ABD Başkanı Trump’ın Ortadoğu – Vatikan ve NATO ziyaretleri

ABD Başkanı Trump’ın Ortadoğu,
Vatikan ve NATO ziyaretleri

Onur ÖYMEN

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

ABD Başkanı Trump’ın Ortadoğu, Vatikan ve NATO ziyaretlerinde sergilediği yaklaşımlar ve kullandığı ifadeler bazı ülkelerde hatta Amerikan basınında rahatsızlık yarattı.

Suudi Arabistan’da 110 milyar Dolarlık silah siparişi ve Amerika’ya 300 milyar Dolardan fazla yatırım vaadi alan Trump, bu ziyaretini siyasi açıdan İran’a karşı bir gövde gösterisi haline dönüştürdü. Bölgedeki diğer Müslüman ülkelerin temsilcileriyle yaptığı toplantıda da onların İran’a karşı bir ortak tavır içine girmelerini sağlamaya çalıştı.

İsrail ziyaretinde bu ülkeye evvelce verdiği desteği tekrarladı ve bu ülkenin İran’a yönelik politikasını da tamamen (AS: tümüyle) desteklediğini ortaya koydu.

Trump’ın bölgeye yaptığı ziyarette bu tavırlarının, kendi güvenlikleri açısından Amerika’nın desteğine bel bağlayan ülkeleri memnun ettiği görülüyor. Ancak, İran’ın Suudi Arabistan’a ve onun müttefiklerine karşı tutumunu ve söylemlerini daha da sertleştirebileceği anlaşılıyor.

Vatikan’da Trump’ın Papa’yla özellikle mülteciler gibi sosyal konularda farklı görüş ve yaklaşım içinde olduğu izlenimini giderecek bir açıklama duyulmadı. Tarafların arasındaki ilişkinin mesafeli olduğu bir kere daha ortaya çıktı.

NATO’nun kuruluşundan itibaren (AS: başlayarak) bütün Amerikan Başkanları bir NATO ülkesine yapılan saldırının bütün ittifak ülkelerine yapılmış sayılacağı yolundaki NATO Antlaşmasının 5. maddesine açıkça (AS: konuşmalarında) yer) vermişlerdi. Evvelce (AS: önceleri) NATO’dan köhneleşmiş bir örgüt olarak söz eden Trump ise bu konuya çok dolaylı ifadelerle değindi ve müttefik ülkelerin güvenliğine Amerika’nın kayıtsız şartsız destek olacağı izlenimini vermedi. Yalnızca NATO’nun bu maddeye dayanarak 11 Eylül saldırılarına karşı Amerika’nın yanında yer aldığını hatırlatmakla yetindi. Daha çok NATO ülkelerinin İttifaka yaptıkları katkıları arttırmaları çağrısında bulundu.

Gerçekten, Soğuk Savaşın bitmesinden sonra (AS: 1990) ittifak ülkeleri, “Barış payı” (peace divident ) anlayışının icabı olarak savunma harcamalarının GSMH içindeki payını azaltmışlar ve birçoğu öngörülen %2’lik payın çok gerisinde kalmışlardı. Trump birçok konuşmasında Amerika’nın NATO ülkelerine desteğinin onların İttifaka yeterli katkıda bulunup bulunmadıklarını dikkate alarak şekillendireceği izlenimi vermişti. Bu defaki NATO zirvesinde, Trump bu izlenimleri silecek bir tutum sergilemedi.

Bütün bu gelişmeler Avrupa güvenliği ve Türkiye’nin çıkarları açısından rahatsızlık yaratıcı sonuçlar verebilir ve ittifakın en önemli gücü olan caydırıcılık unsurunu zayıflatabilir. NATO’nun Suriye’de Amerikan öncülüğündeki koalisyona katkıda bulunacağı yolundaki haberler bu gerçekleri değiştirecek nitelikte değildir.

Hatırlanacağı gibi Bosna ve Kosova’daki NATO operasyonları bütün üye ülkelerin eşit söz hakkına sahip oldukları NATO Konseyi‘nin yönetiminde yürütülmüştü. Afganistan, Irak ve Suriye’de Amerikalılar kendi yönetimlerindeki koalisyonlar ile operasyonları gerçekleştirmeyi tercih etmişlerdi. Bu kez Suriye’de de aynı durumun tekrarlanabileceği, dolayısıyla Türkiye’nin rolünün ve etkisinin sınırlı kalacağı anlaşılmaktadır.

Bütün bu gelişmeler Türkiye’yi kendi güvenliğini doğrudan doğruya ilgilendiren gelişmeler karşısında daha da dikkatli olmak zorunda bırakmaktadır.

  • En önemli rehberimiz ulusal çıkarlarımız olmalıdır ve
  • Türkiye güvenlik politikalarını oluştururken her şeyden önce kendi gücüne dayanması gerektiğini idrak etmelidir.
    (https://www.facebook.com/Onur-%C3%96ymen-Resmi-Sayfas%C4%B1d%C4%B1r-184615704945843/?fref=nf)
    ===========================================00
    Dostlar,

    “AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan” dış ziyaretleriyle içerideki gündemi yönlendirme çabasında olduğu gibi, zoraki saygınlık / görüntüyü kurtarma peşinde bir yandan da.. Ancak öyle olmuyor doğallıkla. Kendisinden çoooook daha donanımlı – deneyimli ve aralarında köklü dış politika kurumlaşması olan ülkeler karşısında ne yazık ki Erdoğan çoook zayıf kalıyor.. Bu zayıflıkta en belirleyici öge ise kendi yapıp ettikleri.. Türkiye’yi fiilen ve resmen faşizme sürükledi ve demir yumruklu tek adam baskısı uygulamakta.. Ağzıyla kuş tutsa boşuna.. Ülke açıkhava kodesi!

    Önümüzdeki günlerde, her ne denli içeride AKP tabanına dönük “gürleme balonları” şişirilse de, Batı’nın dayatmaya varan ısrarları karşısında ufak – orta boy, sesli ya da sessiz ödünleri, isteklere boyun eğişleri izleyeceğiz, onları da irdeleyeceğiz..

    Suriye gelişmeleri ciddidir ve 2011 Mart’ında ülkemizi bu kanlı bataklığa akıl dışı politikalarıyla sürükleyenler, epeydir ve günümüzde süregelen biçimde adeta bu batakta boğulmaktadırlar. Ne var ki, faturayı malı – kanı – canı ile TSK – Mehmetçik – ulusumuz ödemektedir.. Bu tablo isyan ettirici bir yakıcılıkla kuşatıyor aklı başında tüm yurtseverleri. Erdoğan’ın Batılılarca çok iyi bilinen sicili ve özellikle Suriye’de uluslararası hukuk bağlamında suça bulaştırılması, etkisini – gücünü neredeyse sıfırlıyor.. Belki de tasarım (plan) buydu!?

    Artan şehitler yüreğimizi kavuruyor. Ama gene hiçbir üst düzey AKP’linin asker çocukları değil bu evlatlarımız..

    Heeeeeeeeeeep ama heeeeeeeeeeep gariban halkın çocukları! Halk bunu görüyor elbet..

    İçeride tam bir faşizm egemen.. Yüksel Caddesi – insanlık anıtı çevresi günlerdir yasak bölge.. Oradaki esnaf ve çalışanlar ne yapacaklar, iflas mı ettirilecekler? Dün akşam (26.5.17) saat 18:00 gibi tanık olduk, bir kadın elinde posterle “haklarımızı alacağız” diye 1-2 dakika birşeyler söylemeye girişti. 10’a yakın sivil – resmi polis hemen hareketlendi ve kenara sürükleyerek susmasını istedi. Kadıncağız direndi ve sözlerini yineledi.. Topu topu 1-2 dakika bile değil.. İfade özgürlüğüm.. dedi.. YASAK dediler bağırarak.. Bir orta yaşlı bey destek verdi kadına, ona da polisler “yürüü” deyip üstüne yürüdüler. Kadın sustu ve kenara çekildi.. “Burda durma” dedi polisler.. Kadın direndi ve siz orda durun, ben de buradayım… dedi..

    İçimizi sıkıntı kuşattı.. Nedir bu Allah aşkına? Çıtırdıdan ödünüz kopuyor..
    İstanbul’a bile KALEKOL yapıyorsunuz..
    GEZİ paranoyasına tutsaksınız..
    Ankara Valisi “gün battı – her şey bitti” buyruğu yayımlıyor..
    Erdoğan’ı, dünya süper devletleri Trump – Putin düzeyinde koruyorsunuz.. Kimden, niçin, nedir bu muazzam korku? Bu çooook yüksek ve de fuzuli “güvenlik” (!?) harcamalarını bu yoksul millet vergisiyle karşılıyor. Hak mı dır, reva mıdır!? Örtülü ödenekler rekor kırıyor, helal mi?

    Bu tablonun hiçbir bakımdan AKP – Erdoğan açısından sürdürülebilmesi olanağı yok – tur!
    Kısır döngü sarmalına dolandı AKP – RTE.. Korku ve baskı... Bu lanetli 2’linin nasıl sonlandığının örnekleriyle dolu yakın ve de uzak tarih..

  • Ya normalleştireceksiniz Türkiye’y,i ya da bırakıp gideceksiniz..

O zaman da yargılanma korkusu var değil mi?? Şu 16 Nisan 2017 deli saçması anayasa değişikliklerinde açık – örtük AF getiren maddelerin yürürlüğünü neden 3 Kasım 2019 sonrasına bıraktınız ki?? O güne dek AKP – RTE kâbuslar yaşayacak, ölçüsüz baskılar sürdürülecek,
halk da dayan babam dayan – ya sabır Allah’m mı diyecek? Hesap bu mu??

Bu ne lanetli durumdur Tanrı aşkına?? AKP içinde hiç ama hiç kalmadı mı gören, içi sızlayan, vicdanı isyan eden???

Sevgi ve saygı ile. 27 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ’NDEN DUYURU

MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ’NDEN DUYURU

KAMUOYUNA DUYURU

Aylardır süren tartışmaların ardından birkaç gün sonra (AS: 16 Nisan 2017 günü!) Türkiye, Anayasa’nın değişip değişmeyeceğine karar verecek ve bu karar, ülkede yaşayan herkesin geleceği üzerinde etkili olacaktır. Yüz yılı aşan Anayasa geleneğine sahip olan bu topraklarda bir süredir tartışmalara neden olan fiili sürecin nasıl bir yöne evrileceğini de göreceğiz.

Rejim değişikliği eleştirileri eşliğinde “Cumhurbaşkanlığı sistemi” denilen,
– Bakanlar Kurulunu ortadan kaldıran,
– cumhurbaşkanının yasama, yürütme ve yargı erkleri üzerindeki yetkilerini artıran,
– tek bir kişiye kanun gücünde kararnameler çıkarma yetkisi veren,
– çoğulculuk yerine tekçiliğin tercih edildiği….
bir Anayasa değişikliği ve referandumu tartışıyoruz.

Anayasa değişikliği önerisinin Türkiye’nin yıllardır çözülemeyen ve artık kronik hale gelen sorunlarını çözmek üzere gündeme getirildiğine ilişkin bir işaret yok.

Türkiye’nin bir darbe girişimiyle karşılaşmasının ardından alınan önlemler, çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin (AS: OHAL KHK’leri!) sorunların çözümünden çok derinleşmesine ve çözümün giderek güçleşmesine neden olduğu ortadadır.

  • Türkiye’nin birikimi, karşı karşıya bulunduğumuz bütün sorunları çözecek niteliktedir. 

Referandumdan hangi sonucun çıkacağından daha önemli bir konu, referandum sonuçları üzerinden oluşabilecek bir ayrıştırma, ötekileştirme, dışlamanın yol açacağı tahribattır.
Böyle bir olasılığın gerçekleşmesi durumunda, toplumun bütün bireylerinin
olumsuz etkileneceği bir ortamla  karşı karşıya kalabileceğimiz unutulmamalıdır.

Türkiye, referandum sonucu ne olursa olsun temel sorunlarını çözmek ve Parlamenter sistemin demokratikleşmesi ihtiyacıyla karşı karşıyadır. Ülkemiz, bu gereksinimi karşılayacak
birikime de sahiptir.

  • Ne mevcut Anayasa ne de Pazar günü oylanacak olan Anayasa değişiklikleri
    sorunlarımızı çözebilir. 

Çalışma yaşamı ve kamu personel sistemine ilişkin politikaları, eğitim sistemi, ekonomi politikaları, demokrasinin ayrılmaz parçaları olan ifade özgürlüğü, akademik özgürlük,
etnik ve dinsel ayrımcılık yerine diyalog ve eşitlik, milli gelirin paylaşımındaki adaletsizliğin giderilmesi, üretenlerin üretimden aldığı payın artırılması, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, çevre politikalarının doğayı merkeze alarak oluşturulması, güçler ayrılığı ve özellikle yargı bağımsızlığı gibi alanlarda, toplumun ihtiyacı olan bir hukuk düzeni ve bu sorunların çözümünü önceleyen düzenlemeler içeren yeni bir anayasa hazırlıklarına, referandum sonucundan bağımsız olarak hemen başlanması gerekmektedir.

  • Yeni anayasa, siyasal partiler, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, meslek odaları, üniversiteler gibi tüm toplumsal kesimlerin katılımıyla hazırlanmalıdır.

Referandumdan hangi sonuç çıkarsa çıksın, kaçınılmaz olarak gündeme gelecek bu sorunların çözümü yönünde atılacak adımlar, toplumsal gerilimi azaltarak Türkiye’yi rahatlatacaktır.

Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu

(AS : Bizim katkımız aşağıdadır..)
=========================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Mülkiyeliler Birliği, 16 Nisan Halkoylaması çılgınlığından önce yukarıdaki açıklamasını kamuoyuna sunmuştu..
Kimi kez günümüzden geriye “ne demiştik, ne denmişti??” diye bakmakta yarar var.

“16 Nisan Halkoylaması çılgınlığı” dedik, çünkü halka sorulan;
– demokratik hukuk devletinden vazgeçiyor musun?
Bağsız – koşulsuz Egemenliğini kayıtsız – şartsız” tek kişiye devrediyor musun?

sorularıydı gerçekte! Diktatörlükler böyle kuruluyor genellikle.. Az eğitimli kitleler yoğun medya yönlendirmesi, politik – ekonomik baskılar, dinsel baskılar, devlet korkusu, çıkar vaadi, tehditler, tek yanlı çok yoğun propaganda, psikolojik istismar.. üzerinden ağır bir algı yönetimiyle kendi idamlarına evet dedirtiliyor adeta.. Yetmedi, her tür hile yapılıyor!
Sonra da hukuka aykırı katı anayasa normları ile apaçık yasa dışı uygulamalar Yargı organı tarafından denetlen(e)miyor.. Apaçık hukuksuzluk, sivil darbe ile halka hiçbir çıkar yol bırakmadan dayatılıyor..

Bu tablo yürütülebilir değildir. Toplumsal gerilimi azaltarak Türkiye’yi rahatlatmak herkesin kaçınılmaz sorumluluğu ve ödevidir.

  • AKP – RTE gerçekte %60’a yakın “HAYIR” oyu olduğunu çok iyi bilmektedirler.

Karnından konuşmaya gerek yoktur ve kimse de bu afra – tafrayı artık yutmuyor.

Oyların sayım – dökümünde çok açık ve kanıtlı – brlgeli hukuksuzluklar yapılmıştır.
YSK’nın yasa tanımaz yandaş tavrı tartışma dışıdır.

  • Herkes bir güzel anlamalıdır ki; YSK’nın bu kararı Danıştay, Anayasa Mahkemesi,
    AİHM.. tarafından herhangi biçimde yargısal olarak denetlenemezse, bu söz konusu kararın hukuka uygun ve hele meşru olduğunu asla göstermez.. Tersine, hukuka aykırı anayasa – yasa maddelerine özde değil görünürde – sözde uygun ve fakat meşru değil gayrı-meşru olur
    bu oylama sonuçları ve YSK’nın inadım inat kararı.

Tarih ve Toplumların vicdanı kendisine – adalet duygusuna dönük böylesine ağır örselenmeleri (travmaları) çok uzun yüzyıllar boyunca bağışlamamakta, bağışlayamamaktadır. Tipik örneklerinden bir Kerbela katliamıdır.. Neredeyse 1400 yıldır yası tutulmakta, lanetlenmektedir.

Anayasa’nın 79/2 maddesinde (son tümce) yer alan “Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.” düzenlemesi isabetsiz bir Anayasa kuralıdır (normu, hükmüdür). Bir hukuk devletinde kural olan, İdarenin hiçbir eylem ve işleminin yargı denetimi dışında bırakılmaması, bırakılAmamasıdır. Eğer YSK kararı “idari” olarak değerlendirilecekse Danıştay, yargısal nitelikli sayılacaksa örn. Anayasal yargı denetimine açık bırakılmalıydı.

Çözüm                 : Yaratılan bunalımı – tıkanmayı aşmak gene siyaset kurumuna düşüyor. TBMM hemen toplanarak Anayasa md. 79/2/son tümceyi kaldırır ya da değiştirerek
YSK kararlarını da yargısal denetime açar.. Böylelikle YSK’nın son halkoylaması açık hukuksuzluğu yüksek yargıda temyizden / itirazdan geçer.. Hukukun – adaletin gereği yapılır.
Bu arada geçici bir anayasa maddesi ile 16 Nisan halkoylamasının sonucu kesinleşene dek yürürlüğünün ertelendiği düzenlenir.

AKP – MHP – RTE bu formülü gecikmeksizin, ciddi ciddi düşünmelidir.
Ya da “YSK’ya mesaj verilerek” (üzgünüm ama!?) üzerindeki siyasal baskı kaldırılmalı ve 2. kez itiraz yapılarak halkoylaması sonucu iptal edilip yenilenmelidir. Çok büyük olasılıkla “HAYIR” çıkacaktır ve bu sonuç, şimdikinden çoook daha fazla AKP – MHP – RTE ve Türkiye için hayırlı olacaktır. Zararın neresinden dönülürse “kârdır” atasözüne benziyor tablo.

Ülkeyi tehlikeli serüvenlere, girdaplara, bunalımlara sürüklemeye kimsenin hakkı olamaz.
Hele bunca ağır – dolambaçlı iç ve dış sorunlarla ülkemiz kuşatılmış iken..

Sevgi ve saygı ile. 25 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com