DİSK-KESK-TMMOB-TTB: Türkiye Karanlık Gidişe Mahkûm Değildir!

DİSK-KESK-TMMOB-TTB:
Türkiye Karanlık Gidişe Mahkûm Değildir!

Saldırganın kimliği ve saldırının biçimi, bu ülke tarihini bilenler açısından hiç de şaşırtıcı değildir.

Tarihimizde hemen her kontrgerilla saldırısında gördüğümüz politik simgeler, uluslararası bağlantılar, kolluk güçlerinin “ihmalleri”, “kimseyle bağlantısı olmayan münferit bir meczup” olarak ilan edilen failler ve bir süre sonra saldırıya uğrayanları suçlama taktikleri bu saldırıda da aynen kendini göstermiştir.

İktidarın ve emrindeki medyanın kışkırtıcı, ayrıştırıcı, bölücü ve hedef gösteren söylemlerinin bu tür saldırıları azmettirici etkisi ortadadır. Ancak karşımızdaki tablo bundan daha tehlikeli bir yönelime işaret etmektedir.

Bu saldırı, kapısında her an polis bekleyen, “etrafında kuş uçurtulmayan” bir binada gerçekleşmiştir.

Bu saldırgan Suriye’de cihatçı çetelerin ve kontrgerillanın “operasyon” ve “egemenlik” bölgelerinde “görev” almıştır.

Bu saldırı, halkın tek başına iktidara son verdiği 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası terör döneminin hatırlatıldığı; muhalif gazetecilere ve siyasetçilere saldıranların cezasız kaldığı hatta övüldüğü ve terfi ettirildiği; muhalefetin “Bunlar iyi günleriniz, daha neler olacak” diye tehdit edildiği; iktidar-yargı-sermaye-mafya ve medya ilişkilerindeki kirli çamaşırların iç çatışmalar sonucu birer birer ortaya döküldüğü bir dönemde gerçekleşmiştir.

Manzaranın izaha gereksinimi yoktur. Bu karanlık tablodan sorumlu olanlar, bu cinayeti soruşturamaz, bu çürümüşlüğün hesabını soramaz.

Bütün yönleri ile çürüyen bu düzenin üzerimize çöküşünü beklemek de akılcı değildir. Çünkü bu düzen çökerken daha fazla acı, kan, gözyaşı, işsizlik, yoksulluk, adaletsizlik, savaş, baskı ve zulüm getirmektedir.

  • Türkiye bu karanlık gidişe mahkûm değildir!

Bu enkazın yıkıntıları arasından emeğin, barışın ve demokrasinin egemen olduğu bir ülkeyi, omuz omuza kardeşçe yeniden kurmak için kaybedilecek her vakit, çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğinden çalınacaktır.

  • En önemli güvencemiz, bu ülkenin kültürel, bilimsel birikimi ve bu toprakların köklü emek, barış, demokrasi mücadelesi geleneğidir.

Ülkemizde tümüyle yok edilen demokrasiyi acilen güçlü bir biçimde yeniden inşa etmek için ihtiyacımız acil birlik, acil dayanışma ve acil mücadeledir.

Bizler 4 emek ve meslek örgütü olarak, yarın çok geç olmadan tüm emek, barış ve demokrasi güçlerini, tüm kişileri ve kurumları dayanışma içinde olmaya ve omuz omuza mücadeleye çağırıyoruz.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği
Türk Tabipleri Birliği

KRİZİN BEDELİNİ ÖDEMEYECEĞİZ

KRİZİN BEDELİNİ ÖDEMEYECEĞİZ!
EMEĞİN HAKLARINI SAVUNMAK İÇİN OMUZ OMUZA!

DİSK-KESK-TMMOB-TTB

Bugün ülkemiz çok ciddi bir ekonomik krize sürüklenmektedir. Ülkeyi yönetenlere göre “kriz – mriz yok” ama çarşıda, pazarda, fiyat etiketlerinde, faturalarda zam üstüne zam var! Enflasyon karşısında eriyen alım gücümüz, küçülen ekmeğimiz var. Artan işsizlik, iflaslar, toplu işten çıkarmalar var! Yükselen geçinemiyoruz çığlıkları, umutsuzluğun pençesinde son verilen yaşamlar var. İlaçları verilmeyen hastalar, sağlıkta ve eğitimde kemer sıkma politikaları var. İnsanca çalışmak isteyen işçilere atılan gaz bombaları var. Hakkını arayan emekçiye toplu gözaltı ve tutuklamalar var. Türkiye halkının %99’u için giderek ağırlaşan yoksullaşma ve işsizlik gerçeği var iken,  ülkeyi yönetenlere göre, tek sesli medyaya göre, krizi fırsata çevirmek isteyen bir avuç patrona göre, kısacası çok ufak bir azınlığa göre “kriz mriz yok”.

Bugün %99’un insanca çalışma ve yaşama hakkını tehdit eden krizi çıkaran, “kriz mriz yok” diyen %1’dir. Ülkemizi büyük bir yıkımın eşiğine getiren neoliberal politikaları yıllardır kimler hayata geçirdiyse krizin sorumlusu da onlardır. Türkiye’yi sermaye için cazip bir ülke yapmak adına, emeğin en temel haklarını, şeker fabrikalarından kağıt fabrikalarına kamu birikimini özelleştirmeler yoluyla talan eden, sosyal hak olarak tanımlanması gereken kamusal hizmetleri, yerli tarımsal üretimi, kentleri, doğayı imha eden politikaları hayata geçiren AKP iktidarı krizin başlıca sorumlusudur.

AKP iktidarının sürdürdüğü
– ithalata,
– betonlaşmaya,
– dış borçlanmaya,
– ranta,
– spekülasyona dayalı ekonomik model hızla çökerken,

faturayı ödemesi gereken bu modelin mağduru olan işçiler, emekçiler, emekliler, köylüler, dar gelirliler değil bu model sayesinde küplerini dolduranlar ve iktidarlarını kuranlardır.

  • Bugün üçte ikisi özel sektöre ve bankalara ait 467 milyar $ dış borç, AKP politikaları sayesinde küpünü dolduran küçük bir azınlığın borcudur.

– Sendikal örgütlenmenin engellendiği,
– onbinlerce kamu emekçisinin ihraç edildiği,
– grevlerin yasaklandığı,
– kamu emekçilerinin yandaş konfederasyonla birlikte yoksulluğa ve yoksunluğa mahkum edildiği,
– hak aramanın bastırıldığı

bir ortamda elde edilen yüksek kar oranlarını paylaşmayanlar, bugün zararlarını ve borçlarını halkın sırtına yıkmaktadır. “Nimete” kimseyi ortak etmeyen %1’lik bir kesim, külfeti nüfusun %99’unun üzerine yıkmaya çalışmaktadır. Krizi yaratanlar fırsattan istifade İşsizlik Fonunu yağmalamanın, kıdem tazminatına el uzatmanın ve zorunlu BES adı altında emekçinin cebinden finans tekellerini beslemenin yolunu aramaktadır.

Ekonomik büyüme söz konusu iken, bunun bedelini yoksullaşmayla, gelir dağılımı ve vergi adaletsizliğiyle, iş cinayetleriyle, eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamusal hizmetlerin ticarileşmesiyle, fabrikalarımızın satılmasıyla ödeyen bu ülkenin işçileri, kamu çalışanları, tüm emekçileri yaşanan kriz sürecinde borçlu değil alacaklı konumundadır.

Halkın % 99’unun borçlu değil alacaklı olduğu bilinciyle, bize dayatılan yoksullaşmaya, işsizliğe, çocuklarımızın sağlıksız büyümesine, giderek kötüleşen çalışma ve yaşam koşullarına karşı mücadele kararlılığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

İşsizlik, zamlar, yoksulluk kader değildir ve kriz, toplumun emeğiyle geçinen çoğunluğunu koruyan, kamucu politikalarla önlenebilir. Ücretlerin artırılmasından toplu işten çıkarmaların yasaklanmasına, kamu hizmetlerine zam yapılmamasından vergi adaletine dek somut, uygulanabilir politikalarla işsizlik de, yoksullaşma da önlenebilir.

Bizler örgütlü olduğumuz her yerde “krizin bedelini ödemeyeceğiz, krizde %1 değil, %99 korunsun” talebiyle düzenleyeceğimiz etkinlik ve eylemlerimizi emek ve meslek örgütleriyle, yerel emek ve demokrasi güçleriyle ortaklaştırıp yaygınlaştıracağız.

  • “Krizin bedelini ödemeyeceğiz, krizde %1 değil, %99 korunsun”

fikri etrafında buluşabilecek herkesi, emeğin haklarını savunmak için omuz omuza mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. 26.09.2018

DİSK-KESK-TMMOB-TTB
=============================
Dostlar,

Mükemmel bir basın açıklaması..
Tümü ile onaylayarak paylaşıyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 27 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Ankara Tabip Odası Üyesi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi   profsaltik@gmail.com

 

Soma katliamının ikinci yılında TTB Soma’da

Soma katliamının ikinci yılında
TTB Soma’da

TTB, DİSK, KESK ve TMMOB Heyeti, 13 Mayıs 2014’te meydana gelen Türkiye tarihinin en büyük işçi katliamının 2. yıldönümünde Soma’da düzenlenen anma etkinliklerine katıldı. Heyette TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Bayazıt İlhan, TTB Merkez Konseyi üyesi
Dr. Hüseyin Demirdizen, Manisa Tabip Odası Başkanı Dr. Hasan Semih Bilgin, DİSK Başkanı Kani Beko, KESK Eş Başkanı Lami Özgen ve TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı yer aldı.

Heyet ilk olarak, Maden Mühendisleri Odası tarafından Hükümet Meydanı’nda düzenlenen basın açıklamasına katıldı. Ardından, Madenci Anıtı önünde, TTB, DİSK, KESK ve TMMOB’un ortak açıklaması gerçekleştirildi.

Açıklamada, Soma katliamının göz göre göre geldiğine dikkat çekilerek; ocakta karbonmonoksit gazının aylardır limit değerlerin üzerinde seyrettiği, gaz algılayıcılarında bu değerlerin belli olduğu, ocak sıcaklığının bir aydan beri normalin üzerinde seyrettiği, işçilerin yoğun baş ağrısı şikâyetinde bulundukları ve yoğun ağrı kesici kullandıkları vurgulandı. Tüm bunların net bir şekilde kömür yangınını göstermesine karşın, üretim zorlamasının devam ettirilmesinin katliamın ana nedeni olduğu belirtildi. Açıklamada, “Soma’da yaşanan iş cinayetini doğuran nedenler ve bu cinayetin sorumluları ile hesaplaşmadan yeni Soma’ların yaşanması kaçınılmazdır” denildi.

Açıklamadan sonra Soma’da mezarlık ziyaretinde bulunan heyet, mezarlara karanfil bıraktı. Mezarlık ziyaretinin ardından, yaşamını kaybeden madencilerin yakınlarıyla görüşmeler gerçekleştirildi. (13 MAYIS 2016, http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/soma-6133.html)

Bugün, Soma’da 13 Mayıs 2014’te meydana gelen ve 301’i canımızı yitirdiğimiz yüzyılın en büyük iş faciasının ikinci yıldönümü. 301 canımızın acısı hala yüreğimizde.
13 Mayıs’ta Soma’da yaşamını yitiren tüm maden emekçilerini saygıyla anıyor, yakınlarına ve tüm maden emekçilerine bir kez daha başsağlığı diliyoruz.
Bugün, bu acıyı unutturmamak için, böyle acıların bir kez daha yaşanmaması için alanlardayız.
Ülkemizde Soma gibi bir facia yaşandıktan sonra dahi her ay onlarca emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmeye devam etmektedir. Hükümet ve ilgili kamu kurumları tarafından faciadan sonra alınan ders nedir diye bakıldığında, sermayenin ihtiyaçlarını karşılamak ve yeni katliamlara zemin hazırlamak dışında bir şey görülmemektedir. Bu acı gerçek, ülkemizde emeği ile geçinen milyonlarca işçiye ölümden, sakatlanmaktan ve sömürülmekten başka bir şeyin reva görülmediğini ortaya koymaktadır.
İş cinayetlerinin başlıca nedeni; ülkemizde uygulanmakta olan neoliberal ekonomi politikaları sonucunda iş güvencesinin azalması, esnek çalışma biçimlerinin artması, çalışma koşullarının ağırlaşması; özelleştirme, sendikasızlaştırma ve taşeronlaşmanın yaygınlaşmasıdır.
Son olarak AKP tarafından TBMM’den geçirilen, Kölelik Yasası olarak adlandırdığımız Özel İstihdam Büroları Yasası ile emekçilere bir darbe daha vurulmuştur. Bu düzenleme ile; güvencesiz, kuralsız ve esnek çalışma yaygınlaşacak, iş güvencesi tamamen ortadan kalkacak, emekçiler açlık sınırının altında ücretlerle çalışmaya mahkum edilecek, örgütsüz çalışma yaygınlaşacaktır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından en riskli işçiler yine kiralık işçi statüsünde çalışan emekçiler olacaktır. Ayrıca bu yasadan en olumsuz etkilenecek olanlar kadın işçiler olacak ve kadın işçiler üzerindeki sömürü derinleşecektir.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında, işçiyi her türlü korumadan uzak bırakan, mühendis ve hekimi iş kazaları tazminatlarından sorumlu tutan, işvereni ve iş yaşamını denetlemekten sorumlu olan devleti ise her türlü sorumluluktan arındıran bir politika ile karşı karşıyayız. En son Cumhurbaşkanının 8. İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı’nda “İşçilerin ‘bana bir şey olmaz’ anlayışıyla hareket ettikleri için iş güvenliği ihlalleri yaptığı ve canından olduğu” söylemi bunun en net yansımasıdır.
Türkiye’de özellikle AKP iktidarı döneminde üretim; teknik bilgi ve alt yapı olarak yetersiz, deneyimi ve deneyimli uzmanı bulunmayan kişi ve şirketlere bırakılmıştır. Kamusal denetimin de yeterli ve etkin bir biçimde yapılamaması iş cinayetlerinin Soma’da olduğu gibi katliama dönüşmesine neden olmuştur. AKP’nin iktidara geldiği Kasım 2002’den beri iş cinayetlerinde 17 binin üzerinde emekçi yaşamını yitirmiştir.
Ne yazık ki Soma gibi büyük bir facianın ardından yürütülen, gerçek sorumluların yargılanmadığı, sorumluların görünen bir kısmının yargı önüne çıkartıldığı dava kamuoyunu tatmin etmekten uzaktır.
Soma’da yaşanan acı gerçeğin nedenleri ortadadır. Bu nedenler ile hesaplaşılmadığı sürece fabrikalarda, madenlerde, inşaatlarda ve tüm çalışma alanlarında bizleri bekleyen yeni Soma’ların yaşanması kaçınılmazdır.
Soma katliamı göz göre göre gelmiştir. Çünkü; ocakta kömürün içten içe yandığının bariz göstergesi olan karbon monoksit gazının aylardır limit değerlerin üzerinde seyretmesi ve gaz sensörlerinde bu değerlerin belli olmasına rağmen önlem alınmaması, ocak sıcaklığının bir aydan beri normalden yüksek olması, işçilerin baş ağrısı şikayetlerinde bulunması ve bu işçilerde ağrı kesici ilaçların yoğun olarak kullanımı net bir şekilde kömür yangınını göstermesine karşın üretim zorlamasının devam ettirilmesi katliamın meydana gelmesinin ana nedeni olmuştur.
Bizler, göz göre göre ölümle karşılaşmanın ne kader ne de fıtrat olmadığını çok iyi biliyoruz.
Her anı ölüm, sakatlanma ve meslek hastalıklarına yakalanma riski taşıyan çalışma koşullarının ortadan kaldırılmasının zor olmadığını çok iyi biliyoruz.
Biz yaşamını alın teriyle kuran emekçiler, güvenceli koşullarda çalışmak ve emeğimizin karşılığını almak istiyoruz.
Güvencesiz, sendikasız ve kayıt dışı çalıştırılmak istemiyoruz.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği kavramlarıyla temelden çelişen ve özellikle kamuya ekonomik anlamda da yük olan, işçileri köleleştiren taşeron ve rödovans sistemlerine son verilmesini istiyoruz.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği sorunları piyasacı yaklaşımlarla çözülemez. Sendikaların, meslek odalarının, üniversitelerin karar süreçlerinde ve yönetiminde yer aldığı, idari ve mali yönden bağımsız, demokratik bir işleyişe sahip Ulusal İşçi Sağlığı Güvenliği Kurumu bir önce oluşturulması gerektiğini bir kez daha yineliyoruz.
Soma’da yaşanan iş cinayetini doğuran nedenler ve bu cinayetin sorumluları ile hesaplaşmadan sağlıklı ve güvenli çalışmanın mümkün olmadığının altını bir kez daha çiziyoruz.SOMA’YI UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ…
DİSK-KESK-TMMOB-TTB

Soma maden katliamının yıldönümü

 

Soma maden katliamının yıldönümü

http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/soma-5371.html, 13.5.2015


Soma maden faciasının üzerinden bir yıl geçti.
Türkiye ve dünyayı yasa boğan faciada yaşamını yitiren 301 madenci
büyük bir acıyla anılıyor.

DİSK-KESK-TMMOB-TTB, Soma maden katliamının yıldönümü dolayısıyla 13 Mayıs 2014’te Soma’da yaşamını yitiren tüm maden emekçilerini anmak ve artık katliama dönüşen
iş cinayetlerine dikkat çekmek için Soma’da saat 12’de Madenci Anıtı’nda bir basın açıklaması gerçekleştirildi.

Açıklamanın ardından mezarlık ziyareti yapıldı. Aynı sıralarda mezarlıkta konuşma yapan Manisa Valisi halk tarafından protesto edildi.  Emek ve meslek örgütleri, kitle örgütleri ailelerle birlikte katliamın gerçekleştiği Eynez Ocağı’na gitti. Ocak önünde otobüsleri durduruldu. Engelleme aşıldı, ocak önünde güvenlikler basına saldırmaya çalıştı. Burada bir maden işçisi heyet adına konuşma yaparak “AKP’nin katliam getiren politikalarına karşı direneceğiz” dedi. Soma’daki anmaya TTB adına İkinci Başkan Prof. Dr. Raşit Tükel ve Merkez Konseyi üyesi Prof. Dr. Nilay Etiler katıldı.

Bugün aynı zamanda katliamda yaşamını yitiren birçok madencinin yaşadığı Kınık’ta da
aileler bir yürüyüş düzenledi. Gün bitiminde ise saat 20.00’da Madenci Anıtı’nda buluşanlar Hükümet Konağına yürüyecek.

DİSK-KESK-TMMOB ve TTB tarafından 16 Mayıs’ta da faciayı unutturmamak ve
yaşamı savunmak için Soma’da büyük bir miting gerçekleştirilecek.

====================================

Dostlar,

Bu önemli günde elinden gelen çaba ve duyarlığı sergileyen DİSK-KESK-TMMOB-TTBye özellikle de “ortaklaşa” eylem sergileme disiplini göstermeleri nedeniyle hem teşekkür eder
hem de kendilerini kutlarız…

301 emekçinin hunharca bir toplu politik cinayete kurban edilmesini içimize sindiremiyoruz.
Sorumlularına öfkemiz büyüyor, büyüyor..

SOMA’DA 4 BÜYÜK HATA YAPILDI!

  • ABD’nin eski Maden Güvenliği Şefi Davitt McAteer, Hürriyet yazarlarından Tolga Tanış’a yaptığı açıklamada Soma’daki maden faciasını yorumladı ve yapılan büyük hataya
    dikkat çekti. McAteer, bunların; (DHA, 22.5.14)

    1. Tutuşma kaynağının denetim altına alınmaması,
    2. M
    etanın madenden boşaltılmaması,
    3. K
    ömür tozunun temizlenmemesi ve
    4. İ
    şçi sayısının yüksek tutulması olduğunu belirtti. 

    McAteer, 1968’de yapılan kapsamlı bir düzenlemeyle o döneme dek ABD’de de yaşanan
    maden kazalarında büyük bir düşüş sağladıklarını anlattı.

  • “Türkiye’deki olayda ise benim gördüğüm en büyük hata, tutuşma kaynağı baskılanmamış..” diyen McAteer, metanın madenden çıkarılmadığını (drenaj), kömür tozunun temizlenmediğini ve bunların tutuşmanın patlamaya dönüşmesinde etkili riskler olduğunu kaydetti.

Akhisar’da süren davada ADALET bekliyoruz!
Sorumluların en ağır cezalara çarptırılmalarını diliyoruz..
Salt teknik ve önde görülen değil; ardalandaki asıl politik sorumluların da..
Er ya da geç..
Ve de toplum olarak ders çıkarılmasını, benzer acıların yaşanmamasını..
GÜVENLİK KÜLTÜRÜNÜN bu topluma da yerleşmesi gerek..
ILO’nun bu yılki teması :

  • İŞ’te SAĞLIK ve GÜVENLİK! 
    (Health and Safety at Work)

    Biz de Türkiye’de istiyoruz 1932’den beri ILO üyesi bir ülke olarak..
    İş kazlarının bilimsel olarak % 98 önlenebildiği gerçeğini hiç akıldan çıkarmadan..
    Meslek hastalıklarının da % 100’ünün!
    Önce bu cinayetlerin fıtrat olarak sunan sorumsuz siyasetçilerden,
    Grizu kurbanları için utanmadan “güzel öldüler” diyen Prof. ünvanlı Çalışma Bakanlarından.. kurtulmak gerek..

  • İlk fırsatta.. 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’yi alaşağı ederek..

    Sevgi ve saygı ile.
    13 Mayıs 2015, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

TTB, DİSK, KESK ve TMMOB yöneticilerinin yargılandığı 1 Mayıs davası başladı

 

TTB, DİSK, KESK ve TMMOB yöneticilerinin yargılandığı 1 Mayıs davası başladı

http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/1mayis-5132.html, 06 ŞUBAT 2015

DİSK Genel Başkanı Kani Beko, DİSK Genel Sekreteri Dr. Arzu Çerkezoğlu, KESK
Eş Genel Başkanı Lami Özgen, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı
 ve dönemin TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan hakkında, 2014 1 Mayıs’ı ile ilgili olarak “halkı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne kışkırtma” suçlamasıyla açılan dava bugün (6 Şubat 2015) İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başladı.

TTB, DİSK, KESK ve TMMOB yöneticileri duruşma öncesi Çağlayan Adliyesi önünde
ortak basın açıklaması yaptılar.

Kani Beko, Dr. Arzu Çerkezoğlu, Lami Özgen, Mehmet Soğancı ve Prof. Dr. Özdemir Aktan’ın yanı sıra TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Bayazıt İlhan, TTB İkinci Başkanı Prof. Dr.
Raşit Tükel, TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Özden Şener, İstanbul Tabip Odası Başkanı (İTO) Prof. Dr. Selçuk Erez, TTB eski başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, İTO eski başkanı Prof. Dr. Taner Gören’in katıldığı basın açıklamasına, hekimler, emek, meslek örgütü, sendika,
siyasal parti temsilcileri ve yurtdışından temsilciler destek verdi.

6 Şubat 2015

TAKSİM 1 MAYIS ALANIDIR, YARGILANAMAZ!

Padişah fermanını yazdı ve o ferman bizi bugün Çağlayan Adliyesi‘ne çağırdı.
Biz de bu fermanı yırtmak için bugün buradayız.

Hepinizin bildiği gibi, 2014 1 Mayıs’ı ile ilgili DİSK Genel Başkanı Kani Beko,
DİSK Genel Sekreteri Dr. Arzu Çerkezoğlu, KESK Eş Genel Başkanı Lami Özgen,
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ve dönemin TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özdemir Aktan hakkında İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

Emek ve meslek örgütlerinin yöneticileri, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet ederek “Halkı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne kışkırtma” ile suçlanıyor.

Oysa 1 Mayıs’ta Taksim’i yasaklamak suçtur! Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlamanın hakkımız olduğunu teslim eden çok sayıda ulusal ve uluslararası mahkeme kararı mevcuttur.

Türkiye mahkemeleri de 1 Mayıs’ta Taksim alanına yıllardır yaptığımız çağrılarla ilgili kezlerce  “beraat” ve “takipsizlik” kararları vermiştir. Verilen mücadeleler sonucu 2010, 2011 ve 2012’de Taksim’deki 1 Mayıs kutlamalarına herhangi bir saldırı olmamış, emeğin birlik-mücadele ve dayanışma bu alanda yüz binlerle, coşku içinde, şarkılarla türkülerle kutlanmıştır.

Her yıl daha çok katılımla, daha büyük coşkuyla gerçekleşen Taksim 1 Mayıs’ı iktidarı
rahatsız etmiş ve 2012’deki devasa kutlamanın ardından 2013’te saldırılar başlamıştır.
AKP hükümeti tüm mahkeme kararlarına ve üç yıl boyunca hiçbir olumsuz durum yaşanmamasına karşın 1 Mayıs’ta Taksim’i yasaklayarak suç işlemiştir. İşçileri, emekçileri
1 Mayıs’ta Taksim’e çağırmak değil bunu engellemek suçtur. Yalnızca Taksim’i değil,
emeğin var ettiği kentlerin neredeyse tüm merkezi meydanlarını, “yasaklı meydan” olarak emeğe kapatmak suçtur.

İşte bu nedenle fermanın çağırdığı zamanda, çağırdığı yerdeyiz. Bizler bu fermana karşı kendimizi değil davamızı savunmak için buradayız. Bu fermana karşı savunma yapmaya değil milyonlarca işçi ve emekçi adına bu fermanı yargılamaya geldik.

  • Gün faşizmi yargılama günüdür!

Çünkü faşizmin amacı emeğiyle geçinenlerin, açlık sınırının altında ücretlerle çalışırken
sessiz kalması, ölürken bile çığlık atmaması, taşeron köleliğinin sürmesidir!
Tam da bu yüzden grevleri yasaklarlar, işçilere gaz bombalarıyla saldırırlar!

  • Gün faşizmi yargılama günüdür!

Çünkü faşizmin amacı Anayasal haklarımızı kullanmamızı, sendikal örgütlenmemizi,
hakkımızı arayıp sormamızı engellemektir! Bu yüzden emek örgütlerini, meslek örgütlerini baskı altına alırlar, yandaş örgütlenme ağlarının dışında kalan tüm sendikaları, meslek odalarını, demokratik kitle örgütlerini yok etmek isterler!

  • Gün faşizmi yargılama günüdür!

Çünkü faşizmin amacı ayakkabı kutularının, kaçak saraylarının, asgari ücretten pahalı kadehlerinin bekasını korumaktır. İşte bu yüzden 1 Mayıs’a düşmandırlar,
grevlere düşmandırlar; DİSK’e, KESK’e, TMMOB’a, TTB’ye düşmanca yaklaşırlar!

  • Gün faşizmi yargılama günüdür!

Çünkü mücadele ederek, direnerek, mahkemelerde de haklılığımızı tescil ettirerek kazandığımız 1 Mayıs alanımızı savunmak ve 1977 başta olmak üzere 1 Mayıs’larda katledilen arkadaşlarımızın anısını yaşatmak görevimizidir.

– 1 Mayıs’ı savunmak, emeği savunmaktır,
– eşitliği savunmaktır,
– özgürlüğü savunmaktır,
– demokrasiyi savunmaktır,
– barışı savunmaktır.

Biz bugün burada 1 Mayıs’ı savunurken AKP faşizmini hep beraber yargılayacağız.
1 Mayıs’ta Taksim’e omuz omuza yürüdüğümüz tüm dostlarımızla birlikte, işçileri, emekçiler, mühendisler, hekimler, hukukçular ve emek dostları, kol kola, omuz omuza bu fermanı yırtacak!

2015 1 Mayıs’ını, başta Taksim 1 Mayıs Alanı olmak üzere ülkenin dört bir yanında
kutlamak üzere, bugün dayanışma için gelen tüm dostları selamlıyoruz.

DİSK – KESK – TMMOB – TTB