Hüsnü Mahalli : AKP CEP İLİŞKİSİ

AKP CEP  İLİŞKİSİ

portresi

Hüsnü Mahalli
YURT
Gazetesi, 8.11.16

BM, ABD, AB, Türkiye ve Körfez ülkelerine göre Nusra terör örgütü.
AKP müttefiki Suudi Arabistan, Bahreyn ve BAE’ye göre Müslüman Kardeşler bile terör örgütü. Dünya Müslüman Kardeşler’inin hemen hemen tüm lider, yönetici ve kadroları sık sık İstanbul’da toplanır.
Bu coğrafyada iki Vahabi mezhepli ülke var :
18 milyon nüfuslu Suudi Arabistan ve 600 bin nüfuslu Katar.
Yıllık doğal gaz üretimi 100 milyar dolar dolayında olan Katar’ın  emiri Temim Suudilerden hiç hoşlanmaz.
Yıllık  doğan gaz ve petrol satışı 300 milyar dolar olan Suudi Arabistan kralının oğlu Muhammed, mezhepdaşı Temim’den gıcık alır. Temim AKP ile birlikte Müslüman Kardeşleri Muhammed ise daha sapık olanlarını destekler. Hikâye çok daha karışık ama bugünlük bu kadar.
Dönelim Nusra‘ya.
Rusya destekli Suriye ordusu Halep’te Nusra ve yandaşlarına operasyon yürütüyor ama en başta saydığım ülkeler kıyameti koparıyor.
Putin ile konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Ben söylerim çıkar giderler Halep’ten’ dedi ama adamlar dinlemiyor.
Genelkurmay Başkanı Akar belki de bunun için dün Moskova’ya gitti ya da davet edildi.
Haberlere bakılırsa Rus uçaklarının desteğinde Suriye ordusu  Halep  konusunu bu hafta bitirecek. Cuma günü Moskova’da toplanan Suriye, İran ve Rusya dışişleri bakanları bu ve benzeri konuları konuştu. Bu üç ülkenin IŞİD’e karşı mücadele için Bağdat’ta kurduğu Koordinasyon Merkezi’nde İranlılar da var.

Rus medyasına göre Nusra ve yandaşı gruplar hala Türkiye’den destek alıyor.

Peki, Halep’te Rus ve Suriye ordusunun Nusra ve yandaşlarına karşı operasyonuna kızan Batılı ülkeler neden Musul’da IŞİD’e karşı operasyon yapan Irak ordusuna destek veriyor?
IŞİD ve Nusra aynı değil mi? Üstelik 300 bin kadar Şii Halk gönüllüleri tarafından desteklenen Irak ordusunun % 70’i Şii ama Suriye ordusunun neredeyse %80’i Sünni. Üstelik Musul’da operasyona katılan Şii Halk Gönüllüleri ‘Musul işi bitince batıya devam edip Rakka’yı da temizleyeceğiz’ diyorlar. Durum çok daha çetrefilli  ama şimdilik bu kadar.

Şimdi gelelim Türkiye’nin pozisyonuna :

Daha önceleri IŞİD ve PYD’yi Esad’ın adamı ilan eden AKP, 24 Ağustos’ta Cerablus’a girdi ve  Azez’e kadar olan bölgeyi savaşmadan IŞİD’den aldı. Tüm tehditlere karşın PYD ile savaş henüz olmadı. Peki, TSK’nın bu operasyonlarda müttefiki kim? Esad’a karşı savaşan ÖSO ve Nusra benzeri onlarca örgüt. Esad’ın dostu kim? Rusya. Yani AKP’nin yeni dost ve müttefiki. İran.
Irak’ta AKP’nin gıcık aldığı Şii Irak Başbakanı Abadi ve Şii Halk Gönüllüleri güçlerinin müttefiki ülke. Yani Rusya ve Suriye müttefiki.
Yani AKP’nin karanlık işler müttefiki  düşman kardeşler  Vahabi Suudi Arabistan ve Katar’ın kral, emir ve şeyhlerinin palavradan düşman bellediği İran.
‘Efendim Şii İran 1.5 milyar nüfuslu Sünni âlemini ele geçirecekmiş’. ‘Efendim İran nükleer bomba yapacak’. İsrail’in elinde 250 nükleer bomba var ama bu hiç önemli değil! Suudi Kral  İsrail Başbakanı Netanyahu’nun seçim kampanyasına bile 85 milyon dolar bağışta bulundu.

  • Peki, AKP kimden yana?
    IŞİD, Nusra, ÖSO, Rusya, İran, Vahabi kral ve emir, Sünni şeyhler, Müslüman Kardeşler, Mesut Barzani, Tarık Haşimi, Musul’u IŞİD’e satan eski Vali Esil Nuceyfi… Esad asla.
    ABD ne idüğü belirsiz. PYD ve YPG’ye destek verir, Fetö’yu vermez ve darbelere destek verir ama olsun. Aramızdaki nostaljik aşk sonsuzdur. İşte AKP böyle bir parti. Her şeyi yanlış, çelişkili ve tehlikeli. Hep söyledim ve yine söylüyorum:
  • Bu coğrafyanın tümünü bu hale getiren AKP’dir.Yapılacak iş çok kolay : 2011 yani ‘Arap Baharı’ öncesine dönmek. Kolay mı?
    AKP’nin ülke içi sindirme politikaları ve buna paralel  başkanlık serüveni ortadayken hiç kolay değil.
  • AKP;  çağ dışı, ilkel ve bağnaz Kral, Emir, Şeyhler, IŞİD, Nusra, ÖSO ve benzerleriyle karmaşık ve karanlık ilişkilerinden vazgeçemez. Kolay değil.
    Bunu AKP’ye yaptırabilecek tek bir güç ve  mekanizma var : Putin.
    Yapabilecek mi? Putin’in zekâsına, diplomasi hünerlerine ve elindeki kartlara bağlı.
    Bakalım her konuda takiyeyi beceren AKP Putin’i de kandırabilecek mi?
    Yakında her şeyi göreceğiz. Yoksa Türkiye’nin geleceği çok karanlık.
    Bu gerçeği bilen AKP bütün bölgeyi karanlığa sürüklemeye çok hevesli.

    Esas soru şu                    :
  • AKP her şeyi bilinçli mi yapıyor yoksa cahil cühelanın elinde kaldığı için
    başkaları tarafından kullanılıyor mu?
  • AKP içerde her türlü tezgâh çevrilebilir ama dışarda işler hiç o kadar değil.
    Hele hele konumuz Ortadoğu ise. Kimin eli kimin cebinde hem belli hem de belli değil.17-25’de AKP’nin elinin kimlerin cebinde olduğunu gördük.
    Peki, kimlerin eli AKP’nin iki cebinde onu bilen var mı?
    ===========================================
    Dostlar,

Ortadoğu uzmanı dürüst ve yetenekli – birikimli, yürekli yazar Sayın Hüsnü Mahalli,
bu yazısıyla da çok önemli Ortadoğu gerçeklerini önümüze sermekte..
Anlayana ve değerini bilene..

Sevgi ve saygı ile.
09 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Sonunda siz kaybedeceksiniz!

Sonunda siz kaybedeceksiniz!

portresi

Prof. Dr. Yakup KEPENEK
Cumhuriyet, 7.11.16

Cumhuriyet düşmanlığınız sınır tanımıyor! Gücünüzün zirvesindesiniz; devletin yasama, yürütme ve yargı erklerini; asker, polis güvenlik birimlerini; bilim ve ekonomi kurumlarını; kişi ve örgütleriyle sermayeyi; basın-yayını ve sokağı kendinize bağımlı kılmış olmanın özgüveniyle istediğinizi yapıyorsunuz.
Olağanüstü gücünüzü, Cumhuriyeti ve onun değerlerini sahiplenmiş olan aynı adlı gazeteyi yok etmek için kullanıyorsunuz.

Bunu başaramayacaksınız!
Çünkü insanlığın gelişme doğrultusuna uyum sağlayamıyor; giderek ona daha fazla ters düşüyorsunuz.
Öncelikle özgürlük ve demokrasi anlayışınız çağdışı. Özgürlüklerin temeli olan düşünce özgürlüğünün kökünü kazıdınız. Demokrasiyi de yalnızca sandık sonuçlarına indirgediniz. O kadar ki çok yakın bir zamanda getirmeye çalıştığınız başkanlık sisteminin değil içeriğini, yüzünü bile bu topluma göstermekten korkuyor, üzerini peçe ile kapatıyorsunuz.

Ekonomi anlayışınız çağdışı. Evet, yollar, köprüler, hanlar, saraylar yapmakta ustalaştınız. Ancak kapitalizm öncesi bir anlayışla sermayenin fiyatı olan faize düşmansınız; ama bilmiyorsunuz ki Hıristiyanlık yaklaşık 500 yıl önce faiz düşmanlığından vazgeçmeseydi, kapitalizm doğmazdı. Doğal olarak bugünkü kapitalizmin motorunun özgür bir ortamda yapılan araştırma ve buna dayalı teknolojik yenilik olduğunu kavrayamıyorsunuz.

Eğitim anlayışınızın çağdışı olduğunu yinelemeye bile gerek yok; bilimsel bilginin yol göstericiliğinden hızla uzaklaştırdığınız için, o daha da çağdışı.

Yerle bir ettiğiniz ve sonunda cezaların en ilkeli ve insanlık dışı olanı idamın ilmiğine astığınız adalet anlayışınız da çağdışı.

Adaletiniz, şort giydiği için bir kadını tekmeleyen o dindaşınıza ne yapacağını bilemiyor; yandaşlarınız sanat fuarlarını basıyor. Her gün binlerce kamu çalışanı, bir günde 163 bilim insanı işinden kovuluyor ve bunların hak arama yolları kapalı.

13 çalışanı gözaltına alınan ve bunlardan 9’u tutuklanan Cumhuriyet gazetesinin son soruşturmasıyla FETÖ sanığı bir savcıyı görevlendiriyorsunuz, kendileri bu ülke adaleti için tam bir talihsizlik olan Adalet Bakanınız bu bir talihsizlik diyebiliyor ve o savcı işini bitirmeden ikisi başsavcı vekili olmak üzere üç savcı daha görevlendiriliyor.

Gazetenin yıllarca ekmeğini yiyenlerden gelen saldırılar için söz Pir Sultan’ın:

  • “Şu ellerin taşı hiç bana değmez, ille de dostun bir tek gülü yareler beni.”

Çağdışı yönetim anlayışınızın geldiği son noktaya bakın. Ankara’nın bir ilçesinin kaymakamı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım olarak atanıyor; ülkenin milletvekili sayısına göre üçüncü en büyük partisi HDP’nin eş genel başkanlarının da içinde bulunduğu 12 milletvekili gözaltına alınıyor, 9’u tutuklanıyor. Bu yapılanların toplumsal yaraları çok daha derinleştireceğini; toplumu iç çatışmaya götürebileceğini göremeyecek kadar gözleriniz kapalı.

Ülke yönetiminde etkinliğini her gün artırdığınız Diyanet, verdiği onca fetvadan sonra, Muhammed, Allah’ın Elçisi adlı İran yapımı sinema yapıtını eleştirecek gücü kendisinde buluyor. Ya bunun olası toplumsal sonuçları?

Yetmedi, bu iletişim çağında interneti kısıtlıyor; üniversite öğretim üyelerinin kendilerini yönetecek rektör için aralarında eğilim yoklaması yapmasını bile ellerinden alıyorsunuz.

Dış politikadaki yönetim yanlışlarınız saymakla bitmiyor.

Sonuç olarak; yalnızca bu kadar çağdışı olduğunuzdan da değil, asıl çağa ayak uyduramadığınızdan, insanlığın gelişme doğrultusundan tamamıyla çıktığınızdan başaramayacaksınız!

Cumhuriyetin aydınlığı kalacak, önünde sonunda bu toplumun tümünü yine bu Gazete ve diğer Cumhuriyeti savunanların çabalarıyla aydınlatacak, siz de kendi karanlığınızda kaybolacaksınız!
***
Cumhuriyet’in uğradığı saldırı sonrasında tanıdık, tanımadık onca insandan bana gelen destek ve dayanışma telefon ve iletileri için teşekkür ederim.
=================================
Dostlar,

Sayın Prof. Yakup Kepenek, ODTÜ’den emekli İktisat (Ekonomi) öğretim üyesidir.
Köy Enstitülerinin son kalıntılarından feyiz alarak yetişmiştir.

“TÜRKİYE EKONOMİSİ” adlı çok değerli yapıtı (ders kitabı) alanında bir klasik olmuş ve 1983’ten bu yana 33 yılda 27. baskısı yapılmıştır (bizdeki Mart 2014, Remzi Kitabevi).

Evet, AKP kadroları Türkiye’yi çağdışı bir karanlığa sürükleyemeyecekler.. Sona yaklaştılar..

Sevgi ve saygı ile.
09 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

 

ANKARA BAROSU’ndan HDP’li VEKİLLERİN TUTUKLANMASI HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI

ankara_barosu_logosuANKARA BAROSU’ndan :
HDP’li VEKİLLERİN TUTUKLANMASI HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI

HDP MİLLETVEKİLLERİNİN TUTUKLANMASI, MUHALİF BİR PARTİNİN VE DOLAYISIYLA
TEMSİL ETTİĞİ İNSANLARIN SESİNİN KESİLMESİ ANLAMINA GELMEKTEDİR

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Kuşkusuz ki hukuk devletlerinde herkes, kanun önünde eşittir; yargı kararlarına, mahkemelerden ve savcılıklardan gelen çağrılara uymakla yükümlüdür.

Çağrıya rağmen ifade vermeye gitmeyenlere uygulanacak prosedür bellidir. Ceza Muhakemesi Kanunu, çağrıldığı halde gelmeyen şüpheli veya sanığın zorla getirilmesine karar verilebileceği hükmünü düzenlemektedir.

Dokunulmazlıkları kaldırıldığı halde haklarında açılan soruşturmalarda ifade vermeyi reddeden milletvekillerine uygulanacak prosedürün de aynı olacağı açıktır.

Ancak ifadeye zorla götürüldükten sonra tutuklananlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki üçüncü büyük partinin, yani ikinci büyük muhalefet partisinin başkanı ve milletvekilleridir. Dokunulmazlıkları kaldırılmıştır ancak milletvekillikleri devam etmektedir.

Tutuklama, ceza muhakemesindeki en ağır ve koşulları oluşmuş olsa bile başvurulması zorunlu olmayan, hakimin takdirine bırakılmış bir koruma tedbiridir.

HDP milletvekillerinin tutuklanması, muhalif bir partinin ve dolayısıyla temsil ettiği insanların sesinin kesilmesi anlamına gelmektedir. Bu sebeple bu yanlıştan bir an önce dönülmesi için yargıyı göreve davet ediyoruz. 05.11.2016
(http://www.ankarabarosu.org.tr/HaberDuyuru.aspx?BASIN_ACIKLAMASI&=123)

ANKARA BAROSU BAŞKANLIĞI
=========================================
Dostlar,

Ankara Barosu’nun hukuksal görüşü yukarıda..
HDP milletvekillerinin Türkiye Cumhuriyetine meydan okuyan hatta hiçe sayan,
sırtlarını PYD’ye, YPG’ye –ki PKK’nın yan örgütleridir– dayadıklarını açıklamaları,
özerklik ilanı, hendek kazmalar, bölücü terör örgütü ile neredeyse organik işbirliği düzeyine varan …. saymakla bitmeyecek ağır cezalık suç oluşturan eylemleri oldu..

Ülkenin sabrını zorladılar adeta.
Sanki bu tutuklanma sonucunu “kurban” rolü oynayarak koşulladılar!?

Türkiye, giderek tırmanan bir şiddet sarmalına dolaş(tırıl)mış durumda..

İçeride ve dışarıda ekonomiden askeri operasyonlara, hatta düşük – orta yoğunluklu ve büyüme eğilimi taşıyan sıcak askeri çatışmalara ve ahlaksal yozlaşmaya, işsizliğe, sanat- kültür – bilim -sporda duraksama ve gerilemeye, çocukların ırzına geçme eylemlerinin utancına boğulmuştur.

Erdoğan, konuşmalarında ses tonu, beden dili, sözlerinin içeriği ile zerrece kaygı duymadan gerilimi bilerek tırmandırmakta ve ötekileştimeye, hatta düşman yaratmaya, mağdur ve mazlumu oynamaya, kefen edebiyatını sürdürmeye ve içte – dışta tüm karşıtlarına çatarak sindirmeye çabalamaktadır. Suçluların telaşı ve tükenmişliği kaygısı içindedir her bakımdan açıkça izlenen.

OHAL kararnamaleri ile ANAYASA AÇIKÇA ÇİĞNENMEKTEDİR!

AYM, sistematik yorum yerine biçimsel (lafzi, sözel) bir yorumla bu tehlikeli metinlerin (OHAL Kararnamelerinin) yargısal denetimini reddederek yönetsel – politik bunalımı ağırlaştırmış ve AKP – RTE yönetimini dizginsiz bırakmıştır ne yazık ki..

“Tek adam” mutlak egemen olmuştur!

Acil olarak;

  • Etkili bir SİYASAL FRENLEME ile
  • Tehlikeli biçimde artmış olan ve ülkemizi çok daha ağır bunalımlara sürükleyebilecek,
  • Hatta İÇ SAVAŞA YOLAÇABİLECEK
    tüm söz ve eylemlerden özenle ve bilinçle kaçınmak zorunluğu ile yüz yüzeyiz..
  • HUKUK DEVLETİ’nden asla ve zerrece sapma yapılmamalıdır.

Sevgi ve saygı ile.
09 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Doğu PERİNÇEK : Yasallık maskesinin atılması

Yasallık maskesinin atılması

portresi-2

Dr. Doğu PERİNÇEK
AYDINLIK
, 07.11.2016

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

HDP,  dün  TBMM  Genel  Kurulu  ve Komisyon çalışmalarına katılmayacağını açıkladı. Bir yandan da Meclis’ten çekilmedik diyor. Meclis lokantasında ucuz yemek faaliyeti devam ediyor. Koridorlarda volta atma faaliyeti de devam edecek. Başlarını dik tutamıyorlar. Korkakça, çünkü milleti ve ülkeyi karşısına almışlar.

YASAL PARTİ OLMAKTAN VAZGEÇMEK

Siyasî  Partiler  Yasası’nın  3.  maddesinde siyasî partilerin, “milletvekili  ve mahallî idareler seçimleri yoluyla … millî iradenin oluşmasın” katıldıkları belirtilir.
Seçimler yoluyla ve Meclis’teki çalışmalara katılarak millî iradenin oluşumuna katılmak, Yasadaki Parti tanımının özünü oluşturuyor. Bu nedenle HDP’nin Meclis çalışmalarından  çekilmesi,  bir  bakıma siyasal parti olmaktan vazgeçmek anlamını taşıyor. Meclis  çalışmalarından  çekilen  HDP için hangi faaliyet biçimi kalmaktadır?

  • PKK’nın  terör  faaliyetini  desteklemek,
  • PKK için haraç toplamak,
  • PKK’nın mayın döşemesine  yardım  etmek, 
  • PKK’ya  bilgi yetiştirmek, 
  • PKK’ya  malzeme  bulmak, eline  silah  verilecek  insan  kandırmak,
  • PKK’nın propagandasını yapmak vb.

YASADIŞI PARTİ İTİRAFI

HDP’nin  Meclis  çalışmalarını  terketmesi, aslında bir itiraftır. Bu partinin asıl faaliyeti  Meclis  dışındadır.  Programını hayata geçirmek için, Ankara’da iktidar olma veya TBMM çalışmalarına katılma yolunu benimsemiyor.

Amaç, ABD güdümünde İkinci İsrail’i kurmaktır.

Zaten 2015  yılı  Aralık  ayında  Diyarbakır’da sözümona “özerklik” ilan etmiştir. Sözde Meclisler  kurduklarını  açıklamışlardır. Onların hükümet merkezi Ankara değildir, İkinci İsrail’in sözümona hükümet merkezidir.

YASADIŞI KİMLİĞİN İLANI

HDP, Meclis çalışmalarından çekilerek, kimlik beyanında bulunuyor, “ben yasal parti  değilim”  diyor,  terör  örgütünün yan kolu olduğunu ilan ediyor. Bu  ilana,  meydan  okuma  diyemeyeceğiz,  çünkü  HDP  yöneticilerinin  ruh hallerindeki  bozgunu  herkes  görüyor. Ancak maskenin atılması diyebiliriz. Evet,

  • HDP maskesini atmıştır. HDP, Meclisten çekilerek dağa çıkmıştır.

HANGİ YASALLIK??

Yasallık,  her  zaman  belli  bir  sistem içinde yasallıktır, belli  bir  sistemin  yasallığıdır.
Türkiye’nin Cumhuriyet rejiminin yasallığı ile emperyalist sistemin yasallığı karşı karşıya gelmiştir.
Türkiye’yi bölmek  isteyen  merkezler de, PKK’nın terör faaliyetini yasal gördüklerini  resmen açıklamaya  başlamışlardır. Türkiye’yi bölen terör örgütü ve yan kolları var. Bölücü terörün örgütlenmesini ve faaliyetini haklı gören emperyalist devletler de var.
Türkiye,  bölücü  terörle  hesaplaşma dönemine girmiştir.
Bu  hesaplaşma,  emperyalizmle  iki yüzyıllık hesaplaşmamızın son raundudur.
Bugün  HDP’nin  yasallığını  kabul  etmek, emperyalistlerin Türkiye’yi bölme
planlarını yasallaştırmaktan başka bir anlama gelmez.
Ya Türkiye’nin vatan bütünlüğü yasaldır ya da HDP/PKK yasaldır.
İkisi birden yasal olmaz. Yargıdan önce millet farkında. Türkü ve   Kürdüyle   bütün   Türk milleti,

  • PKK/HDP’nin Amerikan bayrağı altında savaşan bir ihanet örgütü olduğunu

görmektedir. Özellikle

  • Güneydoğu illerimizdeki Kürt yurttaşlarımız, PKK/HDP’den kurtulmak istiyorlar.

KAPATIN DAVETİ

HDP’nin kapatılması hem yürürlükte olan  yasalar  açısından  gereklidir,  hem de  halkın  taleplerine  uygundur,  başka deyişle halk açısından da haklıdır. HDP’nin  Meclis  çalışmalarından  çekilmesi, hukukî açıdan bakarsanız, “gelin bizim partimizi kapatın” davetinden başka bir içerik taşımıyor.
Davetin muhatabı, yasalara göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’dır.
=======================================
Dostlar,

Kamu Hukuku Doktoru olan Sayın Doğu Perinçek’in bu “kritik” yazısında biz bir yanlış – hata göremiyoruz… Ne yazık ki Türkiye giderek geriliyor ve kutuplaştırılıyor.. Artan – artırılan bu politik polarizasyon bizi ciddi biçimde endişelendiriyor.. Ne çare ki gerilim kurgulu biçimde tırmandırılıyor. Bu gün HDP’nin TBMM grup salonunda AB üyesi ülkelerin diplomatik temsilcilerinin politik gösterisi kayda değerdir ve ülkemizin içişlerine karışma anlamına gelebilecektir.. Hele “Kürdistan Faşizme mezar olacaktır” çığlıklarını çok sakıncalı ve yanlış buluyoruz.. Evet, genel anlamda bir AKP faşizminden söz debiliriz ama Kürdistan neresidir? Türkiye, Anayasasına göre  (md. 2) ülkesi ve ulusu ile bölün(E)mez bir bütün ise bu slogan bölücülük ve suç değil midir?

En ivedi gereksinimin bu kurgulu (planlı) gerilimin tırmanmasını engellemek olduğu anlaşılıyor.. Başta Erdoğan ve AKP, söylemlerini sükunet ve ulusu birleştirici temelde ayarlamalıdır.

Sevgi ve saygı ile.
08 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Uğur CİLASUN : NUTUK

NUTUK

portresi

Dr. Uğur CİLASUN
YURT Gazetesi,
07.11.16

6 Kasım 2016 günü sabah uyandım. Memlekette vaziyet-hâl ve ahvâl-i şerait şöyle idi:

Misak-ı Milli sınırları dışında dost olarak bir tek komşu devlet kalmamış idi.
Ordumuz, Suriye’de eğittiği başıbozukları, IŞİD denen İslami terör örgütünün üzerine gönderiyormuş gibi yapıp, Suriye idaresine muhalif Kürt kuvvetlerine hücum ettiriyordu. Sultan ve Sadrazam bu harekâtı tasdik etmeyen ABD’ye ‘’Eey Amerika’’ diye posta koyup, kapalı kapılar ardında temenna çekiyordu.
Eğitimli başıbozuklar bir gün üç köy alıyor,ertesi gün beş köy verip geri çekiliyordu.
Sultan Irak’ta Musul’a sefer etmeyi ve fethetmeyi çok istiyordu.
Bunun için sınıra tanklar ve asker yığıyordu ama Irak Başbakanı, ABD ve Rusya ‘’hööt’’ deyince kıpırdayamıyordu.
Sultan hırsından muhtarları toplayıp onlara “gazanız mübarek ola” naraları attırıyordu.
Misak-ı Milli sınırları içinde terör örgütleri cirit atıyordu.
PKK’lı şakiler ve IŞİD’li haramiler her gün şehirlerimizde bombalar patlatıyor, asker, polis, sivil, çoluk-çocuk demeden insanlarımızı katlediyordu.
Buna karşı Saray ve çevresi hamasi nutuklar atıp, ölenlere rahmet, ailelerine başsağlığı dilemekten başka bir şey yapmıyordu.
Bütün memlekette “örfi idarenin” bir alt basamağı olan “Olağanüstü Hal” ilan edilmiş idi.
Meclis-i Mebusan’ın kanun yapma selâhiyeti elinden alınmış, Heyet-i Vekile’ye devredilmiş idi.
Bu suretle mebuslar, bir anda boşta gezen ‘kaldırım mühendislerine’’ dönüşmüş idi.
Anayasa lüzumsuz bir metin halini almıştı.
Bir iktidar mebusu, televizyonlardan, “Anayasayı yırtıp yakacağız” diye şirretleniyordu.
Anayasayı korumakla vazifedar mahkeme “yetkim yok” diye kanun hükmünde kararnameleri incelemeyi reddediyordu.
15 Temmuz akşamı “aslında iktidar bizim hakkımız” diye Cumhuriyete karşı ayaklanan FETÖ’cüleri, 31 Mart Vakası’nda olduğu gibi düzenli orduları ve demokrasiye inanmış sivil güçler marifeti ile defeden saray idaresi,

  • Bu ayaklanma bize Allahın bir lütfudur diyordu.

Darbecilerle birlikte nerede kendisine muhalif bir teşkilat mensubu, Darülfünun hocası, muharrir, gazeteci ve benzeri kişi varsa işinden ayırıyor, hapishaneye atıyor, olmadık eza-cefa yapıyordu.
Son olarak muhalif “Cumhuriyet” ceridesinin idareci ve muharrirlerini derdest edip hapishaneye tıkmıştı.
Sultan’ın “selahiyetlerinin azlığı” şikâyeti ile getirmek istediği, garplıların “Diktatorya” dedikleri idareye destek vereceğini açıklayan Meclis-i Mebusan’daki bir fırkanın reisi Devlet Efendi’nin arzusu üzerine, HDP Fırkasının Kürt mebusları gözaltına alınıp tutuklanıyordu. Memleketin afakını, büyük şair Tevfik Fikret’in dediği gibi bir “dûd-ı muannid” sarmış idi.

Ey Türk Gençliği!

İşte bu ahval ve şerait altında dahi vazifen Cumhuriyeti ve Demokrasiyi ilelebet müdafaa ve muhafaza etmektir. Muhtaç olduğun kudret sana “ATA”ndan tevarüs etmiştir.’’
================================
Evet Dostlar,

Meslektaşımız, bizim gibi Halk Sağlığı Uzmanı hekim olan ağabeyimiz Uz. Dr. Uğur Cilasun’un “NUTUK” adını verdiği “hiciv” ve “tarihsel analoji” yazısı yukarıda. Çok öğretici ve düşündürücü değil mi?? Tarihten eytişimsel (diyalektik) çıkarımları yap(a)mayan toplumların başı, benzer koşullarda benzer sonuçlar determinizmi gereği dertten – beladan kurtulamıyor; TARİH HAZRETLERİ TEKERRÜR EDİYOR!..

Oysa Mustafa Kemal Paşa bu olgunun da ayırdındaydı ve en büyük kutsal emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti‘ni ne bağrında yetiştiği ve sonsuza dek Başkomutanı olduğu Ordu’ya ne de Kurtuluş Savaşı’nı Başkanı olarak verdiği TBMM’ye emanet etmiş; tam da TÜRK GENÇLİĞİNE bırakmıştı.. O denli emindi ki; kendi ölümlü bedeninin elbet bir gün toprak olacağını biliyor ama Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza dek yaşayacağını haykırıyordu..

Sevgi ve saygı ile.
08 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com