Etiket arşivi: Diyanet İşleri Başkanlığı

“Sabahattin Önkibar : İşte ihanet listesi” ve Bize Çağrıştırdıkları..


“Sabahattin Önkibar : İşte ihanet listesi” ve Bize Çağrıştırdıkları..


Dostlar
,

25 Ağustos 2014 akşamı başladığımız “kısa” dinlencemizin sonuna geldik..
Manavgat, Kumluca, Mut, Gaziantep, Elazığ, Tunceli (Hozat ve köyümüz Karaca),
Tokat, Amasya ve dün geceden bu saatlere dek Kastamonu..
4 bin km dolayında bir tur.. Dünyanın çevresinin 1/10’u! Türkiye büyük bir ülke!

Uğurlu Konaklarında geceledik. Minik bir havuzun fıskıyesinden şırıl şırıl dökülen sular, hafif bir sözsüz (enstrumental) müzik eşliğinde cennet gibi bir bahçe..

Kastamonu konaklar kenti..

Büyük Atatürk’ün ŞAPKA DEVRİMİ‘ni başlattığı yer.. (1925)

Birazdan kalkmak ve Ankara’nın kasvetli yoğun politik ortamına dönmek durumundayız..
Safranbolu’ya da uğramayı düşünüyoruz..

*****

Yarın, 10 Ağustos 2014..

Türkiye için önemli bir gün.. 12. Cumhurbaşkanı seçilecek.

Gerçekte ortaya sandık konunca o kişi artık Cumhurbaşkanı olmaz!
Sandıktan çıkan, Devlet Başkanı değilse de yarı-başkandır.
Türkiye’nin 1876’dan bu yana (1. Meşrutiyet ve Anayasa) parlamenter rejim adına çabaları için bir kırılma günüdür.
ABD’ye öykünme ve benzetilme adına bir başkalaş(tırılma) dönemindeyiz..

İçimize siner sinmez, düşüncelerimizi ve önerilerimizi 3 madde olarak
öteden beri paylaşıyoruz.. Bir kez daha sunalım izninizle…

10_Agostos_2014'te_Yasamsal_Gorev


 

********

Bu arada, Sayın Sabahattin Önkibar‘ın yakın tarihimize not düşen nitelikte
değerli bir derlemesini paylaşalım..

Dileriz bunlar ders olur ve tarih -aptallar için olduğu gibi- yinelenmez (tekerrür etmez)..

Türkiye’mizin aydınlık ve devrimci bilinç ve birikimi,
uğursuz AKP – RTE ayracını da (parantezini) de kapatacak güç ve azimdedir.

Üstelik her dönemde olduğu gibi sorumlularından hesap da sorarak..

Sevgi ve saygıyla
9.8.2014, Kastamonu

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

============================================

İşte ihanet listesi!

Sabahattin Önkibar

POLİTİKA GÜNLÜĞÜ – AYDINLIK, 8 Ağustos 2014
sonkibar@gmail.com 

Bu gün size varlıkları ile İslama türlü zararlar verenlerden kesitler sunacağız:

1) İslamı siyasallaştırıp politik araç yapan Milli Görüş hareketi…

Prof. Necmettin Erbakan son döneminde her ne kadar milli duruşlar sergilediyse de İslamı politize edenlerin başında gelmesinden ötürü son tahlilde Müslümanlığa zararlar vermiş ve inancımızın ideoloji haline gelmesinin öncülüğünü yapmıştır.
Erbakan’ın “Bize oy verenler Müslüman, vermeyenler patates dininden” ifadesi gaflet ve dalaletin ötesidir.

2) AKP kadroları…

İslamı emperyalizmin hizmetine sunan bu ekip, siyasal fayda adına toplumu
inanç ekseninde cepheleştirerek inanan insanları bile siyasal saiklerle (AS: dürtülerle) karşı cepheye iterek gerçekte Müslümanlığı hedefe oturtmuştur.

3) Risale-i Nur talebeleri…

Emperyal İslamın yerli ilk tezahürü (AS: yansıması) olan Nurculuk hareketi,
İslamı temel yörüngesinden çıkarma amaçlıdır ve risalelerle Kur’an’a karşı
seçenek önermeyi amaçlar. Dinde ilk bölücülük Said’i Kürdi‘nin bu girişimi ile başlamıştır.

4) Diyanet İşleri Başkanlığı…

Çok samimi gayelerle kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı özellikle son dönem
AKP iktidarının yan kuruluşu
 gibi hareket ederek AKP’li olmayan Müslümanları dinden soğutuyor…

Keza Diyanet’in Alevi kardeşlerimize hitap etmemesi bir başka olumsuzluk.

5) İmam Hatip Okulları…

Münevver imam yetiştirmek amacı ile samimi duygularla kurulan bu Cumhuriyet okulu maalesef bildik siyasal partilerin arka bahçesi yapılarak İslama hizmet yerine ihanetin göbeğine oturmuştur.

6) F tipi örgüt…

İslam ambalajı ile afyonlanan bu örgütün haşhaşi kadroları, Ergenekon ve Balyoz davalarında görüldüğü gibi NATO ve Pentagon’a hizmet adına
her türlü rezilliğe imza atmışlardır ki; bu alçaklıkları
 pek çok mümin insanı İslamdan soğutmuştur.

7) İslamcı mafya örgütleri ya da bazı cemaatler…

Tamamı olmasa da,

  • Türkiye’deki pek çok cemaat örgütlenmesi gerçekte
    İslamcı mafya örgütlenmeleridir.

İslama hizmet adı ile örgütlenen bu yapılar aslında
din baronlarının saltanatı demektir.

Hangi cemaate gitseniz, kendi şeyhleri ya Mehdi ya da Allah’ın veya Peygamber’in yeryüzündeki vekilidir.

Öbür cemaatlerin mensupları ise onlara göre cehennemliktir…

Evet, cemaat olayı inancımızın bünyesine giren kanserdir.

  • Atatürk’ün bu ülkeye yaptığı büyük hizmetlerinden biri de Tekke ve Zaviyeleri kaldırmasıydı. Eğer kaldırmasaydı bugün Türkiye’de İslam adı ile yüzlerce ayrı din olurdu ki, son 40 yıldaki esnemeler ve sayıları katlanan cemaatlerle beraber bu durum ortadadır.

8) İslamcı holdingler…

İhlas Finans, Kombassan, Yimpaş ve benzeri onlarca sözde İslamcı holdingin dolandırıcılıkları İslam inancının böğrüne saplanan hançerdir; çünkü bu holdinglerin temel sermayesi Müslümanlıktı.

9) Deniz Feneri benzeri yardım kuruluşları…

Yine İslam ve onun kuralı zekât kullanılarak yardım maskesi ile inançlı insanları dolandıran bu yapılar Müslümanlığı kirleten öbür kuruluşlardır.

10) Dinci medya…

İslam ambalajı ile okurlarına ulaşan bu mevkuteler aslında inancın değil,
köle oldukları iç ve dış siyasal dinamiklerin istemlerini yerine getirdikleri için
gerçek müminleri Müslümanlıktan soğumaya itmiştir.

Gazete Vatan Emek
Twitter@GazeteVatanEmek
Facebook: https://www.facebook.com/Gazetevatanemek

AYDINLIK BİR GELECEK, çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras…

http://www.gazetevatanemek.com/

Dünyanın Ar-Ge Devleri


Dostlar,

Sn. Prof. Ercan aşağıdaki önemli yazısında dünyanın ilk 10 AR-GE (Araştırma – Geliştirme; Research&Development harcaması yapan devlerini irdeliyor.
Biz de en büyük AR-GE’yi Anayasasında “laik” bir devlet olduğu yazılan bir ülke olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayırıyoruz!.

2014 bütçesinde Diyanet’in ödeneği % 18.2 artırılarak yine rekor kırdı.
Bütçeden en çok pay alan kurumların başında olan 
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB),
5,442 milyar liralık bütçesiyle 13 bakanlığı geride bıraktı! 8 bakanlığın toplam bütçesi ise Diyanet’in ödeneğine yetişemiyor. Böylece, neredeyse tamamı halkın vergilerinden oluşan devlet bütçesinin, küçümsenmeyecek bir bölümü, devletin bir İslam dininin Sünni mezhebine mutlak ayrıcalık tanıyan ‘dinci’ bir kuruma aktarılmış olacak. Bu Bakanlıkların arasında BİLİM ve TEKNOLOJİ BAKANLIĞI’nın da bulunduğunu belirtmeye bile gerek yok sanırız. DİB’in bir de Diyanet Vakfı var ki şirketleriyle, üniversitesiyle… muazzam fonları denetliyorlar.. Bu Vakfın mali portföy büyüklüğü ile ilgili net verilere ulaşılamıyor.

Denebilir ki DİB, Diyanet Vakfı ve uzantılarıyla birlikte Türkiye’de hemen hemen
en büyük KİT’lerden biridir; üstelik DİNSEL alanda.. Bu fonlar da hesaba katıldığında TÜBİTAK bütçesi dahil (1,9 milyar TL; hepsi AR-GE için değil!) Türkiye’nin toplam
AR-GE harcamasının kezlerce katı muazzam bir parasal – insangücü – malvarlığı … kaynağının İlahiyat – Divinity – Teologia alanında harcandığı ortaya çıkar (30+ İlahiyat Fakültesi, 600+ İHL, binlerce Kuran kursu, onbinlerce cami…).. Bu muazzam dinci harcamalara karşılık Türkiye İlahiyat – Divinity – Teologia bilim alanlarına ulusal – küresel ölçekte hangi anlamlı katkıları vermiştir, merak konusudur. (Ayrıca Teoloji’nin özellikle konusu ve yöntemi bakımından Bilim olup olmadığı tartışmaya açık bir konudur..)

Bir de bunca dinci – dinsel harcamaya karşın Dünyanın en ahlaklı toplumuna sahip olabilmiş midir Türkiye?’!

Yoksa, yoksa, ünlü Fransız Aydınlanma öncüsü Denis Diderot
yerden göğe haklı mıdır, tam da tersi mi gözlenmekte Türkiye’de ?

  • Ahlaksızlık ile dini birbirine karıştırmamak gerekir.
    Din olmadan ahlaklılık olabilir ve din ahlaksızlıkla birlikte bulunabilir  
    ve çoğunlukla da böyledir.

Veee, bütün bu “Murphy oluşumları” Türkiye’de nedendir,
kaç vakte dek sürdürülebilecekitr? 

Sevgi ve saygı ile.
15.7.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=================================================

Dünyanın Ar-Ge Devleri

portresi

 

 

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

 


Değerli arkadaşlar,

Dünyanın Araştırma-Geliştirme (Research&Development) alanında en çok yatırım yapan Uluslararası (AS: Çok uluslu – multi-national) 10 dev şirketin faaliyet alanı yoğunlukla, son 50 yılda küresel paradigmanın simgesi olan elektronik ve iletişim teknolojisidir. 1950 sonrası Elektronik Çağ, 2000 sonrası Robotik Çağ olarak adlandırılıyor. (Tabii bu çağları gerçek anlamıyla yaşayan toplumlar için;
hala orta çağ kafasını taşıyan büyük bir kesim var) 

Aşağıdaki listeye toplam 1 trilyon Doların (AS: Dünyanın küresel geliri   ̴70 Tr $!) üzerinde yıllık Ar-Ge harcaması yapan 10 ülkeyi aldım. (AS: 10 ilk ülkenin toplam
AR-GE gideri 1,120 Tr $)

Ülke Yıllık Ar-Ge Harcaması (Milyar $)

  1.  ABD 400
  2.  Çin 300
  3.  Japonya 160
  4.  Almanya 70
  5.  Güney Kore 56
  6.  Fransa 42
  7.  İngiltere 38
  8.  Hindistan 36
  9.  Kanada 24
  10.  Rusya 24

Bu 1 trilyon Doların kabaca % 1’i Türkiye’nin cebinden çıkıyor. Dünyada düşünen, keşfeden, teknoloji üreten beyinlere Türkiye’nin ödediği yıllık para ~10 milyar $. Dışalım (İthal) ürünler üzerinden dışarıya ödediğimiz Ar-Ge giderimiz, ülke içindeki
Ar-Ge harcamaları toplamının iki katıdır.

Koskoca 77 milyonluk Türkiye’nin (üretim, ulaşım, iletişim, bilişim, eğitim, sağlık vs.vs..) tüm alanlardaki yıllık Ar-Ge harcaması (yaklaşık 5 Milyar $) tek başına Google şirketinin bir yıllık Ar-Ge bütçesi kadar oluşu dikkat çekicidir. æ (15.7.2014)

++++++++++

  1. Microsoft: Ar-Ge Bütçesi 9 milyar $

 

 

 

 

Microsoft, ABD’de Washington Redmond merkezli çok uluslu bir yazılım şirketidir.
1975’te Bill Gates ve Paul Allen tarafından kurulan Microsoft, kurulduğu günden başlayarak dünyanın en büyük yazılım üreticisi ve en değerli şirketlerden biri durumuna gelmiştir. Microsoft, işletim sistemleri, ofis suit alanlarında egemen olmuş, arama motorları, video oyunları, cep telefonları ve dijital hizmetlerde büyük yatırımlar gerçekleştirmektedir.

2. Samsung: Ar-Ge Bütçesi 9 milyar $

Güney Kore Seul merkezli çok uluslu bir şirketler topluluğu olan Samsung, giyim, kimyasallar, tıbbi malzemeler, reklam, inşaat, finansal hizmetler ve sağlık hizmetleri de dahil olmak üzere birçok ürün ve hizmet sunmaktadır. 1938’de kurulan şirket, o günden bu güne tüketici elektroniği, yarı iletkenler, bilgi ve iletişim teknolojisi donanımları ile teknoloji ürünleri geliştirmekte ve sunmaktadır.

3. Intel: Ar-Ge Bütçesi 8,4 milyar $

Intel, California Santa Clara merkezli çok uluslu bir şirkettir. 1968’de Gordon Moore ve Robert Novce tarafından kurulmuştur. Elde ettiği gelire göre dünyanın en büyük ve en değerli yarı iletken üreticisidir. Çoğu kişisel bilgisayarlarda olmak üzere mikro işlemci üretmektedir. Bunun yanı sıra ana kart yonga setleri, ağ arabirimi kontrolleri, entegre devreler, flash bellek, grafik yongalar da üretmektedir.

  1.  Nokia: Ar-Ge Bütçesi 7,8 milyar $

 

 

 

 

Nokia, Finlandiya Espoo merkezli çok uluslu iletişim ve bilgi teknolojileri şirketidir. Kökleri 1861′e dek giden bu şirket, 1998 – 2012 arasında cep telefonlarının en büyük satıcı firmalarından olmuştur. 2013’te 7,2 milyar $ bedelle Microsoft tarafından
satın alınmıştır.

5. Panasonic: Ar-Ge Bütçesi 6,6 milyar $

Japonya Osaka merkezli çok uluslu bir elektronik şirketidir. İlk olarak Matsushita Elektric Industrial Co. Ltd’nin kurucusu Konosuke Matsushita tarafından 1918’de kurulmuştur. Japonya’nın en büyük elektronik üreticilerinden biri olan Panasonic, 2012’de televizyon üretiminde dünyanın en büyük 4. şirketi olmuştur.

  1.  IBM: Ar-Ge Bütçesi 6,3 milyar $

ABD, New York merkezli olarak 1911’de kurulan şirketin tam adı International Business Machines Corp. olup, kısaca herkesin bildiği IBM olarak adlandırılmıştır. Şirket, hosting ve server teknolojisi, nano teknoloji ögeleriyle ilgili çeşitli danışmanlık hizmetleri, donanım ve yazılım aynı zamanda alt yapı hizmetleri sunmaktadır. Dünya genelinde
12 araştırma laboratuvarı bulunan IBM’in 20 yıl boyunca en çok patent alan şirket olma özelliği bulunmaktadır.

7. Cisco: Ar-Ge Bütçesi 5,8 milyar $

Cisco, California San Jose merkezli çok uluslu bir şirkettir. 1984’te Leonard Bozack ve Sandy Lerner tarafından kurulan şirket, ağ donanımları satmakta, ağ yönetimi için gereken ögeleri, optik ağ, depolama alan ağları, VOIP (AS: Voice over IP; Internet Protokolü – IP üzerinden ses iletişimi, telefon görüşmesi) ve veri merkezi uygulamaları da bulunmaktadır.

  1.  Google: Ar-Ge Bütçesi 5,2 milyar $

California merkezli çok uluslu bir şirket olan Google, arama motoru, yazılım, bulut bilgi işlemleri, on line reklam, teknoloji ürünleri ve internet ile ilgili hizmetlerde uzmanlaşmış bir şirkettir. 1998’de Karry Page ve Sergey Brin tarafından kurulmuştur. G-mail, Google Drive, Google Plus, Chrome OS ve Chromebook gibi uygulamalarıyla hızla büyümekte olan bir şirkettir.

  1.  Amazon: Ar-Ge Bütçesi 2,9 milyar $

Washington Seattle merkezli bir elektronik ticaret şirketidir. 1994’te Jeff Bezos tarafından kurulan şirket, ertesi yıl on line ticaret işlemlerine başlamıştır. On line kitapçı olarak başlayan Amazon, sonrasında DVD, CD, VHS kaset, yazılım, giyim, mobilya, video oyunları, oyuncaklar, takı ve hatta gıda gibi ürünleri çevrimiçi satmaya başlamıştır. En son olarak da Kindle e-kitap okuyucu ve Kindle Fire tablet bilgisayar ürünlerini geliştirerek kendi tüketicilerine sunmuştur. Ayrıca, bulut bilişim hizmetlerinin önemli bir sağlayıcısı konumundadır.

10. Apple: Ar-Ge Bütçesi 2,4 $

California Cupertino merkezli çok uluslu bir şirkettir. Şirket kişisel bilgisayarlar,
yazılım ve öbür tüketici elektroniği ile ilgili tasarım, üretim, pazarlama ve satış yapmaktadır. 1976’da Steve Jobs, Steve Wozniak ve Ronald Wayne tarafından kurulmuştur. Ar-Ge için ayrılan bütçenin en yararlı kullanıldığı şirketlerin başında geliyor denilebilir. Buna örnek olarak devrim yaratan iPod, iPad, tablet bilgisayarlar ve
cep telefonları konusundaki çalışmaları ve ürünleri gösterilebilir.

EZAN’IN TÜRKÇE OKUTULMASI


Dostlar
,

81. Dil Bayramı haftası kapsamında, dostumuz, Dil Derneği üyesi
Sayın Fethi Karaduman‘ın “EZAN’IN TÜRKÇE OKUTULMASI” başlıklı yazısını paylaşalım. (Görseli biz ekledik)

Sevgi ve saygı ile.
30.9.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

================================

EZAN’IN TÜRKÇE OKUTULMASI

Fethi Karaduman

Atatürk,  birtakım kişi ve grupların dini çıkar amaçlı kullanmasını engellemek ve halkın dinsel duygularının sömürülerek aldatılmasını önlemek için, dinsel tapınmanın (ibadetin) Türkçe yapılması gerektiğini düşünür. Bunun için öncelikle, hutbelerin halkın anlayacağı dille olmasını, Kurtuluş Savaşı yıllarında, 1 Mart 1922 günü, TBMM’nin üçüncü toplantı yılını açarken belirtir:

  • “Camilerin kutsal minberleri, halkın din ve ahlak yönünden beslenmesinde en yüce, en verimli kaynaklardır. Bundan ötürü, camilerin ve mescitlerin minberlerinden halkı aydınlatacak ve uyaracak kıymetli hutbelerin içeriklerinin halkça anlaşılmasını sağlamak,
    Şeriye Bakanlığı’nın önemli bir görevidir. Minberlerden halkın anlayabileceği bir dille ruh ve beyine seslenmekle Müslüman kişinin bedeni canlanır, beyni arılaşır, imanı kuvvetlenir.”

Nitekim Atatürk, Cumhuriyet ilan edilmeden önce 7 Şubat 1923 günü Balıkesir’de,
Zağanos Paşa Camisinde minbere çıkarak Türkçe bir hutbe okumuştur.

(http://www.son.tv/pic/news/11820131240324153157_2.jpg)

Hutbelerin Türkçeleştirilmesinin ardından, Kuran’ın Türkçeleştirilmesi konusuna eğilen Atatürk, 1930 yılının Mart ayında Kuran’ın yeni bir Türkçe çevirisinin yapılmasını ister. Kuran’ın Türkçeye çevrilerek, okuma yazma bilen herkes tarafından kolaylıkla okunup, anlaşılabilir duruma gelmesi; dini yüzyıllardır kişisel çıkarı için kullanan
sahte hocaların, şeyhlerin, şıhların, mollaların, softaların halkın üzerinde kurdukları egemenliklerinin sarsılmasına yol açacaktır.

Kuran dilinin halk tarafından anlaşılır olmaması, Hıristiyanlıktaki ruhban sınıfına benzer “cemaat”lerin, “tarikat”ların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Dinsel konularda
ulusal dile yönelme, aynı zamanda dini siyasete, ticarete alet ederek sömürü amaçlı kullanan kişi ve toplulukların varlığına son vermeyi de amaçlamaktadır.

Bu çalışmalara koşut olarak, Atatürk’ün isteği doğrultusunda, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 18 Temmuz 1932 günlü yazısı ile Ezan’ın Türkçe okutulması sağlanır. Ezan, Atatürk devrim ve ilkelerinden sapmaların başladığı 1950 yılına dek Türkçe okunur. Ancak dönemin iktidarı (AS: Adnan Menderes), 6 Haziran 1950 günü çıkarttığı 5665 Sayılı Yasa ile bu uygulamaya son verir, ezan yeniden Arapça okunmaya başlanır.

ATATÜRK DEVRİMİ – Fethi Karaduman

TWİTTER: Fethi Karaduman2

Neresi Yanlıştı?

HUKUK POLİTİKASI

Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz
okcesizhayrettin@gmail.com

Neresi Yanlıştı ??

1 – Anayasamızda Cumhuriyet’in temel nitelikleri arasında yer alan ve yine Anayasanın 4’üncü maddesi ile güvence altına alınan laiklik ilkesi büyük bir titizlik ve hassasiyetle korunmalı, bunun korunması için mevcut yasalar hiçbir ayırım gözetmeksizin uygulanmalı, mevcut yasalar uygulamada yetersiz görülüyorsa yeni düzenlemeler yapılmalıdır.

2 – Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar, devletin yetkili organlarınca denetim altına alınarak, Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği Milli Eğitim Bakanlığı’na devri sağlanmalıdır.

3 – Genç nesillerin körpe dimağlarının öncelikle Cumhuriyet, Atatürk, vatan ve millet sevgisi, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ülkü ve amacı doğrultusunda bilinçlendirilmesi ve çeşitli mihrakların etkisinden korunması bakımından:
a – 8 yıllık kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulamaya konulmalı.
b – Temel eğitimi almış çocukların, ailelerinin isteğine bağlı olarak, devam edebileceği Kuran kurslarının Milli Eğitim Bakanlığı sorumluluğu ve denetiminde faaliyet göstermeleri için gerekli idari ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

4 – Cumhuriyet rejimine ve Atatürk ilke ve inkılaplarına sadık, aydın din adamları yetiştirmekle yükümlü, milli eğitim kuruluşlarımız, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun özüne uygun ihtiyaç düzeyinde tutulmalıdır.

5 – Yurdun çeşitli yerlerinde yapılan dini tesisler belli çevrelere mesaj vermek amacıyla gündemde tutularak siyasi istismar konusu yapılmamalı, bu tesislere ihtiyaç varsa, bunlar Diyanet işleri Başkanlığı’nca incelenerek yerel yönetimler ve ilgili makamlar arasında eşgüdümle gerçekleştirilmelidir.

6 – Mevcudiyetleri 677 sayılı yasa ile men edilmiş tarikatların ve bu kanunda belirtilen tüm unsurların faaliyetlerine son verilmeli, toplumun demokratik, siyasi ve sosyal hukuk düzeninin zedelenmesi önlenmelidir.

7 – İrticai faaliyetleri nedeniyle Yüksek Askeri Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) ilişkileri kesilen personel konusu istismar edilerek TSK’yi dine karşıymış gibi göstermeye çalışan bazı medya gruplarının Silahlı Kuvvetler ve mensupları aleyhindeki yayınları denetim altına alınmalıdır.

8 – İrticai faaliyetleri, disiplinsizlikleri veya yasadışı örgütlerle irtibatları nedeniyle TSK’dan ilişkileri kesilen personelin öbür kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamı ile teşvik unsuruna olanak verilmemelidir.

9 – TSK’ya aşırı dinci kesimden sızmaları önlemek için mevcut mevzuat çerçevesinde alınan tedbirler; öbür kamu kurum ve kuruluşları, özellikle üniversite ve diğer eğitim kurumları ile bürokrasinin her kademesinde ve yargı kuruluşlarında da uygulanmalıdır.

10 – (…)

11 – Aşırı dinci kesimin Türkiye’de mezhep ayrılıklarını körüklemek suretiyle toplumda kutuplaşmalara neden olacak ve dolayısıyla milletimizin düşmanca kamplara ayrılmasına yol açacak çok tehlikeli faaliyetler yasal ve idari yollarla mutlaka önlenmelidir.

12 – (…)

13 – Kıyafetle ilgili kanuna aykırı olarak ortaya çıkan ve Türkiye’yi çağdışı bir görünüme yöneltecek uygulamalara mâni olunmalı, bu konudaki kanun ve Anayasa Mahkemesi kararları taviz verilmeden öncelikle ve özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında titizlikle uygulanmalıdır.

14 – 16 (…)

17 – Ülke sorunlarının çözümünü “Millet kavramı yerine ümmet kavramı” bazında
ele alarak sonuçlandırmayı amaçlayan ve bölücü terör örgütüne de aynı bazda yaklaşarak onları cesaretlendiren girişimler yasal ve idari yollardan önlenmelidir.

18 – (…) (Yer darlığı yüzünden bazı ikincil önemdeki maddeleri yazamadım.
Tam metin için. Bkz. www.uludagsozluk.com/k/28-şubat-kararları/)

Bu maddeler içinde, temel hak ve özgürlükleri özünde ihlale yol açabilecek olanları elbette vardır. Bunlar ülkemizin üyesi bulunduğu ulusalüstü ve uluslararası hukuk kazanımları çerçevesinde bağımsız ve yansız yargıyla kesinlikle durdurulabilirdi. Ancak hükümet partisinin on yıldan beri bu belgeyi, gericiliğin kapılarını sonuna kadar açan ve ülkemizi uçurumun eşiğine getiren siyasetine kalkan yapmış olması bağışlanabilecek bir durum değildir.

Yanlış olan şey, bunları 12 Eylül Kafası’yla uygulamaya çalışmaktı
ve şimdi 31 Mart kafasıyla reddetmektir.

Bundan sonra bize düşen şey,

  • Tam Bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti”ni özgürlükçü, demokratik sosyal bir hukuk devleti felsefesiyle yeniden kurup, yaşatmaktır.
    (Cumhriyet Bilim Teknik, 16.08.13)

İSLAMIN ÖZÜ

Dostlar,

Bilge insan, 91 yaşındaki Dr. Mühendis Sayın Ali Nejat Ölçen, bir hazine değerindeki asırlık birikimini bizlerle paylaşmayı -üstelik sanal ortamda- sürdürüyor!

O’nun birikimini, vardığı sentezin yönünden bağımsız olarak çok değerli kılan, kullandığı bilimsel diyalektik yöntemdir.

Sorunlara

    akıl ve bilim yoluyla eleştirel ve sorgulayıcı yaklaşım

dışında insanlığın kurtuluşu yoktur.

Bir Cumhuriyet çınarıdır O.. Cumhuriyet’in okullarında yetişmiştir, Mustafa Kemal’in evladı dır.. Laikliği, Cumhuriyeti, demokrasiyi, insan haklarını, erdemi, ahlaklı ve çalışkan-üretken olmayı sindirmiştir.

Şimdilerde de İslam kaynaklarının arınması için çaba harcamakta, sorgulamaktadır.

Unutulmasın : Çocuklar 3-5 yaşlarında ne çok soru sorarlar! Yaşamı böylelikle tanır ve kavrarlar.
İnsanın doğasında bu sorgulayıcılık vardır. Sonraları sönümlenir / sönümlendirilir bu doymayan merak..

Oysa insanı insanlaştıran “neden-niçin-nasıl-nerede-ne zaman” (5N) sorularıdır.
Bu özellik yaşam boyu sürdürülmeli, alışkanlık edinilmelidir.

Sormayan insan teslim alınır, köleleştirilir.. Uygarlık ve bilim orada gelişmez..

Bu bakımdan,

    Kur’an da asla ezberlettirilmemeli anlayarak öğrenilmelidir

.

Hafızlık yasaklanmalıdır, insanlığa ve dine bir yararı yoktur, zararlıdır;
ezber zihinsel bir soykırımdır!

“Fanatik İslamcılar”, dikkat buyurun, “Mütedeyyin Müslümanlar” demiyoruz;
bu tür yaklaşımlar karşısında havaya fırlamaktadırlar. Onların bam telidir, oyuncaklarının elinden alınacağı psikolojisi ile bir çocuk gibi saldırganlaşmaktadırlar. Çocuk saldırganlığı masumdur ama.. Bu öyle değil.. fanatik islamcı yobazdır, cana bile kıyar, hiç gözünü kırpmaz.. Toplu kıyım ve vahşetten geri durmaz..
Tarihte yakıcı örnekleri dolu.

Bu bakımdan İslamın dünden günümüze “güncel” (şimdilik) sorunu bu yobaz takımının elinden kurtarılmasıdır.

Prof. İlhan Arsel, “Diyanet hurafe üretiyor..” demişti.
Bu tür sorgulamalara girişmişti. Ülkesinde barındırmadılar.. ABD’ye göç etmek zorunda bırakıldı.

Turan Dursun “Din Bu” başta olmak üzere sorgulayan yapıtları yüzünden öldürüldü.

Aziz Nesin öyle.. Yargıtay Başkanı Ümran Öktem öyle.. (Cenaze namazı engellenmek istendi!)

“Şeytan Ayetleri” kitabı yazarı Salman Rüşdi öyle.. İslamda aforoz kurumu olmamakla birlikte daha beter edildi. İnfaz emri çıkarıldı hakkında..

Doç. Dr. Bahriye ÜÇOK, evine yollanan bombalo paketle alçakça öldürüldü..

    Fanatik dinci – dini geçim kaynağı eden kesim

hemen “din elden gidiyor -dine hakaret” vaveylası basıyor. Türk Ceza yasasında da dince kutsal sayılan değerlere hakaret diye Anayasanın düşünce özgürlüğü hükümlerine (başlıca md. 25 ve 26, md. 24) aykırı bir madde var..
Fazıl Say bu maddeden hüküm giydi! (TCK md. 125 b ve c, önceki Ceza Yasası md. 175)

Laiklik karşıtı eylem serbest, Hilafet istemek de!

Dahası, böyle bir siyasal parti kurup Anayasa Mahkemesinde oybirliğiyle hüküm giymek
ve ülkeyi yönetmeye devam etmek de!

Ama “dince kutsal sayılan” belirsiz bir içerik yasal korumada!
Dinsel eleştirilerin başında Demokles kılıcı.. Kırk katır mı kırk satır mı, kırk fırın mı??
(Yobaz insan da yakıyor!)

Böyle demokrasi olmaz!

*****************

İslama yapılan kötülükler bununla kalmadı..

Son çeyrek yüzyıldır da “ILIMLI İSLAM” adı altında

    Batı Emperyalizmi İslam dinini buyruğuna alarak adeta terbiye etti

, ehlileştirdi kendince.

    İslam dinini Kapitalist sömürüye “gık diyemez” duruma getirdi

bilinen Cemaat ve başındaki kişi
F. Gülen eliyle..

Bu Cemaatın üssünün Pensilvanya olması her şeyi açıklamıyor mu?
5 kıtada milyarlarca dolarlık yüzlerce okul, Pensilvanya’da çiftlikte korumalı saltanat..
Hangi parasal kaynakla?? Emekli vaiz aylığıyla mı??

Prof. İlhan Arsel henüz KüreseleşTİRme = Yeni emperyalist atak başlamadan ABD’de idi ve İslami yobazlığı sorguladı. Emekli Vaiz İlkokul mezunu F. Gülen gerçekte İslamı koruyacaksa vaaz yeri bu dinin doğduğu S. Arabistan, Mekke-Medine olmalı değil mi?? Peki ya din bilgisi birikimi?

Bu sorgulanmayacak mı? Geçerli hangi belge – diplomaya dayalıdır, ehil midir bunu yapmaya?? Ya değilse??!

*****************

Zaman akıyor.. Dünya nüfusunun 1/3’ü Hıristiyan.. Müslüman oranı % 23 gibi..

Budizm, Hinduizm, Şintoizm ve Ateizm öbür ana dinler ve akımlar..

“Son din İslamiyet”, İsa’nın dinini aşamadı.. Niçin acaba??

Ateistler % 16-17’yi buldu.. Her 6 kişiden biri ve genellikle de çok iyi eğitimliler.. Neden acaba??

Bu gidişle, akıl ve bilim dışı olan her şey dışlandığından, adına “din” de deseniz, insanlar soğuyor ve reddediyor.. Yani yobaz – çıkarcı hatta yer yer uçkur düşkünü dinciler insanları dinden ediyorlar!..

Avrupa’da çoooook uzun onyıllar süren kanlı mezhep (=Dinin farklı yorumu! Niye oluştu acaba??
Hak mezhep ne demek sahi? İslam’da 4 tane hak mezhep?? İslamı 4 farklı yolla anlamak?? Tanrının dini tek değil mi?? Bu farklı yorumlar niye ki??) savaşlarının ardından devlet ve toplum yaşamı ayrılarak dönüşümsüz biçimde SEKÜLARİTE (laik düzen) kabul edilmedi mi?

Dolayısıyla, Hıristiyanlığın 16. yy. ve sonrasında yaşadığı “Dinde Reform” sürecini
İslam dünyası da er ya da geç mutlaka yaşayacak ve İslamiyet bu hurafelerden arındırılacaktır.

İnsanları dinsel sömürü de dahil tüm kötülüklerden koruyacak şaşmaz pusula BİLİMSEL AKICILIKTIR!

Bu sitenin de ana pusulası aynı yöntemdir.

Büyüüüük ATATÜRK de öyle buyurmuşlardı :

*

    “Dünyada her şey için, maddiyat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir;
    bilim ve fennin dışında kılavuz aramak aymazlıktır, bilgisizliktir, doğru yoldan sapmaktır.

(22.09.1924, Samsun Öğretmenleriyle Konuşma, 1925, Atatürk’ün M.A.D. s. 19)

Sonuç olarak;

Sayın Ölçen’in çabasını çoooook değerli buluyor, katılıyor ve destekliyoruz.

Aklı başında Müslümanların da benzer davranışları insanlığın ve İslamiyetin yararına olacaktır.

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 23.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================================


İSLAMIN ÖZÜ

portresi

Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN

Sn. Çetiner Çalış’a ilgileri nedeniyle teşekkür ediyorum. Çünkü, 0.8.2013 günlü iletisinde haklı olarak aşağıdaki soruya yer vermişti:

    Dünya “Hıristiyan-Emperyalizm” koalisyonuna teslim edilmemeli.

demişsiniz. Nasıl olacak bu iş kavga etmeden? Müslüman dünyasının bir araya gelebilmesini ben ihtimal dahilinde görmüyo­rum.

Şimdilerde yanıtı olmayan ve fakat haklı bir soru. Bir gerçek apaçık ortda:

Petrol tükendiğinde ve Ortadoğudaki Islam dünyası kalım dirim sorunsalıyla karşı karşıya kalabilir. O coğrafya (Türkiye’miz dahil) emper­yalizmin eline geçtiğinde bu soru tüm hızıyla güncelleşecektir. Umarım zamanın akıp gitmesiyle soru yanıtsız ve çözümsüz kalmaz!

Islam’ı kendi siyasal ve parasal çıkarı için (alçakça) kullanan Islamcılar’ın elinden kurtarmak konusunu gündeme taşıyan bir başka yazar var mı bilemiyorum.

Tüm kızgınlıkları göğüslemeye hazır­lıklı olarak yazıyor ve söylüyorum ki; Dünyada barış bir gün sağla­nacaksa bu, ancak Islam’ın hümanist ve adaleti öngören ilkelerinin var oluşuyla gerçekleşebilir. Bu gerçeği bugün göremeyen yalnız Islam Dünyası değil, doğayı yok et­mekte olduğunu umursamayan emperyalizm bile
o ilkelere gereksinim olduğunun farkına varacaktır.

Islam’ın kuralları dışında kalan ve fakat özünü oluşturan Ayetlerin hiçbirine Islam Dünyasının sahip çıkmadığı artık kabul edilmelidir. Hatta ne yazıktır ki, cemaat çıkarları, Islam’ın özü olan o Ayetlere sahip çıkmaya engeldir. Kanımca aşağıda belirttiğim ayetleri odak noktasına getirecek yeni bir Islam Öğretisi’ne
gereksinim var. Ben bunu yapmaya çalışyorum.

İki nedenle:

1. Azgınlaşan emperyalizm yerküreyi yokoluşa sürük­lemektedir.

Çünkü emperyalizmin Tanrısı “para” dır.

Onun bu niteliğini en belirgin biçimde bir Alman özdeyişi özetlemektedir:

“Hast du was, bist du das”.(Neyin varsa sen osun).

Bu deyim, yerküreyi yok edecek olan emperyalizmin özlü bir açıklanışıdır.

2. O nedenle doğayı ve insanı korumanın temel ilkelerini Islam’ın kutsal kitabından çıkarıp,
“öğreti” ye dönüştürmek gerekiyor.

Bu gerçekleşebilir mi? Sn. Çetiner Çalış’ın sorusunun özdeki anlamı budur.

Emperyalizm karşıtı yeni bir Islam öğretisi kendisinin de tarihsel güvencesi olacaktır.

O nedenle emperyalizme karşıtlığı Batı dünyasında görmek, bulmak, düşün ve eylem birliği sağlamak ge­rekecek.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiyesi bunu başarabilir.

Bunu sağlamak için kişinin dindar olması, dinin kurallarını titizlikle uygula­ması da gerekmez.
Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) Islamın kurallarına uymasa bile, özünü oluşturan ilkelerine
sahip çıkmayı amaçlamaktadır. Neden? Çünkü: Islam Dünyası, henüz o dinin kültür düzeyini kavrayabilmiş değil. Islam’ın felsefesi ve kendine özgü kültü­rüne yerküre ve yerküredeki tüm canlıların gereksinimi olduğunun farkında bile değil.

İşte o gereksimin çözümünü sağlayacak Ayetler:

1. Necm Suresinin 39. Ayeti. Karl Marx’tan 1200 yıl önce: “Say’inden (emeğinden) gayrisi senin değildir.”

2. Maide Suresi’nin 42.Ayeti: “Adaletle hükmediniz. Tanrı, adalet ya­panları sever.”

3. Nisa Suresi’nin 112. ayeti: Bir suçsuzun üzerine kim suç atarsa bu büyük bir iftiradır ve
açık bir gü­nah yüklenmiş olur

4. Hücurat Süresi’nin 12. ayeti: Zan’dan sakınmalarını bildirmekte­dir: Zan’ın bir kısmı zira günahtır.

5. Hücurat Suresinin 11. Ayeti: Birbirinizde kö­tülük aramayın, birbiri­nizi kötü lakaplarla çağırmayın.

6. Saf Suresinin 3. Ayeti: “Yapamayacağınız şeyi söyleme­yin.”

7. Araf Suresinin 43. Ayeti: “Göğüslerinizde kinden ne varsa atmışızdır.”

8. Nahl Suresi’nin 30. Ayeti: “Dünyada güzel iş yapanlara güzellikler vardır.”

9. Maide Suresi’nin 8.Ayeti: “Bir kavme duyulan kininiz sizi adaletsiz­liğe yö­neltmesin.”

10. Asr Suresi: “İnsanlar hüsran içindedir, sabır ve iyilik öğütle­yenler ha­riç.”
İlginç olanı “sabırlı” iyi kişi” olun demiyor. Sabrı ve iyiliği bireysel nitelik olmaktan çıkarıyor, toplumsallaşmasını öngörüyor. Olağanüstü doğru olan bu.

11. Adiyat Suresi’nin 5. Ayeti: “Vay bütün hümeze ümeze güruhuna, mal top­lamış, onu saymaktadır.
Mal kendisini ebedî kılacakmış sanır.”

Bu ayetler yabancı dillere çevrilmeli Batı dünyasına anlatılmalı aynı zamanda Islam’ın öğretisi olarak yaygınlaştırılmalı ve “ahlak” ilkesine dönüştürülmeli.

Çünkü yukarıya aktardığım ayetlerin tümü emperya­lizme, soyguna, israfa, gösterişe, haksızlığa, nefrete ve ahlaksızlığa karşıdır, evren­seldir ve yerkürenin kurtuluşunun çözümüdür.

Birbirinden ayrılmayan bir bütündür bu Ayetler ve Islam’ın özünü betimler. Tümü Islam’ın kurallarından çok daha önemlidir ve ne yazık ki Islam Dünyası, hala bu Ayetleri özümseyecek kültür düzeyine ulaşabilmiş değildir.

Böylesi bir uğraş ilkin ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın görevi olabilmelidir.
Ve bu kuruluş devletten ayrı, özgür ve özerk niteliğe kavuşabilmelidir.
Devletin içinde değil, devletin dışında, devlete karşın Dinin korucusu olabilmelidir.

Kanımca Islamın özü olan bu Ayetler, dünya barışının da yaratıcısı olabilir. Bu satırları yazan kişi,
Islam’ı yalnızca bir din olarak değil aynı zamanda bir yaşam felse­fesi olarak da betimlemektedir.
Bunun savaşımını vermektedir ve bugün kimsenin umursamadığı bu Ayetlere petrol tükendiğinde Islam Dünyası
50 yıl sonra belki sarılacaktır. Şimdiden böylesi ortamı yaratmanın çabasını görev olarak üstlendim.

Çünkü yerkürede tek egemen güç ve tek din, azgınlığın ve felaketin kaynağı olacaktır.

Böyle biline.

Saygılarımla.
21.8.2013

Dr. Müh. Ali Nejat Ölçen

ATATÜRK Artık Hutbelerde Yok!?

Prof. Dr. D. Al ERCAN

portresi

ATATÜRK Artık Hutbelerde Yok!?

Değerli arkadaşlar,

Sözcü Gazetesi yazarı Saygı Öztürk, 23.Mart.2013 tarihli yazısında,
“Hutbelerde artık Atatürk ve Türk kavramlarına yer verilmediğinden” yakınıyor.
Özellikle de  “Atatürk’ün kurduğu bir Kurumun Atatürk’e ihanetini” eleştiriyor.

Atatürk’e ne zaman ihanet edilmedi ki?! İhanet hep oldu, ve hep olacak.
Bunu yadırgamayalım. Emperyalizmin hizmetinde, bölücü-gerici yardakçılar takımı var oldukça ihanet hep olacaktır. Türkiye’de olan bitenleri başından itibaren bilenler için mevcut durumda şaşılacak bir şey yok; Neden mi? kısaca özetleyeyim;

Cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim 1923’ten bir gün önce, 28 Ekim 1923 Perşembe akşamı Cumhuriyetin yıkılması projesi başlatılmıştı, hem de maalesef,
Mustafa Kemal’in en yakın silah arkadaşlarının da aralarında bulunduğu bir kadro tarafından.

O zaman TBMM’nde 300’den çok milletvekili olmasına karşın bunların yarısına yakını ertesi gün ilan edilecek olan Cumhuriyete “Evet” oyu vermemek için, türlü bahanelerle,  Ankara dışına çıkmışlardı. Cumhuriyet karşıtı kadronun ileri gelenleri (Ali Fuat Cebesoy, Ali Çetinkaya, Rauf Orbay, Refet Bele, Kazım Karabekir, Fevzi çakmak…) korkudan Ankara’dan ayrılamamışlar, ertesi günkü oylamada nasıl davranacaklarını belirliyorlardı:

“Biz yarınki oylamada ‘Evet’ demeliyiz; aksi takdirde Mustafa Kemal bizi halleder;
ama unutmayalım ki O’da bir fanidir, bir gün elbet göçüp gidecektir, işte o zaman meseleyi hallederiz.”  Cumhuriyet, toplantıya katılan 150 küsur milletvekilinin
oybirliğiyle ve alkışlarla kabul ve ilan edilmişti..

Yani, değerli arkadaşlar,

“Cumhuriyeti imha etmek projesi”  Anti-Kemalist Proje, Cumhuriyetin ilanından bir gün evvel başlatılmıştır. O zamanki Laik Cumhuriyet karşıtı kadroların ellerindeki kara-yeşil bayrak bu günlere kadar gittikçe artan bir güçle elden ele taşına geldi.

Halifeliğin kaldırılması, Evkaf ve Şer’iye vekaletinin ilgası sonrasında, o zamanki koşullarda, “palyatif bir önlem” olarak Mustafa Kemal  Diyanet İşleri Başkanlığını kurmak zorunda kalmıştı.  Büyük Önder, “Laik bir Cumhuriyette Din ve Devlet işlerinin kesinlikle ayrı yürütülmesi gerektiğini, Dinin Devlet işlerine, Devletin de, sınırlı bir denetimin dışında, Din işlerine müdahale etmemesi gerektiğini” tabii ki, çok iyi biliyordu.

Ancak koşullar böyle bir çözümü zorunlu kılıyordu.  Ömrü vefa etseydi, Yüce Atatürk,
ilk fırsatta bu Kurumu “İslâm’da yönetici Ruhban sınıfı yoktur” diyerek ya tümüyle kapatacak, ya da Devlete karşı her türlü zararlı girişime karşı denetim erkini elde tutarak, Devlet desteğinin olmadığı, başka bir yapıya kavuşturacaktı.  (gerçek müminler için de kesinlikle daha hayırlı olurdu) Olmadı, olamadı..

İşte Diyanetin bir “Devlet Kurumu” olarak kuruluşunu büyük bir fırsat olarak değerlendiren Cumhuriyet karşıtı, Şeriat yanlısı yobaz takımı, bu Kurumu “üslenilecek bir merkez” olarak gördüler ve en kolay şekilde, bu zayıf noktadan Cumhuriyet’e “gedik” açabileceklerini anladılar.  Nitekim 1950 seçiminde Demokrat Parti iktidarı
ele geçirince, Devrim karşıtlarının baş ideologlarından Necip Fazıl Kısakürek
Atatürk döneminin bitişini (!) sevinçle şöyle haykırıyordu:

  • “Surda bir gedik açtık, mukaddes mi mukaddes,
    Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es!”

Başından beri, ustaca takiye taktikleriyle bugüne dek güçlenerek gelen,
şu anda milyarlara hükmeden Diyanet Vakfıyla, 8 bakanlığın bütçelerinin toplamına denk bütçesiyle, 120 bin kişilik görünen kadrosuyla dizginlenemez bir güce erişmiş olan bu Kurumun çoktan Devlet’ten kopartılması, Devletle ilişiğinin kesilmesi gerektiğini kezlerce yazdım. Ne yazık ki çok az anlayan çıktı.

Değerli arkadaşlar özetlemek gerekirse    ;

1- Laik bir ülkede “Diyanet İşleri Başkanlığı” gibi garabet bir Devlet Kurumu olamaz.

2- Evet, DİB Atatürk tarafından kurulmuştur, ama zorunlulukla! Hasta olduğumuzda, tıbben zorunlu kaldığımızda, radikal bir ameliyata razı olmuyor muyuz?

3- Ülkemizin bu duruma gelmesinde en etkin Kurum kuşkusuz, vatan haini, bölücü, gerici birtakım siyasetçilerle birlikte (umursamaz hedonist zadegân takımının,
keyfi kekâ Hariciye’nin, ilgisiz Üniversitelerin, bilgisiz Askeriyenin,
korkak Aydınların, vurdum duymaz saftirik Halkın da katkılarıyla)
 DİB olmuştur…
DİB artık Şeriat Devletindeki en yüksek “Dini Makam” havalarında “fetwa” lar yayımlamaktadır.

4- DİB hiçbir tarikatın, hiçbir dini akımın zararlı olamayacağı ölçüde, Laik Devlet yapısını, aynı Devletin olanaklarıyla içten içe oyarak, kemirerek tahrip eden, Şeriat alt yapısını resmen kurgulayan bir Kurumdur. DİB içinde yuvalanmış kadrolar,
Şeriata giden yolları milim milim döşemiştir. Bu kurum çoktan lağvedilmeliydi.
Maalesef artık çok geç; Devlet kadroları %100.0 imamlaştı; adı henüz konmamış Şeriat Devletinin altyapısı tamamlandı. Sevgili Ataol Behramoğlu‘nun dediği gibi

  • Artık korkmaya gerek kalmadı,
    Çünkü korkulan olmuştur…

“Hutbelerden Atatürk adı çıkarılmış” Bunda şaşacak ne var ki ?! æ

*********************************************

Atatürk’e bir darbe de Diyanet’ten..
Hutbelerde artık Atatürk yok…

İki yıl öncesine kadar Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıl dönümlerinde tüm camilerde hutbeler okunurken, Atatürk’ün askeri dehası ve kahramanlığından söz ediliyordu; Atatürk’ün ve Türk milletinin kahramanlığından söz edilirdi. Son iki yıldır
hem “Atatürk” hem de “Türk” kelimeleri hutbelerden kaldırıldı.
Nereden nereye?

Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kuran Atatürk’ün, Diyanet tarafından “yok” sayılmaya başlaması tepki çekti. Daha önceki hutbelerde Atatürk’ten söz edilirken, “Cumhuriyetimizin kurucusu, Anafartalar Kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk”
ifadesi ve Atatürk’ün sözleri de yer alıyordu…

Atatürk’ü hutbelerden sildiler

2012 yılından başlayarak ise Atatürk tümyle hutbelerden kaldırıldı ve Anafartalar kahramanı unutturulmaya başlandı. Bu yılki Çanakkale hutbesinde Atatürk’ün adı geçmeden Çanakkale zaferi ile ilgili şöyle denildi:

  • Aziz ecdadımızın kanlarıyla sulanmış cennet vatanımızın her karış toprağı
    nice kahramanlık destanlarını haykırmaktadır. 
    Tarihimizin her bir sayfası, onların şan ve şerefini anlatmaktadır. Böyle bir ecdadın varisleri olmanın
    haklı gururuyla başımız dik, alnımız açık bir şekilde onları her an hayırla ve minnetle yâd etmekteyiz. Ve bilmekteyiz ki, geçmişten ibret alarak
    Çanakkale ruhunu canlı tuttuğumuz müddetçe ulaşamayacağımız hedef, başaramayacağımız iş, üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir problem olmayacaktır.
  • Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü münasebetiyle başta Çanakkale’de olmak üzere, mukaddesatı uğruna canını feda eden bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığınca aziz şehitlerimiz için ülke genelinde okutulan 250 bin hatm-i şerifin kabulünü, kutsal değerler etrafında kenetlenmeyi ve birlik beraberliğimizin
    daim olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyoruz.”