Diyanet İşleri Başkanı İslâm adına konuşamaz!

Diyanet İşleri Başkanı İslâm adına konuşamaz!

 

27 Nisan (2020) Pazartesi günü Cumhurbaşkanlığı hükümeti toplandı. Arkasından da Cumhurbaşkanı basına açıklama yaptı. Salgın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı’nın evi, Adana Büyükşehir Belediyesi Sahra hastanesi polemiği, muhalefetin yalancılığı, sağlık altyapısında nereden nereye gelindiği, Cumhuriyet döneminde gerçekleşenlerin 18 yıllık iktidarlarında yapılanlarla mukayesesi gibi konular AKP Genel Başkanı’nın konuşmasıydı. Bu kadar hayatı aksatan sorunlarla boğuşurken Kemal Kılıçdaroğlu için özel video hazırlatılması, salgın baskısı altında ekonomik sorunlarına çözüm bekleyen halka, CHP’yi eleştiren bu videonun izletilmesinin ne fayda sağladığı anlaşılamadı.

Diyanet İşleri Başkanı ile bazı barolar arasındaki polemik için çok sert, kesin ve keskin ifadeler kullanırken Cumhurbaşkanı şapkasını giydi. Sözlerin keskinliği kadar devlet açısından da çok önemli manaları vardı ancak açıklamanın tamamı içinde arka planda kaldı. Türkiye’nin yasaları açısından hukuk fakültelerinin ve bilim insanlarının ayağa kalkması gerekirken, tartışma İslâm karşıtlığı üzerine kilitlendi.

Cumhurbaşkanı, Başkanımız biliyorsunuz, bir açıklama yaptı. Bu açıklamasıyla sadece inancının, ilminin ve yürüttüğü görevinin gereğini yerine getirmiştir. Söyledikleri de sonuna kadar doğrudur. Elbette Diyanet İşleri Başkanımızın sözleri sadece kendini Müslüman olarak tanımlayan, İslam dairesinde gören kişiler için bağlayıcıdır. Kendini bu sıfatlarla tanımlamayanlar için söz konusu ifadeler sadece bir görüşten ibarettir. Bir defa burada şu gerçeği çok net görmemiz lazım, ülkemizde eğer İslam adına konuşması gereken birisi varsa, bir kurum varsa Diyanet İşleri Başkanlığıdır ve buranın Din İşleri Yüksek Kurulu vardır.

Diyanet İşleri Başkanımızın görüşlerine karşı kullanılan üslup, konu ve şahıs boyutunu aşıp doğrudan İslam’a yönelen kasıtlı bir saldırı hâlini almıştır. Zira Diyanet İşleri Başkanımıza yapılan saldırı devlete yapılan saldırıdır.

Konu, Devlete saldırı olarak nitelenmekle birdenbire devlet krizi hâlini aldı. Evet, bu bir devlet krizidir ancak kriz devletin bir kurumuna, kuruluş yasalarının ve anayasanın dışında bir görev yüklenmesinden çıkacaktır.

ÖNCE YASALAR…. TÖRE KONUŞUNCA KAĞAN SUSAR…

Devletin sadece Diyanet İşleri Başkanlığı ve başkanı değil başka herhangi bir kurumunda da İslâm (Din) adına konuşma yetkisi yoktur.

Anayasa’da; Giriş bölümü 5. fıkra: “… lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı

10: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”

M. 15 2. fıkra: “kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz”

M 24 1. fıkra: “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
     5. fıkra: “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”

Hükümleri çok açıktır.

633 sayılı Kuruluş Kanunu 1. maddesi DİB’nin, “İslâm Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere” kurulduğunu söyler. Yani sadece ilgili işleri yürütmek ve ibadet yerlerini yönetmek görevi tanımlanmaktadır.

Diyanet İşleri Başkanı, “yürüttüğü görevinin gereğini yerine getirmiştir” ifadesi “İslâm dairesinde gören kişiler için bağlayıcıdır” ile birlikte değerlendirildiğinde bambaşka bir alana kaymaktadır. “Ülkemizde eğer İslam adına konuşması gereken birisi varsa, bir kurum varsa Diyanet İşleri Başkanlığıdır” sözleri de devletin şeklini değiştiren sonuçlara ulaşır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yürütme gücünü Cumhurbaşkanına vermekte, 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesinde de, “M 1-  (3) Cumhurbaşkanı, yetkilerinden bir kısmını gerektiğinde sınırlarını yazılı olarak belirterek astlarına devredebilir. Ancak devrettiği yetkiyi, gerek gördüğünde kendisi de doğrudan kullanabilir.” demektedir. Kararname ve Cumhurbaşkanının açıklamalarından, yürütme gücünün bir kısmının DİB’na verildiği anlaşılmaktadır. Peki, bu durumda “Ülkemizde… İslâm adına konuşma yetkisi” –varsa ki bence yok  aslî sahibi tarafından da kullanılacak olursa sonuç ne olur?

Diyanet ilk yürütme yetkisini, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi için yapılan referandumdan sonraki ağustos ayında, nikâh kıyma görevinin verilmesiyle aldı. Bu husustaki yazım Millî Düşünce Merkezinin internet sitesinde Tarih tekerrür etmemelidir başlığı ile yayımlandı.

YA MÜSLÜMAN NE DÜŞÜNÜR?

İslâm adına yalnızca Diyanet İşleri Başkanı değil, başka hiç kimse veya makam sahibi de İslâm dini adına konuşamaz. Çünkü İslâm bireylerin dinidir. Ruhban yani aracı da yoktur. Müslüman doğrudan Allah ile irtibat kurar. Duası aracısız, ibadeti aracısız, imanı aracısızdır.

Müslümana en büyük kötülük “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” saçmalığı ile yapılmıştır. Bu şekilde kandırılan Müslüman efendisinin(!) artan yemeğini yer, ağzını sildiği peçetesini saklar, abdest aldığı suyu içer… Sonra da onun talimatı ile devletine başkaldırır ve başka Müslümanların ölmesine veya sakat (AS: engelli) kalmasına neden olur. Bütün bunlara da alnı secde gördüğü, aynı menzile yüründüğü için göz yumulur. Ve böyle yüzlerce şeyh (cemaat ve tarikat) ve yüzbinlerce mürit ortaya çıkmıştır.

Cumhurbaşkanı “Diyanet İşleri Başkanımızın sözleri sadece kendini Müslüman olarak tanımlayan, İslâm dairesinde gören kişiler için bağlayıcıdır. Kendini bu sıfatlarla tanımlamayanlar için söz konusu ifadeler sadece bir görüşten ibarettir.” demiştir. Bahse konu, sadece hutbedeki tartışmaya konu olan sözler değil, insanların nasıl ve neye inanacağı ile ilgilidir. Bu ülkede Diyanet İşleri Başkanı’nın söyledikleri veya söyleyecekleriyle kendisini bağlı hissetmeyen, onu dini hüküm verme makamı olarak görmeyen milyonlarca Müslüman var. Bütün Müslümanların DİB ile bağlı olduğunu söylemek doğru değildir. Kaldı ki her bir Müslüman inandıkları için söz söyleme hakkına sahiptir. Hiç kimse de ona benim söylediğim gibi inanacak ya da yaşayacaksın diyemez.

  • Bu millet, kendi dininde papa, patrik, Ayetullah kabul etmez, İslâm’da böyle bir makamın bulunmadığına iman etmiştir.

Bakara Suresi 119. Ayet “Doğrusu biz seni Hak (Kur’an) ile müjdeleyici ve uyarıcı gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin.” buyurmaktadırMüşrikler veya Müslüman olmayanlar demiyor, cehennemliklerden bahsetmekte. Yani Cenab-ı Hak Peygambere, sözünün bağlayıcılığı yetkisini vermemiştir. Peki, Allah’ın Resulüne vermediği hak ve yetkiyi, bir kulun, görevlendirdiği veya görevinden alabildiği başka bir kula veriyor olmasını nasıl izah edebiliriz?

Bu konu ile ilgili daha geniş değerlendirme Millî Düşünce Merkezinin internet sayfasındaki “Muhafazakâr Demokrasi, Din, Siyaset ve İslâm” yazımda yer almaktadır. Kanaatim o ki bütün bu gelişmeler Cumhurbaşkanının açıklamasındaki “Önümüzdeki dönemde tüm dünya ile beraber ülkemizde de özellikle siyaset alanında yeni bir dönemin kapıları aralanacaktır” cümlelerindeki menzille doğrudan alakalıdır. (AS: ilişkilidir)

ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR ?? İSLAMDA REFORM KAPIYA DAYANDI


Türker ERTÜK :
ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR ??

Çanlar Kimin İçin Çalıyor

Dostlar,

İSLAMDA REFORM KAPIYA DAYANDI!

Sözde İslam Dünyasından gelen yeni bir “fetva” ya bakar mısınız??
Erkeğin “niyeti iyi” ise, bir kadın ile evlenecekse, kadının kendisine göstermediği yerlerini gizlice, duş alırken dikizleyebilir ve kararını buna göre verebilirmiş!?..

Bu insancıklar – insan müsvetteleri akıllarını uçkurları ile bozmuşlar anlaşılan.
Nerede aklı başında İslam bilginleri?
Nerede Laik T.C.’nin muazzam parasal kaynaklarını tüketen devasa
Diyanet İşleri Başkanlığı örgütü ve onun Din İşleri Yüksek Kurulu??
Neden ağızlarını açıp yüksek perdeden bu tür saçmalığın saçması zırvaları yalanlayıp, kaynağını da dışlayıp – lanetleyip açık karşı tutum almazlar??
Sayıları 30’u geçen İlahiyat Fakülteleri neden gıkını çıkarmaz?

Yobazların kalleşçe katlettiği aydın din bilgini rahmetli Turan Dursun soruyordu :
Din Bu mu? Ve yanıtını da veriyordu : DİN BU!

Biz de bilelim, Din bu mu?

Peygamberden önce Arabistan çöllerinde egemen kültür olan Vahabi gelenekleri ile Muhammet Peygamber az mı uğraştı bu ilkelliği bir parça olsun düzeltmek için ?
1400 yıl sonra Vahabi gelenekleri İslam dini adına Muhammed’in dinini bastıracak mı?
Tehlikeli alametler belirdi ve çoğaldı :
Bu yobaz ve tarih öncesinden kalma kafalar, Suriye’de “ulül emr”e (Esad yönetimine) isyan eden cihadcıların cinsel gereksinmelerini karşılamak üzere
Suriyeli kadınlara ciğer söken kanlı katillerle yatmalarını fetvalamadı mı?
Aynı iğrenç kafalar, taaa Tunus’tan bu amaçla Türkiye üzerinden genç kızlar
getirtmedi mi? Bu kızlar / kadınlar gebe kalıp, canlarını kurtarabilirlerse,
babaları belirsiz biçimde Tunus’a dönmediler mi??

********

Anlatması bile kasvet veriyor..
AYDIN DİN BİLGİNLERİ;
İHANETİNİZE ARTIK BİR SON VERİN
VE
İ S L A M D A   R E F O R  M U N   K A P I S I  N I   A Ç I N !..

İSLAMDA REFORM KAPIYA DAYANDI!

Yoksa bu bataklık sizi de yutar, ne din bırakır ne de iman..

Sevgi ve saygıyla.
23.8.2014, Çanakkale

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Diyanet’in fetvalarını hazırlayan kafa


Dostlar
,

Rahmetli Prof. Dr. İlhan Arsel, Hukuk profesörüydü.. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde uzun yıllar öğretim üyeliği yaptı ve Anayasa Hukuku dersleri verdi. AYDINLANMA bağlamında çok değerli kitaplar yazdı (Listesi aşağıda.. 7.2.2010’da, 89 yaşında ABD’de yaşamını yitirdi.).

  • Aydınlanmadan murat aklın inançtan bilimin de dinden özgürleşmesi idi.

Yobazlar Prof. Arsel hocanın yazdıklarına yanıt veremediler ama O’nu bu ülkede yaşayamayaz duruma getirdiler. Hoca, yaşamını can güvenliği nedeniyle ABD’de sürdürmek zorunda kaldı. 7 Şubat 2010 pazar günü, Florida‘da yaşamını yitirdi.

Prof. Arsel, “DİYANET HURAFE ÜRETİYOR” diyordu.

DİB‘da (Diyanet İşleri Başkanlığı) değişen bir şey yok.. Tersine daha da militan bir anlayış egemen. Devasa boyutlara varan kadroları, 8 bakanlığın ödeneğine denk
ve TÜBİTAK‘ın birkaç katı bütçesi, muazzam varlıkları yöneten vakıflarıyla DİB Türkiye’de adeta bir sektör.. Son başkan da (Prof. Ali Görmez) “sahaya inmekten” (?!) söz etmekte ne demekse..

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Prof. Karslı’nın makalesi de aynı yolda.. Karslı’nın, Diyanet’in yayın organında yayımlanan “Tesettür Emri ve Kadın” başlıklı yasısı aşağıda..

Hala, Nur 31‘in anlamını çarpıtarak Kuran’ın kadının örtünmesini buyurduğunu söylemeyi sürdürüyorlar..

Bizim bu makalede anlatılan öykü ile ilgili çok ama çok yalın bir sorumuz var :

  • Tanrı’nın huzurundan kovulan Şeytan her nasılsa Cennet’te kalmaya devam etmektedir ve Adem Baba ile Havva Ana’yı Cennet’te suç işlemek için ayartabilmektedir öyle mi? Cennet, suç işlenebilen bir yerdir; Şeytan tarafından ayartılarak suç işleyen ise ilk peygamberdir öyle mi?

İslam dinine bu vb. akıl ve mantık dışı hurafeleri üreten ve yayanlardan başka düşmana gerek var mı?

Bu yüzden değil midir ki; Dünya nüfusunun ancak % 16 kadarı (6 kişiden 1’i) Müslümandır ve bu oran Ateistlerin oranına hemen hemen denktir. Hıristiyanlar ise Müslümanların 2 katı oranındadır.. Son din İslamiyet, İsa’nın dininin yandaşlarını ikna edememiş ve aşamamıştır. İslam dünyasında hızlı nüfus artışına karşın Müslümanların oranı Dünya nüfusunda giderek düşmektedir..

Bu gidiş nedendir? İnsanları dinden – imandan çıkaran, İslamiyetten uzaklaştıranlar hoca kılıklı birileri midir? Bu eylemin karşılığı nedir? Gerçek Müslümanlar hiç bu ciddi sorunlar üzerinde düşünmezler mi??

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 28.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=====================================

İşte Diyanet’in fetvalarını hazırlayan kafa

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Prof. Karslı’dan inciler…
Diyanet'in_hurafeleri

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dinel konularda en yüksek karar ve danışma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu’nun üyesi Prof. Dr. Halil İbrahim Karslı,
Kuran’ın kadınlara örtünmeyi emrettiğini belirterek “Çünkü kadının bedeni bir süstür. Dolayısıyla değerlidir ve korunması gerekir” dedi. Kadınların bedensel çekiciliklerini toplumsal yaşama karşı değil, eşlerine karşı sergilemeleri gerektiğini de ifade eden Karslı, Adem ve Havva’ya değinirken, “Cennette şeytan, insanın elbiselerini soymakta ve mahrem yerlerini açığa vurmayı başarmaktadır. Kıyamete kadar şeytan insanı bu konuda rahat bırakmayacak ve beden mahremiyetine hürmetsizlik göstermesi için elinden geleni ardına koymayacaktır” diye ekledi.

Karslı’nın, Diyanet’in yayın organında yayımlanan “Tesettür Emri ve Kadın” başlıklı makalesinde yer alan yorumlarından bazıları şöyle:

* Şeytan, huzuru ilahiden kovulduktan sonra ilk girişimini Adem babamız ve Havva anamıza karşı yaptı. Bu sırada onlar cennette bulunuyorlardı. Vesvese ile üzerlerine vardı. Amacı, yasak ağaçtan onlara yedirmek, elbiselerini soyup edep yerlerini kendilerine göstermekti. Onları ayartmak için elinden geleni ihmal de etmedi. Neticede amacına ulaştı. (Araf7/20-22)

* Görüldüğü gibi daha ilk karşılaşmada, cennette şeytan, insanın elbiselerini soymakta ve mahrem yerlerini açığa vurmayı başarmaktadır. İlk yaratılış sahnesinde Rabbimiz bir başkasını değil de bu konuyu bizlere hatırlatmıştır. Elbette ki bu, ilahi bir hikmet sebebiyledir. O da, herhalde şudur: Kıyamete kadar şeytan insanı bu konuda rahat bırakmayacak ve beden mahremiyetine hürmetsizlik göstermesi için elinden geleni ardına koymayacaktır.

* Aydınlanma süreci insanın dini değerlerden kopması, kendi kendisini kutsaması sonucunu doğurdu. Her alanda özgürlük, insana verilendeğerin bir yansıması olarak görüldü. Dolayısıyla örtünme, kadının örgütlüğünün önünde bir engel kabul edildi. Geleneksel uygulamalarıterk ettiği ölçüde insanın özgürleşeceği düşünüldü. Belki de insanlıktarihinde ilk defa müstehcenlik bu denli sosyal bir görünüm kazandı vedünyanın hâkim kültürü haline geldi. Bütün bunlar, kadının bedeniüzerinden yapıldı. Onun kişiliği değil, dişiliği öne çıkarıldı.

İslami değerler sistemi, iffetli fert, iffetli toplumu hedefler. Bu sebeple beden mahremiyetini korumaya büyük önem verir. Kadının da erkeğin de kendini sergilemesini ve teşhir etmesini onaylamaz. Cinsel sapmalara giden yolları kapatır. Cinsler arası ilişkilerde birtakım kurallar koyar. Mesela bakışların haramdan korunması ve tesettüre riayet edilmesi bunlardan bazılarıdır.

* Kuran, Nur suresi 31. ayette kadınlara kendi doğal güzelliklerini ve takılarını namahremlere göstermemeleri uyarısını yapar. Çünkü her iki cins birbirine karşı birer cazibe merkezidir. Bu, fıtratın bir gereğidir. Bu anlamda erkeğin nazarında kadının konumu ayette ziynet/süs olarak nitelendirilir. Ancak Kuran, bunun açığa vurulmamasını, aksine yine ziynet olarak isimlendirilen elbiseye büründürülmesini emreder. Çünkü kadının bedeni bir süstür. Dolayısıyla değerlidir ve korunması gerekir.

* İlahi uyarılar, kadının doğasının bastırılması anlamında yorumlanmamalıdır. Aksine Kuran, burada bir yönlendirme yapmakta ve onun bedensel çekiciliğini ortaya koyma arzusunu toplumsal hayatta değil, eşine karşı sergilemesini hedeflemektedir. (Cumhuriyet, 27 Ağustos 2013)

*******************************************
Prof. İlhan Arsel’in yayınlanmış kitapları    : 

  1. Şeriatçıyla Mücadelenin El Kitabı (2008, Kaynak Yayınları)
  2. Şeriat’ın Getirdiği Hoşgörüsüzlük (2008, Kaynak Yayınları)
  3. Kuran’daki Tanrı: Muhammedin Tanrı anlayışı (2007, Kaynak Yayınları)
  4. Şeriat ve Eşitsizlik ( 2006, Kaynak Yayınları)
  5. Cahilliye ( 2005, Kaynak Yayınları)
  6. Şeriat İnsan ve Akıl ( 2005, Kaynak Yayınları)
  7. Diyanet’e Cevap ( 1996, Kaynak Yayınları)
  8. Turan Dursun‘a Mektuplar (1996, Kaynak Yayınları)
  9. Müslümanlık Sınavı (2002, Kaynak Yayınları)
  10. İslam’a Göre Diğer Dinler (2002, Kaynak Yayınları)
  11. Muhammed’e Göre Muhammed (2000, Kaynak Yayınları)
  12. Kur’an’ın Eleştirisi 1-2-3 (1999, Kaynak Yayınları)
  13. Kur’an’daki Kitaplılar (1999, Kaynak Yayınları)
  14. Tevrat ve Incil’in Eleştirisi (1999, Kaynak Yayınları)
  15. Şeriat ve Kölelik (1999, Kaynak Yayınları)
  16. Şeriat’tan Kıssalar I (1996, Kaynak Yayınları)
  17. Şeriat’tan Kıssalar II (1997, Kaynak Yayınları)
  18. Aydın ve Aydın (1997, Kaynak Yayınları)
  19. Toplumsal Geriliklerimizin Sorumluları Din Adamları (1996, Kaynak Yayınları)
  20. Şeriat ve Kadın (1987, Kaynak Yayınları İstanbul, 1. baskı)
  21. Arap Milliyetçiliği ve Türkler (1973 1. Basım, Ankara Üniversitesi
    Hukuk Fakültesi yayını)
  22. Biz Profesörler (1997, Kaynak Yayınları)
  23. Şeriat Devletinden Laik Cumhuriyet’e (1975 ,1. Bs. Ankara Üniversitesi
    Hukuk Fakültesi yayını)
  24. Teokratik Devlet Anlayışından Demokratik Devlet Anlayışına
    (1975, AÜ İlahiyat Fakültesi Yayınları)