Etiket arşivi: DİL BAYRAMI

DİLİMİZE SAHİP ÇIKALIM

Zeki Sarıhan
www.zekisarihan.com


Türk Dil Kurumu’nun 1932’de kuruluşunun yıldönümü olan 26 Eylül günü, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde 90. Dil Bayramı olarak kutlandı. Dil Bayramı denince Karamanoğlu Mehmet Bey’in, Türkçeyi 13 Mayıs 1277’de resmî dil olarak ilan etmesini de unutmamak gerekir. Bu olay ise nedense yalnızca Karaman’da kutlanıyor.

TÜRKÇE BOZULUYOR

Anadili insanın benliğine ve BİLİNCİNE öyle bir yapışır ki, onun içine sokulan parçalar ve onu yanlış kullanmalardan rahatsızlık duyarsınız. Tadına alışık olduğunuz bir yemeğin içine zehir katmışlar gibi olur. Kusacak kadar değilse de ağzınızı burar.

Aşağıda epey bir süredir yanlış kullanılışları beynimizi tırmalayan kavramlara birkaç örnek vereceğim.

“TAKSİYE BİNMEK” yerine “TAKSİ ALMAK”: 1967’de İstanbul’a ilk gittiğimde Taksim’de Şişli’ye nasıl gideceğimi sorduğum top sakallı biri “Şuradan bir taksi alırsınız” dediği zaman garipsemiştim “Bir taksi satın alırsınız” demiş olamazdı. Çok geçmeden bunun İngilizce dersinde gördüğümüz “take a taxi”nin yanlış bir çevirisi olduğunu, bir taksiye binmem gerektiğini söylemiş olduğunu anladım.

“ÇİMMEK” yerine “BANYO ALMAK”: “Banyo yapma” almaya alışmışken bir de “banyo alma” yaygınlaşmaya başladı. “Duş yapmak” denmesi gerekirken de artık herkes “duş alıyor”. “Çimmek” gibi Anadolu Türkçesinin sevimli sözcüğü dilimizden çoktan düştü.

“AHLAK” yerine “ETİK”: 1990’lerde “Ahlak” tahtından düştü. Yerini “Etik” aldı. “Ahlak” yerine “etik” dersek daha bir Avrupalı oluyormuşuz gibi bir izlenim bırakılıyor.

“GEÇMİŞE ÖZLEM” yerine “NOSTALJİ”: Geçmişe özlem gibi arı duru, anlamı açık bir dururken Nostalji sözünü kullanmaya meraklı çok insan var.

“İÇİN” yerine “ADINA”: Son zamanlarda gitgide kullanım alanı bulan bir sözcük de “için” yerine kullanılan “adına” sözcüğüdür. “Adına”, dilimizi özenle kullanması ve örnek olması gereken televizyon sunucularının bile kullandığı bir sözcük durumuna geldi. Biz eskiden “sebze almak için” pazara giderdik, şimdi bir kısım Türkler “sebze almak adına” pazara gidiyor. Oysa “adına” sözcüğü bambaşka bir bağlamda kullanılır. Örneğin okul veli toplantısına baba adına annenin geldiği biçiminde kullanılırsa sözcük anlamına uygun kullanılmış olur. Hiç “Evi geçindirmek adına çok çalışıyorum” denir mi? “Evi geçindirmek için çok çalışıyorum” denir. Sonuçta “adına” “için” birbirlerinin yerine kullanılabilecek sözcükler değildir.

Elimize bulaşan bir boyayı çıkarmak mümkündür de dilimize yapışan bir sözcüğü atmak kolay değildir. Diller yaşayan varlıklardır. Evrimleşirler. Yeni kavramlara yeni sözcükler türetirler. Kendi kökleri yetersiz kalırsa başka dillerden de sözcük alırlar. Fakat kendisinde bulunan ve hiç de kavram olarak yetersiz olmayan bir sözcüğü bırakıp yabancı bir sözcüğü onun yerine kullanıma sokmak özensizlikten öte kendi anadiline ihanettir.

HİSSETMEK: fiilinin İngilizceden yapıldığı anlaşılan bir çeviri ile yanlış kullanılışı gitgide yaygınlaşıyor ve kulak tırmalıyor. Örneğin “iyi hissediyorum” veya kötü hissediyorum” deniyor. Oysa bu fiilin bir nesnesi olması gerekir. Neyi hissediyorsan, önce onu söylemen gerekir. Havayı hissederiz, kokuyu hissederiz, acıyı hissederiz. “İyi hissediyorum” sözünde eksik kalan “kendimi” sözcüğüdür. “Nasıl hissediyorsun?” sorusunun doğrusu da “Kendini nasıl hissediyorsun?”dur.

“EL KOYMAK” yerine “ÇALMAK”:  Çalmak artık çoğu metinde “gasp etmek”, “el koymak” yerine kullanılır oldu. Bir aslanın başka bir aslanın avını ondan zorla almasına “çalmak” değil, gasp etmek veya “el koymak” denir. Ama artık çoğu doğa belgeselinde bu gibi durumlarda yanlış olarak “çalmak” fiili kullanılıyor. Sokakta biri önümüzü kesse ve cüzdanımızı zorla alsa buna “çalmak” denmez. “Çalmak” başkası görmeden, gizlice almaktır.

SAYGI VE HÜRMETLERİMLE”: Bir duyguyu güçlendirmek için aynı anlama gelen iki sözcüğün kullanılması da oldukça yaygın. “Saygı ve hürmetlerimle”, “mutlu mesut” gibi.

UZUN HECELERİ KISA SÖYLEMEK: Bazı yörelerimizin insanları, uzatılması gereken heceleri uzatmadan söylüyorlar ve bu çok dikkat çekiyor. Şu sözcüklerdeki ilk heceleri uzatmadan söylemeyi denerseniz bunun dil için nasıl bir sorun yarattığını anlayabilirsiniz: Hami, Haşim, Sait, Şair, Talih, Salih, Cahil, Sair, Mahir, Tahir, Nail, Nazım, Halim, Salim, Talim, Yani, Sani, Cani… Bu sözcüklerin ilk hecelerindeki a’nın üstüne uzatma işareti konulmaz ama bunlar uzun hecelerdir.

K’YI YUMUŞATAMAMAK: Bunun gibi üzerine yumuşatma şapkası konulan bazı sözcükleri de yanlış kullananlar var. Kâzım, Kâmil, Kâtip, Kâmuran, Kâşif gibi sözcüklerdeki şapka ilk hecedeki k’yi yumuşattığı gibi hecenin uzun okunması gerektiğine de işaret eder. Kâr, gâh gibi sözcüklerde ise yalnızca k’yi ve g’yi yumuşatır. Kimi kitaplarda bile bu konuda hata yapıldığına rastlanıyor. Kimileri, imla kılavuzunda bütün yumuşatma ve uzatma işaretlerinin kalkmış olduğunu sanıyor. Gerçi 12 Eylül’den sonra devletleştirilen Türk Dil Kurumu, imlamızı bu tip işaretlere boğmuş, Dil Derneği ise farklı ve doğru bir yazımı tercih etmişti ama her iki Kurum da yukarıdaki sözcüklerden yumuşatma işaretini kaldırmamıştı. Son yıllarda her iki Kurumun imlası hemen hemen birleşmiş bulunuyor. Geçmişte yaşanan bu kargaşadan ötürü bugün bile “hâlâ” sözcüğünü hala olarak yazanlar var. Ciddi bazı kitaplardaki yanlış yazmalara bakarak “-de/da” eki ile “de/da” bağlacının nasıl yazılacağını öğrenmeden üniversite bitirenler var.

Dil büyük bir okyanus gibidir

Dilseverlerin ve uzmanların bile onda keşfedecekleri çok şey var. En azından her eve bir yazım kılavuzunun gerektiği de açık.

Dilin doğru ve ahenkli (uyumlu) kullanımı ailede ve okulda öğretilir. Öğretmenlere, yazarlara ve radyo-TV sunucularına büyük iş düşüyor.

  • Dilini koruyamayan bir ulus bağımsızlığını da koruyamaz.

Dilini geliştiremeyen topluluklar, üstün bir uygarlık yaratamaz.

Bu yılki Dil Bayramı ödül töreninde bir konuşma yapan şair Ataol Behramoğlu’nun dilimizi sevip korumamızı anlattıktan sonra “Ülkemizde konuşulan bütün dillere de saygılı olalım” sözünü de anmadan geçemeyeceğim.

Anadili sevgisi, bütün dillerin eşitliğini, bütün dillerin onu konuşanlar için ana sevgisi kadar kutsal olduğunu anlamıyorsa, bu basit bir milliyetçilikten öteye geçemez. (İndependent Türkçe, 28 Eylül 2022)

 

 

 

 

 

PKK okulları neden boykot ediyor?


Dostlar,

Dostumuz, kardeşimiz, hemşehrimiz Sayın Mehmet Bedri Gültekin‘den,
KÜRTÇE EĞİTİM sorununa ilişkin tam anlamıyla mükemmel bir makale..
Çook yaygın olarak okunmalı, okutulmalı, paylaşılmalı..

O, bizleri Silivri zindanlarından bile aydınlatmayı sürdürüyor.. Aşk olsun!

O, sıkı bir mülkiyeli.. Mülkiye Marşı söyleyenlerden..

  • Başka bir aşk istemez, aşkınla çarpar kalbimiz,
    Ey Vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz.
    Gül ki sen, neş’enle gülsün ay, güneş, toprak, deniz.
    Ey Vatan gözyaşların dinsin; yetiştik çünkü biz.

diyenlerden.. (Mülkiye Marşı ilk 4’lük)..

Aşağıdaki kitabı da (Kaynak yayınları) özenle okunmalı..

Kürtçe Eğitim Sorunu (Mehmet Bedri Gültekin)

Bu yazı, 26 Eylül 2013’te 81. yılı kutlanacak olan DİL BAYRAMI‘na da
bir armağan adeta..
Sevgi ve saygı ile.
24.9.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===================================

PKK okulları neden boykot ediyor?

portresi_adiyla

Mehmet Bedri Gültekin
http://www.ulusalkanal.com.tr/pkk-okullari-neden-boykot-ediyor-makale,1562.html, 18.9.13

 

DTK ve BDP, 16 Eylül günü başlayan yeni öğretim yılının ilk haftasında okulları
boykot ediyorlar.
PKK, Kürtçe eğitim istiyor. Boykotla, kitlenin bu talebin arkasında olduğunu göstermek amacında.

  • Kürtçe eğitim isteği gerçekten bir ihtiyaçtan mı kaynaklanıyor? 

Olgular

  • Kürtçenin öğretimine olanak veren yasal düzenlemenin ardından,
    Güneydoğu illerinin hemen hepsinde dil kursları açıldı.
    Ve hepsi birkaç yılın ardından öğrencisizlikten kapandı.

YÖK’ün yaptığı düzenleme ile birlikte bölge üniversitelerinden bazıları, müfredatlarında seçmeli Kürtçe dersine yer verdiler. Kursların başına gelen seçmeli Kürtçenin de başına geldi. Üç yılın ardından örneğin Tunceli Üniversitesinde Kürtçeyi seçen öğrenci sayısı “sıfır”a indi.

Orta dereceli okulların seçmeli Kürtçe dersini tercih eden öğrenci sayısı da, beklentilerin çok altında kaldı.

PKK, bir yılı aşkın süredir Suriye’de Kürt yerleşim yerlerinde kendi deyimiyle “iktidar”. Geçen sene Kürtçe eğitime geçtiğini ilan etti. Şimdi yeni öğretim yılı ile birlikte
Kürtçe eğitim verecek “üç bin öğretmenin” hazır olduğunu söylüyor.

Ama aynı açıklamasında Kürtçe eğitimin sadece ilkokul birinci sınıfta olacağını,
diğer sınıflarda eğitimin Arapça yapılacağını ve haftada üç saat Kürtçe dil dersi verileceğini söyleyerek gerçeği itiraf ediyor (Özgür Gündem, 12 Eylül 2013).

Irak Kürt Bölgesinde Kurmancça eğitim, aradan geçen 24 yılın ardından sadece ilkokul ile sınırlı. Ortaöğretimde eğitim dili Soranca. Üniversitede ise ağırlıklı olarak İngilizce ve Arapça.

  • PKK, Kürtçeyi değil Türkçeyi kullanıyor

PKK’nin 1980’lerin başından itibaren yaklaşık 20 yıl Bekaa’da, yine 20 yılı aşkın süredir de Kuzey Irak’ta sürekli kampları oldu. Bütün bu süre içinde;

– PKK’nin kamplarında eğitim dili esas olarak Türkçe.
– Yargılamaları Türkçe.
– Askeri raporları Türkçe.
– İç haberleşmesi Türkçe.
– Basın yayın faaliyeti ağırlıklı olarak Türkçe. 
– Yayınladığı bütün kitaplar Türkçedir. 

Listeyi uzatabiliriz. PKK, kendisinin bile uygulama olanağını bulamadığı eğitimi, halka yaptırmaya kalkıyor.

Kürt yurttaşların durumu ve ihtiyacı

Boykot eylemiyle ortaya konulan talebin, yurttaşların eğitim ihtiyacı ile
bir ilgisi yoktur.

  • Tam tersine Kürt yurttaşların eğitim ihtiyacı baltalanmaktadır
    (Kürtçe eğitim isteğiyle).

Çünkü;

Eğitim-Sen’in 2010 yılında yaptığı bir araştırmanın da ortaya koyduğu üzere, Güneydoğu’daki yurttaşların % 58.1’inin anadili Türkçedir. (Kumançca % 31.4)
Doğu Anadolu’da bu oranlar sırasıyla %63.8 ve 28.8’dir.

Ayrıca hemen hemen bütün Kürtler Türkçeyi bilir ve ezici çoğunluğun Türkçesi, Kürtçesinden daha iyidir. (Sebeplerine girmiyoruz, olguyu saptıyoruz.)

  • Bütün Kürtlerin Ortak iletişim aracı Türkçedir. 
  • Kürtlerin çoğunluğu Batı illerimizde yaşar. Dolayısıyla Türkçe sadece Türkleri ve Kürtleri değil, bütün Kürtleri de birleştiren en önemli bağdır.

Türkçe; eğitim, bilim, kültür, hukuk, siyaset vb. dili olarak Kürtçeden daha gelişmiş bir dildir.

Dolayısıyla “Kürtçe eğitim dili olsun” demek, Kürtlerin büyük çoğunluğunun daha iyi bildikleri dilde eğitim görmelerine karşı çıkmaktan başka anlama gelmez.

Olguların sonucu

Türkçe de Kürtçe de bizim dillerimizdir.
Dolayısıyla her iki dilin de geliştirilmesi milletimizin çıkarınadır.

Yeri geldiğinde “ortak vatan”dan ve “üst kimlik” olarak “tek millet” olabileceğinden bahsedenlerin, bu birliği mümkün kılan “ortak dile” (Türkçeye) karşı çıkmasının
makul bir açıklaması yoktur.

  • Kürtçe eğitim talebinin amacı, yurttaşların eğitim ihtiyacının karşılanması değildir.

Suriye ve Irak’ta yapılamayan Kürtçe eğitim, böyle bir eğitim açısından koşulların
daha da elverişsiz olduğu Türkiye’den talep edilmektedir.

Kürtçe eğitim talebinin kabulü, birinci olarak tamamen nesnel nedenlerden ötürü, (Kürtçenin modern bir eğitim dili olarak yetersizliği) Kürt yurttaşların eğitim hakkını ortadan kaldırır ve onları medreselerin Ortaçağ eğitimine mahkûm eder.

Fethullah Gülen ve Hizbullah’ın Kürtçe eğitim talebini sahiplenmeleri boşuna değildir.

İkinci olarak böyle bir talebin kabulü hemen arkasından “nerede?” sorununu getirecektir.
Yani gündeme gelecek olan Türk’ü ve Kürt’ü birbirinden ayıracak sınırdır.

Dolayısıyla Türkiye’nin ulusal devlet yapısı değiştirilmeden bu talep karşılanamaz.

Türkiye’nin etnik temelde bölünmesi ise bilindiği üzere bir ABD projesidir.

Sonuç olarak; Kürtçenin her düzeyde öğretilmesine ve geliştirilmesine evet;
Ama eğitim diline gelince; her bakımdan daha gelişmiş ve Türk-Kürt hepimize ait olan, milletimizin birleştirici harcı Türkçe…

Mehmet Bedri Gültekin