Kılıçdaroğlu’ndan 1 Mayıs iletisi : “16 Nisan’daki gibi dayanışma içinde olmalıyız”

Kılıçdaroğlu’ndan 1 Mayıs iletisi :
“16 Nisan’daki gibi dayanışma içinde olmalıyız”

Kılıçdaroğlu’ndan 1 Mayıs mesajı: 16 Nisan’daki gibi dayanışma içerisinde olmalıyız

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “1 Mayıs, haksızlığa, eşitsizliğe, adaletsizliğe ve baskılara karşı 16 Nisan’da gösterdiğimiz dayanışmayla bütünleşmelidir” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü nedeniyle bir ileti yayınladı. Kemal Kılıçdaroğlu iletisinde,

  • Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararı ne olursa olsun herkes biliyor ki ‘Hayır’ kazandı.
    Bu nedenle 1 Mayıs, haksızlığa, eşitsizliğe, adaletsizliğe ve baskılara karşı 16 Nisan’da gösterdiğimiz dayanışmayla bütünleşmelidir” vurgusu yaptı.

Kılıçdaroğlu’nun iletisi şöyle                    :

  • “Emeğin üzerindeki baskı her geçen gün artıyor. Temel haklar ve özgürlükler iktidarın OHAL sopasıyla yok ediliyor. Kamu emekçileri iş güvencesi tehdidiyle, işçiler kıdem tazminatlarının yok edilmesi riskiyle karşı karşıya. Çalışma yaşamı ve örgütlenme hürriyeti daha fazla kıskaca alınmak isteniyor. Kiralık işçilik, taşeronlaşma ve güvencesiz çalışma iş yaşamanın tüm alanlarında yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. İşsizlik ve iş kazaları artıyor, yoksulluk kökleşiyor; gelir adaletsizliği ve eşitsizlik ülkemizin kaderi haline getirilmek isteniyor. Bu olumsuz tabloya karşın 16 Nisan 2017 Pazar günü yapılan halkoylamasında ortaya çıkan tablo, demokrasiden ve özgürlükten yana tüm kesimlerin birlikteliğinin ve dayanışmasının, haksızlığa ve tiranlığa karşı ortak mücadelesinin engellemelere rağmen başarıya ulaşacağını gösterdi.
  • Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararı ne olursa olsun herkes biliyor ki ‘Hayır’ kazandı.
    Bu nedenle 1 Mayıs, haksızlığa, eşitsizliğe, adaletsizliğe ve baskılara karşı 16 Nisan’da gösterdiğimiz dayanışmayla bütünleşmelidir. CHP olarak bizler 1 Mayıs Mücadele, Birlik ve Dayanışma Günü’nü emeğin, demokrasinin ve özgürlüğün bayramı olarak, emekçi halkımızla birlikte meydanlarda kutlayacağız. Emeğin, dayanışmanın, özgürlüğün, demokrasinin ve barışın bayrağını hep birlikte dalgalandıracağız. İşçilerimizin ve emekçilerimizin 1 Mayıs’ını kutluyor, yurttaşlarımıza huzur ve barış içerisinde kutlayacakları bir gün diliyorum.
    Yaşasın 1 Mayıs!
    ==================================
    Dostlar,Sn. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun iletisi son derece yerinde bir içerik taşıyor. Özellikle
  • Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararı ne olursa olsun herkes biliyor ki ‘Hayır’ kazandı.”Türkiye’ni tiranlığa sürüklenmemesi için;
    Anayasa’nın 2. maddesinde sayılan
    – insan haklarına saygılı,
    – demokratik, laik sosyal – hukuk devletinin
    mutlaka savunulması gerek.
    Bu amaçla ülkenizin tüm güçlerinin ortak davranması gerekiyor..

    Bunun yol ve yöntemi hızla örülmeli.. CHP olgunluk ve sorumlulukla öncülük etmeli..

    Yaşasın 1 Mayıs işçinin ve emekçinin bayramı!

    Sevgi ve saygı ile. 30 Nisan 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

HAYIR’ını al da gel: Emek, barış, demokrasi için yaşasın 1 Mayıs!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır…)
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, DİSK Genel Merkezi’nde gerçekleştirdikleri basın toplantısıyla 1 Mayıs gündemlerini ve programlarını açıkladılar.

Basın toplantısına DİSK Genel Başkanı Kani Beko, KESK Eş Genel Başkanı Lami Özgen, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, DİSK Genel Sekreteri Dr. Arzu Çerkezoğlu, DİSK Yönetim Kurulu üyesi Kanber Saygılı, DİSK üyesi sendikaların merkez ve şube yöneticileri ve işçiler katıldı.

DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun okuduğu ortak açıklamada, 2017 1 Mayıs’ının,
hile-hurda ile dayatılan tek adam rejimine karşı demokrasi için, giderek derinleştirilen ve ülkeyi Ortadoğu’daki çatışmaların ateşine sürükleyen savaş politikalarına karşı barış için, giderek pervasızlaşan emek düşmanlığına karşı emeğin hakları için, MİLYONLARIN ‘HAYIR’LI BULUŞMALARI olarak örgütleneceği duyuruldu.

Kani Beko dört emek ve meslek örgütü başta olmak üzere, dost kurumlarla beraber, İstanbul’da Bakırköy Halk Pazarı başta olmak üzere, Türkiye’nin her yerinde olabildiğince yaygın, kitlesel, coşkulu ve ‘HAYIR’LI 1 Mayıs buluşmalarını birlik içinde örgütlemeye karar verildiklerini söyledi. Açıklamanın tam metni şöyle:

‘HAYIR’INI AL DA GEL! EMEK BARIŞ DEMOKRASİ İÇİN YAŞASIN 1 MAYIS!

Dünyanın dört bir yanındaki milyarlarca işçi için, emekçi için, tüm ezilenler ve yok sayılanlar için her 1 Mayıs, birliğin-mücadelenin ve dayanışmanın gücüyle umudun büyütüldüğü gündür.

Yok sayılan emeğin, dünyanın dört bir yanında görkemli bir biçimde varlığını gösterdiği gündür 1 Mayıs. Dünyanın her yerinde en merkezi ve en büyük meydanlar, emeğin bu görkemli buluşmasına tanıklık eder. İşçiler özlemlerini, umutlarını, taleplerini istedikleri meydanlarda özgürce ifade eder.

Türkiye’de ise maalesef 1 Mayıs’lar iktidarların getirdiği yasaklar ve devlet şiddetinin gölgesi altında kutlanmaktadır. 365 gün bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini üretenlere bir gün dahi saygı gösterilmemektedir. Siyasi iktidar bir gün için dahi işçilerin taleplerine kulak vermemekte, yıllardır 1 Mayıs mitinginin kendi istediği yerde yapılmasını dayatmaktadır. “Ayaklar baş olursa kıyamet kopar” diye açıklanan bu tutum, 2017 yılında da devam etmektedir.

  • 1 Mayıs 1977’deki kontrgerilla katliamının 40’ıncı yılında da bu dayatmanın sürdürülmüş olması ölenlere ve işçi sınıfına saygısızlık olarak tarihe geçecektir.
  • 15 Temmuz darbe girişimine karşı, bizler de dahil olmak üzere, yurttaşların buluştuğu
    Taksim alanı ne yazık ki yeniden yasaklı meydan haline getirilmiştir.

Bizler 4 emek ve meslek örgütü olarak, ulusal ve uluslararası mahkemelerin verdiği yargı kararlarını tanımayarak hukuksuz bir yasakta ısrar edenlerin er ya da geç bu tutumlarının hesabını vereceklerinin altını bir kez daha çizmek istiyoruz.

Hukuku, demokrasiyi, evrensel temel hak ve özgürlükleri yok saymayı bir rejim biçimi olarak benimsemiş anlayışa karşı, bu yıl her zamankinden çok daha yaygın, kitlesel ve coşkulu bir biçimde buluşmayı görev biliyoruz.

Bilindiği gibi, emekçilerin haklarını geliştirmeyen, aksine zarar veren ve tek adam rejimini dayatan bir anayasa için referanduma gidildi. Devletin tüm olanaklarının kullanılmasına, tek sesli medyaya, “hayır” diyenlerin engellenmesine karşın yurttaşların en az yarısı HAYIR dedi. Böyle bir anayasa değişikliği ile ülke huzur, barış ve istikrar bulamayacaktır.

  • Türkiye’nin acil ve yaşamsal ihtiyacı eşitlikçi, özgürlükçü, laik ve sosyal bir Anayasadır.

Ancak ülkeyi yönetenler bu gerçeklere gözünü kapatmakta, Türkiye’ye tek adam rejimi dayatmaktadır. Halkın en az yarısının HAYIR dediği bir rejim değişikliğini, cebren ve hile ile meşrulaştırma girişimlerine karşı 2017 1 MAYIS’ı çok daha anlamlı ve önemli hale gelmiştir.

2017 1 Mayıs’ı, hile-hurda ile dayatılan tek adam rejimine karşı demokrasi için, giderek derinleştirilen ve bizi Ortadoğu’daki çatışmaların ateşine sürükleyen savaş politikalarına karşı barış için, giderek pervasızlaşan emek düşmanlığına karşı emeğin hakları için, MİLYONLARIN HAYIR’LI BULUŞMALARI olarak örgütlenecektir!

Bizler 4 emek ve meslek örgütü başta olmak üzere, dost kurumlarla beraber, İstanbul’da Bakırköy Halk Pazarı başta olmak üzere, Türkiye’nin her yerinde olabildiğince yaygın, kitlesel, coşkulu ve HAYIR’LI 1 Mayıs buluşmalarını birlik içerisinde örgütleyeceğimizi ilan etmek istiyoruz.

  • Olağanüstü Hal’e, Kanun Hükmünde Kararnamelere ve tek adam rejimine HAYIR demek için 1 MAYIS’TA ALANLARA!

Darbe girişimine karşı ilan edildiği iddia edilen Olağanüstü Hal ile hukukun ayaklar altına alındığı, yurttaşların temel hak ve özgürlüklerinin keyfi biçimde gasp edildiği bir rejim kalıcı hale getirilmek istenmektedir.

  • Yüz binin üzerinde kamu emekçisini ve işçiyi, haklarında hiçbir yargı kararı bulunmadan işinden eden Kanun Hükmünde Kararnamelere, OHAL fermanlarına HAYIR demek için
    1 MAYIS’ta alanlarda olacağız.Sendikal örgütlenme hakkını KHK ile ortadan kaldıran, kamu emekçilerinin toplu iş sözleşmesi hakkını ve kazanımlarını yok sayan antidemokratik uygulamalara teslim olmayacağız.
    Halkın seçtiği vekillerinin yaptığı Seçim Yasası’nı yok saymayı marifet bilen YSK örneğinde olduğu gibi, adaletin çivisinin çıktığı, Meclisin tamamen yok sayıldığı tek adam rejimine
    1 MAYIS meydanlarında tüm gücümüzle HAYIR diyeceğiz!

Kıdem tazminatının gaspına HAYIR demek için 1 MAYIS’TA ALANLARA!

Referandum öncesinde kezlerce dile getirdiğimiz gibi, 16 Nisan’ın ardından ilk işleri kıdem tazminatına göz dikmek oldu. Patronlar “yük” olarak görüyor diye işçi sınıfının ve bütün çalışanların 80 yıllık kazanımına göz dikenlere “HAYIR” demek için 1 MAYIS ALANLARINDA OLACAĞIZ. Emekçilerin iş güvencesi, işsiz kaldığında kara gün dostu olan kıdem tazminatından nemalanmak isteyenleri, İşsizlik Sigortası Fonu’nu yağmalamalarından tanıyoruz. Tüm emekçileri yağmaya ve talana HAYIR demeye, 1 MAYIS ALANLARINA çağırıyoruz.

Taşeron köleliğine ve kamu emekçilerinin iş güvencesinin kaldırılmasına HAYIR demek için 1 MAYIS’TA ALANLARA!  

Milyonlarca taşeron işçisinin umutlarını yıllardır aldatmacalarla sömürenlere, 1 Kasım 2015 seçimlerinden önce “taşerona kadro” vaat edip sözünde durmayanlara HAYIR demek için
1 MAYIS ALANLARINDA olacağız. Taşeron işçilerin mücadele ederek ve mahkemelerde kazandıkları kadro hakkını tanımadığı gibi taşeron düzenini bile aratacak “kiralık işçilik” uygulamasını, işçi simsarlığını yasal hale getirmek isteyenlere 1 MAYIS ALANLARINDAN HAYIR diyeceğiz! Taşeron işçilerine kadro vaadini tutmadığı gibi kamu emekçilerinin 657 sayılı yasadan kaynaklanan iş güvencelerini ortadan kaldıracaklarını açıklayanlara, milyonlarca kamu emekçisine güvencesiz çalışmayı dayatanlara omuz omuza HAYIR diyeceğiz!

‘HAYIR’INI AL DA GEL!

Bu topraklarda emeğiyle, onuruyla yaşayan hemen herkesin HAYIR dediği o kadar çok şey var ki! 1 MAYIS ALANLARI herkesin ‘HAYIR’ını alıp geldiği rengarenk ve apaydınlık meydanlar olacak.

  • İşsizliğe HAYIR,
  • kiralık işçiliğe HAYIR,
  • iş cinayetlerine HAYIR,
  • krize HAYIR,
  • yoksulluğa HAYIR,
  • zamlara HAYIR,
  • içeride ve dışarıda savaşa HAYIR, (AS: çekincemiz aşağıda)
  • kentlerin ve doğanın yağmasına HAYIR,
  • kutuplaşmaya HAYIR,
  • kadın cinayetlerine HAYIR,
  • çocuk istismarına HAYIR,
  • cinsiyetçiliğe HAYIR,
  • kamu hizmetlerinin ticarileşmesine HAYIR,
  • gazetecilerin, siyasetçilerin, gençlerin hapishanelere doldurulmasına HAYIR,
  • akademinin ve bilimin bitirilmesine HAYIR,
  • sömürüye HAYIR,
  • diktaya HAYIR… gibi milyonlarca HAYIR’lı çığlık 1 MAYIS ALANLARINDA buluşacak!

Haydi, hep beraber, birlik olarak, dayanışmamızı güçlendirerek, mücadelemizi büyütmek için
1 MAYIS ALANLARINA!

Yaşasın İşçilerin Birliği, Halkların Kardeşliği (AS: çekincemiz aşağıda)
Yaşasın İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik ve Dayanışması!

YAŞASIN 1 MAYIS!


====================================
Dostlar,

TTB ve birlikte davranan DİSK, KESK ve TMMOB’nin 1 Mayıs kutlaması yarın,
1 Mayıs 2017 günü saat 13:00’te Ankara Kolej meydanında başlayacak..
Basın açıklamasında 2 yerde çekincemiz var :

1. Türkiye’de “halklar” değil tek bir halk vardır ve adı Türk halkıdır.
Büyük ATATÜRK‘ün tanımlamasında olduğu gibi,

  • “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye ahalisine/halkına Türk Milleti denir.” 

    Ülkemizde farklı etnik kümelerden yurttaşlarımız olduğu bir gerçektir ancak
    hep birlikte Türk Milleti / Türk halkıyız.

İkincisi “içeride ve dışarıda savaşa hayır.”.. Türkiye, “içeride” emperyalizmin bölücü ve ağır silahlı taşeron örgütüne karşı bir meşru savunma içindedir. Bu bir “savaş” ise, başlatan ve yönlendiren) 1984’ten bu yana) ne yazık ki Batı emperyalizmidir. Burada “savaş” terimini kullanmak, bölücü, silahlı emperyalizmin maşası PKK‘yı uluslararası hukuk katında “savaşan taraf” statüsüne yükseltmektir ki, asla doğru değildir ve kabul edilemez. PKK açıkça bir taşeron terör örgütüdür! Dileriz, basın açıklamasındaki bu anlatım, uyardığımız anlamda değildir..

“Dışarıda” savaşa gelince; BM Sözleşmesi gereğince (md. 51) ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 111. maddesi uyarınca sınır ötesinde ülkemizin güvenliğini tehdit eden oluşumlara karşı sıcak takip, uluslararası hukuktan kaynaklanan egemen devlet hakkımızdır.

Bunun dışında, başka ülkelerin içişlerine karışmak, oralarda isyan vb. çatışmaları kışkırtmak, darbe girişimi… hele hele emperyalizmin maşalığına soyunmak.. asla onaylamadığımız hukuk dışı ve Türkiye’ye yakışmayan, “haydut devlet” davranışlardır ve uluslararası hukukta suçtur.

1 Mayıs işçinin ve emekçinin bayramını, biz de bir emekçi olarak gönülden kutluyoruz.

Küreselleşen emperyalizmi, yüzyılların utanç veren

  • “maksimum kâr” ilkelliğini – vahşetini terk etmeye ve 21. yy’ın şafağında artık “ehlileşerek” ‘makul kâr’ anlayışına çekilmesini diliyoruz. Zamanın ruhu artık bu ilkelliğe geçit vermiyor..

Sevgi ve saygı ile. 30 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yılmaz Özdil : AHİM

AİHM

Yılmaz ÖZDİL

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Asrın liderimiz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu mu hiç? Başvurdu. Hapis cezasına çarptırılmıştı,
adil yargılama yapılmadı dedi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.
*
Hiç kimse çıkıp “eyy asrın liderimiz, hem Avrupa’ya haçlı ittifakı diyorsun, hem de memleketi haçlılara şikayet ediyorsun” dedi mi? Demedi. Anayasal hakkıydı, hakkını kullandı.
Asrın liderimiz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bir defa daha başvurdu mu?
Bir defa daha başvurdu. Mahkumiyetine ilişkin sicil kaydı silinmişti ama, Yargıtay bu kararı yok sayıyordu, hukukum çiğnendi dedi, yürütmeyi durdurma kararı için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.
*
Hiç kimse çıkıp “eyy asrın liderimiz, hem Avrupa’ya gavur toprakları diyorsun, hem de memleketi gavur topraklarına şikayet ediyorsun” dedi mi? Demedi. Anayasal hakkıydı, hakkını kullandı.
*
Asrın liderimiz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne üçüncü defa başvurdu mu?
Üçüncü defa da başvurdu. Hem de YSK’ya karşı başvurdu.
Siyasi yasak getirilmişti, seçme seçilme hakkı elinden alınmıştı, Yüksek Seçim Kurulu kararının haksız, yanlış ve hukuksuz olduğunu belirterek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.
*
Hiç kimse çıkıp “eyy asrın liderimiz, hem Avrupa’ya nazi diyorsun, hem de memleketi nazilere şikayet ediyorsun” dedi mi? Demedi. Anayasal hakkıydı, hakkını kullandı.
*
Dindar cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu mu?
O da başvurdu. Eşi Hayrünnisanım, först leydi olmadan önce türban taktığı için üniversiteye kayıt yaptıramamıştı, haklarım engellendi dedi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.
*
Hiç kimse çıkıp “eyy dindar cumhurbaşkanı, kendin muhalefetteyken, Avrupa’ya hıristiyanlar birliği diyordun, Türkiye’yi zenginler köşkünün bahçesindeki köpek kulübesine koyacaklar diyordun, şimdi bizim memleketi o köpek kulübeli hıristiyanlar birliğine mi şikayet ediyorsun” dedi mi? Demedi. Anayasal hakkıydı, hakkını kullandı.
*
Atatürk Cumhuriyeti‘ne her türlü küfürü eden ticani akit gazetesinin, yobaz yazarları Abdurrahman Dilipakla Hasan Karakaya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu mu?
Onlar da başvurdu. Vefat eden Deniz Kuvvetleri Komutanı hakkında hakaret içerikli yazılar yazmış, tazminata mahkum edilmiş, tazminatı ödeyemedikleri için Abdurrahman Dilipak‘ın evine haciz gelmişti, ifade özgürlüğümüz ihlal edildi dediler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdular.
*
Hiç kimse çıkıp “ulan din bezirganları, üç kuruş para için Vatikancı mı oldunuz” dedi mi? Demedi. Anayasal haklarıydı, haklarını kullandılar.
*
AKP hükümeti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyor mu? Başvuruyor.
Hollanda devleti, vatandaşlarımızı köpeklere ısırtıp, aile bakanımızı kovalayarak kapının önüne koyduğunda, bizzat asrın liderimiz açıkladı, “bunların yaptığı hukuksuzluktur, göreceksiniz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceğiz, bütün bakan arkadaşlarımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat yapacaklar” dedi.
*
Hiç kimse çıkıp “eyy asrın liderimiz, bunlar haçlı-hilal savaşı başlattı diyorsun, bunlar Müslüman kardeşlerimizi şehit ettiler, yaktılar diyorsun, sonra da bizim memleketi Müslüman yakanlara şikayet ediyorsun” dedi mi? Demedi.
*
Egemenlik gaspedildi. 
Oylarımız çalındı. 
Resmen suç işlendi.
Hukukun gırtlağı sıkılıyor.
CHP, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmaya hazırlanıyor.
*
Daha şimdiden ne deniyor? “Milletin iradesine saygı duymayan ikiyüzlü Cehape zihniyeti,
kendi milletini yabancılara şikayet ediyor!” (SÖZCÜ, 26 Nisan 2017)
==================================
Dostlar,

Ne diyelim?
Değerli yazar Yılmaz Özdil‘e nitelikli emeği için teşekkür ederiz önce.
Bu çelişkili, tutarsız…. hepimizi üzen davranışların sahipleri tarihte hak ettikleri yeri alacak. Dileriz halkımız da bu gerçekleri görür, siyasal tercihlerini gerçeklere göre  düzenler..
Tabii bir de AİHM’nden beklentimiz var…
Uygar Avrupa – Avrupa Konseyi’nn temel organlarından olan AİHM’nin adil, hakkaniyetli, hukuka uygun bir karar vermesini beklemek, demokratik iradesi ters yönde çarpıtılan milyonlarca yurttaşımızın en doğal hakkıdır.
AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) yaptırım organıdır. Bu Sözleşme’nin hükümlerinin çiğnenmesi durumunda, Avrupa Konseyi üyesi uluslararası hukuka göre
AİHS’ne taraf olup AİHM’nin yargı yetkisini kabul etmiştir.

AİHS, 10.3.1954’te 6366 sayılı yasa ile TBMM’ce onaylanmıştır ve Anayasa md. 90 /son fıkra kapsamındadır. 148. madde uyarınca da, AİHS ile korunan haklardan herhangi birinin çiğnemi (ihlali) karşısında ulusal hukuk yollarını tüketen ama adalete erişemeyenlerin bu mahkemeye (AİHM) başvurusu düzenlenmiştir.

İHAM-AİHM, Sözleşmede (AİHS) tanınan hakların içeriğini kendisi özerk olarak tanımlar… “Esasa ilişkin içeriği ve etkilerine göre“…
Dolayısıyla Uluslararası Mahkemenin yetki alanını dışarıdan karışma (müdahale) ya da yönlendirme ile belirlemek olanaklı değildir. Ne yazık ki ülkemizde başta Erdoğan olmak üzere kimi çevreler, mezarlıkta korkudan ıslık çalarcasına AİHM’nin Türkiye’den CHP ya da başkaca gerçek – tüzel kişilerin açacağı davayı -sözde- etkilemek için halkoylaması sonuçlarını incelemenin AİHM’in görev alanı dışında olduğu propagandası yapıyor. Oysa hukuka (=haklara) saygısı olanlar öncelikle oylamaya hile karıştırmazlar herhalde! Ardından da, böyle bir sav varsa gerçeği ortaya koymak üzere elinden geleni yaparlar…
Sonra da, ulusal – uluslararası yargı kuruluşlarına başvuru varsa, görülmekte olan bir dava hakkında yönlendirici görüş belirtmek yerine (ki bu suçtur!);

  • “… konu yargıya yansıtılmıştır, bağımsız – tarafsız yargı organlarının kararlarını bekliyoruz ve elbette saygılı olacağız.. “ denmesi gerekir.

Anayasa md. 138 çok açıktır :
“Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. 
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. 
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

Dileyelim AİHM’nden halkoylamasında milyonlarca insanın özgür demokratik istencine (iradesine) dönük hak çiğnemi (ihlali) kararı çıksın ve halkoylaması yenilensin.. Çünkü açık bir meşruluk sorunu belgeleriyle ortadadır ve bu tablo pek çok potansiyel ciddi soruna gebedir. AKP-RTE’nin boynunda onca yanlış ve sorumluluğa karşın bir de bu kritik halka var artık. Türkiye’nin olabildiğine ağır sorunlarına ek olarak..
Kimse unutmasın; Ülkenin temeli ADALETTİR!

Sevgi ve saygı ile. 29 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

16 Nisan halk oylaması kirli bir referandumdur

16 Nisan halk oylaması kirli bir referandumdur

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın referandumdan politik açıdan zayıflayarak çıktığını öne süren Ümit Özdağ,
“Meşruluğu tartışılan referandum sonucu,
Erdoğan’ı dünya karşısında baskıya açık hale getirdi.” dedi

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
SÖZCÜ, 29 Nisan 2017, RÖPORTAJ: Nil SOYSAL
16 Nisan halk oylaması kirli bir referandumdur

– 16 Nisan’da yapılan anayasa referandumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?   
16 Nisan referandumu kirli referandumdur çünkü sandığa giren ile çıkan oyların ne olduğu aslında bilinmiyor. YSK’nın sandıklar açıldıktan sonra yapmış olduğu müdahale, Türkiye’de artık seçim güvenliğinin de kalmadığını gösterdi. Acaba gerçekleştirdiğimiz son demokratik ve adil olmasa dahi “dürüst” seçimler 1 Kasım 2015 seçimleri miydi? Türk siyasetinin önümüzdeki en temel sorunlarından birisi bu olacaktır. Kendi halkının %50’sini düşman olarak gören ve onun tarafından gayrimeşru bir referandum sonucunda iktidarı gasp etmiş olarak algılanan bir Erdoğan güçlü değil, zayıf bir Erdoğan’dır.

– Ama anayasal olarak artık gücünün zirvesinde görünüyor…
Anayasal olarak öyle ancak politik ve toplumsal gerçeklik açısından öyle değil. Erdoğan, referandum sürecinde demokratik parlamenter düzeni savunan siyasi ve toplumsal muhalefetin meşruluğunu dahi kabul etmeyen bir dil ile başkanlık sistemine karşı çıkan halka saldırmıştır. Halkın bir bölümünü düşman olarak tanımlamıştır. 17 Nisan sabahı artık karşısında referandumun dürüst olmadığını ve Erdoğan’ın kendilerini düşman olarak gördüğünü düşünen en az % 50’lik bir vatandaş kitlesi vardır.

AKPM KARARI DAHA BAŞLANGIÇ…

– Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM) kararından yola çıkarak bakarsak, bu iç politik durumun uluslararası sonuçları olacak mı?
Erdoğan’ın kirli bir referandum ile sonuca ulaşmış olması, onu Batı, ABD ve AB karşısında daha da baskıya açık hale getiriyor. Batı’nın bir süreden bu yana Erdoğan ile ilgili şantaj dosyaları hazırladığı çok açık. Erdoğan’ın elinde halkın %50’sine baskı yapmak için ne kadar araç olursa olsun aslında çok zayıf bir liderdir. Batı da bu zayıflığı değerlendirmek, kirli referandumun gayrimeşruluğunu bir baskı aracı olarak dosyalar ile birlikte kullanmak için ilk adımları atmaya başladı. AKPM’nin aldığı izleme kararı ilk adım.

– Erdoğan’ın yapacağı bir şey var mı?
Erdoğan da zaafının farkında. Mayıs 2017’de çıkacağı yurt dışı gezisinin amacı verilecek tavizler ile ABD ve AB’nin başkanlığını onaylaması ile meşruluk kazanma çabası olacak. Tabii Erdoğan kendisinden her isteneni yapmak istemeyecek. ABD-AB sistemi ile Rusya-İran-Çin sistemlerini birbirlerine karşı kullanarak dengeleme mücadelesi verecek. Ancak öyle sıkışmış ve yalnızlaşmış, öylesine güven kaybına uğramış durumda ki, aslında çok zayıf.

HER AN PATLAYABİLİR!

– Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı zayıflaştıran sadece referandum mu?
Erdoğan’ı zayıflatan;
– kirli referandumun yanında
– ağır ekonomik kriz. Türk ekonomisinin geleceğine inançsızlık hızla yayılıyor.
Son 1 yıl içinde serveti 1 milyon doların üzerinde olan 6 bin kişi Türkiye’den ayrıldı.
– 
Yine son 1 yıl içinde İstanbul’da yıllık geliri 30 milyon doların üzerinde olanların %22’si Türkiye’yi terk etti.
– Türkiye’de doğrudan yatırım yapan yabancı şirketler fabrikalarını Türkiye dışına taşıma planları yapıyorlar.
– Yalnızca son 1 yılda 283 bin esnaf dükkan kapattı.
– Türk turizmi çöktü.
– İnşaat sektörü bıçak sırtında yürüyor. İstanbul’da1 milyon m2 bitmiş ofis alanı
boş bekliyor. Satılık daire sayısı, kiralık daire sayısının 10 katı.
Şişmiş bir balon her an patlamaya hazır bekliyor.
Kısa vadeli ödememiz gereken borç, 161 milyar dolar. Ortalama aylık, 14 milyar dolar borç ödememiz var.
– Cari açık, 35 milyar dolar.
– Özetle195 milyar dolara ihtiyacımız var. Sürekli borç artıyor.

Krizin aşılması için Merkez Bankası Başkanı “Yapısal Reform” diyor. Yapısal reform artık mümkün değil, çünkü yapısal reformun ön şartı bağımsız yargı. Bağımsız yargının olmadığı yerde yapısal reform olmaz.

SARAY HDP’Lİ VEKİLE NE GÖREV VERDİ?

Ümit Özdağ, “Cumhurbaşkanı hangi konularda baskı ile karşı karşıya kalabilir?” sorusuna şu çarpıcı yanıt ile karşılık verdi:

  • ABD ve AB’nin Erdoğan’ın önüne koyacağı taviz taleplerini ben şu şekilde görüyorum… 1. Kıbrıs’ta Yunan-Rum kesimi lehine çözüm istenecek.
    2. “Önce Kerkük’ün Barzani tarafından ilhakını kabul et ve Kuzey Irak’ın bağımsız Kürdistan’a dönüşmesini destekle” denilecek.
    3. PKK ile müzakerelerin başlaması teşvik edilecek. Şimdi siz bakmayın Sincar’ın ve Karaçok’un vurulmasına. Sormamız gereken soru;
    K.Y. Londra’da ne yapıyor? Ve Saray bir HDP İstanbul milletvekiline ne görev verdi?

ÜMİT ÖZDAĞ’A GÖRE BASKILAR BAŞLADI BİLE

Erdoğan’ın önüne sürülen ilk dosya Zarrab dosyası oldu 

– “Reza Zarrab’ı al, Rakka Operasyonunu ver” diye attığınız tweete de değinelim…
ABD’nin Erdoğan’ın önüne koyduğu ilk dosya Reza Zarrab dosyası oldu. Washington Erdoğan’a; “Zarrab dosyasını düşürürüm ancak senden de önce PKK ile Rakka’ya yapacağım operasyona kabul ve örtülü destek beklerim. Sonra da Rakka dahil, bütün batı Suriye’nin bir PKK/PYD bölgesi olduğunu kabul edeceksin” diyor. New York Times’ta şöyle deniliyor:
“Şubat 2017 sonunda Erdoğan eski New York Belediye Başkanı Rudolph W. Giuliani ve avukat Michael B. Mukasey ile Ankara’da görüşüyor.”

56f11cb1a781b650603fbe4e

ANLAŞMA İÇİN ÇALIŞIYORLAR

Her ikisi de Reza Zarrab’ın avukatları. Görüşmenin amacı; Suriye’de Amerikan menfaatlerine uygun bir çözüme Türkiye’nin katkı sağlaması. Aslında görüşme tam bir pazarlık. Eğer Erdoğan, Suriye’de Amerikan menfaatlerine uygun bir çözüme yardımcı olur ise ABD, Reza Zarrab’ı serbest bırakacak. Mukasey yaptığı açıklamada; Erdoğan ile görüşmelerinden sonra
iki ülkenin diplomatlarının bir anlaşma üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

– Reza Zarrab davası konusunda ne bekliyorsunuz?

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey de CNN’e yaptığı açıklamada “IŞİD karşıtı koalisyonun Rakka’yı işgale hazırlandığını, bu işgalde PKK/PYD’nin büyük bir rol oynayacağını söylüyor. Jeffrey, Erdoğan’ın referandum öncesinde ABD’nin PKK/PYD ile birlikte Rakka’yı işgalini kabul etmesinin kendisi için bir politik intihar anlamına gelirken, referandum sonrasında bunun mümkün hale geldiğini ifade ediyor. Jeffrey, Trump yönetiminin referandum sonucunu beklemesinin akıllıca olduğunu söylüyor.

BİR YANDAN MEŞRULUK SORUNU DİĞER YANDAN EKONOMİK KISKAÇ

– Yani yeni başkanlık anayasası eşittir ekonomik kriz mi?
Başkanlık beraberinde hukuksuz sistemi getireceği için Türkiye çok daha yüksek maliyetle borç bulacak. Türkiye’ye yatırım yapacak, borç verecek fonların hukuki onay (Legal Opinion) almaları zorlaşacak.

  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2016’da en çok tazminat cezası verdiği ülke Türkiye oldu.
  • YSK’nın referandum üzerine düşürdüğü gölgenin AGİT ön raporu ile teyit edilmesi, bağımsız yargı ve hukuk devleti ile ilgili son beklentileri de ortadan kaldırdı.
  • Türkiye artık kumarbaz sermaye veya tefeci sermayenin eline düşecek.
  • Üstelik artık ekonominin geleceğine güven duyulmadığı için, borç verenler Türkiye’nin borca karşılık, Varlık Fonu’nda bulunan varlıklarını rehin göstermesini istiyorlar. Nitekim Varlık Fonu’na devredilen Çaykur Katar’a rehin gösterildi.
  • Yani bir yandan kirli referandumun ortaya çıkardığı meşruluk sorunu ve halkının yarısını düşman gören uygulamaları, diğer yandan ekonomik kıskaç Erdoğan’ı baskılara açık hale getiriyor.
    ========================================
    Dostlar,14,5 yılda tek başına AKP iktidarı ile geldiğimiz, sürüklendiğimiz yer işte budur.
    16 Nisan 2017 anayasa değişikliği dayatması sonucu “TEK ADAM” rejiminde Cumhurbaşkanına TBMM’de herhangi bir biçimde soru bile sorulamayacağından; sözde güçlendirilen gerçekte yalnızlaştırılan bu kişi, her tür baskı – telkin – yönlendirme – şantaj ve tehdide açıktır. Üstelik Sn. Prof. Özdağ’ın incelik göstererek belirtmediği önemli bir husus daha var :
  • Pek çok yabancı kaynaktan öğreniyoruz ki, Erdoğan (ve ailesi) kriminalize edilmiştir (suça bulaşmış/bulaştırılmıştır) ve belgeleri büyük devletlerin elindedir. Bunların açıklanması Erdoğan’ın sonunu getirebilir. Dolayısıyla Erdoğan adeta tutsak alınmıştır. Ya Türkiye’nin yaşamsal çıkarlarından ödün verecek ya da iç + dış konjonktürün boynuna yüklediği çok ağır sorunların altında kalacaktır.
    En son halka, halkoylamasında meşruluk krizidir.Kulaklarımıza “kendim ettim kendim buldum…” sözlerinin ezgisi takılıyor.
    Erdoğan gidicidir ancak kendisine de ülkemize de faturası son derece ağır..
    Bari ülkeye ağır bedeller ödetmeden halka dönüp af dilese ve görevi bıraksa…
    Yazık bu halka..
    Mustafa Kemal Paşa bu nedenlerle gırtlağını yırtarcasına “İSTİKLAL-İ TAMME!” (tam bağımszlık!) diye haykırıyordu..

Sevgi ve saygı ile. 29 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Özgür Mumcu : Ne yapmalı

Ne yapmalı?

Özgür Mumcu
Cumhuriyet, 26 Nisan 2017

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Memleketimiz referandumdan “evet” cephesinin iddialarının tam aksine, güçlenerek değil zayıflayarak çıkmıştır. Seneler boyunca Gülen cemaatiyle ortak düşmana karşı mücadele amacıyla kurulan koalisyon, devlet kurumlarının çürümesiyle sonuçlandı. Bu çürüme 15 Temmuz’a giden yolu açtı. Darbe girişimi sonrası kurulan OHAL düzeni ise darbecilerle mücadeleyle sınırlı kalmadı. Denetimsiz bir “tek adam” rejiminin fiilen kurulmasına araç oldu.
Referandum eşitsiz şartlarda gerçekleşti demek bir iyimserlik. Referandum yakın siyasi tarihte görülmemiş bir baskının ve tek taraflı propagandanın etkisinde yapıldı. Kanunun açık hükmüne rağmen “mühürsüz oyların geçerli” sayılmasıyla birlikte kurumların çöküşüne hukuk devletinin sonunun gelmesi de eklendi.
Cemaatin devlete sızmasında başrol oynayan siyasetçiler hesap vermedi. Devlet kurumlarının ve hukuk devletinin çöküşünden sorumlu olan siyasi kadrolar bırakalım hesap vermeyi yarattıkları anayasa dışı fiili durumu, mühürsüz seçim eliyle bir anayasasızlığa dönüştürdü.
Hukuk devletinin değil kanun devletinin dahi olmadığı, hukuki ve siyasi denetimin sıfırlandığı, zayıflatılmış bir devletin keyfi bir şekilde tek şahıs tarafından yönetilmesiyle karşı karşıyayız.
Türkiye, popülizm dalgasıyla dövülen demokrasiler için artık önemli bir vaka incelemesidir. Daha ötesi değil.
Memleketimizin muhalif siyasetçilerinin çıkaracağı da çok ders var. Bu anayasasızlık döneminde alışılageldik siyaset yapma biçimleriyle erişilecek yer anlamlı değil. Henüz belki anlaşılamadı, ancak başkanlık seçimiyle genel seçimin beraber yapılacağı gün anlaşılacaktır.
Otoriter rejimlere karşı duranların asgari müştereklerde dağılmadan durması önemlidir.
Hele çok farklı kesimler bir aradaysa. Ayrıca iktidar cephesindeki kırılmalardan faydalanılmalıdır. Gelgelelim memleketimizin şartlarında bu çok zor. Mücadele sosyal olarak da örgütlenmeli. Özellikle boş bırakılan eğitim alanı başta olmak üzere hayatın her alanında örgütlenerek uzun soluklu bir mücadeleye hazır olmalı.

Yani mesela devlet destekli ve denetimsiz her tarikat yurdunun karşısına yurt binası dikip işletebilecek bir sosyal mücadele. Muhalefetin güçlü olduğu yerlerdeki yerel yönetimlere bütün baskılara rağmen önemli roller düşüyor.
Devasa bir baskı aracının karşısında bu sosyal örgütlenmeyi gerçekleştirmek imkânsız hatta böyle bir teklif saflık diye değerlendirilebilir. Ancak unutulmasın ki AKP-cemaat koalisyonunun hedeflerinden biri ÇYDD idi. AKP-cemaat ikilisi sosyal örgütlenme meselesini çok ciddiye almaktadır. Bir hayli uzun bir süredir siyasetin merkezde değil çevrede olduğunun artık farkına varacak olan toplumsal kesimlerin bu baskı ortamında hayatı yeniden örgütlemek dışında fazla bir seçeneği yoktur.
Bu örgütlenmenin AKP’nin güçlü olduğu, solun eski seçmenlerini temsil eden sosyo-ekonomik kesimlere ulaşma ihtimali de yabana atılmamalı.
Bütün bunlar yapılırken siyasilerin de “aman bana terörist derler”, “el âlem neder” gibi özgüvensiz kaygılardan arınması şart. Zaten ne yaparsanız yapın terörist ve vatan haini ilan edileceksiniz.
Vaziyet zordur ancak hepten umutsuz değildir. Mühürsüz seçim”in getireceği meşruiyet sorunu iktidar çevrelerini zorlayacak. Genç seçmen AKP’den uzaklaşmakta, AKP büyük şehirlerde tutunmakta güçlük çekmekte ve şehirli üretici kesimlerle arasındaki mesafe açılmaktadır. Bu potansiyel derhal kısır siyasi tartışmalarla bezdirilmeden, sosyal örgütlenmelere odaklanmak gerek.
Kim bilir, ilerde, belki bu sayede, demokrasi konusunda Türkiye örneği olumsuz bir vaka incelemesi değil olumlu bir vaka incelemesi olarak anlatılır.
===============================
Dostlar, 
Genç Mumcu’nun, babası merhum Uğur Mumcu‘nun bizlere emaneti olan yetenekli yazar Özgür’ün bu makalesini önemsedik. Özellikle aşağıdaki belirlemesi dikkate değer.
* Vaziyet zordur ancak hepten umutsuz değildir.
Mühürsüz seçim”in getireceği meşruiyet sorunu iktidar çevrelerini zorlayacak

Biz de yazdık benzer önerilerimizi                 :

Çözüm; yaratılan bunalımı – tıkanmayı aşmak gene siyaset kurumuna düşüyor. TBMM hemen toplanarak Anayasa md. 79/2/son tümceyi kaldırır ya da değiştirerek YSK kararlarını da yargısal denetime açar.. Böylelikle YSK’nın 16 Nisan 2017 halkoylaması açık hukuksuzluğu yüksek yargıda temyizden / itirazdan geçer.. Hukukun – adaletin gereği yapılır. Bu arada geçici bir anayasa maddesi ile 16 Nisan halkoylamasının sonucu kesinleşene dek yürürlüğünün ertelendiği düzenlenir.
AKP – MHP – RTE bu formülü gecikmeksizin, ciddi ciddi düşünmelidir.
Ya da “YSK’ya iktidarca mesaj verilerek” (üzgünüm ama!?) üzerindeki siyasal baskı kaldırılmalı ve 2. kez itiraz yapılarak halkoylaması sonucu iptal edilip yenilenmelidir. Çok büyük olasılıkla “HAYIR” çıkacaktır bu kez ve bu sonuç, şimdikinden çoook daha fazla AKP – MHP – RTE ve Türkiye için hayırlı olacaktır. Zararın neresinden dönülürse “kârdır” atasözüne benziyor tablo.
Ülkeyi tehlikeli serüvenlere, girdaplara, bunalımlara sürüklemeye kimsenin hakkı olamaz.
Hele bunca ağır – dolambaçlı iç ve dış sorunlarla ülkemiz kuşatılmış iken.
CHP, yaratıcı – ustalıklı yöntem ve araçlarla toplumsal muhalefeti örmeli, canlı tutmalı ve büyütmelidir. Bu hatta “hayır” oyu veren siyasal partileri, sivil toplum örgütlerini..
bir çatı altında toplamayı becermelidir; bu kritik bir görevdir.
AKP – RTE, halkoylaması öncesine göre gerçekte çok daha zor durumdadırlar ve
ülkemize bu deli gömleğini giydiremeyeceklerdir..
AKPM raporunu görmezden gelmek ya da önemsemiyor gözükmek yüzeysel ve popülisit
bir tutumdur ve çoook yan-lış-tır. AKP – RTE karanlıkta ıslık çalmaktadır adeta..Ulusumuzun Demokratik direnişi başarıya ulaşacak ve dünyaya örnek olacaktır…
Sevgi ve saygı ile. 27 Nisan 2017, Ankara
Dr. Ahmet SALTIK

Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com