Alman Bakan’dan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a: Tekrarlarsan ‘Madde 90’dan yargılanırsın!

Alman Bakan'dan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a: Tekrarlarsan 'Madde 90'dan yargılanırsın!

Alman Bakan’dan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a: Tekrarlarsan ‘Madde 90’dan yargılanırsın!

AYDINLIK, 1.4.2017

Türkiye’nin Almanya ile yaşadığı gerginliğin tavan yaptığı günlerde Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Ankara’yı dava açmakla tehdit etti. Gabriel, Erdoğan‘ın söylemlerinin “Madde 90 Bent A” kapsamına girdiğini söyledi. Alman Ceza Hukuku’nda maddenin ceza karşılığı 5 yıla kadar hapis! Almanya’nın bu çıkışı Ankara kulislerinde, “Erdoğan’ın ‘Başkanlık’ hevesinin Türkiye’ye bir darbesi daha” şeklinde değerlendirildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Almanya Hükümeti’ne yönelik “Nazi” suçlamalarına
ve AKP yöneticilerinin bu ülkede mitingler düzenlemesine karşı Alman Dışişleri Bakanı
Sigmar Gabriel, Ankara’yı Alman Ceza Hukuku’nu uygulamakla tehdit etti. Alman Der Spiegel dergisine konuşan Gabriel şu ifadeleri kullandı…

Spiegel: Almanya’nın ılımlı tutumu fayda etmedi. Erdoğan, Alman Hükümeti’ni Nazi yöntemleri uygulamakla suçladı

Sigmar Gabriel: Maalesef otoriter kişilikler, bu tür ılımlı yaklaşımları zaaf olarak yorumlamaya eğilimli. Hatta bazen sergiledikleri tavrın doğru olduğu sonucunu bile çıkarabiliyorlar. ‘Yumruğu masaya ne zaman vuracaksınız’ diyen herkesi çok iyi anlıyorum. Ama öne sürülen suçlamalar, ciddiye alınamayacak derecede. Aynı şekilde yanıt vermemiz, sadece Erdoğan’ın seçim kampanyasına yarar.

Spiegel: Geçen zaman içinde Erdoğan devam etti. Hollanda’da polis köpek ve atlarla Türk göstericilere nasıl müdahale ettiyse, Şansöyle Merkel’in de aynı şekilde davrandığını söyledi.

Gabriel: Bu tespit ne kadar saygısız ve edepsiz olsa da, ne kadar zor gelse de ben sükuneti korumaya davet ediyorum. Biz yanıt olarak laf atmıyoruz. Ama kesin sınırlar çiziyoruz. Türkiye’ye, vatandaşlarının anayasa referandumunda topraklarımızda oy kullanması iznini verdik. Ama açık bir şekilde, Ankara Alman yasalarına saygı duymazsa gereken her türlü müdahaleyi de yapacağımızı dile getirdik.

Spiegel: Bu somut olarak ne demek?
Gabriel: Her şeyden önce Türk siyasetçilerinin seçim mitingleri ve toplantıları söz konusu. Ceza Kanunumuzun 90. maddesinin a bendi, Almanya’nın anayasal düzenine hakareti cezalandırıyor.

BÖYLE GİDERSE MADDE 90 BEND A’DAN YARGILAYABİLİRİZ’

Spiegel: Erdoğan bu yasayı çoktan ihlal etti.
Gabriel: Ben Türk muhataplarıma açıkça belirttim. Böyle devam edilirse yeni bir durum oluşabilir. Almanya’yı ve Alman siyasetini eleştirebilirsiniz, sert de eleştirebilirsiniz. Ama yasalarımızın çizdiği bir sınır var. Ceza Kanunu’nun çizdiği bir sınır… 90. Madde A bendi bir sınır. Bu sınırı aşan, siyasi görüşlerini ülkemizde istediği gibi dile getirebileceğini sanmamalı. Sadece Türkiye değil, Almanya da saygıyı hak ediyor.

O MADDE NE DİYOR?

Alman Ceza Hukuku’nu 90. Madde A bendi, Alman devletini ya da anayasal düzenini kamuya açık bir toplantıda hakarete maruz bırakmayı ya da devlet sembollerine hakaret etmeyi cezaya tabi tutuyor. Madde, para cezasından 3 yıl hapse değin çeşitli cezalar öngörüyor. Anayasal düzeni kaldırmaya teşebbüs halinde ceza 5 yıl hapse kadar artıyor.

BAŞKANLIK ISRARI YENİ KRİZLERİN KAPISINI ARALIYOR

Almanya’nın “Ceza Hukuku’nu uygularız” çıkışı, Ankara kulislerinde “16 Nisan’dan sonra Erdoğan’a karşı uluslararası kamuoyunca alınacak tavrın bir işareti. Erdoğan’ın ‘başkanlık’ ısrarı Türkiye’yi yeni diplomatik krizlere gebe bıraktı. Evet çıkması durumunda Erdoğan’a yapıştırılacak olan ‘Diktatör’ söylemi Türkiye’yi uluslararası alanda daha da yalnızlaştırır” sözleriyle değerlendirildi.
=========================================
Dostlar,

Ülkemizin uluslararası saygınlığını zedelemeye hiç kimsenin ama hiç kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur.. Hele ülke yönetcilerinin asla.. Bir kez daha “hele” diyerek, iç siyasete alet etme amacıyla asla ve kat’a! Tam tersine, ülkemizin uluslararası toplumun eşi ve egemen, saygın bir üyesi olarak onurunu ve haklarını korumak zorundadırlar, temel görevleri arasındadır bu.

Erdoğan ve AKP hükümetinin yetkilileri sözlerine ve davranışlarına çok ama çok dikkat etmek zorundadırlar. Uluslararası ilişkiler adabına, yapılagelişlere (teamüllere) ve hukuka uymak yükümündedirler..

Sevgi ve saygı ile. 1 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Cumhurbaşkanı Erdoğan Ateşle oynuyor

Ateşle oynuyor

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Birliği ile gerilimi her geçen gün artırıyor. Neden böyle davranıyor? İki sebebi var. Birincisi, 16 Nisan’da yapılacak referandumda ‘evet’ oylarının %52’nin üzerinde çıkmasını istiyor. Amacı Cumhurbaşkanı seçilirken aldığı oy oranını geçmek. Böylece hem meşruiyet zeminini ikame etmiş olacak hem de uygulayacağı antidemokratik politikalara itiraz edenlere “Millet arkamda” mesajı verecek.

İkincisi, 16 Nisan’dan istediği sonucu alsa da almasa da normal hukuk düzenine dönmenin kendisi ve AKP için ağır bir bedeli olacağının farkında. Bu yüzden kendisine kimsenin kolay kolay muhalefet edemeyeceği bir dikta rejimi kurmak istiyor. Nasıl olacak bu peki?

Tabii ki demokrasiyi katlederek… Hukuk düzenini yıkarak…
İfade hürriyetini ortadan kaldırarak… Mülkiyet hakkını ilga ederek…
Serbest piyasa ekonomisini mezara gömerek… Özetle…
Avrupa Birliği normlarından kurtulmayı planlıyor.

HİLAL-HAÇ KAVGASI UZUN VADELİ STRATEJİ

Almanya ve Hollanda üzerinden başlattığı Hilal-Haç kavgası görüntüsü kısa vadeli bir strateji değil yani. 16 Nisan’dan sonra da bu gerilimi sürdürme niyetinde. Çünkü başka bir çıkış yolu kalmadığını Erdoğan da çok iyi biliyor. Kafasındaki yol haritası aşağı yukarı belli. 15 yıldır Türkiye’de uygulayıp karşılığını fazlasıyla aldığı ‘kutuplaştırma’ siyasetini uluslararası arenaya taşımak istiyor. Hesabı şu:

1) Avrupa’ya karşı 1. Dünya Savaşından bu yana başta Türkiye olmak üzere İslam ülkelerinde birikmiş bir öfke var. Bu intikam duygusunu harekete geçirmeyi planlıyor. Pazar günü İstanbul’da yaptığı konuşmada bu stratejinin izleri açıkça görülüyordu. Dedi ki Erdoğan…

-Camilerimizin duvarına gamalı haç işaretlerini koyan siz değil misiniz?
-Camilerimizi yakıp yıkmadınız mı?
Faşistsiniz faşist

Şüphesiz bu cümlelerin toplumsal hafızada bir karşılığı olduğunu biliyor ve ona göre konuşuyor.

İPİ ÖNCE KİM KOPARACAK?

2) ABD ve Avrupa ülkeleri ile Türkiye’nin ‘demokrasi’ ortak paydasında buluşmasını imkânsız hale getirmek istiyor. Rusya ile yakınlaşma da Avrupa değerlerinden uzaklaşma da bu stratejinin bir parçası. Ne yapıyor?

  1. A) Almanya Başbakanı uyardığı halde inatla Nazi suçlaması yöneltiyor.
    “Siz bana diktatör dediğiniz sürece ben de size Faşist, Nazi demeye devam edeceğim.” diyor.
    Buradaki amaç ipleri önce Batı’nın koparmasını sağlamak.
  1. B) Avrupa bu oyuna gelmediği takdirde ilişkileri bizzat kendi bitirmek istiyor.
    Bu konuda yola döşediği en büyük taş idam cezası ile ilgili. Avrupa Birliği “İdam kırmızı çizgimiz” dediği için bu kozu çok iyi kullanıyor. Hemen her konuşmasında buna değiniyor.
    İdam cezası ile ilgili yasa teklifi önüne geldiğinde onaylayacağını söylüyor.
  1. C) Bir de sık sık Avrupa’nın 54 yıldır Türkiye’yi üye yapmayıp kapıda beklettiği vurgusunu yapıyor. İngiltere’nin halk oylamasıyla AB’den ayrılmasını gündeme getirip Türkiye’nin de benzer bir yola girebileceğini dile getiriyor. Geçen hafta, AB ile sürdürülen müzakerelerin devam edip etmeyeceğini referanduma götürebiliriz demesi de bu hesabın bir parçası yani…

AYASOFYA’DA CUMA NAMAZI

3) Müslümanlara, Batı’ya karşı emperyalizme karşı tek başına cihat ettiği mesajı veriyor.
Avrupa ile kavga eden lider profilinin, Müslümanların şuuraltı müktesebatını harekete geçireceğinin farkında. Hilafet ve halife kavramlarının tartışılmaya açılması…
Bir futbol takımına Osmanlıspor adı verilmesi… Osmanlı Ocakları’nın kurulması…
Padişah torunu olduğunu iddia eden bir hanımefendinin sürekli ekranlarda boy göstermesi…
Diriliş adıyla bir dizi filmin devlet televizyonunda yayınlanması…
Bütün bunlar yedi düvele karşı mücadele edildiği algısına hizmet ediyor.

Son günlerde “Cumhurbaşkanı Erdoğan, referandumdan iki gün önce (14 Nisan) Ayasofya Camii’nde cuma namazı kılacak” şeklinde dedikoduların yayılmasının bir sebebi de bu zaten. Ümmeti emperyalizmin zulmünden kurtaran lider rolünü oynamak. Peki, bu hesap tutar mı?
Biraz zor. Çünkü Erdoğan’ın karşısında strateji üretemeyen Kılıçdaroğlu ve Bahçeli yok.
ABD ve AB kurmaylarının tepkileri de Erdoğan’ın oyun planını fark ettiklerini gösteriyor.
Ayrıca Avrupa kamuoyu da 15 yıldır Erdoğan ve AKP’ye destek veren kitle gibi algı operasyonlarıyla kolayca yönlendirilecek bir kitle değil.
Bu yüzden Erdoğan’ın bu son oyunu ters tepebilir.

200 YILLIK BİRİKİM

Neden? Çünkü Türkiye sıradan bir ülke değil… Osmanlı’nın son döneminde Sened-i İttifak
(AS: 1807) ile başlayıp Cumhuriyet’le devam eden Batılılaşma ve demokrasi mücadelesine
ev sahipliği yapmış bir ülke. Dolayısıyla ‘demokrasi’ konusunda beğenin ya da beğenmeyin
200 yıllık bir kazanım söz konusu. Şimdi Erdoğan bu birikimi şahsi ikbali için bozuk para gibi harcama niyetinde. İşte asıl tehlike de bu zaten. Bu tarihi tecrübenin ortadan kaldırılması. Türkiye’de insanların korkudan dile getiremediği bu hakikati geçenlerde Almanya’nın yeni Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier, seçilmesinin ardından yaptığı ilk konuşmada söyleyiverdi. Ne dedi Steinmeier?

-Cumhurbaşkanı Erdoğan, sen ve diğerlerinin inşa ettiği her şeyi tehlikeye atıyorsun…
On yıllardır elde edilen her şeyin yıkıldığını endişe ile izliyoruz…

ABD, Almanya ve İngiltere’de yapılan “15 Temmuz’un arkasında Gülen Cemaati olduğuna dair somut kanıt yok” şeklindeki tarihi açıklamalar da gösteriyor ki Erdoğan, ateşle oynuyor. Ya farkında ya da değil.

  • Erdoğan, kendini şu anki konumuna gelmesine vesile olan demokrasiyi ve
    demokratik değerleri katlederek hem kendini hem de ülkeyi ateşe atıyor. 

    Yazık…
    ====================================
    Evet dostlar,

16 Nisan 2017 halkoylaması (!?) ile ülkeye deli gömleği giydirilerek en az 100 (yüz!) yıl geriye savrulması dayatması – senaryosunda artık geriye sayılıyor. Dolayısıyla eski – yeni arşivler  karıştırılıyor.. O gerçekleri unutmayan arşivler, o gerçekleri mutlaka bir gün açıklamada inatçı arşivler..

Bu sitede belki yüzlerce yazı yazıldı AKP – RTE’yi ve yandaşlarını uyaran.. Ancak kör kör parmağım gözüne örneği, uyarılar Sarayın surlarında yankılanarak dönüyor.. Ama tarih bize
bu tür örneklerin “klasik” olduğunu ve hep ama hep hüsranla sonlandığını öğretiyor..
Öylesine çok suç işlendi, ulusal ve uluslararası suça bulaşıldı ki, artık geri dönülmez ufkun akşam karanlığı çökmektedir.

Erdoğan, otoriter – despotik hatta diktatoryal bir rejim kurmaya mahkum duruma kendisini kendisi sürüklemiştir.. Kozasını örerek kendi sonunu getiren ipek böceği gibi..

15 Temmuz 2016 için de hep yazdık.. Önceden haber alınmaması olanaksız dedik.. Her şey bir senaryo, kurgu gibi duruyor apaçık.. Haber alındı ama önlemi de alındı ve birkaç saat sahnelenmesine izin verildi.. Sonra “action” dendi ve bastırıldı. Ertesi gün RTE “Bu bize Allahın lütfu” diyerek ikrarda bulundu adeta.. Dolayısıyla Batı

MİT TIR’ları olayı, 17-25 Aralık başta olmak üzere gerçekleri yazan – çizen her-kes tasfiye edildi. Onlar gazeteci değil terörist idi, terör örgütü üyesi idi. Ancak 5 aydır hapse tıkılan Cumhuriyet Gazetesi yazarları başta olmak üzere hala İddianame ortada yok.. Koysana kardeşim suç belgelerini ortaya.. Tutuklama o ciddi belgelere dayanmalı değil mi? Devletin tüm birimleri hücrelerine dek elinizde.. Nerde bu gazetecilerin iddianamesi? HSYK bu savcılar için neden işlem yapmıyor? FETÖ’den soruşturması süren bir savcı, bu davada görevini sürdürüyor!?
AKP içindeki FETÖ siyasal şahdamarı (çok sayıda milletvekili!) ısrarla – inatla yadsınıyor..

  • ABD, Almanya ve İngiltere’de yapılan “15 Temmuz’un arkasında Gülen Cemaati olduğuna dair somut kanıt yok” şeklindeki tarihi açıklamalar AKP – RTE’yi bunaltıyor..

Çoook önemli yazıyı okumak için lütfen tıklar mısınız??

Erdoğan’a uluslararası suç üstü!

Erdogan’a_uluslararası_suc_ustu   (pdf biçimi)

Halkımız 16 Nisan 2017 günü, akıl dışı halkoylaması saçmalığına kesin olarak
HAYIR, HAYIR, HAYIR demeli ve geleceğini kurtarmalıdır.. Başka hiç-bir seçenek yok-tur.. 

Sevgi ve saygı ile. 31 Mart 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Prof. İbrahim Akkurt : Nefes Alamıyoruz

SAĞLIK YAZILARI – PROF. DR. İBRAHİM AKKURT YAZDI :

Nefes Alamıyoruz

Kapitalizm canavarının yaptığı fütursuz hasarlara karşı küresel akciğer sağlığını koruma düsturu ile yola çıkan Türk Toraks Derneği, 25. yılını kutluyor.

Yazının başlığı önümüzdeki hafta yapılacak Türk Toraks Derneği (TTD) Kongresinde sunulacak bir bildirinin başlığından alıntıdır. Bildirinin tam adı

  • “Nefes Alamıyoruz: Partikül Madde Emisyonları Açısından Türkiye’de
    Hava Kirliliği*”
    şeklindedir.

Yazarları bu ülkenin yüzakları bilim insanlarıdır; her biri sevdiğim, saydığım dostlarım, arkadaşlarımdır. Eşbaşkanlığını yapacağım bir oturumda sunulacak olan bu bildirinin detaylarını yazarlar eminim değişik mecralarda kendileri paylaşacaklardır.
Ben yalnızca özet bölümünden 1-2 noktayı irdelemek istiyorum.

Hava kirliliği, dünyanın olduğu gibi ülkemizin de maalesef göz ardı edilen en temel toplum sağlığı sorunlarından birisi. Yazarlar bildiride partikül madde yönünden Türkiye’nin hava kalitesini ortaya koymayı ve 2015 – 16 yıllarını birbiriyle kıyaslamayı hedefliyorlar. Bunun için de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı’nın kamuoyuna açık verileri partikül madde (PM10) yönünden analiz edilmiştir (PM10: 10 mikrondan küçük partikülleri göstermektedir). PM10’nun saptanan yıllık ortalama değerleri ulusal mevzuat, Avrupa Birliği (AB) ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) belirlediği değerler ile karşılaştırılmıştır. Buna göre ülkemizde normal PM10 sınırlarını ulusal mevzuat değerlerine göre aşan istasyon sayısı 86 (%51), AB değerlerine göre aşan istasyon sayısı 133 (%79) ve DSÖ değerlerine göre de 165 (%98) istasyondur. Yıllık ortalama PM10 düzeyi 100 µg/m3’ün üzerinde olan istasyonlar Muş, Ağrı Doğubeyazıt, Iğdır, Kayseri Hürriyet ve Tekirdağ Merkez’dir (126 – 102 µg/m3).

İstanbul, Ankara ve İzmir illerindeki istasyonlarının yıllık ortalaması sırasıyla 46, 66 ve 41 µg/m3’tür. Tüm istasyonlar yıllık ortalamalar açısından 2015 ve 2016 yılı olarak karşılaştırmalı olarak değerlendirildiğinde; 15 il (%18) ve 85 (%42) istasyonda 2016’da kirlilik artışı mevcuttur. Sonuçta yazarlar PM10 düzeyleri açısından Türkiye genelinde hava kirliliği sorununun tüm ciddiyetiyle 2016 yılında da artarak sürdüğünü
saptamışlardır.

Öte yandan önümüzdeki yıllarda yoğun olarak termik santral yapımının planlandığı illerde halen hava kirliliğinin zaten ciddi bir sorun olduğu ve yapılacak yeni santrallerin bu sorunu daha da ağırlaştıracağını vurguluyorlar. Burada bilinmesi gereken önemli noktalardan bir de, bu verilerin PM10 ölçümleri üzerinden yapıldığı oysa daha da büyük tehlike olan 2.5 mikrondan küçük partikül (PM2.5) düzeyi konusundaki verilerin ise ülkemizde maalesef henüz tüm istasyonlarda rutine sokulmadığıdır. Bu nedenle tehlikenin daha da büyüğünü tam olarak bilememekteyiz.

Bu kongrede ve aynı oturumda sunulacak başka bir bildiri** tam da konunun insan sağlığı ve maliyet boyutuyla ilgili. Yine çok değerli bir ekipçe hazırlanan bu bildiri ise İstanbul’daki hava kirliliğinin nefesimize ve bütçeye etkilerini ortaya koyuyor.
Bu amaçla araştırmacılar Sağlık Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve SGK’nın konuyla ilgili verilerini analiz etmişler. Araştırmacılar İstanbul genelinde 2013-2014 yıllarında solunum sistemi rahatsızlıkları nedeniyle tüm sağlık kurumlarına toplam 12 884 628 hasta başvurusu olduğunu saptamışlar. En sık tanı %31,9 ile üst solunum yolu enfeksiyonu, en çok hastanın da, 0-14 yaş diliminden olduğunu belirlemişler.

İstanbul için bildirilen hava kirliliği parametrelerinden PM10 düzeyleri ile bu hasta başvuruları arasında istatistiksel ilişki olduğunu bulmuşlar.  Bu 2 yıllık sürede İstanbul’da ölçüm yapılan 18 istasyon verilerinden PM10’un 150 ug/ml’nin üzerinde olduğu gün sayısını 256 gün olarak saptamışlar. Bu 2 yıllık sürede solunum sistemi rahatsızlıkları nedeniyle başvuru sayısının, hava kirliliği artışıyla ilişkilendirilen toplamda 149 320 hasta hesaplanmış. Yaş dilimleri açısından bakıldığında, en çok başvuru artış riski, 0-14 yaş diliminde olduğu görülmüş. Sonuçta araştırmacılarca yapılan analizlerde hava kirliliği artışının İstanbul’da solunum sistemi hastalık başvurusunu % 1,17 oranında artırdığı ve 2 yılda SGK fiyatlarıyla bunun sağlık bütçesinde 9 milyon TL ek artışa neden olduğunu saptamışlar.
***
Ülkemizde güzel şeyler de oluyor. Halk sağlığına önemli katkılar sağlayan birbirinden değerli onlarca bilimsel çalışma TTD kongresinde vb. kongrelerde sunuluyor. Kapitalizmin küresel vahşetine dur diyebilecek küresel yapılardır sivil toplum kuruluşları, uzmanlık dernekleri. TTD (Türk Toraks Derneği) bu yıl 25. yılını kutluyor. Dünyada ve ülkemizdeki birçok uzmanlık derneğine model olabilecek bir evrensellikle, demokratik katılım, bilgiyi paylaşarak çoğaltma temel ilkeleriyle kurulmuş olan TTD, benim için de 2. bir eğitim kurumudur. Kendisine verdiğim katkının onlarca kat çoğuunu bana ve benim gibi bilgi aşıklarına karşılıksız sunmuştur, sunmaktadır…

Kapitalizm canavarının yaptığı fütursuz hasarlara karşı küresel akciğer sağlığını koruma düsturu (AS: ilkesi) ile yola çıkmış olan derneğin fikir (AS: düşün) babası, kurucusu ve her aşamasındaki büyük emekçisi Prof. Dr. Ali Kocabaş ve bir avuç insan sayesinde TTD bugünlere geldi. Ülkemiz ve dünyadaki güzel ve olumlu gelişmelere ciddi katkılar sunan TTD’nin bugünlere gelmesini sağlayan tüm bu güzel insanlara binlerce teşekkür. İyi ki var TTD, nice 25. yıllara… (İA/HK)

* Nefes Alamıyoruz: Partikül Madde Emisyonları Açısından Türkiye’de Hava Kirliliği.  Nilüfer Aykaç, Osman Elbek, Kayıhan Pala, Haluk Celaleddin Çalışır. [Abstract:0835] SS-013 [Kabul:Sözlü] [Çevresel ve Mesleki Akciğer Hastalıkları]
** İstanbul İlinde 2013-14 Yıllarında Hava Kirliliğinin Solunum Sistemi Hastalık Başvuruları ve Sağlık Bütçesine Etkileri. Kadir Alp, Sedat Altın, Lokman Tecer, Tülin Sevim, Arslan Saral, Zeynep Dörtbudak [Abstract:0840] SS-014 [Kabul:Sözlü]
[Çevresel ve Mesleki Akciğer Hastalıkları]
================================
Dostlar,

Prof. Dr. İbrahim Akkurt arkadaşımız çok uzun yıllar Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde değerli hizmetler verdi. Göğüs Hastalıkları ile bu hastalıkların iş ve meslekle ilgisi temel çalışma alanı oldu. Birkaç yıl önce, oldukça erken emekli olarak Ankara’ya yerleşti.
Bir yandan hekimlik yaparken bir yandan da Ankara Tabip Odasında İş ve Meslek Hastalıkları toplantılarına emek veriyor.

Öte yandan Türk Toraks Derneği de ülkemizin saygın Uzmanlık Derneklerinden biridir. Bu kuruma çok emek veren Prof. Dr. Ali Kocabaş da neredeyse çeyrek yüzyıldır tanıdığımız bir başka değerdir. Ali hoca başından beri Çukurova’da, Adana’da Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalında emek verdi alanına ve ülkemize.

TTD’nin (Türk Toraks Derneği) 25. yılını biz de içtenlikle kutluyoruz..

  • Türkiye’yi ve insanlığı bilimsel akılcılık öcülüğünde bilim insanları ve
    çağdaş sanatçılar yeniden aydınlığa kavuşturacak.
  • “Küreselleşme” adı altında insanlığı en iğrenç post-modern yöntemlerle sömürüsü de elbet, -çok da uzamadan- tarihin çöplüğüne atılacak!

Sevgi ve saygı ile. 30 Mart 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Önce içindeki FETÖ’cülere bak!

Önce içindeki FETÖ’cülere bak!
 

Ali Sirmen

***
Hakan ile Arif hakkında henüz kesinleşmiş bir yargı kararı yoktur. Var olan, bir zamanlar (o sırada da Fethullahçı idiler) onları bağırlarına basan AKP iktidarının henüz yargı kararına bağlanmamış ithamlarıdır. Hakan ve Arif’in, yurt dışına kaçmış olmalarını da, Türkiye’de bağımsız yargı olmadığı için adaletin tecelli etmeyeceğine inanmalarıyla gerekçelendirilmesi de, son zamanlarda yaşadığımız olaylar ışığında çok da aykırı gelmiyor. Onların, bir zamanlar adaleti zulme tebdil eden bir cemaatin mensupları olmalarının da adil yargıdan mahrum edilmelerini haklı kılamayacağı da ortadadır.
Bu durumda, Galatasaraylıların Hakan ve Arif için, haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı olmadıkça yapılan baskılara direnmeleri doğal ve Galatasaray’a can veren ilkelere uygundu. Hakan ve Arif’in baş tacı edildikleri sırada, takım içinde yaymaya çalıştıkları cemaatçi yapılanmanın kulübün ilkeleriyle bağdaşmadığı gerekçesiyle, Galatasaray ile yollarını ayırmamış olan kurulların, şimdi siyasi iktidarın baskısıyla onları atmalarını haklı görmeye imkân yoktur. Tıpkı Hakan Şükür’ün FETÖ’nün sembol ismi olduğunu söyleyen Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak’ı çıkışında haklı bulmaya imkân olmadığı gibi.
Evet, Hakan Şükür FETÖ’nün sembol ismiydi. Ama FETÖ’nün sembol ismi olan Hakan, Tayyip Erdoğan tarafından elinden tutulup parlamentoya sokulup milletvekili yapılmış ve AKP’nin de sembol isimlerinden biri haline getirilmişti.
***
Fethullahçılar ile AKP’lilerin el ele “beraber yürüdük biz bu yollarda…” türküsünü çığırdıkları dönemde muteber kişi olan Hakan Şükür’ün, kâbesini Pennsilvanya’dan Aksaray’a çevirmeyi kabul etmemesinden sonra kendisini elinden tutup milletvekili yapanlar karşısında hain konuma düşmesini anlamak mümkündür, ama aynı nedenle, neden Galatasaray için de hain konumuna düşeceğini anlamaya imkân yoktur.
Hakan ve Arif’in FETÖ’cü oldukları gerekçesiyle Galatasaray’dan ihraç edilmesini isteyen ve kulüp üzerinde büyük bir baskı oluşturan AKP kodamanlarına tok bir sesle
şu söylenmelidir:

Siz önce kendi içinizdeki FETÖ’cüleri temizlemeye bakın!
Gerçekten de yalnız Türkiye’de değil, bütün dünyada FETÖ’cü avına çıkmış olan

  • AKP’nin, kendi içinde tek FETÖ’cü bile bulamamış olması şaşırtıcı olmanın da ötesinde dehşet vericidir. Bu durumda biri çıkıp,
  • FETÖ’nün asıl kökü AKP içindedir,
  • Ona dokunulmadığı sürece yapıldığı ileri sürülen mücadele palavradır ve
  • FETÖ’cüleri kollamaktan başka bir sonuç vermeyecektir”

    dese, hazretler acaba buna ne cevap verebilirler?
    ==================================
    Evet dostlar,

    Nerdeyse 2 aydır web sitemizin manşetinden çekmediğimiz foto ve notlarımız aşağıda..

  • fg_ve_akpli_vekiller_ayni_karede

    FETÖ yapılanmasının AKP içindeki üst düzey siyasal köklerine ne zaman inilecek??
    AKP neden önce evinin içini ve önünü temizlemiyor??
    Anayasa değişikliğinde (md. 17) seçim tarihinin 3 Kasım 2019 olması ne anlama geliyor? Dünyanın neresinde Anayasa’da seçim tarihi var?
    FETÖ’cü AKP’li vekillere şantaj ve öbürlerine rüşvetten başka anlamı var mı??

    *****
    Türkiye’ye dayatılan bu deli gömleğine halkımız kesin bir kararlılıkla HAYIR diyecek!

    Sevgi ve saygı ile. 30 Mart 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Bülent Tezcan : ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ NE GETİRİYOR? 30 SORU – 30 CEVAP

Dostlar,

CHP’nin seçim ve hukuk işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı
Sayın Bülent Tezcan önemli bir çalışma yaptı.. 11 Ocak 201’de sitemizde yayımlamıştık,
1 kez daha öne çekerek paylaşmak istiyoruz..

  • ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ NE GETİRİYOR? 30 SORU – 30 CEVAP

AKP – MHP kutsal ittifakının (!!) Türkiye’ye dayattığı çağ dışı, kökü dışarıda anayasa değişikliğinin içyüzünü ortaya koymak üzere 30 soru – 30 yanıttan oluşan bir metin..
Söz konusu güdümlü Anayasa değişikliği = rejim değişikliği = Tayyibistan dönüşümü
amaçlı 21 maddelik teklif TBMM Anayasa Komisyonundan 18 maddeye indirilerek geçmişti. Bu temelde yapılan bir hazırlık.. Okunmalı, paylaşılmalı, halkımızı bilgilendirmeli..

Başta Sayın Engin Altay olmak üzere Bülent Tezcan ve Özgür Özel bu süreçte olağanüstü bir çaba ve başarım (performarns) sergilemekteler.
Kendilerine güç diliyor, şükranlarımızı sunuyoruz.

Sayın Tezcan, 20 sayfalık çalışmasına şöyle başlıyor ve şöyle bağlıyor:
*****

Soru 1) Bu teklifl e Amerika’daki gibi bir başkanlık sistemi mi öneriliyor?
Hayır! Başkanlık sistemi sert kuvvetler ayrılığına dayanır. Yasama, yürütme ve yargı birbirinden tümden ayrıdır. Birbirlerini denetleme mekanizmaları vardır.
Önerilen sistemde ise bütün yetkiler bir kişinin (Cumhurbaşkanının) elinde toplanıyor. Bu sistem bir başkanlık sistemi değildir.
Açıkça, DİKTATÖRLÜK, TEK ADAM REJİMİ önerilmektedir.
……….
Soru 30) Bu Anayasa değişikliği geçerse ne olur?
1. Anayasayla bir diktatör yaratırız.
Her şeye dokunan ama kendisine dokunulamayan bir diktatör ortaya çıkar.

2. Demokratik rejimden tümüyle ayrılıp otoriter bir rejim kurulur.
3. Hiçbir vatandaşın, can, mal ve hukuk güvenliği kalmaz.
Her kişi, kurum ve kuruluş tek bir kişinin, bir diktatörün vicdanına terk edilir.

4. Yönetimi denetleyecek hiçbir güç kalmaz.
Devlet yönetiminde ve ülkede zorbalık hakim olur.

5. Bir kişi hem hükümet, hem meclis, hem mahkeme olur.
Yasama, yürütme ve yargı tek bir elde toplanır.

6. Etkisiz, yetkisiz, aciz ve sembolik bir Meclis ortaya çıkar.
7. Meclisi mezara, demokrasiyi tarihe gömeriz.

Söz konusu 30 soru – 30 yanıt çalışmasının metnine erişmek için lütfen tıklayınız..
(20 sayfa, yaklaşık 47 KB)

30 soru 30 yaınt Anayasa Değişikliği ne getiriyor, CHP, 9.1.17

(Bir kez daha dikkate sunma, 30.03.2017, Perşembe)

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com