OKULLARIMIZ KİMLERİN ELİNDE?

OKULLARIMIZ KİMLERİN ELİNDE?

Zeki Sarıhan

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Günümüzde öğretmenlerin ne kadarının hangi siyasi eğilimde olduğu belki sendikaların üye sayılarına bakılarak az çok tahmin edilebilir. Doğru bilgilere ulaşabilmek için gene de bu konuyu araştırmak gerekir. Eğitim yöneticilerinin büyük çoğunluğunun dinci kesimden olduğu tahmin ediliyorsa da bu konuda tevatürler yerine araştırmaya dayanan bulgular bize ışık tutabilir.

Eğitim yöneticileri konusunda siyasi kadrolaşma hemen her dönemde yakınma konusu olmuştur. 1989 yılında öğretmenlerin müdürlerinden şikâyeti artmıştı. Öğretmenlerin okullarda rahat çalışamadıkları, eğitimde verimin düştüğü, bunda okul müdürlerinin payı olduğu ileri sürülüyordu. Bu iddiayı, ataması Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan Ankara Ortadereceli okul müdürleri üzerinden ölçmek istedim. 183 okulun müdürünü okulun adı, müdürün adı, doğum yeri, doğum tarihi, mezun olduğu tarih ve okul, branşı, müdürlüğe atandığı yıl, siyasi kökenini tablo halinde hazırladıktan sonra onlara okulda eğitim öğretim hayatıyla ilgili dört soru yönelttim.  Bir kısmıyla yüz yüze bir kısmıyla telefonla görüştüm. Bu müdürlerle ilgili yaklaşık bin kadar öğretmenin görüşünü aldım. 2,5 ay süren bu araştırma sağcı kadrolaşmayı ortaya çıkardı. Müdürlerin okulundaki bütün öğretmenlerce ve diğer birçok müdür tarafından bilinen atandıkları tarihteki siyasi kökenlerini sosyal demokrat, merkez, sağ, hareketçi ve dinci olarak belirledim. Eskiden var olan “devrimci, sosyalist” sıfatını artık hiçbiri kullanmıyordu. Onlar esas olarak çoktan tasfiye edilmişti…

OKULLARDA SAĞCILARIN İKTİDARI

Ankara doğumlu olan müdür sayısı 33 (% 18) gibi yüksek bir sayıdaydı. Ankara’yı Erzurum, Yozgat, Kars, Çorum ve Çankırı izliyordu. Yüzde 71’i Ankara-Konya-Mersin çizgisinin doğusundaki doğu illerden gelmişlerdi. Müdürlerin yaş ortalaması 41’di. Gerek il kökenleri, gerekse müdürlerin çoğunun genç olması, laik kuşaklar yerine atamada Türk-İslam sentezcilerinin tercih edildiğini gösteriyordu. Müdürlerin % 64’ü son beş yıllık zaman diliminde ANAP iktidarı tarafından atanmıştı. 1984 yılından önce atananların %60’ı öğretmenlerin de genel eğilimi olan sosyal demokrat iken 1984 ve sonrasında atananlarda bu oran %8’e düşmüş (gerçekte ise kimisi görevinden alındığı halde mahkeme kararıyla geri dönmüş), buna karşılık dinci, hareketçi ve diğer sağ görüşteki müdürlerin oranı 1984 öncesi atamalarda %29 iken 1984 ve sonrasında bu oran %79’a çıkmıştı. Yeni mezunlar (1977-1981) %35’le çoğunluktaydı. Branşı (AS: Dalı) “din kültürü ve ahlak” olanlar 25 sayı ile ilk sıradadır. Ortaokullardaki ders ağırlıkları hesaba katıldığında din bilgisi öğretmenlerinin müdür yapılmasında 2,5 kat, Liselerde ise 4,5 kat kayırıldığı anlaşılmaktaydı. Müdür yardımcılıklardaki kayırma çok daha fazla olduğu bilinen bir gerçekti. Bu yardımcılar çok geçmeden müdür olacaklardı..

ÖĞRENCİLER ELEŞTİRİRSE…

“Öğrenciler sizi yüzünüze karşı eleştirseler bunu nasıl karşılarsınız?” sorusuna sosyal demokrat müdürlerin % 100’ü bunu koşulsuz olarak olumlu bulacakları yanıtını verirken, bu oran “Hareketçiler”de %73’te “dinci”lerde %78’de kalmıştır.  (Bu yanıtların içtenliği kuşku götürse de, “eleştiriye kapalı olmak” izlenimi vermemek için “açığım” yanıtı verildiği düşünülmektedir.)

OKULA GAZETE GİRMELİ Mİ?

 Müdürlere 2. sorumuz “Öğretmenlerin kendi bütçeleriyle öğretmenler odasına toplu olarak gazete almalarını, hatta bunu ertesi gün okul kitaplığına devretmesini nasıl karşılarsınız?” idi.  Bu soruya yanıt verenler içinde “Hareketçi” müdürlerin %49’u, dincilerin %26’sı, sağcıların %50’si, merkezdekilerin yüzde 60’ı,  sosyal demokratların ise % 75’i olumlu yanıt vermiştir. Sosyal demokratlar okulda gazeteye en açık, dinciler ise en kapalı kesimdi.

MÜDÜRLERİ ÖĞRETMENLER SEÇSE…

“Müdürleri Öğretmenlerin seçmesi görüşünü nasıl karşılarsınız?” sorusuna yanıt veren 132 müdürün %38’i “olumlu bulurum”, 10’u “şartlı olarak olumlu bulurum” 29’u “olumsuz bulurum” yanıtını vermiş,  8’i kararsızlık bildirmiş, 15’i de “söylemem” demiştir. Olumlu bulanların yüzdeleri politik eğilimlere göre sıra ile şöyledir : Sosyal Demokratlar 64, merkezciler 60, sağcılar 46, hareketçiler 33, dinciler 26. Öğretmenlerin yönetime katılmasına en sıcak bakanlar sosyal demokratlar, en uzak duranlar ise dincilerdir.

ZORUNU DİN DERSİ

“Zorunlu din dersinin laikliğe ve vicdan özgürlüğüne aykırı olduğu” görüşüne ne dedikleri sorumuza ise “zorunlu olmalı” diyenlerin oranları % olarak şöyledir: Dinci 64, merkez 57, hareketçi 54, sağcı 46, sosyal demokrat 11. Din derslerinin zorunlu olmasını en çok isteyenler dinciler, en az isteyenler ise sosyal demokratlardır.

SEVİLEN MÜDÜRLER SOSYAL DEMOKRAT

Öğretmenlerin verdiği yanıtlara göre müdürlerin okullarında sevilip sevilmediği de “Seviliyor, normal, olumsuz” yargılarından biri ile listelenmiş, sevilip sevilmedikleri konusunda net bir kanıya varılamayanların bu konudaki hanesi boş bırakılmıştır. 28 müdürün öğretmenler tarafından sevildiği, 29’unun durumunun “normal” olduğu, 41 müdürün karşısına ise “olumsuz” (yani sevilmediği) yazılmıştır. Sevilen 28 müdür içinde 20 sayı ile (Yüzde 71) sosyal demokratlar başta gelmektedir. Müdürler içinde en yüksek sayıda bulunan hareketçilerden yalnız 4’ü dincilerden 2’si, sağ ve merkezcilerden 1’er müdür sevilenler listesine girebilmiştir.

Araştırmanın sonuç bölümünde şunları yazdım:  “Ankara ortadereceli okulları, genel profil olarak genç, muhafazakâr, deneyimsiz ve kıdemsiz öğretmenler tarafımdan yönetilmektedir. Milli Eğitim’de Hasan Cemal Güzel’in inkâr etmesine rağmen (AS: yadsımasına karşın) büyük bir sağ kadrolaşma yaşanmıştır. Bazı müdürler, atanabilmek ve yerlerini korumak için renk değiştirmeyi tercih etmektedir. Bu durum çoğunluğu demokrat ve solcu olan öğretmenleri huzursuz etmekte ve onların okul içindeki verimini düşürmektedir. Bu yönetici kadroların eliyle 21. Yüzyıl’ın “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” kuşaklarını yetiştirmek (AS: Atatürk‘ün ilkesi!) olanaklı değildir. Çözüm yöneticilerini öğretmenlerin seçmesidir. (“Okullarımız Kimlerin Elinde?”, Öğretmen Dünyası, Yıl 10, Sayı 115, Temmuz 1989, s. 3-30)

Çizim, Öğretmen Dünyası’nın işaret edilen sayısının konu ile ilgili kapağından alınmıştır.

Diğer yazılar için: zekisarihan.com
===================================

Dostlar,

Sayın Zeki Sarıhan dostumuz gerçek anlamda nitelikli bir aydındır.
Bir eylem adamıdır..Örn. Ulusal Eğitim Derneğini kurmuş, 35 yılı aşan süredir yayında olan Öğretmen Dünyası dergisini yayın yaşamına koymuştur. Çok sayıda kitabın ve makalenin yazarıdır. 

Bu yazısı neredeyse 30 yıl önceki bir araştırmaya dayanmaktadır. Sayın Sarıhan neden 30 yıl önceki bir yazısını yenilemeden yinelemek gereksinimi duymuştur?

Açıktır ki günümüzde durum çok daha karanlıktır.. Dilerseniz koyu İslami yeşildir diyelim.. Daha doğrusu İktidar partisi AKPnin yorumu ile İslami yeşil.. Özüne ne denli yakın, kocaman bir soru işaretidir.

Günümüzde kara çarşaflı öğretmeleri okullarda görüyoruz, ilkokul çocuklarının topluca camilere namaza götürüldüklerini, okullarda ANDIMIZ’ın kaldırıldığını ve yerine “selamın aleyküm” karşılamaları ve ANDIMIZ yerine dinci içerikli bir söylemin aldığını, PİSA sınavlarında sürekli gerilediğimizi… acı acı izliyoruz. AKP iktidarı stratejik bit hata yapıyor. Eğitim sistemini dincileştirerek ülkemizi 21. yy’da geçelim 1. ligde, ayakta tutmak bile olanak dışıdır. Hele hele müfredatı ağır dinci içerik ve neredeyse tüm okulları imamhatipleştirici biçimde değiştirmek ve tektipleştirici hedefler ile “dindar – kindar” nesiller yetiştirme söylem ve eylemi olağanüstü tehlikelidir.

  • Erdoğan, “dininizi ve kininizi eksik etmeyin..” buyurmaktadır!

Bu söylem olağanüstü sakıncalı ve ülkede inanç temelli iç savaş tohumlamaktır.
Ayrıca İslam dini ile bağdaşması olanaksızdır. Çünkü İslam dahil hiçbir din kin ve nefrete yer vermez. Tersine iletileri vardır ve nefis terbiyesi önerirler kin – nefreti dışlamak da içinde.. Dolayısıyla Erdoğan’ın söz konusu söylemleri açıkça din dışıdır, İslam dinine aykırıdır.

Siyaset ve hırsı aklı ve sağduyuyu kör etmemelidir.. Bunun topluma zararı ölçülemeyecek ve hayal bile edilemeyecek denli ağırdır. Türkiye, EĞİTİMDE DİNCİLEŞTİRME başta olmak üzere yaşamı bütünüyle laik – seküler yapıdan kopartma – uzaklaştırma politikalarını hızla ve köktenci biçimde terk etmek zorundadır.. Daha fazla gecikmeden ve iş işten geçmeden..

Sevgi ve saygı ile. 25 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Soner Polat : ABD’den Türkiye’ye Suriye bakışı

ABD’den Türkiye’ye Suriye bakışı

portresi

E. Amirel Soner Polat
Ululsal Kanal
, 21.9.16
ulusalkanal.com.tr
spolat102@outlook.com 

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türk-Rus yakınlaşmasının ABD’de bir panik havası yarattığı gözleniyor… Derin çatlağı Suriye ile sınırlı tutup Türkiye’nin Avrasya yolculuğunu bir başka bahara bırakmak istiyorlar. Gölge CIA STRATFOR Türkiye’yi analiz etmiş! 700 rakımlı tepelerin bu analize katkısı olmuş mudur; bilemiyoruz! Kısaltarak ve ara başlıklar ekleyerek aktarıyorum:

TÜRKİYE NİÇİN KİLİT ÜLKE?

San Petersburg’daki Erdoğan-Putin buluşması Türkiye, Rusya ve İran’ı birbirine yaklaştırdı. Suriye ve müttefikleri için Türkiye ile bir pazarlık kapısı açmak altın bir fırsattır. Türkiye, Esad karşıtlarına verilen destek için pivot ülkedir. Türkiye desteğini keserse, Halep’in güneyinde zemin kaybeden isyancılar, kuzeyde de tutunamaz! Rusya ve İran’ın da etkisi ile iyice zayıflarlar! Türkiye ile bir anlaşma olursa, isyancılar tutunamayacağı gibi Suudi Arabistan ve Katar’ın da yardım zincirini kırılır. Şam, Ankara’nın Suriye politikasını değiştirmeyi başarırsa, bu kendisi açısından zafer anlamına gelir! Ancak böyle bir durum pek de muhtemel gözükmüyor.

TÜRKİYE DENGE POLİTİKASI İZLER

Türkiye Esat karşıtlarına desteğini kesmeksizin (AS: buna katılamıyoruz..) Rusya ve İran’la ortak çıkarlar etrafında buluşabilir; IŞİD ve Kürt isyancılara karşı birlikte planlamalar yapabilir. Hâlihazırda iç ve dış koşullar Türk Hükümeti’ni baskı altında tutmaktadır. Bu nedenle Türkiye bazı alanlardaki görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak Rusya ve İran’a yaklaşacaktır.

Türkiye ılımlı muhalifler ve Sünni merkezli politikalarında büyük bir değişikliğe gitmeden Rusya ve İran’ı teskin etmeye çalışacaktır. (AS: Bu çook zor..) Erdoğan kendini Putin’e göre konumlandıracaktır. Türkiye, Rusya ve İran ile ortak hedefler üzerinde pazarlıklar yapabilir. Bu yolla, askeri girişimlerine Rusya’dan kaynaklanacak misillemeleri de önlemiş olacaktır. Bu pazarlıklar sonucu Suriye’deki harp sahasına daha derin nüfuz etme şansını elde ederse, Kuzey Suriye’de hava gücünü IŞİD ve YPG’ye karşı daha fazla kullanabilir.

TÜRKİYE’NİN YENİ POLİTİKA ARAYIŞI

Türkiye büyük bir ihtimalle Suriye konusunda İran ve Rusya’ya ödünler verecektir. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Rusya’nın desteği olmadan bir çözüm şansının bulunmadığını” ifade etmiştir. Türkiye ayrıca, “daha aşırı grupları hedef aldığı takdirde, Rusya’nın hava taarruzlarına yeşil ışık yakabileceğini” vurgulamıştır. Türkiye’nin, geçici de olsa bir sınır kapısını kapatması Rusya’ya verilen bir ösdün olabilir! Hangi anlaşma olursa olsun, IŞİD ortak hedef olacak, IŞİD’in sonu yaklaşınca her tarafın istemi daha büyük bir netlik kazanacaktır. Türkiye, Kuzey Suriye’deki IŞİD ve PYD hedeflerini vurmak için önüne çıkacak engelleri aşmaya çalışırken, ekonomisi için de fırsatlar arayacaktır. Buradaki en önemli husus, Rusya ve İran’ın bir NATO ülkesi olan ABD’nin müttefiki Türkiye ile yakınlaşarak ABD’yi Suriye’deki çözüm sürecinden dışlamasıdır. Bu kapsamda yapılacak pazarlıklar Suriye’deki sürecin geleceğini belirleyecektir.

NELER OLABİLİR?

Türkiye Esat’lı bir geçiş hükümetine rıza gösterebilir. Ama en muhtemel olasılık Türkiye ve Suriye’nin PYD karşıtlığında anlaşmasıdır. Türkiye, Rusya, İran ve Suriye’den biri ile çok yakın ilişki kurarsa, desteklediği muhalif gruplarla arası açılır. Onlarla vekâlet savaşı sürdüremez! Ancak daha da önemlisi, Türkiye’nin zaten gergin ilişki içinde olduğu ABD ve NATO ile arası açılır. Türkiye’nin NATO üyeliği hem kendisi hem de ittifak için hayatidir. Ancak şüphesiz ki Türkiye, NATO’nun düşmanı olan Rusya ve İran ilişkilerini geliştirirken azami dikkat sarf edecektir.

SONUÇ ve DEĞERLENDİRME

Analiz bire bir ABD devletinin bakış açısını yansıtıyor. Türkiye’nin kilit ülke olduğu çok net anlaşılıyor. Türkiye adım attığı takdirde sürecin Suriye için zaferle biteceği belirtiliyor. Türkiye’nin sınırlarını muhaliflere kapadığı ve yardımı kestiği anda tiyatroda perdenin kapanacağı görülüyor. Türkiye’yi sınırlayan faktörler belirtilmiş; kıvır zıvır: “Sünni hassasiyet, muhaliflerin Türkiye’den kopması!” Türkiye doğru mevzilenirse, “ABD’nin sahanın dışına, taca çıkacağı” vurgulanıyor. Aba altından sopa gösteriliyor: NATO, müttefiklik falan filan!”

Eğer her türlü çıkar alanımıza tecavüz eden bir merkezin yaptığı bu kadar açık ve net bir durum belirlemesinden sonra bile, Suriye politikası saptayamıyorsak, hiçbir hekim bize reçete yazamaz!
===============================

Dostlar,

Bu yazıda Sn. E. Amiral Polat ölçüsünde ılımlı ve iyimser olamıyoruz..
Türkiye’nin Suriye’de rejim (seçilmiş Esat yönetimi) karşıtı ya da yandaşı herhangi bir kesimi, devlet örgütlenmesi dışında yapılanmaları tek başına ya da başka ülkelerle (ABD, AB, İsrail) birlikte desteklemesini uluslararası hukuka aykırı görüyor ve Türkiye Cumhuriyeti’nin geleneksel “YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ” ilkesine ters düştüğünü görüyoruz.. 

BM Anayasasının en temel ilkelerinden biri, başka ülkelerin içişlerine karışılmamasıdır. Hele hele BOP – Genişletilmiş Kuzey Afrika Ortadoğu Planı kapsamında ABD’nin bölge ülkelerini parçalayarak kukla devletçikler yaratma kanlı planı bilinirken buna BOP Eşbaşkanlığı ile alet olunması, anti-emperyalist kurtuluş savaşı ile kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin saygınlığı ile hiç bağdaşmamaktadır. Kimi atasözleri ne denli anlamlıdır :

  • Bir deli kuyuya taş atar, 40 akıllı çıkaramaz..
  • 2 ölç 1 biç..

    Dış politika son derece duyarlı ve çok etmenli karmaşık denklemelere dayanmak zorundadır. Yapılan hataların bedeli çooook ağır olabilmekte ve geri dönüş de çok zor olabilmektedir. 2011 ilkbaharında Türkiye AKP – RTE eliyle Suriye batağına bulaştı.. 5,5 yıl sonra, yine bir başka atasözü ışığında zararın neresinden dönülse kârdır diye bakılmalı ve ustalıkla geri çekilmelidir..

    Türkiye’nin içeride çok sayıda ve ağır sorunları vardır.. PKK, ekonomi, sosyal güvenlik, işsizlik, eğitimde dincileştirme, yoksulluk, ulusal gelirde gerileme, FETÖ sorunukısırlaştırılmış bir bilim – sanat -kültür ortamı., hukuk devletinin askıya alındığı AKP SİVİL DARBESİ… Bunca çok cephede yüksek gerilimli savaşım (mücadele) sürdürmeye Türkiye’nin sınırlı olanakları elveremez; bu çok yönlü “kavga” sürdürülemez.. Israr edilirse, ne yazık ki karşılaşılacak tablo yıkım (enkaz!) olabilir ve hep birlikte altında kalırız.. En ağır faturayı da AKP – RTE öder..

  • Mini de olsa, maksi de olsa Anayasa değişikiğinin de kesinkes zamanı değildir..

TBMM Başkanı Kahraman, dış borçla yaptırılan Dolmabahçe sarayında kanlı diktatör, Osmanlı Meclisini 32-33 yıl kapatarak istibdat dürdüren 2. Abdülhamit‘in 174. doğum yılını kutlamak (!) için 3 günlük kurultay düzenleyip açılışta “.. istibdatına hasret kaldık..” diye çığlık atıp bilin açtını açığa vururken!?!

Bir kez daha yazmış olalım..

Sevgi ve saygı ile.
23 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com