabii ki her şeyin çözülmeyeceğinin idrakinde olarak uzun ve meşakkatli ama torunlarımıza umutla bakacakları bir gelecek vaat eden yeni bir dönemi başlatmak gerekmektedir.

Herkesin birbirini ve en başta da “kendisini” bu tarihi görevin gerekliliği ve önemi konusunda uyarması gerekir.

Kendinizden başlayın.

TELE1 Programımız – 15 Kasım 2020

Dostlar,

Bu gün, 15 Kasım 2020 Pazar günü saat 11:00 – 11:45 arasında TELE1‘de Sn. Namık Koçak‘ın konuğu olduk..

Dün, İstanbul BŞB Başkanı Sn. Ekrem İmamoğlu, salt İstanbul’da ve “bulaşıcı hastalık” nedenli 164 ölüm kaydedildiğini, oysa Sağlık Bakanlığının tüm Türkiye için 92 ölüm bildirdiğini açıkladı!

Bize göre, apaçık, “ATMA RECEP DİN KARDEŞİYİZ!” demek istedi ve de dedi!

Günlük 150 bin test yapacaksınız, %2 oranla 3 bin yeni hasta bulacaksınız.. ve bu denli küçük bir oranı sorgulamayacaksınız!?

Oysa İstanbul’da pandemi için ayrılan yaklaşık 40 bin yatak dolu, yoğun bakımlar daha da dolu. Bunca az sayıda günlük yeni tanı ile hastane yataklarınız nasıl doluyor??
İthal hasta mı getirip yatırıyorsunuz??
Evvet, o da yapılıyor, Atatürk havaalanının pistlerini kırarak yapılan yarı sahra hastanesinde, Sağlık Bakanlığının uluslararası sağlık turizmi A.Ş. tarafından getirdiği hastalar 20 bin Dolara sağaltılmakta (tedavi edilmekte).. (basın…)

Oysa yurdum insanı sedyelerde bekliyor hastane yatağı ve yoğun bakım için ve de telef oluyor.
…..
Fahrettin katsayısı 2’ye çıktı… Katsayı 1 ile hastaları 10’a ya da 20’ye bölüyoruz gerektiğinde; Katsayı 2 ile de korona ölümlerini kaça gerekiyorsa ona bölüyoruz…
….
Bu tablonun sürdürülebilirliği kalmadı!
Halka ve dünyaya dürüst davranmak gerek.
Servet – varlık vergisi koyarak gerçek kaynak yaratmak (para basarak, borçlanarak değil!) ve salgınla köktenci biçimde savaşmak gerekiyor..

Sürüklenip geldik, 14 gün tam kapatma kapıya dayandı..

Küresel çağrımızdır :

  • BM ÇAĞRISIYLA TÜM DÜNYADA EŞZAMANLI 14 GÜN KAPATMA!

….
45 dakika süreli programda başkaca önemli / vurucu saptamalar ve çözümlere de yer verdik. İzlenmesini, paylaşılmasını, yararlı olmasını ve gereğinin artık oyalanmadan yapılmasını dileriz.

Sevgi ve saygı ile. 15 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

 

KAYYUM KARARLARI TÜRKİYE’de DEMOKRATİK DÜZENİ ORTADAN KALDIRACAK NİTELİKTEDİR

KAYYUM KARARLARI TÜRKİYE’de DEMOKRATİK DÜZENİ ORTADAN KALDIRACAK NİTELİKTEDİR

Basına ve kamuoyuna,

Bugün sabah saatlerinde Diyarbakır, Mardin ve Van illerindeki üç büyükşehir belediyesine atanan kayyumlar aracılığıyla demokrasinin en temel ilkeleri bir kez daha ayaklar altına alınmıştır. İçişleri Bakanlığının seçmen iradesini gasp eden bu kararı, siyasi iktidar tarafından makbul görülmeyen tüm muhalif belediyeler için ağır bir tehdit oluşturmaktadır. Çünkü bu karar, demokrasinin cılızlaştırılmış halini bile askıya alan siyasi bir karardır!

Demokrasi, halkın seçim yoluyla iktidarları belirleyebileceğini güvence altına alan bir yönetim biçimidir. Yerel yönetimler Türkiye’de demokrasinin ana damarlardır. 31 Mart seçimleri sonrası Yüksek Seçim Kurulu tarafından İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararı ile Diyarbakır’ın Bağlar, Van’ın Tuşba, Edremit ve Çaldıran ilçelerinde Yüksek Seçim Kurulu tarafından adaylıkları onaylanmış olup halk tarafından seçilen başkanların yerine ikinci gelen partinin adaylarının atanmasının ardından bugün alınan kayyum kararları Türkiye’de demokratik düzeni ortadan kaldıracak niteliktedir.

Mülkiyeliler Birliği olarak belirtmek isteriz ki; seçilmiş belediye başkanlarının hızla görevlerine iade edilmesi ve bu uygulamaya son verilmesi siyasal yaşamımız için yaşamsal önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki, acil ihtiyacımız güçlü bir demokrasidir. Demokrasinin güçlenebilmesi ise eşitlikçi, özgürlükçü, adil ve barışçıl bir yaşamın var edilebilmesiyle mümkündür.

Saygılarımızla. 19.08.2019

Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu

 

HALK KAZANDI, HAK KAZANDI

HALK KAZANDI, HAK KAZANDI

Mustafa AYDINLI

31 Mart 2019 yerel seçimlerin de, Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul BŞB Başkanlığını kazanması üzerine, bu sitede “Barış dili kazandı” diye yazmıştık (03 Nisan 2019; http://ahmetsaltik.net/2019/04/03/baris-dili-kazandi/). Mazbatanın geri alınarak seçimlerin yenilenmesi üzerine de, yapılacak yeni seçimin bir “vicdan seçimi” olacağını belirtmiştik (02 Haziran 2019, http://ahmetsaltik.net/2019/06/02/vicdan-secimi/). Devamındaki makalemizde ise İstanbul’un Türkiye’nin özeti olduğunu açıklamıştık.

İstanbul BŞB Başkanlığı seçiminin yenilenmesini dayatan Cumhur İttifakı büyük bir hezimete uğramıştır. İstanbul BŞB Başkanlığı seçimi, “tek adam rejimi“ne karşı, bir demokrasi referandumuna; bu topraklarda yaşayan insanların bir vicdan muhasebesine dönüşmüştür. Ceberrut tek parti devleti çökmüş, milli irade kazanmıştır.

Saygın hukukçuların belirttiği gibi, yok hükmünde olan 16 Nisan 2017 halkoylaması (referandumu) tam anlamıyla tartışmalı duruma gelmiştir. Atı alanın Üsküdar’a geçemeyeceği anlaşılmıştır. Rejimin değiş(tiril)mesine neden olan yok hükmündeki söz konusu hileli (1,5 milyon dolayında mühürsüz zarf ve oy pusulası ile sonuç tam tersi değiştirildiğinden) halkoylamasından beri, ülke her alanda freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı gitmektedir. Ekonomi çökmüş, yoksulluk artık diz boyunu çoktan geçmiş, şirketler peş peşe konkordato ilan ediyor… Halk soğana, hayvanlarımız samana muhtaç olmuştur.

Ülkemizde ölçüsüz bir talan; tarikatlar, cemaatler, yandaşlar kanalıyla, halkımızın kutsal inançları sömürülerek, Allah ile kul arasına girilerek en sefil biçimde sürdürülmektedir. “Partimize oy verirseniz cennete giderseniz” gibi akıllara durgunluk veren propagandaları bile, iktidar partisi AKP’nin eski Bakanları düzeyinde derin şaşkınlıkla gözlemledik..

Seçim sürecinde akıl almaz bir kampanya yürütüldü. Halka parmak sallandı. Halk tehdit edildi. Kendi dışındakilere “Zillet İttifakı” dendi dendi. Barış söylemi unutuldu, kendi dışındakilere herkese terörist dendi. Rakibine “oyları çaldılar” gibi aslı astarı olmayan iftiralar atıldı. Hem aday B. Yıldırım hem de AKP’li CB Erdoğan bu iftiraya sarıldılar. Oysa yönlendirilen – baskı altında tutulan YSK bile iptal gerekçesinde “oy çalınması” konusuna değinmedi. Çünkü böyle bir şey yoktu ama yalan öylesine büyük söylenmeliydi ki, bir süre sonra söylenen / söyletenler de inanmalıydı. Nitekim hiçbir kanıt gösteremeyince bu kez “siyaseten çalma” gibi bir zırva ile karşılaşıldı. Gerçekten zırva tevil götürmüyordu.. İftira atmak da serbest.. hem de tarafsızlığını Anayasaya karşın ayaklar altına alan bir Cumhurbaşkanı tarafından..

Oysa şaibeli halkoylamasına dayalı Anayasa değişikliği ile CB’na partisinden istifa etme yükümü kaldırıldı ama CB yemininde Anayasada “tarafsız olma” yükümü yerli yerinde.. Bu ne ucube rejimdir ki, Devletin birliğini temsil eden ve başı olan kimse, bir kentin belediye başkanlığı seçimlerinde Devlet olanaklarıyla apaçık ve aşağılayıcı propaganda yaparak partisinin adayına oy istemek için çok sayıda miting ve TV programları yapabilmiştir. Bu denli çarpıcı örnekleri Dünya demokrasi tarihinde görmek olanaklı değildir ve gerçekte AKP rejimi Anayasal meşruluk sınırlarının çooooooook  uzağına ve epeydir savrulnuş bulunmaktadır.

Deyim yerinde ise, zorla ve ak gaspıyla yeniletilen seçimde halk adeta MEŞRU SAVUNMA ile iktidara çok şiddetli bir tokat atmıştır.. “Öyle 13-14 bin oy farkıyla BŞB Başkanı olunmaz..” diyen AKP Genel Başkanı Erdoğan’a halk, “al sana 807 bin oy farkı, yeter mi!? demiştir adeta. Tabii anlayana.. Öte yandan 1994’te İstanbul BŞB Başkanlığı seçimini, sol oyların bölünmesi nedeniyle ancak %24 oyla kazanabildiğini Erdoğan unutmuş görünmekte, unutturmaya çabalamaktadır. İmamoğlu Erdoğan gibi %24 oyla değil, iktidarın tüm baskılarına karşın %54 oyla kazanmıştır. İktidarın bu tabloyu çok iyi ve doğru okuması her şeyden önce kendi yararınadır.

Bu süreçte Anamuhalefet CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na linç girişimi bile kurgulanarak yapılmış, yalan bildirim ve kamera hileleri ile Ordu Valisine hakaret edildiği tezgahlanmış, bir kez olsun barış ve sevgi dili kullanılmamıştır. Halka bir tebessüm çok görülmüştür. Devletin seçim yenilemekle ettiği masraf bir yana, halk tatil programı yapamaz olmuş, gidenler geri dönmek gibi yeni bir zaman ve ekonomik giderle baş başa kalmıştır. Seçim öncesi ve seçim günü kent içi ulaşım seçenekleri bir ölçüde iptal edilmiş, Hatay – İstanbul sabah uçağı ertelenmiş….. insanlar Erzincan’dan İstanbul’a otobüsle ayakta gelmişlerdir!

İktidarın gözü öylesine kararmıştır ki, bu topraklarda yaşayan insanların vicdanlarını, haklıdan yana olma, masumdan – mazlumdan – mağdurdan yana olma asilliğini, geleneğini görememişlerdir. Göremiyorlar ki; bu halk, tehdide, şantaja, yalana, dolana, talana boyun eğmez ve eğmeyecektir! İstanbul’da erişilen demokrasi zaferi için en en uygun açıklama budur.

Seçim sonuçları, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ilke ve ideallerinden sapmanın ülkeyi ne duruma düşürdüğünü halkın gördüğü buna verdiği tepkisel yanıt olarak okunmalıdır.
Artık Türkiye’de ucube Tek Adam Rejimini dayatma ve sürdürme olanağı kalmamıştır!
Erdoğan ve AKP’si 2 kez topal ördek konumundadır. Zaten TBMM’de salt çoğunluğu yoktur, şimdi de stepnesi parti ile birlikte toplam %45 oy alabilmiştir İstanbul BŞB Başkanlığı seçiminde. İstanbul Türkiye’yi çok iyi temsil edebilecek bir örnektir. AKP = RTE halk desteğini byük oranda yitirmiştir.

  • Artık sıra, “yeniden parlamenter demokrasi” isteminin yüksek sesle dile getirilmesindedir.. Cumhur İttifakı karşısında Millet İttifakı birliğini güçlendirerek sürdürmeli; yeni süreci ustalıkla yönetmelidir.

23 Haziran’da yenilenen seçim sonuçları; İstanbul’a ihanet edenlere, bu ihanetlerini itiraf ve sorumluluklarını Erdoğan’ın ağzından kabul edenlere İstanbul halkının, örneğin şimdilik ortaya dökülebilen 847 milyon TL’lik alın terinin yandaşlara, tarikat – cemaatlara – mahdum vakıflarına, bankamatik AKP üyelerine… talan edilmesine artık izin verilmeyeceğinin kararlılığıdır.

Bu sonucun alınmasında başta akıl, hukuk ve demokrasi dışı politikalarıyla AKP – MHP; sonra da tersine çabalarla CHP, HDP, İYİ PARTİ, SP ve pek çok toplum kesiminin katkısı vardır. Bu bir toplumsal savunma refleksidir. “Beka sorunumuz var” diye halkı tuzaklamaya kalkanların, bölücü örgütün başı ile flörte – pazarlığa girişmesi ve HDP oylarını tarafsız kalmaya çağırmaya yeltenmesi başlı başına bir fiyaskodur ve suç-tur! MHP’nin ise bu girişimlere sessiz kalıp sonra boşu boşuna esip – gürlemesi, gerçekte bir kez daha Bahçeli misyonunu içyüzünü sergilemiştir.

Düşünün ki, büyükçe bir bina ve birisi “yangın vaaaaar!” diye bağırıyor. Herkes çıkış kapısına koşuyor. Türk halkı bu iktidardan kurtulmak, yangından kaçarcasına “kurtuluş kapısı” aramaktadır ve çözümü bulmuştur : Bütün demokrat – cumhuriyetçi kesimlerin elbirliği!

Bu sonucun alınmasında “T.C.” simgesinin pek çok kamu kurumlardan kaldırılmasının, Andımızım Danıştay kararına karşın okunma yasağının sürdürülmesinin, hukuk tanımayan OHAL KHK’ları ile toplumda yaşanan ölçüsüz dramların, bir bütün olarak Cumhuriyetin kurucu değerlerine savaş açılmasının, ekonomiyi çökertmenin de elbette belirgin payı var. Mustafa Kemal Paşa ve İsmet İnönü gibi 2 ulusal kahramana “İki ayyaş” nitelemesi densizlikleri, “Lozan hezimettir” zırvaları, “Doksan yıllık reklam arası” saçmalıkları…. unutulmadı.

Türk halkı sağduyusu ile kendisini kuşatan tehlikeyi görmüş, ve olağan tepkisiyle toplumsal bir AKP = RTE’ye red ittifakı oluşturmuştur.

“Tek adam rejimi”ne karşı isyan iradesi sandığa yansımıştır.
Sonuçta halk kazanmıştır, taşlar yerine oturmuş, hak kazanmıştır.

  • Türkiye hızla normalleşecek, bağırsaklarını temizleyecek ve bu AKP fetret devri parantezi kapatılacaktır. 

İSTANBUL SEÇİMİNİ DÖNÜŞTÜRME ÇABALARI 

İSTANBUL SEÇİMİNİ DÖNÜŞTÜRME ÇABALARI 

Ertan URUNGA
(E) Askeri Yargıç    
 

31 MART 2019 tarihinde yapılan yerel seçimler sonunda, öbür büyük kentler gibi İstanbul BŞB. Başkanlığını da CHP’nin adayı Ekrem İMAMOĞLU’nun kazanmasını içine sindiremeyen partili CB’nin, TV kameraları karşısına geçip “13-14 Bin Oy’la İstanbul Kazanılmaz” diyerek, hep yaptığı gibi kamuoyu önünde kendi avanesine (yardakçılarına) örtülü direktif vermekten kaçınmamıştır.

 Bunun üzerine başlatılan itirazlar silsilesi ve bitmek bilmeyen oy sayımlarından da sonucu tersine çevirmenin olanaklı ol(a)mayacağı anlaşılınca, bu kez daha önce nüfuz ve vesayeti altına aldığı YSK eliyle, İstanbul BŞB Başkanlığı seçiminin iptali ile yenilenmesine, kerhen de olsa 4/7 oyçokluğuyla karar verilmesi sağlanmıştır.

Böylece İstanbul seçmeninin sandıktan çıkan istenci (iradesi) yok sayılarak seçme hakkı, Sayın İmamoğlu’nun da seçilme hakkı hukuka aykırı ve siyasal nitelikte karakuşi (keyfi) bir kararla gasp edilerek yeni bir skandala daha imza atılması, halk arasında haklı tepkilere neden olmuştur. Nasıl olmasın ki; çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti’nin geleneksel devlet ve askeri yapısı ile ulusal ve tinsel değerlerini, hatta demokratik ve laik düzenini teokratik yapıda ucube bir Tek Adam Rejimine dönüştüren dinci, kinci ve ayrılıkçı AKP iktidarının, şimdi de halkın sandıktan çıkan istencini tersine çevirirken, toplumun bu kıyıma sessiz  kalması beklenemezdi elbet.

YSK’nin Dayanılmaz Hafifliği                                                                     

Türk Seçim Hukukuna göre seçimlerin baştan sona bir düzen içinde Eşitlik, Adalet, Güven ilkeleri doğrultusunda dürüstlükle yapılmasını sağlamak, yakınma (şikâyet) ve itirazları kesin karara bağlamakla görevli ve birinci derecede sorumlu olan YSK, önceki seçimlerde olduğu gibi son seçimde de süreci iyi yönetememiştir. Ancak bundan daha kötü ve ürkünç (vahim) olanı, yargıçların kişisel çıkarları için dürüstlük ve yansızlık (tarafsızlık) ilkelerine bilerek aykırı davranıp siyasal yetkeye (otoriteye) teslim olduğu savlarına duyarsız kalarak, halk arasında adalete güvenin yitirilmesine neden olmalarının dayanılmaz hafifliğidir. Nitekim AKP’nin olağanüstü itirazı üzerine verilen 06.05.2019 tarih ve 4219 sayılı İstanbul Kararının, ülkenin saygın hukuk adamlarınca açıklanan yerinde ve haklı gerekçelerle akla ve hukuka aykırı, hatta ‘yok hükmünde’ bulunduğu yeterince anlatıldığı için, bu Kararın önemsediğimiz kimi sonuçlarına kısaca değinmek isteriz.

İstanbul Kararının Sonuçları

1)
Her şeyden önce seçim sürecini gereği gibi yönetemeyen YSK’nın bu kararı, sorunu çözememiş; ancak yeni sorunlar üretip seçimi “mundar” etmiştir. Geçtiğimiz yıllarda verdiği hukuka aykırı kararları uzun tartışmalara neden olan YSK, son 3 yıl içinde yapılan, biri yenileme 4 seçimin topluma yüklediği mali külfeti yanında; adaleti sağlamakta hukuka aykırı keyfi kararları ile toplumun güven ve saygınlığını yitirip ülkeye ağır zararlar veren şaibeli bir duruma gelmiş olmakla, artık aynı kadro ile varlığını sürdürmesinin de olası bulunmadığı anlaşılmıştır.

 2) AKP iktidarının ise demokrasinin ‘olmazsa olmaz’ koşulu olan seçimlere öteden beri fitne ve fesat karıştırmayı kendine yol edinip, amaca ulaşmak için her şeyi mübah sayan Makyavelist bir anlayışla, demokrasiyi araç olarak kullanarak krizleri fırsata çevirdiği gibi, son seçimde de ulusal istence fesat karıştırıp lehine çevirmesi; bundan sonra yapılacak seçimlerin de güven ve selameti açısından hukuk adamlarını endişeye düşürmekle kalmamış, toplum içinde demokrasi ve adalete olan inancın yitirilmesi de siyasal ayrımcılığı artırarak, irticanın hortlamasına neden olmuştur.

 3) Geçen yıl, yürürlükteki Anayasanın Geçici 21. maddesi gereğince 03.11.2019 tarihinde yapılması gereken Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin, baskın bir kararla öne alınarak 24.06.2018 tarihinde yapılmasına, başta Anamuhalefet partisi CHP olmak üzere, öteki partilerin Anayasaya açıkça aykırı bulunan erken seçimi bir direnç göstermeden kabul edip edilgen kalmaları; o tarihte CHP’nin CB adayı olan Sayın Muharrem İNCE’nin; bütün engellere karşı başarıyla yürüttüğü CB’lığı seçimi kampanyasını, son anda yine bir ‘oldu-bitti’ ile yitirdiğine ilişkin kuşkuları pekiştirmiştir.

 4) Anayasanın 79/4.maddesi uyarınca, 7 asıl 4 yedek olmak üzere 11 üyesi bulunan YSK’nın, 7 asıl üye ile toplanıp salt çoğunlukla karar vermesi anayasal bir zorunluk olmasına karşın; uzun zamandan beri üye tam sayısı olan 11 üye ile toplanıp karar vermeyi bir gelenek durumuna getirmesi Anayasaya aykırıdır. Nitekim asıl üyelerle toplantı yeter sayısının sağlanamadığı durumlar dışında, yedek üyelerin toplantıya katılıp karar vereceğine ve konunun yasa ile düzenleneceğine ilişkin ayrık bir hükme anayasada yer verilmemiştir. Bu durumda 298 sayılı Seçim Kanununun 113/3. maddesinde yer alan “Yüksek Seçim Kurulu, seçimin sonunda verilecek tutanaklara karşı yapılan itirazların incelenmesinde üye tam sayısı ile toplanır” hükmü ile toplantı ve karar yeter sayısına ilişkin öbür hükümlerin Anayasaya aykırılığı nedeniyle, iptali için ivedilikle Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği anlaşılmıştır.

 5) Daha önce yapılan seçimlerde, iktidar partisinin hile ve tertiplerine karşı süreci yönetmekte yetersiz kalıp yenik düşen CHP’nin, başına gelenlerden ders alan ve kısa sürede yenilikçi siyaset tarzı, birleştirici / barışçı söylemleri, haksızlık ve yolsuzluklara karşı savaşım (mücadele) azmi ile geniş kitlelerin sevgi ve güvenini kazanan Ekrem İmamoğlu olgusu ve O’nun “Her şey çok güzel olacak” savsözü siyasete damgasını vururken, öteden beri toplumsal ve ekonomik bunalımın ağırlığı altında ezilen çağdaş Türk toplumu arasında geleceğe ilişkin umutların da yeniden yeşermesine neden olmuştur.

Sonuç
Bütün bunlardan sonra, siyasal iktidarın inatla sürdürdüğü İstanbul seçimini lehine çevirmeye yönelik boşuna (beyhude) çabalarına ve onulmaz hastalıklı tutumuna karşı, çilekeş İstanbul seçmeninin haramilere boyun eğip teslim olacağını hiç sanmadığımız için, 23 Haziran günü yenilenen seçimde; en güzel yanıtı yine sandıkta, haktan ve mağdurdan yana verip aydınlık günlere taşıyan bilinçli tepkisini görmekten elbette sonsuz bir mutluluk ve güven duyuyoruz.
Artık hiçbir şey, AKP’li CB Erdoğan ve partisi için asla eskisi gibi olmayacak, durdurulamayan çöküş sürecektir. Bu süreçte AKP = Erdoğan’ın yapacağı hatalar, “sonu” hızlandıracaktır.

İSTANBUL’U, İSTANBUL’A İHANET EDENLERE TESLİM ETMEYELİM!

İSTANBUL’U, İSTANBUL’A İHANET EDENLERE TESLİM ETMEYELİM!

R.T. Erdoğan : İSTANBUL’A İHANET ETTİK… BEN DE SORUMLUYUM

Image result for CELAL TOPKAN

Celal TOPKAN

(AS: Bizim katkılarımız yazının altındadır..)

Recep Tayyip Erdoğan, Mart 1994 yerel seçimlerinde Refah Partisi’nden İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı seçildi. 1994-1999 arasında İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı yaptı.

Fazilet Partisinden istifa eden Milli Görüşçü arkadaşlarıyla birlikte 14 Ağustos 2001’de AKP’yi kurdu. Erdoğan AKP Genel Başkanı oldu. 3 Kasım 2002’de yapılan seçimlerinde AKP tek başına iktidara geldi.  Erdoğan Başbakan oldu. Arkasında Cumhurbaşkanı seçildi. 17 yıldır ülkeyi tek başına aldığı kararlarla yönetiyor.

17 yıldır ülkeyi tek başına aldığı kararlarla yöneten AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan, 21 Ekim 2017’de Uluslararası Şehir ve Sivil Toplum Kuruluşları Zirvesine yaptığı konuşmada;

“İstanbul gerçekten müstesna bir şehirdir. Ama biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hala da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum.” dedi.

Kendisi başta olmak üzere AKP’nin dünyanın en müstesna ve en güzel şehri olan İstanbul’a ihanet ve kötülük ettiklerini, İstanbul’u yaşanmaz bir kent haline getirdiklerini, bunun sorumlusunun kendisi olduğunu söyledi!

BEN DEĞİL GENEL BAŞKAN YARIŞTI

1994-99 arasında Erdoğan’ın İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı’nda üst düzey yöneticilik yapan, İstanbul’u Erdoğan’la birlikte yöneten Binali Yıldırım, 3 Kasım 2002 seçimlerinde merkez atamasıyla AKP’den milletvekili seçildi. 2002-19 arasında Erdoğan’ın atamasıyla, Ulaştırma Bakanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı yaptı.

Meclis Başkanı iken 31 Mart 2019 seçimlerinde AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafında İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı adayı yapıldı. Seçimleri CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu kazandı.

28 Nisan 2019’da mezun olduğu Kasımpaşa Lisesi’nin pilav gününde katılan, Binali Yıldırım, seçim sonuçlarına yönelik yaptığı açıklamada; “Ben kaybedilmiş bir seçimi, kazanmak için uğraşacak bir insan değilim. Seçimlerde adaylar yarışmadı bunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla adaylardan biri kaybetti biri kazandı diye değerlendirmek çok sağlıklı olmaz.” dedi.

Herkesin anlayacağı bir şekilde, ben aday gösterildim ancak asıl aday AKP Genel Başkan Cumhurbaşkanı Erdoğan’dı. Ben değil AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan yarıştı. Ben değil Cumhurbaşkanı Erdoğan kaybetti dedi.

Binali Yıldırım’ın söylediklerinden çok net olarak anlaşılacağı gibi, eğer seçimleri Binali Yıldırım kazanmış olsaydı, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı koltuğunda Binali Yıldırım oturacaktı. Fakat İstanbul’u, İstanbul’a ihanet eden ve hala ihanet etmeye devam eden AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetecekti. İstanbul’a ihanet etmeye devem edecekti. Ancak İstanbul halkı buna izin vermedi.

BEN TEK BAŞIMA KARAR VEREMEM

23 Nisan 2019’da Habertürk’te canlı yayına katılan Binali Yıldırım, Didem Arslan Yılmaz, “Sizden önce programımıza katılan Ekrem İmamoğlu’na, ‘Binali Yıldırım’la birlikte açık oturuma katılmak ister misiniz?’ diye sorduk. ‘Ben çok isterim. Binali Bey kabul ederse, ben o yayında beraber olmak isterim.’ dedi. Siz bu çağrıya nasıl yanıt veriyorsunuz?” diye sordu.

Binali Yıldırım soruya, “Olabilir, bakarız. Onun için garanti veremem de. Benim tek başıma vereceğim bir karar değil ama… Prensip olarak olabilir, niye olmasın. O benim tek başıma vereceğim bir karar değil. Ben memnuniyetle sizinle program yapmayı arzu ederim. Hele biraz eteklerimizdeki taşları dökelim..” yanıtını verdi.

Aday yapıldığını ancak yapılan işlere kendisinin tek başına karar vermediğini, bir kez daha altını çizerek ve herkesin anlayacağı bir şekilde seçildiği zaman İstanbul’u kendisinin değil, kendisini aday yapan AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yöneteceğini söyledi.

“BİZ YAPTIK YİNE BİZ YAPARIZ”

31 Mart 2019 seçimleri öncesi İstanbul’un caddeleri ve binaları, Binali Yıldırım’ın fotoğrafları, fotoğrafların yanında “biz yaptık yine biz yaparız” pankartları ile donatıldı.

Yenilenecek olan 23 Haziran 2019 seçimi öncesi İstanbul caddeleri ve binaları, yine Yıldırım’ın fotoğrafları, fotoğrafların yanında “biz yaptık yine biz yaparız” pankartları ile donatıldı.

1994-2019 arasında İstanbul’u yöneten AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan, 21 Ekim 2017’de Uluslararası Şehir ve Sivil Toplum Kuruluşları Zirvesine yaptığı konuşmada

  • İstanbul gerçekten müstesna bir şehirdir. Ama biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hala da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum.” demişti.

Binali Yıldırım, “Biz yaptık yine biz yaparız” sloganı ile

  • 1994’ten beri İstanbul’a ihanet ettik, kötülük yaptık. İstanbul’a ihanet etmeye devam edeceğiz diyor.

Eğer Binali Yıldırım İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı seçilirse, kendi sözleri ile önce 1994-99 arasında belediye başkanı olarak, 2002-19 arasında başbakan ve cumhurbaşkanı olarak dünyanın müstesna kenti İstanbul’a ihanet eden Recep Tayyip Erdoğan (=AKP), dünyanın müstesna kenti İstanbul’a ihanet etmeye devam edecektir.

Dünyanın müstesna kenti İstanbul’da yaşayan değerli halkımız!

  • 23 Haziran 2019 seçimlerinde İstanbul’a ihanet edenlerin suçlarına ortak olmayalım.
  • İstanbul’u, yeniden İstanbul’a ihanet edenlere teslim etmeyelim.

==============================================

Dostlar,

Sayın Celal Topkan dostumuz (20. dönem CHP Adıyaman MV, Sağlık Fizikçisi) oldukça yerinde ve değerli bir irdeleme yapmış yukarıdaki yazısında.. Bizim de ekleyeceklerimiz var :

AKP’nin Yoksullara – engellilere yardım sömürüsü..

İşte AKP = RTE Türkiye’sinin fotoğrafı budur! Bu hazin olay tek başına bir iktidarın istifa nedenidir uygar ülkelerde. 17 yıldır tek başına yönettiğiniz caaanım Türkiye’mizi ne hallere düşürdüğünüzün tokat gibi yanıtı. Size aynadır bakabilirseniz.. O utanç aynasına bakın ve kaldı ise zerrece, vicdanınızın isyanını dinleyin; kahrolası kibirinizde boğulun, bırakıp gidin, yakamızdan düşün artık! Tarih ve Tanrı sizi lanetleyecek.. (Haziran 2019)

Bu yürek yakan görseli ve yanındaki isyanımızı günlerce sitemizin manşetinde tuttuk.. Tek bir AKP yetkilisinden ya da iktidardan tık çıkmadı.. “Ne söyleyebilirlerdi ki??” denebilir ama o denli kolay geçiştirilemez.. Kamuoyuna hiç olmazsa bir açıklama yapılabilirdi, aileye ziyaret ve destek verilebilirdi.. Biz duymadık..

Gaziantep’ / Şahinbey’de belediye önünde, iş vaadi yerine getirilmediği için kendini yakan işsiz insanımız için de “insancıl” birtakım girişimler görmedik, duymadık..

Bunca katmerlendik ya da kaşağılandık mı? Bunca duyarsızlık olabilir mi??
Hani komşusu aç iken tok yatan “bizden” değildi Müslüman geçinen din sömürgeni AKP ??!!
***

İstanbul’un seçilmiş ve hakkı AKP / YSK tarafından seçmen iradesi hiçe sayılarak açıkça hakkı gaspedilmiş BŞB Başkanı Ekrem İmamoğlu, artık bir parça duygusal tonlamalar yapmalı ve bu kabul edilemez vicdansızlık örneklerini yüksek perdeden sorgulamalı kamuoyu önünde..

34 yaşında, Kartal İHL mezunu bu adamın hangi eğitimi var ki, “40 şirkette birden” kayyım olmaya? 40 harami dedikleri günümüzde bu mu ola??
Hangi fiziksel güçle, enerjiyle 40 şirkette birden kayyımlık yapabiliyor?
Buna 7 gün 24 saat yeter mi?
Ne diploması var bu süpermen (!) AKP’linin?
Başkaca işleri de var mı? Verdiği vergi ne kadardır?
Bunların sorgulanması gerek.. TBMM’ye soru önergesi verilmeli, bu kişi malvarlığını açıklamaya çağrılmalıdır.. Başka örnekleri var mı, araştırılmalıdır.
Bu kişiyi 40 şirkete ayrı ayrı kayyım atayan yetkililer kimlerdir?
SPK mıdır, TMSF midir, kimdir kim??
***
21 yaşında kadın Matematik öğretmeninin işsizlik / atanamama intiharı, Gaziantep’te kendini yakan işsiz, Trabzon’da HES rezaletinizle doğayı katletmekle kalmayıp insanları ölüme sürükleyen akıl ve bilim dışı saçmalıklarınız.. hangi birini, hangi birini…nereye koyacağız 17 yıllık AKP = RTE iktidarının günah çetelesi olarak??
****
Seçime birkaç gün kala AKP’nin yoksullara – engellilere yardım sömürüsü acizliktir..

5393 Belediye yasası md. 14’te ve md. 60/i bendinde sayılan görevlerden biri budur. 5216 sayılı BŞB yasası da bu bağlamdadır : Yerel yönetimler yoksul ve düşkünlere destek verecektir yasa gereği..
Ayrıca Anayasa md. 2, SOSYAL DEVLET, 5. madde Devletin görevleri..
Bu yardımlar AKP’nin lütfü değil..
Şantaj ve tehdit sahibini küçültür, alçaltır, ahlaksızlıktır ve yasal olarak olanaksızdır.
Belediye bütçesinde bu amaçla (Yoksullara – engellilere yardım) kaynak ayrılıyor.

  • Hangi belediye olursa olsun bu yoksullara yardımlar yasa gereği zorunlu yapılacaktır. 

Bu yoksul – çaresiz insanların evlerine yasa dışı biçimde belediye görevlilerini göndererek YARDIMLARINIZ KESİLEBİLİR tehdidini – şantajını yöneltmek suçtur ve bu insanları aşağılamaktır, hakarettir.

Yoksul ve işsiz bırakılan – engelli insanlarımız AKP’nin kulu – kölesi ve OY TUTSAĞI / OY ESİRİ olmayıp, T.C. Devletinin yurttaşlarıdır. 23 Haziran seçimi, AKP’nin sarmaladığı bu alçaltıcı zinciri kırmak için son derece değerli bir fırsattır..

  • 17 yıllık AKP iktidarında işsizlik, yoksulluk azalmamış, gelir dağılımı iyileştirilmemiş, ülkenin borçları düşürülemeyip ödenemeyecek boyutlara, iflas eşiğine varmıştır.

Seçimde böylesi yollarla propaganda yapmak utanç vericidir, ahlak dışıdır, inanç sömürüsüdür.
Ülkemizin ve İstanbul’un kaynakları 25 yıldır yağma ve talan edilmiş, yandaşlara peş keş çekilmiştir. Yoksul ve işsizlerin bu durumdan sürekli – kalıcı kurtulmaları ÖZELLİKLE istenmeyerek bu milyonların umutları sömürülerek “OY” adına her seçimde duygu sömürüsüne, şantaj eve tehditlere açık bırakılmıştır.

  • AKP 17 yıldır (İstanbul’da çeyrek yüzyıldır!) bu insanlık dışı yöntemlerle, siyaset etiğine uymayan davranışları ve seçim hileleriyle ulusal iradeyi gasp ederek tek başına iktidardadır.

Bu yurttaşlarımız rahat olsunlar; DEVLETTE DEVAMLILIK ASILDIR..

AKP gider, CHP’li İmamoğlu gelir ve daha iyisini yapar..
CHP’nin Cumhuriyeti kurup var ettiği gibi..
En azından AKP = RTE‘nin doğrudan itiraf ettiği İHANETE son verir..

23 Haziran 2019 gecesi saat 22 – 23 dolayında bu karabasan bitecek..
Telaş bundandır. Yenileceklerini görmektedirler net olarak ve de heeerr yolu mübah görmektedirler.

Ama çare yok; 23 Haziran yenilgisi kaçınılmaz ve örneğin % 55 / 45 gibi bir AKP aleyhine denge, ülkemizi hızla erken seçim atmosferine sokacaktır. Ekonomi yangın ötesidir. Zaten AKP şu anda TBMM’de salt çoğunluğu olmayan bir topal ördek konumundadır. Azınlıktadır ve MHP stepnesiyle ayaktadır..

AKP = RTE böylesi bir ortamda hiiiiiiiç ön almaya kalkmasın; halkın sandıktaki iradesinin BU KEZ / 2. KEZ önüne geçebilecek hiçbir güç yok bu ülkede..

Böyle biline ve herkes haddini bile..

  • 23 Haziran seçimi bir yerel seçim olmanın çoooook ötesine geçti..
  • AKP’nin iktidar sınavıdır ve artık siyaset bilimi AKP parantezinin kapanacağını öngörüyor tüm verileriyle..

Hepimize kolay gele…

  • HERRRR ŞEYYY ÇOOOOOOOOOOOOKKKKK GÜZEL OLACAKKK!

Sevgi ve saygı ile. 20 Haziran 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimci
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

İSTANBUL SEÇİMLERİ

İSTANBUL SEÇİMLERİ

Mustafa AYDINLI

İstanbul BŞB Başkanlığı seçimi çoğu kesimlerin belirttiği gibi artık bir yerel seçim olmaktan çıkıp, Türkiye’de bir demokrasi mücadelesine dönüşmüştür. Gereksiz ve haksız bir seçimdir. Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı seçim, YSK marifeti ile 18 gün sonra mazbatası elinden alınarak hakkı gasp edilmiştir. YSK, yaklaşık 250 sayfalık gerekçeli kararında kayda değer gerekçe bulamamış, bulduğu gerekçeyi de yine kendisi çürütmüştür. 23 Haziran seçimlerinin yenilenmesinin hukuksal, vicdani, insani.. hiçbir açıklaması yoktur.

23 Haziran seçimlerine doğru toplumsal vicdan ayağa kalkmış; AKP bırakın kendi dışındaki siyasal güçleri, kendi tabanındaki akıl – vicdan, etik değerler sahibi koşullanmamış, hatta ılımlı (mütedeyyin) pek çok insana söz dinletememektedir. Ülkede, kestirilenin çok üstünde bir İmamoğlu rüzgarı esmekte, hatta fırtınaya dönüşmektedir. Cumhur İttifakı, İmamoğlu’nun kesin kazanacağının ayak seslerini duymaya başladı. Bu nedenle, Partili Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan İstanbulu’un 39 ilçesinde yapacağı mitingleri iptal ediyor. Bahçeli ise, İstanbul’a sermeyi tasarladığı  mitili her nedense, bir türlü ser(e)meden geri topladı.

Hele hele 17 Haziran 2019 gecesi E. İmamoğlu – B. Yıldırım T tartışması sonrası…

Bunun anlamı; seçim yitirilirse, yitiren AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan değil, Binali Yıldırım olacak. Ardından, şu aralar en ön saflarda AKP propagandası yapan İçişleri Bakanı S.S. olacak. Böylece büyük gücün saygınlığı (itibarı) güya sarsılmayacak gibisinden akıl / ayak oyunları.

Anlaşılıyor ki; İstanbul BŞBB seçimini kazanmak için her yol mübah! İmralı sakinine durup dururken verilen olanaklar, Binali beyin Diyarbakır turu ve Kürt kökenli yurttaşa vıcık vıcık yaklaşımı, Irak Kürdistanı’na Dışişleri Bakanını yollama, her adımı takiyye ve AKP = RTE propagandasına bulanmış 19 Mayıs Samsun çıkarmaları da yaraya merhem olmayacak. İktidar çok geniş toplum kesimleri katında güvenilirliğini, içtenliğini yitirmiştir. Her yerden eli boş dönüyor. 17. yılında AKP iktidarı, aynı ırmakta ve aynı suda 2. kez yıkanmaya çalışıyor. Kadim Herakleitos’un uyarısı ile “Aynı nehirde 2. kez yıkanamazsın”; nafile çaba AKP=RTE‘den.

İktidar mensupları; siz İmamoğlu’nun resmen kazandığı seçimi YSK marifeti ile gaspettiniz. İstanbul BŞB başkanlığı seçimini ne pahasına olursa olsun geri almak istiyorsunuz. Muazzam kent rantından yoksun bir siyasal ortamı içinize sindiremiyorsunuz, prestij sorunu yapıyorsunuz.
Ama geçen yıl doğrudan “Reis”in ağzından itirafla bu kente “ihanet” ettiğinizi söylediniz. İhanet ettiğinizi en yetkili ağızdan itiraf ettiğiniz, 25 yıldır yöntegeldiğiniz kenti gene yönetmeye  adaysınız! Kimle? En ağır toplarınızdan biri, TBMM Başkanlığı koltuğundan söküp aldığınız Binali Yıldırım’la! Kim Binali Yıldırım? Daha önce İzmir BŞB başkanlığına da aday yapılmış, İzmirli o makama yaraşır (layık) görmemiş. %49,5 oyla seçim kazanan Prof. Davutoğlu’nun elinden başbakanlık, Reis’in politik operasyonu ile alınarak, “sadık” B. Yıldırım’a altın tepside sunulmuştur. Tek özelliği ‘düşük profilli ve sadık olması’dır. Biat etmesi = koşulsuz – sorgusuz itaatidir. Düşük profilli sadık, İzmir’e başkan yapılmamışken İstanbul’a, nasıl başkan olabilir?

Daha önce, İstanbul’un seçilmiş BŞB başkanı, AKP’li Kadir Topbaş’tı, neden Erdoğan’ın apaçık zorlamasıyla istifa ettirildi? 5 yılı dolmadan, neden!? Halk bunu sorgulamayacak mı? Suçu – FETÖ bağlantısı varsa neden yargılan(a)madı ve hukuksal yaptırımını görmedi? Balıkesir, Bursa, Niğde ve Ankara’da yaptınız benzer operasyonu.. Ne şiş yansın ne kebap öyle mi?

23 Haziran 2019’da boşu boşuna yenilenecek olan İstanbul BŞBB seçimleri için en ön saflarda cansiperane çalışan AKP’li İçişleri Balanı SS’in birkaç yıl önce Demokrat Parti Genel Başkanı iken söylediklerinden bir bölümüne kulak verelim :

  • “Yaklaşık 4 yıldır, 5 yıldır nereye köprü yapacakları belli ama bekliyorlar. Mesele İstanbul’un trafik sıkışıklığını çözmek değil rantı kapmak, arazileri toplamak, kendi ceplerini doldurmak. Buna birilerinin dur demesi lazım. Buna kim dur diyecek?… İdaresiyle birlikte AKP’yi AKP’nin bir problem alanı olarak ortaya çıkmaktadır. Belediyelerdeki kayırmacılıklarını, yandaş kollamalarını, yolsuzluklarını ve kendi çekirdek kadrolarıyla ortaya koymuş oldukları ilişki ağlarını her birimiz biliyoruz… AKP Türkiye’yi getirip bir bombanın üzerine oturtmuştur. Değerli arkadaşlarım bu bomba patlayacaktır. Ve bu bombadan Türk milleti zarar görecektir. Bu milletin inançları zarar görecektir, bu milletin ekmeği zarar görecektir...Türkiye AKP’yi taşıyamıyor, AKP de Türkiye’yi taşıyamıyor. AKP şımardıkça şımarmıştır. Milletin kendilerine verdiği desteğin sonsuz bir destek olduğunu zannetmektedirler ve Türkiye’yi gerdikçe germektedirler… Biraz önce de söyledim bir bombanın üzerinde oturuyoruz ve bu bombanın pimi de ne yaptığını bilmeyen iktidarın yani hükümet partisinin elinde.”
    ***
    Biz de aynen, siyasal transferci libero Süleyman Soylu gibi düşünüyoruz.
    Herkesi sözünün arkasında durmaya çağırıyoruz.

 

 

 

 

 

VİCDAN SEÇİMİ

VİCDAN SEÇİMİ

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

YSK’nın verdiği karara göre, İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi yeniden yapılacak. Aynı zarfa 4 farklı seçim için oy pusulaları koyan seçmen, 3’ünü doğru yapmış birisinde hile var!? Yani aynı seçmen, aynı sandık kurulu, aynı il – ilçe seçim kurulları ve de aynı YSK.. Üç oylamada doğru BŞB Başkanlığı oylamasında AKP’nin oyları çalındı!? “Hiç olur mu böyle şey?” derseniz, “AKP iktidarında oluyor..” bu sorunun yanıtı. İlginç olanı da YSK, zorla-ma iptal gerekçesinde “oy çalınmasından” söz etmiyor. Binali bey kıvırtıyor çalma iddiası için.

Sözü dolaştırmadan söylersek, açıktan 82 milyon yurdum insanının gözünün içine baka baka, tüm dünyanın gözünün içine baka baka, bir hak gasp edildi. 9 milyona yakın seçmenin iradesi yok sayıldı. Bunun aksine çocukları bile ikna edemezsiniz.

YSK’nın hukuk dışı kararı, Cumhuriyet tarihinin en ürkütücü tablolarından biridir. Ülkemizde pek çok olumsuzluklar zamanla yaşanmış olabilir, ancak seçimler yönünden böylesi bir garabet ne görüldü, ne duyuldu, ne de yaşandı. Oysa özgür seçimler, açık sayım – döküm ve yargı gözetimi – yönetimi evrensel demokrasi ilkeleri, olmazsa – olmazlar!

Bu ağır tablo, iktidarın ve adalet dağıtma makamındakilerin görevlerini kötüye kullanması, haksızlığı meşrulaştırması, dahası tek adamla yönetilmenin kaçınılmaz sonuçlarının kılıf uydurulamayan göstergesidir. “Seçme hakkının gasp edilmesine acaba halk ne der?” kaygısı zerrece yoktur. “Acaba dünya bu kabul edilemez akıldışılığa ne der?” tasası da yoktur. Oysa halkın seçme iradesini gasp etmek ayıptır, günahtır, bağışlanamaz bir suçtur, yüz kızartıcıdır, demokrasinin katledilmesidir!

Sokağa çıkacak halimiz olsun, halkın yüzüne bakacak gözümüz olsun endişesi de hiç kalmamıştır. Ne büyük çelişkidir ki; her fırsatta ölçüsüz din sömürüsü yapan, dini siyasete pervasızca alet eden AKP iktidarı; oruç tuttukları Ramazan ayının ilk günlerinde bu din dışı – dine asla sığmayan garabeti halka reva görmüş, Allah’ın bile bağışlayamadığı kul hakkı yemiştir.

Kazanalım, yeter ki kazanalım, ötesi hiç önemli değil..” sanrısı (hezeyanı) ile sağduyu olmaksızın akıl dışı davranılmıştır. Her türlü etik, moral, hukuksal, politik, insani değer hiçe sayılmıştır. Vicdanlar çok ağır yaralanmıştır. Hatta toplum vicdanı kanatılmıştır. İstanbul’un muazzam rantları, akılları başlardan almaktadır!

Ekrem İmamoğlu’nun alın teri hakkı, göz göre göre, hukuk eğilip bükülerek; hiçbir geçerli gerekçeye ve kanıta dayanmadan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yetki belgesi (mazbata) elinden alınmıştır. 1,5 milyon dolayında mühürsüz oy ve zarfın kullanıldığı ve YSK tarafından daha seçim sürerken bunların “geçerli ” kabul edildikleri bir başka faciayı 16 Nisan 2017 halkoylamasında yaşamıştık. Aslında ülkenin saygın hukukçuları, başta sayın Prof. Dr. Sami Selçuk ve öbürleri her fırsatta 16 Nisan 2017 halkoylamasının yok hükmünde olduğunu ısrarla yazıyor, anlatıyorlar. Anlaşılan “yok hükmünde yönetiliyoruz”!? AKP bunu hep yapıyor ne yazık ki! Örn. Edoğan bir AYM kararını tanımıyor, saygı da duymuyor! (Basın önünde söyledi..). 7 Haziran 2015 seçimlerini de beğenmemişti TEK ADAM ve hükümet kurdurtmayarak, ülkeyi kan revana boğarak birkaç ay sonra 1 Kasım 2015’te genel seçimleri yeniletmiş, %41’lere düşen oylarını %49’lara çıkarmayı her nasılsa becermişti! Deneyimliler..

Ne var ki, her nasılsa tepelere gelmiş – getirilmiş birilerinin seçim sonuçlarını beğenip – beğenmemesine göre seçmen iradesi onay görecek ya da iptal edilecekse; o rejimin adı son yüzyılların bile siyasal literatüründe yok; arkaik dönemlere gitmek gerek..

23 Haziran 2019’da İstanbul’da bu seçim yenilenecek. Bu seçim artık salt İstanbul’un değil, tüm Türkiye’nin seçimidir. Artık bir vicdan, hak, hukuk, uygarlık, adalet, hakkı teslim etme, iradenin gaspına isyan seçimi yapılmaktadır. Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin çok ötesindedir.

Adına “Vicdan” denen içsel pusulayı iyi kavrayamazsak bu seçimde doğru karar veremeyiz. Anayasa md. 138’e göre Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.” Bizim YSK, bu anayasal yükümden bağışık mıdır? YSK, Sarayın buyruğu ile mi karar vermektedir!? Tuğla kalınlığındaki hukuk kitapları, yasalar, anayasalar, uluslararası sözleşmeler.. yargıçların vicdanları ile harman olmak yaraşmaz mı bizim YSK’ya da??

Ünlü öyküdür, çoğumuz biliriz : 18. yy. Alman hükümdarlarından Frederick The Great, bugün kendi adıyla anılan sarayını yaptırırken, sarayın bahçesinde bulunan ve artık o saray ölçüsünde ünlü yeldeğirmeninin de kamulaştırılmasını ister. Değirmencinin arazisini satmaması üzerine önerilen para artırılır, ancak değirmenci yine reddeder. Sinirlenen kralın gönderdiği “zorla alırım” iletisine ise değirmenci; hukukçuların bir onur belgesi gibi duvarlarına asması gereken o ünlü yanıtı verir:

“Alamazsin! Berlin’de hakimler var.” Hukuk devletinin felsefesini özetleyen bu veciz başkaldırı – meşru direnme, yaklaşık 2 yy’dır bütün dünyada yüce adalet ülküsünün dillerden düşmeyen bir göstergesine, bir motto‘suna dönüşmüştür.

İstanbul’lunun alın teri, vergisinden, belgelere göre 847 milyon TL’si cemaatler ve iktidarın yandaş kuruluşları ve vakıflarınaa aktarılmıştır. İktidar, böylesine devasa bir rant kapısını kolay vermeyecektir. Ancak halk da gerçeği görmüştür. Alın terlerinin İstanbul için harcanmasını isteyecektir. Halk, bu hakkaniyetli sürecin küçük bir örneğini de tatmıştır üstelik; İmamoğlu’nun 19 günlük İstanbul BŞB Başkanlığı döneminde önerdiği aylık öğrenci biletlerini 85 TL’den indirimle 40 TL’ye almaya başlamıştır.

Ulusun aklı, vicdanı, adalete sahip çıkma duygusu ve bilinçli seçmen sağduyusu baskın olacak, gasp edilen hakkını asla bağışlamadan koruyacak, mağduru kollayacak ve İmamoğlu daha büyük oy farkıyla yine kazanacaktır.. Halkla inatlaşan, tarih boyunca er ya da geç, hep ama hep yenilmiştir. 23 Haziran’da da böyle olacak, gerçekten “Her şey çokkk güzel olacaktır!”