UNUTULAN İŞÇİ BAYRAMI

UNUTULAN İŞÇİ BAYRAMI

Konuk yazar : 
Ertan URUNGA,
Emekli Askeri Yargıç         
e.urunga@yahoo.com.tr 

Her yıl bütün dünya ile birlikte ülkemizde de kutlanan 1 Mayıs İşçi Bayramı (Emek ve Dayanışma Günü), bu yıl da yurdun çeşitli kentlerinde ve değişik İşçi Sendikalarının öncülüğünde yapılan yürüyüş ve törenlerle kutlanmıştır. Tabii buna “kutlamak” denirse…

Bayrama işçiden çok, çeşitli Sivil Toplum Örgütleri ile bir kısım milletvekilli ve yurttaşlar dışında, devlet katından kimsenin katılmadığı görülmüştür. Buna geçtiğimiz günlerde alınan Baskın seçim kararı üzerine Türkiye’nin seçim atmosferine girmesinin neden olduğu söylenebilir mi bilmiyorum. Ancak emeğiyle ülkemizin kalkınıp gelişmesinde büyük katkısı olan işçi ve emekçilerimizin bu evrensel nitelikteki Resmi Bayramına, Bakanlık düzeyinde de olsa birilerinin katılması beklenirdi ama, devletin tepelerinden katılan kimse olmamıştır.

Medyanın Sessizliği                                                                                         

Öte yandan, Doğan Medya gurubunun bilinen nedenlerle satılmasından sonra %90’ı siyasal iktidarın eline geçen genel Medyanın, birkaç gazete ve TV kanalı dışında beklenen ilgiyi gösterdiği de söylenemez. Söylenemez çünkü, kutlanması bile devletçe belirlenen alanlarda yapılan İstanbul’daki Bayram töreninde DİSK Genel Sekreteri Sayın Uzman Dr. Arzu ÇERKEZOĞLU’nun,

  • “Bu 1 Mayıs, ülkemizin tek kişinin ağzından çıkan sözle yönetilmesine
    emekçinin itirazıdır!”

şeklinde özetlenen konuşmasına kulak verip itirazlarını, istem ve önerilerini halka duyurmak, sorunlarını dile getirmek, çözüm yollarını araştırmak, yaşanan gelişmelerden yurttaşları doğru olarak bilgilendirmek, toplumum ‘ortak sesi’ olan Medyanın başat görevi değil midir? Yoksa bütün bunlar bir tevatür (yaygın söylenti) de biz mi yanılıyoruz, anlayamadık doğrusu…

Peki, yalnız bunlar mı? O gün muhalefet partileri, yerel yönetimler, toplum katında ağırlığı olan Sivil Toplum Örgütleri, işçi dostu aydınlar ve halk neredeydi, bir gören ve bilen var mı?  O zaman biz de Eyy Medya, Eyy Muhalefet, Eyy Halk;  nedir bu sessizlik, bu edilgenlik, bu biat diye, sorarız elbet!

Cumhurbaşkanlığı Mesajı

Öyle sanıyoruz ki bütün bunların nedenlerini anlayabilmek için Bayramdan bir gün önce Cumhurbaşkanlığınca yayımlanan 1 Mayıs Mesajını okumak gerekir. Bu mesajda, işçi ve emekçinin giderek ağırlaşan yaşam koşulları, önlen(e)meyen iş cinayetleri ile işsizliğin ve yoksulluğun candan ettirip çalışanların ‘yana yana kül olduğu’ bir ortamda;

“Son 15 yılda emekçilerin hak ve hukukunu gözetmeye, sorunlarını ‘devlet imkânları ve ülke kaynakları el verdiğince’ çözmeye gayret ettik.  .. Sahiden meselesi işçi hakkı olan, gerçekten emekçilerin özlük hakları için mücadele eden ‘sendikalarla, sivil toplum kuruluşlarıyla şartsız, önyargısız masaya oturduk, konuştuk, uzlaştık. …İşçilerimizin hakkının, hukukunun korunması doğrultusunda yapılacak her türlü ‘samimi çalışmayı desteklemeye’ devam edecek, işçi ve emekçi kardeşlerimizle ‘sonuna kadar kol kola, omuz omuza’ yürüyeceğiz. Tüm dünyada birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü olarak kutlanan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün anlamına uygun şekilde, ‘provokasyonlardan uzak bir bayram havasında’ kutlanmasını, çalışanların sorunlarının dile getirilmesine ve çözüm yollarına ışık tutmasına vesile olmasını temenni ediyorum”

denilerek; sanki her şey yolundaymış gibi işçi ve emekçinin sorunlarına ve çözümüne hiç değinilmeden; işçi kuruluşlarına istek, vaat ve temenni kılıfıyla, örtülü mesajlar verilmiştir.

Sendikaların Ataleti

Türkiye’de ‘sosyal devlet’ ilkesinin 1961 Anayasasına girmesinden sonra hızla gelişen İşçi ve Memur Sendikaları da, 2000’li yıllardan bu yana işlevini yitirerek, bugün tam bir atalet (durgunluk, uyuşukluk) içine düşülmüştür. Sözü daha çok uzatmadan şunu söyleyelim ki; 1980’li yıllarda 40 milyon nüfusu olan ülkemizde 1,5 milyon sendikalı işçimiz olduğu halde (işçilerin 1/3’ü), bugün 81 milyona ulaşan nüfusa karşın gene 1.5 milyon dolayında sendikalı işçinin olması (tüm işçilerin %12’si!), bu gerçeği çarpıcı şekilde otaya koymaktadır. Üstelik toplu sözleşme yapabilenler bu oranın da yarısıdır.. Burada, yeri gelmişken Sendika Ağalarına da şunu sormak isteriz:

Türkiye’nin en büyük demokratik kitle örgütü olarak, her zaman bu ataletin önüne geçecek gizil gücünüz olduğu halde; AKP’nin iktidara gelişiyle birlikte estirilen rüzgâra kapılıp ‘beraber yürüdüğünüz o yollarda’ çamura saplanmanız, bugün başımıza gelenlerin nedeni değil midir?

Kazanan Halk Olacak

Sonuç olarak, bütün bu açmazlardan ülkemizin kurtulup erince kavuşabilmesi için önümüzde büyük bir fırsat var. O da 24.06.2018 tarihinde yapılacak seçimlerde bütün iç dinamiklerin birlik ve dayanışma içinde hareketinin önemsendiği bir ortamda sandığa gidilecek olmasıdır.

Ancak, hukuk dışı uygulamalarıyla öne çıkan iktidarı devirmek, güç olsa da olanaksız değildir. Kaldı ki, öteden beri sürdürülen çabaların olumlu sonuçları görülmeye başlanmış, estirilen rüzgârların yönü değişmiş, toplumun büyük kesimi at izi ile it izinin ayırdına varmıştır artık!

Bu bağlamda, özgün konuşmayla 1 Mayıs’a damgasını vuran Sayın Dr. Arzu ÇERKEZOĞLU’nun,Bu ülkeyi karanlığa teslim etmeyeceğiz, bu memleketi ‘kahreden ve yaratan ellerimizle’,  emekçi ellerimizle durduracak, bu ülkeyi kendi ellerimizle yeniden kuracağızşeklindeki sözleri de her şeye karşın, umutlarımızın yeşermesine yetmiştir.

Görünen o ki bu kez kazanan halk olacaktır!
=============================================

Değerli dostumuz
Emekli Askeri Yargıç Sayın Ertan URUNGA‘nın yazısına gönülden katılarak sitemizde yer veriyoruz.. Kendilerine sitemize gösterdikleri özen için teşekkür ederiz.
DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu’nun Patoloji gibi önemli bir tıp dalında uzman hekim olduğunu çok az insan bilir.. Bunu da paylaşmak istedik.. Bir emekçi hekim.. Bir kadın uzman hekim.. Bir devrimci sendika yöneticisi tıp doktoru!

  • Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza dek yaşayacaktır)!

Yüce ATATÜRK‘ün hedef attığı şaşmaz (gayr-ı kabili rücu!) bir Ok’tur.. Böyle biline!

Sevgi ve saygı ile. 08 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

The Guardian’ın RTE Makalesi ve “Halk Sonuç Almadan Eve Dönmeyecek”

Dostlar,

Dr. Arzu Çerkezoğlu‘nu Türkiye artık daha iyi tanıyor.
Bir tıp doktoru, Patoloji daklında uzman.
Kendleri son genel kurulda DİSK Genel Sekreteri seçildiler (6 Nisan 2013).
Eşi de Adli Tıp Uzmanı bir tıp doktoru ve İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri.

Dr. Arzu Çerkezoğlu hakkında  bu sitede daha önce yazı yazıldı.
Gezi direnişçileri adına Başbakan ile görüşen ler arasında idi ve sözleri RT Erdoğan’ı çok sinirlendirmiş, Arzu hanımın üzerine yürümüş ve toplantıyı terketmişti.

http://ahmetsaltik.net/basbakan-disk-genel-sekreterinin-uzerine-yurudu/, 16.6.2013

Bu toplantıda Dr. Çerkezoğlu Başbakana,

Bunun sadece mimari bir proje olarak algılanmasının artık
mümkün olmadığını, 
bunun sosyolojik bir olay haline geldiğini.

söylemişti (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23510391.asp, 15.6.13).

Başbakanın bu yerinde belirlemeye bile tahammülü kalmamıştır. Oysa bu saptamayı bilinçli olarak algılaması çok yerinde ve yararlı olabilirdi. Sonrasında Dr. Çerkezoğlu için kullandığı nitem (sıfat) “aşırı sendikacı” dır. Bu haberler şu dakikaya dek yalanlanmadı. Böylesi bir kavram da yazınımıza (literatüre) yeni girmektedir.

Dr. Arzu Çerkezoğlu ile yapılan bir söyleşi Cumhuriyet Pazar ekinde 30.6.13 günü yayımlandı. Kapsamlı bir söyleşi. Gazetedeki sayfa bütünlüğünü de koruma adına
pdf olarak paylaşmak istiyoruz..

Dr. Arzu Çerkezoğlu bu kez,

  • “Halk Sonuç Almadan Eve Dönmeyecek…” saptamasını yapmakta.

Halk_sonuç_almadan_eve_donmeyecek__30.6.13

Başbakan RT Erdoğan, denetleyemediği ama biz uzmanların netlikle bildiği
narsisistik dürtülerinin güdümünde gene çok sinirlenecek ve kasten
mağdur edildiğini ileri sürecek, üstelik de inanarak!.

Ne yapalım ki, gerçekleri konuşmak zorundayız.

Handikaplar bizim değil Erdoğan’ın..
Psikiyatrik yardım alarak dürtü kontrol bozukluğu’nu denetlemeyi
öğrenmesi gerekiyor..

Koskoca bir ülkeyi yönetiyor, mahalle muhtarı değil!

Üstelik Erdoğan’ın narsisistik kişilik örgüsü yakın geçmişte
2 önemli travma almışken :

Bağırsak kanseri hastalığı ve

Annesinin ölümü (babasının katı baskısına ciddi kalkan oluyordu..)

Bu konuda, The Guardian‘da 19 Haziran 2013 günü yayımlanan bir makale
çok öğretici. Onun da metnini yeri gelmişken buraya ekliyoruz..

Erdoğan’s fall from grace in Turkey is pure Shakespearean tragedy”
(Erdoğan’ın Türkiye’de gözden düşmesi, saf bir Şekspir trajedisi)

 

Gibbons imzalı makaleyi okumak için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

The_Guardian_Erdogan’s_fall

Makalenin son paragrafı şöyle :

  • “…. When I asked if he still backed Erdoğan’s campaign to change the constitution so he could become a French or Russian-style president,
    his tone changed:
  • We cannot make this man president. Not now. Tayyip may destroy us all yet.”

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 2.7.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net