Dünya açlıkla nasıl mücadele etmeli?

Dünya açlıkla nasıl mücadele etmeli?

Sağlık Yönetimi Uzmanı Prof. Dr. Ayşegül Kaptanoğlu, dünyada açlığa bağlı ölümlerin giderek arttığını hatırlatarak, sağlıksız beslenmenin de israf, göç, ekonomik zorluklar gibi sorunların yanı sıra; sağlık hizmetlerindeki yükü artırdığına dikkat çekti. Kaptanoğlu, ”İsraf etmemek, bilinçli üretici ve tüketici olmak, planlı alışveriş yapmak şart” dedi.

AA, DHA, 11 Ekim 2020

Sağlık Bilimleri Yüksekokulu Müdürü ve Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Kaptanoğlu, her yıl 16 Ekim’de kutlanan Dünya Gıda Günü nedeniyle, Dünya Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) gıda israfını önlemeye ve gıda üretimini verimli hale getirme politikalarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Dünya Gıda Gününün, bu yıl önceki yıllardan farklı bir tema ile kutlandığını belirten Dr. Kaptanoğlu, ”Bu yılın sloganı,

  • ‘Büyütelim, Besleyelim; Hep Birlikte Sürdürelim’

olarak belirlendi. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) bu yıl, dünyadaki gıda sorununu çözmek için hedefi; sıfır açlığa ulaşmak, gıda güvenliğini sağlamak ve sürdürülebilir tarımı teşvik etmek’’ dedi.

SAĞLIKSIZ BESLENME, SAĞLIK HİZMETİ YÜKÜNÜ ARTIRIYOR

Kaptanoğlu, besin güvenliği ve beslenmenin doğrudan doğruya sağlıklı yaşamla ilintili olduğunu vurgulayarak, “Çocukların sağlıklı büyümesi, gelişmesi, hem çocukların hem de büyüklerin enerji kazanması, hastalıklardan korunma, yaşamlarını sürdürme eylemleri ancak sağlıklı besinler ile sürdürülebilir. Sokakta ya da evlerde yeterli yiyecek temin etme imkânı bulamadan büyüyen yoksul çocuklar, yaşamları boyunca vücutlarını etkileyecek yoğun besin eksiklikleri yaşayacaklardır. Bu durum, sağlık hizmetleri yükünü sürdürülemez bir şekilde artıracak ve toplumsal barışı olumsuz etkileyecektir” ifadelerini kullandı.

GÖÇ SORUNUNU BERABERİNDE GETİRİYOR

Gelişmiş ülke toplumlarının, obezitenin ve sentetik, lezzetli gıdaların pençesinde kıvrandığını, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülke toplumlarında ise kayda değer bir kesimin nitelikli gıdalara ulaşma sorunu ile karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ayşegül Kaptanoğlu sözlerine şöyle devam etti:

Dünya nüfusunun hızla artması ve üretilen gıda maddelerinin zengin coğrafyalarda israf edilmesi, artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmiştir. Üretimin çok az, ihtiyacın çok olduğu yoksul ülkelerde açlık, susuzluk ve yetersiz beslenme önüne geçilemeyen bir sorun haline gelmiştir. Açlık ve yetersiz beslenme sadece gelişmemiş ülkelerin değil, tüm ulusların ortak sorunudur. Gıda bulamayan insanlar, gıdaların bulunabildiği coğrafyalara doğru göç ettiği takdirde, bir de gıda kısıtına, göç sorunsalının ekleneceği 2020 yılında FAO tarafından bildirilmektedir.”

AÇLIĞA BAĞLI ÖLÜM GÜN GEÇTİKÇE ARTIYOR

Prof. Dr. Kaptanoğlu, yeterli beslenme ihtiyacını karşılayamayan ülkelerde;

  • açlık, hastalık ve bunlara bağlı olarak gerçekleşen ölüm sayılarının gün geçtikçe arttığını

hatırlatarak, “FAO’nun özellikle üzerinde durduğu en önemli konu son dönemde budur. Birleşmiş Milletlere üye ülkeler, Dünya Gıda Gününde yaptıkları toplantılarda yeterli beslenmeyi sağlamak, açlığı önlemek için kararlar alarak çalışmalara şimdiden başlamışlardır” dedi.

HIZLI NÜFUS ARTIŞI DA DENGEYİ BOZUYOR

Kaptanoğlu, besin üretimi ve tüketiminde bilgisiz hareket etmenin, yemek seçmenin, üretimde kurallara uymamanın, özellikle gıda maddelerinin tüketiminde tutumlu davranmayarak gıda israfında bulunmanın tüm dünya için kayıp olduğunu ise şöyle ifade etti:

  • ‘Dünyadaki hızlı nüfus artışı da beslenme dengesini bozan en önemli sebeplerdendir.
  • Aile planlamasına uygun davranmayan insanlar, özellikle yoksul ülkelerde hızla ve bilinçsizce çoğaltmaktadırlar.
  • Bu durumda da özellikle yoksul coğrafyaların ürettiği, tükettiğine yetmemektedir.

Ekonomik gücü olmayan yoksul, gelişmemiş ülkelerde yetersiz beslenme, açlık en önemli ve ivedilikle çözülmesi gerekli bir sorundur. Bir ülke insanlarına yapılacak en büyük yatırım; ülkelerinin katma değer üreten ekonomik güce kavuşturulup daha vatandaşlarına yeterli besin ihtiyacını sağlayabilme olanağı vermektir.”

PLANLI ALIŞVERİŞ ŞART
Besine ulaşmada sıkıntı yaşamayan insanlara da önemli bir görev düştüğüne dikkat çeken Kaptanoğlu, bu görevin; israf etmemek, bilinçli üretici ve tüketici olmak, planlı alışveriş yapmak olduğunu vurgulayarak,

”Ülkesinde bereket isteyen, sofrasında israfı bitirsin”

ifadesiyle sözlerini sonlandırdı.

Dünya Gıda Günü ve ‘sıfır açlık’ çağrısı

Dünya Gıda Günü ve ‘sıfır açlık’ çağrısı


Prof. Dr. Murat ARSLAN

İstanbul Veteriner Hekimler OdasıYönetim Kurulu Başkanı
Cumhuriyet, 16.10.19

  • Küresel güçler, artan dünya nüfusunu ve açlık tehlikesini bahane ederek endüstriyel tarımı kuralsız ve acımasız bir şekilde dayatmışlardır.

Dünya Gıda Günü bu yıl Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) kuruluşunun 74. yıldönümünde kutlanacaktır. Her yıl bir tema ile kutlanan günün bu yılki teması “sıfır açlık” olarak belirlenmiş ve bu amaca ulaşmak için eylemlerin artırılmasına yönelik çağrıda bulunulmuştur.

FAO’un küresel bir açlık ve sağlık sorununu işaret ederek dikkat çektiği konular değerlendirildiğinde, özet olarak giderek azalan ürün çeşitliliğine ve işlenmiş gıda, et ve öbür ürünlerin tüketiminde görülen artışa dikkat çekilmektedir. FAO’nun bu belirlemeleri çok doğru olmakla birlikte eksikleri bulunmaktadır. Yani azalan ve bozulan bitkisel ve hayvansal gıdaların sebepleri ya da sorumluları konusuna hiç girilmemiştir. Yalnızca yorum yapılırken “Tarımsal üretimden işlemeye ve perakende satışa kadar, gıda sistemlerimizin şu anki işleyişinde tahıllar gibi ana tarım ürünlerine öncelik verildiğinden, taze ve yerel gıdalar için yeterli alan kalmamaktadır. Gıda üretimindeki artış, iklim değişikliğiyle de birleştiğinde biyolojik çeşitliliğin hızlı bir şekilde yitirilmesine neden olmaktadır.” denilmektedir.

Hep aynı isimler
Oysa bu yorumun açıklaması “önceliği kâr olan uluslararası gıda firmaları getirisi yüksek birkaç ürüne yönelmekte, öbür ürünlerin yok olmasına neden olmaktadırlar” şeklinde daha gerçekçi durmaktadır. Gerçekten de günümüzdeki yemek alışkanlıkları hızla değişmekte ayaküstü atıştırılan birkaç besin çeşidini geçmemektedir. Bu besin maddelerinin üreten ve ya pazarlayan firmalara bakıldığında ise bütün dünya da aynı isimler karşınıza çıkmaktadır. Yani daha çok üretim daha fazla tüketim ve sonuç olarak daha fazla kâr her zaman öncelik olmaktadır. Oysa ki, ürün çeşitliliği sağlıklı beslenme ve çevrenin korunması açısından hayati önem taşımaktadır.
Küresel güçler, artan dünya nüfusunu ve açlık tehlikesini bahane ederek endüstriyel tarımı kuralsız ve acımasız bir şekilde dayatmışlardır. Farklı stratejilerle ülkelere dayatılan bu tarım sistemi gelenekseli, yereli hedef almış, binlerce yıllık üretim alışkanlıklarını hızlı bir şekilde tahrip etmiştir. Dayatılan bu politikaların getirdiği tehlikeleri ilk görenlerden biri ilk gıda uzmanlarından olan veteriner hekim Osman Nuri Koçtürk’tür. Koçtürk, zeytinyağı yerine soya yağını, süt yerine süt tozunu özendiren politikaların geleceği noktayı o günlerde görmüş ve her türlü baskıya karşın yetkilileri sürekli uyarmıştır. Ancak her türlü dirence karşı hazırlıklı olan uluslararası gıda kartelleri öyle görünüyor ki, kesintisiz planlarını uygulamaya devam etmektedirler. Bu durum tüm dünyada eşzamanlı sürmektedir.

Yöntem olarak, pazar olarak hedefledikleri ülkelerde yerli üreticilerin üretimi terk ederek göçe zorlanması, meraların amacı dışında kullanımına izin verilmesi, ithalat, yerel bitkisel ve hayvansal ürünlerin yok edilmesi ve sonrasında dışa bağımlı bir pazar oluşturulması klasiği kullanılmaktadır. Son on yıllardır benzer süreçler ülkemizde de yaşanmakta, geleneksel üretim kültürümüz daralmış, ithalat giderek yaygınlaşmıştır. Kırsaldan kente göç artmış, bunun sonucu olarak da özellikle büyük kentlerde sosyal, sağlık ve ekonomik sorunlar artmıştır. Sorunun çözümü için en etkili yol, merkezi hükümetin uzun soluklu tarım, hayvancılık ve gıda politikaları uygulamalarından geçmektedir. Vatandaşı sağlıklı ve yeterli gıdaya ulaştırmak anayasal olarak devletin ve uygulayıcı olarak da merkezi hükümetlerin görevi olmasına karşın halk ekmek, halk süt gibi kimi uygulamalarla yerel yönetimler de bu konuda inisiyatif almaya başlamışlardır. Yerel yönetimlerin sosyal belediyecilik anlayışında son yıllarda hizmet çeşitliliği oluşmuş, temel altyapı, sosyal ve kültürel hizmetler yanında özellikle güvenilir ve yeterli gıdaya ulaşmada aracılık yapması vatandaşa dokunmanın en önemli yolu olmuştur. Bu refleks, artan gıda fiyatları ve güvenli gıda konusunda yaşanan sorunlar nedeniyle halkta önemli karşılık bulmaktadır. Yerel yönetimler bu işlevleriyle günümüzde kalkınma süreçlerinde de anahtar aktörler haline gelmişlerdir. Bu rolleri sayesinde yerel yönetimler bir yandan üretimin artmasına katkıda bulunarak yerli üreticiyi güçlendirmekte, bir yandan da kaynakların ve çevrenin korunmasına katkı sağlamaktadırr. Bu yönüyle bakıldığında merkezi otoritenin yerel yönetimlerle işbirliği yapmasının güvenli ve yeterli gıda konusunda elini güçlendireceği açıktır.

En stratejik konu
Sonuç olarak; yaşadığımız coğrafya hayvansal ve bitkisel gıdaların üretimi konusunda gerekli koşulları taşıyan avantajlı bir konuma sahiptir. Geleceğin en stratejik konusu olduğu değerlendirilen yeterli ve sağlıklı gıda konusunda, sürdürülebilir bir gıda politikası oluşturmaları, başta obesite olmak üzere, yaşattığı sosyal, sağlık ve ekonomik sorunlar konusunda önlemler alınması artık ertelenemez bir gerekliliktir. Dünya Gıda Günü ruhuna uygun olarak sıfır açlık ve sağlıklı gıda temini için tüm kurum ve kuruluşların eylem içinde olması toplumda önemli bir beklentidir. Bu çerçevede seçim sürecinde de sürekli dile getirilen vatandaşa yeterli ve ucuz gıda sağlanması konusunda yerel yönetimlerin inisiyatif alması için gereksinim varsa mevzuat ve kurum içi düzenlemeler geciktirilmeden yapılmalıdır.

“Kurban” gerçekte nedir? Hayvan kesmek dince zorunlu mu??


Dostlar,

Geçen yıl bu sitede yer alan (16.10.12) yazımızı,
güncelliği nedeniyle bu yıl da aynen yayımlıyoruz..

Nice bayramlara..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 14.10.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================

Dostlar,

“Kurban Bayramı” yaklaşıyor..

2-3 milyon dolayında hayvanın da yaşamının sonu!?

Artık kimi tartışmaları serinkanlılıkla yapabilmeliyiz.,,,

Önceki yıllarda da yazmıştık.. Hemen “saldırı” başlıyor kimi çevrelerden :

– “Kurbana saldırdı..” !?

Bir kez semantik olarak (dil-tümce mantığı bakımından) ne denli olanaksız dolayısıyla da anlamsız bir ifade değil mi?

Kurbana nasıl saldırılır ? Olsa olsa onu kesmek için vahşice üzerine abancınca değil mi? Sokaklarda kovalayıp arka bacaklarının kirişlerine satır darbesi ile o güzelim, caanım hayvanları dizüstü çökertmekle … değil mi?

Oysa biz tam tersini yapmaya çabalıyoruz..

Vahşi eylemi ile yüzleşemeynler ise psikolojik savunma mekanizması içinde “projeksiyon” yapıyorlar (suçu karşıya yükleme).

Bu gün sitemize koyduğumuz

“Dünya Gıda Günü, 16 Ekim.. : AÇLIK NEDENLERİ..”

başlıklı yazımızda da yer verdik :

    “Kurban bayramı geliyor.. Aşağıdaki verilere (hayvan varlığımızın nasıl azaldığını ama nüfusumuzun katlandığını gösteren sayılar içeren bir tablo veriyoruz..) göre gene de 3 milyon dolayında kurban kesecek miyiz? Eldekileri de tüketirsek nereye varırız?

Ya da gırtlağımıza dek borçlu iken ithal hayvandan kurban olur mu?

Kurban yalnızca hayvan kesmek anlamında mıdır, yoksa Tanrı’yı hoşnut edecek özverili bir davranışta bulunmak mıdır??”

 

* * * * *
Bize ulaşan bir ileti aşağıda :

* * * * * *
Refhan İrtem (irtemrefhan@gmail.com) yahogroups.com üzerinden bir ileti dağıtmış.

      Ülke şeyhler, şıhlar devleti olmaya giderken, cehaletle beslenen şeriatçı takım partilerde kol gezip tüzüklerinde dini ayıp, günah, haramlarla öğretirken ve hala ezan sesi mikrofonla Arapça tüm alemin kulaklarını sağır edercesine seslendirilirken

kim öğretecek gerçek İslamı?

15 Ekim 2012 18:38 tarihinde osman akgun <ossmanakkgun@gmail.com> yazdı:

Eren Erdem de yazdı :

“Kuran’da söz edilen kurbanın anlamı başka” diyor.

Yaşar Nuri Öztürk de “İslamiyet ilgili yapılanların çoğu yanlış.” diyor.

Ben de akıl ve mantıkla Allahın Kurban kesmeyi farz kıldığına hiçbir zaman inamadım.

Bir canlının canını alarak ibadet olmaz!

Aç insanlara et dağıtılması içinde ulu tanrı “hayvan kesin” demez.

Eğer bu doğru ise aynen et dağıtmak gibi buğday verme,ekmek vermenin de
kurban anlamında değerlendirilmesi gerekir.

İşin doğrusu da yavaş ,yavaş ortaya çıkıyor.

Emevi devrinden bu yana İslamiyet değil;

Emevi kapitalizmi,
– Emevi yağmacılığı ve
– Emevi saldırganlığı

bize İslamiyet olarak sunuldu.

Artık Eren Erdem ve Yaşar Nuri Öztürk gibiler sayesinde gerçek İslamiyeti öğrenmeye çalışalım diyorum.

* * * * * *

Katılmamak olası mı ??

2 yıl önce Kurban bayramının son günü şu dizeleri yazmış ve e-ileti ile paylaşmıştık.. Değişen birşey olmadığından, çok üzgünüm ama hala güncel :

==========================================
Hz. Muhammet’i düşümde gördüm..

Dedi ki;

“Söyle Türkiye’ye, aklını başın alsın..

Kurban demek ille de bir hayvan kesmek değildir.

Çok değer verdiğin bir varlık ögeni, çok değer verdiğin birilerine armağan olarak sunmaktır..

Hayvan sayınız kritik düzeyde. Karnınızı doyuramıyorsunuz. Neden bu duruma geldiğinizi araştırmanız ve akla-bilime uygun çözümler üretmeniz bana en büyük armağandır.

Nasıl ki kişi borç alarak kurban kesemezse, bir ülkenin de dış borçla kurbanlık hayvan ithal etmesi aynı derecede uygunsuzdur.”

Benden aktarması..

Karayollarımızın “kanyollarına” dönüşmesi ve bu yollarda verdiğimiz kurbanlar,
Kurban bayramımızı “çifte kavrulmuş” yapıyor…
Aman yanlış anlaşılmasın; içimiz kavruluyor :

Çare :

1. Nüfus artışını frenlemek; HER AİLEYE 1 ÇOCUK!
2. Demir ve deniz yollarını geliştirmek
3. Bireysel otomobil tutkunluğunu kamçılamaktan vazgeçmek..
4. Bu tür uzuuuuuuuuuuun tatillerin maliyeti üzerinde düşünmek.
5. İnsan yetiştirme düzenimizi gözden geçirmek..
6. İslami kaynakları akıl ve bilim öncülüğünde gözden geçirmek.. İslamda reform artık kaçınılmaz aşamaya geldi.

*******

Kansız ve “mülk” ün temelinin adalet olduğu, Ergenekon vb. kabulü olanaksız zulümlerin yaşanmadığı bir ütopya ülkesinin ütopik bayramını kutlarım.

Ahmet SALTIK
19.11.2010, “Kurban” bayramının 4. ve de son günü, Ankara
==========================================

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Görmez tüm bu olup bitenleri “görür” ve tarihe geçecek bir önderlikle sağduyulu önermelerde bulunabilir mi topluma??

Çok mu hayalciyim yoksa ??

Sevgi ve saygı ile.
16.10.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net