ERDOĞAN’ın BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ KONUŞMASI ÇOK KAYGI VERİCİ..

ERDOĞAN’ın BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ KONUŞMASI ÇOK KAYGI VERİCİ..

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu gün, Boğaziçi Üniversitesi mezunlar derneğinin genel kurulunda konuştu. Bu seçkin üniversitemizin mezunlarının örgütü olan Mezunlar Derneğinde (Alumni Federation) neden, hangi bağlamda konuştuğunu – konuşması gerektiğini bilmiyoruz. Erdoğan’ın konuşmayı çooooooooooooooooook sevdiği biliniyor. Hemen her yerde, hemen her gün, hatta günde birkaç kez konuşuyor. Sarayına, muhtarlar başta olmak üzere değişik kesimleri toplayarak onlara da uzuuuuuuuuuuuun uzun konuşuyor, soru almıyor.. Hemen hemen tüm TV’ler anında canlı yayına geçerek, uçaktaki toplantıları dahil kamuoyuna ulaştırıyor. Türkiye’deki bassın toplantılarında öyle uluorta soru sormak kimseni haddi değil. Akredite olan basın – yayın kuruluşları ile onların büyük özenle seçilmiş muhabirleri gönderiliyor ve kısık sesle, özgüvenden yoksun, ağır saygı tonlu.. sözde sorucuklar sorabiliyorlar..

Önceki gün Fransa’da Macron ile ortak basın toplantısında bir Frasız gazetecinin sorusu Erdoğan’ı öfke patlamasına sürükledi.. “Suriye’de teröre destek oldunuz, silah yardımı yaptınız, terörle mücadelede size güvenilebilir mi??” içerikliydi soru yaklaşık olarak. Erdoğan bu gazeteciyi, “sen” diye hitap ederek fena halde haşladı, deyim yerinde ise anasından doğduğuna pişman etti.. Bu tarz ve söylem, demokratik bir ülkenin devlet başkanında görülmeyen türden.. Üstelik Batı’daki algıyı değiştirmedi, pekiştirdi; suçluların telaşı algısı oluştu bu tuzak soru ile.

Boğaziçi Üniv. Mezunlar Derneği toplantısına (14. olağan genel kurul) dönersek;

  • Boğaziçi Üniversitesi “MİLLETİN DEĞERLERİNE YASLANAMADIĞI İÇİN HEDEFLERİNE TAM MANASIYLA ULAŞAMAMIŞTIR”
  • “Boğaziçi, ülkemizin en prestijli yüksek öğretim kurumlarından biridir. Bu milletin değerlerine yaslanamadığı için hedeflerine tam manasıyla ulaşamamıştır. Üniversitemizin temeli yabancı bir eğitim kurumuna dayanıyor olması bu zemine oturtulmasına asla mani değildir. Çok seslilik ile kendi ülkesine yabancılık arasındaki çizgiyi doğru bilmeden de bunu yaşatamayız. Asıl mesele fiziken nerede olduğunuzdan ziyade zihin olarak nerede durduğunuz meselesidir.”
  • “Bakınız hep söylenir; eğitim-öğretim özürlüğü,  düşünce özgürlüğü, bunlar hep konuşulur. Konuşulması güzel de acaba uygulamaya  gelindiği zaman, diyelim ki Boğaziçi Üniversitesi, buradaki hocalarımız, bu işe  nereye kadar acaba şöyle pergellerini açıyorlar? Burası çok önemli. Çünkü belli  bir fikrin savunucusu olanlara kapıyı aç, belli bir fikrin savunucusu değilse ona  kapıyı kapa. Bu mu özgürlük? Çünkü eğitim öğretim kurumlarının bu noktada bir  defa kefeni yırtması lazım. Ehliyet, liyakat kimdeyse onun girmesi lazım, önünün  de kapatılmaması lazım.”

Erdoğan açıkça Boğaziçi Üniversitesine gözdağı veriyor..
Aba altından sopa gösteriyor.

Bu üniversitede özledikleri kadrolaşmayı yapamadılar anlaşılan.
Ama ironik biçimde ehliyet – liyakati öne çıkarıyor. Gerçekte Boğaziçi Üniversitesinin yaptığı tam da bu.. Tüm baskılara karşın.. Anımsayalım, bu üniversiteden 400 dolayında öğretim üyesinin % 86’sının oyunu (348 oy) alan kadın hocamız Prof. Gülay Barbarosoğlu’nu atamayarak, önseçime bile katılmayan bir öğretim üyesini bu üniversiteye rektör atamıştı Erdoğan. Tümüyle keyfi, hatta yetkilerini kötüye kullanarak denebilir. Bu seçkin üniversitenin hocalarının %86’sının oy verdiği, rektörü olarak görmek istediği hocanın ehliyeti – liyakati yok mudur ki; Erdoğan hiçbir gerekçe göstermeden 348 + 40 + 1 + 1 +1 +1 =392 hocanın oyunu
hiçe saymış, aday bile olmayan bir başka hocayı atamıştır!? Her fırsatta millet iradesini öne çıkaran, gerçekte popülist siyasetle yaklaşan anlayış, en üst düzeyde eğitim almış üniversite hocalarının kendi aralarından bilip – tanıdıkları bir hocayı rektörlüğe aday göstermelerini nasıl yok sayabilir?? Günümüzden 50 yıl önce bile Üniversiteler rektörlerini seçebiliyordu. 12 Eylül rejimi bu hakkı çok çok sınırladı. Erdoğan ise bir OHAL KHK’sı ile tümüyle ve tek başına, mutlak bir yetkiyle atamayı kendine bağladı. Bu düzenlemenin OHAL ilanını gerektiren bir yanı olmadığından, açıkça Anayasaya aykırı olduğunu vurgulamak gerekir. Ne var ki, AYM 1991’deki yerinde içtihadını yadsıyarak bu OHAL KHK’larını gerçekte OHAL KHK’sı olmaktan çıktığı halde denetlemeyi reddettiği için, meydan tümüyle dikenli tellerden ayıklanmış oldu AKP = RTE için. (Olayın ayrıntıları için 2 yazımız : BOĞAZ İÇİNDE KAVGA VAR
ve “Boğaziçili öğrencilerden rektör protestosu

Dolayısıyla ehliyet – liyakatten söz edecek birisi varsa, en son söz hakkı Erdoğan’a ve partisine düşer.. Unutulmayacak bir örnek…

Erdoğan konuşmasına devamla, sözlerine dinsel içerikler yükledi ve manevi – mistik önermeler sundu, dua ekledi.. Anayasasında (md. 24) vd.) Laik bir devlet olduğu yazılan Türkiye’nin
devlet başkanı olduğunu yine unutarak yüksek öğretimi de dinsel temelli olmaya yönlendirdi.

  • “ALİM OLABİLİRSİN AMA ARİF OLAMAZSIN”
  • “Alim olmak başka bir şeydir, Arif olmak başka bir şeydir. Alim olabilirsin ama Arif olamazsın. Arif irtifa makamıdır. İkisi olmak başka bir şey. Hep duamız şu olsun; “Ya Rab, bizi bilgi ve hikmetle birleştir.” Çünkü hikmetsiz bilgi adeta yok mesabesindedir. Karşısına İslam’ın terakkiyi emrettiğini ifade eden ne kadar ayet, hadis, örnek koyarsak koyalım bunların fikri değişmez. Bunların derdi selamlama değil, tek gayesi kurdukları tuzaklara çekebildikleri kadar insanı çekmektir. Ne olduğunu, kim olduğunu, nereden geldiğini, nereye gittiğini bilmeyen insanlar bu tuzaklara düşebilir. Biz düşmedik, düşmeyeceğiz. Hele hele bir Boğaziçilinin bu tuzağa düşmesine asla gönlüm razı gelmez.”Oysa bir – iki saat önce 15 milyon TL harcanarak 7 yılda restore edilen harap Bulgar Kilisesinin açılışında konuşmuştu. Aynı Erdoğan ve partisi, ülkemizde zorla din eğitimine AİHM’nin en az 3 kararına karşın direnmekte.. Aynı Erdoğan ve partisi Alevilerin ibadet yeri olarak Cemevlerini tanımamakta, ibadet için Camiye gelmelerini buyurmaktadır. Ülke nüfusunun %20-25’i Alevi yurttaşlar iken yüksek bürokraside parmakla sayılacak adette Alevi yönetici yurttaş var mıdır?Aynı Erdoğan, birkaç gün önce de ülkemizin pek çok sıkıntıların aşabilmesi için din eğitimine ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na daha çok görev düştüğünü de belirtmiştir.

    Bunlar ne hazin ve yaman çelişkilerdir?!

    AKP = Erdoğan‘ın ülkemizi daha, daha, daha…. dincileştirmesi = Sünnileştirmesi kesinkes doğru bir politika değildir. Tersine, geçelim Anayasaya ve AB müktesebatına açık aykırılığı,
    son derece sakıncalı, hatta tehlikelidir. Çoğunluğun azınlığa tahakkümüdür ve açıkça çoğunluk zulmüdür. Ülkeye asla huzur getirmez, hatta iç barışı dinamitler yakın tarihte Maraş, Çorum, Sivas’ta yaşadığımız kanlı katliamları gündeme taşır; iç çatışma hatta mezhep savaşını tohumlayabilir. Bu yakıcı tablodan Erdoğan ve Partisi AKP’nin ne çıkarı olabilir, anlayamıyoruz. Oysa seçimlerde en az %51 oy gerektiğinin en çok bilincinde olanlar kendileridir.

    Bu din ve dinci takıntıdan – dayatmadan – baskıdan – ayrımcılıktan derhal vazgeçmek gerek.

İstenmeyen gelişmeler ülkemizi hızla yangın yerine döndürebilir. Bu korkunç olasılığın hesaplanamadığını savlamak olanaksızdır. O halde ne yapılmak istenmektedir??

Tokat ve Konya’da…. “Silahlı eğitim kampları” kurulduğu savları İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve bu partinin milletvekili Ümit Özdağ tarafından dile getirilmiştir. İhbarlar üzerine tutulan jandarma tutanaklarından söz edilmiştir. AKP sözcüsü Mahir Ünal ise
böyle bir savı ileri sürmenin sorumsuzluk olduğu yanıtını vermiştir.

Siyasal iktidarın gidişi ger – çek – ten olağanüstü kaygı verici boyutlara ulaşmıştır.
Ateşle oynamaktan der – hal vazgeçmek gerekmektedir.

  • Laiklik toplumsal barış; Dincilik kanlı çatışmadır!

Sevgi ve saygı ile. 08 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com