15 TEMMUZ ZAFERİ Mİ; 15 TEMMUZ UTANCI MI?

15-temmuz-kahramanlari15 TEMMUZ ZAFERİ Mİ; 15 TEMMUZ UTANCI MI?

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Garip bir 15 temmuz darbesi yaşadık. Önceki darbelerden hiç birine benzemiyordu. Şaşırtıcı sahneler sergilendi. Kimin darbeci kimin koruyucu olduğunu anlayamadığımız sahneler.

Meclis bombalanıyordu. Darbeyi TV’ lerden kaygılarla, sorgularla izleyen biz vatandaşlar bu darbenin hiçbir şansı olmadığını anlamıştık. Uykuya öyle gittik. Halk sokağa çıkmıştı. Ama ne yazık 249 yurttaşımızı kaybettik.

Fethullah Gülen’i yıllardır biliyorduk. TV’lerde bir psikiyatrik vaka gibi görüntü veriyordu. Peki iktidar dahil vatandaşlar üzerindeki etkisi nereden geliyordu? Hangi çekici niteliklere sahipti. Çok ama çok tuhaftı bizim için. Samanyolu TV’den kas hastalıklarını ve derneğimizi (AS: KASDER) anlatmak için çağrı almıştım. Bekleme odasında dört Atatürk fotoğrafı vardı. Stüdyoda topluca 16 Atatürk. Takiyyeyi iktidar yandaşlarından dolayı biliyorduk. İktidar, başkanları dahil bu garip hoca için methiyeler düzüyordu. Ona saygılı, özlemli selamlar yollanıyordu. AKP’nin din, islam hassasiyetlerini biliyorduk ama bu hoca neyi temsil ediyordu, büyük cazibesi nereden geliyordu?

  • İktidarla FETÖ’cüler yakın bir işbirliği içinde idiler.Binlerce hakimin ve Ordudaki asker, üstelik generallerin FETÖ’cü olacağını aklımız almıyordu. Ama Ordudaki Atatürkçülerin tutuklanması Ordunun adeta darmadağın edilmesiyle bu suç ortaklığının bir gerçek olduğu şüpheye yer bırakmıyordu.

Olaylar gelişmeler bu işbirliğini karşıtlıktan öteye düşmanlığa çevirdi. Yine de FETÖ’cülerin bir darbe yapabilecekleri aklımıza gelmiyordu. Hayretler ve şaşkınlıklar içinde Atatürkçülerin tasfiyesinden sonra FETÖ’cü generallerin Orduda üst makamlarını ele geçirdiklerini öğreniyorduk. FETÖ’cü generaller, profesörler, öğretmenler, binlerce hakim, bürokratlar, üst makam danışmanları bizim ihtimal verebileceğimiz şeyler değildi. Gerçeklerin dışında kalmıştık. Ama sanırım kuşku yok ki bu darbeyi CIA desteği ile FETÖ’cüler yapmıştır. Bu garip darbe önlendi. AKP ve özellikle Erdoğan bu darbe ve sonucunu “Allahın bir lütfu” olarak karşıladı. Onu dikkat çekici bir şekilde sık sık dile getiriyor. Zafer diye anılıyor 15 temmuz.

Peki önlenen bu darbenin

  • 6-7 Eylül gibi, Madımak gibi, Çorum Maraş katliamları gibi utanç verici bir tarafı yok mu? Bu insanları hangi toplum, hangi zemin, hangi toprak yetiştiriyor? Binlerce değil yüzbinlerce belki milyonlarca yurttaş bu sapkınlığa nasıl düşüyor? Generaller, bunca hakim, profesör… Dehşet verici değil mi? 15 Temmuz’u zafer diye anarken bunlar düşünülmeyecek mi?
    Gündeme gelmeyecek mi? Bu kadar sağlıksız, hasta bir toplum mu bu?

FETÖ gözaltıları, tutuklamaları devam ediyor. FETÖ’cü sayısı artıyor. Nasıl bir şey bu?.
Bu büyük kalabalık ne istiyordu? Neye ulaşacaklardı?

  • İslamın en gerici bir versiyonu olan bu cemaat nasıl bu kadar güçlendi?İktidar neden bunu göremedi, anlayamadı ve sadece bu yapı bize destek oluyor diye düşündü? 15 Temmuz’u anarken bu sorular mutlaka sorulmalı.
  • İktidar mutlaka bir özeleştiri yapmalı. Nasıl, niçin böylesine bir yanılgı içine düştüler, nasıl aldatıldılar. Orduya nasıl kıydılar? Bu kadar insan nasıl sonu darbeye kadar giden bu yola düştü? Bunu öğrenmek istiyoruz. Çünkü bu, ülkenin geleceği ile yakından ilgili.Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyet, laik, çağdaş, sosyal hukuk devletini savunacak insanları nasıl yetiştirecek? (https://profcoskunozdemir.wordpress.com/2017/07/12/15-temmuz-zaferi-mi-15-temmuz-utanci-mi/)

Prof. Dr. Coşkun Özdemir
======================================
Dostlar,

Kronolojik yaşı 90’a yaklaşan saygın tıp bilimcisi Prof. Dr. Coşkun Özdemir, İstanbul Tıp Fakültesindeki öğrencilik yıllarımızda hocamızdı (1971-73 Hacettepe, 1973-77 İstanbul Tıp).
O dönemlerden de kendisini saygın, örnek, pırıl pırıl bir kişilik olarak anımsıyoruz.

Sonraki yıllarda birçok ortaklığımız oldu.. KASDER’de (Kas Hastalıkları Derneği) buluştuk..
Uğur Mumcu’nun öldürülmesinden sonra, Vakıf için, Sağlık Politikaları hazırlayan bir kümede idik. Silivri yollarında idik…

Urfa’dan çıkıp; Cumhuriyet sayesinde Harvard Tıp Fakültesine uzanan parlak bir kariyer..

Bu yazısında da soruları ne çok düşündürücü, gerçeği aramaya ve sorgulamaya çağırıcı
değil mi??

Tele1 TV‘de sık sık izliyoruz; Erdoğan’dan Başbakan Yıldırım’a, Adalet Bakanı B. Bozdağ’dan İçişleri Bakanı S. Soylu’ya dek FETÖ’ye övgüler – hayranlıklar – sadakat ve bağlılıklar… haykıran söylevler.. Kamera kayıtları.. Görüyor ve izliyoruz; ve bu siyasal kadro şimdi FETÖ temizliği yapıyor, FETÖ ile mücadele ediyor öyle mi??

  • Kim yazar kim oynar,
    bu uğursuz kanlı senaryoyu
    ki uğruna kimler şehit olur, gazi kalır
    eyyy halkım?
    Biraz düşünsen, sorgulasan,
    Niyazi olmasan, kurban edilmesen??

Sevgi ve saygı ile. 13 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Hayasız – soysuz ve alçak!..

Hayasız – soysuz ve alçak!..

Ümit ZİLELİ
KORKUSUZ, 9 Mayıs 2017

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Büyük Devrimciye olan kin ve nefret dedelerinden yadigardır!..
O dedeleri ki, vicdanları en ufak şekilde sızlamadan, dinlerini, namuslarını, şereflerini satıp, İngiliz’in, Yunan’ın safında yer almış vatansız yobazlardı… İslam-Teali Cemiyeti‘ni kuran, Yunan ordusunu padişahın ordusu, İslam’ı kurtaracak ordu olarak selamlayan bu herif-i naşerifler hiç utanıp sıkılmadan Yunan Başbakan’ı Dimitrios Gunaris’e kendilerine yardım edilmesi yani altın verilmesi durumunda Bursa’da Yunan desteğinde bir devlet kurup, Kuvayı Millicilere karşı savaşma teklifinde dahi bulunmuşlardı…
-Tarihin görüp görebileceği en soysuz yobazlardı!..
İslam Teali Cemiyeti’nin kurucusu, Atatürk ve arkadaşları hakkında idam fermanında şeyhülislam olarak imzası bulunan, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra önce Yunanistan’a kaçıp çıkardığı gazetede Türklere kin kusan, “Türk olmaktan tiksinirim” diyen, sonra Mısır’da ölen hain Mustafa Sabri‘ydi… Yardımcısı ise kıyafet devrimi sırasında milleti Cumhuriyet’e karşı kışkırtmaya çalıştığı için idam edilen İskilipli Atıf isimli gerici yobazdı…
Yurtseverlerin kaybetmesi, Yunan ordusunun kazanması için ellerinden gelen her şeyi eksiksiz yaptılar; “Din elden gidiyor”, “Kuvayı Milliciler hayduttur, Bolşeviktir” yalanlarıyla Kurtuluş Savaşı’nı baltalamak için türlü hainlik ürettiler…
-Ancak başaramadılar!..
Aydın din adamları dahil, milletin her kesimiyle kucaklaşan Mustafa Kemal ve arkadaşları, bu soysuz ve hain güruhu tıpkı düşman ordusu gibi ezdi geçti!.. Kimi kaçtı, kimi aman diledi, kimi ise yeni hayınlıklar tasarlamak için yeraltına sığındı…
-Gerici hainlerin defteri uzunca bir süre için dürülmüştü!..
 

GÜNÜMÜZÜN MUSTAFA SABRİLERİ!..

Atatürk’ün ölümüyle yer altından çıkmaya başladılar…
Çok partili sisteme geçişle birlikte özellikle Aydınlanma Devrimi‘nin yeterince ulaşamadığı yerlerde örgütlendiler. Özellikle 1950’den itibaren (AS: başlayarak) güçlenmeye başladılar. Yaklaşık 20 yıl sağ partilerin kucağında palazlandıktan sonra bir bölümü kendi partisini kurdu.
30 yıllık bir süreç, biri post-modern diğer ikisi klasik darbe, istikrarsız bir süreç sonunda kendisine “Muhafazakar Demokrat” sıfatını yakıştıran ancak “İslamcı” çizgiye olan muhabbetini her fırsatta ortaya koyan bir parti iktidara geldi. Son 15 yıldır işte bu düşüncenin yönetiminde yaşıyor Türkiye…
Yıllar içinde “Yeni Türkiye” “Yeni Osmanlı” masallarından cesaret alan Mustafa Sabri ardılları tarihi ters yüz etmek, Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyeti karalamak için en soysuz, en alçak yalanlarla sahne aldılar… Bunlardan birini tanıyorsunuz; kerameti kendinden menkul bir
“derin tarihçi!” Adı Mustafa Armağan… Geçmişine baktığınızda gerçekten derin bir Fetullah hayranlığı, çöp kadar değeri olmayan bir yığın dedikodu, iflah olmaz bir Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı görürsünüz…
Ahmet Hakan dün köşesinde bu herife “Yavşak” diyerek bence paye vermiş; benim tercihim “Çukur” sözcüğüdür… İşte bu çukur zat önce “Derin Tarih” isimli dergi formundaki paçavrasında “tarihe düşen bomba” üst başlığı ile şu kapağa imza attı:

  • Latife Hanım’ın 91 yıldır gizlenen mektubu: “Kemal Paşa çakma Napolyon’dur.” 

HAYASIZ RUHLAR!..

Şimdii, Atatürk ile kısa bir süre evli kalan, ayrıldıktan sonra 1975’te vefat ettiği ana kadar ilişkisi ile ilgili tek kötü söz etmeyen Latife Hanım’ın böyle bir mektubu var mıdır, dilimize girişi epey yeni olan “Çakma” gibi bir argo sözcüğü kullanır mı gibi soruları bir yana bırakarak şöyle bir bakalım:
-Büyük devrimcinin yaşamını didik didik ettiler, olmadık iftiralara yeltendiler olmadı…
-Paşa’yı Vahdettin Anadolu’ya memleketi kurtarsın diye gönderdi. Bin altın da yanına verdi dediler, Kurtuluş Savaşı’nın hangi koşullarda yapıldığını bilen millet kahkahayla güldü…

-Mustafa Kemal’in yaptığı emperyalizme karşı savaş değil, yalnızca bir Türk-Yunan savaşıdır iddiasını öne sürdüler, Yurdun dört yanının işgal altında olduğunu, İngilizlerin yediği haltları bilen millet suratlarına tükürdü, sadece rezil olmakla kaldılar…
Öne sürdükleri hiçbir iddia doğru çıkmadı, yalnızca küçüldüler, soysuzlaştılar… Öyle ki, akılları fikirleri ancak apış arasına çalışan bu alçaklar sonunda Atatürk‘ün manevi kızı Afet İnan‘a çamur atacak denli zıvanadan çıktılar; Afet Hanım’ın Gazi’nin manevi kızı değil, sevgilisi olduğunu öne sürdüler!..
TVNet ekranında geçen şu zavallı konuşmaya bakın; program sunucularından, Akit yazarı Yavuz Bahadıroğlu Afet Hanım ile ilgili soruyor: “Güzel miydi?” Diğer sunucu Mustafa Armağan yanıtlıyor: “Gençliğinde güzeldi ancak sonradan şişmanlıyor!” Şu pespayeliğe, şu şeref yoksunluğuna bakar mısınız?
Ellerinde belge var mı? Yok! Yalnızca tahminler, rivayetler üzerinden bu ülkenin kurucusuna olabilecek en haysiyetsiz en alçakça şekilde iftira furyası var!.. Bırakın dini, imanı…
-İnsan olan böylesine hayasız, böylesine soysuz olabilir mi?..
Yanıt tabii ki sorunun içinde!.
===================================
Dostlar,

KORKUSUZ Gazetesi yazarı Sn. Ümit Zileli‘ye bu yazısı için teşekkür borçluyuz.
Müslüman, Hıristiyan, Musevi….. her kim olursa olsun, İNSAN OLMA’nın belki de ilk koşulu DÜRÜST olmak değil midir? Bu takıntılı zavallı ATATÜRK düşmanları attıkları iğrenç iftiralar için hangi geçerli kanıtı ileri sürebilirler?? Kaynak Yayınlarınca çıkarılan değer biçilmez ATATÜRK’ün BÜTÜN ESERLERİ adlı 30 ciltlik muazzam belgesel ansiklopediye biraz göz atsalar, belki de vicdanları uyanacak, bakıp görmeyen gözleri açılacak.. Belki VEFA‘yı anımsayacaklar.. Zavallılar..
Ancak sorun MİLLİ EĞİTİM’de değil mi?
Ülkemizin yakın tarihini nesnel olarak öğretmiyor, öğretemiyoruz.
AKP de son 15 yıldır bu yaşamsal işlevi engelleyip tersini yapıyor.
Türkiye ektiğini biçiyor ve hızla yozlaşarak köklerine yabancılaşıyor.
Bu akıl dışı gidişe son verme zamanı geldi, geçiyor..
“HAYIR” bileşenleri ilk yerel – genel seçimde bu lanetli gidişi “DUR” demeli..

  • AKP – RTE bu olayı açıkça kınayıp, “bedelini ödeyecekler” diyebilir mi?
    Demezse – diyemezse nedendir acep??
  • Bu yazımızı Cumhuriyetin savcıları suç duyurusu olarak kabul etsinler istiyoruz.

    Erdoğan’ı birazcık eleştirenler gece yarısı evlerine baskın yapılıp kelepçelenerek götürülüyor ve günlerce kollukta tutulup sulh ceza yargıçlarınca (Mahkemelerince değil!?) tutuklanarak yargılanıyor, hapis ve para cezası, güvenlik tedbirleri yaptırımı görüyor. AİHM‘nin istikrar kazanmış içtihatları dikkate alınmadan, gerçekte “zımnen ilga” TCK md. 299 uygulanarak.. Bu gerçek dışı küstah ve sefil saldırı, 5816 sayılı ATATÜRK ALEYHİNE İŞLENEN SUÇLAR YASASI (RG: 7872, 31.07.1951) kapsamında ne yaptırım görmeli, anımsatalım :

Md. 1 : Atatürk‘ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır….
Md. 2 : Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır…. (Yasa toplam 5 madde..)

Yüce ATATÜRK ve AYDINLANMA devrimi bu topraklarda sonsuza dek yaşayacak.
Tüm yarasaları da aydınlatıp ısıtarak, insanlaştırarak; mazlumlara örnek ve umut olarak!

Sevgi ve saygı ile. 10 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, “Atatürk’ün hatırasına hakaret etme” suçundan Süleyman Yeşilyurt ve Hasan Akar hakkında iki ayrı soruşturma başlattı. Yeşilyurt ve Akar hakkında gözaltı kararı verildi. TVNET’te yayımlanan “Derin Tarih” adlı programda Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili sözleri nedeniyle Süleyman Yeşilyurt’a Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca “Atatürk’ün hatırasına hakaret etme” suçundan soruşturma başlatıldı. Öte yandan savcılıkça Hasan Akar’ın Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım hakkında sosyal medyada paylaşılan bir videoda söylediği sözler nedeniyle yine aynı suç kapsamında ayrı bir soruşturma daha açıldı. Savcılıkça Yeşilyurt ve Akar’ın gözaltına alınmaları için Emniyet’e talimat da verildi. (Cumhuriyet, 10.5.17)

Yandaş kanalda skandal sözler: Atatürk’ün manevi kızını sevgilisi yaptılar

Merdan Yanardağ’dan Deniz Baykal’a: Bu kepazeliğe boyun eğmektir!

Merdan Yanardağ’dan Deniz Baykal’a:
Bu kepazeliğe boyun eğmektir!

Merdan Yanardağ'dan Deniz Baykal'a: Bu kepazeliğe boyun eğmektir!Merdan YANARDAĞ
ABC Gazetesi, 02.05.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Merdan Yanardağ’la Emre Kongar’ın bugünkü ’18 Dakika’ daki gündemi,
Deniz Baykal’ın hileli sonuçları meşrulaştıran çıkışıydı.
İşte sosyal medyada da gündem yaratan programın tamamı…

ABC Haber Merkezi

CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal “Yeni bir durum var. Duruma ayak uydurmamız lazım” şeklinde bir açıklama yaparak referandumun hileli sonuçlarını kabullendiği sinyalini vermişti. Baykal’ın bu tavrını Prof. Dr. Emre Kongar‘la birlikte yaptığı
’18 Dakika’da sert bir dille eleştiren Tele1 Televizyonu ve ABC Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ,

“Şimdiden %49’un duyarlılıklarını temsil edecek bir adayı belirlemek ve çalışmak gerekir demek 16 Nisan kepazeliğine evet demektir, buna boyun eğmektedir.” diye konuştu.  Programın bu bölümü ve Merdan Yanardağ’ın eleştirileri kısa sürede sosyal medyanın gündemine oturdu. Videoları sosyal medyada paylaşılan programın tam kaydını okurlarımıza sunuyoruz…

Prof. Dr. Emre Kongar ve gazeteci Merdan Yanardağ, bugünkü ’18 Dakika’da Erdoğan’ın AKP’ye üyeliğini, CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın 2019’la ilgili çıkışını, İngiliz The Times gazetesinin ‘NATO’nun Türkiye’deki sesini yükseltmesi gerektiğini” belirten yazısını değerlendirdiler.

Baykal’ın “Yeni bir durum var. Duruma ayak uydurmamız lazım” ifadeleriyle yaptığı imayı ‘vahim’ olarak değerlendiren Merdan Yanardağ, “Deniz Baykal’ın ‘2019’a hazırlanmalıyız’ şeklindeki yaklaşımını hem politik, hem de stratejik bakımdan hatalı buluyorum. Her şeyden önce bu, 16 Nisan sahtekarlığını, hilesini, hırsızlığını, ulusal egemenliğin ihlal edilmesi girişimini, milli iradenin gasp edilmesini onaylamak anlamına geliyor” dedi.

Daha CHP’nin hukuki girişimleri bile tamamlanmamışken böyle bir çıkış yapılmasının “AKP’ye boyun eğmek” olacağını belirten Yanardağ, “Ortada bir rezalet var. Şimdiden aday belirlemeye başlamak gerekir demek 16 Nisan kepazeliğine evet demektir” diye konuştu.

İşte o programın tamamı:
blob:http://www.dailymotion.com/f85084a2-2176-427f-a9f7-234906f8a27c
===================================
Dostlar,

ABC gazetesine, Tele1 yayınına Sayın Merdan Yanardağ ve çooook özverili, başarılı çalışma arkadaşlarına, “18 Dakika” programına varlık veren saygın bilim – siyaset insanı – yazar…. Mülkiye’li büyüğümüz Prof. Dr. Emre Kongar’a çoook teşekkür borçluyuz..
Bu bilge kişi, kendisine hala, “50 yıllık Sosyoloji öğrencisi..” demekte!

Bu gazeteyi (ABC Gazetesi), bu TV’yi (Tele1) ve saygın yazarlarını – programcılarını izlemek ve izletmek gerek.. Türkiye’nin sisli – puslu AKP karanlığında bir liman feneri gibi aydınlık saçmaktalar.. Tıpkı Melih Cevdet Anday’ın görkemli “Sis Çanı” şiirinde olduğu gibi..
*****
Uyuyamayacaksın 
Memleketin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku giremez ki…
Uyuyamayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Vakur, metin, sade
Çalacaksın..
*****
Bu arada, Sn. Baykal’ın siyaseten prematüre (erken) çıkışını anlayamadığımızı belirtelim. Hemen üzerine atladı bildik kişi ve çevreler.. Ahmet Hakan; işleye işleye, tez elden konuk etti Baykal’ı programına.. Sordu da sordu, anlamadı (!) bir daha sordu, onaylattı, doğrulattı..
AKP’de, “tarafsız” kalacağına Anayasa gereği yemin eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, fiilen AKP’nin başı iken, âlâ ile vâlâ ile resmen de üye oluyor; kıyamet kopmuyor ama CHP karışıyor, karıştırılıyor! Oh ne âlâ memleket ve siyaset..
Erdoğan artık Cumhur’un tarafsız başkanı değil; AKP’nin/AKP’linin Cumhurbaşkanıdır. “Status quo” değişmiştir, Gerçekte AİHM kararlarıyla zımnen ilga (dolaylı iptal) TCK m. 299 de facto geçersiz kılınmalı, davalar düşürülmelidir..

  • Efendiler; ülkenin tek kurumsal umudu CHP kalmıştır!
  • Gözünüzün bebeği gibi koruyup kollamak boynunuzun borcudur.
    Kendinize gelin ve ihtiraslarınızla boğulmayın..

YSK’ya göre cebren ve hile ile %49, gerçekte %60’a yakın yurttaş “HAYIR” demiştir faşizme ve bu saygın kitle mutlaka korunup 3 Kasım 2019 çifte seçimine hazırlanmalıdır.. (Eğer erken seçim yapılmaz ise..) Hem olası erken seçimde hem 3 Kasım 2019’da Cumhurbaşkanı seçimlerine ince ince (Muharrem İnce anlamında değil!) hazırlanmak, siyasetbilimin tüm birikimine, ilke ve deneyimine tam hürmet ve özenle.. Böylesi bir iklimi örmek için ülkemizde demokrasi isteyen her-kes ve her kurum ağır ve kritik bir sorum altındadır! Tam bir seferberlikle; denk AKP “silahıyla”;
DURMAK YOK, MÜCADELEYE DEVAM! 

Sevgi ve saygı ile. 03 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

RAKAMLARLA REFERANDUM…

RAKAMLARLA REFERANDUM…

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

Her seçimde olduğu gibi, TÜİK verileri nüfus bilgileriyle YSK seçmen sayısı arasında uyumsuzluklar bu kezde devam etti. YSK resmi sonuçları henüz ilan etmedi; ama YSK verilerine atfen (AS: gönderme ile) Anadolu Ajansı’nın yayınladığı rakamlara göre kısa bir sayısal analiz yapalım.

  1. YSK 1 Kasım 2015 tarihindeki Seçimde  Yurt dışı ve Yurt içi toplam seçmen sayısını 56,949 milyon vermişti… Aradan geçen 533 gün (1,46 yıl içinde, biyolojik nüfus artış miktarı (1+c)t ve ortalama yaşam süresine (y) bağlı Seçmen katsayısındaki (Sy=1–18/y) değişim etkisi de
    göz önüne alınarak hesapladığımızda; 16 Nisan 2017’de beklenen seçmen sayısını

S = 1,0034 x 1,01231,46 x 56,949 = 58,172 milyon

buluyoruz. Oysa Referandumdaki toplam kayıtlı seçmen sayısı 195 bin fazlasıyla, 58,367 milyon olarak bildirildi (AA)…  Bu büyük fark için olası tek açıklama 1 Kasım 2015 sonrasında 195 bin Suriyelinin seçmen statüsüne (veya yaklaşık 300 bin Suriyeli sığınmacının T.C. Vatandaşlığına) alınmış olabileceğidir.

16 Nisan Referandum tablosu şöyledir             :

  • 58,367 milyon Yurt içi + Yurt dışı toplam kayıtlı Seçmen sayısı
  • 49,799 milyon Katılım (%85,3 katılım rekoru) 8,6 milyon katılamadı
  • 48,934 milyon Geçerli Oy (%1,7 geçersiz)
  • 25,157 milyon EVET    (% 51,4)
  • 23,777 milyon HAYIR  (% 48,6)

2. Ortalamalara bakacak olursak, Türkiye Nüfusunun %60’ından fazlasının yaşadığı 33 Vilayette Hayır %57, Evet %43 alırken; Nüfusun % 40 kadarının yaşadığı 48 Vilayette Evet % 64, Hayır %36 aldı ve böylece Türkiye genelinde EVET %2,8 farkla (1,38 milyon Oy farkıyla) öne geçti.

Referandum öncesi yapılan anket sonuçlarına dayanarak (AKP %39 + MHP %8 + Diğer %1) Evet için %48 ve Hayır için %52  öngörmüştüm;ve bu tahmin Türkiye’deki tüm Kürt seçmenlerin Hayır Oyu kullanacakları varsayımına dayanıyordu. Ancak Hayır oyları kestirimimizden 3,4 puvan eksik çıktı… Bu sonuçtan Kürt seçmenlerin en az %80’inin Hayır Oyu kullandığını çıkarabiliriz… Bir başka ifadeyle, tüm Hayır Oylarının üçte biri Kürt seçmenlerin oylarıdır.

3. Dikkat çeken bir başka ilginç nokta Güneydoğu’daki sonuçlardır. Yaklaşık 10 milyon nüfusu olan Doğu illerinde 1 Kasım 2015 seçiminde HDP Oyları %60 ve AKP Oyları %25 düzeyinde bulunurken, bu Referandumda Hayır Oyları %65 düzeyinde, Evet Oyları ise, AKP Oylarının ortalama 10 puvan üzerinde (%35) göründü. Bu 10 puvanlık fark (her türlü manüplasyonu
akla getiren) yaklaşık 600 bin Evet Oyuna karşılık geliyor…

Sevgilerimle… æ (20.04.2017)

Haritada Hayır oyları önde olan İller kırmızı, Evet oyları önde olan iller yeşil gösteriliyor.

Displaying image.png___________
Not : Bu Referandumda toplam oyların %5’ine karşılık gelen 2,5 milyon kadar mühürsüz oy pusulası YSK tarafından geçerli kabul edilmiştir! 167 bin Sandık Kurulu içinden %5’inin,
yani yaklaşık 8350 Kurulun (her kurulda 4 kişi var en azından) Oy pusulalarını mühürlemeyi hep birlikte unutma olasılığı sıfırdır (Bu olasılık, Temmuz güneşinde yıldırım çarpması olasılığından daha küçüktür). Nitekim benzer bir şey önceki seçimlerde hiç gözlenmedi.
Üstelik böyle bir “unutkanlık” olayının Ülke geneline dağılmayışı, belli bir Bölgede,
ağırlıklı olarak Güneydoğu’da meydana gelişi İstatistik bilimine çok ters düşüyor ! æ
==================================
Evet dostlar,

Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan, her zamanki gibi akıllı – bilimsel sorular ve temel matematik aracıyla halkoylamasındaki muazzam hile hakkında son derece değerli ipuçları elde diyor..
Ne yazık ki, bu utanılmaz hileleri yapanlar Ali Ercan hocamızın zekâsından elbette çoook uzaklar. Peki, bunca sefil hileyi örten ve kanıtlarıyla hileyi ortaya koyanların itirazlarını bastırarak reddedenlere ne demeli? Hele hele etekleri zil açan Erdoğan ve Bozdağ‘a?!

Yanlış hesap Bağdat’tan dönecektir.. Türkiye bunca sefilliklerin ülkesi olamaz, olmayacaktır.

YSK bu somut matematiksel veriler karşısında bir kez daha kararını gözden geçirmeli ve ülkemizi – kendisini dünya aleme rezil etmemelidir.

YSK’nın 10’a – 1 oyla halkoylamasının iptali istemini geri çevirmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne, ardından / ya da zaman kazanmak için daha akıllıcası eş zamanlı olarak AİHM’ne başvuracak olan CHP ve Vatan Partisi’nin Sn. Prof. Erca’ın matematiksel irdelemesinden yararlanmasını öneriyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 21 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kız kardeşine tecavüz eden imam

Kız kardeşine tecavüz eden imam
hakkında karar açıklandı

Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi, kız kardeşleri H.B.’ye (24) tecavüz eden imam A.B. (31) ile diğer kardeşi M.B.’yi (29) ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçundan önce 10’ar yıl, ardından eylemin kardeşe karşı işlenmesi nedeniyle 15’er yıl hapis cezasına mahkum etti. Mahkeme,
son duruşmaya katılan iki kardeşin hükümle birlikte tutuklanmasına karar verdi.

Merkez Yakutiye ilçesinde oturan H.B., polise başvurarak iki ağabeyinin kendisine tecavüz ettiğini iddia etti. Annesi İ.B. ve babası A.B.’nin vefat ettiğini anlatan H.B., Kars’ın bir köyünde imam olan ağabeyi A.B.’den hamile kaldığını ve Ankara’da kürtaj olduğunu öne sürdü. Ağabeyi M.B.’nin şiddetine uğradığı için bir dönem Kadın Sığınma Evi’nde kaldığını anlatan
kız kardeş, buradayken N.U. adlı kadının aracılığı ile tanıştığı 2 kişinin de tecavüzüne uğradığını ileri sürdü. H.B.’nin ifadeleri doğrultusunda iki ağabeyi ile birlikte biri aracılık eden kadın olmak üzere toplam 5 kişi, 11 Kasım 2013’te tutuklanarak cezaevine kondu.

Savcılık ve sorgu hakimliğinde, iki ağabey kız kardeşleri ile ilişkiye girdiklerini kabul etti, ancak zor kullanmadıklarını, diğer iki erkek ise para karşılığı ilişki yaşadıklarını ileri sürdü.
2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın ilk celsesinde, 2 ağabey dışındakiler tahliye edildi. H.B.’nin ağabeyleri A.B. ve M.B. ise 7 ay cezaevinde kaldıktan sonra her duruşmaya katılmak koşulu ile serbest bırakıldı. Ancak İmam A.B., Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından başlatılan idari soruşturma kapsamında görevden alındı. Duruşmalarda ağabeyler, suçlamaları kabul etmeyerek, kız kardeşleri H.B.’nin iftira attığını iddia ettiler. Kadın sığınma evinde kalan H.B. de mahkemeye gönderdiği mektupta ağabeylerine iftira attığını savundu.

Duruşma savcısı Fatih Yılmaz, geçen Eylül ayında sunduğu mütalaasında H.B.’nin gerek Emniyette, gerek soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısına ayrıntılı şekilde ifade verdiğini, sanıkların da ifadelerinde eylemleri kabul ettiklerini, aynı şekilde Sulh Ceza Mahkemesinde hakim huzurunda da bunu tekrar ettiklerini bildirdi. Mağdurenin sanıkları cezadan kurtarmak için yönlendirildiğini ve bu yüzden ifade değiştirdiğine işaret etti.

2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında A.B. ve M.B. hazır bulundu. Son sözleri sorulan iki kardeş suçlamaları yine kabul etmedi. Mahkeme heyeti, iki kardeşin ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçunu işlediğini kabul ederek A.B. ve M.B.’yi önce 10’ar yıl hapis cezasına mahkum etti. Heyet, suçun kardeşe karşı işlenmesi nedeniyle iki kardeşin cezasını yarı oranında arttırarak 15’er yıla çıkardı. Mahkeme, diğer sanıklar iki erkeğin beratine karar verirken, N.U.’yu ‘fuhuşa aracılık etmek’ suçundan 3 yıl hapis cezasına çarptırdı. Duruşma salonunda bulunan iki kardeş hükmün açıklanmasıyla birlikte tutuklanarak cezaevine gönderildi.
(http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/706083/Kiz_kardesine_tecavuz_eden_imam_hakkinda_karar_aciklandi.html, 25.03.2017)
=====================================
Dostlar,

Tuzun koktuğu yer mi diyelim?? Bu 2 imam nerede okudu acaba?
Hangi İmam Hatip Lisesinde??
Bir zamanla merhum Demirel “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz..” buyurmuştu.
AKP de benzer sözü İHL mezunları için söylemekte.. Dinine – diyanetine bağlı insanlar..
Bu kaçıncı oldu, çetelemesini tutmadık ama küçük bir arşiv taraması, basına baskı yapılıp arşivlerden çıkarılmadı ise, çok sayıda acı örnekleri ortaya koyacaktır.

Herkes aklını başına alıp;
– erdem sahibi,
– temel insani değerlerle donanmış,
– dürtü denetimini öğrenmiş,
– sosyalleşmiş,
– aklını kullanabilen,
– enine boyuna düşünerek davranan…….. 
insanlar yetiştirmek üzere Ulusal Eğitim Sistemimizi nasıl yeni baştan yapılandırmamız gerektiğine kafa yormalı ve bu devrim Türkiye’de daha çok gecikmeden başarılmalı..
İlk adım LAİK bir toplum ve SEKÜLER bir devlet düzeni..
AKP – RTE de bu gerçeği görmek zorunda, 15 ağır yıllık hatalarından ders alarak..

Sevgi ve saygı ile. 25 Mart 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com