MUSTAFA KEMAL’İ ANLAMAK

MUSTAFA KEMAL’İ ANLAMAK

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Aradan 95 yıl geçmesine karşın Mustafa Kemal Atatürk’ü hala anlamamış olmak, daha da kötüsü anlamak istememek ve O’nun gösterdiği yolun tam tersine yönelmek Türkiye’nin utanç verici en büyük yanlışıdır.

Bugün Türkiye, Dünya bilim ve teknolojisine zerre katkısı olmayan, kapitalizmin boyunduruğunda, yaşamsal varlıklarını satarak geçinen, gelecek kuşakların yaşamını ipotek altına sokarak ayakta kalmaya çalışan 3. sınıf bir ülke ise; bunun tek nedeni Mustafa Kemal’i anlamamış olması, O’nun gösterdiği yoldan birlik ve bütünlük içinde gitmemiş olmasıdır.

Mustafa Kemal, arkasında dogmatik bir ezber sistemi değil, ülkede ve tüm Dünyada (Doğayla uyumlu) barış içinde insanca bir yaşamın altın anahtarını bıraktı :

  • Hayatta en gerçek yol gösterici Bilimdir.” dedi…

Ancak Ülkeyi yöneten, yönetici geçinen kadrolar bu kısa öğüdü algılayamadılar, bu “zor yolun” gereğini yerine getir(e)mediler, Devrimleri koruyamadılar, tören ve görüntü Atatürkçülüğünü, halk goygoyculuğunu, işbirlikçiliği yeğlediler…

Eğitimci geçinen kadrolar
– Aklı hür,
– Vicdanı hür,
– İrfanı hür

kuşaklar yetiştiremediler; kolaycılığı, kopyacılığı yeğlediler.
Başarısızlığın otomatik mazereti hep hazırdı; kahrolası Emperyalizm !

Umarız ki, Mustafa Kemal’i anlamış ve kendini Bilimin aydınlık yolunda insanlığa ve milletine adamış gençlerimiz, mazeret üretmeden, cesaretle sorunların üstesinden gelir, yılmadan çalışarak arayı kapatır; emperyalizmin, kapitalizmin, fanatizmin engellerine takılmadan Ülkemizi yeniden aydınlığa, esenliğe çıkarırlar.

Tek umudumuz, durumdan görev çıkaracak bilinçli Gençliktedir.æ (3 Mart 2019)

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, yazı
=================================================

Dostlar,

3 Mart Devrim Yasalarının 95. yılı

3 Mart Devrim Yasalarının 95. yılında, ülkemizde dinci – gerici karşıdevrimin epey yol aldığını saptıyoruz.

Ülkemiz  demir yumrukla tek başına yasal olarak sorumsuz ama sonsuz sayılacak yetkilerle yöneten Erdoğan, salt “dindar” değil aynı zamanda “kindar“, “dinini ve kinini eksik etmeyen” kuşaklar yetiştirmeyi hedeflemektedir ve üniversite öncesi eğitimin 2. ve 3. dört yıllık dilimlerinde bu hedef, neredeyse tüm ortaokul ve liselerin imam-hatip okullarına dönüştürülmesiyle yakalanmaya çalışılmaktadır.

Çok yol alındığı bir gerçektir.

Ancak AKP iktidarının yaşamın gerçekliği (sosyal realite) ile çatışma kertesine sürüklendiğini de izliyoruz. Son günlerde kimi imam-hatip okullarının öğrencisizlikten kapatıldığını öğreniyoruz basından.
Bu okulları bitirenlerin üniversite giriş sınavlarında ancak %20’sinin başarılı olabildiğini, onların da öncelikli tercihlerine yerleşemediklerini ÖSYM istatistiklerinden izliyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın ise Anayasayı açıkça çiğneyerek (başta md. 24) okul öncesi ve ilk 4 sınıf çocuklarına el attığını ve bu yaş diliminde pedagojik olarak olanaksız olan “değerler eğitimi” adı altında, üstelik kimi dinci vakıflara işi havale ettiğini dehşet içinde izliyoruz. Amaç körpe zihinleri erkenden devşirmek ve dinci-gerici koşullandırma yapmaktır.

Daha da endişe verici olan husus ise, Erdoğan’ın Başbakan iken yaptığı bir konuşmada, Sn. Ercan’ın yukarıda sunduğu görselde olduğu gibi salt “dindar” nesiller yetiştirmekten söz etmekle kalmayıp, aynı zamanda “kindar, kinini eksik etmeyen” nesiller yetiştirmeyi hedef olarak koymasıdır (https://youtu.be/zLzqB876I7M 19 Şubat 2012)!
Birkaç soru birbirini kovalayarak zihnimize üşüşüyor :
1. “kindar, kinini eksik etmeyen” nesiller kime – neye karşı yetiştirilecektir? Türkiye Cumhuriyeti’ne mi? Arşivlere giren bu sözleri söylerken Erdoğan Başbakandır ve sorunun yanıtı “evet” ise, Erdoğan’ın Başbakan olarak meşruluğunu yitirmesi, milletvekili yemininin dışına düşmesi söz konusu edilebilir.
2. İslam dini de dahil olmak üzere, bildiğimiz ölçüde “kin, kindarlık” kavramlarına hiçbir din yer vermemektedir. Dolayısıyla Erdoğan bu çok tehlikeli, barış karşıtı, düşmanlık tohumlayan, çağ dışı sözleri ile “din dışına düşmüştür” saptamasını yapmak zorundayız.
3. İlahiyat Fakülteleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı neden bu söyleme hiçbir tepki vermemiştir?
4. Türkiye demokraside, hukuk devletinde, kadın haklarında.. sürekli gerilemekte. Üniversitelerimiz geçelim ilk 500’ü, ilk 1000 içinde kalabilme derdinde. Dünya sanatına, bilimine, kültürüne, teknolojisine hemen hemen hiçbir anlamlı katkımız yok! Ekonomik çöküş çok boyutlu… 2018 sonu verileriyle Türkiye artık dünyanın en büyük 17. ekonomisi değil.. İlk 20 olarak bilinen G20’nin dışına düşmüş durumda.. Ne acı ki, böyle olabileceğini bu sitede yıllar önce ve kezlerce yazdık. Oysa AKP = Erdoğan habire masal anlatıyordu ulusumuza; 2023’te ilk 10 ekonomi arasına gireceğiz, 500 milyar $ dışsatım yapacağız ve kişi başına gelirimi 25 bin $ olacak diye.. Son 6 yıldır kişi başına gelir Dolar olarak sürekli düşmekte ve 2018 sonunda korkarız, ulusal gelir 850 milyar Dolardan 700 milyar Doların altına indi!
*****
Cumhuriyetin temel değerleriyle yıkıcı biçimde çatışmanın ülkemizi sürüklediği çöküntü budur!
  • Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir.

Bir nokta daha çok önemli : Mustafa Kemal Paşa döneminde “tek tipçi” eğitim yapıldığını ileri sürenler ne denli derin çarpıtma içinde.. Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün eğitim hedefleri ile Erdoğan’ın hedefleri ortada.. Erdoğan “dindar – kindar” kuşaklar hedeflerken; ATATÜRK’çü eğitim dizgesi (sistemi) “aklı hür, vicdanı hür kuşaklar yetiştirmeyi” felsefe edinmiş. Yine Atatürk, aşağıdaki sözlerin de sahibi..

  • Gençliği yetiştiriniz, onlara bilimin ve irfanın (aydınlanmanın) pozitif fikirlerini veriniz: geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız..
Bu insancıl, bilimsel, gerçekçi, derin öngörülü, yaşamın – insanı doğası ile örtüşen söylemi bile Mustafa Kemal ATATÜRK‘ü insanlık tarihinin en büyük önderlerinden biri yapmaya yeter de artar da! Biraz da bu yüzden olsa gerek, kimileri O’nu anlamakta çok ciddi güçlük içindeler.
95 yıl sonra 3 Mart 1924 Devrimlerini ve Devrimcilerini, başta önder Mustafa Kemal Paşa olmak üzere şükran ve saygı ile selamlıyoruz.. AKP fetret parantezi de kapanacak ve Türkiye Cumhuriyeti uygarlık yolunda ilerlemesini, sonsuza dek payidar kalarak sürdürecektir.
Sevgi ve saygı ile. 04 Mart 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Eğitim Sen: Yurda yaşı küçük çocuklar yerleştirilerek suç işlenmiştir

Eğitim Sen: Yurda yaşı küçük çocuklar yerleştirilerek suç işlenmiştir

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır…)

Eğitim- Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, Adana’nın Aladağ İlçesi’nde 11’i öğrenci ve 1’i eğitmen 12 kişinin yaşamını yitirdiği yurda, yaşı küçük çocuklar yerleştirilerek suç işlendiğini söyledi. (02.12.2016, DHA)

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Eğitim Sen: Yurda yaşı küçük çocuklar yerleştirilerek suç işlenmiştir

Eğitim-Sen Adana Şube binasında yangınla ilgili bir değerlendirme yapan Genel Başkan Kamuran Karaca, eğitimde 4+4+4 sistemi nedeniyle çok sayıda köy okulunun kapatıldığını, birleştirilmiş sınıf uygulamalarının arttığını ve taşımalı eğitim uygulamalarının yaygınlaştığını anlattı. Eğitimde 4+4+4 düzenlemesinin ardından ilk 5 yılda, ilkokul sayısının 4 bin 117, ortaokul sayısının da 279 adet azaldığını belirten Karaca, şunları söyledi:

Aladağ'daki yurt yönetmeliklere aykırı

Başta köy okulları olmak üzere, çok sayıda okulun kapatılması nedeniyle zorunlu eğitim çağındaki çocuklar eğitimlerine devam etmek için yerleşim yerlerine en yakın ilçelere gitmek zorunda bırakılmıştır. Öğrencilerin önemli bir bölümü taşımalı eğitim ile kilometrelerce yol kat etmek zorunda bırakılırken, bir bölümü de gittikleri yerlerde tıpkı Aladağ’da olduğu gibi barınma sorunu ile karşı karşıya bırakılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Özel Öğrenci Yurtları Yönetmeliği’ne göre sadece lise ve üniversite öğrencileri için özel yurt açılması mümkünken, öğrenciler çeşitli cemaat yurtlarına yönlendirilmiştir. Yurtlarda lise ve üstü eğitim çağında olan çocukların kalması gerekirken, bu yurtlara mülki amirlerin de onayıyla yaşları 11-14 olan ortaokul öğrencileri yerleştirilerek suç işlenmiştir. Temel eğitim çağındaki çocuklar için sadece devlet tarafından yurt ya da pansiyon kurulabilmesine rağmen, ortaokul öğrencilerinin bu yurda yerleştirilmesinin önünü açan tüm yetkililer, Aladağ’daki yangından ve yaşanan ölümlerden öncelikli olarak sorumludur. Öğrencilerin yerleşim yerlerinde bulunan okullar 4+4+4 sistemi nedeniyle kapandığı için ilçeye gelmek zorunda kalan ve devlete ait yurt olmadığı için dini cemaatlerin yurtlarına yerleşmek zorunda bırakılan öğrencilerin hayatını kaybetmesine neden olanlar ve yurt yangınında ihmali bulunanlar, en kısa süre de ortaya çıkarılmalı ve hesap vermelidir.”
Kanuna aykırı eğitim kurumu açanlara ceza yok!
===================================
Dostlar,
 

Dün ve daha önce hep yazdık, konferanslarımızda konuştuk ve sorduk :

  • TOKİ neden yüzbinlerce konut fazlası yaratıyor, elinde kalıyor ve satamıyor?
  • TOKİ neden son yıllarda lüks konut yapımına yöneldi?
  • TOKİ neden öğrenci yurtları yapmıyor yeterince??

Yanıt : Tariktat ve cemaat vakıflarının – derneklerinin yurtlarında Tayyip beyin basın önünde açık talinatıyla “dinini ve kinini eksik etmeyen”, “dindar ve kindar nesiller” yetiştirilecek ve ülkemizde dinci faşizme giden kanlı yolun mücahitleri (din savaşçıları!) yetiştirilecektir!

Türkiye’de tüm toplu barınma – yaşam alanlarında hızla, öncelikle
– öğrenci yurtları ve
– yaşlı huzur evleri ile
– okullar ve
– hastanelerde hızla sağlık – güvenlik önlemleri uluslararası standartlara çıkarılmalıdır.

Tarikat ve cemaatların elindeki yurtlar kamulaştırılmalıdır.
Özellikle 4+4 ilk 8 yıllık temel eğitim, insanların yaşadıkları yerlerde verilmelidir.

Adana – Aladağ faciası ve vahşeti mutlaka soruşturulmalı ve adil ve etkin bir yargılama ile sorumlular cezalandırılmalıdır.

Erdoğan, 2007-2008’de Ergenekon – Balyoz kumpas davalarında (FETÖ – AKP birlikte tezgahlamışlardı..) nasıl hiç gerekmez iken ve hukuk devletinde olmaması gerekirken “Ben bu davanın savcısıyım.. “ buyurmuşlardı; Aladağ’da yurt yangınında kurban verdiğimiz 12 insanımızın davasının adil yargılama ile hızla yürütülmesi için de, yanarak can veren masum kız çocuklarımızın “savcısı – avukatı” olsalar?? Hiç sesleri çıkmıyor oysa?? Dün (02.12.2012) Ankara’da otomobil pazarının açılışında idiler başyaver Binali bey ile.. Bu pazarın adı “Otonomi” idi! İşlevi ile hiç ilişkisi olmayan bir adlandırma ve bu adı koyanların hazin bilgi birikimlerini ele veren bir sözcük.. Özerklik, muhtariyet anlamında.. Ne ilgisi var oto pazarı ile? Bir de Ankara’da 14 yıl önce havaalanı olup olmadığını soruyordu.. Esenboğa havaaalanı onlarca yıldır Başkentte hizmettedir. AKP – RTE ülkenin ilerlemesini – kalkınmasını salt fiziksel yapılardan ibaret sanıyor galiba…

Dünyanın neresinde İstanbul gibi bir metropol kentte örnek bir kültür – sanat merkezi bakım – onarım gerekçesiyle 8-9 yıl boyunca tek 1 çivi çakılmadan harap olmaya bırakılmıştır???

Ancak yangın bacayı sarmıştır.. Bu kez 2007-8 krizi gibi teğet geçecek değil ağır ekonomik bunalım.. Yılların hatalı iktisat politikası – talan düzeni – vahşi soyguna dönüşen özelleştirme politikaları…. bumerang gibi geri dönüp sorumlularını ve de ülkemizi vurmaktadır. Erdoğan çaresizlik içinde kıvranarak halkın yastık altı dövizlerini altına, TL’ye (esasta TL’ye) çevirmesi için yalvarmaktadır. Erdoğan konuştukça ve yanlış üstüne yanlış yaptıkça Döviz fiyatları yükselmekte, hasta ve borçlu, cılız ekonominin para birimi TL adeta erimektedir.. Suriye ile ilgili, 1 gün arayla (Putin’in zılgıtıyla!) birbirinin tümüyle zıddı 2 ifadesi de birkaç gün önce TL’yi yine hızla ertimişti..

Ülkesine ve halkına bunca büyük – muazzam ekonomik, psikolojik, kültürel, diplomatik, askeri, moral… zarar verip yıkıma neden olduktan sonra bir de Padişahlık yetkisi ile Başkanlık isteme şanı ve onuru Tayyip beye nasip oldu.. Hala faiz indiriminin tek çare olduğu takıntısı sürüyor ve vargücüyle haykırıyor.. Halk ise tam bir sosyal şizofreni içinde serseri mayın gibi.. Ne yapacağını kestirmek olanaksız.. 2 yaşındaki kediden tutunuz 8-9 aylık bebeğe dek tecavüz eden sapıklar, “yiyor ama çalışıyor” diyen sapkınlar, imam-hatiplerde, yandaş cemaat vakıflarında sistematik hale gelen tecavüz, yoksullaştırma, işsizleştirme, iş cinayetleri ve karayolarında muazzam can yitikleri, en az 3-5 doğum teşviki ile kadını eve hapsetme ve oy deposu kazanma planları, türlü baskılar, hapisler, yandaş medya ile algı yönetimiyle aklı başından alınan sersemleştirilmiş, Şizoid bir toplum, hatta yaşamın gerçekliğinden koparılarak şizofrenikleştirilen kitleler.. Bu tür operasyonlar 2. dünya savaşı öncesi ve sonrası Hitler’i, Mussolini’yi, Franko’yu, Salazar’ı, Peron’u… (faşizmi!) iktidara getirmiş ve tüm dünya onlarca yıl olağanüstü ağır kanlı bedeller ödemişti..

Çare; insanımızın kutuplaştırılmadan Cumhuriyet hattında örgütlenmesi ve
TBMM’ye sahip çıkmasının sağlanması
dır..

Kolay değil ama olanaksız da değil.. Muhalefet partileri, parlamento içi – dışı tüm Cumhuriyetçi güçleri “TBMM’ne sahip çık” hedefi çevresinde toplamalıdır.

1 Mart 2003 tezkeresinin AKP oylarıyla reddi ile ülkemizin ABD işgalinden kurtarılmasında olduğu gibi, AKP içinden ve MHP’den yurtsever – vicdanlı – sağduyulu vekillerin bu uğursuz oyunu, faşizme ve federasyona, ardından bölünmeye sürüklenişi durduracağını umarız.

Yineleyelim :

Başkanlık rejimi;
Türkiye’de dinci faşizmin ve parçalanmanın anahtarıdır.

Sevgi ve saygı ile.
03 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com