Tam karantina geciktikçe ekonomik maliyeti artıyor

Tam karantina geciktikçe ekonomik maliyeti artıyor

Selva Demiralp

Prof. Dr. Selva Demiralp, Koç Üniversitesi öğretim üyesidir ve para politikası ve merkez bankacılığı dersleri vermektedir. selvademiralp.com Ekonomi |  16.4.2020
https://yetkinreport.com/2020/04/16/tam-karantina-geciktikce-ekonomik-maliyet-artiyor/ 

Grafik, Türkiye’nin de 15 Nisan itibarıyla sınırına geldiği 70 bin hasta sayısı eşiğinde tam karantina uygulamasındaki gecikmenin can kaybının yanı sıra ekonomik maliyet ve toparlanmanın süresinin de artacağını gösteriyor. (Grafik: Demiralp)
Bir önceki yazımda, tam karantina uygulamasını geciktirmenin artan maliyetlerini araştıran çalışmamıza değinmiştim. Bu yazıda COVID-19’un Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini ve çözüm önerilerini içeren araştırmamızın ilk sonuçlarını paylaşmak istiyorum.
Koç Üniversitesi’nden Cem Çakmaklı, Sevcan Yeşiltaş, Muhammed Ali Yıldırım ve University of Maryland’den Şebnem Kalemli-Özcan ile beraber yürüttüğümüz araştırmamızda, belirli varsayımlar altında elde ettiğimiz sonuçlar şöyle özetlenebilir:
Ekonomi üzerinde en az hasar, ülke çapında uygulanacak bir aylık tam karantina uygulaması ile mümkün.
  • Tam karantina uygulaması geciktiği sürece salgını kontrol altına almak zorlaşıyor ve karantinada geçmesi gereken süre (ve dolayısıyla ekonomik maliyet) artıyor.
Alternatif karantina senaryolarının GSYH üzerindeki etkileri şöyle:– İngiltere’nin krizin başında denediğine benzer şekilde, hiçbirşey yapılmadan virüsün doğal süreci ile yayılıp ömrünü tamamlaması durumunda GSYH %11 azalıyor. Ancak korona Covid-19 salgını nedeniyle ölüm sayısının en yüksek olduğu bu alternatif insani açıdan kabul edilebilir değil.
– Şu andaki uygulamaya benzer kısmi bir karantina uygulaması ile GSYH %17 azalıyor,

– Çin’deki uygulamaya benzer şekilde, tam karantina uygulaması bugün uygulamaya konduğu takdirde salgın 42 günde kontrol altına alınıyor ve GSYH % 7,8 azalıyor
-Tam karantina uygulamasında bir günlük gecikme olduğunda salgın 44 günde kontrol altına alınabiliyor ve GSYH’deki daralma % 8,2 oluyor.

Tam karantina ve kaynak aktarımı

Yukarıdaki rakamları karantinanın maliyetini kabaca gözler önüne seren ve bu dönemdeki zararları omuzlaması gereken bir destek paketinin asgari maliyeti olarak yorumlamak gerek. Bunun iki sebebi var:

1- Modelimizde karantina döneminde gelir akışı duran şirketlerin hayatta kaldığını ve karantina biter bitmez tekrar üretime geçeceklerini varsayıyoruz. Bu varsayımın doğrulanabilmesi için karantina döneminde üretimini durduran ekonomik birimleri ayakta tutabilmek gerekiyor. Bunun için ise bu dönemde yaşanan gelir kaybının transferlerle ekonomiye geri aktarılması, bu şekilde şirketlerin borçlarını ödeyebilmesi, çalışanların işlerini kaybetmemeleri gerekiyor. Yani geç kalmadan uygulanacak tam karantina durumunda GSYH’nın % 7,8’i kadar bir kaynak aktarımı ile ekonomik birimleri hayatta tutmak gerekiyor.

2- Modelde dış borç bulunmuyor. 2020 yılında ödenmesi gereken dış borcun GSYH’nin %23’ü olduğunu ve global kriz ortamında bu borcu serbest piyasada çevirebilmenin imkansız hale geldiğini düşünürsek, ekonomik destek paketinin TL ve döviz olarak iki boyutu olacağını söylemek mümkün.

Bir önceki yazımda bahsettiğim üzere, krizi kontrol altına almak için gereken finansmanın iki koldan sağlanması uygun olacaktır:*

Gereken kaynağın bir kısmının iyi açıklanmış, hedefleri çok net belirlenmiş bir plan dahilinde para basarak sağlanması, diğer kısmının da uluslararası bir kuruluştan döviz cinsinden temin edilmesi gerekir.

* Uluslararası bir kuruluşun devreye girmesi, sırf dış finansman açısından değil, para basılmasını gerektirecek olan programa olan güvenin sağlanması ve enflasyonist risklerin en aza indirilmesi açısından da kritiktir.

Modele ait genel çerçeve

Şimdi bu sonuçları elde ettiğimiz model hakkında bilgi vereyim. Modelde başlangıç noktası olarak salgının yayılma hızını aldık. Ekonomi üzerindeki hasarı tespit edebilmek için öncelikle salgının ne hızda yayılacağını tespit edip daha sonra bunun arz üzerindeki etkilerini ölçtük. Ekonomik bir modelde bazı varsayımlar yapmak gerekiyor. Bu varsayımlar gerçeğe ne kadar yakın olursa modelin gücü de artıyor. Pandemi yayılımının hızını tahmin etmek için Epidemiyoloji çalışmalarında da kullanılan SIR (Susceptible-Infected-Recovered – Şüpheli-Enfekte-İyileşmiş) (SIR) modelini çalışmamızda esas aldık. Hızla gelişmekte olan COVID-19 literatüründe yaygın olarak kullanılan bu model bize virüsün yayılma hızı hakkında bilgi veriyor. Modelde kullandığımız, salgının yayılma ve iyileşme oranlarına dair varsayımları diğer ülke örneklerinden hesaplayarak Türkiye’ye uyarladık.

İkinci aşamada sektör bazlı veriye inerek her bir sektörde gerekli olan insan ilişkisini hesaba katarak virüsün yayılma hızını sektörel düzeyde ayrıştırdık. Bu noktada, her bir sektör için hesaplanan vaka sayısına göre arzda yaşanacak düşüşü hesapladık. Arzdaki azalmayı hesaplarken modele sadece hastalığa yakalanan kişileri değil bu kişilere bakan yakınlarını da dahil ettik.

Salgının arz üzerindeki etkilerini hesaplarken sektörler arası iletişimi de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu amaçla girdi çıktı tablolarından yararlanarak her bir sektörde yaşanacak arz kaybının o sektördeki çıktıyı kullanarak üretim yapan diğer sektörler üzerindeki etkisini belirledik. Bu çerçeveye ithalatı da ekleyerek ithal aramalı girdisinde yaşanan aksamaların yerli üretim zinciri üzerindeki etkilerini modele dahil etmiş olduk.
Salgının talep üzerindeki etkilerini hesaplarken kredi kartı harcamalarındaki değişimin sektörel dağılımından yararlandık. Son aşamada, talepteki düşüşü arzdaki düşüşe eklerken arz ve talepteki değişimleri karşılaştırıp en çok hangi taraf değişmişse üretimin o kadar değişeceğini varsaydık. Mesela bir sektörde arz 100 birim, talep 50 birim düştüyse toplam üretimin 100 birim azalacağını varsaydık.

Neden tam karantina?

Araştırmamızdan çıkan en önemli sonuçlardan birini tekrarlayacak olursak:

  • Başarılı bir şekilde uygulanacak tam karantina uygulaması, virüsü en hızlı şekilde kontrol altına almak sureti ile en düşük ekonomik maliyeti sağlıyor.

Tam karantina” senaryosunda sadece en gerekli olan sektörlerin açık olduğunu varsayıyoruz. Karantinanın başarılı olması için Güney Kore benzeri bir uygulama ile hasta olanların sıkı bir şekilde takip edilmesi gerekiyor. Toplam vaka sayısı 3000’e indiği zaman salgının kontrol altına alındığını, mevcut vakaların başarıyla takip edilebileceğini ve hayatın normale dönebileceğini varsayıyoruz.

Gecikmenin maliyeti çok büyük

  • Tam karantina uygulamasında geç kalınan her gün, vaka sayısını ve dolayısı ile salgının kontrol altına alınması için geçecek süreyi artırarak beraberinde gelecek ekonomik maliyeti de artırıyor.

Örneğin bu gün (16.4.20) itibariyle, toplam vaka sayısı yaklaşık 70,000 iken tam karantina uygulandığında 42 günlük bir sürede salgın kontrol altına alınabildiğinden GSYH’daki düşüş %7.8 ile sınırlı kalıyor.

Sadece bir günlük gecikme olduğunda vaka sayısı 10,000‘den fazla artıyor.

Modelde vaka sayısındaki artışın sadece test edilmiş rakamları gösteren resmi vaka sayısındaki artıştan daha hızlı olduğunu varsayıyoruz.

Bu durumda 42 günlük tam karantina salgını kontol altına almaya yetmiyor.

Virüs 100 gün sonra tekrar artmaya başlıyor. Prematüre şekilde karantinayı vaktinden erken sonlandırmak hiçbir işe yaramadığı gibi o süre içindeki üretim kaybı da boşa gidiyor.

Bu nedenle bir günlük gecikmenin bedeli olarak ekonomiyi fazladan 2 gün kapatmanız gerekiyor ki bu da ekonomik maliyeti bir anda GSYH’nın % 8,2’ine çıkarıyor.

Eğer iki günlük gecikme olursa bu sefer karantina süresi 46 güne çıkarken GSYH’daki düşüş %8,6’ya çıkıyor.

Yani gecikme olan her gün GSYH üzerinde yaklaşık %0.4 ek kayıp doğuruyor.

Bilimsel çalışma, Türkiye’nin de sınırına geldiği 70 bin hasta sayısı eşiğinde tam karantina uygulamasının ekonomik kayıplar bakımından da gerekli olduğunu gösteriyor.
Tam karantina uygulamasındaki gecikmenin maliyetini gösteren bu üç senaryoyu şekilde vaka sayısı üzerinden gözlemlemek mümkün. Mavi çizgi, vaka sayısı 70,000’e çıkar çıkmaz uygulamaya konacak olan tam karantina durumunda (ki bu durum ilk vakadan 33 gün sonra başlıyor) salgının ne kadar sürede kontrol altına alınabileceğini gösteriyor.
Şekilde gri ile gösterilen bölge bu senaryo altında karantina süresini gösteriyor. 74. gün itibariyle salgın sona eriyor. Kırmızı çizgi, karantinanın bir gün gecikme ile gelmesi halinde süresinin uzayarak 44 güne çıktığı senaryoyu, yeşil çizgi de karantinanın iki gün gecikmesi durumunda toplam süresinin 46 güne çıktığı senaryoyu gösteriyor.
Burada ana hatları ile anlattığım çalışmamızdaki sayıların bazı varsayımlar altına elde edildiğini ve kesin rakam verebilmenin mümkün olmadığının altını çizmek gerek.
Ancak rakamlar yaklaşık değerler olsa da bir şey çok net:
  • Beklemek ekonomik maliyetleri katlanarak artırıyor ve finansman bulma imkanları da o ölçüde zorlaşıyor.
Çalışmamıza ait detayları yakın zamanda paylaşacağımız araştırma raporumuzdan takip etmek mümkün olacak.

Ankara’da yeni bir Sağlık Merkezi değil, Soygun Merkezi Açılıyor

ATO Haber

(AS : Bizim katkımız yazını altındadır..)

“Ankara’da yeni bir Sağlık Merkezi değil, Soygun Merkezi Açılıyor”

  • https://www.ato.org.tr/news/show/449

Ankara’da Etlik ve Bilkent Şehir Hastanelerinin açılmasıyla birlikte kapatılması planlanan 14 hastane için bir araya gelen “Hastanemi Kapatma Platformu” Bilkent Şehir hastanesi için günde yaklaşık 1.5 milyon TL kira ödeneceğini belirtti.

Ankara Tabip Odası, Mimarlar Odası Ankara Şubesi, CHP Çankaya İlçe, SES Ankara Şube, ÖDP ve Tüketiciler Derneği yöneticilerinin katıldığı basın toplantısı 17 Ekim Çarşamba günü düzenlendi. Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nde düzenlenen toplantıya Ankara Tabip Odası adına Yönetim Kurulu üyesi Dr. Arif Müezzinoğlu katıldı.

Hastanemi Kapatma Platformu adına ortak açıklamayı okuyan Dr. Müezzinoğlu

  • Ankara’da yeni  bir sağlık merkezi değil, soygun merkezi açılıyor.
  • Bilkent Şehir Hastanesi adıyla açılacak ama bir devlet hastanesi değil, CCN Holding’e bağlı bir soygun merkezi” dedi.

Günde yaklaşık bir buçuk milyon TL kira ödenecek Bilkent Şehir Hastanesi’ni bir “soygun merkezi” olarak tanımlayan Müezzinoğlu şunları söyledi:

“Bir iki aya kadar açılması planlanan Ankara Bilkent’teki Şehir Hastanesi için devlet bizim cebimizden hem de bu zor dönemde Dolar üzerinden kira ödemeye hazırlanıyor. Yılda kaç Dolar ödeneceği açıklanmıyor. 25 yıl boyunca biz ödeyeceğiz ama ne ödeyeceğiz, kaça anlaşma yapılmış söylenmiyor.

  • Bilkent Şehir Hastanesi’nin açılmasıyla Ankara’da bulunan 6 köklü devlet hastanesi kapatılacak.

Hükümetin çocuklarımızdan esirgeyerek bizim cebimizden alıp yerli ve milli CCN Holdinge vereceği paraları halkın yararına kullanmak elbette mümkün.”

Bütün siyasi partilere, sendikalara, meslek örgütlerine, derneklere çağrı yapan Müezzinoğlu, “Bu, sağlık merkezinden çok AVM benzeri soygun merkezinin açılması için Ankara’nın 6 köklü devlet hastanesinin parça parça taşınarak kapatılmasına izin vermeyelim. Hastanelerimiz kapatılmasın” sözlerini kaydetti.

Basın açıklamasından sonra söz alan SES Ankara Şube Eş Başkanı Hüsnü Yıldırım da Ankara’da kapatılacak hastanelerin çevresinde bir imza kampanyası başlattıklarını söyleyerek “Elimizde 10 bin imza var. Bu imzaları da Meclis’e ilettik” dedi.

CHP Altındağ İlçe yöneticisi Zeki Yalçındere de kapatılacak 14 hastaneden 8’inin kendi ilçelerinde olduğuna dikkat çekerek “ Altındağ ilçesi işçi, memur ve son zamanlarda yoğunluğu artan göçmen nüfustan oluşuyor. Bu nüfusun gelir düzeyi son derece düşük. Hastanelerin parça parça kapanmasıyla bu insanlar büyük zorluk yaşayacak.” dedi.

ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi İlknur Başer de sağlığın en temel ihtiyaç olduğuna ve kolay erişilebilir olması gerekliliğine vurgu yaparak Bilkent Şehir hastanesinin açılmasıyla sağlık hizmetinin Ankara’da kangren haline geleceğini, halkın sağlık hizmetine erişmede zorlanacağını ve ayrıca cebinden daha çok katkı payı ödeyeceğini ifade etti.

Tüketici Hakları Derneği Çankaya Şube Başkanı Şirzat Mugan yaptığı konuşmada kapanacak hastanelerin adeta bir teknoloji mezarlığı haline geleceğine dikkat çekti. Şehir hastaneleri projesini yolu bilinmeyen bir ormana benzeten Mugan “O denli büyük bir alana kuruluyor ki hasta nereye gideceğini, nasıl ulaşacağını bilmemekte..” diye konuştu.

CHP Çankaya İlçe adına konuşan Sakine Erden parti olarak Şehir hastanelerine baştan beri karşı olduklarını ve milletvekillerinin şehir hastaneleriyle ilgili Meclis’te büyük bir mücadele verdiğini belirterek konu ile ilgili Çankaya İlçe örgütü çalışmaları hakkında bilgi verdi.

*****

Ortak Basın Açıklaması

Haberiniz var mı? Ankara’da yeni bir Sağlık Merkezi değil, Soygun Merkezi Açılıyor! 

Haberiniz olmayabilir ya da kimbilir belki de siz “şehir hastanesi açılacak” diye duymuş olabilirsiniz. Burası Ankara içindeki 14 devlet hastanesinin parça parça taşınacağı, Bilkent Şehir Hastanesi adıyla açılacak ama bir devlet hastanesi değil, bir Holdinge bağlı; CCN Holding’e bağlı bir soygun merkezi.

Evet.! Burası açılırsa tam bir soygun merkezi olacak; öyle ki hepimizin ekmeğine, yediğine içtiğine, bizi geçtik, çocuklarımızın sağlıkları başta olmak üzere, geleceğine kast eden, borç yükü altına sokan, günde yaklaşık 1.5 milyon TL kira ödeyeceğimiz bir soygun merkezi.!

Nasıl? Özetle söyleyelim,

Bu hükümet, yıllardır izlediği, dış borç ile finanse edilen, üretken olmayan sabit sermaye yatırımları ile tüketim ve savurganlık ağırlıklı, özelleştirmeci ekonomi politikalarının da bir sonucu olarak, zaten büyük ölçüde dışa bağımlı olan ülkemizi, hemen her alanda daha da dışa bağımlı hale getirdi. Üretim olmayınca kartopu gibi büyüyen dış borç, tefeci faiz oranlarına ulaşan borçla dahi dönemez hale geldi. Böylece Türk parasının nerede ise hiçbir değeri kalmadı. Laf ile peynir gemisini yürütmeye çalışan Recep Tayyip Erdoğan sürekli açıklama yaparak ‘Türkiye’de Türk Lirası geçer!’ diye haykırıyor. Bununla da kalmıyor, Türk Lirası dışında yapılmış bütün anlaşmaları Türk Lirasına çevirmeye zorluyor… Zorluyor ama kendisinin başında olduğu Hükümet tam tersini yapıyor!

Bir iki aya kadar açılması planlanan Ankara Bilkent’teki Şehir Hastanesi için (siz Soygun Merkezi diye okuyabilirsiniz) devlet bizim cebimizden hem de bu zor dönemde Dolar üzerinden kira ödemeye hazırlanıyor! Miktar ne? …Yılda kaç Dolar?

A-çık-lan-mıyor!

25 yıl boyunca biz ödeyeceğiz ama ne ödeyeceğiz, kaça anlaşma yapılmış söylenmiyor. Kestirimlere göre yılda 80 milyon Dolar. Bu parayı bu zor dönemde bu halk vergileri ile ödeyecek ama ne ödediğini, anlaşmasını öğrenemeyecek.

Söylemekte yarar var; Bilkent Şehir Hastanesi’nin açılmasıyla Ankara’da bulunan 6 köklü kimi konusunda uzman Onkoloji, Yüksek İhtisas gibi devlet hastanesi kapatılacak. Mevcut hastanelerin eksikleri olabilir ama onlarca yıldır çok önemli hizmetler verdikleri ortada. Bunların eksikliklerinin tamamlanması, gerekiyorsa depreme uygun hale getirilmesi, daha modern ve çağdaş sistemlerle donatılması, daha yaygın, kamusal, ulaşılabilir, ücretsiz sağlık hizmeti için girişimlerde bulunmak var iken, parça parça kapatılarak, zamanla yok edilmesi, yerine merkezi, AVM benzeri, devasa, bizleri hasta değil, müşteri olarak görecek olan, hasta garantisi verilen merkezler inşa etmek anlaşılır gibi değil. Özetle tasarruf derken tam bir israf örneği olacak bir uygulama.

Hemen her gün temel-zorunlu ihtiyaç-tüketim kalemlerinin (et-süt başta olmak üzere bütün gıda ürünleri, elektrik, su, doğalgaz, ulaşım vb.) zamlandığı, işsizliğin arttığı ama ücretlerin yerinde saydığı, yaşam pahalılığına yetişilemeyen bir ortamda Hükümet, Ankara’nın göbeğinde Dolar üzerinden garantili kira anlaşması yaptığı bir merkez açacak. Bunun adı sağlık merkezi değil, olsa olsa soygun merkezi olur.

Çok üzücü ki, bunun yanında 1 yıl önce daha küçük bir soygun merkezi açıldı, adı da Sağlık Bakanlığı! Sağlık Bakanlığı Sıhhiye’deki tarihsel kendi binasını bıraktı ve Dolar anlaşmalı (yıllık 5 milyon Dolar) kiraya çıktı. İnsan utanır desek yeridir ama utanmıyorlar.

Biliyoruz ki yaşadığımız bu kriz ortamından en çok çocuklarımız olumsuz etkilenecek. Kriz “geçse de” alım gücündeki erimeden dolayı çocuklarımızın kötü, yetersiz beslenmeden kaynaklı sağlıklarında oluşan kalıcı hasarlar geçmeyecek, hastalanıp, zayıf düşüp ölmeseler de ömürlerinde eksilmeler kaçınılmaz olacak.

Bu soygun merkezleri açılmasa, bu kiralar ödenmese, bu paralar çocuklarımıza harcansa…

Örneğin yıllık 80 milyon dolarla Ankara’ya en az 400 Aile Sağlığı Merkezi / Sağlık Ocağı yapabilir, Ankara’lıların hastane muayene katılım payı ödemeleri kaldırılabilir,

Ankara’nın okula giden 15 yaş altı bütün çocuklarına bir yıl boyunca günde yarım litre ücretsiz süt, daha iyisi doğru bir planlamayla sabah kahvaltı verilebilir.

Bu paranın insanımızın sağlığı için nereye harcanabileceği örneklerini artırabiliriz, yeter ki istensin. Hükümetin çocuklarımızdan esirgeyerek bizim cebimizden alıp yerli ve milli CCN (Construction Concession Nexus) Holdinge vereceği paraları halkın yararına kullanmak elbette mümkün. Ama bunun için önce bu soygunu durduracak bir vicdan, yürek, akıl, kısacası irade gerek. Bu soygun merkezleri açılmasa, bu kiralar ödenmese, bu paralar yaygın, ücretsiz, ulaşılabilir ve kamusal sağlık hizmetlerine ve / veya çocuklarımıza harcansa..

Buna bu ülkede kimin sözü geçer, kimin gücü yeter?

Bütün siyasi partilere, sendikalara, meslek örgütlerine, derneklere, tek tek kişilere çağrımızdır:

Gelin varlıklarımıza sahip çıkalım, hep birlikte tutum alalım, ortak davranalım:

Bu kriz döneminde bu soygunu durduralım, durdurun!

Bu, sağlık merkezinden çok AVM benzeri soygun merkezinin açılması için Ankara’nın 6 önemli, kimi konusunda uzman devlet hastanesinin parça parça taşınarak kapatılmasına gelin izin vermeyelim, yanıbaşımızdaki devlet hastanelerine sahip çıkalım

Her şeyin başı sağlık olsun.! Soygun değil.!
Hastanelerimiz kapatılmasın!

Hastanelerimi Kapatma Platformu

=====================================
Dostlar,

Açıklamaya feryada – çığlığa katılmamak olanaklı mı??

Erdoğan dün bir üniversitenin açılış töreninde “Aralık sonu itibarıyla Bilkent şehir hastanesini açmış olacağız.. “buyurdu”. Bir yandan tasarruf çağrıları, bir yandan korkunç israf..

Gelin de inanın yaşanan ekonomik bunalıma ve iktidarın içtenliğine… Hem de Dolar ile kira…
Üstüne üstlük “ticar, sır” diye kamuoyuna açıklama da yok..
Sayıştay denetimlerinde yolsuzluklar çıkınca da bu kamu görevlilerini işten uzaklaştırma..

Biz de sitemizde bu konuda onlarca yazıya yer verdik..

  • Şehir hastaneleri TALANDIR!
  • Şehir hastaneleri KAPİTÜLASYONDUR!

BakınızŞEHİR HASTANELERİ ülkemiz için MÜTHİŞ BİR SOYGUN HATTA TALANDIR!

Sevgi ve saygı ile. 09 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

YA MAZHAR OSMAN SÖYLERSE ??

YA MAZHAR OSMAN SÖYLERSE ?

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11

Prof. Dr. Mazhar Osman, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli tıp adamlarımızdandır. Askeri Tıbbiye-i Şahane’den mezun olduktan sonra Almanya’da Alzheimer, Spielmayer, Spatz, Jacob, Cerletti gibi ünlü doktorların yanında eğitim almış, ülkeye dönünce Gülhane’de Dr. Raşit Tahsin’in Kürsüsünde asistan olarak çalışmış sonra da
Kürsü Başkanı olmuştur.

1. Dünya Savaşından sonra, asistanları olan Şükrü Hazım Tiner-İhsan Şükrü Aksel- Abdülkadir Cahit-
Fahrettin Kerim Gökay’ı yurtdışına, ünlü doktorların yanına eğitim almaları için, ücretlerini kendisi ödeyerek göndermiştir.

Dr. Refik Saydam’ın büyük yardımlarıyla, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesini kurmuştur.
Türk Milletine hizmet etmiş bu değerli doktorları rahmet ve minnetle anıyorum… Mazhar Osman ve zamanın Başbakanı Adnan Menderes iyi dosttular. Menderes fırsat buldukça doktoru ziyaret eder, hem ülke meselelerini konuşurlar, hem de sohbet ederlerdi. Bir sohbet anında Menderes, Mazhar Osman’a gülerek; “Sen delisin” der.

Mazhar Osman; “Sayın Başvekil, sizin bana deli demeniz hiçbir şey ifade etmez, ama ben size ‘deli’ dersem,
ne Başvekilliğiniz kalır, ne de hürriyetiniz…”

Bu gerçek olayı değerli dostum Sayın Evrensel Erdoğan’ın hatırlatmasıyla, Türkiyeli Başbakan Erdoğan ve S&P adlı derecelendirme kuruluşu arasındaki tartışmayı hatırlattığı için yazdım. S&P, Türkiye’nin not görünümünü “durağan”a çevirince, Erdoğan’ın “nevri” dönmüş ve o sinirle ağzına geleni söylemiş ve “bunu herkese yutturabilirsiniz ama, Tayyip Erdoğan’a yutturamazsınız.” demişti. Hatta Erdoğan’ın “baş düzelticisi” Hüseyin Çelik; “Biz kül yutmayız, mangal boynumuzda asılıdır.” diyerek, Erdoğan’ı bir kez daha düzeltmeye çalışmıştı…
S&P Yetkilileri Çarşamba günü Türkiye’de bir basın toplantısı yaparak, “Keyfin bilir kardeş” anlamına gelen sözler söylediler…

S&P Türkiye Müdürü Zeynep Holmes;
“Türkiye ile derecelendirme konusunda kontratımız devam ediyor. Türkiye istediği zaman bunu iptal edebilir, Türkiye’den özür dilemeyi düşünmüyoruz” dedi…

S&P Türkiye Baş Analisti Zhang;
“Türkiye ihraç ettiği her 100 Dolara karşı, 140 Dolarlık ithalat yapıyor. Kısa vadede borçlanma sıkıntıları çok tehdit edici. Cari açığın finanse edilmesi, not açısından çok önemlidir. Türkiye borçlarını kısa vadeli borçlarla çevirmeye çalışıyor, dünyada yaşanan sorunlar bu düzeni bozabilir” dedi…

Biz bunları iki yıldır söylüyoruz. Türkiyeli Başbakan Erdoğan bizim sözlerimizi dinlemedi. Kendi bileceği iştir. Fakat S&P gibi Derecelendirme Kuruluşları bunları söylemeye başlarlar ve devam ettirirlerse, aynen Mazhar Osman’ın rahmetli Menderes’e dediği gibi “ne Başbakanlık, ne Eşbaşkanlık, ne de özgürlük” kalır…

S&P adlı kuruluşun dediklerini Başbakan Erdoğan’ın anlayabileceği şekilde örnekleyerek anlatarak, son uyarı görevimizi yerine getirelim :

Bildiğiniz gibi Türkiyeli Başbakan Erdoğan, “Sucukçu” olduğunu kendisi söylemişti.
Örneğimizi sucuk üstünden verelim ki, civanım delikanlım şıp diye anlasın:

Kasaptan 140 kilo kemiksiz et alıyorsunuz. İçine baharatını, iç yağını, tuzunu, sarımsağını koyup kıyma makinesinde iki-üç kez çekip, dolduruyorsunuz. Elde ettiğiniz sucukları bir tartıyorsunuz, aha o da ne?

Sucuklar tam tamına 100 kilo çekiyor!.. 140 kilo kemiksiz et ve katkı maddelerinden 100 kilo sucuk çıkarma becerisini gösteren “Usta” kara, kara olasılıkları düşünmeye başlıyor;

1) Ya, kasap bizi kazıklıyor,
2) Ya biz bu işi bilmiyoruz,
3) Ya da, dükkanın içinden birileri hırsızlık yapıp, malı götürüyor…

Kasaba borcunu ödemek için, kısa vadeli borç almaya başlıyor. Arabistan’daki dostlardan, Kuzey Irak’taki
kara para tüccarlarından, tefecilerden borçlanmaya başlıyor. Sıkıştıkça, hem aldığı borcun faizi yükseliyor hem de vadesi kısalmaya başlıyor. Delik büyük, yama küçük olunca bizim sucukçu kendini bu acımasız
“borç sarmalına” kaptırıyor. Çırpındıkça batıyor, battıkça çırpınmaya başlıyor… İşte S&P adlı kuruluşun analistlerinin dedikleri bunlar. İster ders alırsınız, ister bildiğiniz gibi devam edersiniz. Nasıl olsa “Milli İrade” sizsiniz. İster asarsınız, ister kesersiniz…

Sağlık ve başarı dileklerimle .

18 Mayıs 2012, İzmir.