Vatan sağolsun – Babam sağolsun ve Can Dündar’ın kritik uyarısı..


Dostlar,

Çok değerli bir site okurumuz aşağıdaki 2 görseli göndererek paylaşmamızı diliyor..

Biz de, kendisine teşekkür ederek  size sunuyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 23.11.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir valiz Dolar ve Beyefendi ile Baransu!

SABAHATTİN ÖNKİBAR

Bir valiz Dolar ve Beyefendi ile Baransu!

Mehmet Baransu’yu biliyorsunuz.

Taraf Gazetesi’nde yazan F tipine olan aşkı ve ilişkisi ile tanınan biri…
Balyoz tezgahında başrolde olan oydu çünkü çuvallar dolusu sözde belgeleri savcılara  o teslim etmişti.
Keza Şike olayında da o vardı.
Baransu gazeteci ambalajlı olmasına rağmen kimileri ona operasyon müridi diyor.
İşte bu Mehmet Baransu hatırlayın bir süre önce köşesinde bir AKP’linin İsviçre’den getirdiği bir valiz dolusu doların nerelere dağıtıldığını sormuştu.
O konu ile alakalı olarak daha sonra ne Baransu bir şey yazdı ne de genel medya olayın üstüne gidebildi.
Kimileri Baransu’nun bu konuyu deşmemesine, o dosya ile kendini korumaya aldı bile dedi.
Ve önceki gün:
Baransu, Beyefendi tarifi  ile Başbakan’ın MİT’e kendini izlettiğini söyledi ve bunu şikayetçi olduğu iki MİT görevlisi için soruşturma izninin verilmemesine bağladı.
İddia vahim, çünkü kapalı telefonların bile dinlenebildiği bir ortamda Başbakan iki ajanı Baransu’nun peşine niye taksın?
Yoksa Mehmet Baransu gerçekten çok şey biliyor da her ihtimal dikkate alınıp onu enterne  etme adına teyakkuza mı geçildi?
Baransu bu arada MİT’in kendini izleme kararını önceden öğrendiğini ve
MİT’çileri yakalatma adına iki kez tuzak kurduğunu bizzat kendisi anlatıyor.
Peki Baransu bütün bu bilgileri nereden öğrendi?
Muhtemelen Emniyet istihbarattan!
MİT ile Emniyet istihbarat arasında yaşanan çatışma değil midir bu ?

Hadisenin özeti şudur:

Malum Başbakan ile F Tipi arasında bir süredir birinci belirleyici olma bağlamında
ciddi bir sürtüşme var.
Başbakan, Hakan Fidan olayında rest çekmesine rağmen, F Tipinin örgütlendiği Emniyet ile yargının fazla üstüne gidemiyor çünkü F Tipinde kendisi ya da yakınlarına ait bazı dosyaların olabileceğinden korkuyor ki Baransu’nun bir valiz dolar yazısı aslında onun işareti gibidir.

Çankaya yolunda olan Erdoğan sürpriz bir vurgun yememek için açık bir savaş yerine  kendini öne atan Baransu’yu etkisiz kılmak istemiş olabilir.
Burada altı çizilmesi gereken, perde gerisinde dehşet şeylerin dolduğunun
artık saklanamaz noktada olmasıdır.

Öcalan önce villaya sonra Kürdistan’a!

Bir şey artık nettir ki bunu Adalet Bakanı bile saklamıyor.

  • AKP’nin Kürt meselesinde bundan sonra yegane ve
    mutlak muhatabı Öcalan’dır.

Açlık grevi olayında ona verilen insiyatif bu kararın kamuoyuna ilanıdır.
Dürüst olalım siz Öcalan’ın yerinde olsanız böyle bir tabloyu fırsata çevirmez miydiniz?
Öyle ya adam müebbetlik yani ölene kadar hapiste kalacak.
Soruyorum böyle birinin ilk ve temel şartı kendi özgürlüğü yani affı olmaz mı?

  • Hiç kuşkunuz olmasın çok sürmez,
    Öcalan önce kendisi için inşa edilen villa’ya çıkacak!
    Akabinde de af ve ver elini Kürdistan!

Olmaz demeyin böyle bir anlaşma olmasaydı Öcalan PKK, KCK ve BDP’ye
mektup yazıp açlık grevini bitirin der miydi?
Ama millet böyle bir affa karşı çıkar mı dediniz!
Hangi milletten bahsediyorsunuz!
Yahu Başbakan çok değil bir buçuk yıl önce “Kim bizim için Öcalan ile görüşüyor diyorsa şerefsiz ve alçaktır” demedi mi ve sonrasında “Evet müsteşar yardımcım benim emrimle gidip görüştü ve benim mesajımı götürdü” açıklamasını yapmadı mı?
Peki bunları duyan millet ne yaptı Erdoğan’ı taşa mı tuttu!
Göreceksiniz Öcalan’ı terörü bitirecek ve barışı yaratacak diye adam sunup salıverecekler ve bir de üstüne teşekkür edecekler.

Maliki ordusunun taaruzu ve Kürdistan’ın ilan günü

Dün Anadolu Ajansı aktarması bir haber.
Kaynak: Kürdistan Demokrat Parti Sözcüsü Havrami.
Şunu söylüyor:
“Maliki 100 bin kişilik ordu ile üzerimize geliyor.”
Açıklamanın hemen akabinde çatışma ve ölüm haberleri.
Peki bütün bunların okuması ne midir?
Kuzey Irak’taki federe Kürt Devletinin resmen bağımsızlık  ilanının eşiğinde olmasıdır zira bundan böyle Irak’ta birlik olamaz.
Bu gelişmelere paralel Türkiye’deki son tabloya bakalım:
Tayyip Erdoğan Başkanlık  teklifini TBMM’ye sundu ki, Başkanlık demek Federasyon demek.
Yeni Anayasa  görüşülüyor.
Öcalan tam da bugünlerde toplu ölümleri engelleyen kahraman imajında!
Kürtçe ise resmen Türk mahkemelerinde!
Ve Belediyeler yasası tamam!
Irak’ta olanlarla Türkiye’deki son gelişmelerini zamanlama  olarak örtüşmesi harita ve rejim değişikliklerinin habercisi değil midir?

Palavrayı bırak, Kürecik Radar Üssü’nü kapat!

Adam sanki Türkiye’nin değil de Gazze’nin Başbakan’ı!
Dünkü grup konuşmasına Gazze ile başladı Hamas ile bitirdi.
Bir saat boyunca PKK ve onun iki gün önce şehit ettiği 5 kahraman ile ilgili tek bir sözü yok.
Ne bir  minnet ifadesi ne de rahmet gönderme!
Türkiye bölünüyor onun derdi ve gündemi Gazze !
Vatanı sanki Türkiye değil de Arap çölleri!
Ariel Şaron’a savaş suçlusu derken Öcalan’ı ağzına almıyor.
Belli ki O’nu farklı görüyor.
Düşünün elin Arabı için Obamalara telefonlar açarken PKK terörü için 10 yıldır böyle bir teşebbüse bile girmedi.
Peki Gazze söyleminde samimi mi?
Değil, Gazze’yi de istismar edip kullanıyor zira samimi olsa İsrail’i koruma adına Malatya’da dikilen radar üssünü kapatmaz mıydı!
(AYDINLIK, 21 Kasım 2012)

==========================================

Teşekkürler yürekli ve yurtsever gazeteci Sabahattin Önkibar..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 23.11.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Çevrede Kavram Kargaşası ve Politikacı

Dostlar,

Prof. Dr. Çağatay Güler, çok yakın dostumuz ve uzmanlık arkadaşımızıdır.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı (o zamanlar Toplum Hekimliği) Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini birlikte yapmıştık (1978-81). Çok yönlü kişiliği, insan duyarlığı, şair kimliği, esprileri ile ilgi odağı idi. İlerleyen yıllarda Çevre Sağlığı konularında yoğunlaştı. Bu gün Cumhuriyet gazetesinin 2. sayfasında makalesini görünce sevindik ve derin birikimini sizlerle paylaşmak istedik.

Yarın, 23 Kasım 2012 sabahı, biz de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Dönem 2 öğrencilerimize “Çevre ve İnsan Sağlığı” başlıklı dersimizi sunacağız. Yansılar web sitemizde epeydir yayımda..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 22.11.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==================================== 

Çevrede Kavram Kargaşası ve Politikacı

  • Son zamanlarda insan topluluklarının çevresel etkileri üstel olarak artmıştır. Bunun yerel, bölgesel etkileri giderek küresel baskıya yol açar duruma gelmiştir. Giderek sosyoekonomik durumun; konut kalitesi ve madde özellikleri gibi hastalık örüntülerinde belirleyici olan çevresel rollerine daha büyük oranda ağırlık verilmeye başlanmıştır.

Prof. Dr. Çağatay Güler
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi 
Halk Sağlığı AbD Öğretim Üyesi

Gelişmekte olan ülkelerde çevre tartışmalarının en önemli sorunu, soyut düşünme yetersizliğinin yarattığı kavram kargaşasıdır. Sözlük tanımıyla nesnenin ya da düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı olan “kavram” yetersizliği, yabancı dilden alınan birçok teknik terime yanlış anlamlar yüklenmesine yol açar. Üstelik bu anlamlar yere, kişiye, zamana göre önemli değişiklikler gösterdiğinden, insanlar aynı sözcük
ya da terimleri kullanmaları nedeniyle ortak bir sonuca vardıklarını düşünürler.
Varılan ortak nokta, kısa sürede birbiriyle çatışan hatta birbirini ilkelerden sapmakla suçlayan bir kargaşa nedeni durumuna gelir.

‘Ekoloji’ terimi

Sözgelimi “risk” terimine dilimizde “tehlike” anlamı yüklenmiştir.
Oysa “risk” tehlikenin gerçekleşme olasılığıdır.

Kimi çok önemli terimlerin başına gelen daha da kötüdür. “Ekoloji” terimi buna iyi bir örnek oluşturur. Ekoloji ve çevre kavramlarıyla ilgili yetersizlik ekoloji karşılığı olarak Çevrebilim karşılığının kullanılmaya başlanmasına yol açmıştır. Oysa İngilizcede bir de “environmental science” terimi vardır ve bu terimin kavramsal karşılığı çevrebilimdir. Ekoloji, çevrebilimden çok farklı bir kavramdır.

Terimlerin başına gelen en kötü şeylerden biri de popülerleşmedir. Bu her dil ve kültürde görülen bir sorundur. Robert Leo Smith, ekoloji ile ilgili olarak şunları söyler:

“Çevresel ilişkilerle ilgili olması nedeniyle ekoloji popüler olmuştur. Terim her yerde, gazetelerde, magazin ve kitaplarda görülmektedir. Ekoloji aşırı basitleştirilmiş, yanlış kullanılan, kötüye kullanılan günlük bir sözcük haline gelmiştir.” Bu nedenlerle çevre kavramlarının yerine oturtulması, terimlerin açık bir biçimde tanımlanması gerekir.

Bugün yüz yaşına yaklaşmış olan John M. Last, çevreyi “dışımızdaki her şey” olarak tanımlar. Bu tanım, insan sağlığının, çevre ile genetik örüntüsü arasındaki etkileşimin bir ürünü olduğu temeline dayanmaktadır.

Kişinin genetik yapısı, onun çevresel etmenlerden nasıl etkileneceğini belirleyen
en önemli etmenlerdendir.

  • Çevre terimi dışımızdaki her şeyi;
    sosyal, fiziko-jeo-kimyasal ve biyolojik çevreyi kapsar.

Çevrenin bu bileşenleri birbiriyle etkileşim halindedir.

  • İnsanla etkileşim olasılığı olan tüm çevresel etmenler,
    insan ve toplum sağlığı üzerinde etkilidir.

Kimi çevresel tehlikeli etkenlerle ancak yüksek dozlarda etkilenim olduğunda bazı sorunlar ortaya çıkarken, bazı kişiler çok daha düşük dozlarda da etkilenebilir.
Bunun nedeni, daha önceden ya da eşzamanlı olarak öbür etmen ya da etkilenimlerin de bulunuşu olabildiği gibi, kalıtımsal duyarlılık farklılıkları da olabilir.
Bu durumda çevre işlevsel olarak, çevre-kişi üzerindeki dış etkilerin bütünüdür.

Çevre terimi yıllar yılı çok esnek bir kavram olarak ele alınmıştır.
Grupların, toplulukların üyeleri ve toplumun tümünün ortak etkilenimine yol açan,
tipik olarak bireyin denetimi altında olmayan değişik dışsal etmenler için kullanılagelmiştir.

  • Çevresel etkilenim” yakın çevrede bizi etkileyen fiziko-jeo-kimyasal
    ve biyolojik etkenler olarak düşünülebilir.

Bütün bu tanımlar, kavramlar tam yerine oturmadığında çevrenin “dışımızdaki” olarak algılanmasına yol açar. Yani “biz” değildir. Sadece bizi çevrelemekte ve etkilemektedir. Sorun, kendimizi ondan korumaktan ibaret görülür. Onu koruma yükümlülüğü düşünülmez bile. Bu dışlama 17. yüzyılın felsefe geleneğinden doğmuştur.
Modern Batı biliminin kurucuları olarak Bacon, Dekart, Newton ve çağdaşlarının oluşturduğu bir yaklaşımdır. Bu görüş yüzyıllarca, endüstrileşen ve modernleşen
Batı dünyasının maddesel gereksinimlerinin karşılanabilmesi için doğal dünyayı yönetme, tüketme ve yeniden biçimlendirmemize yardımcı olmuştur. Dünyadaki
her şeyin insanın yararına sunulduğu görüşü de bunu desteklemiştir. İnsanlar yıllar yılı doğayı dizginlemekten, doğaya hâkim olmaktan, doğayı fethetmekten söz etmiştir. Last’ın çevre tanımı yaparken insan çevre arasındaki karşılıklı etkileşimle bağlantı kurması, bu hatalı yaklaşımı ortadan kaldırmaya yöneliktir.

Çevresel etkiler

Son zamanlarda insan topluluklarının çevresel etkileri üstel olarak artmıştır.
Bunun yerel, bölgesel etkileri giderek küresel baskıya yol açar duruma gelmiştir. Giderek sosyoekonomik durumun; konut kalitesi ve madde özellikleri gibi hastalık örüntülerinde belirleyici olan çevresel rollerine daha büyük oranda ağırlık verilmeye başlanmıştır. Bu nedenle “çevre” teriminin daha kapsamlı biçimde tanımlanması gerekmiştir. Yapılacak tanım sosyal ve ekonomik ilişkileri, yapılı çevreyi ve ilişkili yaşama örüntülerini de kapsamalıdır. Tanım yalnızca ben’i ya da biz’i değil, tüm canlıları kapsamalıdır.

  • Çevre canlıların genetik örüntüsü dışındaki her şeydir.
  • Bu canlıların dünyada var oluşu her birinin var oluşu koşuluna bağlıdır.”

Bu kavram oturmayacak olursa, politikacı çevre konusunda çok eski dönem yaklaşımlarına sarılacaktır. Meraların, ormanların, su kütlelerinin, canlıların
“insanın” ekonomik çıkarlarına kurban edilişi bir hak gibi sunulacaktır.
Bir zamanlar “iklim değişikliğini” yadsıyan politikacıların, günümüzde bu duruma
bir tür kaçınılmaz yazgı anlamı yükleyerek sorumsuzluklarını gizleyen bir özür gibi kullanmalarının nedeni de budur.

TESEV’in anketi ve sevindirici veriler..

Dostlar,

Cumhuriyet‘in 22 Kasım 2012 günkü sayısının kapak sayfası çok sevindirici içerikler sunuyor.

Halkımızın LAİKLİK ilkesine sahip çıkması..

TESEV‘in anketi..

TESEV’in KONDA’ya yaptırdığı araştırmaya göre;

  • Halk Atatürk ilkelerinin anayasada kalmasını istiyor…

 Laiklikte oybirliği                               :

Radikal değişiklik istenmiyor

TESEV’in raporuna göre toplumun %82.3’ü anayasanın temel ilkeleri arasında

“Atatürk ilke ve inkılapları ile Atatürk milliyetçiliğine yer verilmesi”
gerektiğine inanıyor.

% 50.6’lık kesim laikliğin aynen korunmasını, % 40’ı ise “Devletin tüm dinlere
aynı uzaklıkta olacak biçimde yeniden tanımlanmasını” istiyor.

Adalet istemi ilk sırada Araştırmaya katılanların %

56’sı yurttaşlık tanımı konusunda mevcut anayasadaki ‘Türk kimliği’ ifadesinin korunmasını isterken, % 35’i tüm etnik kimliklere yer verilmesinden yana. Anayasada en çok olması arzulanan ilke ise, % 65’le ‘haksızlığa karşı adalet’ isteği.Sitemizde daha önce laiklik hakkında yazılan birkaç dosya var..
Anahtar sözcük “laiklik” ikle aratılrsa erişilebilir ve okunabilir..

Örn. 84 Yıl Sonra Gene LAİKLİK: Nedir, Ne Değildir?

Erişkeyi (linki) tıklayarak okuyabilirsiniz..

http://ahmetsaltik.net/84-yil-sonra-gene-laiklik-nedir-ne-degildir/

Cumhuriyet’in Ankara sorumlusu Utku Çakırözer bu konuyu yorumlayan makalesini (GENLERİMİZDEKİ ATATÜRK) sizlere ayrıca sunacağız.
Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 22.11.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Urfa’dan Harvard’a..

Oktay Ekinci

Urfa’dan Harvard’a..

“Sözlü tarih” çalışmaları yaygınlaşıyor. Yakın geçmişin tanıklarıyla söyleşmek, onlardan gerçek “yaşanmışlıklar”ı öğrenmek, yayımlamak, okumak giderek önem kazanıyor.

Geçmişe ilişkin onca bilgi, öykü, roman, ders kitabı hatta film, TV dizileri bile varken, görmüş geçirmişlerin uslarına merak saranlar neden çoğaldılar?

Çünkü yaşananları yaşayanlardan dinlemek, olanı biteni hesapsız kitapsız anlatanlardan kavramak, siyasetin belirlediği “yanlı” tarihten çok daha güvenilir…

Öğreten kitap

Ailesinin, yakınlarının, tıp, düşün, sanat, kültür dünyamızdaki herkesin, gazetedekilerin, ünlü-ünsüz sayısız dost ve arkadaşının; hatta tanışmadığı nice okurunun ve hayranlarının “abi”si olan; Urfalıların ise kadim hemşerisiCoşkun Özdemir’in kitabını okurken düşündüm bunları.

İşte her yönüyle eksiksiz bir “yaşanmış tarih belgeseli” dedim ve duayenlere sormaya karar verdim: “O tanımlanamaz zenginlikteki anılarla yetinmeyip, yaşadıklarının sosyal, siyasal ve ekonomik nedenlerini de anlatmak; bireysel serüvenleri toplumsal süreçlerle anlamlı kılmak, edebiyatın acaba hangi türüne giriyor?”

Öykü desen değil; deneme, roman hiç değil; anı desen, tam anlatmıyor…Zaten kitabın adına “Urfa’dan Harvard’a” demekle yetinmeyen Abimiz, altına şunu da eklemiş: “Yaşadım, Gördüm, Yazdım.” Bence, yılların“öğretmen”i olarak ‘yazdım’dan önce “öğrendim”i de eklemeliydi; çünkü öğrendiklerini anlatmakla yetinmiyor, öğretiyor…

“Devrim”in Urfa’sı
Peki, “Harvard” niye?

Urfa’da doğan, büyüyen, hekimlikte 60 yılını geride bırakan Özdemir, hemşerisi
İbrahim Tatlıses’in “Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik?”deyişine göndermeyle bakın nasıl açıklamış:

“Urfa’da başlayan eğitimim Harvard’a kadar uzandı… Doğru, ‘Urfa’da Oxford yoktu ama Cumhuriyet Devrimi’nin Urfa’sı, Oxford’da, Harvard’da okuyan halk çocukları yetiştirmişti.”

Nasıl mı? Yanıtı elbette kitapta… Ne yerim var aktarmaya ne de niyetim. Okunmalı ve düşünülmeli: “Coşkun Özdemir cumhuriyet için acaba neden‘devrim’ vurgulamasını ihmal etmiyor?”

Yanıtı yine ağabeyimizin kitabından: “Hoşgörünün de en âlâsı Cumhuriyet Urfa’sındaydı…”

Bu değerlendirmesine neden olan ve günümüz insanı için “şaşırtıcı”denebilecek
o “çokkültürlü” ama çağdaş uygarlık yolundaki “tek yürek”yaşanmışlıkların anılarını okuduğunuzda, ister istemez “neden” diyorsunuz;“neden takvim ilerledikçe
biz geriledik?”

Kaynak Yayınları’na teşekkür borçluyuz. Abimize ise ne desem bilem ki?
Türkçem yetmiyor. Öbür tüm dünya dillerinde de kitabına ve emeğine duyduğum hayranlığı tanımlayabilecek bir sözcük olabileceğini sanmıyorum…

21 Kasım 2012 – Cumhuriyet

=======================================

Dostlar,

Urfa’dan Harvard’a… adlı müthiş anı kitabının belgeselin yazarı Prof. Dr. Coşkun Özdemir, İstanbul Tıp Fakültesi’nde öğrencilik yıllarında hocamız oldu.

Sonra da dostumuz, dava büyüğümüz..

Bu konuyu biz de işleyeceğiz.

Oktay Ekinci’ye teşekkürler şimdilik..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 21.11.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net