CHP’liler İzmir’de ‘Hayır’ için buluştu

CHP’liler İzmir’de ‘Hayır’ için buluştu

Cumhuriyet Halk Partisi’nin en güçlü olduğu kentlerden İzmir’de ‘Hayır’ kampanyasının startı verildi.
Gökmen ULU
SÖZCÜ, 11 Şubat 2017
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
CHP’liler İzmir’de ‘Hayır’ için buluştu

CHP İZMİR TAM KADRO TOPLANDI

CHP İzmir İl Örgütü Bornova Atatürk Spor Kompleksi’nde yapılan toplantıda buluştu. Tamamen dolan spor salonunda Atatürk posterleri ve Türk bayrakları ile “Hayır” yazılı afişler, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Cumhuriyete sahip çıkmak boynumuzun borcudur” yazılı pankartlar yer aldı. Toplantı öncesi ve sonrasında İzmir Marşı ve Barış Manço’nun ‘Hayır’ şarkısı çalındı. Salona kurulan ekrana “İzmir neden hayır diyor” başlıklı video izlettirildi. CHP’liler “Mustafa Kemal’in askerleriyiz”, “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganları attı.

20 AKP’Lİ CHP’YE GEÇTİ

Çok sayıda CHP’linin katıldığı toplantıya; CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, CHP Genel Sekreteri Kamil Okyay Sındır, CHP İzmir İl Başkanı Asuman Ali Güven,
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, ilçe belediye başkanları, CHP İzmir milletvekilleri ve CHP’li yöneticiler katıldı. Ellerine Türk bayrakları alan partililer, hep bir ağızdan İzmir Marşı’nı söyledi. Öte yandan, AKP’den CHP’ye geçen 20 üyeye de “Hayır” rozeti takıldı.

basliksiz-8

“ONLARI SANDIĞA GÖMECEĞİZ”

Parti temsilcileri kısa konuşmalar yaptı. İlk konuşmayı yapan CHP İzmir İl Başkanı Asuman
Ali Güven, “Hayır’lı başlangıcı yapıyoruz” dedi. Güven, demokrasinin yaşatılması, parlamenter sistemin sürmesi, egemenliğin kayıtsız şartsız millette olması gerektiğini anlattı. AKP İktidarı’nın anayasa değişiklik teklifini alelacele çıkarttığını ve savunamayacak durumda olduğunu dile getiren Güven, “Anlatmaya girmeden karalayıcı sözlerle CHP’ye iftira atarak yanlış algı yaratmaya çalışıyor. Bu onların çaresiz ve haksız olduklarını gösteriyor. “Bu iktidar FETÖ’yle birlikte ortak inşa edildi. Bahsettikleri yapılarla CHP’nin hiçbir işi yoktur. Onların bu ilişkileri vardır. Biz yurtta sulh cihanda sulh diyen barışçı politikaların savunucusuyuz. Her koşulda teröre hayır demiş bir partiyiz. Onlar işlerine geldiklerinde bu örgütlerle işbirliği yapmışlar Türkiye’yi sıkıntıya sokmuşlardır. Bunu çözmenin yolu 16 Nisan’da hayır demektir.
Bu iktidara büyük bir ders vereceğiz. İzmir bu dersi onlara vermeye hazırdır. Sandıkta onları gömeceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın” diye konuştu.

basliksiz-1

“OYLARI ÇALDIRMAYACAĞIZ”

Güven, Türkiye’nin çağdaş, aydınlık, ilerici yüzü olduğunu vurguladığı İzmir’in tavrının ülkeye çok büyük etkileri olduğunu belirterek, “Seçmenlere bu kötü anayasayı anlatacağız, sandıklara sahip çıkacağız” dedi. Oyları çaldırmayacaklarını ifade eden Güven, CHP sandıklara sahip çıkacak, son ana kadar bekleyip ıslak imzaları alacak ve bunların hile hurda yapmasına izin vermeyecektir. Türkiye’de en az yüzde 60 ‘Hayır’ çıkacak. İzmir’de ise yüzde 70’in üzerinde ‘Hayır’ çıkacaktır” dedi.

basliksiz-5

“HAYIR DEMEK KURTULUŞTUR”

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, “Tüm ilçelerimizi, köylerimizi gezip hayır için çalışacağız. Hayır için hayır demek 80 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kurtuluşu demektir. Hayır demek ben özgür yaşarım, ben demokrasiye inanırım, ben insan haklarına inanırım ama bir kişinin tek adam yönetimine karşıyım demektir. Hayır demek komşularımızla barış demektir. Hayır demek atalarımızın dirhem dirhem biriktirdiği bu ülkenin servetini korumak demektir. Hayır demek bu kötü gidişe dur demektir” ifadelerini kullandı.

basliksiz-2

“BU AĞALIKTAN BAŞKA ŞEY DEĞİL”

İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, “İzmir’in dağlarında çiçekler açar, sandıklarından hayırlar çıkar. Bu anayasa değişikliği için krallık, padişahlık sultanlık lütuftur. Bu ağalıktan başka bir şey değildir” dedi. Balbay, oylar İzmir’de %10 artarsa bu durumun Türkiye’de % 1 etkisi olduğunu belirtti.

“YÜZ YILLIK CUMHURİYET OYLANACAK”

İzmir Milletvekili Musa Çam, “Yapılacak referandum bir anayasa değişikliği değil; yüz yıllık cumhuriyet oylanacaktır. Rejim değişikliği yapmak, hilafeti geri getirmek isteyen, Mustafa Kemal Atatürk’ü yok etmek isteyenlere namus ve onur görevimiz var” diye konuştu.

basliksiz-4

“YA HİLAFET, YA CUMHURİYET”

İzmir Milletvekili Tacettin Bayır, salona seslenerek, “94 yıl önce yedi düvele baş kaldıran Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları bize bu cumhuriyeti emaneten bıraktılar. Bu Cumhuriyeti yıktırmaya müsaade edecek misiniz? O boyu uzun, dili uzun, eli uzun adamın halife olmasına izin verecek misiniz” diye sordu. Topluluk “Hayır” diye karşılık verdi. Bayır, “Bu seçim normal bir seçim değil. Bu seçimin telafisi yoktur. Ya cumhuriyetten vazgeçip çoluk çocuğu örümcek kafalıların kucağına atacaksınız ya da Atatürk’ün yolundan yürüyeceksiniz” ifadelerini dile getirdi.

basliksiz-9

“ÜLKESİNİ SEVEN EVET DEMEZ”

İzmir Milletvekili Özcan Purçu, “Bu referandum, terörü bitirecek mi? İşsizliği bitirecek mi? Ekonomiyi düzeltecek mi? Adalet getirecek mi? Hayır. O zaman niçin evet diyorsunuz. Ülkesini, bayrağını, milletini seven kimse evet diyemez. Suyunu içen, ekmeğini yiyen kimsenin evet demeye hakkı yoktur. Ülkenin geleceğini iki kelimeye emanet etmeyecek olan insanlarımız aklını kullanacaktır. Kazanacağız. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın” dedi.

“KARŞI DEVRİMCİLERİN DARBESİ”

CHP Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır, “Bu Cumhuriyeti kuranlar, yedi düvele karşı mücadele edip, kanlarını dökerek, şehitler ve gazi olarak bu vatan, bu bayrak, bu millet için canlarını verdiler. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu cumhuriyeti kurarak egemenliği saltanattan alarak millete devrettiler. Cumhuriyet tarihimizde çok darbeler gördük ama bugün içinde düştüğümüz referandum süreci aslında demokrasiye, cumhuriyete ve kurucu değerlerin felsefesine karşı, karşı devrimcilerin belki de en ciddi darbesidir. Bu referandum cumhuriyetimizin var olabilmesinin, var olmak ya da olmamak noktasında önümüze konan bir sandıktır. Bu hareket bir karşı devrim hareketidir. Bu mesele sadece bizlerin, CHP’nin değil, bu mesele cumhuriyeti kuran Atatürk ve şehitlerimizle omuz omuza savaşan ve zaferle sonuçlandıktan sonra cumhuriyeti kuran büyük Türk Milleti’nin meselesidir” diye konuştu.

“BU REJİM DEĞİŞİKLİĞİDİR”

Sındır, “Dün terör örgütleriyle el ele kol kola dolaşan, masalara oturan, onların devlet içinde yapılanmasına göz yuman anlayış zihniyet bugün bunları inkar ediyor.Millete şimdi cumhuriyete bir şey olmuyor, korkmayın, biz cumhuriyetimizi seviyoruz’ diyorlar. Bugün bunu diyenlere inanacak mısınız? Dün yaptıklarını nasıl inkar ediyorlarsa, bugün söylediklerini de yarın inkar edeceklerdir. Bu teklif ülkemize demokrasiyi ortadan kaldıracak, insan hakları, özgürlükleri elimizden aldıracak tek adam rejimidir. Bir rejim değişikliğidir. Türkiye Cumhuriyeti egemenliğini millete vermiş olarak kuruldu, şimdi bu rejimi bir ucubeye dönüştürme gayreti içindeler. Buna izin verecek miyiz” dedi.

basliksiz-10

“ANLATABİLİRSEK % 99 ‘HAYIR’ DER”

Sındır, teklifin maddelerinin iyi anlatılması gerektiğini vurgularken, “Eğer ki Anadolu’nun bir köyündeki bir kardeşimize yapılmak istenenin, getirilmek istenen rejimin, bu ülkeyi nasıl bir felakete sürükleyeceğini anlatabilirsek, yürekten inanıyorum, bu millet bir avuç karşı devrimcinin hesaplarının karşısında duracaktır. Bırakın %60’ı, %99 bu teklife hayır diyecektir. Evet denmesini isteyenlerin bir tane gerekçesi yok” diye konuştu.

“HERKES SANDIĞA GİTMELİ”

Sındır, “‘Terörü bitireceğiz’ diyorlar. 15 yıldır iktidardasınız, önünüze engel mi koydular. CHP önünüze set mi çıkardı. Hangi kanunu çıkarmak istediniz de çıkaramadınız? Hangi kararı almak istediniz de alamadınız? Biz gelin bu parlamentoda terörü birlikte bitirelim dedik. Ama çözümü dışarıda aradılar. Fiili başkanlık zaten yürürlükte. Yasadışı bir uygulama… Sorunların çözümünü ileri tarihe iteleyerek vatandaşı kandırma niyetindeler. Biz anlatırsak vatandaş zaten hayır diyecektir. Herkesin sandığa gitmesini sağlamamız çok önemli. Gitmeyenlerin büyük çoğunluğu ‘hayır’ diyecek kesimdir. Milletimiz 16 Nisan’da tokat gibi cevap verecektir” dedi.

basliksiz-7

“HANGİ TÜRKİYE’Yİ İSTİYORSUNUZ?”

CHP Genel Başkan Yardımcısı, parti sözcüsü ve İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke,
“Bugün bu büyük buluşma, bizlerin yazacağı aydınlık Türkiye için ilk buluşmadır. Gideceğimiz sandık son değil, ilklerin başlangıcı olacak. Adına anayasa değişikliği dedikleri teklifi karşımıza koydular. Tek bir soru sordular: Siz bu düzenin karanlığının devam etmesini istiyor musunuz? Biz aydınlık bir gelecek yazmak istiyoruz. Sordukları soru siyah ve beyaz kadar uzak iki farklı geleceğin ardından ayrım yapmamızdı. Siz özgüvenle gözünü geleceğe dikmiş bağımsız bir Türkiye mi istiyorsunuz yoksa korkan, tehdit edilen, cesaretini yitirmiş, karanlıkta boğulmuş Türkiye mi istiyorsunuz? Siz, hukuka dayanan 80 milyon yurttaşın her birinin hakkının korunduğu hukuk devleti mi, yoksa siz hukuksuzlukla işleyen tek bir kişinin keyfiyle yönetilen karanlık bir Türkiye mi istiyorsunuz?  Bugün siz sinsi bir gece KHK’sı ile bilim üreten barış, demokrasi, özgürlük dediği için üniversitelerden atılan bilim insanlarının olduğu bir Türkiye’de yaşamak istiyor musunuz? Onları ihraç eden bu karanlık düzen devam etsin istiyor musunuz? Milletin egemen olduğu bir Türkiye mi, saray saltanatı altında ezilen bir Türkiye mi istiyorsunuz?  Ziraat Bankası’nın bir gece elinizden alınıp saraylara emanet edilen bu düzenin devam etmesini istiyor musunuz? Sizi değil kendini düşünen bu siyaset düzeninin devam etmesini istiyor musunuz? Bizim ne istediğimi açık; hukukla yönetilen adaletli, sosyal bir Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden ayağa kaldırmak istiyoruz.

basliksiz-6

“YOKLUK VE YOKSULLUĞA DA HAYIR”

Böke, halkın ekonomik durumundan da örnekler vererek, “Kalkın ayağa tanımadığınız birinin kapısını çalın, dinleyin. Kime oy verirsek verelim, fiili başkanlık sisteminin sonunda daha fakiriz. 2014’te kişi başın 12 bin dolardı. Sadece bir yıl sonra 11 bin dolara düştü. Bir yılda bu fiili başkanlık hepimizin cebinden 4 bin lirayı çaldı. Bizim ‘Hayır’ımız bu yoksulluğa ve yokluğa hayırdır. 3 milyon işsizisin üstüne 700 bin kişi daha eklendi. Niye iş bulamıyor? Bu düzen yüzünden bulamıyor. Bu düzen en çok kadını yok sayıyor. Çünkü bu düzen insana insan gözünden bakmıyor. İnsanı yok etmeyi alışkanlık edinmiş. Evine ekmek getiren, ekonomik özgürlüğü kazanmış 447 bin kadın işsiz kaldı. Bu düzen, kadını hor gördüğü gibi genci de
yok sayıyor. Genç işsizliği %18’den % 22’ye çıktı. Başkanlık uğruna bu kadar genç işsiz kaldı” açıklamasını yaptı.

“HAYIR’A GELENLERE ROZET TAKILDI”

Toplantıda, ‘Hayır’ kampanyasına yeni katılanlara rozet takıldı. AKP’deki üyeliklerinden ayrılan kadın ve gençlerden 20 kişilik gruba ‘Hayır’ rozeti takıldı. İl Başkanı Güven ‘Hayır’a ikna edeceklerinin sayısının gün geçtikçe artacağını ifade etti.
=================================
Evet dostlar,

Türkiye yelkenleri dolduruyor Cumhuriyetini savunmak için..
Sorun şu ya da bu kişi ya da parti sorunu olmaktan çok öte ve yaşamsaldır.
Temel sorun, TBMM’nin demokratik cumhuriyetimizin kalbi – Kâbesi olmayı sürdürmesi, Yürütme ve Yasama ile birlikte Güçler – Erkler ayrılığı ilkesi ile sacayağı oluşturmasıdır. Ülkemiz ve çağımızda hiçbir uygar – medeni – gelişmiş ülke tek adam sultası ile yönetilmiyor. Mutlaka 3 temel gücün dengesi, YASAMA – YÜRÜTME – YARGI sacayağı geçerlidir.
AKP – RTE’nin ülkemize dayattığı deli gömleği anayasa değişikliği ucubesi ise çok net olarak TEK ADAM SULTASI getiriyor, Yasam ve Yargı göstermelik kalıyor, yetkileri alınıyor..
AKP – RTE bu tehlikeli amaçlarını saklamak için çırpınıyor ve gerçekleri halktan saklıyor. “HAYIR” kampanyalarını engelliyor, basına baskı yapıyor, TRT’yi kullanıyor, devlet ve bürokrasi tümüyle ve tek yanlı olarak AKP – RTE baskısı ile “evet” için çabalıyor.
Eşitsiz, adil ve ahlaki olmayan bir kampanya ile Ulusun algı yanılmasına düşürülmesi ve faşizme – bölücüğe – yoksulluğa – işsizliğe – iç savaşa “evet” demesi isteniyor..

Türk halkı böylesi vahim bir hataya asla ve asla düşmeyecektir..
Ülkemizin geleceğini siyasal hırslarına ve dış kökenli görevlendirmelere alet ve kurban etmek isteyenler, kurdukları tuzağa kendileri düşecek, 17 Nisan 2017 sabahı tasfiye edileceklerdir..

Yorulmadan, gevşemeden, bıkmadan, umutsuzluğa düşmeden, sosyal-psikolojşk propaganda oyunlarına gelmeden 2 ay boyunca son derece yoğun çaba göstermek koşuluyla..

Sevgi ve saygı ile. 13 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Güneydoğu seçmeni hangi pusuda!..

Mehmet FaraçMehmet Faraç
Aydınlık Gazetesi, 9.2.2017
(AS. Bizim katkımız yazının altındadır veMehmet Faraç : ‘Hayır’ nasıl zirve yapar?..makalesi ve altındaki kapsamlı katkımız ile birlikte okunmasını dileriz..)


Güneydoğu seçmeni hangi pusuda!..

“Başına kül elenmiş” derler ya, manzara oralarda da işte aynen öyle… Tıpkı tüm Türkiye gibi; Karamsar, buhranlı, umutsuz ve yorgun… Ve de gelecekle ilgili belirsizliğin yarattığı derin bir kaosun tehlikeli gidişatı var oralarda… Kimsenin şimdilerde pek umursamadığı, doğrusu giderek baskın hale gelen bir kaostur bu!.. 33 yıldır bitmeyen terörün yarattığı korku ve gerginlik,
bu şiddet dalgasından kaynaklanan bölgesel göç dalgası ve son olarak Suriye’den gelen yüzbinlerce sığınmacının sosyo-ekonomik yaşama vurduğu ağır darbe tüm bölgeyi sarsıyor… Şimdilerde ise daha kötüsü var… Şehirler şaşkın Güneydoğu’da; Urfa’da, Diyarbakır’da Kilis ve Antep’te de “ekonomik yaşam” tamamen durmuş vaziyette… Yani Güneydoğu’da da yaşam AKP’lilerin anlattığı gibi “güllük gülistanlık” değil…

Oralarda da yaşam eski devinimini çoktan yitirmiş… Gecekondulaşma bir yandan,
çarpık yapılaşma diğer yandan derken, bu dört kentin nüfusunu neredeyse ikiye katlayan sığınmacı akınının ardından şehirlerdeki sosyo-ekonomik erozyon daha da büyümüş…
Kentlerin demografik yapısı da hızla değişiyor oralarda… Artık sokaklarda kentin yerlilerine rastlamak neredeyse olanaksız… Şehirler neredeyse teslim olmuş zoraki değişime ve sınırları zorlayan şaşırtıcı bir dönüşüme…

TEPKİNİN İŞARETLERİ!..

Hem terörden hem de Suriye çıkmazından kaynaklanan yoğun göç Güneydoğu’da yalnızca sosyo-ekonomik bunalımı dayatmıyor, esnaf yapısından kültür renkliliğine kadar şaşırtıcı bir değişim de geçiriyor bölge… Velhasıl Güneydoğu eski Güneydoğu değil... Örneğin Suriye’deki kaosun zaman zaman tel örgülerin dışından savrulan bombalarla vurduğu Kilis’te ekonomik yaşam tamamen durmuş… Sınır ticaretinin bitişi bölge ekonomisine ağır bir darbe indirmiş,
can güvenliği sorunu ise ne yazık ki giderilemiyor… Çünkü Kilis’in dibindeki Suriye’de kargaşa- tehdit bitmiyor ve bu durum da tüm bölgeyi adeta esaret altında tutmaya devam ediyor…

Bir zamanlar devasa alışveriş merkezlerinin salt Suriye ticaretine hizmet ettiği Antep’te ise durum çok daha vahim… Bölgenin sanayi merkezi olan Antep’te çok sayıda üretim merkezi kapısına kilit vururken, esnaf çok öfkeli… Dövizdeki dalgalanma orada da iflaslara yol açarken, küçük esnaf hem terör, hem Suriye ile ticaretin bitmesi hem de ekonomik krizin sarsıntısı altında inliyor… Antep’te de her yerde “satılık” ve “kiralık” tabelaları var…  Üretimin yanı sıra inşaat sektörü de son aylarda büyüyen krizle birlikte iyice yalpalamış…

SUSKUN ŞEHRİN PORTRESİ…

Son iki yıl içinde hem kent merkezindeki “Sur”da hem de kırsalda, “Küçük Kandil” olarak nitelenen Lice’deki operasyonlar nedeniyle büyük sarsıntı yaşayan Diyarbakır ise siyasal şaşkınlık içinde… Bir tek sanayi tesisinin bile olmadığı kentte, kapanan yüzlerce işyeri de ekonomik krizin büyüyeceğinin işaretini veriyor… PKK’ya yönelik operasyonlar ve HDP’nin lider kadrosunun tutuklanması şaşkınlık yaratırken, tepkisizlik ve suskunluk da oldukça dikkat çekiyor… Sanki orası da sosyo-ekonomik bir patlamanın sinyallerini veriyor!..

Herkesin merak ettiği asıl soruya gelince; Kürt siyaseti referandumla ilgili sessiz görünüyor ve “merkez”den alınmış bir karar gibi renk vermemeye çalışıyor… Ancak özellikle MHP’nin eline koz vermemek için Demirtaş’ın 2016 seçimlerinde dile getirdiği “seni başkan yaptırmayacağız” sözünü sessiz biçimde yaşama geçirmek için de Kürt siyaseti adeta teyakkuz halinde görülüyor…

ŞERDEKİ ‘HAYIR!..’

Ve Urfa… Nüfusu son on yılda neredeyse beşe katlanan şehirde, tarihin hiçbir döneminde görülmeyen bir sosyo-ekonomik şaşkınlık hakim… Olağanüstü bir büyüme yaşarken, tarihi
ve kültürel varlıkları dışında verimli arazilerini de çarpık yapılaşmaya kurban veren Urfa’da, ekonomik yaşam büyük sarsıntı yaşıyor… Bir zamanlar Suriye’den gelen eşyaların satıldığı devasa pasajlarda, kentin ticaretini de canlandıran tarihi çarşılarda ve özellikle de ekonomik canlılığı ayakta tutan Harran, Göbeklitepe ve Balıklıgöl gibi turizm merkezlerinde yaşam adeta durmuş…  Eskiden adeta insan kaynayan ünlü pasajları da ne yazık ki bomboş… Urfa’da oteller boş, çarşılar sönük velhasıl… Tarih, kültür ve din turizminin en önemli merkezlerinden olan kentte tek bir yabancı turiste bile rastlanmıyor artık…

Satılan ya da devredilen işyerlerinin sayısı Urfa’da da hızla artıyor… Şehir turizminin kalbi sayılan Balıklıgöl’de ŞURKAV’ın yaptığı iş merkezinde bile dükkanlar ardı ardına kapanıyor… Yılın neredeyse 12 ayı o şehrin sokaklarını adeta işgal eden yerli turistler de hak getire!..
Çünkü bir zamanlar yüzlerce turist otobüsün işgal ettiği otoparklarda da yeller esiyor…

Kilis, Diyarbakır ve Antep’te olduğu gibi Urfa’da da özellikle esnaf referandum pususunda

Bölgede şaşırtıcı biçimde “hayır” oyu çıkacağı konusunda kanaat önderleri hemfikir
Çünkü “Bu böyle gitmez, battık, AKP daha ne kadar yetki istiyor, bu kadar da olmaz” diyenlerin sayısı oldukça fazla… Bölgedeki bir haftalık gözlemimizin özeti şu;
salt ekonomik krizin bölgeye yansıması bile referandumda AKP’yi sarsacak boyutlarda
Asıl sıkıntı ise iktidarın referandum konusunda da bilinçsiz ve duyarsız kitlelere yaslanması… İşte bu yüzdendir ki, başta CHP olmak üzere tüm muhalefet güçleri “hayır”ın gerekçelerini doğru anlatabilseler, referandumda dengeleri sarsacak ve hatta iktidar kanadında şok yaratacak bir sonuç çıkmaması için hiçbir neden yok…
===============================
Dostlar,

Sayın Mehmet Faraç’ın Güneydoğu bölgesi ile gözlemleri ve makalelerine yansıttığı irdelemeleri oldukça tutarlı. O’ndan çok şey öğreniyoruz, bu yazısında da olduğu üzere..Yöre halkının,
AKP – RTE’nin despotluk getirecek anayasa değişikliği dayatmasının halkoylaması sürecinde etkin biçimde aydınlatılması gerek..

Bu bölgedeki önemli merkezlerde CHP’nin halk mitingleri çok etkili olabilir.

Sevgi ve saygı ile.
13 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

CIA Başkanı Mike Pompeo Ankara’ya niçin geldi?

CIA Başkanı Mike Pompeo
Ankara’ya niçin geldi?

Mahmut ÖZYÜREK
ADD İsparta Şubesi Kurucu Başkanı
(Ulusal Eğitim Derneği İsparta Şb. Bşk.)

(AS: Bizin kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

 

Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA’nin yeni Başkanı Mike Pompeo,
Yönetimini temsilen bu gün Türkiye’de. Bu, Pompeo’nun ilk yurt dışı ziyareti.
CIA Başkanı Pompeo’yu ilk ziyareti Ankara’ya yapmaya zorunlu kılan koşullar ne olabilir? Resmi açıklamalara göre masada PYD/FETÖ sorunu var. Peki, bu sorunları görüşmek için ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’ye yardımcısını ya da bir bakanını değil de,
niçin CIA başkanını gönderiyor? Demek ki resmi açıklamalar ziyaretin gerçek nedenini açıklamakta yetersiz kalıyor.

Mike Pompeo, CIA için çok uzun zamandır hazırlanan bir isimdi. West Point Askeri Akademisi ve Harvard Hukuk Fakültesi mezunu olan Pompeo, CIA’nın başına gelmeden önce üç dönemdir ABD Temsilciler Meclisi’nin İstihbarat Komitesi‘nde görev yapıyordu.
Bu nedenlerle CIA ve Türkiye ilişkileri konusunda donanımlı birisi. Öte yandan, Türkiye de 3000’i aşkın CIA ajanı cirit atıyor. ABD İstihbarat örgütü, Türkiye’de bu denli yoğunlukta ajanlar ve casuslarla neler yapıyor ve nasıl operasyonlar planlıyor ve gerçekleştiriyor?

Türkiye, CIA tarafından özellikle son 15 yıl içinde ABD’nin ulusal çıkarlarına göre tasarlanmış olan BOP içinde en önemli ve kilit operasyon merkezi konumuna getirildi. ABD Bölgede CIA ile işbirliği içinde ve CIA’nın projelendirdiği operasyonlar yapıyor. Operasyonların hedefinde ise İran ve Türkiye var. Bu nedenle 2002’den bu yana ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA’nın Başkanları Panetta, Orgeneral David Petraeus yılda 2-3 kez Türkiye’yi ziyaret ettiler. Trump’ın atadığı CIA Başkanı Pompeo’nun bu geleneği bozmayacağı anlaşılıyor.

“ABD yönetiminin Basra’dan Kuzey Irak’a, oradan da Türkiye-Suriye sınırı boyunca Akdeniz’e uzanan ABD-İsrail Koridorunun” açılması ve bu koridorun güvenliğinin PKK/PYD’de olması konusunda ısrarlı. ABD Yönetimlerinin Suriye – Akdeniz koridoru konusunda önünde en önemli engeller;

1-  İran – Türkiye – Rusya – Çin yakınlaşması,
2-  ABD adına Ortadoğu’da taşeronluk görevi yapan AKP iktidarının ayağına dolanan
örgütsüz de olsa Parlamento dışı ve ilkesiz de olsa Parlamento içi muhalefet.

İşte CIA Başkanı Mike Pompeo da tam da bu nedenlerle Ankara’da. ABD, Türkiye’nin muhalefetine karşın Bölgede PKK’nın Suriye kolu YPG’ye 200 zırhlı taşıyıcı, 5 tank,
“Tank katili” olarak bilinen FGM-148 Javal anti tank füzesi göndermesi, koridorun güvenliğinin PKK/PYD’de olması konusunda kararlı ve ısrarcı olduğunun göstergesi.

CIA Başkanı Mike Pompeo’nun BOP Eş Başkanı ve AKP Hükümeti yetkilileriyle ve ülkemizdeki CIA birimleriyle görüşmelerinde;

  1. Türkiye’nin Rusya-Çin ve İran’la olan ilişkilerinin dondurulması,
  2. ABD-İsrail Koridorunun güvenliğinin PKK/PYD tarafından sağlanmasının
    tartışma konusu yapılmaması,
  3. Bunların karşılığında “Başkanlık Yasası” referandumunda “EVET” çıkması için
    ABD’nin gereken desteği sağlayacağı,
  4. Eğer BOP Eşbaşkanı (AKP hükümeti) ilk 2 madde konusunda gereğini yapmazsa,
    AKP hükümetine ABD’nin bu güne değin verdiği desteği geri çekme konusunda
    tereddüt etmeyeceği(!), kesin ve açık bir dille, birinci elden (CIA Başkanı Mike Pompeo tarafından) masaya sürülmüş olması büyük bir olasılık.

Ekonomik ve siyasal bakımdan iflasın sınırlarını zorlayarak ayakta kalmaya çalışan,
bu nedenle de toplumsal muhalefeti bastırmak, etkisiz ve eylemsiz kılmak için
her türlü şeytani planı sahneye süren AKP iktidarının,
ABD planlarına razı olmak dışında bir seçeneği de kalmamıştır.

Bu nedenle önümüzdeki sürecin Türk halkı açısından çok zorlu geçeceğini öngörmek
çok da zor olmasa gerek. Ama unutulmamalı; “karanlığın en yoğun olduğu zaman dilimi, şafağın yaklaştığı anlardır” Şafak yakındır! Dayanın ve direnin dostlar!

09 Şubat 2016, Isparta
=================================
Değerli site okurlarımız,

Dostumuz, ADD’de uzun yıllar dava arkadaşımız, özverili ve yürekli Atatürkçü yoldaşımız
Sayın Mahmut Özyürek’in önemli yazısını paylaştık..

Bizim de kafamızı kurcalayan burgulu sorunun çengeli; CIA Başkanı Türkiye’de iken Rus uçağının Suriye’de El Bab yakınlarında TSK’ya ait bir binayı vurması ve şehitlerimizin olması.. Bu 2 olayın rastlantısal olup olmadığını, değilse nasıl bağlantılı olduğunu açıklayamıyoruz (!). Bir Müsteşar düzeyinde olan (bizim MİT Müsteşarı dengi) bu kişinin
diplomatik dengi ile görüşmekle yetinmeyip Başbakan ve hatta Cumhurbaşkanı ile
üstelik uzun saatler görüşmesi de koskoca bir diplomatik skandal olarak bizi üzüyor..

Sanırız 2 cami arasında bi-namaz (beynamaz değil!) yani “namazsız” kalmak bu olmalı.
İlkesiz, ucuz, fırsatçı (opportünist), düzeysiz ve ufuksuz, yalpalayan ve 24 saat arayla tersine eylemler yapabilen, Dışişlerinin seçkin kadrolarını “monşer” yaftalamasıyla aşağılayıp dışlayan, serüvenci, BOP’ta eşbaşkan olarak taşeron, önce “açılımcı” ve Oslo’da – Dolmabahçe’de
Atlantik ötesi ve AB maşası olarak malum terör örgütü ile pazarlıkçı sonra ise ciddi karşıtı (?!) ve de yine “stratejik müttefik” in bir başka aleti terör örgütü ile (FETÖ) uzuuun mu uzun yıllar kanka olup Türkiye’yi parselleyen ancak 15 Temmuz 2017 darbe girişimini önceden haber alıp birkaç saat göz yuman ve “bu bize Allahın lütfu” diyerek ülkeyi OHAL altında inleten,
birçok suça ve yolsuzluğa bulaşan, halkına acımasız şiddet uygulayan ve hukuk dışına düşüp meşruluğunu yitirmiş…. bir siyasal kadro afeti yaşamaktayız..

Fakat ekonomo-politik konjonktür tam anlamıyla Gordion’un kördüğümüne dönüştü.
AKP kadroları hukuk içinde kalarak, ağır ekonomik bunalımı ustalıkla yöneterek, yüzbini aşkın insanı kitlesel olarak işten atarak, ağzını açanı Cumhurbaşkanına hakaretten içeri attırarak…..
bu ağır sorunsal yönetilemez ve çözülemez..

AKP – RTE, ipekböceği örneği kendi kozalarını örmüşlerdir, bu kaostan çıkmaları olanağı kalmamıştır. Duvara dayanmışlardır ve ürkü (panik) içinde, giderek daha çok hata yaparak sürdürülebilirlik bırakmamışlardır. Tek başına iktidarın 15. yılında tarihin – siyaset biliminin – ekonominin yasaları diyalektik bağlamda işleyecek ve dişleri arasında AKP – RTE’yi öğüterek tasfiye edecektir. Daha fazla acı çekmemek ve daha ağır bedeller ödememek için Halkımıza düşen, kritik halkoylamasına 16 Nisan’da ne yapıp edip sandığa giderek HAYIR oyu vermek ve
sandık oy sayımı tutanaklarının örneğini alarak ilçe seçim kurullarına teslim edilene dek sandık başkanına eşlik etmektir. Daha sonra YSK 200 bine yakın tüm sandıkların sayım tutanaklarını açıklayacak ve partilerin elindeki tutanaklarla karşılaştırılacaktır.

Evet, şafak, karanlığın en koyu olduğu dönemde sökmek üzeredir Türk Ulusu!
Bir kez daha ülkene ve geleceğine sahip çıkma zamanıdır.. Hata yapmamalısın, yapmayacaksın.

Sevgi ve saygı ile.
11 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TMMOB ihraç edilen akademisyenlerin ders vermesi için kapılarını açtı

TMMOB ihraç edilen akademisyenlerin ders vermesi için kapılarını açtı

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, OHAL kapsamında KHK’lerle görevlerinden
ihraç edilenlere ilişkin 9 Şubat 2017 tarihinde bir basın açıklaması yaptı.

[Haber görseli]

Üniversitelerinden uzaklaştırılan tüm bilim insanlarının dilerlerse TMMOB binalarında derslerine devam edebileceklerinin belirtildiği açıklamanın tamamı şöyle:

“Anayasa değişikliği referandumunun ülke gündeminde önemli bir yer tuttuğu bu dönemde, “Halka yönelik değil, devlete yönelik” söylemleriyle ilan edilen OHAL,

– temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırıldığı,
– ifade özgürlüğünün yok sayıldığı,
– toplumun ilerici kesimlerine dönük saldırıların arttığı

bir süreç haline dönüştürülmüştür. Yayımlanan KHK’larla bir yandan yolcu ve eşya taşımalarında kullanılan araçlarda kış lastiği kullanılması, seçim döneminde TV kanallarının YSK’nin denetiminden çıkarılması gibi OHAL ile ilgisi olmayan düzenlemelerle tek adam rejiminin provası yapılırken; bir yandan da yıllardır eğitimin dincileştirilmesine, ticarileştirilmesine, cinsiyetçi ve ayrımcı politikalara direnen, laik-bilimsel-demokratik ve anadilinde eğitimi savunan (AS: Bu noktada çekincemiz var..), emek, barış ve demokrasi mücadelesi yürüten akademisyenler üniversitelerden ihraç edilmektedir.

OHAL süresince yapılan tüm uygulamalar; açığa alınanların ve KHK’lar ile görevlerinden
ihraç edilenlerin yaşadıklarının tamamı, temel hukuk normlarına dahi uymamaktadır.

İhraç edilen akademisyenlerin yanındayız

TMMOB İstanbul İl Koordinasyonu olarak, aralarında TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu üyelerinin de bulunduğu ihraç edilen akademisyenlerle dayanışma içinde olduğumuzu ve sürecin takipçisi olacağımızı bildirir, üniversitelerinden ve öğrencilerinden uzaklaştırılan tüm bilim insanlarının dilerlerse TMMOB binalarında derslerine
devam edebileceklerini kamuoyuna saygıyla duyururuz.
===================================
Dostlar,

Dayanışma çok sevindirici ve umut vericidir. Bu hattı koruyup güçlendirmek gerekir.
Ancak her kesimin birbirinin duyarlıklarına özen göstermesi gerekir.

TÜRKÇE 80 milyon T.C. Yurttaşının ortak ANADİLİDİR ve tek resmi dildir.
Yurttaşlarımızın “anne dili” farklı olabilir ve bunu da elbette özgürce kullanabilirler.
Kamusal alanda tek resmi dil, ülke ve ulus birliğinin en temel güvencesidir.
Birlikte – bölünmeden ortak vatanımızda başı dik yaşamanın anahtarı tek resmi dildir.

Evet.. AKP geçelim kendi evinin içini, kapısının önünü bile FETÖ’cülerden temizlemekte ısrarlı.
Oysa TV kameraları önünde Fetullah Gülen’e övgüler düzenleyen bakanlar, vekiller,
belediye başkanları… kayıtlarda duruyor.. AKP bunlara dokunmuyor, dokunamıyor..
Ama bu bulanık suda malvarlığı, sermaye, insangücü tasfiyesi ölçüsüz biçimde sürdürülüyor..

TBMM’de FETÖ’cü AKP vekilleri şantaj ve tehditle anayasa değişikliği görüşmelerinde
açık oy kullanmaya zorlandılar. Bire bir izlediler, baskıladılar. Dünyada örneği olmayan biçimde Anayasa değişikliğine konan 3 Kasım 2019’da yapılacak genel seçime dek bu 83 vekil rehin alınmıştır. 2015 Haziran seçimini yitiren AKP, halkı terör ve cinayetlerle korkutarak adeta öğrenilmiş çaresizlik sendromuna sokarak teslim almış, Kasım’da seçimi yeniden kazanmıştır!?

  • RTE “Verin 400’ü kan dökülmesi dursun..” diyebilmiştir!?

Bunlar sürdürülemeyecek, insanlığa karşı suç oluşturan ve zaman aşımı olmayan suçlardır.
En büyük zararı da yapanlara, AKP – RTE’ye verecektir. Tarihsel deneyimler bu yöndedir.
AKP – RTE -bu olağanüstü yanlışları ile çırılçıplak söyleyelim-
GİDİŞLERİNİ KENDİ ELLERİYLE HIZLANDIRIYORLAR..
Görüyor musunuz siyasetin cilvelerini.. Siyasal harakiri bu!

Dayan Türkiye’m, bu saldırıyı da aşacak, yoluna devam edeceksin..
Bin yıldır bu topraklarda ayağına dolananların hepsini ezip geçtin..
Bir kez daha gerekiyor; belki de bu son safra atımı olacak..

Sevgi ve saygı ile.
09 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Varlık Fonu Türkiye’nin gelecek rehnidir

Varlık Fonu Türkiye’nin gelecek rehnidir

Çiğdem Toker
Cumhuriyet, 15.08.2016
(AS: Bizim geniş katkımız yazının altıdadır…)

Bugün, ülkenin kaderini belirleyecek önemdeki bir düzenleme Plan Bütçe Komisyonu’nda görüşülmeye başlanacak: Türkiye Varlık Fonu.
Parlamento’nun laf olsun diye değil, gerçekten ciddiye alındığı koşullar altında, adamakıllı bir kanun tasarısı halinde gelmesi gereke bu düzenleme, AKP’li 16 milletvekilinin imzasını taşıyan “kanun teklifi” olarak komisyon önünde.
Kanun teklifinin, tasarıyla kıyaslandığında, çok daha kısa ve “çöpsüz üzüm” tadında zahmetsiz bir yol katettiğini anımsatıp düzenlemenin getireceği sistemi özetleyelim:
Bu teklif yasalaşıp yürürlüğe girdiği gün, Türkiye Varlık Yönetimi A.Ş. kurulmuş oluyor.
Başbakanlık’a bağlı olacak bu şirket de Türkiye Varlık Fonu’nu kuruyor.
Muhalefet bu teklife “kanunlar üstü” diyor ama maddeler incelendiğinde bu niteleme enikonu naif kalıyor. Fon ve şirket, kanunlar üstü değil, resmen “kanunlar dışı bir biçimde tasarlanmış.
***
Öyle şirket düşünün ki, özel hukuk hükümlerine tabi ama Başbakanlık’a bağlı.
Kurulur kurulmaz Ticaret Sicili’ne tescil edilmiş sayılacak.
Ama Kurumlar Vergisi’ne tabii değil.
Tahvil ihraç edecek, repo – ters repo yapacak, gayrimenkul sertifikaları çıkaracak,
yabancı şirketlerin yatırımlarına ortak olacak, a
ma Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi değil.
Her düzeyde yüzlerce çalışan istihdam edecek ama Devlet Memurları Kanunu’na tabi değil.
Onlarca ihale açacak, milyonluk alımlar yapacak ama ihale mevzuatına tabi değil.
Otoyol, Kanal İstanbul, 3. köprü, 3. havalimanı, Akkuyu Nükleer Santralına finansman sağlayacak ama Sayıştay denetimine tabi değil.
Meseleyi biraz daha açmak adına bir ayrıntı paylaşalım: Kanun teklifinin 8. maddesinin gerekçesinde, bu Fonun hangi yasalara tabi OLMAYACAĞI listelenmiş. Bir A4 sayfasına yakın bu listede ben 18 kanun ve KHK saydım.
***
İşin uzmanları, “etmeyin eylemeyin, Varlık Fonları, zengin madenleri doğal kaynakları olan, kaynak, nakit fazlası yaratan ülkelerin işidir” diyor ama aldıran yok.
Bilakis, teklifin gerekçesine baktığınızda, onca laf kalabalığının arasında gerçek niyeti apaçık görüyorsunuz:
Otoyollar, Kanal İstanbul, üçüncü köprü ve havalimanı, nükleer santral gibi büyük altyapı projelerine kamu kesimi borcu artırılmadan finansman sağlanması.”
E, hani bu projelerin finansmanında sorun yoktu? Herkesçe bilinen büyük müteahhitlik şirketleri kredileri bulup getirmişti. Hani, Hazine bu borçları bir yönetmelikte üstlenmişti?
Ne oldu? Dolar üzerinden 20-30 yıl sürelerle verilen alım, araç geçiş, yolcu garantilerinde
sıkıntı mı var acaba?

Hani yap-işlet-devret modeliyle yapılan bu büyük projelerde devletin cebinden bir kuruş çıkmıyordu?
Türkiye Varlık Fonu teklifinin gerekçesine baktığınızda, kurulacak şirketin sermayesini
50 milyon TL olacağı ve Özelleştirme Fonu’ndan karşılanacağı yazıyor.

Bu sermayenin kaynağı kamu değil mi?
Fona devredeceği belirtilen kurumların nakit fazlası, bu milletin değil mi?
Bir yandan yatırımcıyı ayağına turkuvaz halı” sereceğiz diye teşviklere boğarken,
diğer yandan hukuku ve denetimi hiç sayan bir mekanizma kuruyor iktidar.

Sadece bizlerin değil, gelecek kuşakların yaşamını rehin edecek bir düzenlemeden
söz ediyoruz.

Kimse kimseyi kandırmasın:
Türkiye Varlık Fonu, “büyüme artışı” maskesi arkasında bu rejimin yere göğe koyamadığı
3. havalimanı, 3. köprü, Osmangazi Köprüsü ve ihalesi yeni yapılacak Kanal İstanbul’u,
baş göstereceği anlaşılan finansman sıkışıklığından kurtarma işidir.
=======================================
Dostlar,

Sayın Toker’in bu önemli ve uyarıcı yazısı Cumhuriyet‘te 15.08.2016’da yayımlandı.
1,5 yıl oluyor. Kabul delim ki siyasal iktidarın yerli yabancı akıl verenleri nicel ve nitel açıdan epey gelişme göstermiştir. Ülkenin günü ve geleceği, sorumsuz ve hovardaca girişimlerle,
oy ve talana ortaklık zemininde heba edilmektedir. Giderimi (telafisi) giderek güçleşen,
yer yer olanaksızlaşan bir fatura ve yıkım (tahribat) ulusumuza dayatılmaktadır.

Kim akılcı gerekçelerle açıklayabilir ki, İstanbul’da 2 uluslararası havaalanı varken 3. niçin yaptırılmaktadır? 23 milyar €’yu aşan muazzam bir dış borç servet ile kimler karunlar gibi zengin edilmektedir, maliyetler katlanarak hangi yandaşlar ihya edilecektir? Turist sayısı giderek düşmektedir ve asıl yük Antalya havaalanındadır. Kuzey ormanları telef edilmiş, bölge yapılaşmaya açılarak daha da yok edilecektir. Bildiğimiz ölçüde dünyada 3 havaalanı olan büyük kent yoktur. Londra hala dünyanın en stratejik merkezlerindendir ve 2 havaalanı (Gatwick ve Heatrow) ile yetinmektedir. Bunca ağır borçlu, çok yüksek işsiz, gelir dağılımı olağanüstü bozuk, doğu-güneydoğusu yoksulluk ve işsizlikle boğuşan, enflasyonu 2 basamaklı ve parası pul, içeride ve dışarıda çok büyük ölçekli terör operasyonları yürütmek zorunda kalan, halkı tehlikeli biçimde kutuplaştırılmış, giderek dincileştirilen, cari açık + bütçe açığı + dış ticaret açığı şeytan üçgenine mahkum edilmiş, borçlarını çeviremeyen bir ülkede bu hovarda girişimlerin anlamı ve içyüzünde ne var??

Kanal İstanbul bir çılgınlık dayatması ve doğal dengeyi altüst edecek, Montrö Boğazlar Sözleşmesi kazanımlarını boşa çıkarabilecek… bir başka tehdit ve tehlike ülkemiz için.
……
……..
Nasıl durduracak Türkiye bu bir tür “intihar” girişimlerini?
Durum giderek daha vahim bir tabloya sürükleniyor.
Türkiye’ye HARAKİRİ yaptırılıyor adeta..
Durdurmak gerek.. hem de çok gecikmeden?
Ama nasıl? İlk taktik – stratejik adım,

HALKOYLAMASINDA YENİDEN SULTANLIĞA HAYIR, HAYIR, HAYIR!

Sevgi ve saygı ile.
07 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com