YENİ SINAV SİSTEMİ (ÖOYS): ÖZEL OKULLARA YÖNLENDİRME SINAVI

 YENİ SINAV SİSTEMİ (ÖOYS): ÖZEL OKULLARA YÖNLENDİRME SINAVI

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Üst üste ve hazırlıksız yaptığı değişikliklerle sınav sistemlerini yap boza çeviren Milli Eğitim Bakanlığı, TEOG yerine getirilen liselere giriş sınavı ile ilgili örnek soruları yayınladı.

Örnek sorular, bu kadar köklü bir değişikliğin ne kadar hazırlıksız ve çarpık yapıldığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Sözel sorularda çok paragraflı metinler yer alırken, sayısal sorularda ise grafik, resim ve tablolara yer verildi.

Sorulara baktığımızda; öğrencilerden okuduklarını anlamaları, bilgilerini kullanmaları ve yorumlamaları, eleştirel düşünebilmeleri, analiz ve sentez yapabilmeleri beklenmektedir. Bugüne kadar daha çok bilgi ve kavrama basamağından sorulara alıştırılan öğrenciler,
bu sorularla bir anda analiz ve sentez basamağına geçirilmeye çalışılmaktadır.

HAZIRLIKSIZ BİR GEÇİŞ

Bu sorular göstermiştir ki MEB, en başta şu gerçeği görmezden gelmiştir: 6 ay gibi kısa bir sürede kavrama basamağındaki soru/ anlatım tarzından analiz ve sentez gerektiren anlatım tarzına geçmek mümkün değildir. Bunun için en az 4 yıllık eğitim gerekmektedir. Bu durum yıllardır TEOG’a hazırlanan öğrencilerimizi mağdur edecektir. İlkokul 1. sınıftan itibaren (AS: başlayarak) test odaklı sistemlere alıştırılan çocuklardan, aniden ALES tipi sorularda başarılı olmalarını beklemek, bilimsel gerçeklikle örtüşmeyecektir.

Zorluk düzeyi çok yüksek sorular nedeniyle, birçok öğrenci sınava girmekten vazgeçebileceği gibi özel derse olan ihtiyaç da artacaktır. Sınava hazırlıkta ders kitaplarının yeterli olacağını kaynak kitapların kullanılmaması gerektiğini söyleyen MEB’e soruyoruz: Öğrenciler bu tür soruları ders kitabında bulamadıklarına göre nerede bulacaklar? MEB’in yayımladığı kazanım testlerinde neden bu tür sorular yok?

Böylece “Sınav kaldırılacak, çocuklarımız yarış atı olmaktan kurtarılacak, çocuklarımız dershanelere mahkum edilmeyecek..” gibi söylemlerin ne denli temelsiz olduğu, aksine daha çok sınav ve daha çok eşitsizlikle karşı karşıya kalacağımız bir kez daha MEB tarafından kanıtlanmıştır.

BÜYÜK BİR EMEK GASPI!

Eğitim konusundaki köklü değişiklilerde, bu alanın paydaşı olan sendika, akademisyen ve uzmanlara danışmayan, “Ben yaptım, oldu”cu tavrını sürdüren MEB, bu altyapısı hazırlanmamış köklü değişiklikle büyük bir emek gaspına yol açacaktır.

Sınav sistemleriyle oynamak yerine öncelikle eğitim sistemimiz bu sorulara göre şekillendirilmeli, öğretmenler de bu sorulara göre eğitilmeliydi. Ama hem eğitim sistemimiz, hem de öğretmen ve öğrencilerimiz bu hızlı geçiş için hazır hale getirilmedi.

Oysa bilimsel bakış açısı gösteriyor ki: başarılı olabilecek bir sistem, en az 11 yıl boyunca uygulanabilir olmalıdır. Çünkü sistem gereği; bu öğrencilerden tam anlamıyla 11 yılın sonunda verim alınabilecektir.

‘NİTELİKLİ’ MAĞDURİYET

Çocuklarımızın, hazırlanmadıkları bir sisteme entegre edilmeye çalışılarak yaşayacağı mağduriyeti, MEB’in yeni icadı olan ‘nitelikli lise’ kavramı da pekiştirecektir. Bu liseleri kazanamayan öğrencilerin niteliksiz olduğu algısı doğacak, pedagojiye, bilimselliğe ve
vicdana aykırı bir tablo oluşacaktır.

Eğitim-İş olarak uyarıyoruz; öğrencilerin dört yıl boyunca emeğini heba edecek bir uygulama söz konusudur ve büyük mağduriyetler yaratacaktır. Bugünden tezi yok akılcı, bilimsel, eşit, parasız, toplumun kabul ettiği daha adil bir sistem getirilene kadar, bu yıl eğrisi ve doğrusuyla eski sistemle devam edileceği açıklanmalıdır.

EĞİTİM-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU
===========================================

Dostlar,

Sinirlerimize egemen olmakta giderek daha çok güçlük çekiyoruz.
Milyonlarca çocuğumuzun ve ailelerinin gelecekleri ile nasıl böyle oynanabilir!?
Bu ülkede hiç yaraşırlık (liyakat) denen kavrama – kuruma yer kalmadı mı??

Anayasa’nın 70. maddesi de mi rafa kaldırılmıştır devr-i AKP’de?!

  • ANAYASA madde 70 – Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.
    Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.

Bu ülkede koskoca Milli Eğitim Bakanlığını -ki 1 050 000 dolayında öğretmen ve 18 milyon öğrenciyi içeren devasa bir sistemdir- bilimsel akılcılıkla yönetecek kadrolar kalmadı mı?
Bunca belirgin yanlışlar yapıldığına göre AKP kadroları içinde bu niteliklere sahip eğitimci, eğitimbilimci yok! Mütevazi birikimi – olanakları ile 50 (elli) bin dolayında üyeli ve bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ‘in yukarıdaki yetkin – bilimsel açıklamasına bakar mısınız!

Hem kel hem fodul örneğinde olduğu gibi AKP iktidarı danışmayı da bilmiyor. Allah’tan korkmak gerekir.. Hem yetkin (ehil) değilsiniz, hem bilene danışmıyorsunuz hem de kula kul olup tek bir kişinin ağzından çıkanı haşa “ayet” belleyip ülkeyi – halkı perişan ediyorsunuz.
Hiç kuşku yok, bu yapıp -etmeleriniz (amelleriniz) karşınıza mutlaka çıkacaktır.
Yazık ediyorsunuz bu ülkeye ve mazlum halkına çooooook yazık. Yıkıcı oluyorsunuz,
yapıcı değil..

Yılbaşı eğlencelerini yasaklıyorsunuz.. Oysa OHAL altında yaşatılıyoruz 1,5 yıldır ve
hala güvenli bir yeniyıl kutlaması için bile güvenliği -sözde- sağlayamıyorsunuz öyle mi??
Tek başına iktidarınızın 16. yılına girdiniz öyle mi??.. Siz ne zaman aynaya bakacak
ve ibret alacaksınız?

Yasal olarak hakaret sayılmayacak olsa ve terbiyemiz elverse “Allah belanızı versin!” demek geliyor içimizden.. Gene de Allah sizi ıslah etsin diyoruz can-ı gönülden; hem de tez elden..

Sevgi ve saygı ile. 29 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
EĞİTİM-İŞ Üyesi ve Bilim-Danışma Kurulu Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ÖĞRETİM BİRLİĞİ YASASI LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİMİN TEMİNATIDIR

ÖĞRETİM BİRLİĞİ YASASI LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİMİN TEMİNATIDIR

3 Mart 1924, TBMM’de 3 devrim yasasının kabul edildiği ve devrimci cumhuriyetin hedeflerine ulaşmada önemli bir kilometre taşı olan dönüşümün tarihi olarak kayıtlara geçmiştir. Ulusal birliğin mihenk taşı Tevhid-i Tedrisat ile ülkedeki eğitim kurumları tek elde toplanmış, Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin kaldırılmasıyla modern hukukun önü açılmış ve Halifeliğin kaldırılmasıyla da laik devlet mekanizması için en gerekli adımlardan biri atılmıştır.

Ulusal egemenlik ile bağdaşmayan ve toplumsal gelişmenin önünde engel olan çağdışı kurumlar kaldırılmış, devletin ve toplumsal düzenin akla ve bilime dayalı ilkelerce düzenlenmesinin yolu açılmıştır.

Kuşkusuz 3 Mart 1924, ülkemizde laikliğin doğum günü olarak kabul edilebilecek kadar önemli bir içeriğe sahiptir. 93 yıl önce çıkarılan 3 devrim yasası ile İslam coğrafyasındaki ilk laik ülkeyi kurarak bulunduğu bölgede örnek olan ülkemiz, ne yazık ki bugün, AKP iktidarının laikliğe ve cumhuriyet devrimlerine karşı antidemokratik uygulamaları ile diktatörlükle yönetilen ülkeler düzeyine getirilmiştir.

AKP’nin eğitim alanındaki uygulamaları, Cumhuriyet atılımlarını tasfiye etmeye, eğitimimizin temel niteliklerini değiştirmeye yöneliktir. Hazırlanan programlar ve kitaplar bilimsellikten uzak, çağdaş ve laik ölçütlerden yoksundur. Eğitim yönetimi kadroları da bu anlayışla oluşturulmaktadır. Özellikle Milli Eğitim Bakanlığı, karşı devrimin üssü haline getirilerek ulusal değerlerimiz, eğitim sistemimiz içinden yasa ve yönetmelikler aracılığı ile bir bir çıkarılmaktadır. Kanun Hükmünde Kararnameler ile öğrencileri “insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaş” olarak yetiştirmekten vazgeçilmiştir.

Akılcı ve bilimsel düşünen, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişiliği gelişmiş, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve üretken bireyler yetiştirmek; Türk Milli Eğitiminin temel amaçları arasında yer almaktadır.  AKP iktidarının milli eğitimdeki uygulamaları,  öğrencileri cemaatlerin ve tarikatların kucağına iterek çağdaş, bilimsel, akılcı, laik eğitim sistemini ortadan kaldırmaya yöneliktir. Siyasi iktidar, karma eğitime son verme amacını gerçekleştirmek için adım adım ilerlemektedir. Karma eğitime son verilmesi durumunda,  Atatürk’ün liderliğinde kurulan cumhuriyetin en önemli kazanımlarından olan ve milli eğitimde birliği esas alan Tevhid-i Tedrisat ortadan kaldırılacak ve tekrar çok başlı eğitim sistemine dönülecektir.

Eğitim-İş, tüzüğümüzde de belirtildiği üzere, Atatürk ilke ve devrimleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesi üzerinde yükseldiğinin bilinciyle, laiklik ilkesinin korunmasına büyük önem verir. Kişilerin inanç ve vicdan özgürlüklerini savunurken, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanmalarını ya da baskı altına alınmalarını da kabul edilemez bulur. Bu nedenle de ülkede yaşayan herkesin çağdaş, bilimsel, laik, demokratik, eşit, parasız ve nitelikli eğitim hakkı olduğunu savunur ve bu hakkın yaşama geçirilmesi için mücadele eder.

Eğitim-İş olarak, öğretim birliğine son vererek, medrese-mektep ikilemini günümüze taşımak isteyen bu anlayışa karşı, Atatürk ilke ve devrimlerine, Cumhuriyetimizin kazanımlarına, ülke bütünlüğüne, laik, bilimsel, demokratik, eşitlikçi ve parasız eğitime sahip çıkmaya devam edeceğiz; bu kararlılıktan asla vazgeçmeyeceğiz.

EĞİTİM-İŞ Merkez Yönetim Kurulu
=============================
Dostlar,

3 Mart 1924 günü 3 Devrim Yasasının TBMM’de kabulü nedeniyle, bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ’in web sitesinde yer verdiği basın açıklamasına aynen katılarak paylaşmak istiyoruz..

Geçen yıl 3 Maer 1924 devrimlerinin 92.yılı nedeniyle yazdığımız yazının da okunmasını dileriz :

Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Yasası 92. Yılını Bitirdi!

Sevgi ve saygı ile. 06 Mart 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – EĞİTİM İŞ Üyesi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

EĞİTİM-İŞ : “BÜTÜN OKULLAR İMAM HATİP OLACAK” DİYEN ŞAHIS DERHAL GÖREVDEN ALINMALIDIR!

logo

“BÜTÜN OKULLAR İMAM HATİP OLACAK” DİYEN ŞAHIS DERHAL GÖREVDEN ALINMALIDIR!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Kabataş Erkek Lisesi Müdür Yardımcısı Şakir VOYVOT’un bir dernek toplasında “Neyi bekliyoruz? Artık bütün okullarımızın imam hatip lisesi gibi olma zamanı geldi.” şeklindeki açıklaması basına yansımış ve kamuoyunda ciddi bir infial uyandırmıştır. Öte yandan adı geçen zat bir kamu görevlisi olmasına karşın, bir derneğin toplantısına katılarak;

  • İsmet İnönü Milli Selamet Partisi %11 oy aldığı zaman ‘Biz bunları bitirdik diyorduk, demek ki en az 15 sene daha ezmemiz lazım, bitmemişler’ demişti. Şimdi oradan çok daha öte noktalara gelindi. Artık bu memlekette neyi bekliyoruz, neyi ümit ediyoruz, diyoruz ki artık bütün okullarımızın imam hatip lisesi gibi olma zamanı geldi. Bunu söyleyebiliyoruz di mi? Halbuki bir zamanlar imam hatip okulu diye bir şey yoktu. Bir tane açtılar, insanlar korkudan gidip kayıt yaptıramıyordu. Şimdi elhamdülillah dağı taşı dolduracağız. Bunu kim yapacak? Hükümetten de beklemeyin. İmam hatiplere sahip çıkmak yine bizim görevimiz. O binayı açmak bir şey ifade etmiyor. İmam hatip lisesi öğretmeniyim. İçinde okutulan kitaplar bence aynı kitaplar. Yanına bir Kuranı Kerim dersi konmuş. Onun içnden şuuru vermek, okul saatinde yetmiyor. Vakıflarla oluyor yine. Her imam hatibin kapısında bir Anadolu gençlik çalışması olacak. Okulda bakıyorum çocuklarımıza, Anadolu Gençlik teşkilatımızı kurduk elhamdülillah. O teşkilattaki çocukların mescide devam oranı imam hatiplilerin mescide devam oranı arada 10 kat fark var.”

şeklinde siyasi içerikli açıklamalar yaptığı haberlerde yer almıştır.

“Bütün okullar imam hatip olacak” yönündeki açıklama, mevcut iktidar zihniyetindeki “dindar (AS: ve kindar) nesil yetiştirme politikasının” dışa vurumu olarak görülmeli ve özellikle proje okullarına yönelik güncel çabanın da ne denli vahim bir boyutta olduğu anlaşılmalıdır.

Ayrıca yönetici sıfatı bulunan bu zatın, görevi buymuş gibi, devlete bağlı okullarda; “Anadolu Gençlik Teşkilatı” adında, amacı belirsiz, Milli Eğitim Sisteminde yeri olmayan bir teşkilat kurduğundan, okullarda bu teşkilatın örgütlenerek çalışmalar yapması gerektiğinden bahisle buradaki çocukların mescide gitme oranının artmasıyla övünmesi de ayrı bir gaflettir.

Kamu görevlisi ve aynı zamanda yöneticilik sıfatı olan bu kişinin adı geçen teşkilat, vakıf, dernekleri devlete bağlı okullarda örgütlediği beyanı ve görevi ve yetkisi kapsamında bunlara destek vermesiyle gerek Devlet Memurları Kanunu’nun kamu görevlisinin siyasal ve ideolojik faaliyetlere katılmasına ve dini, siyasi ayrımcılık yapılmasına ilişkin hükümlerini ihlal ettiği gerekse de TCK 257. maddesi kapsamında görevi kötüye kullanma suçunu işlediği ortadadır.

Bu zatın bir gün daha Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir okulda görevde yapması sakıncalıdır. Görevden alınması konusunda Bakanlığa şikayetimiz iletilmiştir ve ayrıca bu kişi hakkında Savcılığa suç duyurusunda da bulunulacaktır. Eğitim-İş olarak sürecin sonuna dek izleyicisi
olacağız.

EĞİTİM-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU 

http://www.egitimis.org.tr/guncel/sendika-haberleri/butun-okullar-imam-hatip-olacak-diyen-sahis-derhal-gorevden-alinmalidir-2155/#.WBDxK_l95o8

=========================================
Dostlar,

AKP ve güdümleyicisi dış üst akıl iktidarı tam kapasite sahaya sürüyor..
Cuhuriyetin temel değerlerine ilişkin saldırı, yurdun her cm2’sinde veyaşamın hemen tüm alanlarında sistemli bir biçimde sürdürülmekte.

Ciddi bir psikolojik kuşatma, yıldırma ve teslim alma yordamı (stratejisi) izlenmekte.

Devletin tüm olanakları ile, “laik – demokratik – sosyal hukuk devleti” başkalaştırılmaya, yozlaştırılmaya, deyim yerinde ise hala “yumuşatılmaya” devam ediliyor.

Pervasızca ve ölçüsüzce, gözü kara; OHAL bulanklığı içinde, kurgulu olarak..
Tahrik edercesine, meydan okurcasına..
Şimdi “proje okulları” kumpasının durdurulmasını AKP – RTE’den istemenin anlamı var mı??

Encamı hayrola diyelim AKP – RTE’nin,,
2023’e yaklaşırken, politik kumarda risk alma iştahının gemlenemediğini görüyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti’ne rest çekildiği söylenebilir. Yaratılan siyasal kaos ciddi ve ağurdur.

  • Ancak, birazcık tarih bilinci olan, ruleti kazananın AKP – RTE olamayacağını görebiliyor.Ülke OHAL rejimi altında inletilirken, siyasal iktidarın vargücüyle OHAL ilanını gerktiren sorunlarla boğuşmak ve bir an önce OHAL’i kaldırmak için çabalaması gerekirken, gündeme BAŞKANLIK konusu yine kurgu olarak oturtulmuştur..Dileriz, MHP’nin dış dinamiklerin de itkisiyle sahnelediği büyük oyunu AKP-RTE farkeder!

    Sevgi ve saygı ile.
    26 Ekim 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    EĞİTİM-İŞ Üyesi
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

EĞİTİM-İŞ SEÇİMLİ GENEL KURULUNU YAPTI..

EĞİTİM-İŞ SEÇİMLİ
GENEL KURULUNU YAPTI..

Eğitim-İş 1. Olağanüstü Genel Kurulu dün Ankara Kent Otel’de gerçekleştirildi.

Eğitim-İş kültürüne uygun, barış ve kardeşlik duygusu içinde coşkulu ve katılımın yoğun olduğu Genel Kurul, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı, Divanın oluşturulması ile devam etti.

Divan Başkanlığı’nı ilk Eğitim-İş’in Kurucu Genel Başkanı ve Onursal Genel Başkanımız Niyazi Altunya yaptı.

Altunya, yaptığı konuşmada farklı gruplar olmasına karşın kırgınlıkların olmadığı bir atmosferde kurultay yapılmasının çok güzel bir kazanım olduğunu vurguladı. Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Hasan Kütük ise konuşmasında Hükümetin, Kanun Hükmünde Kararnameler ile yaptığı çeşitli uygulamaları ve Lozan’ı tartışmaya açmasını eleştirdi.

Merkez Yönetim Kurulu için 3 listenin yarıştığı Genel Kurul’da gruplar adına yapılan konuşmalarda, Cumhuriyet Devrimi’nin kazanımlarını savunma kararlılığı vurgulanırken, AKP hükümetinin eğitimdeki gerici uygulamalarına sert eleştiriler yöneltildi.

Genel Başkanımız Veli Demir ise yaptığı teşekkür konuşmasında, Lozan’a son dönemde saldırıların yapıldığını söyledi ve “Lozan ülkemizin tapu senedidir. Bizim de onurumuzdur. Bundan sonra Eğitim-İş ve bağlı bulunduğumuz konfederasyon Birleşik Kamu-İş, Lozan’a dil uzatanlara gereğini yapacaktır.” dedi.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından, Eğitim-İş’in sığınılacak bir kale olarak görüldüğünü vurgulayan Demir, “Herkes saklanırken, herkes küçülürken Eğitim-İş büyümüştür. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti yaşadığı müddetçe Eğitim-İş yaşayacaktır. Çünkü Eğitim-İş’in taşıyıcı sütunu Mustafa Kemal’dir, Eğitim-İş’in taşıyıcı sütunu Lozan’dır, Misak-ı Milli’dir, Kuvay-i Milliye’dir. Bu ülkede Kuvay-i Milliye yenilir mi? Asla yenilmeyecektir. Eğitim-İş’in bir kanadı Mustafa Kemal Atatürk, ulusal değerler, anti-emperyalizm; öbür kanadı da demokrasi, insan hakları ve emektir. Bu değişmediği müddetçe de Eğitim-İş’in yolu hep açık ve hep yükseklerdir.” diye konuştu.

Merkez Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu ve Disiplin Kurulu için 285 kayıtlı delegeden 273’ünün oy kullandığı seçimde yeni Merkez Yönetim Kurulu şu adlardan oluştu:

“Mehmet Balık, Orhan Yıldırım, Şükrü Balun, Ebru Sungar, Şaban Özdemir, Ahmet Güngör, Maksut Balmuk”

Denetleme Kurulu’na “İbrahim Daş, Jülide Akköprü, İbrahim Bozdağ”; Disiplin Kurulu’na “Mustafa Aksu, Özgür Aras, Yusuf Karaca” seçildi.

================================================

Dostlar,

Türkiye’mizin EĞİTİM-İŞ’e çok gereksinimi var..
Genç bir sendika olmasına karşın son yıllarda hızla büyüdü ve üye kazandı.

Kurucu genel başkan, dostumuz Sn. Dr. Niyazi ALTUNYA ve arkadaşları son derece ileri görüşlü bir girişim sergileyerek bu emekçi – aydınlanmacı – ATATÜRKÇÜ öğretmen ve eğitim – bilim işgörenleri sendikasını kurdular. Sağolsunlar..

İçinde bulunduğumuz AKP – RTE’li – OHAL’li darboğazdan çıkmak için tüm ulusalcı güçleri ortak davranmaya ve dayanışmaya çağırıyoruz..

Bu gün Anayasa Mahkemesinde yapılan yemin töreninde (yeni seçilen 2 üyenin göreve başlaması..) Başkan Sayın Prof. Zühtü Aslan’ın konuşmasında yer alan aşağıdaki bölüm umut vericidir  :

  • ….. 

    olağanüstü rejimlerin temelinde “zaruret” olgusunun bulunmasıdır. Devlet ve milletin varlığına yönelik ağır tehditler hiç kuşkusuz bir zaruret hali oluşturur.

    Ancak demokratik olağanüstü yönetim usulü anlayışı, anayasaların bütünüyle askıya alınmasını, temel hak ve hürriyetlerin tamamen kullanılamaz hale getirilmesini reddeder. Bu nedenle, olağanüstü hâl hukuksuzluk hâli değildir. Nitekim olağanüstü hâl hukuku Anayasa’da detaylı bir şekilde düzenlenmiş, olağanüstü durumlarda temel hak ve hürriyetlere yönelik müdahalenin şartları ve sınırları açıkça belirlenmiştir. Elbette amaç, demokratik anayasal düzene, dolayısıyla temel hak ve özgürlüklere yönelik tehdidin mümkün olan en kısa sürede bertaraf edilerek olağan duruma dönülmesidir…..

    Türkiye, bu zor dönemleri de halkının – ulusunun sağduyu ve birikimi ile geride bırakacaktır. Cumhuriyetin öğretmenleri, EĞİTİM-İŞ çatısı altında üzerlerine düşen tüm görevleri gereğince yerine getireceklerdir.

Önceki yönetimde son derece başarılı hizmetler veren Genel Başkan Sayın Veli Demir ve çalışma arkadaşları ile yakın ilişkiler içinde olduk. Bilim kurulunda, ödül seçici kurullarında (jürilerinde) bulunduk. Kendilerini başarıları için kutlar, nitelikli emekleri için şükranlarımızı sunarız.. Genel Başkanımız Sn. Veli Demir’in Tandoğan meydanında polis şiddetiyle kaburgalarının kırıldığı unutulmayacaktır..

eğitim işe tandoğanda polis şiddeti ile ilgili görsel sonucu

Yeni seçilen yöneticilerimize de içten başarı diliyoruz. Bize gereksinimleri olduğunda elimizden gelen desteği vereceğiz kuşkusuz..

Sevgi ve saygı ile.
05 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
EĞİTİM-İŞ Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

EĞİTİM-İŞ : LOZAN ANTLAŞMASI TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TAPU SENEDİDİR, TARTIŞILAMAZ!

logo

LOZAN ANTLAŞMASI TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TAPU SENEDİDİR, TARTIŞILAMAZ!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sarayda muhtarlarla yaptığı toplantıda, “1920’de bize Sevr’i gösterdiler. 1923’te Lozan’a razı ettiler” demiş, Atatatürk ve İnönü‘yü hedef alarak “Birileri bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı” sözlerini sarfetmiştir.

Daha birkaç ay önce Lozan Antlaşmasının Yıldönümü’nde, “Aziz milletimizin inanç, cesaret ve fedakârlıkla elde ettiği zafer, Lozan Antlaşması ile diplomasi ve uluslararası hukuk alanına taşınarak tescil edilmiştir.” diyen Erdoğan, Cumhuriyet’in kazanımlarına saldırmaya kaldığı yerden devam etmektedir.

Lozan Barış Antlaşması, Atatürk‘ün tanımıyla

  • “Türk ulusu aleyhine, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın çöküşünü bildirir bir belgedir.”

Lozan Barış Antlaşması, geçmişte emperyalist devletlerin Ortadoğu ve Asya’ya ilişkin planlarını nasıl bozmuşsa, günümüzde de bağımsız ve laik bir Türkiye Cumhuriyeti, varlığıyla bölgeye yönelik emperyalist planlara engel oluşturmaktadır. Bu nedenle, Sevr’i hortlatmak isteyenler, Lozan’ın kazanımlarını yok etmek istemektedir.

Bugün özellikle AKP iktidarı döneminde, 93 yıl önce elde edilen Lozan Antlaşması’nın kazanımlarına sahip çıkılmamakta, Lozan müzakereleri sırasında yapılan baskı ve dayatmalarının benzerlerine direnç gösterilmemektedir.

Lord Curzon’un Lozan görüşmeleri sırasında İsmet İnönü’ye savurduğu “İleride dara düşüp bize yardım için geldiğinizde, burada reddettiğiniz her şeyi, cebimden çıkartıp önünüze koyacağım.” şeklindeki tehdit, bugün hala geçerliğini korumaktadır.

Ülkemizde sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarındaki karşı devrim politikalarını uygulayan AKP’ye ve emperyalist güçlere Lozan Barış Antlaşması’nın ilkelerine, değerlerine sahip çıkarak karşı koymalıyız. Unutulmamalıdır ki; çok zor koşullar ve olanaksızlıklar içindeyken kazandığımız özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi, bugün ülkemiz üzerinde oynanan oyunların bize boyun eğdiremeyeceğinin en önemli kanıtıdır.

Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini, ülke sınırlarımızı, ulusal bütünlüğümüzü savunmadaki en güçlü tarihsel dayanağımız ve mirasımız olmaya devam edecektir.

Eğitim-İş olarak başta Ulu Önder Atatürk olmak üzere, Lozan görüşmelerini yürüten büyük devlet adamı İsmet İnönü ile emeği geçen bütün çalışma arkadaşlarını saygıyla anıyoruz.

EĞİTİM-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU

===============================================

Dostlar,

10 Ağustos 1920’de Osmanlı’nın son padişahı sefil Vahdettin‘in sadrazamı Tevfik Paşa’nın Fransa – Sevr kentinde imza koyduğu harita aşağıdaki gibi.. Büyük ATATÜRK ulusumuzun önüne geçip “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!” sloganı ile insanlık tarihinde örneği – benzeri olmayan bir büyük ulusal kurtuluş savaşı ve utkuyu kazanmasa idi, günümüzdeki misak-ı milli sınırlarına bile eişemeyecek, kırmuzu renkli topraklarda küçük bir yarı sömürge devletçik olacaktık. Belki de Türk ulusu tarih sagnesinden silinmiş olacaktı.. Erdoğan yalnızca Cumhurbaşkanlığı makamını değil, dilini – dinini -müslümanlığını da Lozan’a ve bu eşsiz Andlaşmanın kahramanlarına, Atatürk – İnönü‘ye borçlu..

sevr_haritasi

Bunca vefasızlık – değerbilmezlik, tarihsel gerçekleri yadsımak, az eğitimli milyonlarca yurttaşı yanıltmak yakışıyor mu Türkiye’ye ve böyle davrananlara?

Mustafa Kemal Paşa‘nın Sevr Andlaşması hakkında SÖYLEV’inde dile getirdiği çarpıcı gerçekler herkesi kendine getirmelidir :

Yüzyıllardır hazırlanan suikast planı!

  • “Lozan Barış Antlaşması Türk Ulusu’nun yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sèvres Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış, ‘büyük bir suikastın inhidâmını (yıkılışını) ifade eder’ bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir ‘siyasal zafer’ yapıtıdır. 

Hiç unutmayalım                             :

  • Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos 1920 tarihli toplantısında, Sevr Antlaşması’nı imzalayan ve bunu onaylayan Şüra-yı Saltanat’ta bulunanların vatan hiyanetiyle itham olunarak
    vatansız sayılmaları kararını aldı. Aynı zamanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti bu Antlaşma ile kendini hiçbir biçimde bağlı görmediğini de ilan etmişti.Yeni Sevr planları, BOP’un uzantısı olarak uygulamaya konulmuştur.
    Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığı görevi gereği midir Lozan Andlaşması hakkındaki
    son sözleri??

– “… Aziz milletimizin inanç, cesaret ve fedakârlıkla elde ettiği zafer, Lozan Antlaşması ile diplomasi ve uluslararası hukuk alanına taşınarak tescil edilmiştir….. Bu düşüncelerle,
Lozan Barış Antlaşması’nın 93. yıldönümünde, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere, anlaşmanın mimarı olan tüm devlet adamlarımızı rahmetle anıyorum.””

Yukarıdaki sözler Erdoğan 24 Temmuz 2016 günü, Lozan Andlamasının 93. yılında yaptığı basın açıklamasında yer alıyor. (http://www.tccb.gov.tr/basin-aciklamalari/365/49743/lozan-baris-antlasmasinin-93-yil-donumu.html, 24.07.2016)

Bu durum karşısında Erdoğan’ın belleğinde – sağlığında ciddi bir sorun olabileceğini
akla getirmemek olanaklı mı??

Midemiz bulanıyor, acıdan kıvranıyoruz..

Ancak, topraklarımızı ve Türk Devrimi’nin bize kazandırdıklarını tartışmaya açamayız. 
Hiçbir iktidar bunu yapmağa yetkili değildir. 

Sevgi ve saygı ile.
30 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
EĞİTİM-İŞ Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com