Kurban bayramı ve hayvanların, doğanın inanılmaz güzellikleri..

Dostlar,

Kadim dostlarımızdan Sayın Suna Gürkem, inanılmaz güzellikte görüntüler (fotoğraflar) içeren çok varsıl bir yansı dosyası yollamış..

Photosby_Gangler_enfes_goruntuler

Bir tür bayram armağanı gibi.. Yukarıdaki erişkeyi (linki) tıklayarak izlemelisiniz..

Saat 01:50 ve sabah yüzbinlerce hayvan boğazlanacak..
Ulusal Kanal’da Eren Erdem’i izliyorum 1 saati aşkın süredir.

Döne döne, somut kanıtlarla Kuran’da hayvan kesme” anlamında kurban kavramı olmadığını açıklıyor.

Dahası, Arapça özgün Kuran vd. metinleri kaynak gösteriyor ve korkunç bir gerçeği dile getiriyor :

  • KURAN MEALLERİ TAHRİFLİDİR!

Koskoca Diyanet İşleri Başkanlığı ne buyurur?

Yazık değil mi bunca Müslümana?

Yazık değil mi 2-3 milyon hayvana,
İlle de Kuran’ı doğru anlamadan,

      tahrif edilmiş meallere kurban edilen müslümanlara??

Ne buyurulur?
Serinkanlılıkla tartışabilecek miyiz??

Biz de bu sitede 16.10.12 günü yazdık :

“Kurban” gerçekte nedir? Hayvan kesmek dince zorunlu mu??

Aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklayarak erişebilirsiniz..

http://ahmetsaltik.net/kurban-gercekte-nedir-hayvan-kesmek-dince-zorunlu-mu/

Önyargısız ve saldırganlaşmadan tartışabilmeliyiz; “yakınlaşabilmeliyiz..”

Kurban” sözcüğü de özünde bu anlamda..
Birbirine yakınlaşmak..

Ama hayvan boğazlamak değil, değil, değil..

Sevgi ve saygı ile.

25.10.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

 

 

 

 

KURBAN BAYRAMI VE CUMHURİYET…


KURBAN BAYRAMI VE CUMHURİYET…

“Hiç bozulmamış, dolaysız Müslümanlık kaynağı İbrahim doktrinidir. (…) Kurban Bayramı, Hicaz-Mekke Arapları’nın da artık Aşağı Barbarlık Konağı’ndan sürü üretimli Orta Barbarlık konağına geçmeye başladığının dramatik hikâyesidir. Ancak, Muhammed zamanına dek Arabistan insanlarının, ailede bir boğazı, hele doğuran bir boğazı eksiltmek üzere kız çocuklarını diri diri gömme, kurban etme adetinin sürüp gittiği iyi bilinen gerçeklerdendir” (Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Dinin Türk Toplumuna Etkileri, önsöz…)

İslamiyet’in dayanışma, yardımlaşma, paylaşma halk geleneği doğrultusunda kutladığı Kurban Bayramı’nda, barış, kardeşlik dostluk ve paylaşımcı duygularla, Bayramımız Kutlu Olsun…

Kurban Bayramı’nda da halkları ve milletleri birbirine düşman kılan, günahsız bebeleri kurban eden emperyalist-kapitalist sisteme, onlarla işbirliği yaparak savaş kışkırtıcılığına soyunanlara, 

Kurban’ı uzun süre yiyecekleri eti kavurmak için kullanan, insanlık dışı görüntülerle hayvan katledenlere ve utanmadan bayram kutlayanlara yazıklar olsun!

 “Cumhuriyet Bayramı” ise, asla unutulmaması gereken başta tarihi dersler içerir… 

CUMHURİYET BAYRAMI NEDİR?

Bunu, bize en iyi özetleyen kişi, Cumhuriyet’in ölümsüz kurucusudur.

Mustafa Kemal Paşa, Türkiye’yi yüzyıllardan beri iki büyük kahredici gücün, iki büyük lanetleme gücünün ezdiğini haykırdığı gün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gönderine ilk Cumhuriyet bayrağını çekmişti.

Bu iki kahredici, lânetleme, baş belâsı güç neydi?

Mustafa Kemal’e göre birisi Emperyalizm, öteki Saltanat‘tı.

Emperyalizm neydi                   ?

Batıda, serbest rekabetçi tasını tarağını toparlamış ve iç çatışmalarını, dünya ölçüsünde kangrenleştirmiş olan, tekelci kapitalizmdi.

Saltanat neydi                           ?

Kadim tefeci-bezirgân sermayenin her türlü gelişimi taşlaştırıp dondurakoymuş olan derebeylik biçimiydi.

Bu iki güç birbirileriyle domuz topu olmuştu. Emperyalizmin yeryüzündeki egemenliğini sağlayan yerli avadanlık, geri ve sömürge ülkelerde emperyalizmin teslim aldığı irili ufaklı saltanatlardı.

1919 yılı, yalın savaş kılıcıyla, Kadim Çağ derebeyliği olan emperyalizmin yüzde yüz emrine geçirilmişti. Onun için, Anadolu içlerinde, gâvura karşı kıpırdayan başkaldırma karşısında, ilkin sözde Müslüman olan saltanatı buldu. Emperyalizmin papaz Frew’ları, Saltanatın Molla Necmettin’lerini parayla tuttular. Ve Anadolu topraklarına sarıklı-cübbeli kılıklarla, casus ve baltalayıcı olarak gönderdiler. Ege Cephesi’nde Milli Kurtuluş Cephesi’nin ilk kurşunu, Yunan’dan önce, sözde mütegallibe hacıağalarına karşı sıkılmak zorunda kalındı.

Onun İçin Türkiye’de Cumhuriyet demek, Türk Milleti’nin bağrına oturmuş olan emperyalizmle Saltanata karşı kurduğu bir savunma kalesi demektir.

Bu sebepten Türkiye’nin devrimci Anayasası’nda, ‘her madde üçte iki çoğunlukla’ değiştirilebilirdi. Ama hiçbir çoğunlukla, hiçbir zaman ve hiçbir kimsenin değiştiremeyeceği tek madde Türkiye Devleti’nin bir Cumhuriyet olduğu maddesiydi.

Cumhuriyet çağına dek Türkiye’de kurtuluş yolları çok arandı ve denendi. Dizginler Saltanatın elinde kaldığı sürece debelene debelene batıldı. Ya Lâle Devri gibi, halkın Saltanat’a düşmanlığıyla devrilen, bir sefahat sofrası kuruldu, ya Tanzimat gibi emperyalizme şirin görünme muskası takınılarak Abdülhamit istibdadına karıldı. Ya da Meşrutiyet’te olduğu gibi Saltanat’ın da altı üstüne getirilip, sömürgeleşme uçurumuna yuvarlanıldı. O «kâr’ı kadim» Saltanat kazanı, emperyalizmin ateşi üstünde kızdırıldıkça, içindeki Türk Milleti diri kaynatılmaktan kurtulamazdı.

  • Cumhuriyet, Saltanat kazanını devirip, emperyalizmin ateşini
    Türkiye’de söndürdüğü için bir Milli Kurtuluş yarattı.

Cumhuriyet emperyalizme, yani Cihan finans Kapitalizmine ve Saltanat’a, yani Osmanlı tefeci -bezirgânlığına karşı savaşarak doğdu.

Türkiye’de Cumhuriyet’in anlamını yücelten ve kutsallaştıran, Mustafa Kemal’in hiç hayale kapılmaksızın pek açık belirttiği, o her iki irtica cephesinde, her iki gericilik cephesinde başardığı savaştır.

  • 45 yıldır Türkiye’de neler olup bitti?

Her canlı ya da cansız varlık gibi, toplumumuz da zamanla bir sıra değişikliklere uğradı. Ana çizgisiyle, yani ekonomik temel ve sosyal sınıf yapısı bakımından geçirdiğimiz değişikliklerin anlamı ve yönü ne oldu?

Soruya duruca karşılık bulmak için kendi kendimize bir daha sorabiliriz: Türkiye’de Cumhuriyet, Mustafa Kemal’in ilk olarak gördüğü ve gösterdiği hedefe vardı mı? Daha kabaca söyleyelim: Türkiye’de, Saltanatı kökünden devirip, emperyalizmi kökünden kazıdı mı?

Bu sorulara yuvarlacık bir EVET, yahut HAYIR ile karşılık verecek kadar bozuk metafizik veya skolastik bir düşünce ve davranış olamaz. Cumhuriyetimiz’in gerçekliğinde yatan diyalektik büsbütün beklenmedik, şaşırtıcı gelişmeler gösterdi:

1- SALTANAT‘ın tepesi Padişahlık ve Hilâfetti. Saltanatın tabanı derebeyleşmiş tefeci–bezirgânlıktı. Cumhuriyet, tepedeki padişahlığı ve hilâfeti kaldırdı. Tabandaki kadim tefeci-bezirgân hacıağalık ne oldu?

Vaktiyle “irtica” denilen gericilik isyanlara, suikastlara giriştikçe ezildi. Kabuğuna çekildikçe rahat bırakıldı, hattâ ayrıcalandı. Yalnız ara sıra tefeciliğe karşı resmi savaşlar açıldı. Yüzde ondan “aşırı” faizler kanunla yasaklandı.

Oysa, politikanın etkileyemediği kanunlar vardı. Türkiye ekonomisinde kadim tefeci-bezirgân sermayenin kökünü ancak genlikli (prosper: müreffeh) ve hızlı bir modern sanayileşme kazıyabilirdi. Geniş üretim alanımız, toprakta küçük ekici, sanayide esnaf eliyle yürütüldükçe kaçınılmaz sonuç belliydi. En ufak teşkilatına göz yumulmayan, her kımıldanışı “ağa” ağırlığıyla ile boğulan, binbir devlet vergisi ve banka mükellefiyetleri altında her gün biraz daha ezilen KÜÇÜK ÜRETMENLER tefeci-bezirgân torbasında kekliktiler.

O yüzden en iyi niyetli olsun veya olmasın, bütün resmi yasaklar ister istemez kitapta kaldı. Hayatta kadim tefeci-bezirgân ilişkileri, şehir bankalarından güç alarak bütün hınçları ve uğursuzluklarıyla işlediler. Eski “saltanatlarını” (yeni egemenliklerini) yürüttüler ve git gide büyülttüler.

2- EMPERYALİZM‘in tepesi -o günler- Yunan Kıralı ile Türk Padişahı’nın gölgelerine çöreklenmiş: İngiliz, Fransız, Amerikan, İtalyan ve ilh… emperyalist silâhlı güçleriydi. Emperyalizmin Türkiye içindeki tabanı: yabancı komprador sermaye, yâni bankalar ve şirketlerle onların acenteleriydi.

Mehmetçik, Yunan Ordusu’nu baskına uğratınca Yunan Kıralı’nı, maymun ısırdı, Türk Padişahı’nın kavuğu devrildi. Emperyalist silahlı güçler paratonersiz kaldılar. Ana yurtlarındaki grevlerde, halk hareketlerinde Sovyet İhtilali’ni bastırmaya vakit bulamayan emperyalizmin silâhlı güçlerini de şeytan aldı götürdü.

Tabandaki modern yabancı şirketlerle acenteler ne oldular?

Düyunu Umumiye alacaklıları “Şark isyanlarını” ve şirketler “Gazi’ye suikastları” kışkırttıkça, yerli–yabancı firmalar devletleştirildi. Çoğunluğu Rum, Ermeni, Yahudi olan komprador burjuvazi “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyalarıyla sindirildi. Sermayeci tıkırına baktıkça okşanmaktan da öteye şımartıldı ve varsa yoksa biricik devlet gözdesi yapıldı.

Bunun üzerine pek imrendiğimiz özel sermaye külahları silâhları değiştirip yerli milli şirketler kılığında “adanmış toprağına” kavuştu. Uluslararası finans kapital bütünlüğü içinde bir öz ve özel parça oldu, Türkler “Medenî Kıyafet” takınıp “Avrupalılaştılar”. Batılı kodaman turistler ve vaktiyle Türk’e tepeden bakan kompradorlar da “Türkleştiler”.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki “Cemiyeti Akvam” (Uluslar Derneği) adını alan kozmopolitlik eğilimi, İkinci Dünya Savaşı’ndaki «Birleşmiş Milletler» biçimine doğru gelmişti. NATO, CENTO, Pentagon kemerlerini can kurtaran simitleri gibi kuşandık.

Cumhuriyet’in başlıca “hikmeti vücudu”: Birincisi, Saltanatı (Türkçe’si: DOĞU GERİCİLİĞİNİ); İkincisi Emperyalizmi (Türkçe’si: BATI GERİCİLİĞİNİ) yok etmekti. 1919-29 arası Türkiye’de, kadim doğu gericiliğinin kavuğu olan saltanat devrildi. O kavuğun örttüğü asıl doğu gericiliğinin başı: tefeci-bezirgânlık dımdızlak parladı kaldı. O yüzden eski “irtica”, yeni, “gericilik”: budanmış ağaç gibi, her zamankinden daha zor kötekli ve daha gürbüz olarak, dört bucağımıza dal budak saldı.

1919-29 arası, Türkiye’de modern batı gericiliğinin şapkası olan emperyalizm, silâhlı kuvvet biçimiyle önce kapıdan kovuldu. O şapkayı taşıyan eskimiş ve tutar yeri kalmamış komprador burjuvazi saf dışı edildi Emperyalizm şapkasını yerli millî şirketler başlarına geçirdiler. Kapıdan kovulan yabancı sermaye: “Batıcı Demokrasi” ve “dış yardım” adı verilen Truva’nın Atı’yla yurdumuza bacadan girdi. Bir de baktık, 1923 yılı finans kapital şeytanının alıp götürdüğü yabancı silâhlı güçleri, aynı şeytan satamayıp geri getirdi. Ve yüzlerce üs’te yuvalandırdı.

O nedenlerle, kırk yıllık ara geçmeden: Birinci Kuvayı Milliyecilik’ten sonra bir İkinci Kuvayı Milliyecilik gerekti.

1919-29 yılları Birinci Milli Demokratik Devrim sosyal bir kümeye: “komprador burjuvaziye” karşı gerçekleşti. Ancak, kompradorların yerine, Türkiye’de, genlikli ve ilerici bir sanayi burjuvazisi geçemedi. “Eşsiz-Örneksiz” Devletçiliğimiz sayesinde: tebdil gezen en eski kompradorlar, en kodaman, kadîm tefeci- bezirgânlar ve en kodaman büyük toprak emlâk ağaları bankalar kubbesi altında harman edildi; hepsinden, son sistem “her mahallede bir milyoner” parolalı yerli millî FİNANS KAPİTAL OLİGARŞİSİ yaratıldı.

1959-69 yılları İkinci Milli Demokratik Devrim, 27 Mayıs’ın ışığı altında çimçiğ aydınlandı.

Burada, nükleer başlıklı Amerikan üslerine sırtlarını dayamış bulunan finans kapital oligarşisi, Mustafa Kemal’in «EMPERYALİZM» dediği BATI GERİCİLİĞİ’dir.

Burada köylerimizi inlete inlete sömürdükçe biti kanlanan tefeci hacıağalık, Mustafa Kemal’in «SALTANAT» dediği DOĞU GERİCİLİĞİ’dir.

Her iki gericilik de, 48 yıl önce Kuvayı Milliyeci atalarımızın savaş açtıkları aynı iki başlı ejderhanın bugünkü gelişimidir, iki kahredici, iki lânet olası büyük baş belâmızdır.

Birinci Kuvayı Milliyecilik: SİLÂHLI, askercil, sıcak savaştı. Bu savaşın bütün yokluklarına rağmen cephesi açıkça belirliydi. Stratejisi ve taktiği az çok genel kurallara göre basitti. Hedefi ise olağanüstü kolay anlaşılırdı.

İkinci Kuvayı Milliyecilik’te, cephe ne denli baş döndürücü, strateji ve taktik ne denli karmakarışık, hedef ne denli güç anlaşılır olursa olsun, Birinci Kuvayı Milliyeciliğin devrimci, kutsal Mustafa Kemal gelenekli CUMHURİYET BAYRAĞI başımızdadır.”

Dr. Hikmet KIVILCIMLI, 29 Ekim 1968

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!

================================================================

Dostlar,

Değerli meslektaşım Dr. Alper Akçam’ın yolladığı yazıyı sizinle paylaşmak istedim.

Bu yazı da bir meslektaşımızın, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın..
Cumhuriyetimizin 45. yılında, 1968’de yazılmış..

Sevgi ve saygı ile.
25.10.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Su ve Yaşam Raporu…

Dostlar,

Hazırlanmasında bizim de mütevazi katkılarımızın olduğu

SU ve YAŞAM” konulu kapsamlı rapor, bizim de üyesi olduğumuz Ankara Tabip Odası Hak Sağlığı Komisyonu tarafından yayımlandı.

Bu kapsamlı rapor, bir takım çalışmasının ürünü.

http://ato.org.tr/#/haberler/detay/138 adresinden pdf olarak erişilebilmekte.

{ Veya şu erişkeyi (linki) tıklayarak : Su ve Yaşam Raporu, Ekim 2012 }

Emek verenlere, başta ATO (Ankara Tabip Odası) Hak Sağlığı Komisyonu Başkanı çok değerli çalışma arkadaşımız Sayın Prof. Dr. Dilek Arslan‘a teşekkür boçluyuz..

Sevgi ve saygı ile.
24.10.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

İstanbul Barosu : ANKARA VALİLİĞİNİN CUMHURİYET KUTLAMALARINI YASAKLAMA KARARI HUKUKA AYKIRIDIR, HALKIN CUMHURİYETİ KUTLAMASI YASAKLANAMAZ !


Dostlar,

İstanbul Barosunu gönülden kutluyor, son derece değerli olan bu açıklamasnı çok iyi zamanlanmış ve cesaret verici buluyoruz.

İstanbul Barosu’nun açıklamasına bütünüyle katılıyoruz.

Barolar Birliği, TMMOB, TTB, TOBB gibi öneml, ve büyük ölçekli örgütleri de bu kritik dönemde göreve açğırıyoruz..

Hem de gecikmeden..

Öta yandan, Yönetsel (İdari) yargıya taşınan (Nöbetçi İdare Mahkemesi) Ankara Valiliği’nin talihsiz yasağı hakkında verilecek kararın “ANKARA’da YARGIÇLAR VAR” dedirtecek nitelikte olması umudumuzu da bir yurttaş olarak dillendirmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. (Anayasa’nın 138. maddesine saygı kusuru aklımızdan geçmeden..)

Sevgi ve saygı ile.
24.10.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================================

Haber » Güncel
Son Güncelleme: 24.10.2012 13:14:44
Etkinlik Tarihi: 23.10.2012

ANKARA VALİLİĞİNİN CUMHURİYET KUTLAMALARINI YASAKLAMA KARARI HUKUKA AYKIRIDIR, HALKIN CUMHURİYETİ KUTLAMASI YASAKLANAMAZ ! 

Basına yansıyan haberlere göre Ankara Valiliği, 29 Ekim yürüyüş ve kutlamasının yasal olmadığı gerekçesiyle engelleneceğini duyurmuştur. Valilikçe yapılan açıklamada kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmek istenildiği,  yapılmak istenen yürüyüş ve kutlamanın 2911 Sayılı Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa aykırı olduğu, kanunsuz eylemin güvenlik güçlerince engelleneceği ve eylemi organize edenler ile katılanlar hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılacağı ifade edilmektedir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki 29 Ekim 2012 günü Ankara’da yapılacağı ifade edilen buluşma, 2911 Sayılı Kanun kapsamına giren bir toplantı ve gösteri yürüyüşü değildir. Nitekim anılan Kanunun 2. maddesine göre Toplantı; belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzel kişiler tarafından bu Kanun çerçevesinde düzenlenen açık ve kapalı yer toplantılarını, Gösteri yürüyüşü ise; belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzelkişiler tarafından bu Kanun çerçevesinde düzenlenen yürüyüşleri ifade etmektedir. 

  • Oysa gerçekleştirilecek olan buluşma Kanundan açıkça anlaşılacağı üzere 2911 Sayılı Kanun kapsamında bir toplantı yahut gösteri yürüyüşü olmayıp,
    89 yıllık bir geleneğe dayanan Cumhuriyet kutlaması, töreni, şenliğidir.

Kaldı ki, anılan Kanunun 4. maddesinde, “istisnalar” başlığı altında maddede belirtilen toplantı ve faaliyetlerin 2911 Sayılı kanunun hükümlerine tabi bulunmadığı açıkça belirtilmektedir. Maddenin (b) bendinde Kanunlara uymak, kendi kural ve sınırları içinde kalmak şartıyla kanun veya gelenek ve göreneklere göre yapılacak toplantı, tören, şenlik, karşılama ve uğurlamalar’ın bu Kanun kapsamında olmadığı yoruma ihtiyaç göstermeyecek şekilde belirtilmektedir.Cumhuriyet kutlamalarının 89 yıllık bir gelenek kapsamında yapılan tören ve şenlik olduğu tartışmasızdır.

Nihayet her durumda,

2911 sayılı Kanunun 3. maddesine göre;

  • “Herkes, önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”

Bu Kanuni düzenlemeler dikkate alındığında, yasaklama kararının kanuni bir dayanağı ve makul/meşru bir sebep ve gerekçesinin bulunmadığı, dolayısıyla kararın kanuna, hukuka aykırı olduğu açıkça görülmektedir.

Emperyalizme karşı Türk Ulusunun yazdığı bir destan,

  1. ulusal varlığımızın ve bütünlüğümüzün harcı, olan Cumhuriyetimizin kitlesel bir coşku içinde kutlanmasının bu şekilde yasaklanması geldiğimiz noktayı göstermekte, acı ve üzüntü vermektedir. Tarih ve toplumsal vicdan bu konuda gerekli yargıyı her zaman olduğu gibi verecektir.Ne yazıktır ki, Ulu Önder Atatürk’ün, Cumhuriyetin kurucu ilke ve değerlerinin toplumsal bellekten silinmesi yönündeki çabalar hız kazanmıştır.

  2. Bilinmelidir ki, Cumhuriyet ve Atatürk sevgisi bu toplumun yüreğine, belleğine kanun veya kararlarla konulmadığı gibi bu şekilde de silinemez.

  3. Türk mucizesi Cumhuriyetin kutlanmasını da hiçbir güç engelleyemez!

Bu vesile ile İstanbul Barosu olarak bir kez daha ve güçlü bir şekilde;

* Cumhuriyetin kazanımlarını,
* Atatürk ilke ve devrimlerini,
* üniter devleti,
* ülkenin bölünmez bütünlüğünü

savunma ve koruma kararlılığımızı kamuoyuna saygı ile duyururuz.

İSTANBUL BAROSU
24.10.12,
http://www.istanbulbarosu.org.tr/Detail.asp?CatID=1&SubCatID=1&ID=7423 

ALEVİLİK, İSLAM’IN RÖNESANSI ve REFORMUDUR!..

Dostlar,

Kendisini “Alevi yazar ve düşünür” olarak tanımlayan AÜ İletişim Fak. bitireni
Sn. Rıza Güner‘in bu sitede epey yazısı ve yorumu, şiiri yer aldı..

Uygar bir iletişim içindeyiz; yer yer ciddi görüş ayrılıklarımız olsa da..

Sayın Güner’in kendisini dile getirme olanağını sitemizde kullanmasını arzuluyor ve önemsiyoruz.

Epey de yol aldık ve uzlaştık sanıyorum temel ilkelerde.. Örn. hakaret yok, aşağılama yok.. Zaten Sn. Güner İLETİŞİM okuduğuna göre üniversitede, bu ilkeleri en iyi kendisi bilir.. Bizim “genel anlamda” kaldıramadığımız (tolere edemediğimiz) bir sorun da, megalomani.. (“genel anlamda” diyerek Sn. Güner’i tenzih ettiğimiz ortada..)

Aşağıdaki yazı 6 sayfa ve oldukça yoğun içerikli..

Düşündürücü, eğitici, silkeleyerek sorgulayıcı..

İster istemez derin bir burukluk, kırılma da içermekte tınılarında pek haklı olarak.

Bu uzun ve değerli irdelemeyi, –görüşleri kendisini bağlamak üzere
pdf olarak sunuyoruz.

Kapsamlı irdeleme çarpıcı bir paragrafla şöyle başlamakta :

  • Türkiye’de Laik Cumhuriyet kurulup, sözde Hilafet kaldırıldığında, Engizisyon Alimleri derin bir oh çektiler. Tevhid-i Tedrisat çıktığında, Şeyh-ül İslamlık Diyanet İşleri Başkanlığı adını alıp devlet çatısı altında kendine yer bulduğunda havalara uçtular… Çünkü; Engizisyon için, karın  karşısında  güneş gibi olan Alevilik, gene karanlıkta kalmış, Aleviler, Sünni Yezitçi din adamlarının insafına bırakılmıştı. Yezid Efendilerinin döneminde olduğu gibi, gene bölücü ve bozguncu” denilecek; gene Yasal ve Anayasal güvenceleri olmayacak, gene hiçbir Hak ve Hukuk tanınmayacaktı.

…………………………..

Yazısını şöyle bağlıyor Sn. Güner :

Ama, gene de; Aleviliğin karşısında, Hz. Muhammed’in yıktığı 370 Put gibi güçsüz ve çaresizdirler. Mehmet Görmez de, Ali Bardakoğlu da, Fethulah Gülen de, Mahmut Efendi de, Cübbeli de, gerçeğin söylenebildiği yerde, güneşin karşısında kar gibi kalırlar… Görünüşteki güçleri, Türkiye’nin yanlış politikalarından, Türkiye bütçesini hortumlama yeteneklerinden gelmektedir. 

  • “Akıl aya, bilim yıldızlara, bunları kullanma becerisi güneşe benzer… Kullanma becerisi edinmediğiniz akıl ve bilim size yıldızlar kadar uzaktır…”

Akıl ve bilimin yıldızlar kadar uzak olması, İslam’dan önceki Putperestliği, Türkiye’de CANLI PUTLARA TAPINMAK biçiminde yeniden yaratmış,
Aleviliği Çağdaş Uygarlıkla birlikte bu İLKÇAĞ KARANLIĞINA gömmüştür!.. Budur işte ol hikaye… 2010-12-04

Okumak için erişkeyi (linki) tıklamak gerekecek..

ALEVILIK_ISLAM’IN_RONESANSI_VE_REFORMUDUR

Sevgi ve saygı ile.
22.10.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net