Türkiye Barolar Birliği : Mühürsüz oy pusulalarının kabulü hukuk dışıdır

Türkiye Barolar Birliği, mühürsüz
oy pusulalarının kabulü hakkında açıklama yaptı :
 Bu hukuk dışıdır

 Türkiye Barolar Birliği, internet sitesinde halkoylamasıyla ilgili
bir açıklama yayınladı. Açıklamada, YSK’nın ‘mühürsüz oy pusulalarını’ kabul etmesi, ‘hukuk dışı olarak değerlendirildi. Şu anlatımlar kullanıldı:

YSK’nın, Kanuna açıkça aykırı bu duyurusu hem usulsüzlüğe hem de usulsüzlüğün
ortaya çıkmasını sağlayacak tutanakların tutulmamasına neden olmuştur. Seçimlerin yargı güvencesinde yapılacağına ve bunun sağlanmasından da YSK’nın sorumlu olacağına dair Anayasa’nın 79. maddesinin içi, maalesef bizzat YSK tarafından boşaltılmıştır. Bu durumda halkoylamasının sonucunu, mühürsüz oy pusulası kullanılmasından daha da ağır olarak, YSK’nın söz konusu hukuka aykırı kararı etkilemiştir.

  • YSK’nın yapılan itirazları değerlendirirken, Anayasa madde 79 ile kendisine yüklenen sorumluluğun gereğini yerine getirmesini umuyor ve diliyoruz.
  • Aksi takdirde seçimlerin yargı güvencesinde yapıldığından, adil olduğundan ve sonuçların güvenilirliğinden, kısacası hukukun üstün olduğu demokratik bir devlet düzeninden
    söz edilmesi olanaklı olmayacaktır.

Üzüntümüz, halk oylamasının sonucuna ilişkin değil, sonucu etkilemeye elverişli
açık ve ağır hukuka aykırılıkların görmezden gelinmek istenmesine ilişkindir.”
==============================
Teşekkürler Türkiye Barolar Birliği‘ne…
YSK üyeleri özenle okuyarak kritik yanlışlarından inat etmeden geri dönmelidir..

Sevgi ve saygı ile. 18 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

YSK’nin MÜHÜRSÜZ OYLAR KARARININ DAYANILMAZ SAÇMALIĞI ÜSTÜNE!

YSK’nin MÜHÜRSÜZ OYLAR KARARININ DAYANILMAZ SAÇMALIĞI ÜSTÜNE!

Y. Doç. Dr. Kerem ALTIPARMAK
Ankara Üniv. Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

YSK, 16 Nisan 2017 günü aldığını söylediği ama bugüne kadar yayımlamadığı 2017/560 sayılı kararını nihayet sitesine yüklemiş. Bu kararın kısa bir analizini yapmam gerekiyor çünkü karşı karşıya olduğumuz durum açık bir hukuk skandalı.
Artık hukukçu olmayanların bile bildiği gibi 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 101. maddesinin birinci fıkrasının 3. numaralı bendinde;

  • “Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan, … birleşik oy pusulaları geçerli değildir” diyor.

Bu açık kanun hükmüne rağmen, YSK seçim günü henüz sayım devam ederken, mühürsüz oy pusulalarını da kabul edeceğini söyledi. Bunun gerekçesi olarak, önce 2004 yılı ve öncesi verdikleri kimi kararları dayanak olarak gösterdiler. Oysa hem Kanun 2010 yılında değişmişti, hem de örnek verilen kararların bu durumla ilgisi yoktu. Çünkü örnek kararlarda yapılan bir itiraz üzerine, sadece bir sandık için verilmiş kararlar söz konusuydu. Oysa 16 Nisan 2017’de verildiği iddia edilen karar  “somut” bir sandık hakkında değil milyonlarca oyun ilgilendirdiği iddia edilen binlerce sandık hakkındaydı ve bir yargı kararı değil idari karar niteliğindeydi.
Bu iddia çürüyünce belli ki YSK başka bir gerekçe arayışına girdi. 48 saat sonunda son derece absürt bir gerekçe ile geri döndüler. Bu gerekçeyi karardan şu şekilde aktarabiliriz:

“Anayasanın 67 ve 90/5. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile kullandırılan oyların geçerli kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır”.
Bunu herkesin anlayacağı bir dile çevireyim. YSK diyor ki, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca bir yasa ile insan hakları sözleşmesi çatıştığında insan hakları sözleşmesi esas alınır, o yüzden ben 298 Sayılı Kanunun 101. maddesini değil AİHS Ek 1. Protokol’ün 3. maddesini esas aldım.
Bu konuyu açmak için size somut bir örnek vermek istiyorum. Yaman Akdeniz’le (AS: Prof.) birlikte 2 yıldan fazla bir zamandır AİHM’in devlet başkanına hakaretle ilgili hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kararlarını referans göstererek

  • Cumhurbaşkanı’na Hakaret suçunu düzenleyen TCK 299. maddesinin
    AİHS’in 10. maddesi karşısında uygulanamayacağını söylüyoruz.
    Birçok davada ya biz bunu ileri sürdük ya da avukatlar bizim bu görüşümüzü mahkemelere sundular. AİHM’in içtihadı su kadar berrak olmasına rağmen bir tek mahkeme bile bu gerekçeyle düşme veya beraat kararı vermedi, TCK 299 uygulayıp insanlara ağır cezalar verdi.
    Şimdi geliyorum YSK’nin bu olayda AY 90 delaletiyle AİHS Ek 1. Protokol 3. maddesini uygulamasına. YSK kararı diyor ki; “Ek 1 Protokol 3. madde, sadece milletvekili seçimine ilişkin seçme hakkını düzenlemekle birlikte özü itibariyle serbest seçim hakkını önemsemekte ve koruma altına almaktadır”. Dikkatinizi çekerim, aslında YSK de farkında, Ek 1. Protokol 3. madde referanduma değil genel seçimlere uygulanır ve bu nedenle referandumla ilgili bir karara esas alınamaz ama neymiş efendim, hakkı özü itibariyle koruyorlarmış. Madem öyle, mahalli seçimler sırasında neden uygulanmadı o zaman AİHS?
    Ama saçmalık burada da bitmiyor. 298 Sayılı Yasanın getirdiği usulün meşru bir amacı var. Seçimde hileyi önlemek. Bir başka deyişle, demokratik bir toplumda bir devlet seçimlerin adil sonuçlanmasını sağlamak için usul güvenceleri alabilir ve bunu yasayla düzenleyebilir. Yukarıda TCK 299. madde ile ilgili birçok kararın bulunduğunu söylemiştik. AİHM’in devlet başkanına hakaretle ilgili çok sayıda kararı dava dosyalarına koyulmasına rağmen dikkate alınmıyor. YSK kararı ise kendi iddiasına dayanak olarak bir tek AİHM kararı bile gösteremiyor, çünkü yok böyle bir karar.

    Sonuç : YSK kararı verdiği sırada aldığı kararın yasal bir dayanağı yoktu. Açıkça 298 Sayılı yasayı ihlal etti. Sonradan buna bir kılıf bulmaya çalıştı. Bulduğu kılıf ise hiçbir şeye uymuyor. AİHS’in uygulanması mümkün olmayan referanduma, AİHM’in bir tek emsal kararını gösteremeden, AİHS’in Ek 1. Protokolünü uygulayıp, 298 Sayılı Yasayı geçersiz kılıyor.
    Şunu çok net söyleyebilirim; AİHS referanduma uygulanamıyor ama eğer uygulansaydı, AİHS’i bizzat YSK’nin verdiği bu karar ihlal ederdi, hiç şüphem yok.
    =====================================
    Dostlar,

    Sn. Y. Doç. Dr. Kerem ALTIPARMAK İdare Hukuku ve İnsan Hakları Hukuku alanında yetkin bir uzmandır. Hukuk doktorasını İngiltere’de yapmıştır. Yaşı 45’e erişmiş, akademik olarak son derece olgunlaşmıştır. Akademik derece almayı önemsememektedir. Rahatlıkla profesör titrini alabilecek birikimi, bilimsel üretimi vardır. Mülkiye’deki eğitimimiz sırasında kendisinden İnsan Hakları dersleri almıştık. Ödülleri vardır, kendisini bizim savunmamıza gerek yok, hukuk dünyası yeterince tanır. Örn. TCK 299 bağlamında AİHM davaları..

Dr. Altıparmak‘ın yukarıda yazdıkları son derece doğru, yerinde irdelemelerdir.
*****
YSK Başkanı’nın mühürsüz zarfların ve oy pusulalarının geçerli sayılmasına ilişkin basın açıklamasının tutulacak bir yanı olmayıp tümüyle kendi ayıbının ve hukuksuzluğunun bir ilanı ve itirafıdır. Hele yurt dışındaki mühürsüz zarf ve oy pusulalarının geçersiz sayıldığına ilişkin haberden sonra bu açıklama, tam bir hukuksal rezalet ve hatta skandala dönüşmüştür.

Seçimlerin genel yönetim ve denetimini yapmakla görevli ve yetkili olan, kararlarına karşı başka bir makama başvurulamayan (Anayasa md. 79), ancak Anayasada yüksek yargı organları arasında yer almayan ve kendine özgü (sui generis) yetkilerle donatılmış, gerçekte yönetsel (idari) nitelikte bir kurum olan YSK’nın, yasaya ve hukuka mutlak aykırı olduğu için “yok hükmünde / keenlemyekun” bulunan kararının iptali için Danıştay’da sorunun ivediliği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması istemiyle dava açmak da yerinde olacaktır, çünkü
söz konusu işlem bir yargı kararı değil, idari işlemdir.

Her ne kadar Anayasanın 79/2. maddesinin son tümcesinde, “Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz” denilmekte ise de bu Hükmün, Anayasa metnine dahil olan Başlangıç bölümünün 3. fıkrasında yer alan egemenliği “.. millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı ifadesi ile 2. maddesindeki “hukuk devleti” ilkesi ve 125. maddesinde belirtilen “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmü ile birlikte değerlendirilmesi durumunda; yürürlükteki hukuk düzeni dışına çıkıp yöntem ve yasaya aykırı olarak keyfi kararlar veren, seçimleri yönetmek ve denetlemekle görevli bir Kurulun, anılan evrensel nitelikteki bağlayıcı kurallar karşısında yargı denetimi dışında bırakılmasının hukuk devletinde asla kabul  edilemeyeceği de gözetilerek, böylesi bir davanın açılmasına engel olmadığı kanımızı bu sitede paylaşmıştık. Ancak siyaset kurumu (halen AKP – RTE!) yargıdan elini derhal çekmelidir. Ne var ki anayasa değişikliği yürürlüğe girdiğinde 1 ay içinde HSK yeniden oluşturulacak, 13 üyenin 6’sı CB Erdoğan, 7’si ise RTE’nin genel başkanı olacağı (halen fiilen olduğu!) TBMM’deki AKP çoğunluğunca belirlenecektir. Böylelikle yargı, beyninden başlayarak Yürütme güdümüne alınacaktır. Bu hedef AKP- RTE için vazgeçilmez, stratejik hatta yaşamsaldır; Türkiye için ise demokratik hukuk devletinin infazıdır!

YSK kendisini gülünç konuma düşürmektedir.

Ne adına, niçin, ülkeye yazıktır. YSK, CHP ve Vatan Partisi başta olma üzere kendisine bu gün (18.04.2017) ulaştırılan itiraz ve yakınma dilekçelerinde yer verilen haklı – yerinde hukuksal gerekçeleri dikkate alarak olgunluk göstermeli, hatasından dönmeli ve hukuk tarihine kara bir leke olarak geçmemelidir.

Kamuoyu vicdanında adalet duygusunun doyurulması (tatmini) ülkemize şu çok zor koşullarda ciddi kazanım ve güç sağlayacaktır. Böylesi bir kararla halkoylamasının yenilenmesine hükmetmek ülkemize saymakla bitmez yarar sağlayacaktır.

Kaldı ki halkoylamasına konu anayasa değişiklikleri demokratik hukuk devletini bitirecek içeriktedir.. Bir kez daha kamuoyunda tartışılması, halkın doğru bilgilendirilmesi
yaşamsal önemdedir.

Son olarak; Profesör, Doçent sanına (unvanına) sahip pek çok hukukçu susarken,
yaş ve meslek deneyimi olarak kıdemli sayılmakla birlikte, henüz Yrd. Doç. unvanlı
Sn. Dr. Kerem Altıparmak‘ın ilk de olmayan böylesi nitelikli – yürekli hukuksal irdelemeleri aynı zamanda bir aydın cesareti örneğidir. Kendisini kutlar ve teşekkür ederiz gerçekten.

Sevgi ve saygı ile. 18 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AGİT’in 16 Nisan 2017 Halkoylaması Raporu

AGİT’in 16 Nisan 2017 Halkoylaması Raporu

(AS : Bizim kapsamlı yorumlarımız yazının altındadır..)
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) dün (önceki gün, 16 Nisan 2017) gerçekleştirilen ve “Cumhurbaşkanlığı sistemi”ni öngören anayasa değişikliği referandumu ile ilgili saptamalarını açıkladı. Referandumun Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde yapıldığına ve eşit şartlarda geçmediğine dikkat çeken AGİT, medyada “Evet” tarafının baskın şekilde yer aldığını, medyaya yönelik kısıtlamaların seçmenlerin çoğulcu fikirlere erişimini azalttığını vurguladı.

  • AGİT ayrıca Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) mühürsüz zarf ve pusulaların da geçerli sayılacağı yönündeki kararını “YSK yasaya aykırı biçimde önemli bir güvenlik tedbirini ortadan kaldırmıştır.” sözleriyle değerlendirdi. AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu (DKİHB) ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM) ortak girişimiyle hazırlanan “İlk Bulgular ve Sonuçlar Raporu”nun son biçimi sekiz hafta sonra yayınlanacak.

AKPM de raporunu 30 Mayıs 2017 tarihinde Prag’da gerçekleştirilecek daimi komisyon toplantısında sunacak.

Avrupa Konseyi: Referandum standartları karşılamadı

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Delegasyon Başkanı Cezar Florin Preda, düzenlediği basın toplantısında bazı bölgeler dışında ciddi sorunlarla karşılaşılmadığını belirtirken, oy kullanma noktalarında sivil toplum gözlemcilerinin yokluğunun üzücü olduğunu ifade etti. Preda, referandumun Avrupa Konseyi standartlarını karşılamadığını ve yasal çerçevenin gerçek bir demokratik süreci sağlamada yetersiz kaldığını da sözlerine ekledi. AGİT’in resmi internet sayfasından yayınlanan tespitler ise özetle şöyle:

Eşit olmayan koşullar

* Anayasa Değişikliği Referandumu eşit koşullara sahip olmayan bir ortamda gerçekleşmiş
ve kampanyanın iki yanı eşit olanaklara sahip olmamıştır.
* Reformun kilit ögeleri konusunda seçmenlere yansız bilgi sağlanmamış ve
sivil toplum örgütlerinin katılımı olanaklı olamamıştır.

OHAL’de referandum

* Referandum, darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL altında gerçekleşmiştir.
* Binlerce vatandaşın görevden alınması veya tutuklanması siyasal ortamı olumsuz etkilemiştir.
* Anayasa ve ilgili mevzuat tarafından gereğinden çok sınırlandırılan temel hak ve özgürlükler olağanüstü hal altında olağandışı yetkilerin kullanımı ile özellikle valilerin toplanma ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan kararları ile daha da kısıtlanmıştır.
* Referandumla ilgili mevzuatta değişiklik yapan OHAL kanun hükmünde kararnameleri olağanüstü halin gereklerinin ötesine geçmiştir ve temyiz edilememektedir.
* OHAL altında ifade özgürlüğü daha da kısıtlanmıştır; örneğine rastlanmamış sayıda gazetecinin tutuklanması ve basın-yayın organlarının kapatılması dalgası geniş çaplı
oto-sansüre yol açmıştır. AGİT/DKİHB medya izleme sonuçları “Evet” kampanyasının
medya yayınlarına egemen olduğunu göstermiştir.

Medyada eşitsizlik

* Medyada tek bir yanın baskın biçimde yer alması ve medyaya yönelik kısıtlamalar seçmenlerin çoğulcu fikirlere erişimini azaltmıştır.
* İzlenen beş TV kanalından, kamu kanalı TRT1 de dahil olmak üzere üçü “Evet” kampanyasını desteklemiştir. “Evet” kampanyası ezici bir çoğunlukla pozitif tonda televizyondaki yayın zamanının %76’sını ve günlük gazetelerdeki yayın alanının %77.5’ini kapsayarak
kamu medyasında ve özel medyada belirgin bir biçimde ön plana çıkmıştır.
* Ayrıca, AKP’ye toplam yayın zamanının/alanının %33,5’i ayrılarak ayrıcalıklı davranılırken, CHP, MHP ve HDP’ye açık bir biçimde daha az yer ayrılarak, sırasıyla toplam yayın zamanının/alanının %19, %2,3 ve % 0,8’i ayrılmıştır.

18 madde için tek oylama

* Anayasanın 72 maddesini etkileyen 18 maddelik anayasa değişikliği önerisi,
referandumla ilgili uluslararası iyi uygulamalara aykırı biçimde tek bir paket halinde oylanmıştır.
* Bu durum seçmenlere değişikliklerle ortaya konan farklı konuların her biri için ayrı ayrı tercih yapma şansını sağlamamıştır.
* Önerilen değişikliklerin hiçbiri oy pusulalarında yer almamış; seçmenlerden basitçe evet veya hayır seçeneklerinden birini seçmeleri istenilmiştir.

Yerlerinden edilenler

* Seçmen kütüklerine 2,9 milyondan çoğu yurt dışında olmak üzere 58 milyondan çok seçmenin kaydı yapılmıştır. Seçmenler seçmen listelerindeki bilgilerini doğrulayabilmiş ve değişiklik
isteyebilmişlerdir.
* Öte yandan, güvenlik tehditlerinden etkilenen illerdeki, ikametgahlarını zorunlu olarak
terk eden seçmenler kayıtları bakımından zorluklarla karşı karşıya kalmışlardır ve
Uluslararası Referandum Gözlem Heyeti (URGH) gözlemcileri bu seçmenlerden bazılarının
oy kullanamadığı yönünde bilgilendirilmiştir.

STÖ’lere kampanya yasağı

* YSK, sivil toplum örgütlerinin ve meslek kuruluşlarının kampanya faaliyeti yürütemeyeceği yönünde karar almıştır. On siyasi parti kampanya yapmak için gereken koşulları karşılamaktadır. İki partinin hak sahibi olmadıklarına ilişkin alınan karara yaptıkları itiraz reddedilmiş ve bir sivil toplum girişiminin parti olarak kaydedilmesi olanaklı olmamıştır.

Kaynakların kullanımı

* Çok sayıda yerel yetkilinin yanı sıra cumhurbaşkanı ve birtakım ileri gelen devlet yetkililerinin “Evet” kampanyasına etkin katılımı nedeniyle kampanya dengesiz olmuştur.
* AGİT/DKİHB SRGH kamu kaynaklarının kötüye kullanımının yanı sıra, birtakım partilerin ve sivil toplum örgütlerinin “Hayır” kampanyasını destekleyen çabalarının engellendiği de gözlemlemiştir.

Kampanya dili

* Kampanya dili, birtakım üst düzey yetkililerin “Hayır” destekçilerini terörist destekçileri ile bir tutması ile lekelenmiştir.
* “Hayır” destekçileri kampanya etkinlikleri sırasında çok sayıda durumda polis müdahaleleri ve şiddet içeren saldırılar ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu ihlaller kampanyalarda özgürlük ve eşitlikle ilgili AGİT taahhütlerine, Avrupa Konseyi standartlarına ve öbür uluslararası yükümlülüklere aykırıdır.

Mühürsüz zarf ve pusulalar

* YSK referandum günü sandık kurulu tarafından uygun bir şekilde mühürlenmeyenoy pusulalarının geçerli ve sandık kurulu tarafından mühürlenmeyen oy pusulalarının geçerli kabul edileceği yönünde iki talimat yayınlamıştır.
* Bu talimatlar önemli bir güvenlik tedbirini ortadan kaldırmıştır ve bu türdeki oy pusulalarının açık bir şekilde geçersiz kabul edileceğini öngören yasaya aykırıdır. (AS: 298 s. yasa n 98,103)
* YSK bu talimattan etkilenen oy pusulası sayısı sağlayamamıştır ve partiler tarafından atanan sandık kuruları üyeleri sandık sonuç tutanaklarını imzaladığı için konunun kapandığını belirtmiştir; YSK kararını temyiz olanağı mevcut değildir.

STÖ’lerin seçim gözlemlerine kısıtlama

* Darbe girişiminin ardından, en azından üçü geçmiş seçimlerde gözlem çabalarını desteklemiş olan 1583 sivil toplum kuruluşu tasfiye edilmiştir.
* Daha önceki seçimleri gözlemleyen sivil toplum kuruluşları, genel siyasal durum veya güvenlik nedeniyle ya gözlem çabalarından kaçınmış ya da bu çabalarını belirgin bir biçimde sınırlandırmıştır.
* YSK iki sivil toplum kuruluşunun akreditasyon başvurusunu reddetmiştir. (EKN)
(http://bianet.org/bianet/siyaset/185598-agit-referandum-esit-sartlarda-yapilmadi, 18.4.17)
====================================
Dostlar,

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)in hazırladığı 15 sayfalık rapordan  bir özetlemeyi yukarıda 11 maddede sunduk. (Tümü için erişke – link aşağıdadır..)

AKP’nin iktidar oluşundan bu yana 15 yıldır Türkiye’de pek çok şey berbat gidiyor.
18 maddelik Anayasa değişiklik önerisini – tuzağını okuyan ve anlayan 1 milyon insan olduğunu sanmıyoruz. 58,3 milyonu bulan toplam seçmenlerin %15’i oy kullanmamıştır. Bırakın 1 milyonu, biz yüz bin kişinin bile metni anlayarak okuduğunu sanmıyoruz. “Evet” çiler ezici bir çoğunlukla AKP – RTE fanatizmi ile mürit gibi davranmıştır. “Hayır” cılar çok daha yüksek oranda bilinçli olsalar gerektir. Nitekim Türkiye Coğrafyasında da bu olgu izleniyor ve AKP’liler öteden beri kabul ediyorlar gerçeği : Eğitim düzeyi yükseldikçe AKP oyları azalıyor.. Erdoğan da sözü evirip çevirip Türk Ulusuna hala “ümmet” diyerek özlemini ve gerçeğini dışavuruyor.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) raporu ciddiye alınmalıdır.
Üstüne üstülük YSK’nın kör kör gözüm parmağına tam hukuksuz yandaş tutumu tehlikelidir. Ülkemizde Hukuk Devleti’nin kırıntıları bile yok edilmektedir. Bu tablo kabul edilemez..
YSK, 298 sayılı yasanın açık ve buyurucu hükümleri olan 98. ve 103. maddeleri karşısında yorum cambazlıklarına sarılamaz. Buyurgan pozitif hukuk normu ile açıkça bağlıdır..

Kaldı ki halkoylamasında usulsüzlük ve yasa dışı uygulamalar bununla sınırlı da değildir.
Pek çok açık ve ağır çiğnem (ihlal) yurttaşlarca kamera kayıtlarına alınmıştır ve dolaşımdadır.
AKP – RTE kanadı ise çok ciddi usulsüzlükleri görmezden gelerek,
siyasal etik – moral ilkeleri ayaklarının altına almış durumda.

Böylesi bir ülkede huzur, istikrar, ekonomik büyüme, demokrasi ve insan hakları, hukuk devletinden söz etmek ve İÇ BARIŞ ummak hayaldir.
Oysa ülke ateş çemberindedir ve ulusal birliğe, üretim seferberliğine mahkumdur!
YSK en azından CHP’nin ve Vatan Partisi’nin itiraz başvurularını hukuka saygılı olarak yanıtlamalı ve kamuoyu vicdanını tatmin etmelidir. AKP – RTE ise EVET’çi kesimi kışkırtmayı ve gerilim dayatmayı mutlaka terk etmelidir. YSK’nın, halkoylamasını yenileme dahil,
kararına saygılı olacaklarını açıklamalıdır. Usulsüzlükleri reddettiklerini, YSK’nın her türlü şaibeyi gidermesini istediklerini duyurmalıdır AKP ve Erdoğan..

Erdoğan, dış aleme anlamsız – absürd sözde “meydan okumayı” bırakmak zorundadır. AKP – RTE görmelidirler ki, gerçekte “evet” oylarından daha fazla sayıda bir kesim “hayır demiştir..

Toplumda bir uzlaşma olmadığı gibi, gerçekte “hayır” cılar çoğunluktadır.

Bu bakımdan, akıl dışı bir dayatma olan halkoylaması sonucunu YSK “evet” yönünde açıklasa bile topluma bu deli gömleği giydirilemeyecektir. Türkiye ne Mısır’dır, ne Libya’dır, ne Suriye ne de Irak… 200 yılı aşan bir demokratikleşme geleneği ve birikimi vardır. Bu tarihsel gerçeklikle zıtlaşmak AKP- Erdoğan’a kestirdiklerinden daha çok zarar verebilir. 3 Kasım 2019 seçimlerine 2,5 yıl vardır. Ülkemizin çok ağır sorunlarının hızla yoluna konması ve siyasal iklimin normalleştirilmesi kaçınılmazdır. Bu yönde akılcı – kararlı adımlar yerine irrasyonel – fanatik – despotik dayatmalar sürdürülür ve ülke totaliter – otokratik bir yörüngeye zorlanırsa AKP 3 Kasım 2019’a dek dayanamayacağı gibi, o tarihte yapılacak seçimlerde Haziran 2015 oy oranını bile bulamayacaktır.. Bu tablonun Erdoğan’ın da sonu olacağını söylemek yanlış değil.

AGİT raporunun 15 sayfalık raporunun tümüne erişmek için lütfen tıklayınız :

16_Nisan_Halkoylamasi_AGIT_raporu

Sevgi ve saygı ile. 18 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

KÖY ENSTİTÜLERİNİ KİM KAPATTIRDI ??

KÖY ENSTİTÜLERİNİ KİM KAPATTIRDI??


(AS : Bizim katkımız ve YSK’nın yok hükmündeki halkoylaması kararı ile bağlayışımız
yazının sonundadır.. Okunmasını dileriz..)

Sevgi ve saygı ile. 17 Nisan 2017, Ankara
Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net  profsaltik@gmail.com
=====================================
Sevgili Dostlar,

Bilindiği gibi Köy Enstitüleri, ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve
3803 sayılı yasa ile açılmış okullardır. Tümüyle Türkiye’ye özgü olan bu eğitim projesini
28 Aralık 1938 tarihinde Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Ali YÜCEL ve Genel Md.
İsmail Hakkı TONGUÇ yönetmişlerdi. Kapatıldığı 1954 yılına dek Köy enstitülerinde 1.308 kadın ve 15.943 erkek, toplam 17.251 köy öğretmeni yetişmişti. Bütün -7 bölgede 21 okul- 1954’te kapatılarak “İş için, iş içinde eğitim” uygulamasına son verildi.
Kapatılmasında suçlanan(lar) İnönü / ağalık (aşiret) düzeni deniyor?!

Dr. Mehmet UHRİ’nin Köy Enstitüleri hakkında aşağıdaki aktardıkları okumaya değer.
Konu, Köy Enstitüleri ne idi ne değildi, niçin kurulmuştu, kimler niçin kapattırdı?
Bu konuda ne yazık ki o okullardan mezun olan öğretmenler bile ikiye bölünmüşlerdir.
Bir yan diyor ki ;

“Köy Enstitülerini OY uğruna Cumhurbaşkanı İsmet İnönü kapattırdı,
engel olabilirdi ama olmadı.”
* Öteki yan ise; “OY uğruna Demokrat Parti-Başbakan Menderes- kapattırdı.”

Köy Enstitüleri hakkında kitap yazanlar, kitaplarında ve benim konuştuklarım aynı savdalar.
Ben şunu merak ediyorum : Yıllardır hepimiz biliyoruz ki, TBMM’den çıkıp yayımlanmak üzere (AS: “üzre” değil!) Cumhurbaşkanına giden yasaları VETO etme hakkı yalnızca 1 kezdir. Vetolu yasa TBMM’ne iade edilip aynı biçimde tekrar Köşke (AS : şimdilerde Saray’a!) gönderildiğinde 2. kez veto hakkı olmadığı için, yanlış ve yararsız da bulsa C. Başkanı
aynı yasayı onaylamak zorundadır. Resmi gazetede yayınmlanıp yürürlüğe girmektedir.
(AS: 1940’larda 1924 Anayasası yürürlükte idi).

İşte bu usule dayanarak diyorum ki; acaba 1940’larda KÖY ENSTİTÜLERİni kapatma yasası ilk kez kendine geldiğinde VETO edip, 2. kez geldiğinde ONAYlamak zorunda mı idi Cumhurbaşkanı İnönü? Bunu bilen varsa lütfen açıklayabilir mi? Aşağıdaki yazışmalar
çok önemlidir. Bu konudaki yazışmalar daha uzun idi. Ben en önemlisini paylaşıyorum sizinle.

Saygılarımla. 21.01.2014
Duran Aydoğmuş
===============================
18 Ocak 2014 23:11 Cumartesi Ziran ÇELİK <zirancelik@……….> şöyle yazdı:

VUR ABALININ SIRTINA, VUR CHP’NİN GEÇMİŞİNE.

SEVGİLERLE

Köy Enstitülerini İnönü kapattırdı diyenlere…!


1- 
“KÖY ENSTİTÜLERİNİ BEN KAPATTIRDIM.. KİNYAS KARTAL”
YORUMSUZ..
Köy Enstitüleri neden kapatıldı? CEVAP, kapattıranlardan biri,
(KİNYAS KARTAL)’DAN GELİYOR.
.”Ben kapattırdım köy enstitülerini. Ben toprak ağasıyım. 200’e yakın köyüm var. Bu köylerdeki halk bana tapar. Ne işi varsa bana sorar.” Kinyas Kartal  Bir gazete yazarının dönemin Van milletvekili Kinyas KARTAL ile yaptığı bir röportaj :***
 Köy enstitüleri KOMÜNİST YETİŞTİRDİĞİ için mi kapatıldı?

– 
HAYIR. Beni babam MOSKOVA ÜNİVERSİTESİ’NDE OKUTTU komünizmin ne olduğunu ben gayet iyi biliyorum. Köy enstitülerinde komünizmi bilen kimse yoktu.

– Peki, KARMA EĞİTİMDEN dolayı mı kapatıldı?
– HAYIR. Bu da değil bütün dünyada okullar karma eğitim kız – erkek birlikte okuyor.
– Peki ya neden?
– Ben kapattırdım köy enstitülerini. Ben toprak ağasıyım. 200’e yakın köyüm var.

Bu köylerdeki halk bana tapar. Ne işi varsa bana sorar. Evlenecek, boşanacak, askere gidecek, mahkemesi nesi varsa gelir bana danışırdı. Ama Köy Enstitüleri açıldıktan sonra 5 köyüme KÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNU GELDİ ve bu köylerden artık KİMSE BANA GELİP DANIŞMAMAYA BAŞLADI. Ben düşündüm 200 köyümün hepsine köy enstitüsü mezunu  gelirse BENİM AĞALIĞIM NE OLUR, SIFIRA DÜŞER!

Böyleyse benim harekete geçmem  gerekir dedim ve DOĞUDAKİ BÜTÜN AĞALARA telefon ettim onları topladım. Bir de Batı’dan buldum ESKİŞEHİR’den EMİN SAZAK. Sonra MENDERES’LE PAZARLIĞA GİTTİK. (Yıl 1950 seçimlerin olacağı zaman) Dedik ki;

“Köy Enstitülerini KAPATIRSAN şu gördüğün doğudaki tüm toprak ağaları ve batıdan Emin Sazak’ın oyları sana. KAPATMAZSAN OY YOK” ve Menderes’te 1950’de iktidara gelir gelmez köy enstitülerinin temelini sarsmaya başladı.
*****
Demokrat Parti iktidara geldikten sonra 27 OCAK 1954’te çıkarılan kanunla KÖY ENSTİTÜLERİ KAPATILARAK günümüze ve geleceğe ışık saçacak güneşimiz resmen batırıldı. 

KÖY ENSTİTÜLERİ KAPATILMASAYDI;

– Fırsat ve olanak eşitliği sağlanırdı.
– Ezberleyen öğrenci değil de okuyan, üreten, düşünen öğrenciler başarılı olurdu.
Öğrenciler okullarına cep harçlıklarıyla değil emekleriyle “katkı” yaparlardı.
– Demokrasi yalnızxa kitaplardaki tanımlarda değil yaşamın ta içinde olurdu.
– Daha nitelikli öğretmenler yetişirdi.
– Öğrenciler verilenle yetinmez, araştırır, bulur ve tartışırlardı.
– Boş zamanlarını MÜZİK DİNLEYEREK DEĞİL ENSTRÜMAN ÇALARAK;
takım fanatikliği ile değil spor yaparak değerlendirirlerdi.

Biz şu an yalnızca matematik problemlerini hızlı çözen çocuklar yetiştiriyoruz.
Hepsi bu. Ötesi yok…

  • “Köy Enstitülerinin bütün günahı omuzlarıma, sevabı başkalarına olsun.
    O kurumların günahı bile bana yeter.”

Hasan Ali Yücel
Maarif Vekili
========================================
2 – ZEYTİNİN TERİ (Bir Köy Enstitüsü öyküsü)  

Arabamız su kaynatmasa durmayacaktık, o sıcak yaz günü Balıkesir’in Savaştepe ilçesinde.  Yola çıkmadan önce arabaya bakım yaptırmış, hararet sorunu olduğunu söylememe rağmen arıza bulamamışlardı. Dağda su kaynattıktan sonra motorun soğumasını bekleyip ancak Savaştepe’ye kadar gidebilmiştik.

Birlikte yolculuk ettiğim eşim ve kızımın da canı sıkkındı. Günlerden pazardı ve her yer tatildi. Sanayi sitesinde arabaya baktıracak birilerini aradık, bulamadık. Can sıkıntısı ve çaresizlik içinde söylenirken tamirci aradığımızı duyan birileri aracılığıyla tanıştık Hüseyin amcayla. Elinde küçük bir alet çantası vardı. Yardımcı olmak istediğini söyledi. Motora yaklaştı, sesini dinledi. Kontağı kapatıp tekrar açtı. Hiçbir yere dokunmadan uzun uzun motoru ve çalışmasını izledi. “Motorun soğutma sisteminde sorun görmediğinden”
söz etti. Bir süre daha bakındı. Sonra “buldum galiba” diye haykırdı.

“Her şey normal görünüyor ve su kaynatıyor ise araba su eksiltiyor demektir. 
Muhtemelen kalorifer peteği delinmiş, su kaçırıyordur.
O takdirde döşemelerin ıslak olmalı.”
 dedi.

Gerçekten de onca uzmanın çalıştığı servisin bulamadığı sorunu kısa sürede görmüştü.
Arabanın kalorifer sistemi su kaçırıyor, eksilen soğutma suyu yüzünden araba hararet yapıyordu.  Kalorifer sistemini devre dışı bırakıp geçici bile olsa su kaçağını önleyip sorunu çözdü, Hüseyin amca. Teşekkür edip borcumu sordum. Arabanın camındaki tıp armasını gösterdi;
– Doktor musun?
– Evet.
– Bizim hanımın yıllardır geçmeyen ağrıları var. Gelip bakarsan ödeşiriz. Ben de hanıma doktor götürmüş, gönlünü almış olurum. Hem de çayımızı içer soluklanırsınız. Hep birlikte Hüseyin amcanın evinde yaşamı öğrendik ve öğretmen olup yaşamı öğrettik çocuklara.
– Yani elinizden çok iş geliyor.
– Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi soru sormayı, aklını kullanmayı öğretiyorlardı. Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya…

Bu arada çaylar geldi. Çayın yanında ekmek peynir ve zeytinden oluşan kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin amcanın hanımı.  Emekli olduktan sonra zeytinciliğe başladığını sofradaki zeytinin de kendi ürünleri olduğundan söz etti.

– Zeytinin hikmetini bilir misin?  Meyveleri ile karnımızı doyurmuş, yağını çıkarmışsınız. Kandillerde yakıp aydınlanmışız, odunu ile ısınmışız. Giderek ona benzemişiz.
– Nasıl yani?
– İnsan da doğanın meyvesi değil mi? Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tutup; Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı, yeşil bir meyve insan. Çoğunu sıkıp, yağını çıkarıp, posasını da sabun yapıyoruz.
– Yani heba olup gidiyor.
– Bir kısmını sofralık ayırıyor, selede tuza yatırıp, acı suyunu atmasını, buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz. Veya salamura yapıp olduğundan daha şişkin gösterişli hale getiriyoruz. 

İnsanlara da böyle yapmıyor muyuz?  Okullarda okutup okutup, yaşama hazırladığımızı sanıyor ya şişiriyor ya da buruşturup atıyoruz insanları.
 – “Sizin Köy Enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey değil miydi?” diye soracak oldum. Hanımına baktı gülüştüler.
– Hurma Zeytini’ni bilir misin?
– Bilmem. Hiç duymadım.
– Egenin kimi yerlerinde olur. Ağaç aynı ağaçtır ama her yıl Kasım ayı sonu gibi denizden karaya esen rüzgar ile zeytin ağaçlarına bir mantar bulaşır. Bu mantar, zeytinin terini giderir, acısını dalında alır. Dalında olgunlaşır zeytinler. Toplandığında yemeğe hazırdır anlayacağın.
– Eeee.
– Köy Enstitüleri de böyleydi.  Dalında olgunlaşan zeytinler gibi insanları oldukları yerde yetiştirmeye, onların bilgilerini de öte insanlara bulaştırmayı amaçlamıştı. Doğup büyüdüğü ortamda olgunlaştırıyorlardı insanı. Yaşama hazırlıyorlardı. Bugün olduğu gibi, doğdukları yere, özlerine, birbirlerine yabancılaşacakları, geri dönmeyecekleri bilinmezlere dağıtılıp, koparılıp, kaybedilmiyorlardı.
– Sustuğumu görünce, Hanımından boşalan bardakları doldurmasını rica etti.
– “İşte bu yüzden, Öğrendiklerimin Zekatını Vermek, Zeytinin Terini Hatırlatmak için buradayım doktorcuğum, unutulsun istemiyorum.” dedi.
 
Kitaplığından çıkardığı iki kitabı kızıma hediye etti. Vedalaştık.
Arkamızdan bir tas su döküp, uğurladılar.

Dr. Mehmet Uhri

Not : Bu yazı, emekli öğretmen Hüseyin Kocakülah ve Köy Enstitülerine
emek verenlerin anısına, toprak olanlarının da..
======================================
Dostlar,

Köy Enstitülerinin kuruluşu 17 Nisan 1940 idi.. Aradan 77 yıl geçmiş..
Kapatıldıklarında 14. yılında idiler, yıl 1954 idi.
Açanlara selam olsun.. Büyük ATATÜRK düşünsel temellerini atmıştı.
İsmet İNÖNÜ Cumhurbaşkanı ve Hasan Âli Yücel Milli Eğitim Bakanı iken bu dev proje gerçekleştirildi ve 14 yıl yaşatıldı. Dünyaya örnek oldu.. Demokrat geçinen bir parti, adı Demokrat Parti olan bir parti tek başına iktidarda idi. İsmet İNÖNÜ ve CHP ülkemizi çok partili yaşama geçirmiş, DP 14 Mayıs 1950 seçimlerinde iktidar olmuştu. Karşıdevrim başlatmış, hemen Ezanı Arapçaya döndürmüş, Anayasanın dilini eskiye çevirmiş, Halkevlerini ve Halk Odalarını kapatmıştı.. 1954’e gelindiğinde ise Van Milletvekili
Köy ağası Kinyas Kartal‘ın insan olanı utandıran Meclis konuşmasının ardından
Köy Enstitülerini de kapatmıştı!

Kinyas Kartal köylülerin kendi marabası (toprak kölesi) olarak kalmasını istiyordu!
Yani “feodal köleci” idi.. Oysa Kölelik ABD’de çoooooooooook  kanlı içsavaş sonrası Başkan Abraham Lincoln’ün de yaşamına mal olarak 1865’te kaldırılmıştı. Birleşmiş Milletler ise 10 Aralık 1948’de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile köleliği kaldırmıştı.

  • Demokrat Parti iktidarı ve Başbakan Adnan Menderes, KÖY ENSTİTÜLERİ gibi
    kırsal kalkınma – Aydınlanmada bir mücevher pırıltısı saçan güzelim okulları kapattılar..

Kapatılmasa idiler, belki de günümüzde “AKP gibi bir parti” ülkemizde kurulmayacaktı!?
Köy Enstitülüleri kapatılmasaydı Türkiye dün, 16 Nisan 2017’de olduğu gibi
demokrasiyi yok etmeyi hedefleyen akıl dışı bir halkoylamasına sürüklenip mahkum edilebilir miydi?

  • Dünkü halkoylamasında Türkiye demokrasisini katleden EVET oylarını kullananlar, 
    Köy Enstitülerinin aydınlanmasından yoksun bırakılanların torunlarıdır.

    İşte fatura böylesine ağır ve kuşaklar boyunca olmuştur, olmaktadır.
    *****
    YSK’nın, kendi kararıyla çelişen, 2,5 milyonu bulan mühürsüz oy pusulası ve zarfları “geçerli” sayması, Seçim Yasasının ilgili maddeleri karşısında YOK HÜKMÜNDEDİR.
    Tam kanunsuzkluktur ve mutlak butlanla mahkumdur. Sonuç tersine döndürülmüştür böylelikle. YSK’nın bu hukuk tanımaz kararı halkoylamasını yalnızca yasaya aykırı kılmakla kalmamış, meşruluğunu da tartışmaya açmıştır. Olumsuz yansıması çoooook ağır ve uzun yıllar boyunca yaşanacaktır.. Ağır ve kaldırılamaz bir vebaldir.. Yol yakınken

  • YSK Halkoylamasını yenilemek zorundadır..
    yenilemek zorundadır halkoylamasını YSK!

     

    Sevgi ve saygı ile. 17 Nisan 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

120 bin Seçmen Fazlalığı Var!

ÖNEMLİ

Saltık, olabildiğince hassas hesapladım; Yurt içinde 108 bin, Yurt dışında
11 bin Seçmen fazlalığı var... Yurt içindeki fazlalık muhtemelen
Suriyeli Seçmenlerden kaynaklanıyor; Yurt dışındaki fazlalığı açıklamak
zor. Son 1,5 yılda 10 bin seçmen Türkiye’den çıkmış olabilir… O zaman
toplamda * 120 bin kadar Suriyeliye seçmen statüsü verilmiş * 😞 demektir.

YSK açıkladı; 

Seçmen sayısı %2,60 arttı.
(108 bin Suriyeli Seçmen mi var?)
 

Değerli arkadaşlar,

1 Kasım 2015 seçiminden 533 gün (1,46 yıl) sonra 16 Nisan 2017 itibariyle yurt dışı seçmen sayısı %2,54 artışla 2 milyon 973 bin;
yurt içi seçmen sayısı da %2,60 artışla 55 milyon 319 bin olmuş.Türkiye’de göçmen ve sığınmacılar dışındaki yerleşik halkın (T.C. yurttaşları) yıllık doğal (biyolojik) nüfus artış hızı binde 12,3’tür. Buna göre yurt içi seçmen sayımızın en çok 55 milyon 211 bin olması beklenirdi. 
Arada 108 bin fark var. 
(Yurt dışı seçmen sayısında da aynı şekilde
11 bin kadar hesap dışı fazlalık gözlemleniyor!)

Eğer Referandum kıl payı bir farkla sonuçlanırsa nedenini şimdiden biliyorsunuz…

Sevgilerimle….æ

====================================================
Dostlar,

Yukarıdaki önemli ileti Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan‘dan..
O’nn bilimsel titizliğini ve engin Matematik bilgisini yakından biliyoruz..

  • 120 bin Seçmen Fazlalığı Var!

YSK’yı çoooooook titiz, saydam çalışmaya bir kez daha çağırıyoruz..
Bu sorunun çözümünü istiyoruz.
Sn. Prof. Ercan’a danışmasını, O’ndan yardım almasını diliyoruz..

Ayrıca, mevzuatımıza göre seçimlerde, halkoylamasında oy kullanabilmek için T.C. Vatandaşı olmak zorunludur. 120 bin Suriyeliye “seçmen” olma yetkisi tanındı ise, bu ancak Vatandaşlığa alınmaları ile olanaklı.. (298 sayılı SEÇİMLERİN TEMEL HÜKÜMLERİ ve SEÇMEN KÜTÜKLERİ HAKKINDA KANUN md. 6 : “Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halk oylamasına katılma hakkına sahiptir.”)

Demek ki el altından AKP – RTE başladı bile Suriye asıllı seçmen devşirmeye.. Anayasa değişikliği geçerse, R.T. Erdoğan, bir gece yarısı, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile sorunu tek hamlede ve de kökten çözer.. Nüfusumuz hızla 3 milyon daha büyür ve Almanya ile aramızdaki 2 milyon farkı açmak için 2 yıl daha beklememize gerek kalmaz..

Kalabalık – eğitimsiz – sağlıksız – işsiz – yoksul – niteliksiz bir SÜRÜ TOPLULUK
olarak AB-28 içinde en kalabalık nüfusa sahip olarak bir “matah” (!?) oluruz herhalde..
2 milyona yakın ek seçmeni blok olarak 3 Kasım 2019 gene seçimlerine rahat rahat yetiştiririz de! Anayasa değişikliği geçmezse, “bir süre sonra” halkoylamasını yenilemek üzere (Haziran 2015 seçimini yitiren AKP – RTE, ülkeyi terör ve kanla teslim alarak genel seçimleri 5 ay sonra yeniletmedi mi; verin 400’ü kurtulun terör – ölüm ve kandan..” demedi mi?!) ya da sürpriz – kaçınılamayacak erken seçim için de epey yol almış oluruz yavaaaaş yavaaaaşşş..

Eyyyyyyyyyyyyyy halkımız; böyle bir anlayışa – siyasete artık, 15 yıl sonra kocaman ve kararlı bir “HAYIIIIRRRR!!!” denmez de ne denir???

“Cumhur, millet – ümmet” diye diye ayaklar altına alındığını, paspas yapıldığını gör artık!

Sevgi ve saygı ile. 16 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com