Sinan MEYDAN : EVRİMDEN CİHADA… ‘Devrim ve karşıdevrim’

EVRİMDEN CİHADA…
‘Devrim ve karşıdevrim’

Fotoğraf

Sinan MEYDAN
SÖZCÜ, 31 Temmuz 2017

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır…)
“Dünyada her şey için; maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlmin ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, sapkınlıktır…” (Atatürk, 27 Eylül 1924, Samsun öğretmenlerine söylemişti)
15 Temmuz darbe girişiminden bir yıl sonra müfredattan “Evrim” çıkarıldı, “Atatürkçülük” azaltıldı; buna karşın “15 Temmuz” ve “cihat” müfredata girdi. Normalde, bu cemaatçi darbeye karşı bilimsel eğitimin güçlendirilmesi gerekirken, tam tersine bilimsel eğitim zayıflatılıyor. Ulusal ve laik eğitimin güvencesi 1924 Tevhidi Tedrisat Kanunu yerle bir ediliyor. Okul öncesinden üniversiteye kadar tüm okullar dinselleştiriliyor: Mahalle aralarında dinsel eğitim veren anaokulları, sıbyan mektepleri açılıyor, hazine arazileri Kuran kurslarına devrediliyor, liseler imam-hatipleştiriliyor, medreseleri yeniden açmak, karma eğitime son vermek için nabız yoklanıyor, müftülere nikâh yetkisi tanınıyor, milli bayramlar yasaklanıyor, Milli Mücadele, Türk Devrimi ve Atatürk unutturulurken, Şeyh Sait’i kahramanlaştıran, 15 Temmuz’u “milat” kabul eden yeni bir tarih yazılıyor: “Dindar” ve “kindar” nesil projesi adım adım hayata geçiriliyor.
Oysaki 96 yıl önce, Temmuz 1921’de, Atatürk ve arkadaşları, bir taraftan işgalcilerle mücadele ederken, diğer taraftan cehaletle mücadeleye hazırlanıyordu.
İLK MAARİF KONGRESİ
15 Temmuz 1921, Ankara’da öğretmenlerin katılımıyla ilk Maarif (Eğitim) Kongresi toplandı. İki gün önce Yunanlılar, Afyon ve Bilecik’i işgal etmişti. Ankara’da Maarif Kongresi’nin toplandığı saatlerde Kütahya önünde şiddetli çarpışmalar oluyordu. O gün Bozüyük ve Tavşanlı Yunanlıların eline geçti. Türk Ordusu, 4. Tümen Komutanı Yarbay Nazım Bey dâhil, birçok şehit verdi.
17 Temmuz, Maarif Kongresi’nin üçüncü günü; Kütahya Yunanlılarca işgal edildi. Şehre Yunan bayrağı çekildi. Bunun üzerine Atatürk trenle Eskişehir’e hareket etti. Karacahisar’daki karargâhta İsmet Paşa’yla buluştu ve toparlanmak için ordunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesini istedi.
19 Temmuz, Maarif Kongresi’nin beşinci günü; Türk Orduları Eskişehir’i boşalttı. Yunanlılar Eskişehir ve Seyitgazi’yi işgal etti. Yunan Kralı, Uşak’a geldi.
21 Temmuz, Maarif Kongresi’nin yedinci günü; Eskişehir’i alabilmek için Türk Ordusu karşı taarruza geçti. Ancak taarruz başarısız oldu. 21 Temmuz’da Maarif Kongresi çalışmalarını tamamlayarak dağıldı.
Sakarya Savaşı’nın başlamasına sadece bir ay vardı.
ATATÜRK’ÜN EĞİTİM İLKELERİ
Atatürk, Maarif Kongresi’nin açılış konuşmasında, geçmişteki eğitim ve öğretim yöntemlerinin “milletimizin gerilemesinde” etkili olduğunu, Milli eğitim programının “eski devrin hurafelerinden” ve “Doğu’dan ve Batı’dan gelebilen” bütün yabancı etkilerden uzak, “milli ve tarihsel karakterimize uygun” olması gerektiğini belirtti. Bu kongreden, “yalnız çizilmiş eski yollarda alelade yürüme” konusunda “görüş alışverişi yapmayı değil”, dile getirdiği özelliklere sahip “Yeni bir sanat ve marifet yolu bulup millete göstermek ve o yolda yeni kuşağı yürütmek için rehber olmak gibi kutsal bir hizmet” beklediklerini söyledi. “Büyük tehlikeler önünde uyanan milletlerin ne kadar kararlı olduklarına tarih tanıklık etmektedir. SİLAHIYLA OLDUĞU GİBİ BEYNİYLE DE MÜCADELE ETMEK ZORUNDA OLAN MİLLETİMİZİN birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla kuşkum yoktur…” dedi. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.11, s. 236,237)
Atatürk, “Muhterem hanımlar, efendiler” diye başladığı konuşmasının birkaç yerinde “Muallime ve Muallim Kongresi” ifadesini kullanarak kongreye katılan üç kadın öğretmen; Halide Edip, Müfide Ferit ve Şahur Hanım şahsında tüm kadın öğretmenlere seslenmişti. Kongreye kadın erkek öğretmenlerin birlikte katılması, sadece kadın erkek eşitliğinin değil, karma eğitimin de ilk habercisiydi.
Atatürk’ün savaş sırasında belirlediği eğitim ilkeleri “milli” ve “çağdaş”tı.
KADINLI ERKEKLİ KONGRE
Maarif Kongresi’nin 1921 koşullarında kadın-erkek karışık düzenlenmesi, Meclis’teki muhafazakârların tepkisini çekti. Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey, kongreye kadın öğretmenlerin katılması ve kongreye harcanan para nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey hakkında soru önergesi verdi. Karasi Milletvekili Hasan Basri Bey, “kongrenin milletin gelenek ve duygularına uymayacak bir şekilde karışık düzenlendiğini” belirtti. Kırşehir Milletvekili Yahya Galip Bey, “Fakat kadınlarla birleşme iyi olmamış” dedi. Karahisarısahip Milletvekili Mehmet Şükrü Bey ise bu, “kadınlığı tahkir demektir” diyerek kongreyi eleştirdi. Görüşmelerden sonra Hamdullah Suphi Bey güvenoyu alsa da muhafazakâr milletvekilleri bu işin peşini bırakmadılar.
Kongrede kadın öğretmenler en ön sırada oturmuşlar, erkek öğretmenlerle de aralarında birkaç sıra boş bırakılmıştı. Buna rağmen ertesi gün Meclis’in sarıklı milletvekilleri, Müslüman hanımların erkeklerle aynı salonda toplantı yapmasını “dine aykırı” bulup sorumluları şikâyet etmek için Atatürk’e gittiler. Atatürk, şikâyetlerini dinledikten sonra büyük bir hiddetle, “Kimmiş Muallimler Cemiyeti Reisi? Çağırın onu!” diye seslendi. Cemiyet başkanı Mazhar Müfit Bey içeri girer girmez ona, “Siz öğretmenler toplantısında ne yapmışsızınız? Ne ayıp şey!” diye çıkıştı. Bu sırada sarıklıların keyfi yerindeydi. Atatürk, aynı tonda devam ediyordu: “Olur şey değil, olur şey değil!” Mazhar Müfit, ne diyeceğini şaşırmış halde ayakta bekliyor, kendini savunmaya çalışıyordu. Atatürk, “Bırak, bırak! Ben hepsini biliyorum. Toplantıya öğretmen hanımları da çağırmışsınız, fakat onları niye ayrı sıralarda oturttunuz? Sizin kendinize mi itimadınız yok? Türk hanımlarının faziletine mi? Bir daha öyle ayrılık gayrılık görmeyeyim…” Biraz önce zevkten dört köşe olmuş sarıklılar, şimdi ne yapacaklarını şaşırmış halde, başları önde sessiz sedasız odadan çıktılar. (Zeki Sarıhan, 1921 Maarif Kongresi, Ankara, 2009, s. 129,130)
ÖĞRETMEN ORDUSU
Atatürk‘ün savaşı iki cepheliydi. Bir taraftan topuyla tüfeğiyle vatanı işgal eden emperyalist düşmana, diğer taraftan hurafelerle, boş inançlarla, zihinleri işgal eden kara cehalete karşı mücadele ediyordu. Atatürk, “Biri asker ordusu, diğeri öğretmen (kültür) ordusu” olmak üzere iki ordudan söz ediyordu. O, askeri orduların kazandığı zaferi yeterli görmüyordu, asıl zaferi öğretmen ordularının kazanacağını söylüyordu. 27 Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenlere seslenirken şöyle demişti: “Ordularımızın kazandığı zafer sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız zemin hazırladı. Ordularımızın zaferini siz tamamlayacaksınız, gerçek zaferi siz kazanacak ve devam ettireceksiniz ve mutlaka başarılı olacaksınız.”
İŞE YÖNELİK EĞİTİM
Atatürk, 2 Şubat 1923’te İzmir’de, “Eğitim nasıl olmalıdır?” sorusuna şöyle cevap vermişti: “Ekonominin istediği gibi olmalıdır. (…) Mesela sanatkâr istiyoruz, kunduracı istiyoruz, terzi istiyoruz; her şeyi istiyoruz. (Geçmişte) hayır, bunları öğrenmek lazım değildir, denmiştir. Ve sanatkâr yoktur memleketimizde. O halde okullarımızda öyle şeyler öğretelim ki (öğrenciler) pabuç nedir, nasıl yapılır öğrensin. Elbise nedir, lazım mıdır, nasıl yapılır, öğrensin. Sonra bu kadar sahillerimiz vardır. Vapurlar geliyor gidiyor, ticaret denilen bir şeyler oluyor. Fakat çocuk bunları bilmez, öğrenmemiştir. O halde öyle bir şey öğretelim ki, bu memlekete en çok lazım olan şeyi öğrenmiş olsun. Şunu demek istiyorum ki, hayat için gereken şeyleri, başarıyla ve hızla ve kolaylıkla elde etmek için bilmemiz gereken şeylerin tamamı eğitim programımızı oluştursun ve öyle olacaktır. Yani GENEL CEHALETİ YOK ETMEYE çalışacağız.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 15, s. 93)
Aradan yüz yıla yakın bir zaman geçti. Dünya değişti; bilim ve teknoloji çok gelişti. Ancak gelin görün ki, bugün Türkiye’yi yönetenler, gençlerimizi bu bilimsel ve teknolojik gelişime hazırlamak yerine “cihada” hazırlıyorlar.
ATATÜRK’ÜN EVRİM DERSLERİ
Evrim Teorisi bugün Türkiye’de müfredattan çıkarıldı. Oysaki Atatürk döneminde müfredatta “Evrim” vardı. Atatürk döneminde okullarda okutulan “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” ve “Tarih 1” adlı kitaplarda “Evrim Teorisi”ne yer verilmişti.
1931’de hazırlatılıp liselerde okutulan “Tarih I” kitabı doğrudan Buzul devirleri, mağara insanları, mamutlar, ilk duvar resimleri ve insanın ortaya çıkışını anlatan evrim tablosu gibi resimlerle başlıyordu. Kitabın birinci bölümünde, “Dünya ve Hayat Hakkında Yanlış Fikirler” başlığı altında şöyle denilmişti: “Bundan 200 sene öncesine kadar Dünya’nın 5-6 bin sene önce yaratıldığı ve insanın Basra’ya iki günlük yolda, Fırat Nehri üzerinde bulunan ‘cennet’te yaratıldığı sanılmaktaydı. Bu kanaatler hep din kitaplarındaki hikâyelerin olduğu gibi gerçek sanılmasından doğuyordu. Artık hayatın 6 bin senelik değil, milyonlarca senelik olduğu anlaşılmıştır. Bu anlayış yeryüzündeki kaya tabakaları ile onların arasındaki fosillerin 100 seneden beri incelenmesi sayesinde olmuştur.” (Tarih, 1, 5. bas, İstanbul, 2003, s. 3) Aynı kitapta “İnsanın Atası” başlığı altında, “Kısacası insanlar, sularda kaynaşıp çırpınan bir mevcuttan çok yavaş yürüyen BİR EVRİMLE bugünkü şekle geldiler” denilmişti. (Tarih 1, s. 6)
Sözün özü, Atatürk döneminde liselerde okutulan “Tarih” kitaplarının ilk konusu “Evrim”di. Cumhuriyeti kuranlar, bilimden korkmuyordu. Cumhuriyeti tasfiye etmek isteyenler ise bilimden korkuyorlar.
ATATÜRK’ÜN DİN DERSLERİ
Atatürk’ün müfredatında tarih çok önemliydi. Dünya tarihinin bir parçası olarak dinler tarihi de okutuluyordu; ancak tüm dinler, tarafsız ve bilimsel biçimde anlatılıyordu. Örneğin, liselerde okutulan “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” ve “Tarih II” kitaplarında İslam tarihi, bilim ışığında eleştirel bir gözle aktarılıyordu. Örneğin, bugünkü tarih kitaplarında yazdığı gibi Türklerin güle oynaya değil, kanlı bir süreçten sonra Müslüman oldukları belirtiliyordu. (Tarih II, s. 128-146).
Atatürk’ün müfredatında “dincilik”, “mezhepçilik” ve “ırkçılık” yoktu.
Atatürk’ün müfredatında, din dersleri aşamalı olarak azaltılıp 1930’larda kaldırılmıştı, ancak orduda ve köy ilkokullarında din dersleri devam ediyordu. Bu derslerde 1929’dan itibaren A.Hamdi Akseki’ye hazırlatılan “Askeri Din Dersleri” ve Muallim Abdülbaki’ye (Gölpınarlı) hazırlatılan “Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri” adlı kitaplar okutuldu. Bu kitaplarda anlatılan İslam dini, hurafelerden uzak, akılcı ve sadeydi.
1924’te kurulan ve 1932’de öğrenci yetersizliği nedeniyle kapatılan ilk imam-hatiplerde Kuran-ı Kerim ve din dersleri yanında şu dersler okutulmuştu: Coğrafya, Hesap, Hendese, Hayvanat, Nebatat, Ruhiyat, Ahlak ve Malumatı Vataniye, Türkçe, Tabakat, Fizik ve Kimya Malumatı, Hıfzıssıhha, Yazı, Terbiyeyi Bedeniye, Türk Edebiyatı, Hitabet ve İnşad, Arabi, Tarih…
HALKEVLERİ VE KÖY ENSTİTÜLERİ
Atatürk Cumhuriyeti’nin akla, bilime dayalı ve işe yönelik eğitim öğretim kurumları arasında Halkevleri ve Köy Enstitüleri’nin özel bir yeri vardı.
Halkevlerinde şu dokuz kol faaliyetteydi: 1. Dil ve Edebiyat, 2. Güzel Sanatlar, 3. Tiyatro, 4. Spor, 5. Sosyal Yardım, 6. Tarih ve Müze, 7. Halk Dershaneleri ve Kurslar, 8. Kütüphane, 9. Köycülük…
Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’ndeki 8 kol ise şöyleydi: 1. Güzel Sanatlar. 2. Yapıcılık, 3. Maden İşleri, 4. Hayvan Bakımı, 5. Kümes Hayvancılığı, 6. Tarla ve Bahçe Ziraatı, 7. Zirai İşletme Ekonomisi, 8. Köy ve El Sanatları…
1943 Köy Enstitülerinin müfredatı incelendiğinde, bu okullarda 5 yılda okutulan tüm dersler içinde en çok saat sayısına sahip 5 dersin şöyle sıralandığı görülür: 1. Türkçe: 736 saat, 2. Matematik: 598 saat, 3. Müzik: 460 saat, 4. Yabancı Dil: 414 saat, 5. Tabiat ve Okul Sağlık Bilgisi, Askerlik, Öğretmenlik Bilgisi: Her biri 368’er saat… (Niyazi Altunya, Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış, 2005, s. 50)
REÇETE: İLİM VE FEN
Atatürk, toplumsal hastalıkların ancak “ilmi ve fenni tedaviyle” önleneceğini düşünüyordu. 27 Ekim 1922’de Bursa öğretmenlerine söylediklerine bakar mısınız?
GERÇEK KURTULUŞ, toplumdaki marazı (hastalığı) tespit edip tedavi etmekle elde edilir ve marazın tedavisi ancak İLMİ ve FENNİ bir tarzda yapılacak olursa şifa verici olur. Yoksa İLMİN ve FENNİN dışında bir tedavinin hiçbir zaman hiçbir marazı tedavi edemeyeceği malumdur. Tersine maraz kalıcı olur ve tedavi edilemez bir hale gelir.” Konuşmasının devamında, kazandıkları askeri zaferin sırrının da “orduların sevk ve idaresinde İLİM ve FEN İLKELERİNİ rehber kabul etmek” olduğunu belirterek, okullarda da “İLİM ve FENİ rehber kabul edeceklerini” ifade etmişti:
* “Evet, her konuda; milletimizin siyasi, toplumsal hayatında, milletimizin fikri terbiyesinde de rehberimiz İLİM ve FEN olacaktır. Okul sayesinde, okulun vereceği İLİM ve FEN sayesindedir ki Türk Milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir. (…) Bu hayat ancak İLİM ve FEN ile olur. İLİM ve FEN nerede ise oradan bulup alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İLİM ve FEN için kayıt ve şart yoktur…”
(Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 14, s. 42-45)
Tarihin gösterdiği gerçek şu:
* Çocuklarımıza “cihat” öğreterek değil, “bilim” öğreterek, “sanat” öğreterek, “insana saygıyı” öğreterek kurtuluruz.
* Bugün dünyada, mücahitlere sahip ülkeler değil, bilim insanlarına sahip ülkeler söz sahibi…
========================================
Dostlar,

Değerli Tarihçi Sayın Sinan Meydan, SÖZCÜ gazetesinde her pazartesi 2. sayfada, tam sayfa güncel çalışmalarını yayınlıyor.

Görüyor musunuz “FETÖCÜ SÖZCÜ” yü (!!!) ?
Atatürk ve Devrimlerine nasıl sahip çıkıyor içtenlikle ve başından beri..
SÖZCÜ‘ye de Sayın Meydan’a da bu çalışma için çok teşekkür borçluyuz..
Dikkatle okuyunuz ve paylaşınız dileriz..
AKP = RTE’nin gerçekte “ne” olduğu ve “neye hizmet ettiği bir kez daha tüm çıplaklığıyla görülüyor.. Halkımız elbette bu gerçekleri gecikerek de olsa öğrenecek ve tarihin yasaları hükmünü yürütecek..
Son sözü hep ama hep direnenleri AYDINLANMA ve İNSANLIK ONURU adına söyleyecek..

Diren Türkiye,
Diren insanlık onuru,
Diren AYDINLANMA aşkı…
Sevgi ve saygı ile. 01 Ağustos 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Dünyanın – İnsanlığın sefaletine ilişkin 39 görsel

Dostlar,

Aşağıdaki pdf dosyasında Dünyanın – İnsanlığın sefaletine ilişkin 39 görsel yer alıyor..
Sınırlı miktarda sözcükler İngilizce ama çok kolay anlaşılıyor, görsel ağırlıklı çünkü..
Dikkatle izlenmesi, üzerinde düşünülmesi ve paylaşılması dileğimizdir bu çöküşe “dur” diyebilmek için..

Lütfen tıklar mısınız??

Dunyanin_perisan_durumu_39_gorsel

Sevgi ve saygı ile. 01 Ağustos 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Atatürk anıtına saldırıya hükümetten ilk tepki

Atatürk anıtına saldırıya
hükümetten ilk tepki

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Şanlıurfa’nın Siverek İlçesin’de seyyar satıcı olduğu belirtilen sarıklı bir kişinin Atatürk anıtına saldırısını kınadı.
[Haber görseli]
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Siverek İlçesi’nde seyyar satıcı Mehmet Malbora’nın Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Atatürk anıtına elindeki tahra ile zarar vermeye kalkışmasıyla ile ilgili olarak twitter hesabından
* “Siverek’te Atatürk heykeline yapılan çirkin saldırıyı nefretle kınıyor,  halkımıza bu provakatif eyleme itibar etmediği için teşekkür ediyorum.” açıklamasında bulundu.
==========================================
Dostlar,

AKP ektiğini biçiyor..
İstediği tam da bu değil mi?
Yarın kalkıp “milletimiz de zaten istemiyor bu heykelleri” demenin altyapısı hazırlanıyor..

AKP = RTE ağzını açıp içtenlikle, beden diliyle, “öfke de bir hitabet sanatıdır” inacından hareketle bu iğrenç saldırıyı gerçekten öfkelenerek kınayabilir mi?
Bu gibi saldırılara asla hoşgörü göstermeyeceklerini kararlılıkla yüksek sesle dillendirebilir mi?
Görelim lütfen..
Takiyyesiz olsun mümkünse lütfen..

Örn. müfredata Atatürk’ü hemen yeniden koyun..

Cihat’ı çekin müfredattan..

EVRİM’i eklemeyi sakın unutmayın..

Bir de şu imamlara resmi nikah saçmalığı ve aptallığından vazgeçin olur mu??

Yapar mısınız, yapabilir misiniz??
Bunlar turnusol kağıdı ama..
Biliyor musunuz, kimseciklerin veremeyeceği zararı kendi kendinize veriyorsunuz..
Sizin aklınıza birşeyler mi oldu??
Yanıt biz verelim : Kesinlikle evet!
15 yıl önce iktidar olduğunuzdaki politik aklınızın 15’te 1’i bile kalmadı!
Hatta her yıl ardışık ve sürekli olarak yarılandı.. desek daha doğru olacak..
Bunun üstel hesabını yaparsanız sonuç sizi şoka sokabilir.
Tabii hala bu hesabı yapabilir ve sonucu değerlendirebilirseniz.
Durum ve vaziyetiniz” algıladığınızdan çooook daha vahim biliyor musunuz??
Sevgi ve saygı ile. 31 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Merve Kavakçı : İNGİLİZ AJANININ DİZİNİN DİBİNDE

İNGİLİZ AJANININ DİZİNİN DİBİNDE..

Satır içi resim 1

Geçtiğimiz gün Merve Kavakçı’nın Malezya’ya atandığını ve Türkiye’nin Kuala Lumpur Büyükelçisi olduğunu üzüntü ile öğrendik! Emin olun sorun kılığı kıyafeti değil! Bu göreve uygun eğitiminin ve liyakatinin olmaması da değil.

Merve Kavakçı gizlice Amerikan vatandaşlığına geçmiş birisi. Babası Yusuf Ziya Kavakçı yaklaşık 50 yıldır Amerika’da yaşamakta olup ABD derin devleti ile İslami konularda ve operasyonlarda iş tutmuş birisi! Yani Amerikalıların güvenilir adamı. Papa’nın ABD’yi resmi ziyareti sırasında görüştürülen isimler arasında Yusuf Ziya Kavakçı!Ey Amerika, Katil Amerika” bu sözlerin arka planı yoktur iktidar iradesi tarafından halkı kandırmak ve gaza getirmek için kullanılmaktadır.

Atatürk Bir Fikrin ve Düşüncenin Adıdır

Merve Kavakçı Atatürk’e, Cumhuriyetimizin kurucu ideolojisine ve demokrasinin olmazsa olmazı olan laikliğe düşman birisidir. Eylemleriyle ve sözleriyle değerlendirmemizi doğrulamıştır. Yeni Akit Gazetesi yazarı olarak laikleri eli kanlı olmakla suçlamış, laikliğin anayasadan çıkarılmasını savunmuş ve konuda mızrak başı olmuş birisidir.

Yeri gelmişken, Atatürk ile ilgili bir parantez açmak istiyorum. Biz Atatürk derken; sarı saçlı, mavi gözlü, Anafartalar ve Kurtuluş Savaşı kahramanı bir askerden bahsetmiyoruz. Atatürk bunların ötesinde bir şey, gerçekte bir fikrin ve düşüncenin adıdır. Atatürk akıldır, bilimdir, çağdaşlaşmadır, aydınlanmadır, bilim egemen kafalı ve eleştirel akla sahip toplumun yaratılması projesidir.

Menzil Birlikteliği Var!

İşte bu fikre ve düşünceye karşıtlık Merve Kavakçı ile iktidar iradesini aynı menzilde buluşturuyor. Gülen Cemaati ile de aynı menzilde buluşulmuş, 11 yıl ülkeyi beraber yönetmişler, askerlere, aydınlara ve yurtseverlere kumpasları beraber kurmuşlardı. Bugün kavga ediyor olmaları bir şey değiştirmez. Gülen’in kendisi değil ama fikri bugün iktidardadır!

Başka bir ülkenin vatandaşı olan birisi ABD’nin, Almanya’nın İngiltere’nin, Rusya’nın, Fransa’nın büyükelçisi asla yapılmaz. Çünkü o insanın hangi ülkeye bağlılık duyduğu konusunda şüphe oluşur. Böyle bir atama olsa olsa kabile devletlerinde olur!

Şeyh Nazım’a İntisap Etmiş

Merve Kavakçı’nın ayrıca Şeyh Nazım Kıbrısi’nin dizinin dibine oturmuş bağlılık bildiren ve şefaat dileyen fotoğrafları var. Belli ki Nazım Kıbrısi Merve Kavakçı’nın şeyhi ve ona intisap (bağlanmış) etmiş. Ama şeyhi de İngilizlere intisap etmiş.

Evet, Şeyh Nazım Kıbrısi bir İngiliz ajanıdır. Kökeni Kıbrıslı olup görev alanı Kıbrıs, Türkiye, İngiltere’de yaşayan Türk Toplumu ve İngiliz Milletler Topluluğu’nun (Commonwealth of Nations) Müslümanlarıdır.

Devletin Aklı “Ajan” Diyor

Meslek yaşantım sırasında hem Kıbrıs hem de İngiltere’de görev yaptığımdan bu konuyu biraz bilirim. Hatta Londra’da görev yaparken bu konuda rapor hazırlayıp Ankara’ya göndermiştim. Sanırım Merve Kavakçı’nın büyükelçi yapılması yanında İngiliz Milletler Topluluğu’na dahil Malezya’ya atanmasında özel bir arka plan var!

Aklınıza gelebilir; Nazım Kıbrısi’nin İngiliz ajanı olduğu sadece benim fikrim mi? Kesinlikle hayır! Benden önce de Kıbrısi’nin ajan olduğu kayıt altına alınmıştı. Bugün bile MİT ve Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarına bakınız, bu değerlendirmeyi bulacaksınız! Yani iktidar, devletin kayıtlarına ve aklına rağmen bir İngiliz ajanına intisap etmiş birisini büyükelçi yapıyor!

Devlet Aklını Yok Saydı

Biliyorsunuz, bu devlet aklı daha önce de Fethullah Gülen’i tehdit olarak değerlendiriyor, devleti ele geçirmeye çalıştığını söylüyor ve darbe hazırlığı içinde bulunduğunu rapor ediyordu ama iktidar yok saydı! Sonra da“Yanıldım, aldandım, Allah affetsin” dedi.

Şeyh Nazım Kıbrısi, aynı zamanda Prens Charles’in “Müslüman olduğunu ama açıklayamadığını” söyleyen ve İslam Dünyasında yayan birisi. Bu, emperyalizmin İslam ülkelerini ve Müslümanları kullanabilmek ve sömürebilmek için başvurduğu eski bir taktiktir; Müslümanmış gibi davranmak, bu konuda ajanları vasıtası ile çıkartılan söylentilere sessiz kalmak ve gizli Müslümanmış görüntüsü vermek.

Gizli Müslümanlar

Bu sadece Prens Charles ve İngiltere ile de sınırlı değil. Bu işi ilk kez Almanlar yaptı. (Alman İmparatoru ve Müslümanların koruyucusu Hacı II. Wilhelm) Aslında bu konuda örnek çok; Haydar Ebu Ali adlı gizli Müslüman Hitler ve Musa Nili adlı gizli Müslüman MussoliniBarack Hussein Obama için de çıkarılan söylenti şuydu; “Babası zaten Müslüman fakat kendi konumu nedeniyle açıklayamıyor, Hıristiyan gözüktüğüne bakmayın, o gizli Müslüman”.

Yerseniz tabii ki! Ama gülmeyin, yiyen çok! Bu palavralara inanan ve alıcısı olan çok büyük kitleler var! İngiltere’de iken, üniversite hocası bir İngiliz’e bu konuda ne düşündüğünü sormuştum. Katıla katıla güldü ve “Senin ne düşündüğünü anlıyorum ama bilmelisin ki, büyük coğrafyalar sadece silah gücü ile sömürülemez ve yönetilemez dedi!

Aklın ve bilimin egemen olmadığı İslam dünyasında dince kutsal duyguları istismar ederek sömürmek ve emperyalist hedefler doğrultusunda yönlendirmek ne kadar kolay, değil mi? İşte Atatürk bunun panzehridir!

Türker Ertürk
E. Amiral, Araştırmacı – Yazar
======================================
Dostlar,
Merve Kavakçı konusuna biz de değindik.. Lütfen tıklar mısınız

http://ahmetsaltik.net/2017/07/30/imam-nikahi-laikligi-kadinlari-cocuklari-vuracak/
Sn. Ertürk’e bu önemli yazısı için teşekkür ediyoruz.Sevgi ve saygı ile. 30 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Her 100 işçiden 88’i sendikasız!

Her 100 işçiden 88’i sendikasız!

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)

Çalışma Bakanlığı’nın açıklamasına göre 20 işkolunda kayıtlı çalışan 13 milyon 600 bine yaklaşırken sendikalı işçi sayısı 77 bin artarak 1 milyon 620 bini aştı.

Çalışma Bakanlığı, işkollarındaki işçi sayılarına ve sendikaların üye sayılarına ilişkin 2017 Temmuz ayı istatistiklerini dün Resmi Gazete’de yayımladı. 20 işkolunda kayıtlı çalışan sayısı bir önceki döneme göre 881 bin 785 artarak 13 milyon 581 bin 554’e çıktı. Kayıtlı çalışanların yalnızca 1 milyon 623 bin 638’i yani %11.95’i sendikalı oldu. Son 6 ayda da 77 bin 73 işçi sendikalara üye oldu. Kayıtlı çalışan sayısındaki artış en çok 272 bin 52 ile inşaat işkolunda yaşandı. İnşaat işkolunu 190 bin 496 artış ile “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” takip etti. Sendika sayısında da düşüş yaşandı. Bir önceki dönemde yayımlanan istatistiklerde 161 işçi sendikası bulunurken yeni dönemde bu sayı 160’a düştü.

105 SENDİKA BARAJ ALTINDA

Üç işçi konfederasyonu da üye sayısını artırdı. Türkiye’nin en büyük işçi konfederasyonu Türk-İş’in üye sayısı bir önceki döneme göre 17 bin 819 artarak 907 bin 328’e yükseldi. Türk-İş’i, 544 bin 566 üyesiyle Hak-İş, 145 bin 988 üyesiyle DİSK takip etti. Bir önceki dönem, toplu iş sözleşmesi yapabilmek için gerekli olan %1’lik işkolu barajını aşamayan sendika sayısı 106 iken bu sayı Temmuz ayında 105’e düştü.

ÖRGÜTLÜLÜK DÜŞÜK ÖLÜM FAZLA

Ölümlü iş kazalarının en çok yaşandığı işkollarından olan inşaatta sendikalaşma oranının düşük olması dikkat çekti. İşkolunda 1 milyon 828 bin 455 kayıtlı işçi çalışırken bunun salt 52 bin 580’i sendikalı. İşkolunda 9 sendika bulunuyor ancak işkolu barajını geçen tek sendika 50 bin 318 üye ile Türk-İş’e bağlı Yol-İş oldu. Baraj altındaki öbür 8 sendikanın üye sayısı ise 3 bine bile ulaşamadı. (AYDINLIK, 28.7.2017)

======================================
Dostlar,

Emek örgütlenmeleri darmadağın ve güçsüz…
100 işçiden salt 12’si sendika üyesi, %88’lik ezici kesimi ise örgütsüz..
12 Eylül 1980 döneminde bile sendikalılık oranı 1/3’ün üstünde idi. Türkiye’nin iyice KüreselleşTİRildiği = emperyalizme post-modern sömürge kılındığı son 35 yılda emek örgütlülüğü planlı olarak avuç içinde kar gibi eritildi. Sermaye bloku kaya gibi ve tek parça : örgütlü; TİSK! (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu)

Türkiye’ye dayatılan MAI (Multilateral Agreement on Investment – Çok Taraflı Yatırım Anlaşması) Anlaşması 13 Ağustos 1999 otarihlidir ve açık açık emeğin örgütlenmesinin önüne geçilmesi öngörülmektedir. Bu emperyalist buyruğun gereği sadakatle yerine getirilmiştir. Üstelik bir de AKP eliyle desteklenen HAK-İŞ, hormonlu biçimde iktidar yandaşı olarak büyük bir hızla büyütülmüştür. Şimdilerde ise AKP = RTE, OHAL’i kullanarak grevleri ertelediğini sermayeye arzederek sınıfsal islevini netleştirmekte, emekçilere karşı konum almaktadır.

Çare, bütün ezilenlerin işbirliği ve örgütlenerek dayanışmasıdır!

Venezulella’nın Ankara Büyükelçiliği yapan Prof. KALDONE G. NWEIHED‘in
“İki Yüze Bir Maske”
 adlı yapıtında (Çev. B.T. Gürel, Memleket Yayınları, ISBN: 978-9944-5435-1-4, 2006) tanı ve reçete çok nettir :

  • İktisadi temelde PİYASACILIK ve siyasal düzlemde KÜRESELCİLİK,
    azgelişmiş ülkelerin iktisadi-siyasi istilası ve işgalidir.
  • Buna karşılık memleketlerin yapabilecekleri şey açıktır:
    İktisadi temelde PLANLAMACILIK ve siyasal düzlemde BAĞIMSIZLIK.

Sevgi ve saygı ile. 29 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com