Yılmaz ÖZDİL : HDP

HDP

portresi_kisa_kollu

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ, 4.11.16

Neymiş efendim, hdp milletvekilleri terörle arasına mesafe koymamış filan… Geçiniz efendim! Hdp milletvekilleri, Akp nezaretinde İmralı’yla Kandil arasında kuryelik yaparken, terörle arasına mesafe mi koymuştu?
*
Zor yazıdır bu. Zoruma giden yazıdır.
Ama, doğru anlaşılması için, zor zamanda yazılmalıdır.
*
hdp’ye oy verip, “mitingte başka şeyler söyledin, seçildikten sonra gittin başka şeyler yaptın, bana yalan söyledin” diyen seçmen var mı kardeşim? Sizin seçtikleriniz “Türk yoktur” diyor, “Türk demeyelim” diyor, “Anayasadan Türk’ü çıkaralım” diyor, Andımızı yasaklıyor, T.C.’yi kaldırıyor… “Kürt demesek de olur” diyen hdp milletvekili var mı?
*
“Apo namazında niyazında çocuktu, oruç tutardı, sahura kalkardı, derslerinden çıkar camiye koşardı” diyen… Bebek katiline adeta “melek” muamelesi yapan… Tescilli teröristbaşını ahaliye “dindar çocuk” diye kakalamaya çalışan hdp milletvekili gördünüz mü hiç?
*
feto’ya muhterem hocaefendi diyen… cemaat’le aynı menzile yürüyen… pensilvanya’ya gidip, el etek öpen, orası sanki kutsal mekanmış gibi başını örten… Türkçe olimpiyatında eline mikrofon alıp, gesi bağlarında dolanıyorum’u söyleyen… Sonra da “hay Allah, kandırılmışız, pardon” diyen hdp’liye rastladınız mı?
*
Bunlarla alakalı suç duyuruları çuvalla, dolaplara sığmıyor. Haklarında bir tane yolsuzluk dosyası var mı? Rüşvet alırken enselenen, kol saati takılan, zimmetine para geçirmekle suçlanan, ihaleye fesat karıştırdığı iddia edilen, meclis komisyonlarında iş takipçiliği yaparken görülen hdp milletvekili var mı?
*
Senin seçtiğin milletvekili, Mustafa Kemal Atatürk‘ün TBMM duvarındaki tablosuna bile tahammül edemiyor birader… Ne yapsın hdp milletvekili, seninkilerin depoya attığı tabloya mı sahip çıksın? Senin seçtiğin milletvekili, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin madalyalı kahramanları iftirayla hapse atıldı diye neredeyse göbek attı, yetmedi, hakaret etti, aşağıladı. Kendi silahlı güçlerine toz konduruyor mu hdp milletvekilleri?

Senin partilerinde kadın-erkek eşitliği zaten yok da… Senin seçtiklerin arasında kadınla aynı masaya bile oturmayan, kadın eli sıkmayan, bıyığından utanmayıp kadın kontenjanından seçilen milletvekili bile var. Kadını her mevkide eşbaşkan yapıyor, kötü örnek oluyor diye mi öfkeleniyorsun?
*
Kıvırmadan cevap verelim. Kıvıran hdp milletvekili var mı?
Dönek mi hdp’liler? Solcuyken badem, milliyetçiyken liboş oluyorlar mı?
*
hdp’yi yere göğe sığdıramayan, övgüler düzen akil’ler, senin verdiğin oylarla senin partinden milletvekili olmadı mı? Pkk’nın Kandil’deki basın toplantısına koştura koştura gidenler, senin yandaş gazetecilerin değil mi? Devletin resmi haber ajansı, Anadolu Ajansı bile Kandil’de pkk bayrağının önünden canlı yayın yapmadı mı? Analar ağlamasın ayağıyla Türk milletini kandırmaya çalışanlar, 50 bin insanımızın katledilmesinden sorumlu terör örgütünü “sivil toplum örgütü” gibi göstermeye çalışanlar, hdp milletvekilleri miydi?
*
Bunlarla Dolmabahçe’de yan yana poz verenler kimlerdi? Memleketin hayrına şahane şeyler yapılıyormuş gibi, devletin resmi televizyonu TRT tarafından canlı yayınlanmadı mı?
*
Senin Türk milletini temsilen seçtiklerin, Türk milletinin evlatlarına zorla Arapça’yı dayatırken… 40 senedir dağda yaşayan Murat Karayılan’ın, Cemil Bayık’ın, senin seçtiğin milletvekillerinden bile daha güzel Türkçe konuşması tuhaf değil mi? (Anlama-kavrama güçlüğü çekenler için, altını çizerek yazayım. Bu satırların sahibi, iş işten geçmeden önce, testi kırılmadan önce kalaşnikofa şarjör olmayın diye uyarandır.)
*
HDP dün de PKK bayisiydi; bugün de öyle. İnkar etmiyor. Yarın da öyle olacak.
Sorunu çözmek istiyorsan… HDPlileri boşver. Önce kendi seçtiğin milletvekilini düzelt!
==========================

Eyvallah Yılmaz Özdil..

Gerçekte “zor” yazıdır, zoruna gitmiştir Özdil’in yazarken.
Okurken de bize “zor” gelmiştir bu yazı, “zorumuza gitmiştir” okurken..
Dileriz, Özdil’i adını ver(e)mediği parti AKP’ye 23 milyonu aşkın oy yağdıran neciiip mi necip miletimiz artık gerçekleri görsün ve verdiği oylarla ülkenin apaçık kanlı bir felakete sürüklendiğini anlasın, suç ortaklığına son versin bir an önce..

Sevgi ve saygı ile.
04 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

94. YILINDA SALTANAT’IN KALDIRILMASININ ANLAMI

94. YILINDA SALTANAT’IN KALDIRILMASININ ANLAMI

Dostlar,

Önceki yıl bu gün,

“90. YILINDA SALTANAT’IN KALDIRILMASININ ANLAMI

başlıklı bir makalemizi sizlerle paylaşmıştık.. Artık “94 yıl önce..” oldu.. Ama minik bir farkla : Artık nur topu gibi bir “yeni Saltanat” ımız var..

– AKP Saltanatı.. : 2002 – ….
Recep Tayyip Erdoğan Sultan Saltanatı : 2002 – …
– Tayyipgiller Saltanatı : 2002 – …
Devr-i AKP Saltanatı : 2002 – ….
– Reis saltanatı.. uğruna idam cezası geri getirilmeye çalışılıyor..
– Başkanlık Saltanatı
– Türk tipi Başkanlık saltanatı )!?)
– %90 ABD benzeri Başkanlık Saltanatı!
– Halife-Sultan saltanatı.. (Irak ve Suriye “Topraklarımdan çekil; vururum!” diyor?!)
……
Ya da benzerleri.. Acaba gelecek yıl ne adlar koyabiliriz?
Koyabilir miyiz? Yazabilir miyiz??
Uğruna memleketin tüm tersanelerine girildi, tüm kaleleri işgal edildi…..
Ama direneceğiz.. Parlamenter Demokrasiyi koruyacak, güçlendirecek ve Cumhuriyetimizi taçlandıracağız. 1876’da başlamıştık Parlamento’lu yaşam kavgamıza.. Onun gerisine kimler düşürebilir ki Türkiye’yi?? Hangi güç ya güçler??

Sevgi ve saygı ile.
01 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com
============================================
90. YILINDA SALTANAT’IN KALDIRILMASININ ANLAMI

Dostlar,

Günümüzden 90 yıl önce bu gün, Devrim tarihimizin en önemli dönemeçlerinden biri yaşandı. Ulus’taki küçük, mütevazi binada toplanan yurtsever milletvekilleri, 600 yıllık kadim Osmanlı Saltanatına son verdiler! Söylemesi dile kolay.. Bozkırın ortasındaki
25 bin dolayında nüfusu olan bir Anadolu kasabasının bağrında toplanan Milletin Meclisi, İstanbul’daki Halife-Sultanı artık tanımadığını tüm dünyaya ilan ediyordu.

30 Ağustos 1922 büyük utkusu ve 9 Eylül 1922’de emperyalistlerin maşası işgalci Yunanların denize dükülmesinin ardından, Batı emperyalizmi sıcak savaşa son vermek zorunda kalmıştı. Lozan’da barış görüşmelerine başlanacaktı. Batılı emperyalistlerin işlerine geliyordu 2 başlı bir Türkiye. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları elbette bu oyunu yutmayacaklardı. Ayrıca diyalektik olarak, çürümüş ve
içi boşalmış Osmanlı Saltanatı’na son ölümcül darbeyi vurmanın da tam zamanıydı.
Taktik ve strateji ustası Gazi Mareşal ve TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa,
tarihin deterministik gereklerini yerine getirmde çekince göstermedi. Aşağıda SÖYLEV‘inden aktardığımız paragraf, 31 Ekim / 1 Kasım 1922 gecesi
TBMM Komisyonunda Saltanatı kaldırmada ayak sürüyen vekillere söylendi.
Devrim, kararlılığını elbet vurgulayacak ve demir yumruğunu gerektiği yerde kaçınılmaz biçimde indirecekti. Yapılan, tam da buydu.

Kısa makalemizi ilgi ve bilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile.
1.11.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

SALTANAT’IN KALDIRILMASININ ANLAMI

Şu sözler, son (36.) Osmanlı Padişahı Halife-Sultan VI. Mehmet Vahdettin’in :

     “Koşullar ne denli ağır olursa olsun kabul edelim. İngiltere’nin doğudaki bize dost politikası değişmemiştir. Daha sonra bağış ve iyiliklerini kazanabiliriz.”

Ardından, Paris Konferansı’nda Vahdettin’in Sadrazamı ve damadı Ferit Paşa, İzmir için İngiliz işgalini önerir. Buna karşılık, ekonomik, parasal, hukuksal bağımsızlık.. gibi en yaşamsal istemlerden vazgeçer. Hatta, Bakanlıklarda İngiliz Müsteşar bulunması, illerde vali yardımcılığı görevini İngiliz konsolosların yapması ve maliyenin tümüyle İngilizlerin denetimine bırakılması bile Vahdettin tarafından önerilir. Yeter ki, son Osmanlı Padişahı “Halife-Sultan” VI. Mehmet Vahdettin taht ve tacından geri kalmasın. Ülke parçalanmış, açıkça sömürgeleşmiş, ulus tutsaklaşmış ve vatan toprakları bir avuç kalmış olsa da..

Ülkeyi böylesine satan, hain bir Osmanlı saltanatının daha fazla tutulmasının ulusa hiçbir yararı olmadığı ortadayken, Lozan Konferansı’na bağlaşıklarca taraf olarak çağrılınca, Mustafa Kemal Paşa’nın sabrı taşar. Ulusal Kurtuluş Savaşı boyunca emperyalistlerle işbirliği yaparak ülkeyi arkadan hançerleyen Osmanlı Saltanat kadrosunun artık ulusa daha fazla ihanetine katlanılamazdı. Mustafa Kemal Paşa ve Türk ulusu “ya bağımsızlık ya ölüm” ilkesiyle şanlı Kurtuluş Savaşı’nı verirken, Vahdettin ve tayfası düşmanla işbirliği içindeydiler. Yıllarca savaş alanlarında kan, can ve gözyaşıyla kazanılan ulusal bağımsızlığın ve utkunun Lozan Konferansı’nda masada tehlikeye atılmaması gerekiyordu.

İşte bu gerekçelerle, 1 Kasım 1922’de Saltanat ve Hilafet birbirinden ayrılarak Saltanatın kaldırılması, TBMM’de Mustafa Kemal Paşa’nın şu kararlı sözlerinin ardından oybirliği ile kabul edildi :

  • “Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk Milletinin hakimiyet ve saltanatına zorla el koymuşlardı. Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır… Fakat ihtimal, bazı kafalar kesilecektir.”

İşgalci İngiliz dostlarının (!), kendisinin istemini izleyen gün Malaya zırhlısıyla 17 Kasım 1922’de İstanbul’dan Malta’ya kaçırdıkları son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in (Osmanlı tarihinde hiçbir padişahın düşmana sığınmak gibi davranışı görülmemiştir!) Halifeliği de kaldırıldı ve yerine Abdülmecit Efendi seçildi. Böylece ulus yönetiminin demokratikleşmesi ve Cumhuriyet rejiminin yerleşmesi için çok önemli bir adım daha atılmış oldu. Kimi aymazların dediği gibi Mustafa Kemal Paşa diktatör olsaydı, kendisine önerilen Halife-Padişah makamını kabul ederdi. Oysa O, en “büyük yapıtım” dediği Cumhuriyet’in, TBMM istenciyle seçilen demokrat Cumhurbaşkanı olmayı yeğlemiştir.

Böylelikle; Padişahın tebası-kulu olan insanımız, Cumuriyetin yurttaşı olma yolunda çok önemli bir kazanım sağlamıştır. Egemenliğin kaynağı, gökyüzünden yeryüzüne indirilerek Anadolu Aydınlanma Devrimi’nin en önemli adımı atılarak, Türkiye’nin çağdaş dünyada kendine yaraşır yeri pekiştirilmiştir.

Türk Ulusu’na; Anayasamızın 2. maddesinde 6 temel niteliği tanımlı –insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti– olan tam bağımsız Türkiye Cumhuriyetimizde sonsuza dek onurlu bir yaşam dileriz.

Sevgi ve saygı ile.
1.11.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Cumhuriyet’e operasyon günü

Cumhuriyet’e operasyon günü

portresi_resmi

 

Emre KONGAR
Cumhuriyet
, 1 Kasım 2016

 

75 yaşına geldiğinde, daha 19 yaşında üniversite birinci sınıf öğrencisiyken, demokrasiyi askıya alan DP iktidarının polisi tarafından, fakültesinde üzerine ateş açılan çilekeş bir akademisyen-yazar… Gazetesine operasyon yapıldığını, yöneticilerin, yazarların gözaltına alındığını duyunca ne yapar?
***
Gözaltına alınacağı ihtimalini düşünerek hazırlanır:
Hemen aceleyle, her sabah almak zorunda olduğu ilaçlarını içer…
Duşunu yapar… Giyinir…. Gözaltına alınırsa, yanında götürmesi gereken ilaçlarını toparlar… Ve bilgisayarının başına oturur, o günkü yazısını düşünmeye başlar.
Aslında sonucu belirsiz ve ne işe yaradığı da pek bilinmeyen bir çabadır bu:
Yazıyı bitirebilecek midir? Bitirebilirse gazeteye yollayabilecek midir?
Yazı gazeteye ulaşsa, Cumhuriyet yarın sabah çıkabilecek midir?
Yarın gazete çıksa, yazı da yayımlansa Türkiye’de ne değişecektir;
40 yılı aşkın yazı yaşamında yazdığı kitaplar, makaleler, köşe yazıları ne işe yaramıştır?
Ama sonra silkinir ve kendi kendine mırıldanır:

“Ben yazılarımı, bütün yaşamımla bile bu dünyada hiçbir şeyi etkileyemeyeceğimi bilerek umutsuzca, ama tek bir makale ile tüm dünyayı değiştirebilecekmiş gibi bir sorumlulukla yazıyorum.” (Demokrasi ve Laiklik, s.87)
***
Bu yazıyı yazarken, bir an, Deja vu” denilen “Ben bunu yaşamıştım hissine kapıldım: 28-29 Nisan 1960, 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 24 Ocak 1993, 2 Temmuz 1993, 21 Ekim 1999 ve daha nice unutulmaz uğursuz günler, böyle olayları toplumcak yaşadığımız ve benim iliklerime kadar etkilendiğim tarihlerdi. Derken, 31 Ekim 2016 sabahı, 21 Mart 2008 tarihinde, Cumhuriyet Gazetesi’nin Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı ve İmtiyaz Sahibi, sevgili dostum İlhan Selçuk’un Silivri davaları dolayısıyla evinden gözaltına alındığı gün hissettiklerimi aynıyla yaşadığımı fark ettim:

Hukuk ve adalet adına büyük bir isyan… Gözaltına alınanlar adına büyük bir üzüntü… Rejim adına büyük bir hüzün! O zaman İlhan Bey’in sağlığı için endişelenmiştim… Şimdi çok ciddi hastalıklar geçirmiş ve geçirmekte olan Hakan Kara, Aydın Engin ve HikmetÇetinkaya’nın sağlıkları için kaygılanıyorum.
***
Özgürlüğümden mahrum bırakılma olasılığını hissedince önce mideme kramp giriyor, sonra garip şeyler üşüşüyor zihnime:
Hay Allah keşke sigarayı bırakmış olmasaydım.
Kahve içmem gerek, evde yeterince kahve var mı?
Yarın ay başı, nerelere hemen ödeme yapmalıyım?
Eşim uzakta, şimdi çok telaşlanır. Çocukların üzülmesini nasıl önlerim?
İlaçlarım yeter mi, yedek kaç kutu ilaç almalı?
Eve aramaya gelirlerse avukat çağırmalı mı; ama gazetenin avukatlarını da tutukladılar galiba? Bugünkü yazıyı ne yapmalı; bu durumda yazı yazılır mı?
Bir sürü randevu vardı, hepsini iptal etmeli; sonra insanlara ayıp olur!
Götürürlerse yanıma okumak için hangi kitabı almalıyım?
15 Temmuz üzerine yazmaya başladığım son kitabımı bitirmeye fırsat olacak mı acaba?

İlhan Başgöz olsa “Bu kaçıncı tehdit yahuuu” derdi; yeter artık be!
Gözaltına alınanlar arasında hastalar var, yazık, çok yazık! (Sağlamların gözaltına alınması yazık değil mi???) Yani abuk sabuk, garip, takıntılı düşünceler işte!
***
Hayır; bu, demokrasi filan değil…
Bu, FETÖ veya PKK terör örgütleriyle mücadele filan da değil…
Bu, yıllardır yazdığım, vurguladığım, toplumu uyarmaya çalıştığım gibi, resmen demokrasiye yapılan sivil bir darbenin ta kendisi!
======================================

“Bu da geçer” Saygın Aydınlanmacı Prof. Dr. Emre Kongar.. “Bu da geçer”
Dayan yüreğim dayan…

Dayan Cumhuriyet gazetesi,dayan!
Sonra da köklerine sıkı sıkıya sarıl; senin adını koyan Mustafa Kemal Paşa‘nın rotasına gir; tirajın 30-40 bin değil 130-140 bin olsun en az; o zaman sana dokunmak kimin haddi?

Sevgi ve saygı ile.
01 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Aile Hekimlerinin İşçi Sağlığı ile İlgili Yükümlülükleri

Aile Hekimlerinin İşçi Sağlığı ile İlgili Yükümlülükleri

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası 30 Haziran 2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yasa ile işçi sağlığının korunması bakımından alınması gereken önlemler çeşitli düzenlemelerle belirlenmiştir. Sektör ayrımı olmaksızın bir (1) ve daha çok çalışanı olan kamu ve özel bütün işyerleri ve tüm çalışanlar bu Yasa kapsamındadır.

Yasaya ve tehlike sınıfına göre ASM ve TSM hekimlerini de ilgilendiren yükümlülükler şunlardır:

  • 01 Ocak 2013 tarihinden başlayarak 1 (bir!) çalışanınız bile olsa Risk Analizi (Risk Değerlendirmesi), Acil Eylem Planı (Acil Durum Planlaması) yaptırmakla yükümlü ve çalışanlarınıza İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimi aldırmak zorundasınız. Eğer 50’nin üstünde çalışanınız varsa iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bulundurma yükümlülüğünüz var.
  • 01 Ocak 2014’ten başlayarak 50’den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için İş Güvenliği Uzmanı ve İşyeri Hekimi bulundurma zorunluluğu getirilmiştir.
  • 01 Temmuz 2016 sonrasında ise 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için İş Güvenliği Uzmanı ve İşyeri Hekimi bulundurma zorunluluğu başlayacaktır.

TBMM’ye verilen “Türkiye Varlık Fonu Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 66. maddesiyle kamu kurumları ile 50’den az işçisi olan az tehlikeli işyerlerinde uzman ve hekim çalıştırma zorunluluğu 1 Temmuz 2017 tarihine ertelendi.

6331 sayılı yasa yayımlandığında kamu kurumlarında iş güvenliği profesyoneli görevlendirme zorunluluğu 1 Temmuz 2014’te yürürlüğe girecekti. Ama yapılan düzenlemelerle bu zorunluluk önce 1 Temmuz 2016’ya ertelendi şimdiyse 1 yıl sonrasına bırakılmış oldu.

1 Temmuz 2016 tarihini dikkate alan pek çok kurum iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi görevlendirmesi veya bu konuda hizmet alımı yapmıştı. Kamu kurumlarının ertelemeyle birlikte ödemeler konusunda nasıl bir tavır takınacağı  belirsizken bu durumun işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının mağduriyetlerine yol açabileceği düşünülüyor.

ASM ve TSM’ler tehlikeli sınıfta işyerleridir.
Bu yüzden işçi çalıştıran ASM’lerde 1 Ocak 2014 tarihinden beri iş güvenliği uzmanı ve
işyeri hekimi bulundurma zorunluluğu vardır
.

Yukarıdaki maddelere uyulmadığı takdirde uygulanacak idari cezalar :

İşyerinin risk analizi (risk değerlendirmesi) yapılmamış ise işverene; 3.000 Türk Lirası ve yaptırılmadığı her ay için 4.500 Türk Lirası para cezası, (1 Ocak 2013’ten başlayarak
uygulanmaya başlandığı düşünülürse ödenecek cezalar çok ciddi rakamlara ulaşacaktır.)

İşyerinde gerekli denetim, ölçüm ve araştırmalar yapılmadıysa işverene; 1.500 Türk Lirası para cezası,

Çalışanlarına İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimi aldırmayan  işverene, çalışan başına ayrı ayrı 500 Türk Lirası para cezası uygulanacaktır.

Bulundurmadığınız iş güvenliği uzmanı için 5.000 Türk Lirası, İşyeri Hekimi için 5.000 TL para cezası uygulanacak ve bu cezalar, aykırılığın sürdüğü her ay için devam edecektir. (Örneğin 1 yıl süre ile iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bulundurmayan bir işyerine ortalama 120.000 TL
ceza kesilecektir.)

İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin işyeri tehlike sınıflarını incelemek için tıklayınız.

86.21.02 Aile ve toplum sağlığı merkezleri tarafından sağlanan yatılı olmayan genel hekimlik uygulama faaliyetleri (yatılı hastane faaliyetleri ile ebeler, hemşireler ve fizyoterapistlerce gerçekleştirilen paramedikal faaliyetler hariç) Tehlikeli

*6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 6 ve 7. maddeleri ile Yürürlük başlıklı
38. maddesinden kaynaklanan bu zorunlulukta erteleme yapılmıştır.

Meclis’te geçen hafta kabul edilen torba kanun tasarısının 66. maddesi şu şekildedir:

“MADDE 66- 20/6/2012 tarihli ve 633l sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 38 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “1/7/2016” ibaresi “1/7/2017″ şeklinde değiştirilmiştir.”

Bu madde, iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi istihdam etmeyi öngören maddenin yürürlüğe gireceği tarihi düzenlemektedir.

Yapılan düzenlemeye göre, tüm kamu kurumları açısından iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi istihdam etme zorunluluğu 1 Temmuz 2017’e ertelenmiştir.”

http://www.hekimpostasi.org.tr/2016/10/10/kamuda-uzman-ve-hekim-calistirma-zorunluluguna-bir-yil-erteleme/
================================
Dostlar,

6331 sayılı “İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KANUNU” 30/6/2012’de 28339 sayılı RG’de yayımlanmıştı. Öncesinde yaşanan ve Türkiye kamuoyunu isyan ettiren İŞ CİNAYETLERİNİ önleme amaçlı bir sıkıyönetim yasası idi adeta. Ancak yangın sürüyor.. Bu yasayı izleyen 2. yılda 13 Mayıs 2014’te Soma’da 301 emekçiyi sermayenin iktidar destekli sınırsız kâr hırsına kurban verdik. Bu yasanın kimi maddeleri sulandırılarak ötelendi. Son olarak kamu işyerlerinin sağlık – güvenlik uzmanları çalıştırma yükümünün 1 Temmuz 2017’ye ertelendiğini görüyoruz. Yüce Parlamento “gerçekte” çoook meşgul ama nedense özel kesimden veya kamudan Çalışma Bakanlığı eliyle getirilen istemler kolayca gündeme alınabiliyor ve istenen yönde geçirilebiliyor..

Oysa Kamu sektörünün özel sektöre öncü ve örnek olması beklenmez mi?? Balık baştan mı kokuyor?? Kamu kendisi yükümlülükten kaçınca özel sektörde etkili denetim ve yaptırım olanağı da azalıyor.. Sonuçta bedeli gene emekçiler ödüyor kan ve canlarıyla..

Uluslararası yazında (literatürde) buna KAN VE CAN VERGİSİ deniyor.. (ILO kaynakları)
2016 yılı içinde Eylül ayında en az 141, yılın ilk dokuz ayında ise en az 1421 işçi yaşamını yitirdi.. Bu acı rakam, İş Sağlığı ve Güvenliği Meclisi adlı gönüllü sivil kuruluşun erişebildiği.. Acaba Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hangi rakamı veriyor; daha büyük, daha küçük? Güncel olabiliyor mu? Olamıyorsa niçin?? Hep geriden geliyor..

Emekçilerin de siyasal iktidarda hak ettikleri oranda temsil edilmesi durumunda bu olabilir mi?
Emek sendikalarının bu yakıcı sorunda ne gibi çalışmaları var?
Muhalefet bir soru önergesi sunabilir mi TBMM’ye??
*****
Bu tablo sürdürülebilir mi??
Hangi vicdan, hangi hukuk, hangi sermaye ve hangi sermaye güdümlü iktidarla??

Sevgi ve saygı ile.
20 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
AÜTF Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Mülkiyeliler Birliğinden KAMUOYUNA DUYURU

Mulkiyeliler_Birligi_logosuKAMUOYUNA DUYURU

1 Eylül’de (2016) OHAL kapsamında çıkarılan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle toplam 2346 akademisyen görevlerinden atıldı.

FETÖ’cü darbe girişimi sonrasında çıkarılan KHK kapsamında işten atılan akademisyenler arasında, SBF-Mülkiye’den Aysun Gezen, Celil Kaya, Nail Dertli, Onur Can Taştan, Ozan Değer, N. Ezgi Oral, Kamuran Akın ve İLEF’ten de Gülseren Adaklı ile İlkay Kara gibi hiçbir darbeci veya terörist örgütlenmeyle bağlantıları olmadığını bildiğimiz, bu konuda haklarında herhangi bir açığa alma işlemi uygulanmamış, hiçbir idari disiplin soruşturması veya dava açılmamış akademisyenler de bulunmaktadır. Bunlardan Celil Kaya, Nail Dertli, Onur Can Taştan ve Ozan Değer aynı zamanda Mülkiyeliler Birliği üyesidir.

Bu nedenle de kimin tarafından hazırlandığı belli olmayan listenin, hiçbir objektif kritere (AS: nesnel ölçüte) dayanmadığı ve akademisyenleri cezalandırma amacı taşıdığı ortaya çıkmaktadır. Söz konusu akademisyenlerin Anayasa’ya ve evrensel hukuk ilkelerine aykırı biçimde işten atılmaları, üstelik bu işleme karşı yargı yoluna bu aşamada başvurulamaması, FETÖ’cü darbe girişimiyle derinleşen karanlığın aydınlatılmasının önünde engel teşkil etmektedir (AS: oluşturmaktadır). Kaygımız, bu tür düzenlemelerin, darbecileri geriletmek bir yana, yüreklendirmesidir.

Ayrıca, işten atılan akademisyenlerin dışında ÖYP’li (Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı) asistanlarla ilgili çıkarılan KHK maddesi de yalnızca SBF-Mülkiye’den 75 dolayında asistanın eğitim öğretimlerini tamamlamadan bağlı bulundukları üniversitelere gönderilip, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 50-d maddesine göre istihdam edilmeleri düzenlenerek, bu asistanların akademik etkinlikleri kesintiye uğratılmaktadır.

157 yıllık geçmişe sahip SBF-Mülkiye ve 70 yıllık bir geçmişe sahip Mülkiyeliler Birliği, Türkiye’nin aydınlanmasına, bilime ve toplumun ve ülkenin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuş ve bulunmayı sürdürmektedir. Bu kurumların hiçbir kademesinde darbeci ve terörist yapılanmaların etkili olabilmesi, kendilerine zemin bulabilmesi olanaklı değildir. Bizlerin darbecilerle “ilişkisi” ancak onlarla amansız bir mücadele yürütmek olarak gerçekleşmiştir.

Mülkiyeliler Birliği olarak, yapılan bu yanlışın derhal düzeltilmesi ve FETÖ’cü darbe girişimi ile yapılan mücadeleyle hiçbir ilgisi bulunmayan listelerin gerekirse yeni bir KHK ile düzeltilmesinin gerekliliğini kamuoyuyla paylaşıyor; böyle bir düzenleme nedeniyle mağduriyet yaşayacak olan başta Mülkiyeli akademisyenlerimiz olmak üzere, FETÖ’cü darbeciler ve terörist yapılarla hiçbir ilgisi olmayanlarla dayanışma içinde olacağımızı duyuruyoruz.

Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu

=========================================

Dostlar,

Ülkemizin en saygın ve köklü demokratik kitle örgütlerinden biri olan, bizim de üyesi olduğumuz Mülkiyeliler Birliği‘nin yukarıdaki açıklamasına katılmamak olanaklı mı??

Sitemizde dün yayımladığımız “Kemal Kılıçdaroğlu Lozan tartışmasına tepki gösterdi” başlıklı yazının altında yer verdiğimiz katkılara bakılmasını dileriz.. Trajik bir örneği sunduk orada (http://ahmetsaltik.net/2016/10/01/kemal-kilicdaroglu-lozan-tartismasina-tepki-gosterdi/).

Sevgi ve saygı ile.
02 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com