Ankara’da yeni bir Sağlık Merkezi değil, Soygun Merkezi Açılıyor

ATO Haber

(AS : Bizim katkımız yazını altındadır..)

“Ankara’da yeni bir Sağlık Merkezi değil, Soygun Merkezi Açılıyor”

  • https://www.ato.org.tr/news/show/449

Ankara’da Etlik ve Bilkent Şehir Hastanelerinin açılmasıyla birlikte kapatılması planlanan 14 hastane için bir araya gelen “Hastanemi Kapatma Platformu” Bilkent Şehir hastanesi için günde yaklaşık 1.5 milyon TL kira ödeneceğini belirtti.

Ankara Tabip Odası, Mimarlar Odası Ankara Şubesi, CHP Çankaya İlçe, SES Ankara Şube, ÖDP ve Tüketiciler Derneği yöneticilerinin katıldığı basın toplantısı 17 Ekim Çarşamba günü düzenlendi. Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nde düzenlenen toplantıya Ankara Tabip Odası adına Yönetim Kurulu üyesi Dr. Arif Müezzinoğlu katıldı.

Hastanemi Kapatma Platformu adına ortak açıklamayı okuyan Dr. Müezzinoğlu

  • Ankara’da yeni  bir sağlık merkezi değil, soygun merkezi açılıyor.
  • Bilkent Şehir Hastanesi adıyla açılacak ama bir devlet hastanesi değil, CCN Holding’e bağlı bir soygun merkezi” dedi.

Günde yaklaşık bir buçuk milyon TL kira ödenecek Bilkent Şehir Hastanesi’ni bir “soygun merkezi” olarak tanımlayan Müezzinoğlu şunları söyledi:

“Bir iki aya kadar açılması planlanan Ankara Bilkent’teki Şehir Hastanesi için devlet bizim cebimizden hem de bu zor dönemde Dolar üzerinden kira ödemeye hazırlanıyor. Yılda kaç Dolar ödeneceği açıklanmıyor. 25 yıl boyunca biz ödeyeceğiz ama ne ödeyeceğiz, kaça anlaşma yapılmış söylenmiyor.

  • Bilkent Şehir Hastanesi’nin açılmasıyla Ankara’da bulunan 6 köklü devlet hastanesi kapatılacak.

Hükümetin çocuklarımızdan esirgeyerek bizim cebimizden alıp yerli ve milli CCN Holdinge vereceği paraları halkın yararına kullanmak elbette mümkün.”

Bütün siyasi partilere, sendikalara, meslek örgütlerine, derneklere çağrı yapan Müezzinoğlu, “Bu, sağlık merkezinden çok AVM benzeri soygun merkezinin açılması için Ankara’nın 6 köklü devlet hastanesinin parça parça taşınarak kapatılmasına izin vermeyelim. Hastanelerimiz kapatılmasın” sözlerini kaydetti.

Basın açıklamasından sonra söz alan SES Ankara Şube Eş Başkanı Hüsnü Yıldırım da Ankara’da kapatılacak hastanelerin çevresinde bir imza kampanyası başlattıklarını söyleyerek “Elimizde 10 bin imza var. Bu imzaları da Meclis’e ilettik” dedi.

CHP Altındağ İlçe yöneticisi Zeki Yalçındere de kapatılacak 14 hastaneden 8’inin kendi ilçelerinde olduğuna dikkat çekerek “ Altındağ ilçesi işçi, memur ve son zamanlarda yoğunluğu artan göçmen nüfustan oluşuyor. Bu nüfusun gelir düzeyi son derece düşük. Hastanelerin parça parça kapanmasıyla bu insanlar büyük zorluk yaşayacak.” dedi.

ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi İlknur Başer de sağlığın en temel ihtiyaç olduğuna ve kolay erişilebilir olması gerekliliğine vurgu yaparak Bilkent Şehir hastanesinin açılmasıyla sağlık hizmetinin Ankara’da kangren haline geleceğini, halkın sağlık hizmetine erişmede zorlanacağını ve ayrıca cebinden daha çok katkı payı ödeyeceğini ifade etti.

Tüketici Hakları Derneği Çankaya Şube Başkanı Şirzat Mugan yaptığı konuşmada kapanacak hastanelerin adeta bir teknoloji mezarlığı haline geleceğine dikkat çekti. Şehir hastaneleri projesini yolu bilinmeyen bir ormana benzeten Mugan “O denli büyük bir alana kuruluyor ki hasta nereye gideceğini, nasıl ulaşacağını bilmemekte..” diye konuştu.

CHP Çankaya İlçe adına konuşan Sakine Erden parti olarak Şehir hastanelerine baştan beri karşı olduklarını ve milletvekillerinin şehir hastaneleriyle ilgili Meclis’te büyük bir mücadele verdiğini belirterek konu ile ilgili Çankaya İlçe örgütü çalışmaları hakkında bilgi verdi.

*****

Ortak Basın Açıklaması

Haberiniz var mı? Ankara’da yeni bir Sağlık Merkezi değil, Soygun Merkezi Açılıyor! 

Haberiniz olmayabilir ya da kimbilir belki de siz “şehir hastanesi açılacak” diye duymuş olabilirsiniz. Burası Ankara içindeki 14 devlet hastanesinin parça parça taşınacağı, Bilkent Şehir Hastanesi adıyla açılacak ama bir devlet hastanesi değil, bir Holdinge bağlı; CCN Holding’e bağlı bir soygun merkezi.

Evet.! Burası açılırsa tam bir soygun merkezi olacak; öyle ki hepimizin ekmeğine, yediğine içtiğine, bizi geçtik, çocuklarımızın sağlıkları başta olmak üzere, geleceğine kast eden, borç yükü altına sokan, günde yaklaşık 1.5 milyon TL kira ödeyeceğimiz bir soygun merkezi.!

Nasıl? Özetle söyleyelim,

Bu hükümet, yıllardır izlediği, dış borç ile finanse edilen, üretken olmayan sabit sermaye yatırımları ile tüketim ve savurganlık ağırlıklı, özelleştirmeci ekonomi politikalarının da bir sonucu olarak, zaten büyük ölçüde dışa bağımlı olan ülkemizi, hemen her alanda daha da dışa bağımlı hale getirdi. Üretim olmayınca kartopu gibi büyüyen dış borç, tefeci faiz oranlarına ulaşan borçla dahi dönemez hale geldi. Böylece Türk parasının nerede ise hiçbir değeri kalmadı. Laf ile peynir gemisini yürütmeye çalışan Recep Tayyip Erdoğan sürekli açıklama yaparak ‘Türkiye’de Türk Lirası geçer!’ diye haykırıyor. Bununla da kalmıyor, Türk Lirası dışında yapılmış bütün anlaşmaları Türk Lirasına çevirmeye zorluyor… Zorluyor ama kendisinin başında olduğu Hükümet tam tersini yapıyor!

Bir iki aya kadar açılması planlanan Ankara Bilkent’teki Şehir Hastanesi için (siz Soygun Merkezi diye okuyabilirsiniz) devlet bizim cebimizden hem de bu zor dönemde Dolar üzerinden kira ödemeye hazırlanıyor! Miktar ne? …Yılda kaç Dolar?

A-çık-lan-mıyor!

25 yıl boyunca biz ödeyeceğiz ama ne ödeyeceğiz, kaça anlaşma yapılmış söylenmiyor. Kestirimlere göre yılda 80 milyon Dolar. Bu parayı bu zor dönemde bu halk vergileri ile ödeyecek ama ne ödediğini, anlaşmasını öğrenemeyecek.

Söylemekte yarar var; Bilkent Şehir Hastanesi’nin açılmasıyla Ankara’da bulunan 6 köklü kimi konusunda uzman Onkoloji, Yüksek İhtisas gibi devlet hastanesi kapatılacak. Mevcut hastanelerin eksikleri olabilir ama onlarca yıldır çok önemli hizmetler verdikleri ortada. Bunların eksikliklerinin tamamlanması, gerekiyorsa depreme uygun hale getirilmesi, daha modern ve çağdaş sistemlerle donatılması, daha yaygın, kamusal, ulaşılabilir, ücretsiz sağlık hizmeti için girişimlerde bulunmak var iken, parça parça kapatılarak, zamanla yok edilmesi, yerine merkezi, AVM benzeri, devasa, bizleri hasta değil, müşteri olarak görecek olan, hasta garantisi verilen merkezler inşa etmek anlaşılır gibi değil. Özetle tasarruf derken tam bir israf örneği olacak bir uygulama.

Hemen her gün temel-zorunlu ihtiyaç-tüketim kalemlerinin (et-süt başta olmak üzere bütün gıda ürünleri, elektrik, su, doğalgaz, ulaşım vb.) zamlandığı, işsizliğin arttığı ama ücretlerin yerinde saydığı, yaşam pahalılığına yetişilemeyen bir ortamda Hükümet, Ankara’nın göbeğinde Dolar üzerinden garantili kira anlaşması yaptığı bir merkez açacak. Bunun adı sağlık merkezi değil, olsa olsa soygun merkezi olur.

Çok üzücü ki, bunun yanında 1 yıl önce daha küçük bir soygun merkezi açıldı, adı da Sağlık Bakanlığı! Sağlık Bakanlığı Sıhhiye’deki tarihsel kendi binasını bıraktı ve Dolar anlaşmalı (yıllık 5 milyon Dolar) kiraya çıktı. İnsan utanır desek yeridir ama utanmıyorlar.

Biliyoruz ki yaşadığımız bu kriz ortamından en çok çocuklarımız olumsuz etkilenecek. Kriz “geçse de” alım gücündeki erimeden dolayı çocuklarımızın kötü, yetersiz beslenmeden kaynaklı sağlıklarında oluşan kalıcı hasarlar geçmeyecek, hastalanıp, zayıf düşüp ölmeseler de ömürlerinde eksilmeler kaçınılmaz olacak.

Bu soygun merkezleri açılmasa, bu kiralar ödenmese, bu paralar çocuklarımıza harcansa…

Örneğin yıllık 80 milyon dolarla Ankara’ya en az 400 Aile Sağlığı Merkezi / Sağlık Ocağı yapabilir, Ankara’lıların hastane muayene katılım payı ödemeleri kaldırılabilir,

Ankara’nın okula giden 15 yaş altı bütün çocuklarına bir yıl boyunca günde yarım litre ücretsiz süt, daha iyisi doğru bir planlamayla sabah kahvaltı verilebilir.

Bu paranın insanımızın sağlığı için nereye harcanabileceği örneklerini artırabiliriz, yeter ki istensin. Hükümetin çocuklarımızdan esirgeyerek bizim cebimizden alıp yerli ve milli CCN (Construction Concession Nexus) Holdinge vereceği paraları halkın yararına kullanmak elbette mümkün. Ama bunun için önce bu soygunu durduracak bir vicdan, yürek, akıl, kısacası irade gerek. Bu soygun merkezleri açılmasa, bu kiralar ödenmese, bu paralar yaygın, ücretsiz, ulaşılabilir ve kamusal sağlık hizmetlerine ve / veya çocuklarımıza harcansa..

Buna bu ülkede kimin sözü geçer, kimin gücü yeter?

Bütün siyasi partilere, sendikalara, meslek örgütlerine, derneklere, tek tek kişilere çağrımızdır:

Gelin varlıklarımıza sahip çıkalım, hep birlikte tutum alalım, ortak davranalım:

Bu kriz döneminde bu soygunu durduralım, durdurun!

Bu, sağlık merkezinden çok AVM benzeri soygun merkezinin açılması için Ankara’nın 6 önemli, kimi konusunda uzman devlet hastanesinin parça parça taşınarak kapatılmasına gelin izin vermeyelim, yanıbaşımızdaki devlet hastanelerine sahip çıkalım

Her şeyin başı sağlık olsun.! Soygun değil.!
Hastanelerimiz kapatılmasın!

Hastanelerimi Kapatma Platformu

=====================================
Dostlar,

Açıklamaya feryada – çığlığa katılmamak olanaklı mı??

Erdoğan dün bir üniversitenin açılış töreninde “Aralık sonu itibarıyla Bilkent şehir hastanesini açmış olacağız.. “buyurdu”. Bir yandan tasarruf çağrıları, bir yandan korkunç israf..

Gelin de inanın yaşanan ekonomik bunalıma ve iktidarın içtenliğine… Hem de Dolar ile kira…
Üstüne üstlük “ticar, sır” diye kamuoyuna açıklama da yok..
Sayıştay denetimlerinde yolsuzluklar çıkınca da bu kamu görevlilerini işten uzaklaştırma..

Biz de sitemizde bu konuda onlarca yazıya yer verdik..

  • Şehir hastaneleri TALANDIR!
  • Şehir hastaneleri KAPİTÜLASYONDUR!

BakınızŞEHİR HASTANELERİ ülkemiz için MÜTHİŞ BİR SOYGUN HATTA TALANDIR!

Sevgi ve saygı ile. 09 Kasım 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

YA MAZHAR OSMAN SÖYLERSE ??

YA MAZHAR OSMAN SÖYLERSE ?

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11

Prof. Dr. Mazhar Osman, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli tıp adamlarımızdandır. Askeri Tıbbiye-i Şahane’den mezun olduktan sonra Almanya’da Alzheimer, Spielmayer, Spatz, Jacob, Cerletti gibi ünlü doktorların yanında eğitim almış, ülkeye dönünce Gülhane’de Dr. Raşit Tahsin’in Kürsüsünde asistan olarak çalışmış sonra da
Kürsü Başkanı olmuştur.

1. Dünya Savaşından sonra, asistanları olan Şükrü Hazım Tiner-İhsan Şükrü Aksel- Abdülkadir Cahit-
Fahrettin Kerim Gökay’ı yurtdışına, ünlü doktorların yanına eğitim almaları için, ücretlerini kendisi ödeyerek göndermiştir.

Dr. Refik Saydam’ın büyük yardımlarıyla, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesini kurmuştur.
Türk Milletine hizmet etmiş bu değerli doktorları rahmet ve minnetle anıyorum… Mazhar Osman ve zamanın Başbakanı Adnan Menderes iyi dosttular. Menderes fırsat buldukça doktoru ziyaret eder, hem ülke meselelerini konuşurlar, hem de sohbet ederlerdi. Bir sohbet anında Menderes, Mazhar Osman’a gülerek; “Sen delisin” der.

Mazhar Osman; “Sayın Başvekil, sizin bana deli demeniz hiçbir şey ifade etmez, ama ben size ‘deli’ dersem,
ne Başvekilliğiniz kalır, ne de hürriyetiniz…”

Bu gerçek olayı değerli dostum Sayın Evrensel Erdoğan’ın hatırlatmasıyla, Türkiyeli Başbakan Erdoğan ve S&P adlı derecelendirme kuruluşu arasındaki tartışmayı hatırlattığı için yazdım. S&P, Türkiye’nin not görünümünü “durağan”a çevirince, Erdoğan’ın “nevri” dönmüş ve o sinirle ağzına geleni söylemiş ve “bunu herkese yutturabilirsiniz ama, Tayyip Erdoğan’a yutturamazsınız.” demişti. Hatta Erdoğan’ın “baş düzelticisi” Hüseyin Çelik; “Biz kül yutmayız, mangal boynumuzda asılıdır.” diyerek, Erdoğan’ı bir kez daha düzeltmeye çalışmıştı…
S&P Yetkilileri Çarşamba günü Türkiye’de bir basın toplantısı yaparak, “Keyfin bilir kardeş” anlamına gelen sözler söylediler…

S&P Türkiye Müdürü Zeynep Holmes;
“Türkiye ile derecelendirme konusunda kontratımız devam ediyor. Türkiye istediği zaman bunu iptal edebilir, Türkiye’den özür dilemeyi düşünmüyoruz” dedi…

S&P Türkiye Baş Analisti Zhang;
“Türkiye ihraç ettiği her 100 Dolara karşı, 140 Dolarlık ithalat yapıyor. Kısa vadede borçlanma sıkıntıları çok tehdit edici. Cari açığın finanse edilmesi, not açısından çok önemlidir. Türkiye borçlarını kısa vadeli borçlarla çevirmeye çalışıyor, dünyada yaşanan sorunlar bu düzeni bozabilir” dedi…

Biz bunları iki yıldır söylüyoruz. Türkiyeli Başbakan Erdoğan bizim sözlerimizi dinlemedi. Kendi bileceği iştir. Fakat S&P gibi Derecelendirme Kuruluşları bunları söylemeye başlarlar ve devam ettirirlerse, aynen Mazhar Osman’ın rahmetli Menderes’e dediği gibi “ne Başbakanlık, ne Eşbaşkanlık, ne de özgürlük” kalır…

S&P adlı kuruluşun dediklerini Başbakan Erdoğan’ın anlayabileceği şekilde örnekleyerek anlatarak, son uyarı görevimizi yerine getirelim :

Bildiğiniz gibi Türkiyeli Başbakan Erdoğan, “Sucukçu” olduğunu kendisi söylemişti.
Örneğimizi sucuk üstünden verelim ki, civanım delikanlım şıp diye anlasın:

Kasaptan 140 kilo kemiksiz et alıyorsunuz. İçine baharatını, iç yağını, tuzunu, sarımsağını koyup kıyma makinesinde iki-üç kez çekip, dolduruyorsunuz. Elde ettiğiniz sucukları bir tartıyorsunuz, aha o da ne?

Sucuklar tam tamına 100 kilo çekiyor!.. 140 kilo kemiksiz et ve katkı maddelerinden 100 kilo sucuk çıkarma becerisini gösteren “Usta” kara, kara olasılıkları düşünmeye başlıyor;

1) Ya, kasap bizi kazıklıyor,
2) Ya biz bu işi bilmiyoruz,
3) Ya da, dükkanın içinden birileri hırsızlık yapıp, malı götürüyor…

Kasaba borcunu ödemek için, kısa vadeli borç almaya başlıyor. Arabistan’daki dostlardan, Kuzey Irak’taki
kara para tüccarlarından, tefecilerden borçlanmaya başlıyor. Sıkıştıkça, hem aldığı borcun faizi yükseliyor hem de vadesi kısalmaya başlıyor. Delik büyük, yama küçük olunca bizim sucukçu kendini bu acımasız
“borç sarmalına” kaptırıyor. Çırpındıkça batıyor, battıkça çırpınmaya başlıyor… İşte S&P adlı kuruluşun analistlerinin dedikleri bunlar. İster ders alırsınız, ister bildiğiniz gibi devam edersiniz. Nasıl olsa “Milli İrade” sizsiniz. İster asarsınız, ister kesersiniz…

Sağlık ve başarı dileklerimle .

18 Mayıs 2012, İzmir.