​Reina katliamı dersleri

​Reina katliamı dersleri


Mehmet Bedri Gültekin
aydinlik.com.tr, 2.1.2017

Öncelikle şunu saptayalım: Beşiktaş maçında görev yapan polise, Kayseri’de çarşı iznine giden askerlere yapılan saldırı ile Rus Büyükelçisine suikast ve yılbaşı gecesi Reina’da eğlenen insanlara yapılan saldırı aynıdır. Aynı amaçlıdır. Ve dolayısıyla aynı merkezden verilen emirle gerçekleştirilmiştir. Katliama ilk “tepki” ABD’den geldi. ABD üstelik sadece Obama’nın yaptığı açıklama ile yetinmedi. Tam dört yetkilisi ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarla saldırıyı kınadılar. Gerçek suçlunun kendini gizleme gayreti…

KAYBEDEN KUVVETİN ÇILGINLIĞI

Ortaköy katliamını açıklayan en önemli veri, Suriye sahasında yaşanan gelişmelerdir.
Türkiye El Bab’da ABD’nin “elverişli araç”ını köşeye sıkıştırmıştır ve devreden çıkarmaktadır.
Sıra diğer “elverişli araç”tadır. Hükümet ve Genelkurmay El Bab’dan sonra Münbiç’e yürüneceğini açıkladılar. Daha da önemli gelişme Türkiye, Rusya, İran ve Suriye anlaştı.
Halep kurtuldu. Türkiye ve Rusya El Bab’da ortak askeri operasyona başladı. Moskova’daki Dışişleri Bakanları toplantısı ise ABD açısından bölgede yolun sonu anlamına gelmektedir.
İşte burada kaybetmekte olan kuvvetin çılgınlığı ile karşı karşıyayız.
Elde bulunan terör güçleri harekete geçirilmiştir. Amaç, terörle iç çatışmayı tetiklemektir.

IRAK ÖRNEĞİ

Bu noktada komşumuz Irak’ta 2004 ve 2005 yılında yaşanan gelişmeleri hatırlamakta yarar var: 2003 yılında ABD işgaline giden günlerde Bağdat’ta Şii ve Sünni Iraklılar aynı camilerde beraberce namaz kılarak emperyalizme karşı birlikte savaşacakları mesajını veriyorlardı.
Sonra 2004 yılından başlayarak Şii ve Sünni camilerine yönelik saldırılar gerçekleşti.
Bu saldırıların bazılarının, doğrudan doğruya CIA ve MI6 ajanları tarafından kendilerine
Sünni ve Şii “militan” süsü verilerek gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Provokasyonlar başarıya ulaştı. Süreç bir müddet sonra gerçekten Sünni Şii savaşına döndü. IŞİD benzeri terör örgütleri bu zeminde ortaya çıktı ve gelişti. Sonuç Irak’ın fiilen üçe bölünmesi oldu.
İşte Türkiye’de uygulanmak istenen plan budur.

‘KÖR GÖZÜM PARMAĞINA’
Irak ve Suriye başta olmak üzere son 15 yıl içinde İslam dünyasında yaşananlar Türkiye’nin şansıdır. Oynanan oyun ve sonuçları görülmüştür. Türkiye, bu oyunu görebilecek ve gerekli tedbirleri alabilecek birikime sahiptir.
  • Reina katliamı ile amaçlanan laik-anti laik çatışmasını tetiklemektir.
Elbette yılbaşına doğru giden günlerde, bazı çevrelerden yılbaşı kutlamalarına karşı yapılan propagandanın, tertipçilerin iştahını kabarttığı anlaşılıyor. Bir musibet bin nasihatten iyidir. Farklı inanç ve yaşam tarzlarına müsamahasızlık, bizim gibi ülkelerde toplumu ayrıştırmak ve
iç çatışmalara sürüklemek isteyen emperyalistlerin ekmeğine yağ sürüyor. Reina katliamı,
bir “kör gözüm parmağına” tertibidir. Türk Milletinin bu oyunu gördüğünü ve gerekli tepkiyi bugünden verdiğini söyleyebiliriz.
NE YAPMAK GEREKİYOR?
Türkiye en önemli tedbiri almıştır.
  • Türkiye, Rusya, İran, Irak ve Suriye arasında işbirliği bölgede terörü sona erdirecek
    en önemli tedbirdir.
     Türkiye bu yola girmiştir ve kararlılıkla sürdürülmelidir.
  • 2. önemli tedbir laiklik politikasının vazgeçilmezliğidir. AKP iktidarı laiklik karşıtı uygulamalara derhal son vermelidir. En son Moskova anlaşmasında bölge ülkeleri Suriye’de laikliğe destek vereceklerini açıkladılar. Türkiye de İran’la birlikte bu anlaşmaya imza attı.
    Bu gelişme, tarihin büyük dersidir. Farklı inanç ve düşüncelerden insanları ancak laiklik
    barış içinde bir arada tutabilir
    .
  • 3. tedbir AKP’nin Başkanlık Sistemi önerisini geri çekmesidir.
    İç cepheyi bölen, milleti birbirine düşüren Başkanlık Sistemi önerisi emperyalizmin
    iç çatışma çıkarma planlarına hizmet etmek olacaktır. AKP, Başkanlık Sisteminde ısrar ederse, kendi eliyle Türkiye’yi, emperyalistlerin kurduğu tuzağa düşürmüş olacaktır.
  • Ve nihayet 4. tedbir; Büyük zorluklarla karşı karşıya olan Türkiye’nin, bu zorlukların altından milletçe, bir milli seferberlikle kalkabileceği gerçeğinden hareketle AKP, CHP, MHP ve
    Vatan Partisi’nden oluşan bir Milli Hükümet’in kurulmasıdır.

Türkiye, terör ve ekonomik kriz başta olmak üzere bütün sorunlarını,
ancak bir Milli Mutabakat Hükümeti ile çözebileceği bir tarihi eşiktedir.
===============================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sevgili M. Bedri Gültekin‘in yukarıda yazdıkları kayda değerdir.
Batı emperyalizmi, Türkiye’nin yumuşak karınlarına sürekli vurmaktadır. Ülkemiz uygarlıklar beşiği Anadolu topraklarındadır ve kültürel zenginlikleri (etnisite, dinsel inanç kümeleri….) aslında insanlık mirasıdır. Mustafa Kemal ATATÜRK bu insanları bir potada birleştirerek devletleşmelerini ULUS DEVLET ekseninde sağlamıştır.

  • “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir..”

tanımı ve kabulü ile Batı kökenli Ulus Devlet modelini inşa etmiştir ve bu model tutmuştur Batı’da olduğu gibi. Ancak Batı emperyalizminin bitmeyen ve bitmeyecek olan iştahı Ortadoğu’da BOP = 2. İsrail = Büyük İsrail biçiminde formüle edilmiş ve 2004’te Erdoğan Başbakan iken Beyaz Saray’da kendisine empoze edilmiştir. Erdoğan 30’u aşkın kez TV’lerde “BOP Eşbaşkanı” olduğunu ilan ve itiraf etmiştir.

Çok özetle günümüzde yaşadığımız çok ağır sorunların nedeni bu Eşbaşkanlık misyonu gereği izlenen dış ve iç politikadır. AKP – RTE, tek başına iktidarının 15. yılındadır ve elbette, tartışmasız biçimde bu kanlı tablodan 1. derecede sorumludur.

Ancak Erdoğan kabul edilemez hatalarını sürdürmektedir. Suriye’ye Esad’ı devirmek üzere girdiğimizi dahi geçen ay söyleyebilmiştir!? Ertesi gün ise Putin başta olmak üzere sert uyarıların ardından tümüyle tersini söylemek zorunda kalmıştır. Bu zaafiyet kabul edilemez!

Ülkemiz gerçekten bir ulusal seferberlik koşullarında. Ancak seferberliğin öznesi ULUS olacaktır. O halde 80 milyonu ULUS olarak kaynaştıracak tutarlı ve kararlı politikaların zikzaksız izlenmesi zorunludur. Ne var ki BAŞKANLIK = SULTANLIK dayatması bu toplumsal psikolojiyi hançerlemektedir. AKP – Erdoğan’a güven bunalımı sürmektedir. Kamuouyundan fahiş iç – dış politika hataları nedeniyle açık özür dilenmemiş, özeleştiri verilmemiştir. Ama Tayyip bey 80 milyonun kendisine biat etmesini dayatmaktadır!?!
Bu yol çıkar ve sürdürülebilir bir yol değildir. Hele şu çooook kritik kuşatma ve krizde!

AKP – RTE, Cumhuriyet rejiminin kökleri ile savaşmayı derhal sonlandırmak zorundadır.

TBMM aktif olarak çalıştırılmalı, yaşamsal iç ve dış sorunlar burada kapsamlı tartışılmalı ve uzlaşma ile varılacak, o zaman ULUSAL nitelik kazanacak politikalar ulusun gücünü ardına alarak başarıyla izlenmelidir.. Bölge ülkeleri ile iyi ilişkiler, içişlerine karışmama kaçınılmazdır..

ABD – AB, TBMM kararıyla açıkça uyarılarak düşmanca politikalarına son vermeye çağrılmalıdır. Tayyip beyin kısık, ikircikli, titrek.. ses tonu ile yol alınamamaktadır..

Tek çare ULUSAL BİRLİKTİR.. Bütün yollar tarihsel çözüme çıkıyor; üstelik gecikmeden!

Sevgi ve saygı ile.
03 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

20 Saldırı.. 358 Ölüm.. Sıfır İstifa.. Aynı Açıklama..

20 Saldırı, 358 Ölüm, Sıfır İstifa,
Aynı Açıklama

2016’da düzenlenen 20 büyük saldırıda 358 kişi yaşamını yitirirken,
devlet erkanı benzer açıklamalarda bulundu:
“Alçak, hain saldırı”; “Lanetliyoruz”; “Terörle mücadelemiz kararlılıkla sürecek”…
bianet olarak derlediğimiz bilgilere göre, 2016’da, seneyi 2017’ye bağlayan gece yaşanan saldırı ile birlikte, şehir merkezlerinde toplam 20 büyük saldırı düzenlendi.Bu saldırılarda 358 kişi hayatını kaybederken, yaralananların sayısını tespit etmek mümkün olamadı.

Bu saldırıların sadece ikisinde ölüm olayı yaşanmazken, kitlesel olmayan tek bir saldırı var: Rusya Türkiye Büyükelçisi Andrey Karlov cinayeti.

Gerçekleşen 20 saldırıda yüzlerce kişinin yaralanmasına, 358 kişinin hayatını kaybetmesine karşın, bu saldırılar nedeniyle kimse istifa etmedi.

Yaşanan üzücü olayların ardından devlet erkanı benzer açıklamalarda bulundu: “Alçak, hain saldırı”; “Lanetliyoruz”; “Saldırılar terörle mücadele ettiğimiz için oluyor”; “Terörle mücadelemiz kararlılıkla sürecek”…

12 Ocak İstanbul – 12 ölü

Sultanahmet’te turistlere yönelik IŞİD tarafından düzenlendiği ifade edilen intihar saldırısında ilk aşamada 10 kişinin öldüğü açıklandı. Daha sonra hastaneye kaldırılan ağır yaralı iki kişi daha hayatını kaybetti.

17 Şubat Ankara – 29 ölü

İnönü Bulvarı’nı Dikmen Caddesi’ne bağlayan Merasim Sokak’ta askeri servis araçlarının geçişi sırasında patlama meydana geldi.

Merasim Sokak, Meclis’in Dikmen kapısının karşısında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın hemen dibinde yer alıyor. Ayrıca İçişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı’na da son derece yakın.

18 Şubat Diyarbakır – 7 ölü

Diyarbakır-Bingöl Karayolu üzerinde askeri aracın geçişi sırasında bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda altı asker hayatını kaybetti, bir asker ağır yaralandı

13 Mart Ankara – 37 ölü

Kızılay Atatürk Bulvarı üzerinde Güvenpark’tan Çankaya yönünde bulunan Bakanlıklar otobüs duraklarının bulunduğu yerde yaşandı.

19 Mart İstanbul – 5 ölü

İstanbul’da, Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi Balo Sokak’ta saat 11.10 sularında bir patlama meydana geldi. İntihar bombacısı ve dört kişi öldü, yedisi ağır 36 kişi yaralı.

31 Mart Diyarbakır – 7 ölü

Diyarbakır’da Urfa yolu üzerinde otogar yakınında özel harekat polislerini taşıyan aracın geçişi sırasında saat 17.00 sularında patlama meydana geldi.

27 Nisan Bursa – 13 yaralı

Bursa’da Ulu Cami civarında bir intihar saldırısı gerçekleşti. Sağlık Bakanı Müezzinoğlu 13 yaralının tedavi altında olduğunu söyledi.

1 Mayıs Antep – 2 ölü

Antep Emniyet Müdürlüğü önünde patlama meydana geldi, iki polis hayatını kaybetti.

12 Mayıs Diyarbakır – 15 ölü

Diyarbakır – Hani arasındaki Sarıkamış köyü Dürümlü mezrasında gece saatlerinde patlama meydana geldi.

7 Haziran İstanbul – 11 ölü

İstanbul Vezneciler’de polis otobüsüne bombalı saldırı düzenlendi. İstanbul Valisi bombalı araçla yapıldığını söylediği saldırıda 7’si polis 11 kişinin hayatını kaybettiğini, 3’ü ağır 36 yaralı olduğunu söyledi.

8 Haziran Mardin – 4 ölü

Mardin’de, Midyat İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bombalı araçla saldırı düzenlendi. Saldırıda ikisi polis dört kişi hayatını kaybetti, 30 kişi yaralandı. Patlamanın ardından çatışmalar yaşandı.

28 Haziran İstanbul – 45 ölü

Atatürk Havalimanı’nın Dış Hatlar Terminali’nde patlama meydana geldi.

20 Ağustos Antep – 57 ölü

Antep’te Şahinbey ilçesine bağlı Akdere Mahallesi’nde dün gece yapılan düğüne bombalı saldırı düzenlendi.

6 Ekim İstanbul – 10 yaralı

İstanbul Yenibosna’da 75. Yıl Polis Merkezi yakınında saat 15.50 civarında patlama meydana geldi. İstanbul Valisi Vasip Şahin, bombalı bir motosikletin patlatıldığını ve 10 kişinin yaralandığını açıkladı.

9 Ekim Hakkari – 18 ölü

Hakkari Şemdinli’de PKK’nin jandarma karakoluna düzenlediği saldırıda 10 asker ve sekiz sivil öldü, 11 asker ve 16 sivil yaralandı.

4 Kasım Diyarbakır – 9 ölü

Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde İl Emniyet Müdürlüğü’ne ait Terörle Mücadele ve Çevik Kuvvet şube müdürlüklerinin bulunduğu ek bina yakınlarında patlama oldu. Valilik patlamanın bomba yüklü araçla yapıldığını belirtti.

10 Aralık İstanbul – 46 ölü

İstanbul Beşiktaş’ta Beşiktaş-Bursaspor maçının bitiminden sonra bir patlama gerçekleşti. İçişleri Bakanı arka arkaya iki saldırı gerçekleştirildiğini açıkladı.

17 Aralık Kayseri – 14 ölü

Kayseri’de, Erciyes Üniversitesi yakınlarında bir araçta patlama meydana geldi. 14 asker öldü, 56 kişi yaralandı. Saldırıyla ilgili 7 kişi gözaltına alındı.

19 Aralık Ankara – 1 ölü

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov Ankara’da Çağdaş Sanatlar Merkezi’ndeki bir resim sergisinin açılışında konuşma düzenlerken uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti.

31 Aralık İstanbul – 39 ölü

İstanbul Ortaköy’de Reina adlı eğlence merkezine düzenlenen silahlı saldırıda 39 kişi hayatını kaybetti, 65 kişi yaralandı.

(EKN/BK)

http://bianet.org/bianet/insan-haklari/182293-20-saldiri-358-olum-sifir-istifa-ayni-aciklama
=================================
Dostlar,

Yorumsuz, acı ve kaygıyla sunuyoruz
BIANET 2016 terör cinayetleri bilançosunu

Sevgi ve saygı ile.
02 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Saldırganın elindeki silah böyle alınır

Saldırganın elindeki silah böyle alınır

Başyazı, AYDINLIK, 02.01.2017

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

2016’da patlattıkları bombalar Türkiye’nin Avrasya’ya yönelimini engelleyemedi.
ABD de 2017’nin ilk günü yenilgiyi kolay kabul etmeyeceğini gösterdi.
ABD Türk milletini tanımıyor; Savaş Türk Milleti için düğün gibidir.
Savaşa halayla, türküyle, davul zurnayla ‘en büyük asker bizim asker’ diyerek gideriz.
Askeri bir milletiz. İngilizler yakından biliyor. ABD de öğrenecek.
Üzerinde durmak lazım; Savaş şu anda sadece Hakkari dağlarında, Irak sınırında,
El Bab’ın karanlık sokaklarında verilmiyor. Bir propaganda savaşı da yapılıyor.
Arkasında propaganda gücü olmayan bomba yoktur.
Arkasında psikolojik savaş için hazır bekleyen timleri olmayan saldırı yoktur.

Saldırganın silahını dolduran kuvvet, propaganda birliklerini önceden hazırlamıştır.
Bu yüzden askeri milletimiz, cephedeki savaşa hazır olduğu kadar
kışkırtma faaliyetlerine de hazır olmalıdır.
Polisimize saldırdılar, Komandolarımıza saldırdılar, Rusya Büyükelçimize saldırdılar
ve en son eğlence mekanındaki vatandaşlarımıza saldırdılar.
Dizi saldırılar ‘güvenlik zaafiyeti’ söylemini hakim kılmaya çalışıyor.
Son saldırıyla birlikte ‘yaşam tarzı’ tartışmasını başlattılar.
Batı medyası yarından itibaren yazacaktır: Türkiye’de ‘yaşam tarzı’ dayatanlar, ‘laik’lere saldırıyor’ diye. Dikkat çekiyoruz;

  • ABD’nin Türkiye’ye saldırdığı bu propagandayla perdelenmek isteniyor.

    Cephede kazanacağımız kesin, cephe gerisini de sağlam tuttuk mu
    saldırganın elindeki silahı almış oluruz.
    ===================================
    Dostlar,

    İyi de ülkeyi bu kanlı ve karanlık tabloya sürükleyenler ne olacak?
    Üstelik Batı desteğiyle iktidar yapılarak ve Batı işbirliği ile! (AYDINLIK çoook yazdı bunu!)
    Bütün bunları unutacak mıyız?
    Adamakıllı bir özeleştiri verildi, rota 180 derece Ulusalcılığa değiştirildi de biz mi kaçırdık?
    AKP – RTE’yi ipek kozasına sarıp sarmalayarak, aklayıp paklayarak nereye varabiliriz?

  • AKP – RTE bir yandan ülkeyi Anayasa değişikliği ile bölünmeye ve diktaya götürüyor!

Hücrelerine dek ülke ele geçirildi ve zaptu rapta alındı, federasyon için Sultanlık isteniyor!
Asıl çözüm, bu sorunları yaratanları halka ve tarihe teşhir ederek iktidardan uzaklaştırma savaşımından geçmiyor mu ??

Vatan Partisi, quo vadis?
Quo vadis Vatan Partisi?

Bir de Türkçe soralım : Vatan Partisi sana ne oldu??

Sevgi ve saygı ile.
02 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

DANIŞTAY AÇILAN İMAM HATİPLERİN HUKUKA AYKIRILIĞINI ONAYLADI

DANIŞTAY AÇILAN İMAM HATİPLERİN HUKUKA AYKIRILIĞINI ONAYLADI

İktidarın 14 yıl eğitimde yaptığını iddia ettiği bunca icraata karşın bir arpa boyu ileri gidemediğimizi uluslararası kuruluşların değerlendirmelerinde de ortaya çıkmıştır.
Bu değerlendirmeler göstermiştir ki Türkiye listelerin altında yer alırken en başarılı okullarımız Fen liselerimiz olarak ortaya çıkmış en alt grupta ise Sayın Bakanın da söylediği üzere
İmam Hatip Liseleri yer almıştır. Başarı durumu düşük okullarımızla ilgili tedbir alması gereken Bakanlık bunun aksine proje okulu adı altında en başarılı okullarımızda kadrolaşmayı
tercih ederek ülkemizin en köklü ve başarılı okullarına darbe vurmaya çalışmaktadır.

Bilindiği üzere AKP, iktidara geldiği günden başlayarak tüm eğitim politikasını imam-hatip açmak ve okulları imam-hatiplere dönüştürmekten ibaret görmüştür. 4+4+4 sistemiyle bir yandan sürekli olarak yeni imam-hatip okulları açmakta öbür yandan da varolan okulları
imam-hatiplere dönüştürmeye çalışmaktadır. Bunu yaparken de vatandaşın istemlerini değerlendiriyoruz şeklinde tümden uydurma gerekçeler ortaya koymakta, karşı duruş sergileyen, okullarının ellerinden alınmasını istemeyen veli, öğrenci ve öğretmenlere de suçlayıcı bir yaklaşım sergilenmektedir.

Bu da yetmezmiş gibi imam hatiplere ücretsiz yurt, ücretsiz servis, öğle yemeği, az mevcutlu sınıflarda tekli eğitim uygulamaları yaparak teşvik edilmekte, normal ortaokullarda ikili eğitim ve kalabalık sınıflara mahkum edilerek adeta imam hatiplere zorlama gerçekleştirilmektedir.

Bu durumu örneklendirecek olursak; 2016 birinci TEOG yerleştirmelerinde sadece İstanbul’da
5 bin İmam Hatip kontenjanı açık kalmıştır. Açık kalan kontenjanlar ikinci yerleştirmede kapatılmış ve İmam Hatipe talep olmadığı gizlenmeye çalışılmış, bu da yetmezmiş gibi,
bu kadar açığa ve mevcut okullar boş kalmasına rağmen FETÖ darbe girişimi sonrası Bakanlığa devredilen okullar da İmam Hatip yapılmıştır. Yani her taraftan dayatma yapılmakta,
hatada ısrar edilmektedir.

Ayrıca Konya ili merkezinde 30km çapındaki bir alanda 8 okul İmam hatip Ortaokuluna dönüştürülmüş ve bu bölgede sadece 2 normal ortaokul bırakılmıştır. İmam hatip ortaokullarında normal eğitim ve 20-25 kişilik sınıflarda tekli eğitim yaparlarken yani derslik başına 20-25 kişi düşerken,  bırakılan normal ortaokullarda ise ikili eğitim ve 50-60 kişilik sınıflarda eğitim yapılmıştır. Bunun da anlamı derslik başına 100-120 öğrencidir.

Tüm bu uygulamalar ise hiçbir somut ve bilimsel veri gözetilmeksizin, öğrenci ve velilerin talepleri dikkate alınmaksızın, ihtiyaç durumu gözetilmeksizin, oldu bittiye getirilerek bir
Valilik kararı ile gerçekleştirilmektedir. Gelinen noktada ise öğrencilere ya özel okula ya da imam-hatiplere gitmek dışında neredeyse başka hiçbir seçenek bırakılmamıştır. Mevcut durum bir yana güncel olarak hükümet yetkililerince yapılan açıklamalarda daha fazla imam-hatip okullarının açılacağı da ilan edilmektedir. Bu noktada ise imam hatiplerin arttırılması,
tüm okulları imam-hatip haline getirme çabasına yargı artık dur demiştir.

Eğitim-İş olarak, Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı olarak düzenlenen yönetmelikte Valiliklere imam-hatip açma yetkisi veren yönetmelik hükmünün ve Konya Valiliği kararı ile Konya’da çok sayıda okulun imam-hatibe dönüştürülmesinin iptali için dava açmıştık.

Açtığımız bu davada Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, bu okulların, Valilikler tarafından keyfi olarak açılabilmesine olanak sağlayan Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Kurumlara Ait Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinin ilgili maddesini iptal etmiştir.
İptal gerekçesinde ise öncelikle bu okul açma yetkisinin Milli Eğitim Bakanlığı’nda olduğuna, Valiliklerce gelişigüzel şekilde bu okulların açılamayacağına ve Bakanlığın da bu okulların açılmasına karar verirken mevcut ihtiyaçları ve gereklilikleri dikkate almak zorunda olduğuna işaret etmiştir.

Bununla birlikte gereklilik, ihtiyaç ve talep olmaksızın Konya ilinde açılan 8 adet
imam-hatip ortaokulunun hukuka aykırı şekilde açıldığına hükmetmiştir.

Yine bu karar bir başka önemli hususu daha içermektedir.

Bilindiği üzere okul isimleri gündelik siyasetin karşılığı olarak sürekli şekilde değiştirilmektedir. Özellikle de Cumhuriyetçi kimliği ile bilinen kimselerin adının verildiği okulların ismi sürekli olarak değiştirilmektedir.

Yine aynı dava içerisinde Konya Selçuklu’da bulunan İsmail Hakkı TONGUÇ İmam Hatip Ortaokulu’nun ismi Erdem Beyazıt İmam Hatip Ortaokulu olarak, Mustafa Necati İlkokulu’nun ismi ise Cemil Meriç İlkokulu olarak Valilik kararı ile değiştirilmiştir. Sendika olarak buna karşı çıkmış ve neden bu isimlerin değiştirildiği sorusunu sormuştuk. Tamamıyla keyfi ve hiçbir gerekçeye dayanmayan bu isim değişikliğinin hukuka aykırı olduğunu, Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Ulu Önderimiz M. Kemal ATATÜRK’ün Milli Eğitim Bakanlığını da yapmış olan Mustafa Necati’nin ve bu ülkenin Milli Eğitim Sisteminin her taşında imzası olan İsmail Hakkı TONGUÇ isminin okullardan silinemeyeceğini ifade ettik.

Nitekim Danıştay’da bu gerekçeleri haklı görerek keyfi şekilde yapılan bu isim değişikliğinin hukuka aykırı olduğuna hükmetmiş ve yürütmenin durdurulması kararı vermiştir.

Bu karar emsal nitelikte bir karardır.

Bu karar sonrasında artık öncelikle Valiliklerce gelişigüzel şekilde imam-hatip açılamayacak ve Milli Eğitim Bakanlığı da bu okulların açılmasına karar verirken mevcut talepleri, ihtiyaçları ve gereklilikleri dikkate almak zorunda olacaktır. Konya’da Valilik kararlarıyla açılan imam-hatip ortaokullarının da hukuka aykırı şekilde açıldığı tespit edilmiştir.

Mustafa Necati ve İsmail Hakkı TONGUÇ tabelaları tekrar ait olduğu yere asılacaktır.

Bu karardan Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders çıkarmasını umuyoruz. Okul açmada öğrenci ve velilerin talepleri ve gerçek ihtiyaçların dikkate alınmasını, tüm okulların imam-hatiplere dönüştürülmesi çabasından vazgeçilmesini ve bu ülke tarihine ve vatandaşlarının kalplerine kazınmış isimleri unutturma gayretinden uzaklaştırılmasını bekliyoruz.

Yargı kararları gecikmeksizin uygulanmak zorundadır. MEB yargı kararına uyarak başta dava konusu Konya’daki 8 okul olmak üzere yüksek yargının işaret ettiği şekilde hukuka aykırı olarak açılan tüm imam hatip okulların kapatmalı,  isimleri elinden alınan okulların da isimleri geri verilmelidir.

Eğitimcilerin, laik, bilimsel demokratik, kamusal ve parasız eğitimin savunucusu

Eğitim-İş olarak bu konunun takipçisi olacağız.

        EĞİTİM-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU
======================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ‘in bu davayı başarılı biçimde sonlandırması sevindiricidir. AKP – RTE iktidarının Türkiye’de el atıp ve sıkıntı gerilim yaratmadığı alan
ve nokta kalmamıştır.

Danıştay da Anayasa Mahkemesi gibi hak ve özgürlüklerin bekçiliğini yapmakla görevlidir.
Hukuk devleti insan hakları ve demokrasiye dayanan kavramdır.
İnsan hakları ve demokrasiyi çıkardığınız zaman hukuk devleti diye bir şey kalmaz.
Anayasalar, her yurttaşın kendisini bulabildiği metinlerdir.
CB ve Hükümet, anayasa konusunda görev ve yetkiye sahip olmadığı halde, uymak ve uygulamakla yükümlü bulundukları Anayasa’yı yürürlükten kaldırma çalışması yapıyor.

Ne yazık ki, “Anayasa askıya alınmıştır; artık fiili durum vardır…” söylemleriyle yapılan dayatma, anayasa ihlalini itiraf edenlerin dilinde son derece tehlikeli ve sonlandırılması
gereken bir saptamadır. Dileriz Danıştay kararının gereklerini AKP – RTE hukuka saygılı davranarak yerine getirir önemli ve bir gerilim alanınının normalleşmesine katkı verir?!

Sevgi ve saygı ile.
29 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

Yekta Güngör ÖZDEN : Gerçek hukuk devleti miyiz?

Gerçek hukuk devleti miyiz?

yekta güngör özden sözcü ile ilgili görsel sonucu

Yekta Güngör ÖZDEN
SÖZCÜ
, 26.12.2016

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

-Dün (25 Aralık), aramızdan ayrılışının 43. yıldönümünde saygıyla ve özlemle andığımız
İsmet İNÖNÜ için-

Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası bağımsız bir devlet olarak tanınmayı sağlayan Lozan Barış Antlaşması‘nda asıl uğraşın bir “Hukuk devleti kurmak” olduğunu İsmet İNÖNÜ anlatmıştı (Ankara Barosu Dergisi, Atatürk ve Cumhuriyet Özel Sayısı, 1973, sayfa 22-24, “İstiklâl Savaşı ve Hukukî Hedefi” başlıklı yazı). Atatürk’ün Söylev ve Demeçlerinde hukuk ve adalet konusundaki özdeyiş nitelikli, dolgun içerikli sözleri hepimizin bilincindeki özgün yerindedir. Özellikle “Adalet gücü bağımsız olmayan bir ulusun devlet biçiminde varlığı kabûl olunamaz”dan (1920) sonra “Egemenlik bağsız, koşulsuz ulusundur” (1923) sözleri yaklaşımındaki gerçekçiliğin ve çağdaşlığın güzel yansımalarıdır. Cumhuriyet devriminin hukukun yapılanmasında eğitim izlencelerinden, okullar ve yüksek öğrenim kurumlarından başlayan açılım ve atılımları, yönelişteki bilimselliği ve yurtseverliğiyle insancıllığı güçlü biçimde ortaya koymuştur. Anayasa, yasalar ve düzenlemelerin temelindeki anlayışla yaşama geçen hukuksallık, örnek gelişmelerle sürdürülmüştür.
Demokratikleştirilmesi özlenip öncelik taşırken Bay RTE‘ın istediği başkanlık sistemini gerçekleştirmek için küçük değişikliği gündeme getirilen yürürlükteki Anayasa’nın Başlangıç Kısmında sözü edilen “…cumhuriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni .. -…kuvvetler ayırımı.. -… medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme… -… hak ve hürriyetlere kesin saygı…” vurgulamaları yanında özellikle 2. maddesi “… demokratik, lâik, sosyal hukuk devleti” niteliğini içermekte, 1. ve 4. temel maddelerinin yanında 5. madde “… sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri…” tanımına yer vermektedir. Anayasa’nın 6, 7, 8, 37’nci maddeleri ve yargıyla ilgili 138-159. maddeleri hukuk devletinin yaşama geçme ilkelerinin ve yönteminin kurallarıdır. Hukuka bağlılık, Anayasa’ya bağlılıkla ölçülür. “Bir kere delmekle bir şey olmaz. – Siz bildiğinizi yapın” denilirse hukuk yoktur.

GERÇEK BÖYLE Mİ?

Adaletin gecikmesine ilişkin yakınmalar bir yana, gerçekleşmesine ilişkin eleştiriler günümüzün sorunları içinde önsırada yer almaktadır. 1990’ın son yıllarında %97 olan yargıya güven oranının %2,5 gibi “yok” denilecek bir düzeye düşmesi büyük kaygı yaratmakta ve üzmektedir.
1961 Anayasası‘nın son biçiminde yer almayan Adalet Bakanı’nın Yüksek Hâkimler Kurulu’na başkanlığı, 1982 Anayasası’nın eleştiri alan bölümlerinden birindedir. Kurul seçimlerindeki siyasal nitelikli gruplaşmaların dışında, yüksek yargı üyeliklerinin siyasal kararlarla ve düzenlemelerle düşürülüp yerlerine yenilerinin atanması, Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun doyurucu olmayan kanıtlarla kanun hükmünde kararnameye sığınarak yaptığı meslekten çıkarmalar, yetersiz stajla yargıç ve savcı atamaları, yer ve görev değişiklikleri, sakıncalı işlemleri ortaya çıkan kimi yargı görevlilerini görevde tutması düşündürücüdür. Yüksek yargı organlarına seçimlerde ve atamalarda siyasal yandaşlık gözetilmesi, partizanlık çabalarıyla iktidarın dayatmaları, yetersiz kanıt ve incelemelerle, doyurucu olmayan gerekçelerle kararlar alınması, Yargıtay ve Danıştay’a kadrolaşmalarla gruplaşmalardan, Anayasa Mahkemesi üyeliklerine yandaşların atanmasından sözedilmesi üzüntü ve endişeleri artırmaktadır. Yargısına güvenilmeyen devletin saygınlığı, güvenirliği kalmadığı gibi hiçbir işlemi inandırıcı olamaz. Buna neden olan herkes sorumludur. O kadar çok aykırılık var ki saymakla, yazmakla bitmez. Hukuksuz yaşam, ölümle birdir.

EĞİLİM

Hukuk eğitim ve öğretimine gereken önemin verilmediği gerçeği acıdır. Biçimsel yaklaşımlardan öte hukukun anlamı, değeri, yaşamdaki yeri, hukuk kuruluşları (yargı yerleri, barolar ve derneklerle kurumlar) konusunda doyurucu bilgiler verilmemekte, hukukun siyasete araç olmasına karşı çıkılmamaktadır. Türkiye Barolar Birliği ile kimi baroların tepkileri dışında özellikle üniversitelerden ses çıkmamaktadır. Üstünkörü eğitim, diplomayla yetinmek dışında etkin bir çabaya tanık olmak özlemi duyulmaktadır.

  • Şimdilerde kanun hükmünde kararnamelerle hukuk dışılık geçerli gösterilmek istenmektedir.
  • Yasalarla yapılamayacak uygulamaların kanun hükmünde kararnamelerle gerçekleştirilip
    bu uygulamanın sürdürülmesi, hukuk devleti yönünden, sakıncalara neden olmaktadır.
  • Hukuksal niteliğini yitiren devlet, devlet değildir.
  • Gerçek hukuk devleti olsaydı gündemdeki gibi bir Anayasa değişikliği Meclis’e getirilir miydi?Gerçek hukuk devletinin onuru büyük, kıvanç duyurur.

ANMA

Yarın, İstiklâl Marşı şairi Mehmet Akif ERSOY‘u yitirişimizin 80. yılı. Saygıyla anıyoruz.
==================================
Teşekkürler değerli büyüğümüz Sayın Yekta Güngör Özden..

Sizin başkanlık ettiğiniz dönemim (1991-98) Anayasa Mahkemesi’ni öyle çok arıyoruz ki
ve Türkiye’nin gerçekten bağımsız – yansız ve Türk Milleti adına karar verecek bir
Anayasa Mahkemesi’ne ülkemizin bu sırada öyle çok gereksinimi var ki!

Dileriz, ülkemizi karanlıklara sürükleyecek Anayasa değişikliği teklifi TBMM’den geri çekilir.. AKP – MHP – RTE sağduyulu davranır, hatadan dönme erdemi gösterirler..
Değilse, tarihsel bir kritik görev Anayasa Mahkemesi’ni bekliyor..
Yapılacak Anayasa değişiklikleri doğrudan rejimi değiştirmektedir ve Anayasa’nın değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek ilk 3 maddesini arkadan dolanarak değiştirmekte, ortadan kaldırmaktadır. Bu kabul edilemez ve şimdiki TBMM’nin bile yetkisi dışındadır.

2 siyasal partinin 330’u aşarak ülkenin geleceğini tehlikeye atmaya hakkı olamaz.
Bu sayı bulunsa bile yapılmak istenen meşru değildir, bir ulusun egemenlik hakkının gaspıdır!

Bu bakımlardan, Anayasa Mahkemesi söz konusu değişiklikleri önüne getirildiğinde salt şekil koşulları (oylama gizliliği, 2 kez görüşme ve ivedi görüşme yapılamaması) denetlemekle kalmayıp (Anayasa md. 148/2; teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı özüne girecek ve temel görevi olan Anayasayı koruma yetki ve sorumluluğu ile iptal edecektir. Tıpkı Esas Sayısı : 2008/16 Karar Sayısı : 2008/116 kararı gibi.

Böylelikle Cumhuriyetin 93 yıllık birikimi, taa 1876’lara uzanan demokratikleşme uğraşının (1. Meşrutiyet) birikimi birlikte bu belayı da defedecektir. Bu tehlikeli serüvene, kişisel hırslarına yenilerek ülkemizi sürükleyenler utançlarıyla başbaşa kalacak ve tasfiye edilerek tarihin çöplüğüne atılacaklardır.. MHP yok olacaktır! Bu hazin sona uğramamak için hala geç değildir..

* ANAYASA DEĞİŞİKLİKLİĞİ TEKLİFİNİZİ LÜTFEN YARIN GERİ ÇEKİNİZ..

Bunu bir inat sorunu yapmayınız.. Sizi bağışlamaya hazırız..
Ülke yönetiminde inatlaşma olmaz.. Sağduyu hepimize çok ama çok iyi gelecektir..

Sevgi ve saygı ile.
28 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com