16 eyaletin başsavcısından Trump’a kınama

16 eyaletin başsavcısından Trump’a kınama

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
İçlerinde Kaliforniya, Pensilvanya ve New York’un da bulunduğu 16 eyaletin başsavcıları,
ABD Başkanı Trump’ın vize yasağına karşı ortak bir kınama yayımladı.

[Haber görseli]

CNN Türk’ün haberine göre, ABD ve dünyanın gündemine oturan Trump’ın bazı Müslüman ülkelere uyguladığı vize yasağına büyük bir tepki de kendi ülkesinden geldi.

16 eyaletin başsavcıları Trump’a karşı ortak bir kınama metni yayımlayarak yasağı eleştirdi.

Kınama metninde, “Yaratılan bu kaotik ortamda mümkün olan en az sayıda insanın
zarar görmesi için gayret göstermeye devam edeceğiz.” denildi.
(http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/667466/16_eyaletin_bassavcisindan_Trump_a_karsi_kinama.html, 30.01.2017)
==========================================
Dostlar,

Gördünüz mü, “vatan haini ABD’li başsavcılar”ı !??
“Milli bir mesele” de (!) bile ülkenin “seçilmiş Başkanı” na kafa tutuyor ve

  • “Yaratılan bu kaotik ortamda mümkün olan en az sayıda insanın
    zarar görmesi için gayret göstermeye devam edeceğiz.” diye açık açık meydan okuyorlar!

Bu “Yargı” da “ayak bağı” oluyor kooooskoaca seçilmiş ABD Başkanı’na!

Yoksa “bağımsız – tarafsız yargı” gerçekte bu mu?
Yoksa “güçler ayrılığı” ve Anayasal 3 erkin (Yasama – Yürüme -Yargı) birbirini denetleyip dengelemesi (check&balance) sistemi bu mu??

1982 Anayasasında bu sistem iyi – kötü vardı. 12 Eylül 2010’da AKP’nin yaptığı 26 maddelik değişikliğin “blok” oylamasında necip milletimiz, “akiller”e (!) uyarak “yetmez ama evet” diyene dek..İşte ondan sonra HSYK eliyle AKP – RTE yargıya da egemen oldu ve
geldik bugünlere..

Bu kez 18 madde ile Anayasanın 80’e yakın maddesi değiştiriliyor. Zaten daha önce 17 kez değişiklikle 2/3’ü değiştirilmiş, 12 Eylül darbe anayasası olmaktan büyük ölçüde çıkarılmıştı, moda ama yanlış deyimle “sivil” leştirilmişti!

Bu kez, yeryüzünde ve dünya anayasa yazınında (literatüründe) benzeri, örneği olmayan
ucube bir “Türk tipi Başkanlık” getiriliyor ki;

Osmanlı padişahlarından daha yetkili olacak Bay RTE!

Bunca geniş – sınırsız yetkiyi normal bir adam neden ister, ister mi?
339 AKP – MHP milletvekili neden boyun eğer bu saçmalığa, yıkıma??
Akla uygun bir açıklaması varsa, gidin siz de halkoylamasında “evet” deyin, Türkiye bitsin!

  • Çünkü bu dayatmanın saklanan en kritik yanı,
    örtülü AF YASASI oluşudur! 

  • 17-25 Aralık suçları dahil, bakanların, cumhurbaşkanının geriye dönük hiçbir sorgulama olanağı bı-ra-kıl-mı-yor!!

Ve şimdi ateş bacayı sarmış olup, kabulünden bu yana 9. gününde yasalaşan Anayasa değişikliği teklifi Cumhurbaşkanlığına gönderilmiş değil!? Erdoğan, 15 günlük anayasal inceleme süresini fiilen (gene anayasa dışına çıkarak) uzatıyor.
Tayyip beye karşın TBMM, metni Cumhurbaşkanlığına sunmama davranışı sergileyebilir mi??
Kamuoyu yoklamaları gırla gidiyor.. Danışmanlar, AKP ve Tayyip beyin iç dünyası kaynıyor..

“HAYIR” paniği her yanı sarmış durumda.

Çünkü artık Türkiye Cumhuriyeti’ne “şah mat” hamlesi yaptınız!..

Yoksa, RG’de yayımlanmasını izleyen 60 günü kovalayan Pazar gününü 23 Nisan 2017
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı‘nın 97. yılına denk düşürme peşinde misiniz??
97 yıl sonra açılış yıldönümünde “TBMM’yi majestelerinin uslu atanmışları heyeti” ne dönüştürme kumarı! Bir büyük travma daha halk kitlelerine, sosyal psikoloji atağı öyle mi?
Bir 23 Nisan günü demokratik – parlamenter rejime son ve TAYYİBİSTAN saltanatına merhaba!

Vazgeçin efendiler, vazgeçin.. Ne Türkiye bu deli gömleğine uyar, ne Dünya koşulları elverir..
Ham hayali bırakın, RTE vazgeç(e)mezse bari Anayasa Mahkemesine fısıldasın; iptal etsinler..

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Sitemizde 7000. yazı : Al sana başkanlık!

Sitemizde 7000. yazı :
Al sana başkanlık!

Hayır demeliyiz.
Mutlaka hayır demeliyiz.
Neden derseniz?
Somut örnek vereyim.
*
Venezuela’nın nüfusu 30 milyon kişi… Suudi Arabistan’ın bile 265 milyar varil petrol rezervi varken, Venezuela’nın 296 milyar varil petrol rezervi var. Varilini 55 dolardan hesapla bak ne çıkıyor… Venezuela halkının en az Kanadalılar kadar refah olması gerekiyor.
*
Venezuela’da başkanlık sistemi var. Hugo Chavez 1998’de başkan seçildi. Yoksul ve cahil ahali, onu çok seviyordu, gıda kolisi dağıtıyor, gariban mahallelere sağlık ocağı filan açıyor, devletin kaynaklarını sebil gibi kullanıyor, açlıktan nefesi kokan halkın kurtarıcısı olarak görülüyordu. Şak… Anayasayı değiştirdi, devletin yönetim şeklini değiştirdi. Artık onu sevip sevmemelerinin önemi yoktu, çünkü, artık onu başkanlıktan indirmek hukuken mümkün değildi. Muhalefeti susturdu, basını susturdu, iş dünyasını sustalı maymuna çevirdi. Onun yönetim şekli yüzünden 1.5 milyon kişi ülkeden kaçtı. Nüfusun yüzde beşi ülkeden kaçarken… Twitter’dan kendisini takip eden üç milyonuncu takipçisine ev hediye ederek, kendisini alkışlatıyordu.
*
Kansere yakalandı. Halefi olarak, başkan yardımcısı Maduro’yu seçti. Bütçe dahil, tüm yetkilerini başkan yardımcısı Maduro’ya devretti. Maduro otobüs şoförüydü, lise mezunuydu, sendikacılıktan tırmanmış, Chavez’in sağkolu olmuştu.
“Üniversite mezunu olmayan biri devlete başkan olabilir mi?” diye eleştirildiğinde… Chavez “neden olmasın” diyordu, “iktidar halkındır, elitler-seçkinciler istemese de otobüs şoförü başkan olur” diyordu. Chavez öldü, otobüs şoförü Maduro geçici olarak başkan oldu.
*
Nisan 2013’te yeniden başkanlık seçimi yapıldı, başkanlık imkanlarını sonuna kadar kullanan Maduro, yüzde 50.6 oyla kılpayı kazandı. Rakibi % 49.1 almıştı. Seçimde şaibe olduğunu, oyların çalındığını elbette herkes biliyordu ama, itirazlardan netice alınamadı, çünkü, seçim kurulu, yargı, komple Maduro’nun kontrolündeydi. Toplum karpuz gibi ikiye bölündü.
Protesto gösterileri başlayınca, halka ateş açıldı. Harvard mezunu muhalefet lideri tutuklandı. Bizzat başkan Maduro tarafından “kendisinin başkanlığını kabul etmeyenlere konuşma yasağı” getiren yasa teklifi hazırlandı, meclis bu teklifi kabul etti iyi mi… Muhalefete kanunen konuşma yasağı getirildi. Başkanlık yetkilerini daha da arttıran yasalar çıkarttı, mesela, petrol ve madenler konusunda meclise sormadan karar verme yetkisini kendisine aldı!
*
Yandaş medya oluşturdu, şu anda Maduro haricinde hiçbir şey yazmıyorlar, televizyonlarda devamlı Maduro konuşuyor. Muhalif medyayı susturdu, yayınlarını beğenmediği televizyon kanallarını kablolu kanaldan çıkardı.
20 milyon kişiye 120 bin ton gıda kolisi dağıttı. Temel ihtiyaç maddeleri karaborsaya düşmeye başlayınca, başkanlık bünyesinde komisyon kurdu, kıtlığın sebebinin araştırılmasını istedi. Yalaka komisyon araştırdı. Ne buldular biliyor musunuz? “Halkımızın yüzde 95’i günde dört-beş öğün yemek yiyor, bu nedenle tüketim maddelerinde sıkıntı yaşanıyor” sonucunu buldular! Kıtlığın sebebi halkın çok yemesiydi yani… Başkanın sorumluluğu, kusuru yoktu!
*
2015’te parlamento seçimi yapıldı. Maduro her türlü katakulliyi yaptı ama, hezimete uğramaktan kurtulamadı. Muhalefet ezici çoğunlukla kazandı. Muhalefet parlamentoyu kazandı ama… Başkan hâlâ Maduro’ydu. Ordu, polis, yargı, onun elindeydi. Hükümeti hâlâ o kuruyordu.
Meclis çoğunluğunu ele geçiren muhalefet, 2019’da yapılması gereken başkanlık seçimlerinin öne çekilmesi için, erken seçim talebinde bulundu. Başkan reddetti!
Bunun üzerine, erken seçime gidilmesi konusunda referandum yapılması için anayasal süreç başlatıldı. Anayasaya göre, referanduma gidilmesi için seçmenin yüzde 20’sinden imza toplanması gerekiyordu. Dört milyon imza toplandı. Nafile… Başkanın emrindeki seçim kurulu, imzaları kabul etmedi, referandum meferandum yapamazsınız dedi, kesti attı!
*
Muhalefet bir başka yol aradı, meclisten, Maduro’nun başkanlıktan azledilmesini talep eden karar çıkarıldı. Gel gör ki… Tüm üyeleri Maduro tarafından seçilen Anayasa Mahkemesi bu kararı reddetti. Meclisin azil talebinin anayasaya aykırı olduğu açıklandı!
Bunlar yetmezmiş gibi, Aragua eyaletinin valisini, kendisine başkan yardımcısı yaptı. Bu herif “uyuşturucu baronu” olarak tanınıyor! Eğer Maduro da Chavez gibi ölürse, 2019’a kadar ülkeyi bu arkadaş yönetecek.
*
Netice? Şu anda Venezuela’da enflasyon %700… Bu sene % 1600’e çıkması bekleniyor. Alışverişlerde kredi kartı geçmiyor, mağazalar kabul etmiyor. Hükümet devalüasyonla eriyen banknotları tedavülden kaldırıp, yerine yenilerini sürmek istedi, para basmak için bile para bulamadı! Asgari ücrete güya % 50 zam yapıldı, 40 bin bolivar oldu, 40 bin bolivar ne ediyor biliyor musunuz, 15 dolar ediyor! Et, un, şeker, pirinç, süt karaborsa satılıyor, ekmek için bile kuyruk var, marketler saldırıya uğruyor, yağmalanıyor. Hal böyleyken, zengin daha da zengin oldu, bir hamburger 170 dolara satılıyor, alıcı buluyor! Eczane rafları boşaldı, ilaç sıkıntısı var, sağlık sistemi çöktü, ameliyat malzemesi yok, yenidoğan bebek ölümleri rekor seviyeye ulaştı. İthalat bıçak gibi kesildi, alt tarafı diş macunu almak isteyen, normal fiyatının yüz misli ödemek zorunda kalıyor. Günde 18 saate varan elektrik kesintileri yapılıyor, yeterli elektrik üretilemediği için, kamu kurumları haftada beş gün tatil ediliyor, sadece pazartesi ve salı çalışıyor, özel sektör haftalık izin gününü üçe çıkardı. Şehirlerde günde sekiz saat su kesintisi yapılıyor, her gün… Fuhuş patladı. Suç patladı, her 21 dakikada bir cinayet işleniyor, her sene 17 bin adam kaçırma olayı, fidye rapor ediliyor. Gasp öyle hale geldi ki, insanlar cep telefonuyla anca evlerinde konuşuyor, sokağa çıkarken yanına almıyor.
Sosyal hayat durdu, sinema yok, tiyatro yok, konser yok, hava kararınca şehirler ıssızlaşıyor. Karayolları, limanlar ve havalimanları ordu kontrolünde tutuluyor.
*
Memleketin içine etti. Başkan hâlâ başkan! (SÖZCÜ, 19.01.2017, Yılmaz Özdil)
=================================
Dostlar,

Değerli araştırmacı – gazeteci Yılmaz Özdil‘in bu önemli yazısını 10 gün önce sitemize koymadık. Halkımızın morali bozulmasın istedik.. Ancak aradan geçen 10 günde
AKP-RTE-MHP cephesinde bir iyileşme, olumlu bir adım yok!

Yargıç-savcı aylıklarına 2700 TL’ye dek anormal zam da OHAL KHK’sı ile!
Neden yalnız yargıç-savcılara ve bu denli yüksek??
Memura 6 aylık %3, asgari ücretliye yıllık toplam %8; enflasyon farkı yok;
TÜİK enflasyon sepeti ile akılara durgunluk verecek biçimde oynayıp halkı aldatıyor!?
OHAL ilan gerekçeleriyle bu anormal zammın ne ilişkisi var??
Neden TBMM’den yasa olarak geçirilmez bu öneri?
TBMM devre dışı ve RTE daha şimdiden MUTLAK EGEMEN olarak, anayasa dinlemeden OHAL KHK’leri ile ülkeyi çelik pençe ile yönetiyor! Varın bir de halkoylamasnda “evet” çıkarsa neler olabileceğini düşünün.. İşte Venezuela örneği..

Bu acı Venezuela örneği üzerinde iyice düşünmek gerek.. İbret almak gerek..

  • Eğer bu halkoylamasında “HAYIR” denmezse,
    halkımıza bir daha kimse bir şey sor-ma-ya-cak!

    Sevgi ve saygı ile.
    29 Ocak 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Eğer anayasa değişikliği kabul edilirse ne mi olacak? Şunlar olacak…

Eğer anayasa değişikliği kabul edilirse
ne mi olacak? Şunlar olacak…


MURAT SEVİNÇ
Doç. Dr,, Ankara Üniv. Siyasal Bilgiler Fak.

Aşağıdaki satırlar, kimi Diken okuyucusu arkadaşların ‘kararlı’ ve ‘ikna edici’ tavrı nedeniyle kaleme alındı!

Önerinin ilk turu tamamlandı ve tüm maddeler 330’ün üzerinde oy aldı.

Şimdi ikinci tur yapılacak ve her bir madde yeniden oylanacak. 330’un üzerinde oy alan maddeler, kabul edilmiş sayılacak.

İkinci oylama sonrasında, ‘tümü’ oylanacak ve yine 330 ile 367 arasında oy ile kabul edilirse, zorunlu olarak halkoylamasına sunulacak.

Eğer ikinci oylamada herhangi bir madde 330’un alında kalırsa, paketten düşecek. Nitekim 2010’daki değişikliklerin ikinci oylamasında siyasi partilerin kapatılmasını düzenleyen madde 330’u bulamamış ve düşmüştü!

Hiç hesaba katılmıyor, ancak ikinci oylamada yanlıca ‘bazı’ maddeler 330’un altında kalır ve düşerse, 330’u geçen diğer maddeler yine zorunlu olarak halkoylamasına sunulacağı için, anayasa değişikliği bir ‘garabete’ dönüşecek. Düşünebiliyor musunuz; anayasanın yarısı parlamenter sistemden, bazı maddeleri ise Türk tipi başkanlıktan söz ediyor olacak. Eşi benzeri görülmemiş bir durum.

Eğer tümü, hem ikinci oylamada hem de son oylamada geçer ve halkoylamasında yüzde 50’den fazla oy alırsa, şunlar olacak:

* Önce olumlu değişiklikler ile başlayayım. Askeri yargı artık anayasal bir kurum olmayacak. Milletvekili seçilebilmek için 25 yaş koşulu 18 olacak. Sıkıyönetim yolu kalkacak. Ayrıca vekil sayısı 600’e çıkacak. Sonuncusunu boş verin. İlk üçü olumlu değişiklikler ancak bütün içinde, bir değer taşımıyor.

Asıl önemli ve rejim değişikliği tartışmasına neden olan değişiklikler, şu sonuçlara neden olacak:

* Cumhuriyet tarihi boyunca duymaya ve görmeye alıştığımız bazı kişi, makam ve kurumlar tarihe karışmış olacak. Artık bir ‘başbakan’ ve ‘bakanlar kurulu’ olmayacak. Onların yerine, ‘bir kişi’ göreceğiz.

* O ‘bir kişi’ (Türk tipi başkan), TBMM seçimleri ile birlikte seçilecek. Yani seçim zamanları birleştirilecek. Milletvekili için sandığa giden seçmen, o ‘bir kişiyi’ de seçecek. Yüzde 50’yi geçemezse ne olacak? Hoppala ikinci tur!

* Parlamenter sistem terk edildiği için, artık TBMM bakanları denetleyemeyecek. Bir tür sorumlulukları olacak, ancak bugünkü gibi değil. Diyeceksiniz ki, ‘Bugün denetliyor da ne oluyor?’ Siz de haklısınız.

* O ‘bir kişi,’ şimdi olduğu gibi, kabul edilen yasaları ‘geri gönderme’ yetkisine sahip olacak ancak bu geri gönderme, ‘veto’ya yaklaşmış olacak. Çünkü o ‘bir kişi’nin geri gönderdiği yasanın TBMM’den geçmesi, şimdikinden farklı olarak ancak üye tamsayısının yarısından bir fazlası ile mümkün olacak.

* Parlamenter sistem terk edildiği için, TBMM’nin yürütme organını denetlemesi, örneğin, artık bir bakanlar kurulu olmayacağı için ‘gensoru’ verilmesi mümkün olmayacak.

* Çünkü hem bakanlar hem de o ‘bir kişi’nin yardımcıları (cumhurbaşkanı yardımcıları) TBMM’ye değil, o ‘bir kişiye’ karşı sorumlu olacak. Söz konusu kişiler, görevleri sona erdikten sonra dahi ancak aynı usuller izlenerek yargılanabilecek (görevleriyle ilgili suçları nedeniyle).

* Devletin başındaki ‘bir kişi,’ kararname çıkarabilecek.

* Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görev ve yetkileri, teşkilat yapısı, merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması o ‘bir kişi’nin çıkaracağı kararname ile gerçekleşecek.

* Devlet başkanı olan ‘kişi,’ en fazla iki kez seçilebilecek. Yani 10 yıl. Öyle mi? Hayır şekerim, öyle değil: Eğer TBMM, seçimlerin yenilenmesine, yani ‘erken seçime’ karar verirse ve o esnada devlet başkanı olan kişi, örneğin ikinci döneminin sonundaysa, yeniden aday olabilecek. Bu da demektir ki o ‘bir kişi,’ koşullar uygun düşerse, 15 yıl görevde kalabilecek.

* Seçilen ‘bir kişi,’ yardımcılarını atayabilecek. Bakanlarını atayabilecek.
Onların görevlerine son verebilecek. Sayıları filan belli mi? Ne gezer!

* Seçilen ‘bir kişi,’ üst kademe kamu görevlilerini atayabilecek. Tamamını. Görevlerine son verebilecek. Atanmalarına ilişkin esaslar da, o ‘bir kişi’nin çıkaracağı kararname ile belirlenecek.

* Seçilen ‘bir kişi,’ milli güvenlik siyasetini belirleyecek.

* Seçilen ‘bir kişi,’ TSK’nin başkomutanlığını temsil edecek ve TSK’nin kullanılmasına karar verecek.

* TSK’nin kullanılmasına karar verecek ve başkomutan sıfatını taşıyacak ‘bir kişi,’ aynı zamanda bir siyasal partinin genel başkanı olabilecek. Yani, partili başkomutan!

* Genelkurmay Başkanı, seçilen o ‘bir kişiye’ karşı sorumlu olacak.

* Seçilen ‘bir kişi,’ yukarıda da belirttiğim gibi, yürütme yetkisine ilişkin konularda ‘kararname’ çıkarabilecek.

* Seçilen ‘bir kişi,’ eğer yasayla düzenlenmiş bir alan varsa, o konuda kararname çıkaramayacak. Ya da eğer kararname ile yasa çatışırsa, yasa uygulanacak. İyi hoş da, yasa ile düzenlenmemiş bir alan söz konusuysa, çıkardığı kararname ile yasal boşluğu doldurabilecek. Oysa Anayasaya göre, yasama yetkisi devredilemez. Hâlihazırda Anayasa’da KHK’ler için öngörülmüş ‘yetki kanunu’ koşulu aranmayacak. Seçilen ‘bir kişi,’ bu yetkisini doğrudan anayasadan almış olacak.

* Seçilen ‘bir kişi’nin çıkaracağı kararnameler aleyhine AYM’ye başvurulabilecek. Kararnameye yasa gücü tanındığının bir göstergesi de bu kuşkusuz.

* Seçilen ‘bir kişi,’ yasalara aykırı olmayan yönetmelikler çıkarabilecek.

* Seçilen ‘bir kişi,’ yargılanabilecek. Ancak, ‘bir suç işlediği’ iddiasıyla 600 vekilin salt çoğunluğunun önerisi ve beşte üç ile kabul gerekecek. Türkçesi: Parlamentoda çoğunluğu ele geçiren parti istemediği sürece, soruşturma açılamayacak.

* Seçilen ‘bir kişi,’ görev süresi bittikten sonra da, ancak TBMM aynı çoğunlukla karar verirse yargılanabilecek. Yani, meclisin nitelikli çoğunluğu istemezse, hiçbir zaman yargılanmayacak.

* Seçilen ‘bir kişi,’ kendisine bir ya da daha fazla yardımcı atayabilecek. İstemezse, hiç kimseyi atamayacak. İsterse, canının istediği kadar atayabilecek.

* Yardımcılar ve bakanlar, seçilen ‘bir kişiye’ karşı sorumlu olacak. Bir suç işledikleri ile sürülürse, Yüce Divan’a sevk edilmeleri için yine üçte iki (400) oy gerekecek. Görevleri bittikten sonra yargılanmaları için de, aynı oran aranacak. Yani o meclis çoğunluğu kabul etmediği sürece yargılanamayacaklar.

* TBMM, şimdi olduğu gibi basit çoğunlukla erken seçim kararı alamayacak. Ancak beşte üç ile bu kararı verebilecek. Seçim kararı verdiğinde, devlet başkanı seçimi de birlikte yapılacak.

* Seçilen ‘bir kişi,’ TBMM seçimlerinin yenilenmesine gönlünce karar verebilecek. Yani TBMM’yi feshedebilecek. Tabii yine iki seçim birlikte yapılacak.

* Seçilen bir kişi, gerekli koşullar oluştuğunda OHAL ilan edebilecek. OHAL esnasında, o ‘bir kişi,’ OHAL kararnamesi çıkarabilecek. Bu kararnameler, ‘yasa’ hükmünde kabul edilecek.

* Seçilen ‘bir kişi,’ üye sayısı 15’e düşecek olan AYM’nin tüm üyelerini ‘bir biçimde’ kendisi belirleyecek. Üçünü TBMM seçecek (kim çoğunluksa!), üçünü YÖK’ün önerdiği (bir şey söylemeye gerek var mı!?) adaylar arasından o ‘bir kişi’ saptayacak. O ‘bir kişi,’ dört üyeyi bazı kategoriler içinden ‘doğrudan’ kendisi belirleyecek. Kalan beş üye, Danıştay ve Yargıtay’ın göstereceği adaylar arasından, yine o ‘bir kişi’ tarafından seçilecek. Eğer o ‘bir kişi’ ile meclis aynı siyasi eğilimde olursa (!) neredeyse tüm üyeler, aynı tornadan çıkacak.

* Seçilen ‘bir kişi,’ yeni adı HSK şeklinde değişecek olan HSYK’nin, neredeyse yarısını kendisi seçecek. HSK Başkanı, o ‘bir kişi’nin belirlediği Adalet Bakanı olacak. Kalan üyeleri TBMM, yani hâkim meclis çoğunluğu tarafından belirlenecek. Haliyle, o ‘bir kişi’ ile meclis aynı eğilimdeyse, HSK’nin tüm üyeleri, ‘bir kişi’ tarafından seçilmiş olacak. Ezcümle, yargı bağımsızlığı sorunu kökten çözülecek!

* Türkiye’nin ‘bütçesi’ artık seçilen ‘bir kişi’ tarafından hazırlanıp sunulacak, TBMM’ye.

* Seçilen ‘bir kişi,’ kanunla belirlenmiş sınırlar içinde, ‘vergi, resim, harç ve benzeri’ mali yükümlülüklerde değişiklik yapabilecek.

* Seçilen ‘bir kişi,’ Devlet Denetleme Kuruluna, diğer yetkileri yanında, ‘her türlü idari soruşturma’ emri verebilecek. Ayrıca TSK de, DDK denetimi kapsamına alınacak. Anlayacağınız, Türk tipi sivilleşme!

* MGK kararları, seçilen ‘bir kişi’ tarafından değerlendirilecek.

* Artık ‘tüzük’ olmayacak. Onun yerini, seçilen ‘kişinin’ kararnameleri alacak.

* YÖK, yani üniversiteler artık tümüyle, seçilen ‘bir kişinin’ takdirine bağlı olacak.

Bir iki şey daha var da, içim sıkıldı yazarken, yeter bu kadar.

Türkiye’de her tartışma gibi sistem tartışmaları da kişiselleştiriliyor. Başka türlü konuşmayı, tartışmayı başaramıyoruz. Herhangi bir şeyi derli toplu ve o alanın özelliklerini göz önünde bulundurarak ele almanın koşulları yok artık. Yukarıda alıntılar yaptığım değişiklik metnine güle oynaya ‘evet’ oyu vererek ‘Gazi Meclis’i yerle yeksan eden vekiller, biran olsun istedikleri ‘kişinin’ yerine, hiç istemedikleri bir adı koyuverse, emin olun endişeden uyuyamazlar.

Tabii şunu da düşünseler keşke. Hani deniyor ya, ‘Erken seçim istemedikleri için evet oyu veriyorlarmış.’ Ne gülünç! Muhtemelen metni okumadılar. Oysa değişiklik önerisi, her an ‘erken seçim’ yapılmasına bir engel koymuyor. Diyelim ki bu değişiklikleri kabul ettiler ve Nisan’da halkoylamasından geçti. Yazın yapılacak bir erken seçimde, iki seçim bir arada yapılacağı için hem TBMM hem Türk tipi başkan seçilmiş olacak ve seçilen ‘kişi,’ yetkilerini kullanmaya başlayacak. 2019’u beklemeden!

Ayrıca işler, bu güler yüzlü vekillerin istediği gibi gitmez de bir başkası seçilirse, kuşkunuz olmasın, şu anda kabin önlerinde poz veren o bıyıklı ve göbekli muhteremler, ‘eyvah’ diyecek. Tabii bir de, ‘Bu anayasa ile ülke yönetilmez,’ buyuracaklar!

Yapılan hakikaten akıl alır bir iş değil. Daha ne yazmalı, nasıl anlatmalı bilemiyorum ki. Adım Hıdır…

Söyleşi önerisi: Cumhuriyet’te Pınar Öğünç’ün, son KHK ile ihraç edilen iki müthiş insan, Melek Göregenli ve Nilgün Toker hocalarla yaptığı şahane söyleşiyi buraya ekliyorum. Okuyunuz. Hatta benim yazıyı boşverip bunu okuyunuz.

http://www.diken.com.tr/eger-anayasa-degisikligi-kabul-edilirse-ne-mi-olacak-sunlar-olacak/
(18.01.2017)
============================

Ankara Üniv. SBF – Mülkiye’de Anayasa Hukuku derslerimize giren değerli hocamız
Sn. Doç. Dr. Murat Sevinç‘e bu önemli yazısı için teşekkür ediyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
29 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Anayasa değişikliğinin “Evet”çilerden bile saklanan içeriği

Anayasa değişikliğinin
“Evet”çilerden bile saklanan içeriği

Özge Ozan
http://sendika14.org/2017/01/madde-madde-anayasa-degisikligi-evetcilerden-bile-saklanan-icerik-ozge-ozan/
Halkın çoğunluğu bu Anayasa değişikliğinin ne anlama geldiğini, içeriğini bilmiyor.
Birçok AKP’li gazeteci bile “Niye bu kadar aceleye getirildi, niye içerik tartışılmadı” diyerek gerçeklerin halktan gizlendiğini itiraf ediyor. O zaman iş başa düşmüştür.
Anlatacağız. Bu ülkenin gördüğü en büyük “konuşma seferberliği”ni yapacağız.

Anayasa değişikliği teklifi Meclis’ten geçti. Şimdi sıra referandumda. Anketlerde Anayasa değişikliğinin içeriğini “hiç” bilmeyen, “çok az” ya da “biraz” bilenlerin oranı %78.
Nasıl bilinsin? Düşünce, ifade özgürlüğü ve gösteri hakkının dahi kısıtlandığı, muhalif medyanın kapatma kararları ile susturulduğu bir Olağanüstü Hal döneminde, kapalı kapılar ardında hazırlanıp, kavga dövüş Meclis’ten geçirilen bir teklif bu.

Ülkenin nasıl yönetileceğini belirleyen bir Anayasa değişikliği, hakkındaki Meclis görüşmelerinin canlı yayımlanmadığı, haber bültenlerinde görüntülerin kırpılarak kendine yer bulduğu, tartışma programlarında az doğru çok yanlış “bilgi”nin halkın üzerine boca edildiği, “Hayır” diyenlerin ekranlarda yer bulamadığı bir süreçle Meclis’ten geçirildi.

Üniversitelerin, akademisyenlerin, gazetecilerin, hukukçuların, sendika ve demokratik kitle örgütlerinin, meclis dışı siyasi partilerin, halkın özgürce Anayasa değişikliğini tartışmasına izin verilmeyen, hızıyla insanları serseme çeviren bu süreçte herkesin hemfikir olduğu bir şey var, halkın çoğunluğu bu Anayasa değişikliğinin ne anlama geldiğini, içeriğini bilmiyor. O zaman iş başa düşmüştür. Anlatacağız. Bu ülkenin gördüğü en büyük “konuşma seferberliği”ni yapacağız.

“Kararsızım” diyen, “İçeriğini bilmiyorum ama ‘güçlü Türkiye’ için evet diyeceğim” diyen yurttaşlara seslenelim: “Sadece bu Anayasa değişikliğini önerenleri değil, “hayır” diyenlerin gerekçelerini de dinleyin”. Gerçekten dinlediğinizde neden “#TekAdamRejimineHayır” dediğimizi anlayacaksınız…

Maddelere boğulmadan işin özetini versek yeterlidir, mesele “Güçlü Türkiye” değil tüm gücün bir “Tek Adam”da toplanmasıdır… Ayrıntı isteyen için ise durum aşağıdaki gibidir…

Anayasa değişikliği ne getiriyor?*

Kısaca özetlersek, “cumhurbaşkanlığı sistemi” diye sunulan Anayasa değişikliği teklifinin asıl hedefi dünyadaki örneklere benzer bir “başkanlık sistemi” kurmak değil kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırıp “kuvvetler birliği” sistemi kurarak tüm yetkiyi “Tek adam”a devretmektir. Yasama ve yürütme kuvvetlerini “Tek Adam’da birleştirmektir.

Anayasa değişikliği ile bildiğimiz parlamenter sistem ortadan kalkıyor. Başbakan ve Bakanlar Kurulu ortadan kaldırılıyor.

Yasama organı olarak Meclis’in ana işlevlerinden biri olan yürütmeyi dengeleme ve denetleme imkanı tamamen ortadan kaldırılıyor. Devlet organlarının kanunla düzenlenmesi kuralının terk edilmesi gibi birçok alanda Meclis’in yasa yapma yetkisi elinden alınıyor.

Tek bir kişiye, oylarımızla seçtiğimiz Meclis’i feshetme, ülkeyi sürekli olağanüstü halle, kanun hükmünde kararname ile yönetme yetkisi veriliyor.

Bu sistemin dünya üzerinde başka bir örneği yok.

Bu sistemde tüm yetkiler bir kişinin/ Tek Adam’ın elinde toplanacak. Nasıl mı? Madde madde anlatmaya çalışalım…

Tek Adam karşısında hükümsüz Meclis

  • Anayasa değişikliğinin getirdiği sisteme göre tüm yetkileri elinde toplayacak “Tek Adam” TBMM seçimleri ile birlikte yapılacak “cumhurbaşkanlığı” seçimleri ile seçilecek. Genel seçimler 4 yıldan 5 yıla çıkarılacak. Ve Tek Adam ile Meclis’in görev süreleri mutlak biçimde birbirine bağlanacak. İki seçimin aynı anda yapılması ile Cumhurbaşkanı ile Meclis çoğunluğunun aynı siyasi partiden olması yani yasamanın yürütme güdümünde oluşması hedeflenecek.
  • Meclis çoğunluğu, Tek Adam’ın partisinde değil de başka parti veya partilerin milletvekillerinden olsa dahi mevcut sistemde olduğu gibi bakanlar kurulu ve başbakanı seçemedikleri için, milletvekili seçimlerin yapılmasının anlamı da kalmayacak. Asıl olan tek seçim Tek Adam’ın seçilmesi olacak. Milletvekili sayısı 600’e çıkarılacak ama ana işlevleri “maaşlarını” düzenli alıp, ayrıcalıklarını korumak olacak.
  • Tek Adam, partisinin başında yer alabilecek. Yani “cumhurbaşkanı” partili olacak, partisinin genel başkanı olabilecek. “Tarafsız” ve “bağımsız” olmayacak.

Meclis’i millet değil Tek Adam seçecek

  • Tek Adam, partisinde de egemen olduğu ve hangi milletvekillerinin seçileceğine karar vereceği için seçimleri partisi kazandığında Meclis çoğunluğu da Tek Adam tarafından belirlenmiş olacak. Meclis’in Cumhurbaşkanı karşısında bir bağımsızlığı kalmayacak.

Hiç seçmediğiniz Bilal’i o koltukta görmek ister misiniz?

  • Tek Adam, tüm bakanları ve yardımcılarını kendisi belirleyecek. Örneğin Tek Adam oğlunu cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atayabilir. Değişiklik teklifine göre cumhurbaşkanlığı makamının geçici/sürekli boşalması halinde yenisi seçilene kadar Tek Adam tarafından atanan Cumhurbaşkanı yardımcısı cumhurbaşkanının tüm yetkilerini kullanabilecek. Oğul örneğinden gidersek böyle bir durumda tüm bu yetkiler seçim olmaksızın babadan oğula devredilebilecek. Gözünüzün önüne oğlu getirmek bile yeniden düşünmek için bir neden olabilir (!)

Millet bakacak, Vekilleri bakacak, Tek Adam’ın adamları yönetecek

  • Sayısı belli olmayan bu söz konusu bakan ve cumhurbaşkanı yardımcılarının maaşlarını biz vergilerimizle ödeyeceğiz ancak onlar Meclis’e dolayısı ile halka karşı değil Tek Adam’a karşı sorumlu olacak. Onun ağzından ne çıkarsa onu yapacak. Tek Adam atadıklarını istediği zaman görevden alabileceği için, ona itiraz etmeleri de mümkün olmayacak. Tek Adam’ın yaptığı atamalar Meclis ya da başka bir organın denetimine ve onayına bağlı olmayacak.
  • Tek Adam, üst kademe kamu görevlilerini atayabilecek, görevlerine son verebilecek, atamalara ilişkin esaslar yine tek adamın çıkaracağı kararname ile belirlenecek. Tüm bürokrasi sadece Tek Adam’a karşı sorumlu olacak.

Tek Adam sorgulanamayacak, soru bile sorulamayacak

  • Halk yine oy verip Meclis’teki milletvekillerini seçecek ancak halkın seçtiği Meclis’in yürütme organını-Tek Adam’ı denetlemesi mümkün olmayacak. Meclis’e karşı sorumlu bir hükümet (yürütme) oluşmayacak, güven oylaması kalkacak. Doğalında milletvekilleri ortadan kaldırılan bakanlar kurulu için gensoru veremeyecek. Düzenleme ile sözlü soru ortadan kaldırılacak. Mevcut sistemde yürütmenin başı olan başbakana yazılı soru sorabilirken değişiklik referandumdan geçerse milletvekilleri Tek Adam’a soru bile soramayacak. Ancak yardımcıları ve bakanlarla muhatap olabilecek. Üstelik değişiklikte yazılı sorular cevaplanmazsa ne olacağı yazmadığı için bu uygulamanın da hiçbir etkisi olmayacak.

Tek Adam sevmediği Meclis’i feshedebilecek

  • Bugünkü gibi Mecliste basit çoğunlukla (Meclis’teki vekil sayısının yarısı) erken seçim kararı alınamayacak. Meclis’in beşte üçü bu kararı verebilecek. Seçim kararı verildiğinde “Tek Adam” seçimi de birlikte yapılacak. Ancak hazırlanan sistemde Meclis çoğunluğu Tek Adam’ın partisinden olduğunda o istemediği sürece yasal süre dolmadan ülkeyi seçime götürmek mümkün olmayacak. Tabi Tek Adam isterse her şey çok “kolay” olacak.
  • Tek Adam Meclis seçimlerinin yenilenmesini istediğinde. Meclis’i feshedebilecek. “Ben yaptım oldu” demesi yeterli olacak. Tek Adam’a oy vermeyenlerin de temsil edilmesi gereken Meclis sadece Tek Adam’ın kararı ile yenilenecek. Halkın kolektif çıkarı değil Tek Adam’ın siyasi çıkarı belirleyici olacak. Seçim tehdidi Tek Adam’ın elinde Meclis’in üzerinde salladığı bir kılıca dönüşebilecek.

Tek Adam koltuğu bırakmak istemezse…

  • Peki ya Tek Adam koltuğu bırakmak istemezse? Değişikliğe göre cumhurbaşkanının iki kez seçilme hakkı var. Ancak ikinci dönemde yasal süre bitmeden Tek Adam Meclis’i feshedip yeniden seçime giderse iki kez sınırına takılmadan bir kez daha aday olabilecek.
  • Tek Adam’ın yürütmeye ilişkin konularda kararname çıkarma yetkisi olacak. Ülkeyi Meclis’e hiç sormadan çıkardığı kararnamelerle yönetebilecek. Mevcut sistemde KHK çıkarma yetkisi parlamentonun kabul edeceği ve konu, amaç ve süre gibi unsurlar açısından sınırlandırılmış bir yetki yasasına dayanır ve sonrasında da parlamentonun KHK’yi onay yoluyla denetlemesini içerirken, yapılan değişiklikle TBMM’nin denetim olanakları tümden ortadan kaldırılacak.
    Tek Adam yetkisini doğrudan Anayasa’dan almış olacak.

Tek Adam’ın partisi Meclis’i kilitleyecek

  • Anayasa’ya göre yasama yetkisi devredilemez, ancak Anayasa değişikliği referandumdan geçerse Tek Adam’a kanunla düzenlenmeyen bir konuyu kararnameyle düzenleme, yasal boşlukları kararnameyle doldurma yetkisi verilecek. Tek Adam, eğer yasayla düzenlenmiş bir alan varsa o konuda kararname çıkaramayacak. Ve eğer çıkardığı kararname yasa ile çatışırsa o yasa uygulanacak, ancak Meclis çoğunluğu da Tek Adam’ın partisindeyse Meclis’in kanun çıkarması engellenerek “yasal boşluk” alanlarında at koşturabilecek.
  • Tek Adam, “cumhurbaşkanlığı kararnamesi” ile Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görev ve yetkileri, teşkilat yapısı, merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasını sağlayabilecek. Örneğin Aile Bakanlığı ya da örneğin Çevre ve Şehircilik bakanlığı bir gecede kapatılabilecek, bu kamu kurumlarında halkın yararına işletilebilecek tüm mekanizmalar Tek Adam’ın bir sözü ile kaldırılabilecek.

Devlet Denetleme Kurulu bile Tek Adam’ın oyuncağı olacak

  • Tek Adam örneğin Atatürk Kültür, Dil, Tarih Yüksek Kurumu, TRT, YÖK, Kredi ve Yurtlar Kurumu, Üniversiteler, Devlet Tiyatroları, Türk Patent Enstitüsü, Sosyal Güvenlik Kurumu gibi…“kamu tüzel kişiliği” kurma konusunda da kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisine sahip olacak. Yine Devlet Denetleme Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği gibi kritik kurumların tüm işleyiş ve teşkilat yapılarında kararname ile değişiklik yapabilecek.
  • Tek Adam, yönetmelik de çıkarabilecek.

Tek Adam’ın canı sıkılırsa OHAL ilan edecek

  • Tek Adam, olağanüstü hal (OHAL) ilan edebilecek. Üstelik kendi bakanlarından bile görüş almasına gerek yok. Bir sabah uyanıp olağanüstü hal ilan edebilir. Yapılan değişiklikle olağanüstü hal ilan nedenleri de artırılıyor. Savaş, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, seferberlik, ayaklanma, doğal afet, salgın hastalık ve ağır ekonomik bunalım gibi birbiri ile ilişkisiz konular OHAL ilanına gerekçe yapılıyor.
  • Değişiklikte olağanüstü halin kaç kez uzatılabileceği konusunda bir sınır getirilmediği için, örneğin Tek Adam görevde bulunduğu süre boyunca ülkeyi sürekli olağanüstü halle yönetebilecek.
  • OHAL ilan ettiğinde OHAL kararnamesi çıkarabilecek ve çıkardığı kararnameler “kanun” hükmünde kabul edilecek. Anayasaya uygunluk denetimi dışında bulunan bu kararnameler ile Tek Adam bu kararnamelerle Anayasa hükümleri de dahil olmak üzere hukuk düzeninde kalıcı değişiklikler yapabilecek. Yani olağanüstü ilan ettiği dönemde Anayasayı da fiilen askıya alabilecek.

Tek Adam istediği suçu işleyecek, yargılanamayacak

  • Bu kadar yetkiyi elinde toplayan Tek Adam nasıl mı yargılanacak? Bekir Bozdağ diyor ki şimdiye kadar Cumhurbaşkanı yalnız vatana ihanetten yargılanabiliyordu, değişiklikle siyasi sorumluluk veriliyor, cezai sorumluluk getiriliyor. Elbette Bozdağ tüm yürütme yetkisini Tek Adam’ın elinde topladığını, bahsedilenin aynı “cumhurbaşkanı” olmadığını söylemediği gibi, ceza almasının neredeyse imkansız olduğundan da bahsetmiyor. Şöyle ki Tek Adam hakkında ancak 600 vekilin salt çoğunluğu yani 301 vekil soruşturma açılmasını teklif edebilecek, ancak beşte üçünün onayıyla (360) bu teklif kabul edilecek ve yine ancak 400 vekil “evet” derse Yüce Divan’a gönderilebilecek. Yani Tek Adam Meclis çoğunluğunu elde tutan bir partinin genel başkanı olursa kendi partisi istemediği sürece yargılanamayacak. Tek Adam iktidarı bittikten sonra da eğer Meclis’in nitelikli çoğunluğu “evet” demezse yargılanmayacak.
  • Hadi diyelim olmayacak şey oldu. Tek Adam Yüce Divan’a gönderildi. Yani Meclis’in üçte ikisi Tek Adam suçludur diye düşündü. Tek Adam’ın yargılanmak için gideceği yer Anayasa Mahkemesi yani üyelerinin büyük bölümünü atadığı yer. Hadi diyelim burada da olmayacak şey oldu. Tek Adam mahkum oldu. Eğer mahkumiyet “cumhurbaşkanı seçilmeye engel” bir suçtan değilse Tek Adam görevde kalmaya devam edecek.

Tek Adam istemezse kimse yargılanamayacak

  • Tek Adam’ın atadığı bakanlar ve cumhurbaşkanı yardımcıları eğer suç işlerlerse, yani aşina olduğumuz o “dörtlü” gibi hırsızlık, yolsuzluk yaparlarsa, rüşvet alırlarsa ne olacak? Onların da Yüce Divan’a sevk edilmeleri için yine üçte iki (400) oy gerekecek. Yani Tek Adam istemediği sürece hiçbir bakan ve yardımcısı yargılanamayacak. Görevleri bittikten sonra da yargılanmaları için aynı oran gerekecek.

“Bağımsız yargı” yok, “Tek Adam’a bağımlı yargı” var

  • Peki ya yargı? Tek Adam, Anayasa değişikliği ile yeni adı HSK (Hakimler ve Savcılar Kurulu) şeklinde değişecek olan HSYK’nin, neredeyse yarısını kendisi seçecek. HSK Başkanı, Tek Adam tarafından atanan Adalet Bakanı olacak. Tek Adam tarafından atanan Adalet Bakanlığı müsteşarı ise doğal üye olacak. Sayısı 13’e indirilen üyelerden 4’ünü Tek Adam kendisi atayacak. Tek Adam’ın atadığı HSK üyelerinin göreve başlaması için Meclis’ten onay aranmayacak. Kalan üyeler TBMM’de, yani hâkim Meclis çoğunluğu yani iktidar partisi ve değişikliğe destek veren parti tarafından belirlenecek. Yani Meclis çoğunluğu Tek Adam’ın partisindeyse HSK’nın tüm yapısını o belirleyecek. Yargı bağımsızlığı tamamen ortadan kaldırılacak.

Dosta düşmana O karar verecek,
sonra ”kandırılmışım” deyip işin içinden çıkacak

  • Tek Adam ülkenin “milli güvenlik siyaseti”ni belirleyecek. “Milli Güvenliğin sağlanması ve TSK’nın yurt savunmasına hazırlanmasından” Meclis’e karşı Tek Adam sorumlu olacak. Yani istediğini düşman istediğini dost ilan edebilecek. Ülkenin savaşa sürüklenmesine ya da ülkedeki bir toplumsal kesimin “iç düşman” olarak belirlenmesine tek başına karar verebilecek, sorun çıktığında “kandırıldım” deyip işin içinden çıkabilecek.
  • Tek Adam, TSK başkomutanı olacak. Askerleri istediği gibi savaşa sokup çıkarabilecek. Zorunlu askerlikle TSK’ya katılan gençler Tek Adam’ın ağzından çıkan söz ve aldığı kararla ölüme gönderilebilecek. Genelkurmay Başkanı Tek Adam’a karşı sorumlu olacak.

Memleketin kasası Tek Adam’a

  • Biraz da “paradan” haber verelim. Yapılan Anayasa değişikliği ile Tek Adam bütçeyi de kendisi oluşturacak, Meclis’e kendisi sunacak. Halkın parasının nereye aktarılacağına, eğitime, sağlığa, savaşa ne kadar bütçe ayrılacağına kendisi karar verecek. Dünyadaki “başkanlık sitemlerinde” Meclis’in elindeki en önemli koz “başkanın” bütçesi üzerindeki onay yetkisiyken “Türk tipi başkanlık” diye sunulan Tek Adam sisteminde bu denetleme/denge unsuru da ortadan kaldırılacak. Tek Adam bütçesi Meclis tarafından onaylanmazsa, geçici bütçe kanunu çıkarılacak o da çıkarılamazsa eski bütçe yeniden değerlenme oranına göre artırılarak yürürlüğe girecek. Meclis tamamen işlevsizleşecek. Tek Adam Meclis onayı dahi olmadan harcama yapabilecek.

Maddeleri de örnekleri de çoğaltmak mümkün.
Ama bu kadarı da referanduma götürülen Anayasa değişikliğinin temel özelliğini anlatmaya yetiyor.
80 milyonun iradesi, bu memleketin bugünü ve geleceği tek adama teslim edilebilir mi?

HAYIR!

* Yazıda Önce Demokrasi’nin “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine teknik ve bilimsel rapor” metninden, mecliste.org’ta yayımlanan uzman görüşlerinden yararlanılmıştır.

http://sendika.org Sitesine 14. Kez BTK Erişim Engeli ve 15 MADDEDE BAŞKANLIK SİSTEMİNE NEDEN HAYIR DEMELİYİZ?

http://sendika.org
Sitesine 14. Kez BTK Erişim Engeli

Ve 15 MADDEDE BAŞKANLIK SİSTEMİNE NEDEN HAYIR DEMELİYİZ?

Dostlar,

Sendika.org‘a erişim habire engelleniyor..
Son olarak http://sendika14.org/ adresinden yayın yapmaktalar.
Bu sitede 2 dakika 10 saniye süreli çok başarılı bir kısa film yer alıyor..
15  soru – yanıt biçiminde AKP – MHP kutsal ittifakının dayattığı yıkıcı – bölücü – despotik içerikli anayasa değişikliği irdeleniyor.
Sona doğru ayrıca MHP lideri Bahçeli’nin AKP – RTE’ye ve başkanlık sistemine dönük
çok ağır sözleri yer alıyor.. İnsan şaşırmadan edemiyor..

  • Ne oldu Bahçeli’ye ve ardından cazibeye kapılmışçasına sürüklenen MHP vekillerine?Elbet öğreneceğiz bu ”büyük sırrı” (!) bir süre sonra..
    Ancak siyaset, ortada hiçbir haklı – meşru – zorunlu gerekçe olmadan böylesine zıt kutuplara savrulmak mıdır? Genç kuşaklara çok kötü örnek olunmakta ve siyaset kurumuna güveni ciddi biçimde sarsmaktadır bu tutumu Bahçeli’nin. Açıklamalar doyurucu ve inandırıcı değildir.
    Bahçeli –  MHP’nin yasal – meşru – ahlaki olmayan kimi eylem ve işlemleri nedeniyle teslim
    ve hatta rehin alındığı kabulü, tersi kanıtlanana dek bir karine olarak gündemde kalacaktır.

    Biz bu dizeleri yazıp söz konusu kısa filmin erişkesini kopyalamak üzere http://sendika14.org/ adresine dönmek istediğimizde BTK tarafından 14. kez erişimin engellendiğini,
    http://sendika15.org/ adresinden yayına devam ettikleri notunu gördük!
    Ancak bu kısa filmi yeni site adresinde bulamadık! Biz izlemiş olduk bu arada. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, ”suç” sayılacak herhangi bir içerik görmediğimiz gibi, MHP lideri Bahçeli’nin AKP – RTE – 17/25 Aralık süreci, Başkanlık sisteminin yıkıcılığı ve AKP – RTE tarafından yargılanmayı engellemek, suçlarını örtbas etmek için istendiği … gibi yakıcı konularda çok sert eleştirileri kendi sesinden ve görüntülü yer almaktaydı.

    Demek oluyor ki; apaçık sansür uygulanarak Anayasa çiğneniyor, AKP iktidarı ve hücrelerine dek ele geçirdiği devlet kurumları yasa – hukuk – anayasa yerine siyasal iktidarın buyruğuyla davranıyor hatta kraldan çok kralcı davranışlar içinde oluyorlar..
    Olur olmaz her şeye de OHAL sosu (gerekçesi!) ekleniyor hemen.. İktidar ise OHAL kaldırılmadan halkoylamasına gidileceğini, OHAL’in halkın oyunu özgürce kullanması için güvence oluşturacağ masalını bile anlatabiliyor! Bir halkın aklıyla ancak böyle dalga geçilir!

    Ve bu baskıcı – bunaltıcı ortamda, muazzam güçte yandaş basınla, OHAL sopasıyla, Başbakan Yrd. ve Hükümet sözcüsü Kurtulmuş’un Başkanlık halkoylamasında evet ile onaylanırsa terörün biteceği, yoksa sabotajların, terör ve cinayetlerin süreceği açık tehdidi ve şantajı altında bir ‘referanduma’ (?!) sürükleniyoruz..

    Çooooook ilginç olan bir husus da, Tayyip bey taaa Madagaskar – Mozambik cenahlarından TBMM’de kabul edilen anayasa değişikliği yasası kendisine ulaşır ulaşmaz onaylayacağını belirtmesine karşılık henüz Resmi Gazetete yayımlama işlemi yok! Gecikmenin nedeni ne? Oysa TBMM sabahlara dek çalıştırılarak görüşmeler yapıldı, oylamalar tekme – tokat geçirildi!?

    Çıkmadık canda ümit vardır..
    Türkiye ayaktadır..
    Kamuoyu yoklamalarında HAYIR oranı %60’ın altına inmemektedir.
    Yüksek tepelerde korku, panik, telaş… egemendir.

    Erdoğan’a bıkıp usanmadan bir kez daha çağrımızdır                   :

    ”Hayırlı” olan bu değişikliği geri çekmektir Tayyip bey.. Sizin için de ülkemiz için de..
    Gelin bu dayatmadan, kör inattan vazgeçin, sağduyunuzun sesine bir fırsat verin…

    Yazıyı noktalamak üzere iken, facebook’ta yayımlanan bu filmin erişkesine ulaştık :

     

  • 15 MADDEDE BAŞKANLIK SİSTEMİNE NEDEN HAYIR DEMELİYİZ?
    (Video: Helmuth von Moltke)

https://www.facebook.com/www.sendika.org/videos/10154178779198344/ 

Sevgi ve saygı ile.
28 Ocak 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com